Normandiya sahillerinde çıkarma yapılan Arromanches koyunda gelgitleri ile ünlü bir manastır...

Mont Saint Michel Manastırı,

Fransa'da Manş Denizi kıyısında, 50 metre yüksekliğinde ve çevresi 900 metre olan bir kaya tepe üzerinde bulunan, Mont St.Michel bir manastırının, özel bir durumu var. Burası okyanus kıyısında olduğundan gel-git doğa olayının dünyadaki en net izlenebildiği bir bölge ve bu manastır’ın en büyük özelliği bence bu.

Etekleri kumsal olan bu kaya tepeye ilk manastır 1017 yılında yapılmıştır. Manastır gel-git sayesinde hergün bir kez ada olup, sonra tekrar uçsuz bucaksız bir kumsalın üzerinde yükselen kaya görüntüsüne ulaşıyor. Sular öğleden sonra saat 2 gibi geri geliyor ve Mont Saint Michel tekrar bir ada haline geliyor.Manastır 1144 yılında yapılan ilavelerle daha çok büyütülmüştür. Gelen ziyaretçileri ağırlamak için manastırın yanına yeni binalar yapılmış ve zamanla bu küçücük tepe sıkışık bir köy halini almıştır. 1211-1228 yılları arasında yapılan onarımlar ve yeni binalarla burası en güzel gotik eserlerle doldurulmuştur. 14. yüzyılda tepenin kara tarafına büyük surlar yapılmıştır. Manastır surların içinde kalan küçük bir köyün ortasında bütün yapılara tepeden bakar. Uzaktan ve yakından görünüşü çok heybetlidir. Deniz kabardığında tam bir ada halini alan kayalık sular çekildiğinde bir yarımada halini alır çevresindeki kum ve çamur düzlükleri ortaya çıkar. Manastırın en büyük özelliği coğrafi konumudur. Fakat Mont Saint Michel manastır başta olmak üzere gotik eserlerin en güzellerine sahip olduğu için de bir harika sayılmaktadır.

Sıkıntı, üzüntü, keder ...


Koyuntu,
Çeki,
Bun,
Gaile,
Matça,
Bungun,

Okuyucu, Okur...

Kari,
Düğüne çağrı yapan kimse.

İşlemede kullanılan altın suyuna batırılmış ince gümüş tel...

Sırma,

Kütahya' da Kadınlar, Tefebaşı denilen ince çuhadan yapılmış al veya mavi renkli, motifleri altın suyuna batırılmış gümüş sırma ile gergefte işlenmiştir.

Beyaz ya da mor renkte çiçekleri olan, meyveleri dikenli bir bitki...

Tatula
(Datura stramonium),

Boru Çiçeği,
Dikenli Elma,
Eşek Hıyarı,
Şeytan Elması,




Patlıcangillerden, çiçekleri beyaz veya mor renkte, meyveleri dikenli, hekimlikte kasların kasılmasını gidermek üzere kullanılan bir yıllık ve otsu bir bitki. Halk arasında devil's apple (şeytan elması) olarakta bilinir.Ülkemizde ise boru çiçeği olarak da bilinir.Dünyadaki 10 çeşit boru çiçeğinden ülkemizde yetişen sadece 2 türünden birisidir. Zehirli aynı zamanda da narkotik bir bitkidir.Tıbbi amaçla kullanıldığı gibi halüsülojenik bir uyuşturucu olarak ta kullanılmaktadır, fakat çok zehirli olduğu için doz aşımı sözkonusu olduğunda bilinç kabı veya ölümle kolayca yol açabilir. Günümüzde tıbbi alanda kramp çözücü olarak ve astım hastaları için nefes açıcı olarak kullanılmakta.Yol kenarları da dahil olmak üzere kurak iklime sahip heryerde yabani bir bitki olarak bulunabiliyor çok nadir olsada bahçe çiçekçiliği içinde kullanılıyor.İçeriği: hiyosiyamin,skopolamin ve atropin

Bir şeyden kalan kötü iz...

Şaibe,

Napolyon döneminde Fransa'da başlamış ve Avrupa'ya yayılmış olan mimari, mobilya, giyim vb. üslûbu, biçemi, tarzı...

Ampir,

Napolyon devrinde Fransa'da başlamış ve Avrupa'ya yayılmış olan mimari, mobilya, giyim vb. üslûbu, tarzı, Ampir Üslubu (İmparatorluk Üslubu) (1808-1860) Fransa' da Napolyon döneminde antik Roma ve Mısır sanatına büyük ilgi duyulur.

Napolyon’ un İmparatorluğu sırasında, Fransa’da gelişen ve eski Roma sanatındaki süslemeyi taklit eden yeni-klasik akımıdır. Napoleon’un, Roma İmparatorluğu’nun görkeminden esinlenen bir üslup yaratılması isteğinden güç alınarak oluşturulmuştur. Napoleon’un Mısır seferinden sonra bu sanata, Mısır sanatının, sfenks, palmet gibi biçimleri girmiştir. Avrupa’ya kısa sürede yayılarak, sadece mimarlık değil, resim, heykel, tezyinat, seramik ve mobilya gibi çalışmalarda etkili olmuştur. Bu anlayışta, klasik mobilya ve aksesuarları doğrudan kopya edilmiştir. Klasik örneklerin bulunmadığı alanlarda bezemeler genellikle simgesel olarak yapılmıştır.

Eskiden kralları, padişahları ve saray halkını şaklabanlıklarıyla eğlendiren komik kimse...

Soytarı, 
Palyaço,

"Soytarı ile bilge, kardeştirler, soytarı da, bilge de, zekalarıyla yaşarlar. Nükte, yaratıcılık ve icad etme ustalığı demek olan zeka ile daima birlikte gider." Arthur Koestler.

Ördeğe benzer, tüyleri kiremit renginde bir yaban kuşu...

Angut (evcilleştirilebilen bir dalıcı ördek türü),
Meke, Kirik,

Angut kuşları 58-70 cm boyunda olup, 110-135 cm kanat genişliğine sahiptir. Kuzeybatı Afrika ve Etiyopya'da türün oluşturduğu küçük yerleşik topluluklar bulunsa da, türün gerçek yerleşim bölgesi güneydoğu Avrupa'dan Orta Asya'da güneydoğu Çin'e kadar olan bölgelerdir. Kuşlar çoğunlukla kışları geçirmek üzere güney Asya'ya göç ederler.

Bu kuş türü iniş yaparken rüzgarı arkasına alarak indiği için sağlıklı bir iniş yapamayarak yuvarlanır. Bu özelliğinden teşbih yapılarak argoda da kullanılır. Suna ile birlikte Tadorna cinsinde yer alır. Eşi ölen angut kuşlarının, başka bir eş ile bağlantı kurmayıp ölen eşinin arkasından yas tuttuğu söylenir. Tibet ve Moğolistan'da ve Slav mitolojisinde kutsal kabul edilmektedir.
Beyşehir’in kıyı köylerinin birinde yaşlı bir balıkçı varmış. Yaşlı balıkçı, bir gün avcıların yaraladığı bir angut kuşuna rastlamış. Bakmış ki, kuşcağız ağır yaralı ve ölecek; onu yakalayarak yarasını sarmış ve iyileştirmiş. O günden sonra balıkçı ile angut kuşu dost olmuşlar. Öylesine dost olmuşlar ki, Balıkçı gölde avlanırken kuş gelip balıkçının omzuna konarmış. Soğuk ve fırtınalı bir kış günü Balıkçı yine ava çıkmış. Ancak dalgalar bir süre sonra öylesine azmış ki, köhne kayığı parçalanıp batmış. Balıkçı yüzerek kendini bir adaya zor atmış. Bir süre sonra kar da yağmaya başlamış. Yaşlı Balıkçı, sığındığı Taş kovuğunda, ıslak elbiseleri ile neredeyse donacakmış. O sırada dostu olan angut kuşunun yanındaki bir ağacın dalında tüneyerek, acılı gözlerle kendine baktığını ve cıvıldadığını görmüş. İhtiyar kuşa balıkçılardan yardım getirmesini söylemiş. Bunun üzerine kuş, yardım getirmek üzere uçup gitmiş. Diğer balıkçılar, kıyıda bir avcı kulübesinde oturmuşlar, yaktıkları ateşte ısınıp, sohbet ediyorlarmış. Uçarak içeri giren kuş önce çırpına çırpına dolanmış ve sonra yanan ateşli bir dal parçasını gagasına alarak uçup gitmiş. Aldığı ateşi götürüp yaşlı balıkçının önünde bırakmış. Balıkçı hemen tutuşturduğu dal parçaları ile ısınıp donmaktan kurtulmuş. Ölümden dönen balıkçı dua etmiş. Demiş ki; “ Her kim angut kuşuna tüfek atarsa tüfeği parçalansın.” Duası kabul olası imiş. Bu yüzden avcılar, angut kuşuna tüfek atamazlar, atarlarsa tüfeklerinin parçalanmasından korkarlarmış.

Başka bir efsaneye göre; Angut, kaynanasının geçimsizliğine dayanamayıp kuş olan gelindir.

Tatlı su ıstakozu...

Kerevit (tatlısu yengeci),

Türkiye' de kültürü yapılmayan, doğal su kaynaklarından avcılık yolu ile elde edilen kabuklu bir su ürünüdür. Karın ve kıskaçları gıda olarak tüketilen ve düşük kalorili bir protein kaynağı olan kerevitin, Türkiye'deki doğal türü Astacus leptodactylus’tur. İznik gölü ve Uluabat (Apolyont) gölündeki en önemli su ürünlerinden biri de kerevittir.
Vücut, başla birleşmiş göğüs (sefalotoraks) ve karın (Abdomen) olarak iki kısımdır. Sefalotoraks tek parça sert bir kabuk (Karapax) ile örtülüdür. Bu sert kabuğun başta ileriye doğru uzanan ve iki göz arasında oluşan çıkıntısına Rostrum adı verilir. Yine başta bir çift birleşik göz ile bir çift uzun anten ve bir çiftte antencik (duyu organı) bulunur. Karın tarafından bakıldığında sefalotoraksın bölümlerinin her birinden 1 çift olmak üzere 5 çift yürüme bacağının çıktığı görülür. Bunlardan birinci çiftin uçları fevkalade gelişmiş ve uçları makas şeklini almıştır. Bunu avlarını yakalamada da kullanırlar. Altı bölümden oluşan karının her bölümünden birer çift yüzme bacağı çıkar. Vücudun son bölümünde ise, yanlarda iki çift ve ortada 1 adet olmak üzere, yüzmeyi kolaylaştıran kuyruk yelpazesi vardır. Canlı, taze, donmuş ve konserve edilerek değerlendirilirler. Ekim-Kasım' da çiftleşir, Kasım-Aralık'ta yumurtlar, Kasım-Temmuz'da yumurta gelişir, Nisan-Temmuz' da yumurta açılır.

1881-1937 yılları arasında yaşayan ve izlenimci anlayıştaki manzaralarıyla tanınan ressamımız...

Nazmi Ziya Güran (1881-1937), Türk ressam.

Çocukluğundan beri sanata düşkünlüğü olan Nazmi Ziya, Sanayi-i Nefise Mektebi Ali’si (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi)’ nde öğrenimine başiladı. 1901 yılında Mülkiye Mektebi’nden mezun oldu. 1908 yılında Sanayi-i Nefise’mektebi’nden mezun olan sanatçı aynı yıl kendi olanaklarıyla Paris’e gitti. Louvre Müzesi'nde iki ay çalışarak Antoine Coypel'in Democrite Başı kopyasını yaptı.

1918 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi’ne Müdür oldu. 1921’e kadar süren müdürlüğünün ardından 1925 yılında iki yıl daha müdürlük görevinde bulundu. 1909 yılında kurulan, ilk adıyla Osmanlı Ressamlar Cemiyeti, sonraki adıyla Güzel Sanatlar Birliği içerisinde yer alıp onların 1916 yılından itibaren her yıl düzenli olarak gerçekleştirdikleri sergilere katıldı. Nazmi Ziya, Akademi'deki hocalığı ve devletten aldığı resmi siparişleri yerine getirmekten arta kalan zamanlarında doğayla başbaşa kalarak açık havada manzara resimleri üretmeye devam etti. 11 Eylül 1937 tarihinde gelen bir kalp krizi nedeniyle öldü.

Bir müzik yapıtında kullanılmaya elverişli tüm seslerin oluşturduğu dizi...

Skala, (Latince ) Ses dizisi, dizi (gam)

Müzikte kullanılabilecek bütün seslerin pesten tize doğru sıralanmasıyla oluşan dizi. – Müzikte sekiz notanın sıralanmasıyla oluşan dizi . Müzik seslerinin dizi bir merdivenin basamaklarına benzetilmiş ve buna Fransızlar echelle, İtalyanlar scala adını vermişlerdir.

Avusturyalı ünlü yazar, şair ...

Rainer Maria Rilke (d. 4 Aralık 1875 – ö. 29 Aralık, Val-Mont sanatoryumu, 1926)
Avusturyalı yazar, René Karl Wilhelm Johann Joseph Maria Rilke.

20. yüzyıl Alman şairlerinin en iyilerinden biri olarak kabul edilmektedir. Eserlerinde dönemin Çek-Alman gerilimi ve bu gerilimin etkileri ön plana çıkmaktadır. En iyi bilinen eserlerinden biri Genç Bir Şaire Mektuplar' dır. Çok başarılı kabul edilmemekle birlikte öyküleri de bulunmaktadır.

(Prag 1875 – Montreux 1926). 1892′de Prag’a gitti ve edebiyat çev­relerine girdi. Bu sırada ilk şiirlerini yaz­dı. Bunların başlıcası romantik türdeki Traumgekrönt’ dür (Rüya ile Taçlanmış) [1897]. 1896′da doğduğu şehri terk ederek Münih’e geçti ve orada Advent (1898) adlı şiirlerini yazdı. Sonra dostu Lou Andreas-Salome ile Berlin’e gitti. Onunla birlikte, 1899 ve 1900′de Rusya’ya iki yolculuk yaptı ve Tolstoy ile tanıştı. Weise von Liebe und Tod des Cornets Christoph Rilke (Sancaktar Christoph Rilke’nin Aşk ve ölümünün Hikâyesi) [1899] ve Das Buch der Bilder (Düşler Ki­tabı) [1902] adlarındaki eserlerinde Maeterlinck’in etkisi görülür.

Çeşitli eğilim ve düşüncelerin yönetiminde etkisini kabul eden siyasal, sendikal yöntem...

Plüralizm,

Pluralizm birçok mutlak ilke, güç, enerji veya madde kabul eden teori veya sistemleri tanımlar. Farklı konularda, bu (aynı) temelden hareket eden çeşitli kullanımları vardır. Politikada, çoğulluğun kabulü ile belirginleşen, birkaç siyasi partiye dağıtılmış güçler dağılımını içeren herhangi bir politik teori veya politik sistem|sistemi tanımlamakta kullanılır.
Pluralizm, 1960'lı 1970'li yıllarda uluslararası ilişkiler alanında uluslar arası politika ve iç politika arasında ayırıma giden devlet merkezli bir analizi benimseyen düşünce okullarına bir tepki olarak doğmuş olan, sistemdeki değişiklikler sonrası devletin sınırlarının giderek önemini yitirmeye başladığına ve iç politikanın dış politikaya etkisinin arttığına işaret eden bir teoridir.

Hastalıkları güneş ışınlarıyla sağaltmayı amaçlayan kuruluş...

Solaryum,
Solarium,

Bütün kutsal Hint metinlerinin başında ve sonunda yinelenen büyülü ve mistik hece...

Aum, Om,
 
Sanskrit dilinde birlikte o sesini veren a ve u ünlüleriyle m sesinden oluşur. Bu üç ses yeryüzü, gökyüzü ve gök katlarından oluşan üç dünyayı; Brahma, Vişnu ve Şiva'dan oluşan üç büyük Hindu tanrısını; Rig, Yacur ve Sama adlı üç kutsal veda metnini simgeler. Böylece Om hecesi gizemli biçimde bütün evrenin özünü temsil eder.


Hindu ayinlerinde dua, ilahi ve meditasyonların başında ve sonunda söylenir. Belli bir kurala bağlı olmaksızın Budacı ve Caynacı ayinlerinde de kullanılır. Om hecesinin yazılı biçimi, 6. yy.dan sonraki yazma ve yazıt metinlerinin başını belirtmek için kullanılmıştır.

Kökeni Uzakdoğu' ya dayanan, stilize çiçek ve yaprak motiflerinden oluşan bezeme biçimi...

Hatayi,

Tezhip sanatının ana motiflerinden biridir.İsminden de anlaşılacağı gibi menşe itibariyle “Hata, Hatay, Hıtay, Huten” isimleriyle de anılan Çin Türkistanı’ na bağlanır. 

Hem hattat hem de müzehhip olan Baysungur Mirza, Herat’ taki sarayında kurduğu sanat atölyesinde eşsiz eserler hazırlatarak Batı Türkistan kültürünün kitap sanatlarını yüksek bir olgunluğa eriştirmiştir. Baysungur Mirza, Gıyaseddin isminde bir sanatkarı yeni motifler için Çin Türkistanı’na gönderir. Oradan getirilen bu motife o memlekete izafeten “hatayi” ismi ile anılmıştır. Orta Asya’dan İran yoluyla Anadolu’ya ulaşan hatayi motifi en fazla kullanım alanını Osmanlılar Döneminde bulmuştur. Hatayi, muhtelif çiçeklerin dikine kesitinin anatomik çizgilerinin üsluplaştırılmasıyla ortaya çıkan şekildir. Kaynağı belli olmayacak kadar stilize edilmiş çiçek ve yapraklardan oluşan desene hatayi denir. Doğada var olan stilize edilmiş çiçeklerin büyük, küçük, alttan, üstten, yandan çeşitli kesitleridir. Ancak çiçeklerin türlerini kesin olarak tespit etmek çok güçtür.

Pozitivist felsefenin kurucusu olan oransız filozof...

Isidore Marie Auguste François Xavier Comte (1798 - 1857),
Kısaca Auguste Comte,

Fransız
sosyolog, matematikçi ve filozoftur. Olguculuğun ve sosyolojinin kurucusu sayılır. Sosyolojinin babası olarak tanımlanabilir.
Fransa' nın Montpellier kentinde doğdu. Katolik bir aileden gelen Comte, ailenin üç çocuğundan biriydi. Babası vergi dairesinde memur, annesi ise ev hanımıydı. Auguste Comte, sosyoloji ismini öne süren ilk sosyologtur. "Sosyoloji neden diğer bilim dalları gibi bir dal olmasın" tezini savunarak sosyolojinin temelini o zamanlarda attı. Ayrıca felsefede pozitif düşünce üzerine de çalışıyordu.

Ayrıca Comte yaşadığı çağda altı bilimden sözetmiştir. Fizik, Matematik, Kimya, Biyoloji, Sosyoloji ve Astronomi' dir. Sosyolojiyi bunların üstünde görmüştür. Kendi isteği olarak mezar taşına şunlar yazıldı: "İlke olarak aşk, temel olarak düzen, amaç olarak ilerleme".

Argoda dost, metres...

Aftos,
Gaco,
Mantunita, 
Mintoni,
Nannik,
Paçoz,
Zamkinos,
Aftos,
Oynaş
Dost
Metres,

Dildade, 
Manita, 

Balkan Yarımadası'ndan Kuzey Ege kıyılarına doğru esen soğuk rüzgarlar...


Etezien,
Etesian,

Hava kütlelerinin yatay yöndeki hareketlerine rüzgar denir.Rüzgarlar basınç farklılıklarından doğar ve daima yüksek basınç alanlarından alçak basınç alanlarına doğru eser.Rüzgarın hızı anemometre ile ölçülür.Basınç alanları arasındaki fark ne kadar fazla ise, rüzgar o kadar hızlı eser. Basınç farkının güçlü olduğu yerlerde izobarlar sık, zayıf olduğu yerlerde ise seyrek geçmektedir.Dünya ekseni çevresinde dönmeseydi rüzgarlar yüksek basınçtan alçak basınca doğru en kısa yolu izleyerek daha hızlı eseceklerdi. Ancak Dünya'nın ekseni çevresindeki dönüşünün etkisiyle en kısa yolu izlemeyen rüzgarlar daha yavaş eser.Rüzgarın yönü bulunulan noktaya göre belirlenir ve rüzgar hangi coğrafi yönden geliyorsa ona göre adlandırılır.

Rüzgarın yönü, basınç merkezlerinin konumuna, Dünya'nın günlük hareketine, yer şekillerine bağlı olarak değişir.Dünya'nın ekseni çevresindeki dönüşü nedeniyle rüzgarlar yönlerinden sapar. Rüzgar yönlerini saptıran etkiye koriyolis (coriolis) gücü denir. Koriyolis gücü ile rüzgarlar Kuzey Yarım Küre'de sağa, Güney Yarım Küre'de sola sapar.Türkiye'de görülen yerel rüzgarlar, yıldız, poyraz, gün doğusu, keşişleme, kıble, lodos, gün batısı ve karayeldir.
Batı rüzgarları sıcak su akıntılarının yön değiştirmesine neden olur ve akıntıları güçlendirirler.
Sürekli rüzgarlar yıl boyunca varlığını sürdüren sürekli basınç merkezleri arasında eser.
Muson rüzgarları, Güney ve Güneydoğu Asya kıyıları, Avustralya kıyıları ve Afrika'nın Gine Körfezi kıyılarında görülür.
Yaz musonları denizden karaya doğru estikleri için dağ eteklerine ve yamaçlarına bol yağış bırakırlar.
Kış musonları karadan denize estiklerinden kuru rüzgarlardır.
Meltemler, havanın durgun olması nedeniyle Ekvator'da yıl boyunca, orta enlemlerde ise en çok yaz mevsiminde görülür.

Fön : Yamaçtan aşağı inen hava kütlesinin sıcaklığının her 100 m de 1 °C artmasına bağlı olarak oluşan sıcak ve kuru rüzgarlardır. Bu rüzgarlar kış mevsiminde karların erken erimesine, çığ ya da su baskınlarına neden olur. Yaz mevsiminde ise ürünlerin erken olgunlaşmasını sağlar.

Srikko : Büyük Sahra'dan Kuzey Afrika ve İtalya kıyılarına doğru esen sıcak ve kuru rüzgarlardır. Akdeniz üzerinden geçerken nem yüklendikleri için İtalya kıyılarına yağış bırakırlar. Çoğu zaman havanın içindeki tozdan dolayı bu yağışlar renkli olur. Srikko kıyıya yağış bırakıp içerilere sokulunca tekrar kuraklaşır.

Hamsin : Büyük Sahra'dan Mısır ve Libya kıyılarına doğru esen sıcak, kuru ve toz yüklü tipik çöl rüzgarlarıdır.

Samyeli (Keşişleme) : Güneydoğudan esen, sıcak ve kuru çöl rüzgarlarıdır. Ürünler üzerinde kurutucu ve kavurucu etki yaparlar. Türkiye'de Güneydoğu Anadolu ve Doğu Akdeniz'de etkisi daha belirgindir.

Lodos : Türkiye'ye güneybatıdan esen sıcak ve nemli rüzgarlardır. Lodos yağış bırakmaz ancak havadaki nem miktarını artırır. Ardından hava soğuyunca bu nem yağışa dönüşür. Belli bir esme mevsimi yoktur. Kış aylarıda estiğinde ılıtıcı etki yapar.

Kıble : Güneyden esen sıcak rüzgarlardır. Akdeniz kıyılarına yağış bırakırlar. Torosların güney yamaçlarında etkili rüzgarlardır.
Mistral : Fransa'nın iç kesimlerinden Rhone Vadisi'ni izleyerek Akdeniz kıyılarına doğru kışın esen soğuk rüzgarlardır.

Bora : Yugoslavya'nın iç kesimlerinden Adriyatik Denizi kıyılarına esen soğuk rüzgarlardır.

Krivetz: Romanya'nın iç kesimlerinden Karadeniz kıyılarına doğru esen soğuk rüzgarlardır.

Etezien : Balkan Yarımadası'ndan Kuzey Ege kıyılarına doğru esen soğuk rüzgarlardır.

Karayel : Türkiye'ye kuzeybatıdan esen soğuk rüzgarlardır. Kışın kar yağışlarına, yazın sağanak yağışlara neden olur.

Yıldız : Türkiye'ye kuzeyden esen soğuk rüzgarlardır. Karadeniz kıyılarına yağış bırakırlar. Kar yağışına neden olurlar. Karayel ile karışık estiğinde kar fırtınaları görülür.

Poyraz : Türkiye'nin hemen her yerinde esen rüzgarlardır. Yaz poyrazı serinletici etki yapar. Kışın ise kuru soğuklara neden olur.

Lekeci anlayışla yaptığı figuratif resimleriyle tanınan Onlar Gurubu ressamlarından...

Orhan Peker, (d. 1927 - ö. 1978), ressam.

Lekeci anlayışla yaptığı figuratif resimleriyle tanınan Onlar Gurubu ressamlarından Orhan Peker 28 Mayıs 1978’te İstanbul’da safrakesesi kanserinden öldü. 1926’da Trabzon’da doğan Peker Avusturya Lisesi’ni bitirdikten sonra Güzel Sanatlar Akademisi’nde Bedri Rahmi atölyesinde öğrenim gördü. Sanatçı, atölye arkadaşlarıyla oluşturduğu Onlar Grubu’nda 1952’ye değin etkinliklerini sürdürdü. İlk kişisel sergisini 1953’te İstanbul’da Cep Tiyatrosunda gerçekleştirdi daha sonra Oskar Kokoschka’nın Salzburg Yaz Akademisi’ne devam eden Peker çeşitli Avrupa ülkelerinde kaldıktan sonra Türkiye’ye döndü. Turizm ve Tanıtma Bakanlığı’nda grafik işleri sorumlusu olarak çalışmaya başlayan sanatçı, Turizm Yılı afişiyle Japonya’da onur ödülü aldı. Çalışmalarını at başları üzerinde yoğunlaştıran ressam, figürü lekeci bir anlatımla çözümleyerek rengi öne çıkaran resimler yaptı. “Beyaz Atlar” resmi ile 1965’te Devlet Resim ve Heykel Sergisinde birincilik ödülü aldı ve bir yıl sonra da yılın ressamı seçildi.

1970’te Bayındırlık Bakanlığı’nın açtığı yarışmada Mimar Ragıp Bulaç’la hazırladığı proje birinci oldu, aynı yıl TRT’ nin düzenlediği yarışmada “Aşık Veysel” portresi başarı ödülü kazandı. Ölümünden kısa süre önce yerleştiği İstanbul’da güvercin desenlerinden oluşan son sergisini Bedri Rahmi Galerisinde Metin Eloğlu’nun Rüzgâr Ekmek kitabında yer aldı. Sanatçı ayrıca Nezihe Meriç’in Alagün Çocukları ve Çetin Öner’in Gülibik adlı kitaplarını da resimlemişti.

Onlar Grubu;
Mustafa Esirkuş, Nedim Günsür, Leyla Gamsız, Hulusi Sarptürk, Fahrünisa Sönmez, İvy Stangali, Fikret Alpe, Saynur Kıyıcı, Mehmet Pesen ve Meryem Özacul gibi Bedri Rahmi Eyüpoğlu atölyesi öğrencilerinin 1947 yılında kurduğu resim grubu. Sürekli değişik isimler barındıran bu grupta, değişik sürelerde bu günün tanınmış sanatçıları olan Turan Erol, Orhan Peker, Fikret Otyam, Osman Oral, Leyla Gamsız, Mehmet Pesen, Mustafa Esirkuş, Nedim Günsür ve Adnan Varınca sayılabilir.
1955 yılına kadar varlığını sürdüren grubun sloganı ise Elif Naci’nin « Türk resminin kaynakları Alpler’ın ötesinde değil, Toroslar’ın eteğinde aranmalıdır » sözü oldu.

Afrika' ın kuzey kesimlerinde ve Arabistan Yarımadası' nda görülen sıcak, kuru ve tozlu rüzğar...

Hamsin,

Büyük Sahra’dan Mısır ve Libya kıyılarına doğru esen sıcak, kuru ve toz yüklü tipik çöl rüzgarlarıdır.

Bataklıklarda yaşayan balıkçıla benzeyen iri bir kuş...

Balaban,

Balaban, uzunluğu 75 - 76 santim olan, balıkçıl ailesinden bir kuştur.Tüyleri siyah, koyu sarı ve beyazlarla yol yol olmuştur. Bu renk kompozisyonunun bataklık sazlarının arasında en mükemmel bir kamuflaj olduğunu balaban kuşu çok iyi bilir. Tabiî kamuflajının tesirini artırmak için, bir düşmanın yaklaştığını sezince hareketsiz durur ve gagasını havaya diker. Yaralanan veya bir köşeye kıstırılan bütün balıkçıl kuşları keskin gagalarıyla düşmanın gözüne şimşek hızıyla nişan alır. Bir çok kimseyi bu şekilde kör etmişlerdir.

Balaban kuşu, kamışların arasında otlardan derme çatma bir yuva yapar ve bunun içine koyu sarı renkteki dört veya beş yumurtasını yumurtlar. (Öbür balıkçılların hemen hepsinin yumurtaları mavimsidir.) Balaban kuşunun boğazından hızla hava salıvermek suretiyle çıkardığı kendine öz bir sesi vardır. Bu eylem esnasında başıyla boynunu hızla burar ve büker.
Balıkçılların göğüslerinde pudralı gibi bazı tüylerin varlığı dikkati çekmiştir. Tabiat bilginleri, Avrupa balaban kuşunun hayatını incelemeleri sonucunda, bu pudranın, tıpkı bazı hayvanların kuyruk kaidesindeki bezden çıkan yağ gibi, kuşun, tüylerini temiz tutmasına yardım ettiği kanısına varmışlardır. Zira balaban kuşu' nun ve başka balıkçılların tüyleri çok kere, yılan balığı ile başka su canlılarının çamurundan kirlenmektedir.

Madrit' de bulunan, Dünyanın en ünlü müzelerinden biri...

Prado (Museo del Proda),

19 Kasım 1819' da Jean de Villanueva'nın yapmış olduğu yapıda hizmete giren, Madrid'deki Prado Müzesi, dünyanın en büyük üç müzesinden biri. Müze; El Greco, Velasquez, Goya gibi İspanyol, Rubens, Bosch gibi Hollandalı ressamların pek çoğunun ünlü tablolarının yanı sıra birçok heykel ve sanat yapıtını barındırıyor.


Prado Müzesi’nin genişletilmesi projesi 1994 yılında hazırlandı. Projenin hayata geçirilmesine öngörülenden 2 yıl sonra, 2002 yılında başlandı. 200. yaşını tamamlayan Prado Müzesi, 2007 yılında 40 salon eklenerek, 22 bin metre kare genişletildi.

Dolmuş yapan büyük at arabası...

Omnibüs,
Fr. omnibus,
Şehirlerde yolcu taşıyan atlı araba. 
Yolcu taşıyan motorlu büyük taşıt.
Dolmuş yapan büyük at arabası.
Omnibus, herkes için anlamında Latince'dir.
Orijinal olarak kapalı atlı bir yolcu taşıyan bir yolcu taşıma aracına atıfta bulunur.

İstanbul' un İngilizler tarafından işgal edildiğini Ankara' ya Mustafa Kemal Paşa'ya bildiren ilk kişi olan telgraf memuru...

Telgrafçı Manastırlı Hamdi Bey (Ahmet Hamdi Martonaltı),
Atatürk tarafından Milli Mücadeleye katkılarından dolayı onurlandırılan, İstiklal Madalyası sahibi telgraf memuru.


16 Mart 1920 günü, İngiliz zırhlısından çıkan silahlı İngiliz birlikleri Harbiye Bakanlığını bastı. İngiliz askerleri, Beyazıt'daki Şehzadebaşı Direklerarası'nda bulunan Kafkas Tümeni'ne bağlı birliğin karagah ve mızıka erlerinin kaldığı koğuşu sabah 05.45'de bastı. Koğuşta uyuyan erlere ateş açarak 6'sının ölümüne ve 10'unun yaralanmasına sebep olan olayı Telgrafçı Hamdi Bey Ankara'ya Mustafa Kemal Paşa'ya bildirdi. Zaman zaman ara vererek işgali naklen Ankara’ya ve Mustafa Kemal Paşa’ya bildirmiştir. Hayatı pahasına büyük bir fedakarlıkla, telgrafhanenin de basılmasına kadar işgal ile ilgili edindiği her türlü ayrıntıyı bildirmeye çalışmıştır. Mustafa Kemal Atatürk, Telgrafçı Hamdi Bey'in fedakarlığının önemini 1927 yılında okuduğu Nutuk' ta anlatmış ve kendisini onurlandırmıştır. Batı Cephesi Komutanlığı’na atanan Hamdi Bey, I. ve II. İnönü zaferlerini, top sesleri arasında, karargâhtan Ankara’ya ulaştıran, Manastırlı Hamdi Bey olmuştur.
Cumhuriyetin ilanından sonra, terfi ettirilerek, Akşehir telgraf memurluğuna atanmıştır. Orada iki yıl görev yaptıktan sonra, Ankara Yenişehir Postanesi Müdürü olmuştur. Bu arada sağlığının bozulması üzerine, bir süre tedavi gördükten sonra, kendi isteğiyle Konya İstasyonu’na birinci sınıf memur olarak atanmış ve bu görevdeyken de emekli olmuştur. Soyadı yasası çıktıktan sonra Gazi, İstanbul’un işgali sırasında gösterdiği yararlılığın hatırasına Manastırlı Hamdi Bey’e, ‘Martonaltı’ soyadını vermiştir.

Gemi bordalarına, küpeştelerine açılan dörtgen biçimli delik...


Lombar (İtalyanca),

Sazın en kalın ses veren teli...

Bam,

Bağlama
ya da Saz Türk Halk Müziğinde yaygın olarak kullanılan telli bir çalgı türüdür. Yörelere ve boyutlarına göre değişik isimlerle tanınır. kopuz, cura, saz, çöğür, divan sazı(Bağlama ailesinin en kalın ses veren çalgısıdır.), dombra, ikitelli, tanbura, tar, v.b. Kullanılan tekniğe göre mızrap veya parmaklar ile çalınır. Parmaklarla çalma tekniğine şelpe ve dövme denir. Genellikle altta iki çelik ile bir sırma bam, ortada iki çelik ve üstte bir çelik ile bir sırma bam teli olmak üzere toplam 7 tellidir.

Sazın en ince ses veren teli...

Zır,

Bağlama ya da Saz Türk Halk Müziğinde yaygın olarak kullanılan telli bir çalgı türüdür. Yörelere ve boyutlarına göre değişik isimlerle tanınır. kopuz, cura(Bağlama ailesinin en küçük ve en ince ses veren çalgısıdır.), saz, çöğür, dombra, ikitelli, tanbura, tar, v.b. Kullanılan tekniğe göre mızrap veya parmaklar ile çalınır. Parmaklarla çalma tekniğine şelpe ve dövme denir. Genellikle altta iki çelik ile bir sırma bam, ortada iki çelik ve üstte bir çelik ile bir sırma bam teli olmak üzere toplam 7 tellidir.

İstatistikte uzun süreli eğilime verilen ad...

Trend,

Kütahya' nın Simav ilçesinde bir kaplıca...

Eynal,
Naşa, 
Çitgöl,

Eynal Kaplıcaları, Simav'ın 5 km. kuzeydoğusunda, Gölcük Dağının eteğinde yer alır. Simav-Emet asfaltı Eynal'ın yanından geçer. Simav Ovası'na hâkim bir noktada bulunan Eynal, yöredeki diğer kaplıcalara göre daha çok gelişmiş, büyük bir dinlenme merkezidir. Suyunun sıcaklığı 163 derece Debisi (akış hızı) 200 litre saniyedir.

(Eynal Termal Turizm Merkezi, 16.12.2006 yılında Bakanlar Kurulu Kararı ile sınırları genişletilerek Naşa ve Çitgöl kaplıca alanları da Termal Turizm Merkezine dahil edilmişlerdir. )

Küçük taneli bir tür çekirdeksiz siyah üzüm...

Kişniş, 

Kuş üzümü, (çekirdeksiz üzüm),

Kuru üzümün çok incelerine kişniş, denir. İrileri meyve olarak yenir. Küçük ve çekirdeksiz olanları her türlü pasta ve tatlıların içine konur.

Halk edebiyatında "mahlas" anlamında kullanılan sözcük...

Tapşırma,

Mahlas
, Türk halk edebiyatında, şairlerin asıl adlarının yerine kullandıkları takma ada denir. Halk edebiyatında çok geçerli ve önemli bir gelenektir. Aşıkların çoğunun asıl ismi unutulmuş, mahlasları isim olarak kullanılır olmuştur. “Kendini tanıtma, bildirme” anlamına gelen Tapşırma, şiirin son dörtlüğünde yer alır.
Örneğin: Aşık Ruhani'nin asıl adı Mustafa, Dadaloğlu'nun asıl adı Veli, Gevheri'nin ki Mehmet'dir.

Tiyatro yapıtlarıyla tanınmış, Norveç' li oyun yazarı ve şair...

Henrik İbsen (1828 - 1906)

"Eleştirel gerçekçi" edebiyat anlayışını tiyatroda kuran ve uygulayan, çağdaş tiyatronun kurucularından,şair, yazar. Batı tiyatrosu üstünde derin etkiler bırakan ve dram sanatının en büyük ustalarından biridir. 1863’te Norveç’te Kristiana Tiyatrosu’nda sanat danışmanı olur. Tatlı İsteyenler, adlı oyunun başarı kazanması üzerine hükümet yurt dışına geziye gidebilmesi için kendisine bu sefer mali yardımda bulunur. Dönemin en ünlü yazarı Bjornson’dan mali destek görerek 1864’te İtalya’ya gider ve zaman zaman Norveç’e dönse de 27 yıl yurt dışında kalır.

Eserleri;
  • Brand (1866)
  • Peer Gynt (Per Günt) (1867)
  • Nora, Bir Bebek Evi (1879)
  • Hortlaklar (1881)
  • Bir Halk Düşmanı (1882)
  • Yaban Ördeği (1884)
  • Denizden Gelen Kadın (1888)
  • Hedda Gabler (1890)
  • John Gabriel Borkman (1896)
  • Biz Ölüler Uyanınca (1899)

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ