Gözdeki ağ tabaka...

Retina, Ağ tabaka,(Latince "rete" kelimesinden üretilmiştir.)

Retina, görmemizi sağlayan ışığa duyarlı hücreler ile sinir liflerini içeren tabakadır. Retina adını verdiğimiz ağ tabakası tıpkı bir duvar kağıdı gibi göz küresinin arka iç duvarını kaplar. Retina milyonlarca görme hücresi ve bunların bağlı olduğu sinir hücrelerinden oluşur. Bu sinir hücrelerinin uzantıları (yaklaşık 1,5 milyon) bir araya gelerek görme sinirini oluşturur. Bu hücreleri besleyen damarlar da retinanın içinde yer almaktadır. Retinada merkezi görmeyi sağlayan, ışığın odaklandığı, özelleşmiş bölgeye makula (sarı nokta) denilmektedir.Retinadaki bozukluk, görüntünün oluşmamasına, göz sinirindeki bozukluk da görüntünün beyne ulaşmamasına veya eksik ulaşmasına neden olur. Kişi görme yeteneğini kaybeder. Retina göz dibine oftalmoskopla bakıldığında görülebilir.Optik sinirin göz küresini elekli bir delik sisteminden geçerek çıktığı nokta papilla'dır, aynı bölge optik disk, optik sinir başı olarak da adlandırılır. Optik sinir başı, retinanın merkezinde yer alır, burada fotoreseptör hücreler olmadığı için bu noktaya düşen ışık algılanamaz ve görme alanındaki izdüşümü "kör nokta" olarak anılır.

Makula dışında kalan alan çevresel (periferik) retina olarak adlandırılır. Retina iris köküne yaklaşık 5-6 mm geride ora serrata denilen alanda sonlanır.Retinayı tehdit eden en önemli iki hastalık diabet ve hipertansiyondur.

İtalya'nın en ünlü peyniri ...

Parmesan Peyniri, Parmıcan,

İtalya'nın kuzeyindeki Parma adlı küçük bir şehirde üretilmeye başlanıp lezzeti ve kalitesi ile ünü tüm dünyaya yayılmış çok sert ve açık sarımsı rengi olan bir peynir türüdür. Genelde "Sezar Salata"da kullanılır.Parmesan, İtalya'da makarnanın, hamur işlerinin olmazsa olmazıdır. 

Parmigiano-reggiano (Parmesan): 16 litre inek sütünden bir kg Parmesan üretilir. İtalya'nın en ünlü peyniri Parmesan'ın en az bekletme süresi 12 aydır. Eskitilmede süre uzadıkça, peynirin kalitesi de artar. Dolayısıyla en iyi Parmesan peyniri 24-36 ay arasında dinlendirilmiş olanıdır.
Geçmişi 10. ve 11. Yüzyıllara dayanan bu peynir, sadece çiğ sütten işlenir. Pastörize süt kullanımına ilişkin araştırmalardan olumlu sonuçlar sağlanamamıştır. Ancak, kullanılacak çiğ sütün son derece kaliteli olmalı gerek ineklerin beslenmesinde ve sağlığında, gerekse hijyenik koşullarda süt sağımında belirli kurallara mutlaka uyulması gerekir.
Parmigiano Reggiano peyniri, olgunluk durumu ve yaşına göre değişen oranlarda (%68-82) kurumadde içeren çok sert bir peynir çeşitidir. Sofralık olarak kullanılmasının yanı sıra rendelenerek birçok gıdaya eklenerek de değerlendirilir.Peynirin şekli silindirseldir.Ancak silindirin kenarları hafif kabarıktır. Silindir çapı 35-45 cm, yüksekliği 18-24 cm ve ağırlığı 30-35 kg arasında değişir.24 kilogramdan daha küçükleri üretilmez.

Dış görünüş: genellikle saman sarısı renkli kabuğu vardır; Kabuğun bir bölümüne “Parmigiano Reggiano” sözcükleri ile üretici firmanın adı noktalar halinde basılmıştır; Kabuk,killi toprak ve bitkisel yağ karışımından oluşan mangan ve demir oksit içeren koyu kahverengi balçıkla (kil) sıvanmış olabilir.Bu sıvama maddesi zararsızdır, peyniri uzun olgunlaştırma sürecinde korumak amacıyla kullanılır.
Yaz peynirleri makarna soslarına, özellikle fesleğen sosuna çok uygundur. İtalyanlar bu peynirin çok sağlıklı olduğuna inandıkları için bebeklerin mamasına katarlar. Parmesan, pastörize sütten yapılmadığı için vitaminler ve elementler açısından da çok zengindir. Özellikle protein, kalsiyum, fosfor ve B vitaminleri açısından esaslı bir kaynaktır.
İç görünüş: açık saman sarısı renklidir; Pek göz içermez.
Konsistens: taneli ve hafif gevrektir, ufalanabilir özelliktedir.
Koku ve tat: son derece hoş aromatiktir, fakat çok keskin değildir.
Kurumadde oranı (%) : 70-73
Kurumaddede yağ oranı (%) : 35-38
Tuz (NaCl) oranı (%) : 1.8-2.1

Besin Değeri
Parmesan peynirinin 100 gr için;
Enerji: 372kcal
Protein: 35,6 gr
Yağ: 25,8 gr
Karbonhidrat: 0,1 gr
Kalsiyum: 360 mg
Yağlı parmesan peyniri 100 gr 440 cal

Kalsiyum deposudur.Makarna üzerine koyacağınız sadece bir çorba kaşığı parmesan, tavsiye edilen günlük kalsiyum miktarının %15’ini karşılar. Fazlaca tuzlu, ancak çinko oranı bir hayli yüksek. Sağlık değerlendirmesi: 6

Peynir türleri, çeşitleri...

Peynir
Farsça panir, sütten yapılmış. 
Peynir mayası ile mayalanıp pıhtılaştırılan sütten elde edilen besindir. Peynir mayası, sütü çökelterek pıhtılaştıran diyastaz. Peynir mayası normal olarak körpe hayvanların midesinde salgılanan ve kazei­ni çökelten bir diyastazdır. 

Eskiden buzağı veya kuzu şirdeni kurutulduktan sonra tuzlu suya bastırılmak suretiyle elde edilirdi.

Aroma, tat, yapı ve şekle sahip bir grup fermente süt ürünü için kullanılan genel isimdir. Peynir, kelimesi Farsça panir (sütten yapılmış) kelimesinden geçmiştir. İngilizce' ye ise Latince caseus kelimesinden gelmiştir. Peynir kelimesi Türkçedir. İlk kez Memluk Türkçesi'nde benir, penir, beynir olarak geçmiştir. Yazılı olarak en eski öz türkçe karşılığı ise Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılan Divanü Lugati’t-Türk kitabında geçmektedir; udma ve udhıtma. Udhıtmak Uygur Türkçesinde uyutmak anlamındadır, ve Udhıtma udhıttı, sütü uyutmak, uyumuş süt, peynir anlamında kullanılmıştır. 

Farklı Türk lehçelerinde farklı kelimeler kullanılmıştır: 
Ağrımışık, Sogut (Karluk), Kurut, Kesük, Çökelek, Bışlak.

Peynir mayasıyla yapılan peynirler üçe ayrılır:

  1. Yumuşak peynirler (taze peynir, çayır peyniri, kaşkaval, isviçre peyniri, dil peyniri, lor ve kaymak peyniri);
  2. Olgunlaştırılan peynirler (salamura beyaz peyniri, kirli hanım, kamamber, tu­lum peyniri);
  3. Sert kabuklu peynirler;
  • Küflü olanlar (rokfor);
  • küfsüz olanlar (kaşar peyniri, Felemenk peyniri, mihalıç peyniri, gravyer).  

Peynir çeşitleri ve türleri;
Aho Peyniri(Sürmene ),
Armola(Seferihisar),
Beyaz peynir(Edirne),
Cara (testi) peyniri(Hatay), Cıvık(Aydın),
Civil (Erzurum),
Çamur peyniri(Tire, Ödemiş),
Çayır Peyniri-Kirlihanım peyniri (Manisa, İstanbul), Çanak peyniri(Yozgat),
Çeçil (Kars), Çerkez-Abhaz, Çiü kesik peyni(Alaçam-Samsun),
Çivil Peyniri, Çuma Peyniri
Çökelek, Çömlek peyniri(Kayseri),
Derecik Peyniri(Denizli),
Dil,
Divle(küflü tulum peyniri)-Berendi tulum peyniri(Ereğli),
Dolak (Malatya tulumu),
Edirne, Ekşimik, Erimcik(lor), Ezine,
Füme Peyniri (Sakarya),
Gravyer(Kars), Golot (Trabzon),
Hellim(Diyarbakır), Şemdinli Herki Peyniri,
İmansız(Giresun, Artvin),
Kadina(Rize),Karaburun loru, Karın kaymağı(Sarıkamış),
Kaşar, Kaşkaval(kaşara benzer, tekerlek biçiminde peynir, taze kaşar-Balkanlar),
Keş,  Kerti Peyniri(Erzurum),
Kirlihanım peyniri (Çayır peyniri), Kolete(Doğu Karadeniz),
Keçi peyniri(Varto), Kopanisti(Ayvalık), Koleta Peyniri,
Kurutu(Kars), Kurçi Peyniri(Rize),
Küflü peynir(Konya, Ardahan), Külek peyniri,
Küp peyniri (Sivas), Küpecik Peyniri, Kesmük Peyniri(Çankırı),
Labne (krem), Lor,
Malatya Peyniri(Çiğ sütten yapılır), Meme peyniri(Antalya),
Mihaliç-Kelle peyniri (Balıkesir),

Minzi(Artvin), Minci, Yağı alınmış sütten elde edilen bir tür lor peyniri.
Otlu peynir(Van),
Rokfor(küflü peynir),
Salamura(Bingöl), Sepet, Sıkma(Adıyaman),
Surati, Manda sütünden üretilen bir Hint peyniri.
Sirikli-Otlu peyniri(Siirt, Şırnak), serto tulum peyniri),
Şavak-Şakak tulum (Erzincan), Elazığ Şavak (Şafak) Peyniri,
Tecen Peyniri(Mardin),
Teleme, Telli(Trabzon), Tomas (kuymaktan yapılan tulum peyniri),
Tulum (Erzincan),
Testi (Carra) Peyniri(Hatay),
Topak Peyniri, Kuzubaşı Peyniri (Urfa),
Tuluk çökeleği (Adana),
Uma, Artvin yöresine özgü, yağı çıkarılmış ayranın kaynatılmasıyla yapılan peynir.
Uyuşuk (Bursa yöresi),
Yağlı Tuluh Peyniri(Kars), Yörük,
Yumme(Artvin),

http://www.safakaydin.com.tr/

Bileği taşı, Kayağan taş, yassı düz taş anlamında bir taş...

Kayrak taşı, (Kayağan taşı, Bileği taşı, Slate, Arduvaz)

Metamorfik bir kayaç olan kayrak taşı, çamur taşları, silt taşları, şeyller ve volkanik küllerin farklı kompozisyonlarını içerir. Metamorfizma nedeniyle oluşan klivaj yapıları, bu taşların doğal olarak plaka halinde ayrılmasına sebep olur. Çok farklı mineral ve kompozisyonları nedeniyle, değişik renkler ve desenler verebilmektedir. Genel anlamda yapının ve uygulandığı yerin görüntüsünü değiştirmek ve dekor amaçlı kullanılır.

1-3 cm kalınlıktaki doğal kayraktaşı; duvar kaplaması, barbekü, şömine, iç mekan kaplamaları gibi dekoratif amaçlarla kullanılmaktadır. 1 tonu ile 14-15 m2 yüzey kaplanabilmektedir.


4-6 cm kalınlıktaki doğal kayraktaşı; yaya yolları, binek araç yolları, kelebek duvar yapımı, park ve bahçe düzenlemeleri, havuz kenarları, bina su basmanları gibi yerlerde kullanılmaktadır.
1 tonu ile 9-10 m2 yüzey kaplanabilmektedir.

6-10 cm kalınlıktaki kelebek duvartaş; çim arası harçsız olarak veya park ve bahçe düzenlemelerinde atlama taşı şeklinde, beton derzli olarak araç yollarında, merdiven basamağı yapımında olmak üzere değişik amaçlarla kullanılmaktadır. 1 tonu ile 5-6 m2 yüzey kaplanabilmektedir.

Kayrak Taşı,nın avantajları; Aşınmaya karşı dayanıklıdır. Isı ve mevsim değişikliklerinden etkilenmez. Yazın serin, kışın sıcak tutar. Dış cephelerde kullanılması ısı yalıtımı sağlar.Özelliğini yıllarca korur, özel bakım gerektirmez, rengini kaybetmez. Yüzyıllar boyu en sağlam yapı malzemesi olmuştur. Doğal yöntemlerle ve insan gücüyle işlenip satışa sunulmaktadır. İnşaatlarınızda iş yerlerinizde ömür boyu sıva boya istemez tozu yıkandığında pırıl pırıl olur. Su geçirgenligi %0,9 olduğu için su yalıtımı sağlamaktadır. 100-200 yıl boyunca binayı dış cephe derdinden kurtarmaktadır. Binaya görsel estetik ve prestij katar.

Güvercin cinsleri, çeşitleri ...

Güvercin,
Kuluga,

Columbiformes takımı iki alt takıma ayrılmaktadır. 
Biri Columbae, diğeri Pterocletes’ dir. 
Columbae alt takımı ise iki familyadan meydana gelmektedir 
Columbidae ve Raphidae’dir. Columbidae familyasının güvercin ve kumruları da içine alan bir çok alt familyası bulunmaktadır. 

Güvercinler, bugün dünyanın kutuplar hariç hemen her yerine dağılmış olarak yaşamaktadırlar ve 250’den fazla türü vardır. Bu gruba giren kuşların çoğu orta irilikte, küçük ve yuvarlak başlı, kısa ayaklı, uzun ve sivri kanatlı kuşlardır. Yerde beslenmeye uyarlanmış bir vücut yapıları bulunan bu kuşlar iyi uçucudurlar.


Güvercingiller ailesinin yurdumuzda sadece 7 türü doğal olarak yaşar.  

Bunlar;
Evcil Güvercin (Columba domestica)
Kumru (Streptopelia decaocto)
Gökçe Güvercin (Columba oenas)
Küçük Kumru (Streptopelia senegalensis)
Kaya Güvercini (Columba livia)
Tahtalı (Columba palumbus)
Üveyik (Streptopelia turtur)
Doğu Üveyiği (Streptopelia orientalis)

Güvercin ırkları,
Trakya güvercinleri, adını bu bölgemizden almış olan güvercinlerdir. 

Trakya Makaracısı, Trakya Taklacısı, Rumeli Taklacısı, Rumeli Yerlisi, Trakya Yerlisi (Yerli) adı ile bilinirler. Dünyada ise “Thrace Roller” adı ile tanınmaktadırlar.

Ülkemizde Bağdat, Bağdadi, Bağdadiye ve Bağdatlı adları ile bilinen bu güvercin ırkı, Irak kökenlidir.Manisa Şehzade Sarayına özgü, Sultan Güvercini, Hünkari ırkı bir refah ve incelik anlayışının birleşmesi ile, Osmanlı Sultanlarının kendilerine has bir mükemmel ırk geliştirme isteği sonucu, yüzyılların emek ve birikimi ile meydana gelmiştir.

Konya'nın güvercin türleri;

Selçuklu, Mardinli ve Taklambaç türleridir. 
Gut, Demkeş, Musullu, Enseli, Çopur, Mavrullu, Pal, ve Ganrık türleri de vardır.

Edremit güvercini, Kelebek, Tavtavcı; Boyu, gaga ucundan kuyruk sokumuna kadar 36 cm. Kuyruk teleği uzunluğu 14 cm. gaga boyu 2 cm. Vücut ağırlığı ortalama 305 gr.dır. 3-4 cm. olan tüylerin yumuşaklığı olduğundan daha hafif hissedilmesini sağlar.


Priştin makaracısı(Priştin roller), veya daha iyi bilindiği gibi Dunek veya Türkçe adıyla Dönek, güvercinleri,Diyarbakır Güvercinleri; Gögsüak, Atlas, Narinci, Ciğeri, Gökela(Gökala), Kürenk, Zengi, Ketme, Zeytuni, Bozak, Kızılbaş, Sarıbaş, Karabaş, Tahini, Gümüşkuyruk, Miski, Yusufi.

Güvercinler; Vizor, Mağ, Alaboyun, Miski, Arap, Mardinli, Pal, Tahtalı, Bursa, Dunek(Dönek), Gut, Demkeş, Musullu, Enseli, Çopur, Mavrullu, Ganrık, Bağdat, Gögsüak, Atlas, Narinci, Ciğeri, Gökela(Gökala), Kürenk, Zengi, Ketme, Zeytuni, Bozak, Kızılbaş, Sarıbaş, Karabaş, Tahini, Gümüşkuyruk, Miski, Yusufi, Hünkari, Yerli, Kelebek, Tavtavcı, Şıhselli, Mülakat, Çorum Çıplağı, Karakan, Dolapçı, Tippler, Azman, Bango, Taklambaç, Selçuklu, King, Çayka, Buhara, Rostov, Mantolu, Demkeş, Akman, Posta güvercinleri,

Başıyla kanat ve kuyruk uçları aynı renkte olan güvercin...

Mağ,
Epifit,
Güvercin.

Kuluga,
Columbidae familyası içine dahil olan 250’den fazla kuş türü bugün dünyanın kutuplar hariç hemen her yerine dağılmış olarak yaşamaktadır. Güvercingiller (Columbidae), kuşlar sınıfına ait bir kuş türüdür.
Başıyla kanat ve kuyruk uçları aynı renkte olan güvercin.

GÜVERCİN CİNSLERİ

Tabakalanma, dilinim, yarılım...

Klivaj (Cleavage ), 

Tabakalanma, Şistozite, Dilinim, Yarılım(Splitting) , Bir erke düzeyi ya da izge çizgisinin iki, üç... düzey ya da çizgiye ayrılması. 

1) Cevher, kömür ve yan taşlarda teşekkül etmiş olan ve genellikle gözle görülmeyen çatlaklar. Kazı işlerinde kolaylık sağlaması bakımından bu çatlaklardan yararlanılır.

2) Petrografide, tabakalaşma yüzeyleri ile büyük bir açı yapacak şekilde teşekkül etmiş olan ve kolayca ayrılma veya yarılma özelliği gösteren birbirine paralel yüzeyler. Klivaj basınç sonucunda oluşur, kayaçlara sekonder bir yapı verir. Bu basınç, bazı kayaçlarda da yeniden kristalleşmeye (rekristalizasyon) neden olur.

3) Kristalografide, kristallerin birbirine paralel yüzeylerinin kolayça birbirinden ayırma özelliği.
Klivaj düzlemleri diye bilinen belirli kristallografik düzlemler boyunca kırılma meydana gelirse, buna klivaj kırılması denir. Klivaj düzlemleri en düşük yüzey enerjisine sahip düzlemlerdir. Bu tip kırılma, klivaj düzlemine dik normal gerilmelerin kritik bir değeri aşması ile klivaj düzlemine dik atom bağlarının koparılması sonucunda olur.

1794-1795 seferi sırasında Fransızların işgalinden sonra Felemenk' te kurulan bir cumhuriyet...

Batav ,
Batav Cumhuruyeti; 1794-95 seferi esnasinda Fransizlar'in isgalinden sonra Hollanda'da kurulan bir cumhuriyet.


Osmanlı-Hollanda siyasî ilişkileri, 1798' de Fransa' nın müttefiki olan Batav Cumhuriyeti' nin Fransayla beraber Mısır' a yaptığı saldırı üzerine Osmanlı Hükümeti' nin Hollanda büyükelçisini Bükreş' e sürgün' e yollaması ve Osmanlı ülkesinde bulunan bütün Hollandalı beratlıların beratlarını toplaması ile 1798-1802 yılları arasında kesintiye uğramıştır. Ancak çok geçmeden ilişkiler normale dönmüştür. Nitekim Amsterdam' da bulunan Petro Marcella adında Rum asıllı bir esnaf buraya ilk Osmanlı konsolosu olarak tayin edilmiş(1804) ve Osmanlı ülkesindeki Hollandalı konsolos ve tercümanlara beratları iade edilmiştir(1805).

Adana yöresine özgü geleneksel yemekler, yiyecekler ve içecekler...

Adana yöresi, çok eski tarihlerden günümüze kadar gelen birikimlerin sonucunda zengin bir kültüre sahiptir. Çukurova'nın yıllarca hayat verdiği Adana, Hitit kültürü dahil olmak üzere bir çok kültürün birikimi ile günümüzdeki halini almıştır.

Adana Kebabı - Çingene Kebabı - İlke kebabı - Ciğer Kebabı - Kesme / Hamur Çobası - Yüksük Çorbası - Düğün Çorbası - Mırmırık Çorbası (Malzemeler: 1 su bardağı yeşil mercimek /1 baş soğan /1'er çorba kaşığı katı yağ ve salça /1 adet limon suyu /1,5 lt. et suyu /kırmızıbiber /tuz, Hazırlanışı; Mercimeği et suyunda kaynatarak pişirin. Küp küp doğranmış soğanı, yağ ve salça ile kavurun. Bunu et suyunun içine bir limon suyu ile birlikte boca edip 5 dakika kaynatın. Çorbanız hazır. Afiyet olsun.)


İçli köfte-Çiğ köfte- Sarımsaklı Köfte- Şırdan Dolması-Karın Dolması-Ispanaklı veya Etli Kömbe-Sülüm - İhbeyşi - Dul avrat çorbası -Dilme - Fellah Köftesi-Babagannuç(Babahannuş) - Lepe - Bartefit - Mercimekli Ispanak aşı-Kabak Çintmesi-Kıkırdak mantısı-Ekşili Topalak- Şalgam Suyu-Aşlama-Ayran-Kaynar-Nar ekşisi-Taş Kadayıf-Karakuş Tatlısı-Nemse Tatlısı-Halka Tatlısı-Bici-bici

Adana yöresine özgü bir tür kebab...

İlke,
Çingene Kebabı,
Adana Kebab,
Ciğerkebabı,

Adana yöresi, çok eski tarihlerden günümüze kadar gelen birikimlerin sonucunda zengin bir kültüre sahiptir. Çukurova'nın yıllarca hayat verdiği Adana, Hitit kültürü dahil olmak üzere bir çok kültürün birikimi ile günümüzdeki halini almıştır.

Kuzu derileri üzerindeki yağları ve fazlalıkları temizlemede kullanılan iki kulplu bıçağa verilen ad...

Aşki,

Kuzu derilerinin kireçten çıkarıldıktan sonra etten ayrılan tarafının üzerinden yağları ve fazlalıkları temizlemek için kullanılan iki kulplu bıçağa aşki denir. Bu şekilde hazırlanan derilerden tirşe ile zar yapılır.

Bursa yöresine özgü bir halk oyunu...

Afadimem,

Afadimem hadi senle kaçalım
Beyce pazarında dükkan açalım
Ay lay li lam ay lay lam

Afadimem iki değil üç değil
Benim bağrım demir değil tunç değil
Ay lay li lam ay lay lam


Afadimem günahların boynuma
Bicik sokam ellerimi koynuna
Ay lay li lam ay lay lam

Bursa’ nın geleneksel halk oyunlarının canlı ve ritmik bir yapısı vardır. İki ya da daha çok kişiyle, karşılama ve halka biçiminde oynanır. Ekip oyunu özelliği vardır. Bölge oyunlarında el ve kol bağlantıları yoktur. Genellikle elde zil ya da kaşık bulunur.

Çeşitli yörelerden gelen göçmenlerin oluşturduğu Bursa yöresinin halk oyunları da çeşitlilik gösterir. Geleneksel Türkmen oyunlarının dışında başlıca oyunları; Güvende, Sekme, Çiftetelli, Köroğlu, Artvin Horonları, Türkmen Oyunları, Rumeli Horonları ve Kılıç - Kalkan oyunlarıdır. Bursa’da en önemli eğlence hayatı, Gezek' ler ve mesire kültürüdür. Kent içinde ve dışında birbirinden ferah ve yeşil, Temenyeri, Pınarbaşı, Veyselkarani, Acemler ve Geçit gibi piknik alanları Bursalıların en önemli eğlence mekânları olmuştur.

Türkçe konuşan, ancak kökeni belinmeyen bir kabile...

Şakakiler,


Aşiret ve Kabileler; 

Ertuşiler Van Gölü’nün güneyi ile Zaho ve Duhok arasında; Barzaniler Zap nehrinin yukarı yakaları ile Hakkarî arasında yaşar. Zırkiler (Zırıkan) Aşireti mensupları ise Erzurum'un kuzeyinde,Diyarbakır-Mardin ve çevresinde yaşarlar.Van gölünün güneyindeki diğer gruplar Botaniler ve Herkilerdir. Bingöl-Erzurum arasında Cibraniler, Kars ve çevresinde Celaliler, Van'ın doğusunda Milaniler ve Şakakiler, yine Hakkari'nin kuzeyinde Piniyaniler, Van gölünün kuzeyinde Sipkaniler, Antep-Maraş çevresinde Beraziler, Uludere çevresinde Berwariler, Semsur ve çevresinde Çavreşiler (Alevidir), Erzincan-Tunceli arasında Dersimiler (Alevidir), Mardin ve çevresinde Haverkailer, Fırat'ın batısında (Alevidir), Erzincan'ın doğusunda KoçgirilerKureşiler (Alevidir), Fırat ile Mardin arasında yayılan Milaniler, Bingöl-Diyarbakır arasında Motkiler yaşar. Bunun yanında Cizre ve çevresinde Silvaniler; Musul-Antakya hattında Yezidiler ayrı birer konfederasyondur. Bunun yanında Güneydoğu Anadolu'da konfedere olmayan aşiretler de oldukça fazladır. Konfederasyonların çoğu çözülmüştür.

Hindistan' da, Tibet antilobunun tüylerinden dokunan çok değerli bir şal...

Şatuş (Shahtoosh),

Ninelerimizin, analarımızın eskiden yün atkıları olurdu. Masa örtüsü gibi, kare şeklinde büyük yün atkılar. Soğuk günlerde başlarına örter veya sırtlarına koyarlardı. Bu atkılar "bizim Anadolu"da hâlâ kullanılıyor. "Sizin büyük şehirlerde" de arayan bulabiliyor. Ama "sizin büyük şehirlerde" "bizim Anadolu" işi yün atkının modası geçti. Şimdi moda Hint işi Şatuş veya Pashmina.

Şatuş, Pashmina' nın daha da yumuşağı, daha da akıcı yapıya sahip olanı. 1980 yılına kadar sanılıyordu ki Şatuş, Himalaya Dağları'nda dolanan Keşmir keçilerinin, çalılara takılan tüylerinden dokunduğu için farklı yapıya sahip. Fakat anlaşıldı ki, Şatuş keçi kılından değil "Tibet Ceylanı"nın tüyünden dokunuyor.

"Tibetian Antelope" veya "Pantholops Hodgsoni" diye adlandırılan bu hayvan türünün, Şatuş dokumada kullanılan tüylerinin hayvanı öldürmeden elde edilmesi imkansız. Çünkü bu yumuşak tüy, deriyi kaplayan kılların dibinde bulunuyor. Keşmir Keçisi insan tarafından çoğaltılabiliyor, üretilebiliyor. Himalayalar dışında Afganistan, Çin, Pakistan'da yaşıyor. Halbuki Keşmir Ceylanı vahşi bir hayvan. Sadece Himalaya'da yaşıyor. Ve de ancak öldürüldüğünde tüyü elde edilebiliyor.

Birleşmiş Milletler'in ilgili bölümü ve Doğal Hayatı Koruma Dernekleri yakın zamanda bu hayvanları korumaya aldı. Şatuş elde etmek için öldürülmesini yasakladı. Ama buna rağmen bölge halkı hayvanları öldürüyor. Ve tüyü ile Şatuş dokuyor. Hindistan'da Şatuş satışı yasak. Polis Şatuş'a el koyuyor. Ama Hindistan dışında gerçeği ve sahtesi ile yüksek fiyatla Şatuş satın almak mümkün.

Tibet ve Keşmir’de hircus türü keçinin tüyleriyle dokunan ve özellikle şal yapımında kullanılan çok yumuşak bir dokuma.: PAŞMİNA

Paşmina (Pashmina),

Ninelerimizin, analarımızın eskiden yün atkıları olurdu. Masa örtüsü gibi, kare şeklinde büyük yün atkılar. Soğuk günlerde başlarına örter veya sırtlarına koyarlardı. Bu atkılar "bizim Anadolu"da hâlâ kullanılıyor. "Sizin büyük şehirlerde" de arayan bulabiliyor. Ama "sizin büyük şehirlerde" "bizim Anadolu" işi yün atkının modası geçti. Şimdi moda Hint işi Şatuş veya Pashmina.

Paşmina(Pashmina) bir kenarı, 1 metre veya 1.5 metre olan, kare şeklinde "bizim Anadolu" işi atkılara benzer atkı... Ama bu atkı çok ince, tüy gibi, ipek gibi, düz renk, püskülsüz bir atkı. Hindistan'ın Kaşmir "Pashmina" diye adlandırılıyor. Pashminanın özelliği hafifliği, bebek teni gibi yumuşaklığı ve ısıtıcılığı. Himalaya bölgesinde yaşayanlar 800 yılından bu yana Pashmina'ya sarınarak kendilerini soğuktan koruyor. Hem kadınlar, hem erkekler içinPashmina kış aylarında palto vazifesi görüyor. Pashmina'yı Avrupa'ya tanıtan Napolyon. 1770' lerde sevgilisi Josephine'e Pashmina hediye etmiş. Sadece keşmir keçisi tüyünden dokunan Pashmina buruşuk görünüme sahip ve gevşek dokuması ile dayanıksız oluyor. Bunun için ipliğine tavşan tüyü veya saf ipek, şimdilerde de sentetik viskon ipliği karıştırılıyor. Parlak ve düzgün görünümlü, sık ve sağlam dokumalı incePashmina'da mutlaka bir karışım vardır. Pashmina o kadar ince ve hafif bir yapıya sahip ki, koskoca bir atkıyı bir ucundan tutup, bir yüzüğün içinden çekerek geçirmek mümkün. Zaten geçmiyor ise o Pashmina değil.

Paşmina çeşitleri: Kadife, Güllü, Boncuklu, İpek, Camavar( Jamavar), Simli, Pullu, Pullu Boncuklu, Renkli, İşlemeli, Orjinal, Düz, Sade, Yün, İpek Yün, Kaşmir,

Diyarbakır ilinde bir mağara...


Birkeleyn,


Türkiye’nin en uzun mağarası, 16 km’den fazla olan Isparta’daki Pınargözü Mağarası; en derin mağarası ise –1453 ile Mersin’deki Peynirlikönü Mağarasıdır. Türkiye’de 20’nin üzerinde mağara turizme açılmış olup, bunların dışında yalnızca uygun ekipman sağlanarak rehber eşliğinde girilebilecek özel ilgi gruplarına yönelik bir çok mağara bulunmaktadır.



Diyarbakır Lice ilçesinde Diyarbakır-Bingöl yolunun doğusundadır. Dicle Nehri’nin iki ana kolundan biri bu mağaranın olduğu yerdedir. Bırkleyn Suyu’ndan Anadolu ile Kuzey Mezopotamya arasındaki yollardan biri geçmektedir. Bırkleyn Suyu bu antik yol ile birleşmeden önce yerin altında akar ve doğal bir tünelden sonra yeniden yukarıya çıkar.
Bu özel oluşumdan ötürü buradaki mağaraya Bırkleyn Mağaraları veya Dicle Tüneli ismi verilmiştir.


Diyarbakır ilinde çok eski dönemlerde insanlar tarafından barınma ve başka amaçlar için kullanılmış çok sayıda doğal ve insan eliyle açılmış yapaymağara vardır. Bunların en önemlileri Lice’deki Birkeleyn Mağarası, Ergani’ deki Hilar Kayalıkları ve Silvan’daki Hassuni Mağarası’dır.

Ayrıca Kulp, Eğil Pir İbrahim, Süleyman Ağa, Şikefte ve Çüngüş mağaraları da kayda değerdir.

Brezilya ve Venezuela arasında bulunan, kuvars dağı, gizemiyle kayıp dünya olarak adlandırılan dağ...

Roraima Dağı,

Amazon Ormanlarından gökyüsüne doğru fırlayan ve sanki bir el tarafından yapıldığı izlenimi veren kuvars dağı gizemiyle kayıp dünya olarak adlandırılıyor. Brezilya ve Venezuela arasında bulunan Roraima Dağı dünyanın en gizemli yerlerinden birisi olarak kabul edilmektedir.

Amazon ormanlarının ortasından fırlayan ve bulutların üzerine çıkan 2835 metre yüksekliğindeki Roraima Dağı bilimadamlarının tanımıyla kayıp dünyadır. Son derece sert kuvars taşından oluşan, bu dağ deniz seviyesindedir. Bu sarp ve çıkılması çok zor olan dağın sadece görünümü değil zirvedeki esrarengiz coğrafi farklılıkları da bir türlü çözülemedi. Dağın en tepesinde çok sayıda şelale bulunuyor. Dağın zirvesinde sayısız mağara ve tüneller bulunuyor. Bu tüneller içerisinde uzunluğu yaklaşık 500 metre olan mağaralar var. 44 metre yüksekliğinde ve tamamen kuvars tüneller burada inceleme yapan yer bilimcileri bile şaşkına çevirdi. Bazı alanları saf granitten olan Roraima Dağı sadece kendi görüntüsüyle değil üzerinde yaşayan canılarla da şaşırtıyor.Dünyanın en küçük kurbağası bu dağın sirvesinde yaşıyor. Ayrıca dağda yaşayan bitki ve hayvanları buradan başka yerde görmek mümkün değil.

Guyana Güney Amerika'nın Kuzeyinde, Kuzey atlas Okyanusu kıyısında, Surinam ile Venezuela arasında yer almaktadır.
Güney AmerikaYüzölçümü: 214,970 km², Sınırları: Toplam: 2,949 km. sınır komşuları: Brezilya 1,606 km, Surinam 600 km, Venezuela 743 km. Sahil şeridi: 459 km, İklimi: tropikal; sıcak, nemli, kuzeydoğu rüzgarının etkisi ile değişiklik gösterir.

Bir yanardağ patlaması sonucunda ortaya çıkan, huni biçimli küçük krater...

Maar, Maare,

Volkan alanlarında kabuk tabakasında sıkışan gazın üstündeki kütleyi patlatması-parçalaması ile birlikte lav ve mağmanın oluşturduğu, geniş, hafif kabarmış bir kraterdir. Maar tipik olarak suyla dolu ve sığ krater gölü görünümündedir. İsmi yerel Alman lehçesi olan Daun'dan gelir ve Latincesi mare (deniz) dir.


Maarlar 60 metreden 2000 metre çapa ve 10 metreden 200 metreye kadar derinliğe sahip olabilirler ve çoğunlukla doğal göldeki gibi suyla doludurlar. Çoğu maar volkanik kayaların alçak kenarında oluşmuştur.Ayrıca maar, lavların sulu bir alanı kaplaması ile altta buharlaşan suyun üstteki lav örtüsünü patlatması ile de oluşmaktadır.
Kamerun'daki Nyos Gölü-Amerika Teksas'daki El Paso köyüne yakında Kilbourne Çukuru ve Hunt Çukur, Meksika'daki Zuni Tuz Gölü, Alaska' da Ukinrek, Amerika Arizona' da Morale Claim maarlarını örnek gösterebiliriz.

Mercanköşk de denilen, güzel kokulu bir saksı bitkisi...

Şile, Mercanköşk(Origanum vulgare), 
Merzengûş (Origanum majorana)

Ballı babagillerden, küçük yapraklı, güzel kokulu bir saksı bitkisi olan mercanköşk, Merzengiş, Merzengüç, Farekulağı, Şile, Mayoran, Anık Dağ reyhanı olarak da adlandırılır.
Anadolu'nun bazı bölgelerinde Yabanî mercanköşke " farekulağı " da denilir. Ancak "farekulağı " denilen ve çuhagillerden, tohumu kuşyemi olarak kullanılan bir başka bitkiyle karıştırmamak gerekir.

Tek yıllık ve ömürlü cinsleri vardır. Çalı formunda büyür. 40-50 cm. kadar boylanır . Türk Mutfağı'nda, olduğu kadar Avrupa ülkelerinin mutfaklarında da çok kullanılan bir bitkidir. Sindirimi kolaylaştırıcı bir etkisi olduğundan, av etleri gibi sindirimi zor yemeklerde mutlaka kullanılır. Et yemekleri ve çorbalarda , sucuk yapımında çok kullanılır. Taze yenebilir. Tomurcukları açmadan hemen önce biçilerek kurutulur. Mercanköşk humuslu toprakları sever. Sıcak ve güneşli yerlerde güzel yetişir. Soğuktan korkar. Kışın ev bitkisi olarak yetiştirilebilir. Tohumdan, kök sürgünü veya çeliklerinden yetiştirilir.

Japonya' da 1100' lerde ortaya çıkan tüccar ya da zanaatçı loncalarına verilen ad...

Za,

Lonca kelimesinin Latince karşılığı universitas olup, bunun anlamı, bağımsız ve tüzel kişiliğe sahip ve ortak çıkarları olan kişiler topluluğudur. Bugünkü üniversite sözcüğünün kökeni buradan gelmektedir.

Bu bağlamda, loncayı öğrencilerin veya öğretmenlerin kurmasına göre, bunlara universitas scholarium veya universitas magistrorum et scholarium sıfatları verildi.

İtalyanca “loggia” dan türeyen lonca terimi Osmanlı’ da oda anlamına gelmektedir. Ancak Osmanlı’ daki Lonca sistemi Avrupa’dakinden çok farklıdır. Bizdeki lonca, ekonomik bir birim olmanın ötesinde sosyal bir fonksiyona da sahiptir. En önemlisi de dini ve ahlaki ilkeler, sistemin bütününe yayılmıştır. Örneğin fütüvvet ahlakının ve fütüvvet derneklerinin ahilik adı altında Anadolu loncalarında etkili olduğu, kentlerdeki loncaların fütüvvet ilkelerine göre ve aralarından seçtikleri bir ahi önderliğinde örgütlendikleri belirtmektedir. Burada dikkati çeken önemli nokta, adına ister fütüvvet, ister ahilik, isterse lonca densin- ki temelde insan yer almakta ve insani kriterler hedeflenmekte- bu teşkilatlar sadece bir ekonomik kurum olmayıp, toplumsal hayatta fonksiyonel olan, sosyal hayatı ve bundan koparılamayacak olan ticaret hayatının belli kurallara göre işlenmesini de amaçladığı görülmektedir.

Japonyada ise Loncaların kurulması Klasik
Japon tarihinin son bölümü Heian Dönemindedir ve 794'ten 1185'e kadar sürmüştür. Konfüçyüsçülük ve diğer Çin etkileri doruk noktasındayken Japon tarihinde yerini almış bir dönemdir. Heian Dönem'inde sanata, özellikle de şiir ve edebiyata önem verilmiştir. Heian kelimesi Japonca "barış" veya "sükûnet" anlamına gelmektedir. Bu dönemde Çin'in Ming-Yuan-Song sülaleleri zamanı, Japonya'ya akan Çin paraları, ancak birkaç kıyı kentinde burjuvalaşmaya yol açmıştır. Bu yerli ön kapitalistler, tıpkı yakın doğunun kompradorları gibi, büyük limanlarda güçlendiler: bu gelişmeden alışverişin egemenliği sayesinde, liman yerlerinden özellikle yararlandılar. Bu bezirgân şehirleri, olağanüstü hallerde Daimyo'nun egemenliğinden yakalarını sıyırmayı başardılar: örneğin, Ujiyomada ve Saka şehirleri, özerktiler. Yani bu şehirler, kendi kendilerini idare ediyorlardı. Ticaretin ve el işinin (esnaflığın) birbirinden ayrılması gittikçe zorlaştı. Tüccarlar, esnaflar lonca (Za) tarzında dernekler kurarak, alışverişin tekelini ellerine geçirdiler. O sayede, Japon idarecileri ancak sivil savaşta birbirleriyle kaynaşıp zayıf düştükleri vakit, onlara göz yumdular, ilk fırsatta, hepsini en gaddarca yollardan ezdiler. Batı kapitalizmi ile ilk temastan sonra da aynı şey tekrarlandı. Gördüğümüz gibi bir ara Japonya dışında, Vikingler gibi maceralara açılmış Japonlar bile, memleketin ahlakını bozmasınlar diye Kamakuralarca içeriye alınmadılar. 1100' lü yıllardaki Japon derebeylik dönemi, Kamakura dönemidir ve bir değişim süreci geçirerek Edo dönemi'yle beraber değişimde farklı boyutlara ulaşmıştır.

Mimarlıkta, sütun ya da ayakların taşıdığı kemer sırası...

Arkad (Lat. arcus.)
Önyüzü kemerli ve açık, arkası duvarlı ve üstü örtülü galeri.


Filayağı sütunlar üzerinde duran kemer. Arkad, bir tarafı sıra halinde fil ayağı üzerine oturtulmuş kemerlerle kapalı, bina önü için kullanılır. Aynen cami iç avluların,n revaklı, Üstü kapalı, düzeninin cadde üzerinde bina önüne gelmiş durumudur. Arkad' ların bizde ve bilhassa Torino şehrinde bol örnekleri bulunur.


Arkad motifi Roman kiliselerinde apsisin dış duvarlarına kör bir koridor olarak duvar süsü anlamında kullanılmışlardır.

Avusturya asıllı, kendi ismiyle tanınan "Eksiklik Teoremi" ile tanınan ABD' li mantıkçı, matematikçi ve matematik felsefecisi...

Kurt Gödel (28 Nisan 1906 - 14 Ocak 1978),

Mantıkçı, matematikçi ve matematik felsefecisidir. Kendi ismiyle anılan Gödel' in Eksiklik Teoremi ile tanınır.
Teoremlerinde tam sayı aritmetiğini içerecek kadar karmaşık herhangi bir sistemin içinde, sistemin aksiyomlarından yola çıkarak doğruluğu veya yanlışlığı kanıtlanamayacak önermeler bulunacağını ispatlamıştır. Bunun için ise Gödel numaralandırması ismi verilen bir metod geliştirmiştir. Meşhur teoremini Viyana Üniversitesindeki doktora çalışması sırasında 1931 yılında ispatlamış, bununla 20. yüzyıl matematiğinin yönünü değiştirmiştir.

İçine kapanık bir kişiliği olan Gödel, son yıllarında zehirleneceği paranoyasına kapılarak hiçbir şey yememeye başlamış, bunun sonucunda beslenme eksikliğinden 14 Ocak 1978'de Princeton'da ölü bulunduğunda cenin pozisyonundaydı ve sadece 29.5 kiloydu.

Gödel, K. (2004) Cantor'un süreklilik problemi nedir? .
Türkçeye çevrilmiş tek eseridir.

Ondalık sistem...

Aşari, Desimal, Ondalık sistem,

Atatürk'ün büyük devrimlerinden biri olan ölçü devrimi ile metrik sistem uygulamaya konulmuştu. 26 Mart 1931 de çıkarılan 1782 sayılı yasaya göre:

Madde 1- Türkiyede kullanılacak ölçüler için aşari (ondalık) metre sistemi kabul edilmiştir. Resmi ve gayri resmi evrak ve işlemlerde ve bütün anlaşmalarda kanunen tutulması zorunlu olan ticaret defterlerinde ticari evrak ve belgelerde ilanlarda ve miktar tayin eden etiketlerde aşari metre sistemine dahil ölçülerin kullanılması zorunludur. Buna aykırı olarak yapılmış işlem ve anlaşmalarla düzenlenmiş evrak ve belgeler geçerli değildir.

Madde 2- Uzunluk ağırlık hacım ölçü aletleriyle Aerometreler hububat muayene aletleri su akaryakıt elektrik ve havagazı sayaçları taksimetreler ve demiryolu yük ve sarnıçlı vagonlarıyle işçi gündeliklerini tesbit için kullanılan araçların bu yasa ve yönetmelik hükümleri dairesinde ayarlanarak damgalanmış olması şarttır.

28 maddelik yasanın diğer maddelerinde bazı detaylar açıklanmıştır. Ancak bu yasa da 1 Ocak 1933'den itibaren uygulanmağa başlanmıştır. Halen ülkemizde ölçü ve ayar işleri 1959 yıl ve 11286 sayılı ölçüler nizamnamesi gereğince Ticaret Bakanlığına bağlı ölçüler ve ayar işleri müdürlüğü ve örgütün denetimi altında belediyeler ayar memurlukları tarafından yürütülmektedir.

Kuzgunkılıcı da denilen bir süs bitkisi...

Glayöl,
 
Süsengillerden, uzun, ensiz ve sivri yapraklı bir süs bitkisi olan Glayöl (Gladiolus illyricus), kuzgunkılıcı, kılıç çiçeği, kuzgun otu, keklik çiğdemi, alata zambağı, gibi adlarla da anılır.

Glayöl Soğanımsı gövde (korm) oluşturan bir bitkidir çiçekleri çok renklidir.Cinsine bağlı olarak, büyüme şartlarıyla boyları 30 cm. den 1,5 m. Ye kadar çıkar. Çiçeği bir hafta yada 10 gün kadar dayanırsa da, arka arkaya gruplar halinde yetiştirilirse, üç hafta süreyle kesme çiçek almak mümkün olur. Hepsinin kılıç biçimli yaprağı vardır. Çoğu zaman don soğuğuna kadar yeşil kalırlar. Yabani olanların 200 çeşidi vardır.

Glayöl bol güneş ve gübreli toprak sever. Kumlu toprak gayet uygundur. Komposto, yaprak çürüğü veya torfça zengin hemen her türlü toprakta yetişir. Yaz boyunca düzenli olarak sulanmalıdır.İklim aşırı soğuk değil ve yeri iyi drenajlı ise soğanlarını topraktan çıkarmaya gerek yoktur. Bulunduğu yerde sürekli yavrulayarak çoğalacaktır. Soğanlar Mart ayından itibaren 15 gün aralıklarla kısım kısım dikilirse bahçe yaz boyu glayölsüz kalmaz. Bu şekilde 4-5 posta dikim yapılabilir. Glayöl soğanları 6 hafta önce kazılmış ve iyi hazırlanmış toprağa 10.cm derinlik ve 10-15 cm. aralıklarla dikilir. Büyüyen bitkinin devrilmemesi için rüzgar almayan bir yer seçilmelidir. Gerekirse ince bir çubukla destek yapılır.


Kuzeye dönük, bu yüzden çok az güneş gören ve hep serin olan dağ yamacı...



Kuzyaka,

Eskiden Türkistan' ın Kaşgar yöresinde yapılan bir tür nakışlı keçe...


Kimişke,
Keçeci dükkanına getirilen siyah renkli yünler nakış işinde, beyaz yünler keçenin alt ve üst yüzeylerinde, kirli renkliler ise orta tabakaya gizlenerek değerlendirilmek üzere ayrılırlar.

Bu yünler dut dalından yapılmış yaya takılan kirişe annep ağacından yapılmış tokmağın Hallaç tarafından vurulmasıyla atılır (kabartılır). Yere serilen Life-kahke Bezi (Amerikan Bezi) üzerine Basta'dan kesilen nakışlar ve Fitle' ler dizilir. Boşluklara Boya tabir edilen kabartılmış renkli yünler yerleştirilir. Üzerine keçenin üst yüzeyini oluşturacak kabartılmış yün Sepki ile eşit kalınlıkta serilir. 



Bunun üzerine işe yaramayan kirli renkli yünler, en üste ise keçenin tabanını oluşturacak yünler serilir. Bazen ilk serilen birinci tabaka yün kalın tutularak ikinci ve üçüncü tabakanın serilmesine gerek duyulmaz ve bu şekilde yapılan keçe daha kaliteli olur.Sulak yerlerde büyüyen kuzuların yünlerinin keçe yapımında iyi netice vermediği, çöl kuzularının yünlerinin daha makbul söylenir.

Bez üzerine serilen yünler el ile sulanarak bez ile birlikte ağaç direğe rulo yapılmak suretiyle yerde sarılır. Rulonun her iki ucu ve çevresi kendir ile iyice bağlanır. Ayakla tepme işlemi başlar. Keçenin büyüklüğüne göre iki veya beş kişi ile yapılan bu işlemde rulo ayakla bir ileri bir geri hareket ettirilerek vurulur. Yarım saat süren bu ilk tepme işleminden sonra rulo açılır. Bu safhada keçenin kenarları saçaklı ve dağınık bir durumdadır. Düzlemek amacıyla kenarlar "Pevantlanır". Keçe üzerine tekrar su serpilerek ağaç direğe sarılır. Bir saat kadar sürecek ikinci tepme işlemi başlar. ikinci tepme işleminden sonra yünler sıkışmış ve ham tabir edilen keçe türü elde edilmiştir.

Sıra ham keçenin pişirilmesine gelmiştir. Bu amaçla Keçeci Hamamı'na götürülen keçe, bir insanın kucaklayıp göğüsle dövebileceği şekilde katlanır, hamamdaki seki üzerinde çevrilmek suretiyle gögüsle dövülür. Beş saat kadar süren bu işlem çok yorucu olup sanatın en zor yanıdır. Hamamdan çıkarılan keçenin eğrilmiş kenarları düzlenir, tekrar direğe sarılarak "Direkbaşı Tepilme" denilen ve 15-20 dakika kadar süren son tepme işlemine geçilir. Bundan sonra hazır duruma gelen keçe açılarak gölge ya da güneşe kurumaya bırakılır.

Keçe türleri;

Çoban Keçesi: Kepenek adıyla da anılan bu keçe türü, çobanlar tarafından giyilmektedir. Beyaz ya da mor yünden yapılan bu keçe genellikle nakışsız olmaktadır. 

Kış Keçesi: Beyaz yünden düz ve nakışsız olarak yapılan bu keçelerin çevresi çirtik tabir edilen zikzaklı bir şekildedir.

Ev Keçesi: Evlerde günlük yaygı olarak kullanılan bu keçeler mor, siyah ya da beyaz renkli olurlar. Üzerleri nakışlı olup 2 cm. kalınlığında yapılırlar.

Sedir Keçesi: Ev keçesi gibidir.
At Keçesi: Çıplak 'at'ın üzerine atılarak eğer vazifesi görür.
Sünger Yatak Keçesi: Kauçuk minderlerin piyasaya çıkmasıyla gelişen bu keçe türü 1cm. kalınlığında olup minderin ölçüsüne göre yapılır ve nakışsız olur.

Kısa bir sopanın kullanılmasına dayanan Japon savaşma sanatı...


Tambo,

Savaş sanatı,
Sun Tzu tarafından M.Ö. 6. yüzyılda yazılmış askeri taktikler ve savaş üzerine bir çalışmadır. Her biri savaşın farklı bir yüzünü anlatan 13 bölümden oluşur ve askeri strateji ve taktiğin temel kitabı olduğu kabul edilir.

Kömür kazılan ocak ...

Pano, 
Ayak, 
Ocak, 
Açık (yerüstü) maden işletmesi yapılan yer.
Maden.
Dik kuyu ve diğer girişler, meyilli kuyular, düz ve meyilli galeriler ile birlikte, yeraltı hafriyat ve imalatını kapsayan; madencilik faaliyetini yapmak için belli bir projeye göre hazırlanmış iş yeri.
Yakıtta bulunan enerjiyi ısı enerjisine dönüştürmeye yarayan (yanma yeri) sistem.


Mermer işletmeciliğinde her cins taşın tabi olarak, bulunduğu yerden istenilen özellikte çıkarılması için zemine, üstü havaya açık veya kapalı özel şekil verilmesi.

Ocak ağzı,
1) Yeraltı işletmesine, yer yüzünden galeri veya kuyu şeklindeki giriş yeri.
2) Mermer işletmeciliğinde ocak açılırken yabancı veya çürük zeminden geçilip istenilen kaliteye varıncaya kadar zemine şekil verilmesi.

Pano, 
1) Yeraltı işletmesi uygulanan bir damarda mostra ve muayyen bir kat veya iki kat arasında kalan işletmeye alınmış damar kısmı.
2) Açık kömür işletmesinde maden kitlesinin alınmak üzere, genişlik, yükseklik ve uzunluk olarak yerinde boyutlandırılması sonucunda belirlenen kısım. Çarklı bagerler kullanılan linyit işletmesinin blok yüksekliği 45 m, çalışma kotunun altındaki derinliği ise 20 m’ye kadar olabilir.

Ayak, Yeraltı işletmelerinde, maden içerisinde iki galeri arasında cephe halinde maden üretimi yapılan yer.


1829 yılında, diğer kömür parçaları Ereğli'nin Kestaneci köyü yerlisi bahriyeden tezkereli Uzun Mehmet tarafından İstanbul'a götürülmüştür.

Bu keşif dikkate alınarak mahallinde tetkikler yapılmış ve kömür yataklarının bulunduğu kanısına varılarak, Uzun Mehmet' e hayatı boyunca aylık bağlanmış, fakat kendisi bu mükafattan istifade edemeden öldürülmüştür. Kömür Madencilik faaliyetlerinin başladığı 1848 yılından bu yana son yüzyıl içinde gelip geçen idareler aşağıdaki devrelere ayrılabilir;


1. Hazineihassa idaresi (1848-1865):
Bu ilk yıllar esnasında kömür havzasının çalıştırılması muhtelif yabancı ve yerli yatırımların kontrolü altında kalmıştır.

2. Osmanlı Bahriyesi (1865-1908): Bu devrede havzanın idaresi Osmanlı Bahriyesinin kontrolü altına geçmiş, fakat maden ocakları ingiliz, Rus, italyan, Alman ve Belçikalı yabancı şirketler tarafından işletilmiştir.

3. Nafia Nezareti ve daha sonra Ziraat Vekâleti ve Ticaret Odası (1908-1920) : Kömür havzasının Alman idaresi altındaki Birinci Dünya Savaşına rastlayan yıllar hariç, bu süre Fransız ve italyan şirketlerinin en kuvvetli olduğu bir devirdir.

4. Cumhuriyet Hükümeti ve yerli şirketler (1920-1940) :
1923 yılında Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasını takip eden sürede Millî Hükümet memleketin artan ihtiyaçlarını karşılamak için havzanın gelişmesinde özel sektörü teşvik etmek üzere onu himayesine almıştır. 1936 yılında, Cumhuriyet Hükümetinin Fransız sermayeli Ereğli Şirketinin elindeki imtiyazları satın almasıyle millileştirilmeye doğru ilk adım atılmıştır. Bunlar millî bir banka olan Etibanka devredilmiş ve ilk millî kömür müessesesi «Ereğli Kömürleri İşletmesi» tesis edilmiştir.

5. Etibank ve daha sonra Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu (TKİ), 
(1940-zamanımıza kadar) : Millîleştirmeyi müteakip başlangıçta bir hazırlık programı yapılmıştır. Kömür ve benzeri yakıtların tek elden idaresini sağlamak üzere, 1957 yılında, Türkiye Kömür işletmeleri Kurumu (TKİ) tesis edilmiştir. Kurumun başlıca vazifeleri turba, linyit ve kömür yataklarını araştırmak ve işletmektir.

Argoda "Anlama, bilme" anlamında bir sözcük...

Çakoz,
Çakozlamak, Çakmak,

Ham ipekten dokunmuş ince bez...


Bürümcük,  
Bürüncük(Osmanlı kayıtlarında), Bürümcek, Tulle, Tül,

Bürümcük, ham ipeğe çok az ketep ipliği karıştırılarak bez dokuma tekniğine göre yapılan bir kumaştır. İnce seyrek dokulu krepon görünüşündedir. Eskiden iç çamaşırları, yatak çarşafları bürümcükten yapılırdı.

Krep büküm denen yüksek bükümle elde edilen ham ipek iplikten yapılır, genellikle bezayağı örgüyle dokunur. Sonra pişirme denen kaynatma işleminden geçer, bu işlem sonucu ipliklerde oluşan çekilme, kumaş yüzeyinde kıvrılmalara, bükümlere neden olur. Kumaş, adını, özelliğini oluşturan bu kıvrımlardan almıştır.

Ham ipekten dokunan bürümcüklerde bezayağı örgüsü kullanılmakla birlikte pişmiş ipekten yapılanlarda bükülmeyi artırmak için krep türü farklı bir örgü kullanılır. Kadınlar için yapılan bürümcüklerin atkı ve çözgüsü, ipektendir. Helâli' denen ve erkekler için dokunan bürümcüklerde ise çözgü pamuk, atkı ipek ipliktendir. Çözgüde yer yer pamuk iplik kullanılarak yollu dokunanları da vardır. Beyaz pamuk iplikle dokunduğunda bu yollar mat bir görünüm verir. Renkli ipliklerle dokunan ya da dokunduktan sonra boyanan türleri de vardır. Bürümcük, XV. ve XIX. yy.'lar arasında başta Bursa olmak üzere Bilecik, Alaşehir, Muğla, Denizli ve İstanbul' da dokunuyordu. Bursa'da yapılan bürümcükler, Avrupa'ya da ihraç ediliyordu. Pamuk ipek karışımı, mat çizgili bürümcük, XIX. yy.'ın ilk yarısında, Paris kadın modasında etkili olmuştur.


Bürümcüğün bazı türleri de başka ülkelerden özellikle Şam' dan ithal ediliyordu. Bürümcük esnek olması, kıvrımlar arasında kalan hava nedeniyle teri çabuk kurutması ve dayanıklılığı nedeniyle çok kullanılan bir kumaştır. Genellikle iç giyim eşyası yapımında kullanılır, yakası açılmadık denen gömlekler de bürümcükten yapılırdı. Bunun yanı sıra zıbın, peştemal, yorgan astarı vb. eşya yapımında da kullanılmıştır. İpekli kumaşların giderek ortadan kalkmasıyla, bürümcük de çeşitli adlar verilen pamuklu kumaşlar arasına katılmıştır. Kıvrak bükümlü pamuk ipliğinden dokunan ve daha sonra kaynatılarak yüzeyinin kıvrımlanması sağlanan kumaşlara günümüzde de "bürümcük" denmekle birlikte, bükülü bez, buldan bezi, şile bezi gibi çeşitli adlar da verilmektedir.

Nohut, patates, tahin ve soğanla yapılan bir tür meze...


Topik,
Ermeni mutfağının meşhur mezesidir.
Malzemeler:

1 kg.nohut
5-6 adet patates
4 kg. soğan
750 gr. tahin
1 çorba kaşığı şeker
Karabiber
Dolmabaharı
Tarçın
Tuz

Hazırlanışı:
Nohutlar bir gece önceden ılık suya ıslatılır. Ertesi sabah haşlanır. Sonra robotta püre haline getirilir. Patatesler de haşlanarak püre yapılır ve nohutlara ilave edilir. İçine 250 gr. tahin, tuz, karabiber karıştırılır.

İçinin hazırlanışı; 
Önce soğanlar kapağı kapalı, kısık ateşte 2 saat pişirilir. Sonra kapağını açıpsuyunu çekinceye kadar karıştırılarak pişirilir. Soğanlar ılıkken, içine geri kalan tahin, karabiber ve diğerleri eklenir. Onun da ortasına soğan harcı konulup, naylon dört tarafından kapatılır. Soğuk servis edilir.

Amasya ilinde, Hitit uygarlığına ait önemli buluntuların ortaya çıkarıldığı bir höyük...

Oluz höyük,

Amasya'nın Toklucak Köyü yakınlarında bulunan yaklaşık 45 dönümlük araziyi kaplayan Hitit Uygarlığı'nın en önemli yerleşim merkezlerinden birisi olduğu belirlenen Oluz Höyük' te kazılara devam edilmektedir.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç.Dr. Şevket Dönmez Başkanlığında 2007 yılında başlanılan kazılarda 3 ana katman belirlenirken, bu ana katmanların ilkinin Hellenistik Döneme ait olduğu, ikincisinin Demir Çağı'na ait olduğu, üçüncü kültür katının Hitit Dönemi'ne ait olduğu saptanırken, özellikle Hitit Dönemi'nde çok önemli bir yerleşim yeri olarak kullanılan Oluz Höyük'te yapılan kazılarda taş mühür, tunçtan orak, mimari kalıntılar ve yine bu döneme ait çanak çömlek kalıntıları bulundu.

Elma, armut, kayısı gibi meyvelerin kurutulmuşu...


Kak,

Meyve kurusu, meyveleri sadece ince ince dilimleyip, güneşe bırakarak yapılmaktadır. Kurutulunca saklanıp genellikle çerez olarak veya Hoşaf yapılarak tüketiliyor. Eskiden yazın kurutulmuş meyveler kışın yiyecek olarak kullanılıyor. Ayrıca meyvelerden Pestil yapılır. Meyveleri kabukları kalıncaya kadar ateş üzerinde tutup, süzgeçten geçirip, çok ince bir tabaka halinde tepsiye dökerek kurutulur. Pestiller üzüm, erik ve kayısıdan olur. Üzerine ceviz ya da fındık serperek veya içine konularak da yapılır.Özellikle bu üzümden olursa adı üzüm sucuğu olur.

Süpürgeotu...

Erika(Erica manipuliflora), Püren, Funda, Süpürge çalısı,

Her mevsim yeşil, makiliklerde ve kalkerli toprakların güneş gören yerlerinde yetişen, 50 ile 80 cm boyunda, çalı görünümlü bir bitkidir. Dalları çok çabuk kırılır. Ucu sivri, küçük koyu yeşil, çam iğnesini andıran yaprakları vardır. Gövde dik, beyaz renkli, seyrek tüylüdür. Yapraklar dairesel dizilişli, her halkada 4 tane iğnemsi ve küçüktür. Çiçek durumu salkıma benzeyen bileşim salkım, 1-5 çiçeklidir. Meyveleri kapsül, tohumları yumurtamsıdır.Püren kışın yapraklarını dökmez ama mevsim sonunda bronzlaşır ve bu durumunu çiçek açma zamanına kadar korur.

Maki elemanı olan bu funda türü, deniz seviyesinden başlayarak 1530 m yüksekliğe kadar yayılış gösterir. Özellikle maki içinde yetişen bu tür, maki dışında kızılçam altındaki açık alanları, kireçtaşı, serpantin ve şistli kayalıkları yetişme ortamı olarak tercih eder. Kasım sonlarına doğru açık pembe çiçek açar. Çiçekleri dala morumsu bir sapla bağlanır. Küçük bir çana benzeyen, hoş kokulu, boncuk boncuk çiçeklerin ucu dört parçalıdır ve bunların da ortasından ince, mor bir uzantı kendini gösterir.

Ülkemizde Marmara, Ege ve Akdeniz Bölgelerinde, ülkemiz dışında ise Akdeniz havzasının doğu kesimlerinde yayılış gösterir. Yaprakları kabız ve idrar söktürücü olarak kullanılır. Ayrıca arılar çiçeklerinden nektar alarak Püren balı adı verilen bal yaparlar. Yapısı ve çiçeklerinin güzelliğinden dolayı süs bitkisi olarak kullanılabilir. Polence zengin iyi bir nektar kaynağı olduğu için, arılar onu çok sever. Topladıkları öz, bala vişne suyu tadı verir. Püren balı hafif acımtıraktır. Kendine has bir kokusu vardır ve kıymetli bir baldır.Püren çiçeğinin idrar yolları rahatsızlığına iyi geldiği söylenir.

Flora Çayı ( Bitkisel form çay - thermal form tea ):
Uşak yöresinde yetişen Erica bitkisinden ( püren otu ) elde edilir. Alınan gıdalardaki yağın idrar yoluyla vucuttan atılmasını sağlar. Tamamen doğladır. İçimi hoş ve kokusuz bir çaydır. Sabah öğlen akşam yemeklerden 10 dakika önce bir su bardağı içilir.

Devinmeyen nesnelerin üzerindeki kuvvet dengelerini konu alan bilim dalı...

Statik(İng.; statics),  
Durağan, bulunduğu durumu koruyan (sürdüren), devinim veya dönüşüm geçirmeyen.Statik cisimlerin dengesini inceleyen fizik dalıdır. Bir cismin dengede olması cismin ivmesinin sıfır olduğu anlamına gelir. Eğer bir cismin parçaları, birbirlerine göre izafi hareket yapmıyorlarsa, o cisim için statik dengede denir.

Bu da ancak cisim belirli bir referans noktasına göre hareket etmiyorsa, ya da ağırlık merkezi sabit bir hıza sahipse olabilir. Yani dengedeki cisim ya duruyordur yada sabit hızla öteleme yada dönme hareketi yapıyordur. Statik dengedeki bir cisim, Newton'un birinci ve ikinci hareket yasalarıyla incelenebilir.Kuvvetler toplamının sıfıra eşitlenmesi denge için birinci, momentler toplamının sıfıra eşitlenmesi ise, ikinci koşuldur. Durgun cisimlerin dengesine statik denge, hareketli cisimlerin dengesine ise kinetik denge denir.

Bir cismin dengede olabilmesinin iki şartı vardır:

1. Cisme uygulanan bütün kuvvetlerin bileşkesi sıfır olmalı
2. Cisme uygulanan bütün kuvvetlerin herhangi bir noktaya göre momentinin bileşkesi sıfır olmalı


Şekildeki cisme zemin tarafından ağırlığına eşit bir kuvvet uygulanır. N ile gösterilen bu kuvvete tepki kuvveti denir. Tepki kuvveti ile ağırlığın bileşkesi sıfırdır ve bu kuvvetlerin herhangi bir noktaya göre net momentide sıfırdır. İki denge şartı da sağlandığından cisim dengededir. Şekil 2 deki çubuğa destekler tarafından öyle iki kuvvet uygulanırki, ağırlıkla (G) birlikte üç kuvvetin bileşkesi ve net momenti sıfır olur. Bu durumda çubuk dengededir. Şekil 3 deki iplere asılan cisim ipteki gerilme kuvvetleri ve ağırlığın bileşkesinin sıfır olması nedeniyle dengededir.

Statik, yapıların mukavemet yönünden incelenmesi için kullanılır. Maddelerin mukavemeti statiğin mekanikle ilgili bir alanıdır.

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ