Her türlü siyasal düzeni yadsıyan ve toplumun bireyler üzerindeki hiçbir baskısını kabul etmeyen görüş...

Nihilizm, Hiççilik veya yokculuk,


19. yüzyılda Rusya'da, genç entelektüel kesim arasında yayılan ve felsefi akımlar arasında yer alan felsefi bir yaklaşımdır. Latince' de hiç anlamına gelen nihil sözcüğünden türetilen Nihilizm, en popüler tanımıyla; her şeyin anlamdan ve değerden yoksun olduğunu savunan felsefi görüştür. Nihilistler genel olarak tanrının varlığını, iradenin özgürlüğünü, bilginin imkânını, ahlâkı ve tarihin mutlu sonunu reddederler.
Rus Edebiyatı' nda Nedejin bir makalesinde Puşkin için Nihilist deyimini kullanmıştır. 19. yüzyılda Nihilizm daha sonradan, en belirgin haliyle Turgenyev' in Türkçe' ye Babalar ve Oğullar adıyla çevrilen romanının kahramanı Bazarov' un kişiliğinde ifade bulmuştur.
Nihilizm'e en çok yakıştırılan düşünürlerden olan Nietzsche' ye göre Nihilizm, yüksek ideallerin değerlerini yitirmesinden kaynaklanan olumsuz düşünce tutumudur. Korkular, karşı çıkışlar, başkaldırmalar, Varlık'ı (Tanrı) anlaşılır bir gerçeklik ve değer yapan varlık idealizminin çöküş belirtileridir. Nietzsche için Tanrı öldü ve bu varlık artık kendisine yakıştırılan bütün değerleri hiçe indiren bir yokluk olmuştur. Yani Nietzsche Tanrı öldü derken Avrupa'da ve dünyada tanrı kavramının yozlaştırıldığını, yok edildiğini söylemiştir.

Eski Yunan kentlerinde önemli yapıların ve tapınakların bulunduğu iç kale...

Akropolis,
Akropol,
Akropoleis

Eski Yunan kentlerinde, kentlerin yanıbaşındaki yüksekliklere verilen addır. Yunanca akropolis "yukarıda bulunan şehir" anlamına gelir. Klasik dönem Yunanistan'ında her önemli yerleşme yerinin bir akropolisi vardı.Tapınaklar, hazinelerin saklandığı yapılar ve çeşitli kurumlar burada yer alırdı. Saldırı durumunda akropolis sonuna kadar savunulurdu. Akropolislerin en ünlüsü Atina Akropolisi'dir. Attike ovasında, deniz düzeyinden 152 m yükseklikte 270x150 boyutlarında bir kayalık olan Atina Akropolis'ine Cilalıtaş devrinde yerleşildi.Tunç devrinde (İ.Ö. yaklaşık 3000) evler ve bir kral sarayı yapıldı.Günümüze kalan görkemli yapılar, Milattan önce 5. yüzyılda devlet adamı Perikles tarafından başlatılan geniş bir yapı programı sonucunda gerçekleştirildi.

Bir tür tavla oyunu...

Küşat,  
Kız Tavlası,
Hepyek (Gülbahar),
Hapis,
Dav,
İzmir Tavlası da denilen ve daha çok Ege yöresinde oynanan bir tavla oyunu da Müstecir,
Yuhudi Tavlası,
Osmanlı,
Tokat,

Tavla terimi 1645 yılında bir İngiliz tarafından üretildi. Tavla terimi tahminen Sakson dilinden türetilmiştir ve araştrımacılar ‘geri oyun’ anlamında olduğunu ileri sürmektedirler.
Tavla, özel bir platform üzerinde 15 siyah, 15 beyaz taş ve zar atılarak oynanan iki kişilik oyun. 1400 yıl önce İran şahı Nevşiyan'ın veziri Büzur Mehir tarafından 10 günde icat edilmiştir. Tavlada karşılıklı altışar hane 12 ayı, 15 beyaz ve 15 siyah pul ayın 15 gece ve 15 gündüzünü , karşılıklı 12'şer hane de günün 24 saati temsil eder. Tavlada, 4500 civarında hamle ihtimali bulunduğundan oyunda ustalaşmak önemlidir. Ancak zarın şansı simgelemesinden dolayı şans faktörü de kendisini hissettirmektedir.
Bazı kaynaklarda "modern-zarların tutmayı engellemek için fincanla atılması" ve "geleneksel-federasyon standartlarına uygun" tavla gibi ayırımlar yapılıyorsa da ayırımın sebebi pentatlon ve modern pentatlondaki gibi oyunun kendisini ilgilendiren bir farklılık değildir. Türkiye' de tavlada usta oyuncular bir gelenek biçiminde zar kombinasyonlarının Farsça'dan Türkçe'ye geçen isimlerini kullanırlar.
1-1: Hep Yek Dü Yek;
2-2: Dü Bara;
2-1: İki bir (dü yek);
3-3: Dü Se;
3-2: Seba -i Dü;
3-1: Se Yek;
4-4: Dört Cihar ("Caar" gibi de okunur);
4-3: [Cihar] -ü Se;
4-2: Cihar -i Dü;
4-1: Cihar -ı Yek;
5-5: Dü Beş;
5-4: Beş Dört (penc-i caar);
5-3: Penc -ü Se;
5-2: Penc i Dü;
5-1: Penc -ü Yek;
6-6: Dü Şeş;
6-5: Şeş Beş;
6-4: Şeş Cehar;
6-3: Şeş -ü Se;
6-2: Şeş -i Dü;
6-1: Şeş -ü Yek;


Demir ya da tahta üzerindeki boya,pas gibi şeyleri çıkarmakta kullanılan çelik araç...

Raspa, (İtalyanca raspa). 
Demir, tahta yüzeylerdeki boya, pas vb.ni çıkarma, pürüzleri gidermek amacıyla kullanılan iri dişli bir törpü. 
Demir, tahta yüzeylerdeki boya, pas gibi şeyleri çıkarmak, pürüzleri gidermek için kullanılan iri dişli bir törpü.

Düz yüzeylerin raspalanması için düz raspalar kullanılırlar. İyi cins alet çeliğinden yapılırlar, sulanarak bilenirler. Daha sonra da bunların yağ taşında kılağısı alınır. Raspayı seçerken gövdenin titreşime meydan vermeyecek bir uzunlukta olmasına dikkat edilmelidir.
Kavisli yüzeylerin raspalanması için üçgen raspalar kullanılırlar. Bu raspalarda düz raspalarda olduğu gibi iyi cins alet çeliğinden yapılır ve sulanarak bilenirler.

Takma ağızlı raspalar da düz raspalarda olduğu gibi düz yüzeylerin raspalanması için kullanılırlar. Takma ağızlı raspalarda kesici uç değiştirilerek daha kullanışlı hale getirilmesi sağlanmıştır. Çok sert malzemeleri raspalamak için raspaya küçük plakalar halindeki sert maden uçları kaynatılır.

Himalayalar' da yaşadığına inanılan "Kar Adamı" na verilen ad...

Yeti,
Bazılarının Himalayalar' da yaşadığına inandığı, primat-benzeri, büyük bir yaratıktır. Her ne kadar varlığına inananlar mevcut olsa da bilim adamlarının çoğu, yetinin var olduğu ihtimalinin eldeki verilere göre çok zayıf olduğunu ve bu nedenle onun efsanevi bir yaratık olduğu fikrindedir. Batı' da ona verilen isim, yeti, Tibetçe yeh-teh (transliterasyonu:gYa' dred) lafından gelmektedir ki bunun anlamı "küçük insan-benzeri hayvan"dır.

Efsaneye ayrı bir açıklamada Oxford Üniversitesi tarafından yapıldı. Himalayalar’da Everest Bölgesinde, görülen efsanevi yaratık Yeti’nin sanıldığı gibi bir orangutan olmadığını başlı başına yeni bir canlı olduğunu açıkladı. 3 metre boyunda iki ayağı üzerinde yürüyen ve vücudu kılla kaplı olan yaratık dünyanın büyük büyük ilgisini çekiyordu. Yerel halkın Yeti dediği Kar Adam’ın evrimin eksik halkası ya da yarı insan yarı maymun bir yaratık olduğu iddia ediliyordu. Uzmanlar Yeti’ye ait olduğunu iddia edilen iki kılı inceledi. Ve kılların bugüne kadar rastlanmayan bir canlıya ait olduğunu açıkladı.

Devletçe para, senet ve tahvil çıkarma işi...

Emisyon (Fransızca émission),

Bir ülkede, kâğıt para, tahvil ve bono, hisse senetleri gibi değerlerin ilk kez piyasaya sürülmesine emisyon denir. Bir ülkede, kâğıt para, tahvil ve bono, hisse senetleri gibi değerlerin ilk kez sürülmesine emisyon denir. 

Piyasadaki toplam para miktarına da emisyon hacmi denir.

Yurdumuzda da yaşayan küçük bir kuş...

Alamecek,

(Rhodopechys sanguinea), ispinozgiller (Fringillidae) familyasından Türkiye'de bulunan soluk renkli bir kuş türü. Ortalama kanat açıklığı 32 cm'dir. Sırtı açık kahverengi, karnı soluk sarı ve her iki kanadı pembe çizgilidir. Rhodopechys cinsinin diğer türlerinden başının siyah renkli oluşu ile ayrılır.

Dağlık, kayalık yerlerde yaşar. Tohum yer ve kışın tarım alanlarında sıkça görülür. Dişi yuvaya 4-5 mavi hafif çizgili yumurta bırakır.

Kapadokya' daki yeraltı şehirleri ...

Aksaray;
Saratlı köy, Güzelyurt, Eskil, Ortaköy-Ozancık, Çukurören yeraltı şehri

Kayseri;
Ağırnas, Sarnıçlı yeraltı şehri

Kırşehir ili;
Mucur, Dulkadirli İnli Murat, Kümbetaltı yeraltı şehri

Nevşehir ili;
Derinkuyu, Kaymaklı, Özkonak, Mazı köy, Özlüce köy, Sivasa köy, Tatlarin, Acıgöl, Avanos yeraltı şehri

Niğde ili;
Konaklı, Kavlaktepe, Kayır, Bağlama, Fertek, Kavaltepe, yeraltı şehri

Otlak...


Örü,
Mera, Salmalık, Yaylak, Çayır,

Otlak, Mera: Hayvanların otlatılması ve otundan yararlanılması için tahsis edilen veya kadimden beri bu amaçla kullanılan yeri,


Çayır: Taban suyunun yüksek bulunduğu veya sulanabilen yerlerde biçilmeye elverişli, yem üretilen ve genellikle kuru ot üretimi için kullanılan yeri,
Yaylak: Çiftçilerin hayvanları ile birlikte yaz mevsimini geçirmeleri, hayvanlarını otlatmaları ve otundan yararlanmaları için tahsis edilen veya kadimden beri bu amaçla kullanılan yeri,
Kışlak: Hayvanların kış mevsiminde barındırılması ve otundan yararlanılması için tahsis edilen veya kadimden beri bu amaçla kullanılan yeri,
Otlatma Hakkı: Bir veya birden fazla köy veya belediyeye tahsis edilmiş olan mera, yaylak ve kışlaklarda, çiftçilerin her birinin müşterek otlatabileceği büyükbaş hayvan birimi sayısını,
Otlatma Kapasitesi: Belli bir alanda ve eşit zaman aralıkları ile uzun yıllar bitki örtüsüne, toprak, su ve diğer tabii kaynaklara zarar vermeden otlatılabilecek büyükbaş hayvan birimi miktarını,
Tahsis: Çayır, mera, yaylak ve kışlakların kullanımlarının verimlilik ve sosyal adalet ilkelerine uygun şekilde düzenlenerek, münferiden ya da müştereken yararlanılmak üzere bir veya birkaç köy ya da belediyeye bırakılmasını,

Mera, yaylak ve kışlakların kullanma hakkı bir veya birden çok köy veya belediyeye aittir. Bu yerler Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Mera, yaylak ve kışlaklar; özel mülkiyete geçirilemez, amacı dışında kullanılamaz, zaman aşımı uygulanamaz, sınırları daraltılamaz. Ancak, kullanım hakkı kiralanabilir. Kiralama ilkeleri yönetmelikle belirlenir. Amaç dışı kullanılmak suretiyle vasıfları bozulan mera, yaylak ve kışlakları tekrar eski konumuna getirmek amacı ile yapılan masraflar sebebiyet verenlerden tahsil edilir.

Çitlembik...


Çitlembik, Celtis australis, Ulmaceae, Micocoulier,
Melengiç, Bebik, Çatlaguç, Sakızlak.

Karaağaçgiller familyasından; 70 kadar türü olan bir çeşit sakız ağacının meyvesidir. Menengiç ağacı Türkiye'nin Doğu Anadolu, İç Anadolu ve Akdeniz Bölgesi'nin dağlık kırsal kesimlerinde ekimi yapılmadan ekolojik olarak yetişir. Ülkemizin doğal bitki örtüsünün bir parçasıdır. Çitlembik ağacının meyveleri (Çitlembik); mercimekten az büyük ve buruk fıstık tadındadır. Hekimlikte; meyvesi, yaprakları, tohumları ve sakızı kullanılır.

Latincede 'pistacia terebinthus' diye anılan Menengiç, yörelere göre Çitlenbik, Çıtlık, Çitemik, Çedene, Bebik, Çatlaguç, Sakızlak, Bıttım gibi farklı isimler almıştır. Menengiç Kahvesi bu ağacın meyvesinden üretilmektedir.
Çitlenbik (melengiç) faydaları; Öksürüğü keser, balgam söktürür, nefes açıcıdır, nefes darlığına iyi gelir, antiseptik özelliği vardır, göğsü yumuşatır, solunum yollarına faydası vardır. Ayak terlemelerini önler, yaraları tedavi eder, böbrek kumlarının dökülmesine yardımcı olur, ses tellerine iyi gelir, mide ağrılarını dindirir.

Osmanlı devletinde, taşradaki nüfuzlu ailelere verilen ad...


Ayan,

Ateş düşürücü ve ağrı giderici etkisi olan bir tür ilaç...

Aminopirin (Piramidon), Analjezikler,
Ağrı Kesici İlaçlar

Şikâyetlerin ne zaman başladığı, neler clduğu, nasıl geliştiği, daha önce bir hastalık geçirip geçirmediği, ailesinde bir hastalık olup olmadığı, beden fonksiyonları, alışkanlıkları v.b. hasta ve hastalığı hakkında bilgi edinirler. Bazı hastalar şikâyetlerini kendilerine görelar ve olmayacak ayrıntılara bağlayabilirler.

Doktorun görevi anamnez alırken elde ettiği bilgileri değerlendirme ve ona göre hastaya sorular sorarak hastalığın hikâyesini gerçeğe en uygun şekilde öğrenebilmektir.

Ağrı duygusunu kaldıran fakat bilinç bozukluğu yapmayan ilaçlara analjezik denmektedir. Bunlar, bakteriyel veya viral enfeksiyonlarda yükselmiş olan ateşi düşürdükleri için antipiretik analjezik adını da alırlar. Ayrıca romatoid artrit gibi hastalıklarda enflamasyonu azaltan bazı organik asitler de antiemflamatuar veya antifilojistik ilaçlar olarak birçok adale ve mafsal hastalıklarında kullanılmaktadır.

Analjezik ilaçların başında salisilatlar (Aspirin), Parasetamol (Panadol), Aminopirin (Piramidon), Dipiron (Novalgin), Fenasetin, Fenazon v.b. ilaçlar gelmektedir. Fenilbutazon (Butazolidin), Oksifenbuta-zon (Tanderil), İndometasin (Endol), İbup-rofen (Brufen), Ketoprofen (Ketofen), Dik-lofenak (Voltaren) gibi ilaçlar antiemflamatuar olarak kullanılırlar.Bütün bu ilaçlar cok kimsede mide-barsak bozukluğuna, ülseri olanlarda ise kanamaya neden olabileceğinden doktor kontrolünde kullanılmalı, gelişigüzel alınmamalıdır.

Japonya' da özel olarak çay töreni için tasarlanan kurşun sırlı seramik kaplara verilen ad...

Raku,

“Zevk, memnuniyet” anlamına gelen Raku, sürpriz ve deneyselliğe açık olarak ilk kez 1573-1615 yılları arasında Momoyama Dönemi’nde Japonya’da çay seremonilerinde kullanılan kaplar üzerinde uygulandı.


Japon geleneksel çay seremonilerinin Zen estetiğinin sadeliği ve zarifliğiyle bütünleşen bu kaplar, tekniği uygulayan Raku ailesinin adıyla anılır. Yakın yüzyılda bu teknikle tanışan batı seramik dünyası, tekniği daha farklı uygulamalarla geliştirmiştir. Bu teknik, elektrikli ve gazlı fırınlarda elde edilemeyen renkler ve yüzeysel görüntüler sağladığı için dünyada bir çok seramik sanatçısı tarafından tercih edilmektedir.

Çay; tein, kafein, teofilin ve antioksidanlar için doğal bir kaynaktır. Ancak neredeyse hiç karbonhidrat, protein ve yağ içermez. Hindistan, Srilanka, Çin, Türkiye, Kenya, Endonezya, Malawi ve Vietnam önde gelen çay üreticileridir.

Avusturalya' da yaşayan keseli bir hayvan...

Kuskus (Phaianger),

Avustralya Possum'ları, Planörler ve Koala' lar kuskus ailesini oluşturur. Kuskus, öteye beriye tutunmasına yarayan kamçı gibi uzun bir kuyruğu olan iri, tembel ve kürklü bir hayvandır. Bütün planörler ve kuskus'lar bir tek aile teşkil ederler (Phalangeridae). Bunların hepsi opossum iseler de Amerika'dakilerden ayırt edilmeleri için burada «possum» diye anılırlar. Kuskus, yahut possum, vaktinin çoğunu ağaçların üzerinde geçirir. Butunun üzerinde açık renkli bir leke göze çarpar.



Bu hayvan, güneşin doğuşu ile batışı arasındaki saatlerde, vaktini ağaç kovuklarında veya çalıların arasında gizlenerek geçirir. Karanlık saatlerde ise canlanır. Fakat geceleyin bile aşırı derecede faal sayılmaz. Ağaçların üzerinde yol alıp yapraklan yerken, hareketi ağırlaştırılan bir sinema filmini hatıra getirir. Rivayet edildiğine göre, kuşları ve küçük memelileri de yakalayıp yermiş. Kuskus çıkardığı pis koku yüzünden kolay tanınır. Rahatsız edildiği zaman garip sesiyle protestoya girişir.Söylentiye göre kolay yakalanmasının bir yoluda vardır. Uzunca bir zaman devamlı seyredince, kudretli kuyruğundan bir dala asılır ve yorgunluktan yere düşünceye kadar bu vaziyette kalırmış.
Kuzey Queensland, Yeni Gine, Celebes'ler, Solomonlar ve bazı Güney Pasifik Adaları, kuskus'un vatanıdır. Yetişkin hayvanın uzunluğu 40-75 santimdir. Kuyruğu bu ölçüye bir 38-40 santim daha ilâve eder. Kuskus, eti dolayısıyla yerliler tarafından çok aranılan bir hayvandır.


Büyük kanatlı keseli kuskus (Schoinobates),
Uçar Kuskus veya Planör (Petaurus)-Uçar sincap diye bilinir.
Benekli kuskus (Spilocuscus),
Cüce uçar kuskus (Acrobates),

Küçük boylu, uzun ve ipeksi tüylü, sarkık kulaklı bir köpek cinsi...

Koker, Coker,


Cocker'lar çok popüler evcil hayvan olup, çok iyi bir arkadaş olurlar. Çok ilgi isteyip, hergün egzersize ihtiyaçları vardır. İnce, dalgalı, sarımsı, siyah, iki renkli ve üç renkli tüylerine rutin bakım gereklidir, hergün taramak idealdir. Ayrıca, senede iki defa da kuaförde tüylerinin kesilmesi gerekmektedir. Cocker'larda dikkat edilmesi gereken bir husus da kulaklarıdır. Kulak enfeksiyonu çok rastlanan bir rahatsızlıktır. Genelde ömürleri 14-15 senedir.



Japon folklorunda, çoğunlukla dev yapılı, çok güçlü ve korkunç görünümlü şeytansı yaratık...

Oni,

Oni japon mitolojisinde bir tür şeytandır. Bir elinde Kanabo dediğimiz büyük bir sopa taşır. İnsanlarla konuşurlar ve genelde öldürürler. Çoğu japon köyü belirli günlerde şarkılar ve maniler söyleyerek dua eder ve Oniler'in gelmesini engellerler.

Rus kentlerinde kremlin' in (içkale) dışında yer alan kenar mahallelere verilen ad...

Posad,
Eski Rus kentlerindeki içkaleye Kremlin dışında kalan kenar mahallelere posad adı verilir.

Kremlin,
(Fr. kremlin; Alm. Kreml;Rusça Kremlin) Kale, hisar, şato, yukarı şehir ya da iç kale anlamlarına gelen ve çoğu tarihi Rus kentinin merkezinde bulunan muhkim yapılar bütünüdür. En tanınmışları Moskova Kremlini'dir. Rusçada akropol anlamına kullanılır. Moskova Kremlini 1487 de inşa edilmiş ve içinde kiliseler, manastırlar, saraylar ve devlet daireleri vardır.

Moskova'daki Kremlin Sarayı, devrim öncesinde Rus çarlarının ikametgahıydı. Moskova Irmağı'ndan 40 m yüksekte bulunan Borovitskiy Burnu üzerinde 28 hektarlık bir alana yayılan, çevresi 20 m yüksekliğinde 2 km'lik bir surla çevrili binalar bütünüdür. Slav dilinde krem, "çakıl taşından kale" anlamına gelmektedir. Kremlin'deki yapıların en eskisi Spas na Boru (Ormandaki Kurtarıcı Aziz) Kilisesi'dir.


15. yüzyıl'da ilk Kremlin'in yerine İtalyan mimari anlayışında yeni bir saray yapıldı. 1487'de Beklemişhev Kulesi, 1490'da Borovitskaya Kulesi, Aziz Nikola ve Aziz Flor kapıları eklendi.

3. İvan döneminde birkaç katedral daha yapıldı. Dini yapılar Bizans, diğer yapılar İtalyan etkisi taşırlar. 1527' den sonra yapılan değişiklikleri Alman, İngiliz ve Hollanda'lı mimarlar gerçekleştirdi. Kremlin'in önemli yapılarından olan Büyük İvan Çan Kulesi'nin yapımına 1505'te başlanıp 1600'de tamamlandı. Kulede dünyanın en büyük çanı olan 218 ton ağırlığındaki Çar Kolokol (Çanların Çarı) bulunur. 1838-1849 yılları arasında Bolşoy Kremlyovskiy Dvoryets (Büyük Saray) inşa edildi. 1932-1934'te Kremlin Tiyatrosu, 1961'de Kongreler Sarayı yapıldı.

Ekvatoral ve tropikal bölgelerde yetişen bir meyve ağacı...

Papaya,

Papaya egzotik meyveler arasında çok değerli bir yere sahiptir. Protein, mineral ve vitaminler gibi günlük alınması gereken besinlerin önemli bir kısmı bu besinlerden sağlanabilir. Papayalar olgunlaştıkça içerdikleri C vitamini miktarı da artar. İçerdiği karbonhidrat da tabi şekerlerden gelmektedir.


Papaya enerji veren bir besin olması sebebiyle gelişmekte olan çocuklar, hamile ve emziren bayanlar için mükemmel bir kuvvet deposudur.Papaya da bulunan “papain” adlı enzim yiyeceklerdeki proteinin sindirilmesine yardımcı olur ve özellikle mide suyu eksikliği olması ya da midede çok fazla oranda sağlıksız sıvı bulunması durumunda hayli etkili bir maddedir.
Papaya çekirdeğinden yapılan macunlar, mantar gibi değişik cilt hastalıklarına sürüldüğünde de olumlu sonuçlar verdiği görülmüştür. Güney Afrika, Latin Amerika, Avustralya ve Havaii deyetiştirilmektedir.

Ekvator bölgelerinde yetişen bir meyve ağacı...

Anona, Sursop(Soursop),


Anavatanı güney Amerika olan ve çabuk yetişerek 5-6 m. yüksekliğe erişen bir ağaçtır. Yaprakları büyük ve oval şekilde, uçları sivri, üzerleri parlak ve koyu yeşil, altları ise mat ve açık yeşildir. Çiçekleri açık yeşil renkte, büyük ve geniş yapraklıdır. Bu çiçeklerden oluşan meyveler 1-1,5 kg. ağırlığında, dış kabuklarının üzerleri yumuşak ve kısa kabarcıklar ile örtülü, açık yeşil renkte ve böbrek şeklindedir.


Meyvenin eti beyaz, biraz lifli, çok sulu, güzel kokulu, ve bir az da ekşidir. Bu sebeple taze olarak tüketimden çok, dondurmalara ve soğuk şerbetlere koku vermek için kullanılır.

İki anlamı olan bir sözcüğün, akla en az gelen anlamının amaçlanarak kullanılması sanatı ...

İham (İyham) sanatı,

Mısra veya beyitteki bir kelimenin iki yahut daha fazla anlamı konu ile ilgili olduğu takdirde iham sanatı meydana gelir. İhamın kelime manası “ vehme düşürmek” tir. Yani şair kelimeyi öyle kullanır ki okuyucu o kelimenin bütün gerçek manalarıyla şiiri anlayabilir. Dolayısıyla acaba hangi manada kullandı diye tereddütte kalınabilir veya herkes kendi anladığı manada kullanıldığını vehmeder. İhâm sanatı tenâsüp ve tezat sanatlarına bağlı olarak da yapılır.

İham sanatını tevriye ve kinâye sanatları ile karıştırmamak gerekir. Her üç sanatta da kavramların birkaç anlamı kullanılır. Ancak tevriye sanatında kasdedilen ikinci anlamdır; kinâye sanatında ise mecâzlı anlamdır.

Bu beyitte ayak sözcüğünde iham sanatı vardır. Ayağın lügat anlamı “ insan uzvu; kadeh” tir. Beyiti kelimenin her iki anlamıyla da düşünmek mümkündür.

Vardım ki yurdundan ayak göçürmüş
Yavru gitmiş ıssız kalmış otağı
Câmlar şikest olmuş meyler dökülmüş
Sâkîler meclisten çekmiş ayağı
(Bayburtlu Zihni)

Eski Türklerde başa giyilen bir çeşit kisve...

Töpi,

Şamanist Türklerde, doğal nesnelerde bulunduğuna inanılan ruhlara verilen ad...

İzi,

Şamanizm, büyüye dayalı bir kabile dini olma özelliği taşımaktadır. Şamanizm’ in, Türklerdeki varlığından bahseden ilk delilin 519 yılında Cücenlerden kaldığı söylemektedir. Bu tarihte bir kadın şamanın, güz mevsiminde ovada çadır kurarak yedi gün oruç tuttuğunu ve dualar ettiğini açıklamaktadır. Şamanizm’de beş kutsal unsur vardır. Bunlar; demir, toprak, ateş, su ve ağaçtır.

Şaman inanışına göre evren üç bölümden oluşmaktadır.

Gök:
Aydınlık olandır. Orada iyilik, güzellik ve mutluluk vardır. Tam anlamıyla bir cennet
demektir. 17 kattan oluşmaktadır. En büyük Tanrı/ruh olan Ülgen, eşi ve çocukları ile kendisine bağlı iyi ruhlar orada oturur.

Yeryüzü: İnsanların yaşadıkları yerdir.

Yeraltı: Karanlık olandır. 14 kattır. Kötülüklerin, bahtsızlıkların, çirkinliklerin hüküm sürdüğü yerdir. Bu nedenle cehennem demektir. Korkunç bir tanrı/ruh olan Erlik, ailesi ve ona bağlı kötü ruhlar yeraltında bulunurlar.

Tunguzca şaman, saman; Mançu dilinde sama’dır. Türk kavimlerinde ise, şaman sözcüğü “kam” sözcüğüne karşılık gelmekteydi. Şamanların; sihirbazlık yapan, hastaları iyileştiren, gaipten ve gelecekten haber veren, ruhları bedenlerini terk edip tekrar dönen, at üstünde göğe yükselip Tanrıyla konuşan, doğa güçlerini istediği gibi yönlendiren, ateşin yakıcılığından etkilenmeyen, ölmüş hayvanları kemiklerinden tekrar dirilten, kadın-erkek müşterek ayinler yapan ve tahta kılıçla savaşan insanlar oldukları bilinmektedir.

Usa ve bilmeye değil de istence üstünlük tanıyan bilimdışı öğreti...

İradiye, İstenççilik, Volontarizm

Akla ve bilmeye değil de iradeye üstünlük tanıyan, ruhsal olayların ve bilgi sürecinin temelinde iradeyi gören bilim dışı öğreti, iradiye, volontarizm, istenççilik.

X1.yüzyılda Anadolu' ya gelen Türklerin, Ağrı dağı' na "Yüce Dağ" anlamında verdikleri ad...

Alatav,

Çeşitli tarihlerde Ağrı’ ya Argı, Han Argı, Argurı, Arkuru, Ark Dağı, Argı Dağı denilmiştir.

Selçuklular buraya yerleştikten sonra Eğri Dağ, bilahare Ağrı Dağ adını aldı. Zamanla Ağrı Dağı, şekline dönüştü. Halk bazen Kire/Kıra olarak da ad vermektedir. 1938’ den beri İl, sınırları içindeki Türkiye’ nin bu en yüksek dağı olan Ağrı Dağı‘ na izafeten Karaköse adı Ağrı olarak değiştirilmiştir. Urartu adının bu kavme, güneydeki Samiler tarafından verildiği ve bunun “Ur-Ar-tu” (Yukarı ülke, yüksek memleket) manasına geldiği ileri sürülmektedir. Hatta bu isimdeki “Ur” (yukarı, yüksek) kelimesinin Sümerce’ den geldiği ve Akadlılar’ ca Dicle- Fırat yukarılarının “Yukarı Memleket” manasına böylece anıldığı kanaatine varılmıştır. Bu yüzden, Urartu ülkesinin en yüksek dağlarına da “Ararat Dağları” isimleri verilmiş bulunuyor. Sonradan Musevilerle, Hıristiyanlar Tevrat’ tan alarak bu adı Ağrı Dağı‘ na alem etmişlerdir. Küçük Arsaklı Devleti zamanında memleket başlıca 15 eyalete ayrılmış; bunlardan hükümdarların yazlık ve kışlık başkentlerinin bulunduğu yukarı Aras Boyu ve Ağrı Dağı çevresinde Ararat Eyaleti adı verilmiştir. Anlaşılacağı gibi; Ararat, Ağrı Dağı‘ nın adı değil, bu bölgenin Urartu ve Arsaklılar zamanındaki adıdır. Ağrı Dağı‘ nın eski Türkçe’ de “yüksek” anlamına gelen Ağrı ve Ağru kelimesinden geldiği öne sürülmektedir. Ayrıca Ağrı kelimesinin Arapça’ da “muhteşem” anlamındaki ağra ile ilgili olduğu da belirtilmektedir. Bu adlar, zamanla söylene söylene halk arasında Ağrı Dağı olarak benimsenmiştir.

Ağrı dağına verilen başka bir ad...

Ağrı Dağı,
Ararat (Ermenice),
Masis,  

Türkiye'nin en yüksek dağıdır. Zirvesi 4 mevsim boyunca erimeyen kar ve takke buzulu ile kaplı volkanik bir tuvalet olan Ağrı Dağı, Türkiye'nin doğu ucunda, Ağrı ilinin sınırları içerisinde yer almaktadır. Dağ, İran'ın 16 km batısında ve Ermenistan'ın 32 km güneyinde olup, 5137 metrelik rakımıyla,

Anadolu Yarımadası ve Avrupa’ nın en yüksek doruğudur. 4000 metreye kadar bazalt, daha yüksekte andezit lavlarından oluşarak volkanik bir dağ özellikleri gösterir. Dağın doruğunda Türkiye'nin en büyük bir örtü buzulu vardır. Ağrı dağının kuzey yamacında Küp Gölü adında bir karakter gölü vardır. Doğu yüzünde Serdarbulak yaylası ve 3896 m. yükseklikteki Küçük Ağrı Dağı yer alır.

Bir inanışa göre, Eski Ahid' teki Tekvin babında Nuh' un gemisi' nin karaya oturduğu dağ bu dağdır. Fakat, Kuran'ı Kerim'de Nuhun gemisinin "Cudi'ye oturduğu" belirtilmektedir. Türkiye'nin en büyük dağı olan Ağrı Dağı jeolojik konumu ve Büyük Tufan'dan sonra Nuh'un gemisine ev sahipliği yapması dolayısıyla efsanevi özelliği olan bir dağdır.

Kutsal kitaplarda da adı geçen Ağrı Dağının farklı dillerde birçok ismi vardır.

Başlıcaları,
Ararat,
Kuh-i Nuh,
Cebel ül Haris'tir.
Çeşitli tarihlerde Ağrı’ ya Argı, Han Argı, Argurı, Arkuru, Ark Dağı, Argı Dağı denilmiştir. Selçuklular buraya yerleştikten sonra Eğri Dağ, bilahare Ağrı Dağ adını aldı. Zamanla Ağrı Dağı, şekline dönüştü. Halk Kire/Kıra olarak da adlandırmıştır.
Marco Polo'nun hiçbir zaman çıkılamayacak dediği dağa ilk tırmanış, kayıtlara göre 9 Ekim 1829'da Prof. Frederik Von Parat tarafından gerçekleştirildi. İlk kış solo tırmanışı ise 21 Şubat 1970'te Dağcılık Federasyonu eski başkanlarından Dr. Bozkurt Ergör tarafından gerçekleştirildi. 1980'li yıllarda binlerce dağcı Ağrı Dağı'nı ziyaret etti. Ağrı'ya tırmanış 1990 yılında yasaklandı. 1998'de Dağcılık Federasyonu'nun bir grup dağcıya izin vermesiyle bu yasak kaldırıldı.

Sarı ya da kahverengi, doğal hidratlı demir oksit ...


Limonit, 
Limonite (2Fe203.3H20)

Yumuşak, kolay ufalanır bir yapıda olan limonit % 58-59 oranında demir oksit içerir ve sarıdan turuncu ve koyu kızıla kadar renkleri vardır. Demirin bileşik şeklinde bulunduğu minerallerin sayısı çok fazladır. Bir çok mineral az yada çok oranda demir içerir. Bu mineraller demirin oksijen, karbon, kükürt ve hidrojen ile yaptığı bileşiklerdir.

Manyetit (Fe304),
Hematit (Fe203),

Limonit(2Fe203.3H20),
Pirit (kübik-FeS2)
Markazit(ortorombik-FeS2)

Çalgılı meyhane...

Taverna,

Bar, Pavyon, Gazino, Gece Kulübü, Diskotek, Kabare,
Latince kulube ve dükkan anlamına gelen "taberna" kelimesinden İtalyanca üzerinden dilimize girmiş, genel olarak müzikli ve şarkılı meyhane veya içkievi. Türkiye'nin 'Tavernalar Kralı' olan şarkıcı Yorgo Vapuridis, doğup büyüdüğü bu topraklarda kalan az sayıdaki Rum'dan birisidir.Yine ilk akla gelen sanatçılar Fedon, Cengiz Kurtoğlu, Ümit Besen, Hayko Cepkin, Atilla Kaya, Arif Susam, Selami Şahin, Nejat Alp, Ferdi Özbeğen, Mimi, sayılabilir.

İşletmeciliğini Fedon'un oğlu Theo Kalyoncu'nun yaptığı Zorba, taverna denilince ilk akla gelen yerlerden. Gayrettepe' deki mekân, 21.00'de açılıyor. Her cuma Fedon, buzukici Hakan İtik eşliğinde 23.30-01.00 arasında; Cumartesi ve diğer akşamlar Yani ile Göknur 23.00-02.00 arasında sahne alıyor.

"Fıçıotu" da denilen, sütleğengillerden müshil olarak kullanılan otsu bir bitki...

Burçalak (Antalya),  
Bırçalık (Sungurlu), 
Sütleğen otu,


Fıçıotu, 5-20 cm yükseklikte, çok yıllık ve otsu bir bitkidir. Kökleri 2-7 cm uzunlukta ve turp biçimindedir. Kökler müshil etkiye sahiptir. Yüksek miktarlarda yendiği zaman, kusma ve ishal ile belirlenen zehirlenme yapar.

Türkiyede 80 kadar Sütleğenotu (Euphorbia) türünün bulunduğu bilinmektedir. Euphorbia türleri bir veya çok yıllık, beyaz sütlü bitkilerdir. Süt içinde rezin, kauçuk, nişasta ve enzimler bulunur. Tohumlan bir sabit yağ taşımaktadır. Euphorbia türlerinin sütü tahriş edici ve kuvvetli bir müshil etkiye sahiptir. Tohumlarında bulunan yağ da müshil özelliktedir. Bu nedenle eskiden bu bitkilerin sütü veya yağı müshil olarak kullanılırdı. Çok tahriş edici olduğundan halen dahilen kullanılışı terkedilmiştir. Haricen sütü siğillere karşı kullanılmaktadır. Taze bitkiden elde edilen süt hergün bir defa siğil üzerine sürülür. Bir hafta içinde siğillerin kaybolduğu görülmektedir.
Taze dalların veya tohumlarının ekmek içi veya kıyma ile ezilmesi ile elde edilen karışım, göl veya derelerde, balık avlamak için kullanılmaktadır. Zararlı bir usuldür. Zira bu karışımı yiyen yavruların da yokolmasına sebep olur.

Yurdumuzda da yetiştirilen bir yağ bitkisi...

Kanola(Rapiska, Rapitsa, Kolza), 
Ayçiçeği, Soya, Mısır, Pamuk, Yer fıstığı

Kanola (Brassica napus), kolza' nın ıslahı sonucu elde edilmiş, erüsik asit ve glukosinolat ihtiva etmeyen bir bitki türü. Kanada'da geliştirilmesinden dolayı ona İngilizce "Canadian Oil Low Acid" (düşük asitli Kanada yağı) sözcüklerinden türeme, "kanola" adı verilmiştir.
Kışlık ve yazlık olmak üzere iki fizyolojik döneme sahip bir yağ bitkisidir. Kanola tanesinde bulunan %38-50 yağ ve %16-24 protein ile önemli bir yağ bitkisidir. Bitkisel yağ kaynağı olarak yağlı tohumlu bitkiler olan Ayçiçeği, Soya, Mısır, Pamuk, Yer fıstığı arasında üretim açısından üçüncü sırayı almaktadır. Dünya'da yıllık üretimi 22 milyon ton civarındadır. En çok üreten ülkelerden Çin 4.5, Hindistan 4.4, Kanada 2.8, Polonya 0.5, Fransa 0.47, Pakistan 0.4, Almanya 0.4, İngiltere 0.3 milyon ha ekim alanına sahiptir.

Türkiye' ye ise Balkanlardan gelen göçmenler ile kolza adı ile 1960 yıllarında getirilmiş ve Trakya' da ekim alanı bulmuştur. Rapiska, rapitsa, kolza isimleriyle de bilinir. Ancak kolza ürününün yağında insan sağlığına zararlı erüsik asit, küspesinde de hayvan sağlığına zararlı glukosinolat bulunması nedeniyle 1979 yılında ekimi yasaklanmıştır. Eskiden kolza olarak isimlendirilen çeşitlerdeki % 45-50 oranındaki Erüsik asit içeriği, ıslah çalışmaları ile % 0 düzeyine düşürülmesi kolzanın bitkisel yağ ihtiyacı için yeniden üretime alınmasını sağlamıştır.

Siirt yöresine özgü, yarma ve ayranla yapılan bir yemek...

Şişe Şirten (Ayranlı Yarma),

Kış mevsiminde yenilen bu yemeğin diğer adı "Şişe Şirten"dir. Mahalle dibeklerinde dövülerek kasuğu çıkarılan buğday, değirmende övütülerek yarma haline getirilir. Bol suda hamurlaşıncaya kadar pişirilir. Pişirilen bu yarma derin tabaklar içine ortası boş bırakılarak yayılır. Yazın torbalarda süzülerek topak halinde kurutulan ayran “İncene” denen dibi pürüzlü toprak tencerede ılık suda, elle sürtülerek eritilir. Sıvı hale gelen ayranın içine bol miktarda kızarmış yağ, nane ve kırmızı biber konularak yarma tabağının boş bırakılan kısmına dökülür. Hazırlanan ayranlı yarma kıyıdan başlanmak suretiyle yenilir.

Eski dilde bulut...

Ebr,

Bulut, su damlacıkları, buz kristalleri ya da bunların karışımlarından oluşan, toprağa değmeyen, gözle görülür kütledir. Dünya' da yoğunlaşan madde su buharıdır. Milyarlarca damlacık ve kristallerin beraber durmasıyla bulut olarak görünürler.Bulutlar tüm görünür dalga boyutlarını yansıtır ve genellikle beyazdır fakat gri veya siyah olarak görünebilirler.Siyah görünmelerinin sebebi, çok kalın veya yoğun olması ile güneş ışığının geçmesine izin vermemesindendir.

Bulut cinsleri;
Yüksek Bulutlar:
  • Cirrus (Ci)
  • Cirrocumulus (Cc)
  • Cirrostratus (Cs)
Ara Bulutlar:
  • Altocumulus (Ac)
  • Altostratus (As)
  • Nimbostratus (Ns)
Alçak Bulutlar:
  • Stratocumulus (Sc)
  • Stratus (St)
  • Cumulus (Cu)
  • Cumulonimbus (Cb)

Türkiye Cumhuriyeti’ nin ulusal marşı olan İstiklal Marşı’ nın bestecisi...

Osman Zeki Üngör,

(1880-1958) İstanbul’ un Üsküdar semtinde doğan Üngör, Beşiktaş Askerî Rüştiyesi’ni bitirdikten sonra Muzıkay-ı Hümâyûn’a yazıldı. D’Aranda Paşa’ dan temel müzik dersleri, Hüseyin Bey, Pepini Giato ve Vondra Bey’den keman dersleri aldı. Ayrıca Saffet Atabinen’in de öğrencisi oldu ve onun idaresindeki orkestrada baş kemancılığa devam etti. Ayrıca İstanbul Erkek Lisesi’nde (o zamanki adıyla İstanbul Erkek Dârü’l-Muallim) müzik öğretmenliği yaptı.


1917-1918 yılları arasında Saray Orkestrası şefliği sırasında Viyana, Berlin, Dresden, Münih, Peşte ve Sofya’ya gidip Beethoven, Wagner ve Weber gibi bestecilerin eserlerini yorumladı. 1918 Şubatından itibaren her hafta bir halk konseri düzenledi. Cumhuriyetin ilanından sonra 1924 yılında açılan Musiki Muallim Mektebi’nin müdürlüğüne getirildi. Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal marşı olan İstiklal Marşı’nın bestecisi Osman Zeki Üngör, 54 yaşında emekli olduktan sonra orkestra şefi olarak yerine Ahmet Adnan Saygun, Musiki Muallim Mektebi Müdürü olarak a Salahaddin Bey getirilmiştir.

Tarla, bağ, bahçe gibi yerlerden toplanan ürünlerden arta kalanlar...


Taraş,
Halk arasında Tarla, bağ, bahçe vb. yerlerden toplanan üründen arta kalanlar.
Tarla, bağ, bahçe vb. yerlerden toplanan üründen arta kalanlar.
Yaltaklanma,
Yağma, Garet.

II.Abdühamit döneminde Mızıkai Hümayun' da görev almış ve birçok müzisyenin yetişmesine katkıda bulunmuş ünlü İspanyol piyanist...


Aranda Paşa (D'Arenda),

Muzıka-yı Hümayun’da 1849-52 yıllarında orkestra şefi Angelo Mariani idi. Bir ara Necip Paşa'nın getirildiği Muzıka-yı Hümayun' un başına daha sonra 1855’ den itibaren Osmanlı sarayında bulunan İtalyan besteci Callisto Guatelli (Guatelli Paşa) 1899’da ölümüne kadar II. Abdülhamid tarafından görevlendirildi.

Guatelli'nin yetiştirdiği Türk bestekarlardan bazıları:

Mehmed Zati, Mehmed Emin, Mehmed Ali, Mustafa Safvet, Pazı Osman, Faik Bey, Kazım Bey ve Zeki Bey'dir.

1880'den sonra Paris'te müzik eğitimi gören İspanyol besteci D'Arenda (Aranda Paşa) Muzıka-yı Hümayun' da Guatelli' ye yardım etti ve ondan sonra da yerine tayin edildi. Bir çok müzisyenin yetişmesine katkıda bulunmuş, hizmetlerine karşılık iki ev, at, araba gibi ihsanlarla birlikte paşalık unvanı da ünlü İspanyol piyanist D'Arenda' ya verilmiştir. Zamanla batı musikisi eğitimini destekleyen kitaplara ihtiyaç duyuldu. İlk Defa Haşim Bey’ in kitabında batı musikisi terimlerine karşılıkların verildiği bilinir. Ancak onun yazdığı eserin batı musikisi nazariyatı ile bir ilgisi yoktur. Başında Türk musikisi nazariyatı bilgileri ile birlikte iyi bir Türk Musikisi güfteler eseridir.

Antalya ilinde aynı adlı çay üzerine yapılmış olan bir baraj...

Alakır Barajı,
Antalya Kumluca ilçesinde, Alakır(Alagır) Çayı üzerinde, sulama ve taşkın kontrolü amacı ile 1967 - 1971 yılları arasında inşa edilmiş bir barajdır. Kaya gövde dolgu tipi olan barajın gövde hacmi 1.600.000 m³, akarsu yatağından yüksekliği 44,50 m, normal su kotunda göl hacmi 91,75 hm3, normal su kotunda göl alanı 4,28 km²'dir. 3.262 hektarlık bir alana sulama hizmeti vermektedir.

Esnek ve yumuşak bir deri elde etmeye yönelik işleme banyosu...


Sama,

Ham deriden sağlam ve dayanıklı deri elde etmenin yolu tabaklamadan geçer. Bu amaçla ham deri, mekanik ve kimyasal çeşitli hazırlayıcı işlentilerle üstlerindeki kıllardan ve altındaki et ve yağ tabakalarından temizlenir. Bunları sama işlemi izler. Sama, deri işleme safhalarının en önemlilerinden birisidir. Deri, bu aşamada enzimlerin etkisindedir. Sama enzimleri ile deri yapısındaki lif demet ve hücreleri arasında bulunan bağlayıcı, aynı zamanda dolgu görevi yapan maddeler (kollagen yapı içerisindeki şekilsiz proteinler) giderilir.

Amaç, enzim etkisiyle daha yumuşak, esnek, ince, homojen, dolgun ve nihayetinde kaliteli bir deri elde etmektir. Sama öncesi işlemleri başarı ile gerçekleştirilmiş bir ham deri, gereği gibi sama yapılmamışsa, tabaklandıktan sonra yapısı kaba, tutumu da sert olur. Buna karşılık, kontrolsüz biçimde aşırı sama yapılan deri, kendine özgü olan dolgunluğunu kaybeder, zayıf, kof halde olur; kalitesizleşir.

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ