Civanperçemi de denilen ve çiçekleri halk hekimliğinde kullanılan otsu bir bitki...

Ayvadana, Akbaşlı, Arapsaçı,
Barsamotu, Binbir yaprak otu,
Dağçayı,  Dülgerotu,
Kandilçiçeği, Keteğen, 
Marsamotu,   
Yaraotu,

Uludağ' da yetişen civanperçemi' ne Ebümülük denir.

Civanperçemi (Achillea millefolium); 
Yöresel olarak akbaşlı, barsamaotu, binbiryaprakotu, marsamaotu, beyaz civanperçemi, sarı civanperçemi ve kandilçiçeği diye de anılır. Mayıs-Ekim ayları arasında çiçek açar. 30-70 cm arasında boya sahiptir. Çayırlarda, tarlalarda, yol kenarlarında bolca yetişir. Hayatımızdan ayrı düşünemeyeceğimiz bir şifalı bitkidir. Türkiye'de 40 kadar civanperçemi türü bulunmakta ve bunların birçoğu kullanılmaktadır. Türlerine göre 5-100 cm yükseklikte, yapraklar yünlü gibi tüylü ve parçalı, çiçekleri ; beyaz, fildişi beyazı, soluk sarı veya altın sarısı rengindedir. Çok yıllık ve otsu bir bitkidir.
Özellikle bahçelerde refakatçi bitki olarak çok kullanışlıdır. Bazı kötü niyetli böcekleri kovmakla kalmaz, bu böcekleri tüketen, yararlı böcekleri (uğur böceği ve çiçek böceği gibi) cezbeder. Toprağın kalitesini arttırır, yaprakları oldukça iyi bir gübredir, ayrıca etrafındaki diğer bitkilere de doğrudan faydalı olduğu söylenir. Yakınlarında yetiştiği hastalıklı bitkilerin sağlıklarını geri kazanmasına yardımcı olduğu söylenir. Mavimtrak renkli bir uçucu yağ taşır. Bu uçucu yağda azulen, limonen, sineol, borneol, pinenler, seskiterenler vardır. Bitki çayırlarda, dar tarla yollarında, yol kıyılarında ve tahıl tarlalarının kenarlarında kümeler halinde yetişir. Güneşli havalarda çevresine aromalı keskin bir koku yayar. Özellikle bahçelerde refakatçi bitki olarak çok kullanışlıdır. Bazı kötü niyetli böcekleri kovmakla kalmaz, bu böcekleri tüketen, yararlı böcekleri (uğur böceği ve çiçek böceği gibi) cezbeder. Toprağın kalitesini arttırır, yaprakları oldukça iyi bir gübredir, ayrıca etrafındaki diğer bitkilere de doğrudan faydalı olduğu söylenir. Yakınlarında yetiştiği hastalıklı bitkilerin sağlıklarını geri kazanmasına yardımcı olduğu söylenir. Aslında çiçekleri, güneşin en etkili olduğu saatlerde toplamak gerekir, çünkü o sıralarda eterli yağları ve şifalı gücü doruk noktasında olur. 

Şu hastalıkların tedavisinde kullanıldığı bildirilir: Adet (aybaşı) kesintisi, enfeksiyon giderici, bağırsaklar, kanama, kan pıhtılaşması, tansiyon (düşürür), kan temizleyici, kan damarları (güçlendirir), nezle, soğuk algınlığı, su çiçeği, kan dolaşımı, gebelik önleyici (kanıtlanmamıştır), sistit, diyabet tedavisi, sindirim (canlandırır), hazımsızlık, egzama, ateş, grip, gastrit, salgı bezi sistemi, kalp atışı (yavaş), ingluenza, böcek kovucu, iç kanama, karaciğer (canlandırır ve düzenler), akciğer (kanama), kızamık, adet görme (bastırılmış), menoraji (aşırı mensturasyon), aybaşı (düzenler, ağrıyı hafifletir), memeler (ağrı), burun kanaması, basur (kanama), çiçek hastalığı, mide hastalığı, diş ağrısı, tromboz, ülser, idrar antiseptik, Rahim (sıkışma ve daralma), varisli damarlar, kuruntu.

Yine, ayrıca civanperçemi çayının soğuk algınlığını 24 saat içerisinde geçirebileceği söylenir. İyi bir kanamayı durdurucudur ve antibiyotik etkiye sahiptir. Ve de özellikle kadınların göz ardı etmemesi gereken bir bitkidir.
Düzenli olarak içilen bitki çayı ile migren tümüyle iyileşebilir. Bedeni temizleyici etkisi sayesinde, yıllar boyu yer etmiş hastalıkları bedenimizden dışarı atabiliriz. Civanperçeminin en iyi biçimde ve doğrudan kemik iliğini etkilediğini ve orada kan üretimini düzene soktuğunu özellikle belirtmek gerekir. Bu gücü sayesinde bitki, kemik iliği hastalıklarında,çay kürleri, banyolar ve tentür kullanımı yolu ile yardımcı olabilir. Mide kanamalarında ve basur (hemoroid) kanamalarında olduğu kadar, mide basıncı ve mide yanmalarına karşı bitki çayı çok kısa sürede başarı sağlayabilir. Soğuk algınlıklarında, sırt veya romatizma ağrılarında bitki çayı elden geldiğince sıcak olarak içilmelidir. Bitki çayı böbreklerin düzenli çalışmasını sağlar, iştahsızlığı giderir, gazları ve mide kramplarını, karaciğer düzensizliklerini, mide ve bağırsak kanalı iltihaplarını iyileştirmeye yardım eder ve bağırsak beze çalışmalarını düzenleyerek, dışkılamayı kolaylaştırır. Kan dolaşımına ve damar kramplarına karşı çok etkili olduğu için bitki çayınıkoroner yetmezliğinde de önerilebilir. Rahatsız edici vajinal kaşıntılar, bitkinin kaynama suyu ile yapılan yıkama ve oturma banyoları sayesinde yok olabilirler. Civanperçemi çiçeklerinden, basura karşı etkili bir merhem hazırlanabilir. 

Uyarı:
Gebelik süresince kullanılmaması tavsiye edilir. Bazı kişilerde de alerjik tepkilere yol açabilir. Bir çalışmaya göre ise, civanperçeminin alkol özü laboratuar farelerinin sperm üretimini azaltmıştır.  Başkaca bilinen bir yan etkisi yoktur.

Ege yöresine özgü, patlıcan ve kuşbaşı etle yapılan bir yemek...

Zimirnika,
Pabucaki,


Malzemeler;
750 gr. kuşbaşı kuzu eti,
8 adet bostan patlıcanı,
2 adet orta boy soğan,
6 adet orta boy domates,
Tuz, Karabiber.


Yapılışı;
Patlıcanlar alacalı soyulur.İçleri oyulur ve tuzlu suda acısı çıksın kararmasın diye bekletilir.Ufak ufak doğranmış kuzu eti ve domates, rendelenmiş soğan, tuz, karabiber karıştırılır. Hazırlanmış harç patlıcanların içlerine doldurulur. Üstleri domates parçaları ile kapatılırak dizilir. Üzerine 1.5 bardak su ilave edilir. üzerine 3 adet domates rendelenerek kapağı kapatılır ve 1.5 saat ağır ateşte pişirilir.
Afiyet olsun...


Ayrıca Yunanistan`da yayımlanan yemek kitaplarında bizim mis gibi sarmısaklı köfteye `Sucukaki Zimirnika` derler.

Eski Peru halklarının dokuz gün süren dinsel bayramı...


Raymi,
Inti Raymi Festival,

İnkalar genellikle güneşe adanmış tapınaklar inşa etmişlerdir. İnkalar’ın egemenliğine girmiş halklar da kendi bölgelerinde, onlarla ittifak olduğunu göstermek üzere veya gerçekten tapınmak amacıyla çeşitli güneş kültü yapıları inşa etmişlerdir. Kültün coğrafi genişlemesine tanıklık eden bu yapılardan bazıları günümüzde halen görülebilir durumdadır. İmparatorluğun en önemli bayramı İnti Raymi idi; kış gündönümünde, yani güney yarımküresinde en kısa gün olan 21 Haziran’da kutlanırdı. Bu bayram sırasında hem önceki yılda bahşedilmiş tüm iyi şeyler için şükran ifade edilirdi, hem de tarımsal ürünlere ilişkin olarak Güneş’ten korunma dileğinde bulunulurdu.


Bu uygarlıkta başta bulunan ulu öndere « İnka’nın tek efendisi » anlamına gelen "Sapa İnka" ünvanı verilirdi.


Uygarlığın Başkenti bugünkü Peru’nun Cuzco kentiydi. İlk kez Peru'nun dağlık arazilerinde bir oymak olarak ortaya çıkan İnkalar zamanla önce krallık, daha sonra (14.-15 yy.'da) imparatorluk haline geldiler. Politeizm, animizm ve şamanizmin bir karışımı olarak ifade edilebilecek İnka dininde İnka hanedanınca desteklenen ve ibadet edilen tanrı, İnti'dir (Güneş Tanrısı). İnkalar bu tanrının bedenlenmiş temsilcisi olarak gördükleri imparatorlarını "Güneşin Oğlu" diye tanımlardı.

Hastalık derecesinde alışveriş yapma saplantısı...

Oniomani - Oniomania,(Alış-veriş hastalığı).

Satın almaya karşı aşırı arzu; kişide ihtiyacı olmadığı şeyleri de satın alma eğilimi.

Arkadaşlarınızla olmak yerine alışverişe gidiyorsanız, hiç ihtiyacınız olmayan ürünleri satın alıyorsanız, paranız yokken bile alışveriş yapma isteğinizin önüne geçemiyorsanız, alışveriş bağımlısı olabilirsiniz. Alışveriş hastalığının adı "oniomani"dir ve 1900'lerde tanımlanmıştır. Oldukça eski bir tarihte tanımlanmış olması o zamanlar bile böyle bir rahatsızlığın olduğunu gösteriyor. Bugün modern dünyanın bir getirisi olan tüketim kültürü, insanları medya aracılığıyla daha fazla almaya ve tüketmeye zorluyor. Alışveriş hastalığını körükleyen albenili reklamlar, narsist sloganlar ve bunların yanı sıra sezon sonu indirimler, kampanyalar ve kredi kartlarına bol taksit seçenekleri de alma dürtüsünü daha da arttırıyor.

Alışveriş bağımlılığı, tedavi edilmesi gereken psikolojik bir rahatsızlık olmasının yanı sıra aslında ciddi bir bağımlılık türüdür. Bu psikolojik hastalık; kişinin alışveriş yaparak rahatlaması, mutlu, güçlü ve kendini diğer insanlardan daha üstün hissetmesi gibi belirtiler gösterir. Genelde kişinin kendini depresyonda, yalnız ve problemleriyle başa çıkamaz hissettiğinde gittikçe artarak kontrolsüz alışveriş yapmasıyla ortaya çıkar.

Eğer bağımlı olduğunuzu düşünüyorsanız tedavisi olduğunu bilin. İlaç tedavisinin olumlu sonuçları olduğunu yaptığı araştırmalarla desteklemiştir. İlaç tedavisi yanında psikolojik destek almak, daha da iyi sonuçlar verecektir. Alışveriş hayatın bir parçası olmalı ama tümü değil. Her hafta sonunuz AVM' lerde geçmemeli. Alışveriş yaşamın bir parçasıdır ama asla yaşamın anlamı değildir. Keyifli ve eğlencelidir ama hayatın tümü değildir. Alışveriş dışında da hayatınızda anlam katacak aktiviteler ve rahatlama yöntemleri bulun,yardım almaktan çekinmeyin. Unutmayın nelere sahip olduğunuz değil kim olduğunuz önemli.

Zoralım ...

Müsadere,
Yasak edilen bir şeyin kanuna göre elden alınması. Zulüm ve cebir. Cebren.

Zincirden yular ya da ayak kösteği...

Keşen,

Zina eden kadın...

Zaniye,
Zina eden kadın. 
Meşru olmayan nikahsız cinsi münasebette bulunan kadın.
Arapça, zaniye, (ﺯﺍﻧﻴﻪ) 
Zaniye Arapça zanі kelimesinden türetilmiştir. Zani zina eden anlamından gelir. Zaniye, zina eden kadın demektir.
Zina eden kadın.  

Nikahsız cinsel ilişkiye ise zina denir.
Zina, 
Arapça, [ زناء ] 
Nikahsız cinsel ilişki.
Aralarında evlilik bağı olmayan kişiler arasındaki cinsel ilişki.
Haram ve büyük günah olan ve nikahsız olarak yapılan cinsi münasebet.

Zina eden, 
Zinakar, 
Arapça zinakar, [ زناکار ] 

Cima,
Eski dile kullanılan bir kelimedir.
İnsanlarda çiftleşme, cinsel ilişki.
Arapça, cima [ جماع ] 
Cinsel ilişki.
Cima etmek, 
Cinsi münasebet. 
Çiftleşmek. 
Zamm etmek.

Zina işleyen, eden ...

Zani,
Zina eden. Meşru olmayan nikâhsız cinsî münasebette bulunan.

Zincirleme...

Teselsül, Zincirleme, Zincir gibi birbirine bitişik kısımlar olma. Silsile peyda etme. Zincirleme halinde olan, birbirine bağlı, silsile, dizi.
Bazı şeylerin zincirleme olarak birbiri ardınca dizilmeleri; eşya ve olayların birbirine dayanarak arka arkaya gelmeleri. Mümkün olan eşya ve olayların husûle gelmede birbirlerinin müessiri olarak, yani birbirlerine sebep müsebbeb (illet ve ma'lûl) olarak mazi yönünde bir noktada durmaksızın sonsuza doğru devam etmesi.

Silsile; 
1. birbirine bağlı, birbiriyle ilgili şeylerin oluşturduğu dizi, sıra
2.bilinen en eski atalardan yaşayan torunlara kadar aile sırası


Müteselsil; Birbirini takib eden. Zincirleme, arasız, uzayıp giden. Birbirine bağlı olarak, peşpeşe devam eden.

Zinde, dinç ...

Diri, Dinç.
Zinde; (Farsça) 1. diri, yaşayan, canlı. 2. dinç, sağlam, güçlü kuvvetli. -erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Zurnalı ve tulumlu bir çalgı...

Gayda,

Gayda kamıştan yapılmış çift düdük ve tulumdan oluşan, tiz sesli, nefesli bir enstruman adı olup Trakyalı, Bulgar, Makedon ve İskoçların milli çalgısıdır. İskoç Gaydası, İrlanda Savaş Gaydası en tanınmış modelleridir. Kuzeydoğu Anadolu’da tulum (Türkçe), dankiyo (Rumca), tsimpona(Latince), guda (Lazca) adlarıyla bilinen sürekli pes ses veren ek boruya (İngilizce drone)sahip olmayan çeşitlerinin yanısıra Trakya ve Balkanlar da gayda adıyla bilinmektedir. İskoçya’daki çeşidine Gayda denir. Türklerde, Trakya ve Doğu Karadeniz yöresine özgü bir çalgı olmuştur.

Muhtelif yerlere göre isimleri;

Bock (Çek Cumhuriyeti)
Dankiyo (Rumca), (Trabzon)
Tulum (Türkiye)
Cimpoi (Romany)
Duda (Macaristan/Polonya)
Koza (Polonya)
Diple (Hırvatistan)
Tsambouna (Yunanistan On iki ada)
Askambandoura (Girit)
Gajdy (Polonya/Çek Cumhuriyeti/Slovakya)
Gaita (İspanya)
Surle (Sırbistan/Hırvatistan)
Mezoued/Zukra (Kuzey Afrika)
Bagpipe(İskoçya)

Zorlu, katı, şiddetli...

Yeğin,

Zorlayıcı ....

Cebri, 
Mecburi,
Arapça, cebri ,  جبری
Zoraki, zorla.
Zorla yapılan,
Zor kullanılarak yaptırılan.
Cebri muamele.

Zorla icra olunan, 
Zorlama,
Rızası olmadan zorla yaptırılan. 
Cebriye fırkasından olan.  

Cebri / جبری  
Zorla, zorunlu olarak.  
Zorla icra olunan, rızası olmadan zorla yaptırılan.  

İnsan iradesini inkar eden batıl bir mezhebe inanan kimse.  
Zorla, zorlamalı.  
Zoraki, zorla. 
Kulun iradesini inkar eden batıl Cebriye mezhebi.

Zorlu, sindirici güç...

Satvet (arapça), 
Hışım ve şiddetle kavrayıp almak, birisinin üzerine şiddetle sıçramak ve hamle etmek.
Ezici kuvvet, zorluluk.

Zorlu, katı, şiddetli...

Yeğin,
Baskın, üstün, iyi, yiğit, güçlü, çalışkan, Bereketli, Bol.

Zorluk, güçlük...

Usr,

Tuna Irmağı’nda kullanılan bir tür yolcu kayığı...

Oransa,
Gırlaç.

Donau - Tuna Nehri, Almanya'nın güneyinde Kara ormanlar bölgesinde Brege ve Brigach dağ ırmaklarının 678 m yükseklikteki Donaueschingen'de birleşmesiyle meydana gelir. Donaueschingen'den Karadeniz'e döküldüğü Sulina limanına kadar uzunluğu 2779 km'dir. Bunun 2415 km'si üzerinde Seyrüsefer yapılmaktadır. Tuna nehri coğrafi bakımdan üçe ayrılır: kaynağından gönyü'ye kadar yukarı tuna (988 km), gönyü'den turnu severin'e kadar orta tuna (860 km) buradan nehir ağzı sulina kadar aşağı tuna (931 km).


Kaynağından denize döküldüğü noktaya kadar Almanya, Avusturya, Slovakya, Macaristan, Hırvatistan, Sırbistan, Bulgaristan, Romanya, Moldova ve Ukrayna olmak üzere toplam 10 ülkenin topraklarını katetmektedir.

Tuna nehri havzasının yüzölçümü 817.000 km2, uzunluğu 1690 km, eni ise 820 km'dir. Bu hidrografik havzada değişik uzunlukta 120 kadar ırmak ve nehir Tuna'yı beslemektedir. Bunlar arasında 500 km'den daha uzun olanlar İnn (505), Drava (893), Tisza (966), Sava (861), Morava (563), Olt (542), Siret (726) ve Prut (950)'dur.

Konfüçyanizm' in, "hakbilirlik" alnamına gelen yedi temel ilkesinden biri...

Yi,

Konfüçyüs, Çinli filozof, M.Ö. 551 - M.Ö. 479 tarihleri arasında, Doğu Zhou Hanedanlığı döneminde yaşadığı sanılmaktadır. Kong Qiu adı altında, Lu devletinin Qufu şehrinde (günümüzde Shandong eyaleti) doğmuş ve aynı şehirde vefat etmiştir.

Öğretisinin ana teması insancıl düzendir.Buna ulaşmanın yolunun diğer insanlara saygı ve atalara hürmet etmekten geçtiğini belirtmektedir. Konfüçyüs „Yüce“ ( junzi), mükemmel manevi insan olarak anılmaktadır. Yüce/iyi insan, ancak dünya bütünüyle uyum içinde yaşayan insandır: "Ahlaki varlığımızın tüm dünya düzeniyle uyum içinde olma noktasına erişmesi", insanın ulaşabileceği en büyük amaçtır. "Uyum, denge ve iç huzura erişmenin yolu Konfüçyüs'e göre eğitimden geçer".


Anaya-Babaya saygı (xiao),
İnsancıllık / merhametlilik (ren),
Adalet (yi),
Yazıtlar / ayinler (li).

Hıristiyanlıkta şarap ve ekmeğin kutsandığı dinsel tören...

Kudas,

Manda sütünden üretilen bir İtalyan peyniri ...

Mozzarella,
Dünyaca tanınan bir tür peynirdir. Peynir genellikle dilimlenmiş olarak servis edilir. Mozzare sözcüğü, İtalyanca'da "kesmek" anlamına gelmektedir.
Mozzarella peyniri, taze olduğu sürece genellikle beyazdır. Ancak, sütünden yararlanılan hayvana veya tazeliğe bağlı olarak sararabilmektedir. Mozzarella peyniri, yüksek yağ oranı nedeniyle yarı-yumuşak bir peynirdir. Bu nedenle özellikle geleneksel olarak günü gününe servisi yapılmaktadır. Ancak salamura olarak 1 haftaya kadar bekletilebilmektedir. Günümüzde vakumlu poşetler yardımıyla bu süre uzatılabilmektedir. Ayrıca az yağlı mozzarella peyniri 1 aya kadar bekletilebilmektedir. Ancak içindeki katkılarla beraber bu süre çok daha uzatılabilmektedir. Az yağlı peynirler de bu bağlamda son kullanma tarihi 6 aya denk gelecek şekilde satılır. Mozzarella peyniri pizza, lazanya gibi yiyeceklere katıldığı gibi, dilimlenmiş domates ve fesleğe ile beraber tüketilebilmektedir.

Manda, su sığırı ...

Dombay 
(Donbey),
Camuz, Camız, Camuş,
Kömüş,
Su sığırı,
Uzun seyrek kıllı derisinin rengi siyaha yakın, uzun boynuzlu, geviş getiren bir hayvan. 
Asya mandası (Bubalus bubalis), Camış olarak da bilinir, Türkiye'de camız, camış, kömüş ve donbey adları ile de anılır.


Boynuzlugiller (Bovidae) famiyasının sığırlar (Bovinae) alt familyasına ait bir tür. Çoğunlukla ev hayvanı olarak tanınır. Yabani mandaların sayıları çok azalmıştır.

Türkiyede ev hayvanı olarak yetiştirilen mandaların sayısı 1982 yılında 1.002.000 iken, 2006 yılına kadar 104.965'e düşmüştür (DİE,2006).

Çoğu diğer dillerde suya bağımlı yaşama şeklini ifade eden isimleri vardır; örneğin: "Water buffalo". 

Angola’nın iç kesiminde bir il...

Bie,
Angola güneybatı Afrika'dadır.
Portekiz'in bir denizaşırı sömürgesi olarak, Portekiz Batı Afrikası olarak da adlandırıldı.
Namibya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Zambiya komşularıdır. Batıda Atlas Okyanusu vardır. Eski bir Portekiz sömürgesidir. Petrol ve elmas gibi önemli doğal kaynakları vardır.


Bantuların kullandıkları N'gola kelimesinden Angola olarak Portekizce'ye geçmiştir.

İdari bölümler (18);
Başkent: Luanda
Bengo, Benguela, Bie,
Cabinda, Cuando Cubango, Cuanza Norte, Cuanza Sul, Cunene,
Huambo, Huila,
Luanda, Lunda Norte, Lunda Sul,
Malanje, Moksico, Namibe, Uige, Zaire.

Nüfusun etnik dağılımı: 
(1998)
Ovimbundular %37, 
Kimbundular %25, 
Bakongolar %13, 
Melezler (Avrupalılar ve Afrika yerlilerinin karışımı) %2, 
Avrupalılar %1, diğer %22
Din: Yerel inançlar %47, Roma Katolikleri %38, Protestanlar %15 
Dil: Portekizce (resmi), Bantuca ve diğer Afrika dilleri 
Para birimi: Kwanza (AOA)

Endüstri: petrol; elmas, demir yatakları, fosfat, boksit, uranyum ve altın; çimento; madencilik; gıda; balıkçılık; biracılık; tütün ürünleri; şeker; tekstil

Sipahilerin giydiği bir tür keçe külah...

Hartavi, 
Yeniçeri keçesine benzeyen toparlak, keçe külahtır.
Klasik çağ Osmanlı ordusunun belkemiğini oluşturan Tımarlı Sipahiler, ordu içindeki en kalabalık asker sınıfını oluşturur. Tımarlı sipahilerin Osmanlı askeri ve idari sistemi içindeki konumları Avrupalı tarihçilerce Orta Çağ Avrupası'nın şövalye sistemi ile karşılaştırılmalarına ve bazı kaynaklarda Osmanlı şövalyeleri olarak tanımlanmalarına neden olmuştur.


Tımarlı sipahi sınıfı temel olarak Türk atlı göçebe hayat tarzından kaynaklanan, Alp veya Batur olarak adlandırılan beye yeminle bağlı, asil, atlı savaşçı tipinin Klasik Osmanlı çağındaki ifadesidir. 

Hindistan’dan Filipinler’e kadar uzanan bölgede yaşayan bir geyik...

Rusa,

Müslüman kadınların yüzlerine örttükleri tül...

Lisam,

Güzelavratotundan çıkarılarak hekimlikte kullanılan zehirli bir ilaç...

Atropin,
Güzelavrat otu,

Atropa belladonna,
Atropa bella-donna. 
Kelimenin kökeni İtalyanca'dan gelir.

Bella-Donna, güzel kadın, güzel avrat anlamına gelmektedir. 
Patlıcangiller familyasına ait çok yıllık otsu bir bitkidir. 


Atropin denilen madde, bitkinin halüsinojenik özellikleri olan oldukça zehirli yemişleri boyunca olan yapraklarından elde edilir. 


Atropin maddesini kadınlar bir zamanlar göz bebeklerini büyütmek için kullanmışlardır.
Avrupa, Kuzey Afrika ve Batı Asya'da yetişir.

Güzelavrat otu dallanmış, otsu ve çok yıllık bir bitkidir. Çoğunlukla etli köke sahip bir yarı çalı olarak görülür. Bitki 1.5 metre, uzun oval yaprakları ise 20 cm uzunluğa kadar erişebilir. Çan şekilli çiçekleri hafif yeşil, soluk mor ve az kokuludur. 

Meyveleri olgunlaştıkça yeşilden parlak siyaha uzanan ve yaklaşık olarak 1 cm uzunluktaki yemişlerdir. Bu yemişler tatlıdır ve zehirli alkoloidler içermelerine rağmen taşıdıkları tohumlarla yayılmayı da sağlayan hayvanlar tarafından tükeltilirler.

İspanya ve Cezayir’de, tatlı badem, koruk, su ve şekerden yapılan serinletici içki...


Agraz,

(lat. acer, eksi’den isp. k.). is­panya ve Cezayir’de, tatlı badem, koruk, su ve şekerden yapılan serinletici içki. 

Kuzey Amerika’daki Kayalık Dağlar’da kışın esen kuru ve ılık rüzgâra verilen ad...

Şinuk,

Osmanlı devlet ileri gelenlerinin kullandığı bir bıçak türü..

Akva,
Bir tür sırmalı ve köstekli bıçak.

İdare lambası, idare kandili, toprak kandil ...

İlikmen, (Toprak Kandil).
Şinanay,

Osmanlı devletinde has ahırın en büyük yöneticisi...

İmrahor,

Osmanlı devletinin ekonomik bunalım içinde bulunduğu dönemlerde ayaklanma çıkaranlara verilen ad...

Celaliler,

Altı aylığa kadar körpe yaban domuzu...

Fesek,
Yaban Domuzu Familyası: Domuzgiller (Suidae). 
Avrupa, Asya ve Kuzey Afrika'nın ormanlık ve bataklık alanlarında yaşar. İri-uzun kafalı, gri veya kahverengi sert tüylü bir hayvan. Erkeği 180 cm uzunluk, 100 cm yükseklik ve 200 kg ağırlığa ulaşabilir. Tarlalara büyük zararlar yaparlar. 30 yıl kadar yaşarlar.Avrasya , Afrika , Hindistan yabandomuzu belli başlı çeşitleridir.

Ormanlık ve sulak bölgelerde sürüler halinde yaşayan bir memeli. Evcil domuzun atasıdır. İri, kaba vücutlu ve atik bir hayvandır. Çoğunlukla Avrupa, Asya ve Kuzey Afrika'da rastlanır. Ilık bölge hayvanlarıdır. Avustralya'da bulunmaz. İri-uzun başının ucunda disk biçiminde oynak bir burnu vardır. Ayakları dört parmaklıdır. Üst köpek dişleri dışarı uzayarak yukarı kıvrılır. Bunları toprağı kazıyarak bitki köklerini çıkarmakta ve savunmada kullanır. Gündüzleri çalılıklar arasında uyuklar. Pis çamurlu sularda yatarak vakit geçirir. Gece sürüler halinde ortaya çıkarak tarlaları 30 cm'yi bulan güçlü dişleriyle sökerek ekinlere büyük ziyan verirler. Yediğinden fazlasını sökmek ve çiğnemek suretiyle israf eder. Bitki köklerine düşkündür. Solucan, fare ve sürüngen de yer. Erkekler ayrı gruplar halinde dolaşır. Üreme devrelerinde dişilerin arasına karışırlar. Kızgınlık dönemleri kasım-ocak arasındadır. Dişi 4 aylık gebelik devresinden sonra 2 ile 12 arasında yavru doğurur. Çoğunlukla doğum mart-mayıs ayları arasına rastlar. Yavruların kahverengi postları koyu çizgili ve beneklidir. Dişi ile beraber dolaşırlar. 3-4 yılda erginleşirler.

Pis ve çirkin hayvanlardır. “Döğmeli Afrika domuzu”, dünyanın en çirkin hayvanı olarak şöhret yapmıştır. Düşmanları tarla sahipleri, kurt, vaşak ve leopardır. İnsanın kokusunu çok uzaktan alarak kaçarlar. Yaralı yabandomuzu çok tehlikelidir. Böyle bir durumda yüksek bir ağaca çıkmak en uygundur. Yavruları ile sıkıştırılan bir dişi de saldırgandır. Tarlalara büyük ziyan verdiğinden köpeklerin yardımıyla avlanır. Eti tirişinlidir.

Körler tarafından kullanılan ve bulucusunun adını taşıyan alfabe...

Braille,
Görme özürlülerin dünyasını değiştiren ve aydınlatan bir buluşun sahibi olan Louis Braille 4 Ocak 1809'da Fransa'da doğmuştur. Çocukluğun verdiği bir merak nedeniyle bir gün tek başına babasının çalıştığı ayakkabı tamir atölyesine girmiş, eline geçirdiği bir bıçakla derileri kesmeye çalışırken bıçak elinden kayarak sol gözüne saplanmıştı. Babası çocuğu hemen doktora götürmek yerine mahallede bir kadına götürmüş ve bu kadının uyguladığı yanlış ilaç ve tedavi sonucu Louis Braille’in gözü iyileşmek yerine tamamen kapanmıştı. Üstelik iltihap sağ gözüne de geçerek her iki gözünün kapanmasına yol açmıştı. Daha sonra doktora götürülen Louis Braille için yapılacak bir şeyin kalmadığı anlaşılmıştı. Louis Braille okul çağına geldiğinde varlıklı bir kişi olan Valentin Pauy tarafından 1730'da Dünyada ilk olarak Paris'te açılan körler okuluna gönderildi. Bu okulda görme özürlülerin eğitimi sadece kulak yoluyla ve ezberleme yöntemiyle yapılıyordu. Valentin Hauy gören insanların kullandığı yazıyı kabartma çizgiler haline getirerek görme özürlülerin okuyabileceğini düşünmüş ve karar vermişti. Ancak sonuç başarılı olmamıştı. Çünkü, bu şekilde oluşturulan yazılar görme özürlüler tarafından çok büyük bir güçlükle okunuyordu. Bu yöntemle yazılan kitaplar çok hantal ve kabaydı.

Louis Braille özel bir yazı sistemi üzerinde çalışmalarını sürdürürken aklına gelen her yöntemi denemeye başlamıştı. İplerden, çivilerden, çubuklardan ve kurşunlardan yararlanmaya çalıştı. Bu sıralarda Fransız ordusunda görevli bir subay, geceleri askerlerine düşmandan habersiz gizli emirler göndermek amacıyla bir yazı sistemi geliştirmişti. Gece Yazısı adını verdiği bu sistem çizgi ve noktalardan oluşuyordu. Çharles Barbier adlı bu subay bir gün Paris’teki Körler Okulunu da ziyaret ederek geliştirmiş olduğu bu yazıyı okul müdürüne gösterdi. Bu yazının görme özürlüler tarafından da kullanılabileceğini düşünüyordu. Ancak okul müdürü yazıyı inceledikten sonra görme özürlüler için bu yazının uygun olmadığına karar verdi. Çünkü, bu sistem çok sayıda noktalardan ve çizgilerden oluşuyordu ve oldukça karmaşıktı. Bu arada Louis Braille de Charles Barbier adlı subay tarafından geliştirilmiş olan yazıyı incelemiş ve o da bu yazının görme özürlüler için uygun olmadığı kanaatına varmıştı. En uygun yazı sisteminin nasıl olması gerektiği konusunda Louis Braille'in kafasında bazı ip uçları belirmeye başlamıştı.

Böyle bir yazının çizgilerden değil sadece noktalardan oluşması gerektiğini düşündü. Artık sıra noktaların sayısı üzerinde en doğru kararı vermeye gelmişti. Louis Braille yaptığı sayısız denemeler ve uzun süren çalışmalar sonunda 1825'de 6 noktadan meydana gelen bir yazı sisteminin, görme özürlüler için en uygun sistem olduğuna karar verdi. Daha sonra 6 noktadan oluşan bu yazı sistemiyle alfabedeki harfleri oluşturdu.

Louis Braille bulduğu yazı sistemini, istediği biçimde geliştirdikten sonra gizli gizli okuldaki arkadaşlarına öğretmeye başladı. Kağıt üzerine noktalarla kabartılmış bu yazı arkadaşları tarafından da çok beğenilerek büyük bir kabul gördü. Ancak öğretmenler bu yazının okulda kullanılmasına karşı çıkıyorlardı.

Louis Braille'in görme özürlüler için icat etmiş olduğu yazı sisteminin okullar tarafından kabul edilmesi o kadar kolay olmamıştır. Örneğin; ancak 1854 yılında Fransa'da, 1860'da Amerika Birleşik Devletlerinde, 1868'de İngiltere'de breyl yazının okullarda kullanılması kabul edilebilmiştir.

Sonunda 1918'de ülkeler arasında Louis Braille’in icadı olan Breyl yazı üzerinde tam bir görüş birliğine varılarak diğer yazı sistemlerinin tümüyle terk edilmesi kararlaştırıldı. Böylece noktalar savaşı da sona ermiş oluyordu. Daha sonra 1932'de İngiltere ile Amerika Birleşik Devletleri arasında yapılan bir anlaşma sonucu bu gün kullanılmakta olan İngilizce kısaltma sistemi kabul edilmiştir. O tarihten bu güne kadar İngilizce kısaltma sisteminde hiç bir değişiklik yapılmamış olması da dikkat çekici bir husustur.

Bulucusunun adını taşıyan ve körler için hazırlanan evrensel yazı sistemi, alfabe ..


Braille, 
Louis Braille 
(d. 4 Ocak 1809 - ö. 6 Ocak 1852), 
Görme engellileri için dünya çapında okuma ve yazma için kullanılan körler alfabesinin sistemini icat etti. 

Braille Alfabesinde, 1'den 6'ya kadar belli bir düzen içinde sıralanmış kabartmalı noktaları parmaklarla üstünden geçerek okunur. Özel karakterler içeren Asya dilleri dışında hemen hemen her dile uyarlanmıştır. 

Louis Braille'in kendisi de görme engelliydi.           

Braille alfabesi veya Körler alfabesi; 
1821 yılında Louis Braille tarafından geliştirilmiş görme engelli insanların okuyup yazması için kullanılan bir alfabe yöntemidir. İki kolon taşıyan dikdörtgen düzen üzerine dizilmiş altı kabartılmış noktadan oluşur. Her iki kolonda üçer nokta bulunur. 

Noktalardan her biri altmış dört farklı kombinasyondan birini oluşturması için farklı şekillerde dizilir.  Bu harfleri isimlendirmek için noktaların bulunduğu her bir pozisyon, yerlerine göre söylenir; 

Mesela, yukarıdan aşağıya, sol yanda 1'den 3'e kadar (temsili L harfi)  sağ ve sol yandan birinci (temsili C harfi).  

Braille sistemi aslında Charles Barbier'nin Napolyon'un talebi doğrultusunda, askerlerin gece karanlığında ışık olmaksızın anlaşmalarını sağlamak için geliştirdiği sisteme dayanır. 

Barbier'nin sistemi çok karışık ve öğrenilmesi zordu zira askeriye tarafından reddedilmişti. 1821 yılında Charles Barbier, Paris Milli Enstitüsü'nin körler bölümünü ziyaret etti ve Louis Braille ile tanıştı. Braille, Barbier'nin en büyük eksiğinin, alfabesinin sahip olduğu temsili harflerin insanın parmağını hareket ettirmedikçe anlaşılamaması olduğunu söyledi. Bu buluşta bir sembolden diğerine hızlıca geçilemiyordu. Kendisinin değişikliği, kör alfabesinde devrim yapan 6'lı nokta sistemiydi. 

İnce kabuklu bir erik cinsi...


Üryani,

Erik, gülgiller (Rosaceae) familyasından   cinsinden meyvesi yenen bazı ağaç türlerinin ortak adıdır. Ülkemizdeki en tanınmış erik çeşitleri can eriği, papaz eriği, mürdüm eriği ve tatlı üryani eriğidir.

Memleketimizde yetiştirilen erik çeşitleri;
Can, Santa Roja, Red Kennen, Climax, Formasa, Reine Claude Violette, Reine Claude Verte, President, Giant, Red Heart, Stanley, Köstendil, Karagöynük, Üryani, D'Agant'tır.


Üryani eriği Kastamonu bölgesinde yetişen bir erik türüdür. Üryani eriği, Ağustos ayı başlarında olgunlaşır. Meyve olarak yendiği gibi kompostosu, pestili ya da marmeladı yapılabilir. 

Üryani eriği dallarından toplandıktan sonra dış kabukları soyularak dizilir ve güneşte kurumaya bırakılırlar. Kurutulmuş erikler Hoşaf yapımında kullanılır. Pestil için ise erikler yaş meyveyken kabukları soyulduktan sonra kaynatılıp çekirdekleri çıkarıldıktan sonra özel hazırlanmış tahtaların üzerine ince bir şekilde serilerek (yayılarak) kurutulmaya bırakılmaktadır.  Marmeladı ise kurutulmaya bırakılmadan önceki halidir.

Üryani eriği Ağacı gülgillerdendir. Bilindiği üzere eriğin özellikleri arasında sağlığa faydalı kısımlar da mevcuttur. Onlardan bir kaçını sayarsak; Bol miktarda B vitamini içermekte olup bağırsak ve mide sorunlarında tedavi özelliği vardır. Erik ayrıca potasyum ve magnezyum minerali açısından da zengin bir meyve olduğundan, uzmanlar karaciğer, kalp ve böbrek hastalıklarına, sindirim rahatsızlığı çekenlere, tuzsuz rejim yapan ve romatizma rahatsızlığı olanlara da önermektedir.



Üryani Eriği Kompostosu (Hoşafı);

Malzemeler;

1 Su bardağı kuru üryani eriği
1 Su bardağı toz şeker
5 Su bardağı su

Yapılışı;


Kurutulmuş üryani eriklerimizi ılık su içersinde 5 dakika bekletiriz. Süzgece aldıktan sonra yıkarız. Yıkadığımız eriklerle birlikte bir tencereye 5 su bardağı su koyarak kaynatırız.(Ocak ısısının yüksek yani harlı olmasına dikkat etmeliyiz. Aksi halde kısık alevli pişirildiğinde erikler yumuşayarak dağılır.)  Tenceremizin kaynamaya başlamasından sonra 30 dakika daha kaynatarak erikleri pişirmiş olacağız. Son olarak, kaynayan ve pişen eriklerimize 1 su bardağı şeker ilave edip 3 dakika daha kaynattıktan sonra ocak söndürülerek kompostomuzu soğumaya bırakırız.

Soğuduktan sonra içime hazır olan hoşaf, özellikle mide ve bağırsak sorunlarının giderilmesinde, kabızlık şişkinlik,hazımsızlık gibi şikayetlerde ve ayrıca romatizma mafsal sorunları ile bağırsak solucanlarının tedavisinde hiç bir yan etkisi olmayan doğal bir şifa kaynağı olarak birebir etkilidir.

Yunan mitolojisinde, Dionysos' un annesi olan yeraltı tanrıçası...


Semele,

Dionysos ( Dionysus ) Romalılar onu "Bakkhus (Bacchus)" olarak bilir. Zeus ve Semele'nin oğludur. Şarap ve bitkiler tanrısıdır. Dans, festival ve eğlence gibi insanı gündelik yaşantıdan uzaklaştıran her şeyi temsil eder.

Semele Thebai'ın kurucusu olan kahraman, Kadmos ile Ares ve Aphrodite'den doğma Harmonia'nın kızlarıydı. Zeus ve Semele'nin aşkını kıskanan Hera, Semele'ye sevgilisi Zeus'tan, aşkının ispatı olarak tüm ihtişamıyla ortaya çıkmasını istemesini öğütledi. Semele'nin her dileğini yerine getireceğine söz veren Zeus, tüm ihtişamı ve gücüyle, tüm ışığıyla, gökgürültüsü ve yıldırımlar eşliğinde kendisini olduğu gibi, hiçbir ölümlünün bakamayacağı şekilde Semele'ye gösterdi. Bunun sonucunda altı aylık hamile olan Semele öldü. Zeus henüz doğmamış yavruyu anneden alıp ölmeden hemen önce kendi uyruk kemiğine yerleştirmeyi başardı. Birkaç ay sonra Dionysos babasının uyruk kemiğinden doğdu. Hera'nın öfkesinden koruyabilmek için Zeus oğlunu talihsiz Semele'nin kızkardeşi ve Athamas'ın karısı Ino'ya emanet etti. Çiftin Learkhos ve Melikertes isminlerinde iki oğlu vardı. Aldatılan Hera, Zeus'a yardım edenleri cezalandırmaya karar verdi. Ino ile Athamas'ı çıldırttı. Athamas, oğlu Learkhos'u geyik sanarak kargısıyla öldürdü. Ino'da Melikertes'i kaynar sularda haşlayarak öldürdükten sonra, kendisine geldiğinde oğlunun ölü bedenine sarılarak denize atladı. Dionysos ise Hera'nın gazabından kaçabilmek için dünyayı dolaşmak zorunda kaldı. 

Dionysos Yunanistan'a dönünce Thebai'a gitti. Orada Semele'nin kızkardeşleri kendisinin Zeus'un oğlu olmadığı, Semele'nin başka bir erkekle yaşadığı gayrimeşru bir ilişkinin bir sonucu olarak doğduğu dedikodusunu yaymışlardı. Thebai o zaman kendisi gibi Kadmos'un soyundan gelen kuzeni kral Pentheus tarafından yönetilmekteydi. Dionysos önce kendisi hakkında iftiraları yayan kadınları delirterek Kitheron Dağı'na kaçmalarını sağladı. Sonrasında ise Pentheus'u tanrı soyundan geldiğine ikna etmek için mucizeler gerçekleştirdi. Fakat Pentheus gördüklerine karşın ikna olmadı ve Dionysos'un tanrı soyundan geldiğini kabul etmedi. Son çare olarak Dionysos, Pentheus'u Kitheron Dağı'na gidip bir çam ağacının arkasına saklanarak oradaki kadınların çılgınlık hallerini kendi gözleriyle görmesi ve mucizeye şahitlik etmesi için ikna etti. Ancak Pentheus çam ağacının arkasına saklanmasına rağmen kadınlar tarafında farkedildi. Dionysos tarafından delirtilen kadınlar ağacı yerinden söktükten sonra Pentheus'u paramparça ettiler. Pentheus'un annesi Agaue, Kral'ın kellesini koparıp bir thyrsos'un (tepesi sarmaşıklarla kaplı, Dionysos'un simgesi olarak taşınan bir tür asa) ucuna geçirdi. Agaue bir aslan kellesi taşıdığını düşünmekteydi. Bu halde elinde asa ile Thebai'a döndü. Agaue ancak kendine geldiğinde öz oğlunu öldürdüğünü anladı.
 

Halk dilinde çalı, geven yığını...

Palatır,

Üç kişi arasında 32 kâğıtla oynanan, briçe benzer bir oyun...

Skat,

Alın...

Nasiye,

Antalya' nın Demre ve Finike ilçeleri arasında yer alan bir lagün...

Beymelek,

Beymelek Dalyanı, Türkiye'de ayakta kalan ve kendi kendine yeten sayılı sulak alanlardan biri. 5 bin dekarlık dalyanda çupra, levrek, mırmır, sargoz, beş tür kefal olmak 25 tür balık yaşıyor. Beymelek Dalyanı, yavru olarak gelen balıkların beslenme, barınma ve büyük balıklardan korunma alanı. Balıkların beslenmesi için zengin olanaklara sahip olan dalyanın kükürtlü ve 11-13 derece civarında suyuyla birçok göçmen kuşun üreme ve kışlama alanı olduğu bilinmektedir. Beymelek Lagünü, birçok göçmen kuş türünün beslendiği, barındığı, hatta ürediği alanlardır.  

Akdeniz Su Ürünleri Enstitüsü Beymelek Araştırma Merkezi tarafından, yapılan açıklamada, Akdeniz'de balık neslinin sürdürülmesi amacıyla başlatılan çalışma çerçevesinde, merkezin üretim alanı olan dalyan ağzında kuzuluklara giren balıkların anaç hale geldikten sonra tamamının denize tekrar salındığını  beş yıldan bu yana, avlanan ve anaç konuma getirilen balıkların tekrar doğaya salınmasıyla dalyandaki balık popülasyonunun arttığı bildirilmiştir. Her balığa en az bir kez üreme şansı veriliyor. Her salınan balığın yavruları da beslenmek ve büyümek için dalyana geri geliyor. Balık varlığı da her yıl katlanarak artıyor.


Beymelek Dalyanı, ekonomik türü olan bazı balıklar için kuluçkahane görevi görmektedir. Beslenmek ve barınmak için gelen yavru balıklar anaç konumuna geldikten sonra yeniden denize salınmaktadır. 

Güzeli en üstün, en yüce değer sayan kişi...

Estet,
Güzeli ve güzelligi seven demektir.

Estetik kelimesinden gelir. Güzel olana ilgi duyan kişi anlamındadır. Güzel olan nesnel olmadığı için her estet farklı şeyleri güzel bulur ve onlarla ilgilenir. Bazı kişilerce bir hakaret kelimesi olarak kullanılan, ve bu şekliyle insanlıktan yoksun, çirkinliğe tahammülü olmayan anlamındaki söz; ancak kelimenin yunanca orijini hatırlanmalıdır. Estetik “aisthesis” ya da “aisthanshai” kelimesinden gelir. Aisthesis duygu, duyuş anlamında, aisthanshai ise duymak, algılamak anlamlarına gelir. Estet denilen kişiler fiziksel diğil, ruhsal çirkinlik tanımlar, buna tahammül edemezler.

Gemileri, farklı iki su düzeyinin birinden öbürüne aşırmak için yapılmış ara havuz...

Lok,
Panama Kanalı, Orta Amerika'nın en güney ülkesi Panama topraklarında yer alır ve Atlantik Okyanusu ile Pasifik Okyanusu'nu birbirine bağlar. Dağ üzerindeki bir nehir vasıtasıyla 2 okyanusu, 
Atlantik Okyanusu ile Pasifik Okyanusu birbirine bağlayan bir kanaldır.
Okyanus ötesi sefer yapan büyük gemiler, içi su ile doldurulan üç havuzda (lok’da) aşamalı olarak deniz seviyesinden otuz metre yükseltilerek dağların arasındaki bir göle (Gatun gölü) çıkartılmaktadır. Bu küçük gölde bir müddet kendi Makina güçleriyle ilerleyen gemiler, çıkışta yapılan işlemin tersi uygulanarak, su seviyesi kademeli olarak düşürülen üç ayrı lok’tan daha geçerek diğer okyanusa varabilmektedir. 


Herbiri diğerinden on metre daha yüksek su tutma özelliğine sahip olan bu lokların genişlikleri 32 metre, uzunlukları ise 294 metredir.

Panama kanalının çalışma prensibi basit olarak izah edilirse; Geminin ilk loka alınmasının ardından kapaklar kapatılarak, deniz seviyesinden otuz metre yukarıda bulunan Gatun gölünden buraya su basılmaktadır. Kısa bir zaman sonra suyla birlikte on metre yükselen gemi, birinci ve ikinci loktaki su seviyesi eşit olduğu anda, kapakların açılmasıyla lokomotifler tarafından ikinci loka çekilmektedir. Aynı su yükseltme işleminin burada da tatbik edilmesiyle üçüncü loka geçilmekte ve sistematik olarak yapılan son operasyon sonucunda, gemi dağların üzerindeki göle çıkabilmektedir. Karşıdan gelen konvoyun geçişini müteakip gölde harekete geçen gemiler, çıkıştaki işlemin tersi bir uygulama sonucunda üç loktan daha geçerek diğer okyanusa ulaşmaktadır.

Kanalın yapımı, tarihin en büyük ve en zor mühendislik projelerinden bir olmuştur. Gemicilik üzerindeki etkileri ise, Güney Amerika kıtasının en güney ucu olan Horn Burnu'ndan dolaşma külfetini ortadan kaldırmış olması nedeniyle çok önemlidir.

Panama'da bir kanal inşa etme fikri 1500'lü yıllara kadar giderse de, ilk ciddi çalışmalar, Fransızların öncülüğünde 1880 yılında başlamış fakat bir sonuç vermemiştir. İnşaat ABD tarafından tamamlanmış ve kanal 1914 yılında hizmete açılmıştır. 77 kilometre uzunluğundaki kanalın yapımı sırasında, sıtma ve sarıhumma gibi hastalıklardan büyük toprak kaymalarına kadar her türlü güçlükle karşılaşılmış ve yaklaşık 27.500 kanal çalışanı bu süreçte can vermiştir. Kanal boyunca yolculuk yaklaşık 9 saat sürmektedir.

Kimi Slav uluslarında ''kral, prens'' anlamında kullanılan sözcük...

Knez,

Seralarda yetiştirilen domates gibi sebzelerde döllenmeyi sağlayan arı cinsi...

Bombus,
Bombus Arıları,
Yoz arı,       

Örtü altı tarımında polinasyon (çiçeğin döllenmesi) hizmetinde kullanılmak üzere denetimli koşullarda yetiştirilebilen, doğal koşullarda genellikle toprak altında yaptığı yuvada koloni halinde yaşayan bir yaban arısı cinsidir. 

Laboratuvar şartlarında bombus arısı üretimi denetimli olarak çiftleştirilmiş Ana arı (Kraliçe) ile yapılmaktadır.

Canlı döller üretebilen bir ana arı ve bunun dölleri olan işçi arılardan oluşan birime koloni denilir.  Laboratuvar ortamında çoğaltılabilir.

Bombus arıları, aslında halk arasında yoz arı olarak biliniyor. Bal yapma özelliği olmayan ve bu iş için özel olarak üretilmiş özel bir türdür. 
Doğada 60-70 türü bulunuyor. Ülkemizde çiftçilerin tercihi terrestirist adı verilen türdür.  

Bombus, renkli tüyleri olan, türdeşlerine göre oldukça iri yapılı ve genelde toprak altında yaşayan bir yaban arısı türüdür.  


Bombuslar, bütün gün bir çiçekten diğerine durmaksızın dolaşarak, çiçek tozu ve bal özü toplarlar. Bombuslar insanların kokusuz diye bildiği bazı çiçeklerin kokularını bile ayırt edecek kadar hassastır. 

Bombuslar vücut ağırlıklarının yarısı kadar yükü rahatlıkla taşırlar. İri olan işçi bireyler daha etkin besin toplayıcısıdırlar.

Bombus arısı kullanımı ile sera ürünlerinde meyve bağlama oranı, meyve iriliği, meyvedeki tohum sayısı, lezzetlilik ve bir örneklilik artmakta, hatalı meyve miktarı azalmaktadır. 

Ortalama verim artışı, domates ve biberde %10 ile 25, patlıcanda ise %7 ile 10 düzeyine olmaktadır. Bombus arıları bulundukları yere kolayca uyum sağlamaktadırlar.  

Çarşılarda aynı işi yapan esnafın bulunduğu bölüm ...

Arasta, Bedesten


Çarşılarda aynı işi yapan esnafın bir arada bulunduğu sıralı kısım dır. Köken Farsçadır. Arasta’da çeşitli mesleklerin loncaları vardı ve toplu olarak bulundukları yerlere adlarını verirlerdi. “Demirciler Arastası”, “Bakırcılar Arastası” günümüzde de halen aynı şekilde adlandırılmaktadır. Mesela Samsun' un Vezirköprü ilçesinde semaver imalatı yapılan çarşıya tenekeciler arastası denildiği gibi.

Mafya örgütünün suskunluk yasası...


Omerta,

Alyuvar...

Eritrosit,
Kanın yapısında üç önemli kan hücresi bulunur. Akyuvarlar (lökositler) savunma hücreleri olup vücudumuzu mikroplara karşı korur ve oldukca çok alt türevi vardır. Alyuvarlar (eritrositler) hücrelere oksijen taşır. Trombositler kanın pıhtılaşmasını sağlıyarak kanamaları önler.
Alyuvar, Eritrosit, kanda en çok sayıda bulunan hücre türüdür ve omurgalı hayvanlarda akciğer veya solungaçlardan vücut dokularına oksijen taşımasının başlıca aracıdır.


Alyuvarkırmızı kan hücreleri olarak da bilinen eritrosit sözcüğü Yunanca erythros (kırmızı) ve kytos (oyuk) sözcüklerinden türemiştir. Alyuvarları olan çoğu canlıda oksijen taşımakta kullanılan molekül hemoglobin iken yumuşakçalar gibi bazı canlılarda bakır içeren hemosiyanin bulunur.Alyuvar hücreleri kırmızı renge sahip oldukları için isimlerinde bu 'kırmızı' vurgusu yer almaktadır. Eritrosite sahip çoğu canlıda oksijen taşımakta kullanılan molekül hemoglobinken bazı canlılarda (yumuşakçalar gibi) bakır ihtiva eden hemosiyanin bulunur.

Alyuvar, Eritrosit, kanda en çok sayıda bulunan hücre türüdür ve omurgalı hayvanlarda akciğer veya solungaçlardan vücut dokularına oksijen taşımasının başlıca aracıdır.

Alyuvar ile ilgisi bulunan kan hastalıklarından bazıları:
Anemi (kansızlık) vücutta yeterli alyuvar veya hemoglobin bulunmamasıdır.
Demir eksikliği anemisi
Orak hücre anemisi

Talasemi
(Akdeniz anemisi/Akdeniz kansızlığı)
Sferositoz
Pernisyöz anemi
Aplastik anemi
Hemoliz
Polisitemi, 
Polisitemi vera


Yahudilikte, her cuma günbatımından cumartesi akşamüstü saatlerine değin süren kutsal tatil günü...

Şabat,

Türkiye Musevileri Hahambaşı İshak Haleva.
Çanakkale' deMekor Hayim Sinagogu'nda Şabat Duası yapılışı esnasında.
 

Nepal' de her beş yılda bir düzenlenen festival...

Gadhiami Festivali (Kurban Bayramı),

Nepal’in başkenti Katmandu’da yapılan bu festivalde Hint ve Nepal' li Hinduların katıldığı ve her beş yılda bir kutalanan kötülükleri sona erdireceği, şans ve refah getireceği inancıyla Hindu tanrıçası Gadhiami onuruna bufalo, keçi, koyun, tavuk, fare, domuz gibi hayvanlar kurban edilmektedir. Festival için yüz binlerce Hindu, sabah saatlerinden itibaren başkent Katmandu’nun güneyine 160 kilometre uzaklıktaki Bara bölgesinde bulunan ormandaki bir tapınakta toplanmaktadır. 


Tapınağın başrahibinin “Çok yaşa Gadhimai” diye bağırdıktan sonra iki sıçan, iki güvercin, bir horoz, domuz ve kuzu kurban etmesiyle birlikte, festival başlıyor. Bufaloların yaklaşık 250 kasabın eğri palalarla art arda keserek kurban ettiği festivalGadhiami festivali 5 yılda bir kutlanıyor. Festivale katılanlar, Tanrıça Gadhiami için hayvanların kurban edilmesinin kötülüğü sona erdireceğine ve refah getireceğine inanıyor.Hindu Tanrıçası Gadhimai onuruna kurban edilen hayvanları,  kurbanları getirenler, kurbanları kesildikten sonra onları götürüp bayram boyunca yiyor. devam ediyor. Töreni binlerce kişiden oluşan kalabalık, başrahibin hayvan kurban edişini izlemek için izlemektedir.

Üzüm ya da gübre taşımak için tahtadan yapılmış, çuval kapaklı küfe...

Zazbuk,

Üzüm taşımaya yarar tahta kab...

Mahra,
Üzüm taşımaya yarar tahta kab.
Eski dilde mahra.
Arapça mahra,
Üzüm taşımaya yarayan ağzı geniş, dibi dar tahta kap.
Üzüm taşımak için kullanılan ağzı geniş, dibi dar tahta sandık.

Şanlıurfa kentinin eski adlarından biri...

Ruha,
Orhoe(Orhai),
Edessa,
Kaliroe(Vodina),

Urfa’nın eski ismi Şemseddin Sami’nin Kamusü’l Alamı’na göre; “Ur” ya da “Urelkeldaniyn” olup, Büyük İskender’in fethinden sonra Makedonyalılar bu şehri vatanlarındaki Edessa (Vodina) kasabasına benzeterek bu adla ve “Akarsuları güzel” anlamına gelen “Kaliroe” olarak adlandırmışlar, Araplar da “Kaliroe” isminden esinlenerek buraya “Ruha” ismini vermişlerdir.
 Şanlıurfa' nın bilinen en eski adı, Edessa. Eski adı “Orhoe veya Orhai”dir. Dah sonra Araplar tarafından “R”ya çevrilmiştir.

Meşhur Arap tarihçisi Ebul Faraç''a göre Şanlıurfa, Nuh Tufanı''ndan sonra yeryüzünde kurulan ilk yedi yerleşim merkezinin ilki ve en önemlisidir. Hz. Adem (A.S.)''ın çiftçilik yaptığı, Hz. İbrahim Halil, Hz. Eyyüp, Hz. Şuayp, Hz. Elyasa gibi peygamberlerin yaşadığı bu bölge bugün "Peygamberler Şehri" diye anılmaktadır. Hatta Hıristiyanlar, Hz. İsa''nın mendilinin Şanlıurfa''da bulunmuş olmasından dolayı buraya Dir-Mesih adını vermişlerdir. Şanlıurfa''nın yüzyıllar boyu ayakta durmuş olması, manevi bir himayenin eseri olsa gerektir.
M.Ö. 2300 yıllarına ait Ebla tabletlerinde Harran'ın en eski ismine “Haranki“ olarak rastlıyoruz. Bu isim, Assurca “karayolu, yol, patika, yolculuk, iş seyahati, akın ve ordu“ anlamlarında kullanılmıştır.


Ebla tabletlerinden sonra, M.Ö. 1500 yıllarına ait Mari tabletlerinde Harran’ın ismi, “Haranimki“ ve "Kaskalnimki“, Eski Babil dönemi belgelerinde “Harranum“ ve “Kaskal“, Hitit Krallığı dönemine ait Boğazköy metinlerinde “Harrana“ ve “Kaskalni“, Yeni Assur belgelerinde ise, “Harrana“, “Harrânî“ ve “Harranu“ biçimlerinde geçmektedir.
Bölgemizin en eski adı, Hititçe çivi yazılı tabletlerde geçen ve M.Ö. 1500 yıllarına ait olan “Hur Ülkeleri“ adıdır. Bölgenin kuzeydoğusunda Alşe, kuzeyinde işşuva, güneybatısında ise Aştata ülkeleri bulunuyordu.

Şanlıurfa, tarihi geçmişi 9 bin yıl öncesine dayanan, Hz. İbrahim’in doğduğu, Hz. Eyyüb’ün yaşadığı, Hz. İsa tarafından kutsanan kent adeta bir müze şehir görünümündedir. Harran’ ı gezerken 4000 yıl öncesinin solunduğunu hissetmemek, Atatürk Barajının suladığı Harran Ovası’nda ise yaratılan bolluk ve bereketi gözlemlememek mümkün değildir.

Urfa ilinin ilçeleri; 
Akçakale,
Birecik, Bozova,
Ceylanpınar,
Halfeti, Harran, Hilvan,
Siverek, Suruç ,
Viran şehir.

Karacadağ Şanlıurfa’ nın en yüksek noktasını teşkil eder. Güney yarısında ovalar yer alır. Şanlı Urfa’nın etrafında çok sayıda mağara; sarnıç; polye; dolin bulunmaktadır. (Kanlı Mağara; Dedenin Sarnıcı vb.) Batıdan doğuya doğru Suruç; Harran; Viranşehir-Ceylanpınar; Halfeti; Hilvan ve Bozova Ovaları en önemli ovaları, Karacadağ; Tektek; Takırtukur; Susuz; Germuş; Nemrut; Şebeke; Arat dağları en önemli dağları, Fırat Nehri; Culap Suyu; Habur Nehri en önemli nehirleri ve Atatürk Baraj Gölü; Halil-ür Rahman Gölü; Aynzeliha Gölü de en önemli gölleridir.

Yemek kültürü oldukça zengin olan Şanlıurfa’ da Ayran çorbası, çagala aşı, pakla aşı, hıttı bastırması, sarımsak aşı, isot çömleği, erik tavası, semsek, has (marul) dolması, mımbar, acır bastırması, masluka, lebeni, borani, duvaklı pilav, etli köfte (çig köfte), haş haş kebabı, kemeli kebap, tike kebabı, tepsi kebabı, frenkli (domatesli) kebap, kemeli cacık, bostana, koruk salatası, katmer, aşır aşı, paliza, şıllık, haside, kuymak, zingil, paliza geleneksel yöresel yemekler arasında sayılabilir

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ