Civanperçemi de denilen ve çiçekleri halk hekimliğinde kullanılan otsu bir bitki...

Ayvadana, Akbaşlı, Arapsaçı,
Barsamotu, Binbir yaprak otu,
Dağçayı,  Dülgerotu,
Kandilçiçeği, Keteğen, 
Marsamotu,   
Yaraotu,

Uludağ' da yetişen civanperçemi' ne Ebümülük denir.

Civanperçemi (Achillea millefolium); 
Yöresel olarak akbaşlı, barsamaotu, binbiryaprakotu, marsamaotu, beyaz civanperçemi, sarı civanperçemi ve kandilçiçeği diye de anılır. Mayıs-Ekim ayları arasında çiçek açar. 30-70 cm arasında boya sahiptir. Çayırlarda, tarlalarda, yol kenarlarında bolca yetişir. Hayatımızdan ayrı düşünemeyeceğimiz bir şifalı bitkidir. Türkiye'de 40 kadar civanperçemi türü bulunmakta ve bunların birçoğu kullanılmaktadır. Türlerine göre 5-100 cm yükseklikte, yapraklar yünlü gibi tüylü ve parçalı, çiçekleri ; beyaz, fildişi beyazı, soluk sarı veya altın sarısı rengindedir. Çok yıllık ve otsu bir bitkidir.
Özellikle bahçelerde refakatçi bitki olarak çok kullanışlıdır. Bazı kötü niyetli böcekleri kovmakla kalmaz, bu böcekleri tüketen, yararlı böcekleri (uğur böceği ve çiçek böceği gibi) cezbeder. Toprağın kalitesini arttırır, yaprakları oldukça iyi bir gübredir, ayrıca etrafındaki diğer bitkilere de doğrudan faydalı olduğu söylenir. Yakınlarında yetiştiği hastalıklı bitkilerin sağlıklarını geri kazanmasına yardımcı olduğu söylenir. Mavimtrak renkli bir uçucu yağ taşır. Bu uçucu yağda azulen, limonen, sineol, borneol, pinenler, seskiterenler vardır. Bitki çayırlarda, dar tarla yollarında, yol kıyılarında ve tahıl tarlalarının kenarlarında kümeler halinde yetişir. Güneşli havalarda çevresine aromalı keskin bir koku yayar. Özellikle bahçelerde refakatçi bitki olarak çok kullanışlıdır. Bazı kötü niyetli böcekleri kovmakla kalmaz, bu böcekleri tüketen, yararlı böcekleri (uğur böceği ve çiçek böceği gibi) cezbeder. Toprağın kalitesini arttırır, yaprakları oldukça iyi bir gübredir, ayrıca etrafındaki diğer bitkilere de doğrudan faydalı olduğu söylenir. Yakınlarında yetiştiği hastalıklı bitkilerin sağlıklarını geri kazanmasına yardımcı olduğu söylenir. Aslında çiçekleri, güneşin en etkili olduğu saatlerde toplamak gerekir, çünkü o sıralarda eterli yağları ve şifalı gücü doruk noktasında olur. 

Şu hastalıkların tedavisinde kullanıldığı bildirilir: Adet (aybaşı) kesintisi, enfeksiyon giderici, bağırsaklar, kanama, kan pıhtılaşması, tansiyon (düşürür), kan temizleyici, kan damarları (güçlendirir), nezle, soğuk algınlığı, su çiçeği, kan dolaşımı, gebelik önleyici (kanıtlanmamıştır), sistit, diyabet tedavisi, sindirim (canlandırır), hazımsızlık, egzama, ateş, grip, gastrit, salgı bezi sistemi, kalp atışı (yavaş), ingluenza, böcek kovucu, iç kanama, karaciğer (canlandırır ve düzenler), akciğer (kanama), kızamık, adet görme (bastırılmış), menoraji (aşırı mensturasyon), aybaşı (düzenler, ağrıyı hafifletir), memeler (ağrı), burun kanaması, basur (kanama), çiçek hastalığı, mide hastalığı, diş ağrısı, tromboz, ülser, idrar antiseptik, Rahim (sıkışma ve daralma), varisli damarlar, kuruntu.

Yine, ayrıca civanperçemi çayının soğuk algınlığını 24 saat içerisinde geçirebileceği söylenir. İyi bir kanamayı durdurucudur ve antibiyotik etkiye sahiptir. Ve de özellikle kadınların göz ardı etmemesi gereken bir bitkidir.
Düzenli olarak içilen bitki çayı ile migren tümüyle iyileşebilir. Bedeni temizleyici etkisi sayesinde, yıllar boyu yer etmiş hastalıkları bedenimizden dışarı atabiliriz. Civanperçeminin en iyi biçimde ve doğrudan kemik iliğini etkilediğini ve orada kan üretimini düzene soktuğunu özellikle belirtmek gerekir. Bu gücü sayesinde bitki, kemik iliği hastalıklarında,çay kürleri, banyolar ve tentür kullanımı yolu ile yardımcı olabilir. Mide kanamalarında ve basur (hemoroid) kanamalarında olduğu kadar, mide basıncı ve mide yanmalarına karşı bitki çayı çok kısa sürede başarı sağlayabilir. Soğuk algınlıklarında, sırt veya romatizma ağrılarında bitki çayı elden geldiğince sıcak olarak içilmelidir. Bitki çayı böbreklerin düzenli çalışmasını sağlar, iştahsızlığı giderir, gazları ve mide kramplarını, karaciğer düzensizliklerini, mide ve bağırsak kanalı iltihaplarını iyileştirmeye yardım eder ve bağırsak beze çalışmalarını düzenleyerek, dışkılamayı kolaylaştırır. Kan dolaşımına ve damar kramplarına karşı çok etkili olduğu için bitki çayınıkoroner yetmezliğinde de önerilebilir. Rahatsız edici vajinal kaşıntılar, bitkinin kaynama suyu ile yapılan yıkama ve oturma banyoları sayesinde yok olabilirler. Civanperçemi çiçeklerinden, basura karşı etkili bir merhem hazırlanabilir. 

Uyarı:
Gebelik süresince kullanılmaması tavsiye edilir. Bazı kişilerde de alerjik tepkilere yol açabilir. Bir çalışmaya göre ise, civanperçeminin alkol özü laboratuar farelerinin sperm üretimini azaltmıştır.  Başkaca bilinen bir yan etkisi yoktur.

Ege yöresine özgü, patlıcan ve kuşbaşı etle yapılan bir yemek...

Zimirnika,
Pabucaki,


Malzemeler;
750 gr. kuşbaşı kuzu eti,
8 adet bostan patlıcanı,
2 adet orta boy soğan,
6 adet orta boy domates,
Tuz, Karabiber.


Yapılışı;
Patlıcanlar alacalı soyulur.İçleri oyulur ve tuzlu suda acısı çıksın kararmasın diye bekletilir.Ufak ufak doğranmış kuzu eti ve domates, rendelenmiş soğan, tuz, karabiber karıştırılır. Hazırlanmış harç patlıcanların içlerine doldurulur. Üstleri domates parçaları ile kapatılırak dizilir. Üzerine 1.5 bardak su ilave edilir. üzerine 3 adet domates rendelenerek kapağı kapatılır ve 1.5 saat ağır ateşte pişirilir.
Afiyet olsun...


Ayrıca Yunanistan`da yayımlanan yemek kitaplarında bizim mis gibi sarmısaklı köfteye `Sucukaki Zimirnika` derler.

Eski Peru halklarının dokuz gün süren dinsel bayramı...


Raymi,
Inti Raymi Festival,

İnkalar genellikle güneşe adanmış tapınaklar inşa etmişlerdir. İnkalar’ın egemenliğine girmiş halklar da kendi bölgelerinde, onlarla ittifak olduğunu göstermek üzere veya gerçekten tapınmak amacıyla çeşitli güneş kültü yapıları inşa etmişlerdir. Kültün coğrafi genişlemesine tanıklık eden bu yapılardan bazıları günümüzde halen görülebilir durumdadır. İmparatorluğun en önemli bayramı İnti Raymi idi; kış gündönümünde, yani güney yarımküresinde en kısa gün olan 21 Haziran’da kutlanırdı. Bu bayram sırasında hem önceki yılda bahşedilmiş tüm iyi şeyler için şükran ifade edilirdi, hem de tarımsal ürünlere ilişkin olarak Güneş’ten korunma dileğinde bulunulurdu.


Bu uygarlıkta başta bulunan ulu öndere « İnka’nın tek efendisi » anlamına gelen "Sapa İnka" ünvanı verilirdi.


Uygarlığın Başkenti bugünkü Peru’nun Cuzco kentiydi. İlk kez Peru'nun dağlık arazilerinde bir oymak olarak ortaya çıkan İnkalar zamanla önce krallık, daha sonra (14.-15 yy.'da) imparatorluk haline geldiler. Politeizm, animizm ve şamanizmin bir karışımı olarak ifade edilebilecek İnka dininde İnka hanedanınca desteklenen ve ibadet edilen tanrı, İnti'dir (Güneş Tanrısı). İnkalar bu tanrının bedenlenmiş temsilcisi olarak gördükleri imparatorlarını "Güneşin Oğlu" diye tanımlardı.

Hastalık derecesinde alışveriş yapma saplantısı...

Oniomani - Oniomania,(Alış-veriş hastalığı).

Satın almaya karşı aşırı arzu; kişide ihtiyacı olmadığı şeyleri de satın alma eğilimi.

Arkadaşlarınızla olmak yerine alışverişe gidiyorsanız, hiç ihtiyacınız olmayan ürünleri satın alıyorsanız, paranız yokken bile alışveriş yapma isteğinizin önüne geçemiyorsanız, alışveriş bağımlısı olabilirsiniz. Alışveriş hastalığının adı "oniomani"dir ve 1900'lerde tanımlanmıştır. Oldukça eski bir tarihte tanımlanmış olması o zamanlar bile böyle bir rahatsızlığın olduğunu gösteriyor. Bugün modern dünyanın bir getirisi olan tüketim kültürü, insanları medya aracılığıyla daha fazla almaya ve tüketmeye zorluyor. Alışveriş hastalığını körükleyen albenili reklamlar, narsist sloganlar ve bunların yanı sıra sezon sonu indirimler, kampanyalar ve kredi kartlarına bol taksit seçenekleri de alma dürtüsünü daha da arttırıyor.

Alışveriş bağımlılığı, tedavi edilmesi gereken psikolojik bir rahatsızlık olmasının yanı sıra aslında ciddi bir bağımlılık türüdür. Bu psikolojik hastalık; kişinin alışveriş yaparak rahatlaması, mutlu, güçlü ve kendini diğer insanlardan daha üstün hissetmesi gibi belirtiler gösterir. Genelde kişinin kendini depresyonda, yalnız ve problemleriyle başa çıkamaz hissettiğinde gittikçe artarak kontrolsüz alışveriş yapmasıyla ortaya çıkar.

Eğer bağımlı olduğunuzu düşünüyorsanız tedavisi olduğunu bilin. İlaç tedavisinin olumlu sonuçları olduğunu yaptığı araştırmalarla desteklemiştir. İlaç tedavisi yanında psikolojik destek almak, daha da iyi sonuçlar verecektir. Alışveriş hayatın bir parçası olmalı ama tümü değil. Her hafta sonunuz AVM' lerde geçmemeli. Alışveriş yaşamın bir parçasıdır ama asla yaşamın anlamı değildir. Keyifli ve eğlencelidir ama hayatın tümü değildir. Alışveriş dışında da hayatınızda anlam katacak aktiviteler ve rahatlama yöntemleri bulun,yardım almaktan çekinmeyin. Unutmayın nelere sahip olduğunuz değil kim olduğunuz önemli.

Zoralım ...

Müsadere,
Yasak edilen bir şeyin kanuna göre elden alınması. Zulüm ve cebir. Cebren.

Zincirden yular ya da ayak kösteği...

Keşen,

Zina eden kadın...

Zaniye,
Zina eden. Meşru olmayan nikâhsız cinsî münasebette bulunan.

Zina işleyen, eden ...

Zani,
Zina eden. Meşru olmayan nikâhsız cinsî münasebette bulunan.

Zincirleme...

Teselsül, Zincirleme, Zincir gibi birbirine bitişik kısımlar olma. Silsile peyda etme. Zincirleme halinde olan, birbirine bağlı, silsile, dizi.
Bazı şeylerin zincirleme olarak birbiri ardınca dizilmeleri; eşya ve olayların birbirine dayanarak arka arkaya gelmeleri. Mümkün olan eşya ve olayların husûle gelmede birbirlerinin müessiri olarak, yani birbirlerine sebep müsebbeb (illet ve ma'lûl) olarak mazi yönünde bir noktada durmaksızın sonsuza doğru devam etmesi.

Silsile; 
1. birbirine bağlı, birbiriyle ilgili şeylerin oluşturduğu dizi, sıra
2.bilinen en eski atalardan yaşayan torunlara kadar aile sırası


Müteselsil; Birbirini takib eden. Zincirleme, arasız, uzayıp giden. Birbirine bağlı olarak, peşpeşe devam eden.

Zinde, dinç ...

Diri, Dinç.
Zinde; (Farsça) 1. diri, yaşayan, canlı. 2. dinç, sağlam, güçlü kuvvetli. -erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Zurnalı ve tulumlu bir çalgı...

Gayda,

Gayda kamıştan yapılmış çift düdük ve tulumdan oluşan, tiz sesli, nefesli bir enstruman adı olup Trakyalı, Bulgar, Makedon ve İskoçların milli çalgısıdır. İskoç Gaydası, İrlanda Savaş Gaydası en tanınmış modelleridir. Kuzeydoğu Anadolu’da tulum (Türkçe), dankiyo (Rumca), tsimpona(Latince), guda (Lazca) adlarıyla bilinen sürekli pes ses veren ek boruya (İngilizce drone)sahip olmayan çeşitlerinin yanısıra Trakya ve Balkanlar da gayda adıyla bilinmektedir. İskoçya’daki çeşidine Gayda denir. Türklerde, Trakya ve Doğu Karadeniz yöresine özgü bir çalgı olmuştur.

Muhtelif yerlere göre isimleri;

Bock (Çek Cumhuriyeti)
Dankiyo (Rumca), (Trabzon)
Tulum (Türkiye)
Cimpoi (Romany)
Duda (Macaristan/Polonya)
Koza (Polonya)
Diple (Hırvatistan)
Tsambouna (Yunanistan On iki ada)
Askambandoura (Girit)
Gajdy (Polonya/Çek Cumhuriyeti/Slovakya)
Gaita (İspanya)
Surle (Sırbistan/Hırvatistan)
Mezoued/Zukra (Kuzey Afrika)
Bagpipe(İskoçya)

Zorlu, katı, şiddetli...

Yeğin,

Zorlayıcı ...

Cebri, Mecburi,(Arapça)
zorla yapılan; zor kullanılarak yaptırılan.

Zorlu, sindirici güç...

Satvet (arapça), 
Hışım ve şiddetle kavrayıp almak, birisinin üzerine şiddetle sıçramak ve hamle etmek.
Ezici kuvvet, zorluluk.

Zorlu, katı, şiddetli...

Yeğin,
Baskın, üstün, iyi, yiğit, güçlü, çalışkan, Bereketli, Bol.

Zorluk, güçlük...

Usr,

Tuna Irmağı’nda kullanılan bir tür yolcu kayığı...

Oransa,
Gırlaç.

Donau - Tuna Nehri, Almanya'nın güneyinde Kara ormanlar bölgesinde Brege ve Brigach dağ ırmaklarının 678 m yükseklikteki Donaueschingen'de birleşmesiyle meydana gelir. Donaueschingen'den Karadeniz'e döküldüğü Sulina limanına kadar uzunluğu 2779 km'dir. Bunun 2415 km'si üzerinde Seyrüsefer yapılmaktadır. Tuna nehri coğrafi bakımdan üçe ayrılır: kaynağından gönyü'ye kadar yukarı tuna (988 km), gönyü'den turnu severin'e kadar orta tuna (860 km) buradan nehir ağzı sulina kadar aşağı tuna (931 km).


Kaynağından denize döküldüğü noktaya kadar Almanya, Avusturya, Slovakya, Macaristan, Hırvatistan, Sırbistan, Bulgaristan, Romanya, Moldova ve Ukrayna olmak üzere toplam 10 ülkenin topraklarını katetmektedir.

Tuna nehri havzasının yüzölçümü 817.000 km2, uzunluğu 1690 km, eni ise 820 km'dir. Bu hidrografik havzada değişik uzunlukta 120 kadar ırmak ve nehir Tuna'yı beslemektedir. Bunlar arasında 500 km'den daha uzun olanlar İnn (505), Drava (893), Tisza (966), Sava (861), Morava (563), Olt (542), Siret (726) ve Prut (950)'dur.

Konfüçyanizm' in, "hakbilirlik" alnamına gelen yedi temel ilkesinden biri...

Yi,

Konfüçyüs, Çinli filozof, M.Ö. 551 - M.Ö. 479 tarihleri arasında, Doğu Zhou Hanedanlığı döneminde yaşadığı sanılmaktadır. Kong Qiu adı altında, Lu devletinin Qufu şehrinde (günümüzde Shandong eyaleti) doğmuş ve aynı şehirde vefat etmiştir.

Öğretisinin ana teması insancıl düzendir.Buna ulaşmanın yolunun diğer insanlara saygı ve atalara hürmet etmekten geçtiğini belirtmektedir. Konfüçyüs „Yüce“ ( junzi), mükemmel manevi insan olarak anılmaktadır. Yüce/iyi insan, ancak dünya bütünüyle uyum içinde yaşayan insandır: "Ahlaki varlığımızın tüm dünya düzeniyle uyum içinde olma noktasına erişmesi", insanın ulaşabileceği en büyük amaçtır. "Uyum, denge ve iç huzura erişmenin yolu Konfüçyüs'e göre eğitimden geçer".


Anaya-Babaya saygı (xiao),
İnsancıllık / merhametlilik (ren),
Adalet (yi),
Yazıtlar / ayinler (li).

Hıristiyanlıkta şarap ve ekmeğin kutsandığı dinsel tören...

Kudas,

Manda sütünden üretilen bir İtalyan peyniri ...

Mozzarella,
Dünyaca tanınan bir tür peynirdir. Peynir genellikle dilimlenmiş olarak servis edilir. Mozzare sözcüğü, İtalyanca'da "kesmek" anlamına gelmektedir.
Mozzarella peyniri, taze olduğu sürece genellikle beyazdır. Ancak, sütünden yararlanılan hayvana veya tazeliğe bağlı olarak sararabilmektedir. Mozzarella peyniri, yüksek yağ oranı nedeniyle yarı-yumuşak bir peynirdir. Bu nedenle özellikle geleneksel olarak günü gününe servisi yapılmaktadır. Ancak salamura olarak 1 haftaya kadar bekletilebilmektedir. Günümüzde vakumlu poşetler yardımıyla bu süre uzatılabilmektedir. Ayrıca az yağlı mozzarella peyniri 1 aya kadar bekletilebilmektedir. Ancak içindeki katkılarla beraber bu süre çok daha uzatılabilmektedir. Az yağlı peynirler de bu bağlamda son kullanma tarihi 6 aya denk gelecek şekilde satılır. Mozzarella peyniri pizza, lazanya gibi yiyeceklere katıldığı gibi, dilimlenmiş domates ve fesleğe ile beraber tüketilebilmektedir.

Manda sütünden üretilen bir Hint peyniri...

Surati,

Manda, su sığırı ...

Dombay (Donbey),
Camuz, Camız, Camuş,
Kömüş,

Uzun seyrek kıllı derisinin rengi siyaha yakın, uzun boynuzlu, geviş getiren bir hayvan. Asya mandası (Bubalus bubalis), Camış olarak da bilinir, Türkiye'de camız, camış, kömüş ve donbey adları ile de anılır. Boynuzlugiller (Bovidae) famiyasının sığırlar (Bovinae) alt familyasına ait bir tür. Çoğunlukla ev hayvanı olarak tanınır. Yabani mandaların sayıları çok azalmıştır. Türkiyede ev hayvanı olarak yetiştirilen mandaların sayısı 1982 yılında 1.002.000 iken, 2006 yılına kadar 104.965'e düşmüştür (DİE,2006).
Çoğu diğer dillerde suya bağımlı yaşama şeklini ifade eden isimleri vardır; örneğin: "Water buffalo". Mandalar hava sıcaklığı 30 santigrad derecenin üzerine çıktığında ter bezleri sığırınkine göre %10 daha az olduğundan yeterince vücut ısısını ter yoluyla atamazlar. Bu durum, onların metabolizmalarının bozulmasına neden olur. Bu olumsuzluğu önlemek ve serinlemek için günde bir kaç kez suya girmeleri gerekir. Bu yüzden fazla kurak iklimli bölgelerde, yapay bir göl ya da duş sistemi yapılmazsa manda yetiştirilemez. Manda sıcağa karşı duyarlı olduğu gibi soğuğa karşı da oldukça duyarlıdır. ortam sıcaklığı 5 santigrad derecenin altına düşerse ve uzun süre sıfır derecenin altındaki sıcaklıklara maruz kalırsa, düşük sıcaklığa maruz kalırsa üşür ve bunu titreyerek belli eder. Sürekli düşük sıcaklığa maruz kalırlarsa, ölmeseler bile kuyruk uçları donarak kangren olur ve düşer. Daha önemlisi üşümeye bir de yetersiz beslenme sonucu enerji noksanlığı eklenirse, metabolizmaları bozularak karaciğer ve böbrek yetmezlikleri gelişebilir ve ölürler. Manda 180 cm boyuna, 3 metre uzunluğa ve 1 ton ağırlığa kadar varabilir. Ama bu en büyük ölçüleri neredeyse sadece yabani mandalarda görülmüştür. Ev hayvanı olarak tutulan mandalar daha küçük olurlar ve ağırlıkları 500 kilodan fazla olanlara zor rastlanır. Vücutları sığırlar için tipik olan fıçı şekline sahiptir. Yabani mandaların rengi gri, kahverengi ya da siyah olur. Evcil mandalarda bu renklerin yanında, siyah-beyaz alacalıları ve hatta tamamen beyazları da bulunur.
Mandalarda sadece erkeklerin değil dişilerin de boynuzları vardır. Bu boynuzları bazı soylarda dümdüz yanlara doğru uzanır, diğerlerinde ise yuvarlağımsı bir biçimde arkaya doğru uzanır. Boynuzların uzunlukları bir metreye kadar varabilir. Dişilerin boynuzları erkeklerinkinden biraz daha kısa olur. Ayrıca daha kısa boynuzları olan manda soyları vardır. Tırnaklarını birbirlerinden epey ayırabilmesi, yaşadığı bataklıklarda daha rahat yürüyebilmesini sağlar. Mandalar boynuz şekillerine göre gruplara ayrılır. Bunlar, Murrah, Akdeniz, Jaffarabadi ve Bataklık mandasıdır. Murrah gruptaki mandaların boynuzları küçüktür ve daire şeklinde kıvrıktır. Akdeniz grubundaki mandalarda boynuzlar yukarıdan aşağıya ve sonra geriye yönelmiştir. Jaffarabadi'de ise boynuzlar aşağıya doğru uzun şekilde yönelir sonra yukarı yönelerek ucundan daire şeklinde kıvrılır. Bataklık mandalarında boynuzlar hem kalın ve hem de oldukça uzundur.

Angola’nın iç kesiminde bir il...

Bie,

Angola güneybatı Afrika'da, Namibya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Zambiya ile komşu olan, batısında Atlas Okyanusu bulunan bir ülkedir. Angola'ya ait olan ve ülkeye sınırı olmayan yakındaki Cabinda ili de Kongo Brazaville ile sınıra sahiptir. Eski bir Portekiz sömürgesi olan ülkenin önemli ölçüde doğal kaynakları vardır (Petrol ve elmas en önemlileri). Ülkenin ismi, bu toprakların 16'ncı yüzyıldaki yerli sahipleri olan Bantuların kullandıkları N'gola kelimesinden sömürge döneminde Portekizce'ye geçmiştir. 1951'de sömürge ülke, Portekiz'in bir denizaşırı yönetimi olarak yeniden şekillendirildi, Portekiz Batı Afrikası olarak da adlandırıldı.



Başkent: Luanda
İdari bölümler: 18 il; Bengo, Benguela, Bie, Cabinda, Cuando Cubango, Cuanza Norte, Cuanza Sul, Cunene, Huambo, Huila, Luanda, Lunda Norte, Lunda Sul, Malanje, Moksico, Namibe, Uige, Zaire.

Nüfusun etnik dağılımı: Ovimbundular %37, Kimbundular %25, Bakongolar %13, Melezler (Avrupalılar ve Afrika yerlilerinin karışımı) %2, Avrupalılar %1, diğer %22
Din: Yerel inançlar %47, Roma Katolikleri %38, Protestanlar %15 (1998 verileri)
Dil: Portekizce (resmi), Bantuca ve diğer Afrika dilleri Para birimi: Kwanza (AOA)
Endüstri: petrol; elmas, demir yatakları, fosfat, boksit, uranyum ve altın; çimento; madencilik; gıda; balıkçılık; biracılık; tütün ürünleri; şeker; tekstil

Sipahilerin giydiği bir tür keçe külah...

Hartavi, Yeniçeri keçesine benzeyen toparlak , keçe külahtır.

Klasik çağ Osmanlı ordusunun belkemiğini oluşturan Tımarlı Sipahiler, ordu içindeki en kalabalık asker sınıfını oluşturur. Tımarlı sipahilerin Osmanlı askeri ve idari sistemi içindeki konumları Avrupalı tarihçilerce Orta Çağ Avrupası'nın şövalye sistemi ile karşılaştırılmalarına ve bazı kaynaklarda "Osmanlı şövalyeleri" olarak tanımlanmalarına neden olmuştur.
Tımarlı sipahi sınıfı temel olarak Türk atlı göçebe hayat tarzından kaynaklanan, Alp veya Batur olarak adlandırılan beye yeminle bağlı, asil, atlı savaşçı tipinin Klasik Osmanlı çağındaki ifadesidir. Bu asker sınıfı, Türklerin Ön Asya'ya göçerek yerleşik devletler kurması sürecinde bir profesyonel ordunun yaratılması amacıyla, göçebe savaşçı sisteminin yerleşik hayat düzenine uyarlanmasıyla doğmuştur. Büyük Selçuklu Devletinde "ıkta" adını alan ve daha sonraki süreçte "dirlik" olarak Türkçeleştirilen bu idari ve ekonomik sisteme bağlanan ve sipahilik ("sipahi" Farsça: silahşor, asker) adını alan bu savaşçı sınıfı Büyük Selçuklu ordusunun temelini oluşturmuş; daha sonra Büyük Selçuklu Devletinin mirasçısı olan Anadolu Selçuklu ve diğer Türkmen devletleri de tımarlı sipahi sistemini geliştirerek sürdürmüşlerdir. Anadolu Selçuklu Devleti'nin halefi olan (ve Ertuğrul Gazi'nin Söğüt ve Domaniç bölgesini Anadolu Selçuklu Hanı'ndan tımar olarak aldığı düşünülürse kendisi de kuruluşunu bu sisteme borçlu olan) Osmanlı Devleti tımarlı sipahi asker sınıfını da diğer kurumları ile beraber miras almış, devletin genişleyerek Anadolu'ya yayılması sürecinde Sultan 1. Murad Han zamanında tam anlamıyla düzene oturmuştur.

Tımar sahibi süvari askeri. Ordunun en büyük gücünü oluştururlardı. Savaş zamanında öşürünü aldıkları topraklardan yetişen hayvanlarla savaşa katılırlardı. Fakat cephaneyi devletten alırlardı. Tımarlı sipahiler Türk soyundan gelirdi. Cezayir, Tunus, Trablusgarb, Mısır, Yemen, Bağdat gibi Arap eyaletlerinde sipahiler yoktu. Tımarlı sipahiler Padişah Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) zamanında en parlak devirlerini yaşadılar. O tarihler arasında 166.200 tımarlı sipahi vardı; bunun 74.000'i Rumeli, 91.600'ü Anadolu tımarlı sipahisidir. Osmanlı atlı ordusu, iki orduya ayrılırdı: Rumeli atlı ordusu ve Anadolu atlı ordusu. Meydan muharebelerinde ordu düzeninin sağ ve sol kanatlarını sipahiler teşkil ederdi. 17. yüzyıldan itibaren tımarlı sipahiler bozulmaya başladı. Yeniçeriler gibi kanlı bir tasfiyeden uzak sessizce ortadan kalktılar. Sultan Abdülmecid 19 Ocak 1841 fermanı ile birçok tımarlı sipahiyi emekliye sevk etti. Fakat tımarlarını hayatlarının sonuna kadar ellerinde bıraktı. 1844'te bir kısım tımarlı sipâhisi, atlı jandarma olarak hizmete alındı. 1850'den sonra hiçbir tımarlı sipahi kalmamıştır. Yerlerine geçen atlı birlikler Kapıkulu Süvarileri'dir.

Osmanlı ordusunun esâsı ve en büyük kısmını timarlı sipâhi denilen atlı ordusu teşkil etmekteydi. Timarlı sipâhiler kapıkulu sınıfları gibi maaşlı değildi. Leventler ve akıncılar gibi ganimetlerle geçinmezler, yaşamaları için devlet toprak verirdi. Toprağın üzerinde köylü vardı. O köylüden vergiyi timarlı sipâhi toplar. Bununla hem kendini geçindirir, hem de atları ve silâhları devamlı hazır bulundururdu. Timar, ordunun er ve subaylarına sürekli askerlik hizmetlerine ve kendilerinin ve adamlarının harbe hazır olmaları, sefere çıkarıldığında hazineye yük olmadan getirdikleri silâh, malzeme ve yiyeceklere karşılık ödenen bir maaş gibiydi.

Tımarlı sipahiler askeri olarak "ağır süvari"kategorisine girmektedir. Savaşa kendileri ve atları tam zırhlı olarak katılan Tımarlı sipahilerin tipik zırhları: göğüs, karın ve sırtı birbiri üzerine bindirilerek perçinlenmiş şeritler halindeki çelik levhalarla desteklenmiş etekte dize, kollarda dirseğe kadar uzanan örme zırh, yine çelik levha ve zincirden yapılan ve bacakları koruyan "dizçek", yekpare çelik veya bronzdan yapılmış ve önkolu koruyan "kolçak" ve çelik veya tombaktan hareketli burunluklu ve zincir enselikli Türk tipi miğferden oluşmaktadır. Uzak mesafede at üzerinde ok ve yay ile cirit kullanan tımarlı sipahiler göğüs göğüse muharebede kargı, sagir balta, şeşper, bozdoğan, topuz, eğri Türk süvari kılıcı ve kama kullanırdı. Kalkanları ise çelik, bronz veya madeni göbekli ibrişim sarmalı söğüt dallarındanyapılmış hafif, orta boy yuvarlak kalkanlardı. Kanuni döneminden itibaren hafif ateşli silahların da etkin olarak savaş alanına girmesiyle at üzerinden ateşlenebilecek karabina ve piştov gibi ateşli silahlar da sipahilerin silahları arasına girdi.

Tımarlı Sipahiler has ordunun merkezi teşkil ettiği savaş düzeninde sağ ve sol kanatlarda yer alırdı. "Kaz kanadı", "Hilal" veya "Turan taktiği" olarak adlandırılan stratejide akıncıların sahte saldırı ve geri çekilmelerini takip ederek saldıran düşman birliklerinin ardını alarak çembere almak ve çevirdiği düşmanı göğüs göğüse mücadelede imha etmek tımarlı sipahilerin göreviydi.
Sipahi eğitiminde binicilik en önemli unsurdu. Özellikle süvari okçuluğu becerisine önem verilirdi. Sipahi adaylarına kemankeşlik, cirit, matrak ve çevgen oyunları, kılıç başta olmak üzere silahların kullanımı ve karakucak güreş öğretilirdi.

Hindistan’dan Filipinler’e kadar uzanan bölgede yaşayan bir geyik...

Rusa,

Müslüman kadınların yüzlerine örttükleri tül...

Lisam,

Güzelavratotundan çıkarılarak hekimlikte kullanılan zehirli bir ilaç...

Atropin,

Güzelavrat otu (Atropa belladonna veya Atropa bella-donna), 
Patlıcangiller familyasına ait çok yıllık otsu bir bitkidir. "Atropin" denilen madde bu bitkinin halüsinojenik özellikleri olan oldukça zehirli yemişleri boyunca olan yapraklarından elde edilir. Tür, Avrupa, Kuzey Afrika ve Batı Asya'nın yerlisidir ve Kuzey Amerika'nın bazı kısımlarında da bulunur hale gelmiştir. Yetiştiği alanlar çoğunlukla kireçten zengin topraklı, nemli ve loş yerlerdir. Adı olan "Bella-Donna" İtalyanca'dan köken alır ve "güzel kadın" anlamı gelmektedir. Atropin maddesini kadınlar bir zamanlar göz bebeklerini büyütmek için kullanmışlardır.


Güzelavrat otu dallanmış, otsu ve çok yıllık bir bitkidir, çoğunlukla etli köke sahip bir yarı çalı olarak görülür. Bitki 1.5 metre, uzun oval yaprakları ise 18 cm uzunluğa kadar erişebilir. Çan şekilli çiçekleri hafif yeşil-soluk mor ve az kokuludur. Meyveleri olgunlaştıkça yeşilden parlak siyaha uzanan ve yaklaşık olarak 1 cm uzunluktaki yemişlerdir. Bu yemişler tatlıdır ve zehirli alkoloidler içermelerine rağmen taşıdıkları tohumlarla yayılmayı da sağlayan hayvanlar tarafından tükeltilirler. 

İspanya ve Cezayir’de, tatlı badem, koruk, su ve şekerden yapılan serinletici içki...


Agraz,

(lat. acer, eksi’den isp. k.). is­panya ve Cezayir’de, tatlı badem, koruk, su ve şekerden yapılan serinletici içki. 

Kuzey Amerika’daki Kayalık Dağlar’da kışın esen kuru ve ılık rüzgâra verilen ad...

Şinuk,

Osmanlı devlet ileri gelenlerinin kullandığı bir bıçak türü..

Akva,
Bir tür sırmalı ve köstekli bıçak.

İdare lambası, idare kandili, toprak kandil ...

İlikmen, (Toprak Kandil).
Şinanay,

Osmanlı devletinde has ahırın en büyük yöneticisi...

İmrahor,

Osmanlı devletinin ekonomik bunalım içinde bulunduğu dönemlerde ayaklanma çıkaranlara verilen ad...

Celaliler,

Altı aylığa kadar körpe yaban domuzu...

Fesek,
Yaban Domuzu Familyası: Domuzgiller (Suidae). 
Avrupa, Asya ve Kuzey Afrika'nın ormanlık ve bataklık alanlarında yaşar. İri-uzun kafalı, gri veya kahverengi sert tüylü bir hayvan. Erkeği 180 cm uzunluk, 100 cm yükseklik ve 200 kg ağırlığa ulaşabilir. Tarlalara büyük zararlar yaparlar. 30 yıl kadar yaşarlar.Avrasya , Afrika , Hindistan yabandomuzu belli başlı çeşitleridir.

Ormanlık ve sulak bölgelerde sürüler halinde yaşayan bir memeli. Evcil domuzun atasıdır. İri, kaba vücutlu ve atik bir hayvandır. Çoğunlukla Avrupa, Asya ve Kuzey Afrika'da rastlanır. Ilık bölge hayvanlarıdır. Avustralya'da bulunmaz. İri-uzun başının ucunda disk biçiminde oynak bir burnu vardır. Ayakları dört parmaklıdır. Üst köpek dişleri dışarı uzayarak yukarı kıvrılır. Bunları toprağı kazıyarak bitki köklerini çıkarmakta ve savunmada kullanır. Gündüzleri çalılıklar arasında uyuklar. Pis çamurlu sularda yatarak vakit geçirir. Gece sürüler halinde ortaya çıkarak tarlaları 30 cm'yi bulan güçlü dişleriyle sökerek ekinlere büyük ziyan verirler. Yediğinden fazlasını sökmek ve çiğnemek suretiyle israf eder. Bitki köklerine düşkündür. Solucan, fare ve sürüngen de yer. Erkekler ayrı gruplar halinde dolaşır. Üreme devrelerinde dişilerin arasına karışırlar. Kızgınlık dönemleri kasım-ocak arasındadır. Dişi 4 aylık gebelik devresinden sonra 2 ile 12 arasında yavru doğurur. Çoğunlukla doğum mart-mayıs ayları arasına rastlar. Yavruların kahverengi postları koyu çizgili ve beneklidir. Dişi ile beraber dolaşırlar. 3-4 yılda erginleşirler.

Pis ve çirkin hayvanlardır. “Döğmeli Afrika domuzu”, dünyanın en çirkin hayvanı olarak şöhret yapmıştır. Düşmanları tarla sahipleri, kurt, vaşak ve leopardır. İnsanın kokusunu çok uzaktan alarak kaçarlar. Yaralı yabandomuzu çok tehlikelidir. Böyle bir durumda yüksek bir ağaca çıkmak en uygundur. Yavruları ile sıkıştırılan bir dişi de saldırgandır. Tarlalara büyük ziyan verdiğinden köpeklerin yardımıyla avlanır. Eti tirişinlidir.

Körler tarafından kullanılan ve bulucusunun adını taşıyan alfabe...


Braille,
Görme özürlülerin dünyasını değiştiren ve aydınlatan bir buluşun sahibi olan Louis Braille 4 Ocak 1809'da Fransa'da doğmuştur. Çocukluğun verdiği bir merak nedeniyle bir gün tek başına babasının çalıştığı ayakkabı tamir atölyesine girmiş, eline geçirdiği bir bıçakla derileri kesmeye çalışırken bıçak elinden kayarak sol gözüne saplanmıştı. Babası çocuğu hemen doktora götürmek yerine mahallede bir kadına götürmüş ve bu kadının uyguladığı yanlış ilaç ve tedavi sonucu Louis Braille’in gözü iyileşmek yerine tamamen kapanmıştı. Üstelik iltihap sağ gözüne de geçerek her iki gözünün kapanmasına yol açmıştı. Daha sonra doktora götürülen Louis Braille için yapılacak bir şeyin kalmadığı anlaşılmıştı. Louis Braille okul çağına geldiğinde varlıklı bir kişi olan Valentin Pauy tarafından 1730'da Dünyada ilk olarak Paris'te açılan körler okuluna gönderildi. Bu okulda görme özürlülerin eğitimi sadece kulak yoluyla ve ezberleme yöntemiyle yapılıyordu. Valentin Hauy gören insanların kullandığı yazıyı kabartma çizgiler haline getirerek görme özürlülerin okuyabileceğini düşünmüş ve karar vermişti. Ancak sonuç başarılı olmamıştı. Çünkü, bu şekilde oluşturulan yazılar görme özürlüler tarafından çok büyük bir güçlükle okunuyordu. Bu yöntemle yazılan kitaplar çok hantal ve kabaydı.

Louis Braille özel bir yazı sistemi üzerinde çalışmalarını sürdürürken aklına gelen her yöntemi denemeye başlamıştı. İplerden, çivilerden, çubuklardan ve kurşunlardan yararlanmaya çalıştı. Bu sıralarda Fransız ordusunda görevli bir subay, geceleri askerlerine düşmandan habersiz gizli emirler göndermek amacıyla bir yazı sistemi geliştirmişti. Gece Yazısı adını verdiği bu sistem çizgi ve noktalardan oluşuyordu. Çharles Barbier adlı bu subay bir gün Paris’teki Körler Okulunu da ziyaret ederek geliştirmiş olduğu bu yazıyı okul müdürüne gösterdi. Bu yazının görme özürlüler tarafından da kullanılabileceğini düşünüyordu. Ancak okul müdürü yazıyı inceledikten sonra görme özürlüler için bu yazının uygun olmadığına karar verdi. Çünkü, bu sistem çok sayıda noktalardan ve çizgilerden oluşuyordu ve oldukça karmaşıktı. Bu arada Louis Braille de Charles Barbier adlı subay tarafından geliştirilmiş olan yazıyı incelemiş ve o da bu yazının görme özürlüler için uygun olmadığı kanaatına varmıştı. En uygun yazı sisteminin nasıl olması gerektiği konusunda Louis Braille'in kafasında bazı ip uçları belirmeye başlamıştı.

Böyle bir yazının çizgilerden değil sadece noktalardan oluşması gerektiğini düşündü. Artık sıra noktaların sayısı üzerinde en doğru kararı vermeye gelmişti. Louis Braille yaptığı sayısız denemeler ve uzun süren çalışmalar sonunda 1825'de 6 noktadan meydana gelen bir yazı sisteminin, görme özürlüler için en uygun sistem olduğuna karar verdi. Daha sonra 6 noktadan oluşan bu yazı sistemiyle alfabedeki harfleri oluşturdu.

Louis Braille bulduğu yazı sistemini, istediği biçimde geliştirdikten sonra gizli gizli okuldaki arkadaşlarına öğretmeye başladı. Kağıt üzerine noktalarla kabartılmış bu yazı arkadaşları tarafından da çok beğenilerek büyük bir kabul gördü. Ancak öğretmenler bu yazının okulda kullanılmasına karşı çıkıyorlardı.

Louis Braille'in görme özürlüler için icat etmiş olduğu yazı sisteminin okullar tarafından kabul edilmesi o kadar kolay olmamıştır. Örneğin; ancak 1854 yılında Fransa'da, 1860'da Amerika Birleşik Devletlerinde, 1868'de İngiltere'de breyl yazının okullarda kullanılması kabul edilebilmiştir.

Sonunda 1918'de ülkeler arasında Louis Braille’in icadı olan Breyl yazı üzerinde tam bir görüş birliğine varılarak diğer yazı sistemlerinin tümüyle terk edilmesi kararlaştırıldı. Böylece noktalar savaşı da sona ermiş oluyordu. Daha sonra 1932'de İngiltere ile Amerika Birleşik Devletleri arasında yapılan bir anlaşma sonucu bu gün kullanılmakta olan İngilizce kısaltma sistemi kabul edilmiştir. O tarihten bu güne kadar İngilizce kısaltma sisteminde hiç bir değişiklik yapılmamış olması da dikkat çekici bir husustur.

Bulucusunun adını taşıyan ve körler için hazırlanan evrensel yazı sistemi, alfabe ..

Braille,

Louis Braille (d. 4 Ocak 1809 - ö. 6 Ocak 1852), görme engellileri için dünya çapında okuma ve yazma için kullanılan körler alfabesinin sistemini icat etti. Braille, 1'den 6'ya kadar belli bir düzen içinde sıralanmış kabartmalı noktaları parmaklarla üstünden geçerek okunur. Özel karakterler içeren Asya dilleri dışında hemen hemen her dile uyarlanmıştır. Louis Braille'in kendisi de görme engelliydi. 


Braille alfabesi veya Körler alfabesi; 1821 yılında Louis Braille tarafından geliştirilmiş görme engelli insanların okuyup yazması için kullanılan bir alfabe yöntemidir. İki kolon taşıyan dikdörtgen düzen üzerine dizilmiş altı kabartılmış noktadan oluşur. Her iki kolonda üçer nokta bulunur. Noktalardan her biri altmışdört farklı kombinasyondan birini oluşturması için farklı şekillerde dizilir. Bu harfleri isimlendirmek için noktaların bulunduğu her bir pozisyon, yerlerine göre söylenir;
  • yukarıdan aşağıya, sol yanda 1'den 3'e kadar (temsilî L harfi)
  • sağ ve sol yandan birinci (temsilî C harfi)
Braille sistemi aslında Charles Barbier'nin Napolyon'un talebi doğrultusunda, askerlerin gece karanlığında ışık olmaksızın anlaşmalarını sağlamak için geliştirdiği sisteme dayanır. Barbier'nin sistemi çok karışık ve öğrenilmesi zordu zira askeriye tarafından da reddedilmişti. 1821 yılında Charles Barbier, Paris Millî Enstitüsü'nin körler bölümünü ziyaret etti ve Louis Braille ile tanıştı. Braille, Barbier'nin en büyük eksiğinin, alfabesinin sahip olduğu temsilî harflerin insanın parmağını hareket ettirmedikçe anlaşılamaması olduğunu söyledi. Bu buluşta bir sembolden diğerine hızlıca geçilemiyordu. Kendisinin değişikliği, kör alfabesinde devrim yapan 6'lı nokta sistemiydi. 

İnce kabuklu bir erik cinsi...


Üryani,

Erik, gülgiller (Rosaceae) familyasından   cinsinden meyvesi yenen bazı ağaç türlerinin ortak adıdır. Ülkemizdeki en tanınmış erik çeşitleri can eriği, papaz eriği, mürdüm eriği ve tatlı üryani eriğidir.

Memleketimizde yetiştirilen erik çeşitleri;
Can, Santa Roja, Red Kennen, Climax, Formasa, Reine Claude Violette, Reine Claude Verte, President, Giant, Red Heart, Stanley, Köstendil, Karagöynük, Üryani, D'Agant'tır.


Üryani eriği Kastamonu bölgesinde yetişen bir erik türüdür. Üryani eriği, Ağustos ayı başlarında olgunlaşır. Meyve olarak yendiği gibi kompostosu, pestili ya da marmeladı yapılabilir. 

Üryani eriği dallarından toplandıktan sonra dış kabukları soyularak dizilir ve güneşte kurumaya bırakılırlar. Kurutulmuş erikler Hoşaf yapımında kullanılır. Pestil için ise erikler yaş meyveyken kabukları soyulduktan sonra kaynatılıp çekirdekleri çıkarıldıktan sonra özel hazırlanmış tahtaların üzerine ince bir şekilde serilerek (yayılarak) kurutulmaya bırakılmaktadır.  Marmeladı ise kurutulmaya bırakılmadan önceki halidir.

Üryani eriği Ağacı gülgillerdendir. Bilindiği üzere eriğin özellikleri arasında sağlığa faydalı kısımlar da mevcuttur. Onlardan bir kaçını sayarsak; Bol miktarda B vitamini içermekte olup bağırsak ve mide sorunlarında tedavi özelliği vardır. Erik ayrıca potasyum ve magnezyum minerali açısından da zengin bir meyve olduğundan, uzmanlar karaciğer, kalp ve böbrek hastalıklarına, sindirim rahatsızlığı çekenlere, tuzsuz rejim yapan ve romatizma rahatsızlığı olanlara da önermektedir.



Üryani Eriği Kompostosu (Hoşafı);

Malzemeler;

1 Su bardağı kuru üryani eriği
1 Su bardağı toz şeker
5 Su bardağı su

Yapılışı;


Kurutulmuş üryani eriklerimizi ılık su içersinde 5 dakika bekletiriz. Süzgece aldıktan sonra yıkarız. Yıkadığımız eriklerle birlikte bir tencereye 5 su bardağı su koyarak kaynatırız.(Ocak ısısının yüksek yani harlı olmasına dikkat etmeliyiz. Aksi halde kısık alevli pişirildiğinde erikler yumuşayarak dağılır.)  Tenceremizin kaynamaya başlamasından sonra 30 dakika daha kaynatarak erikleri pişirmiş olacağız. Son olarak, kaynayan ve pişen eriklerimize 1 su bardağı şeker ilave edip 3 dakika daha kaynattıktan sonra ocak söndürülerek kompostomuzu soğumaya bırakırız.

Soğuduktan sonra içime hazır olan hoşaf, özellikle mide ve bağırsak sorunlarının giderilmesinde, kabızlık şişkinlik,hazımsızlık gibi şikayetlerde ve ayrıca romatizma mafsal sorunları ile bağırsak solucanlarının tedavisinde hiç bir yan etkisi olmayan doğal bir şifa kaynağı olarak birebir etkilidir.

Yunan mitolojisinde, Dionysos' un annesi olan yeraltı tanrıçası...


Semele,

Dionysos ( Dionysus ) Romalılar onu "Bakkhus (Bacchus)" olarak bilir. Zeus ve Semele'nin oğludur. Şarap ve bitkiler tanrısıdır. Dans, festival ve eğlence gibi insanı gündelik yaşantıdan uzaklaştıran her şeyi temsil eder.

Semele Thebai'ın kurucusu olan kahraman, Kadmos ile Ares ve Aphrodite'den doğma Harmonia'nın kızlarıydı. Zeus ve Semele'nin aşkını kıskanan Hera, Semele'ye sevgilisi Zeus'tan, aşkının ispatı olarak tüm ihtişamıyla ortaya çıkmasını istemesini öğütledi. Semele'nin her dileğini yerine getireceğine söz veren Zeus, tüm ihtişamı ve gücüyle, tüm ışığıyla, gökgürültüsü ve yıldırımlar eşliğinde kendisini olduğu gibi, hiçbir ölümlünün bakamayacağı şekilde Semele'ye gösterdi. Bunun sonucunda altı aylık hamile olan Semele öldü. Zeus henüz doğmamış yavruyu anneden alıp ölmeden hemen önce kendi uyruk kemiğine yerleştirmeyi başardı. Birkaç ay sonra Dionysos babasının uyruk kemiğinden doğdu. Hera'nın öfkesinden koruyabilmek için Zeus oğlunu talihsiz Semele'nin kızkardeşi ve Athamas'ın karısı Ino'ya emanet etti. Çiftin Learkhos ve Melikertes isminlerinde iki oğlu vardı. Aldatılan Hera, Zeus'a yardım edenleri cezalandırmaya karar verdi. Ino ile Athamas'ı çıldırttı. Athamas, oğlu Learkhos'u geyik sanarak kargısıyla öldürdü. Ino'da Melikertes'i kaynar sularda haşlayarak öldürdükten sonra, kendisine geldiğinde oğlunun ölü bedenine sarılarak denize atladı. Dionysos ise Hera'nın gazabından kaçabilmek için dünyayı dolaşmak zorunda kaldı. 

Dionysos Yunanistan'a dönünce Thebai'a gitti. Orada Semele'nin kızkardeşleri kendisinin Zeus'un oğlu olmadığı, Semele'nin başka bir erkekle yaşadığı gayrimeşru bir ilişkinin bir sonucu olarak doğduğu dedikodusunu yaymışlardı. Thebai o zaman kendisi gibi Kadmos'un soyundan gelen kuzeni kral Pentheus tarafından yönetilmekteydi. Dionysos önce kendisi hakkında iftiraları yayan kadınları delirterek Kitheron Dağı'na kaçmalarını sağladı. Sonrasında ise Pentheus'u tanrı soyundan geldiğine ikna etmek için mucizeler gerçekleştirdi. Fakat Pentheus gördüklerine karşın ikna olmadı ve Dionysos'un tanrı soyundan geldiğini kabul etmedi. Son çare olarak Dionysos, Pentheus'u Kitheron Dağı'na gidip bir çam ağacının arkasına saklanarak oradaki kadınların çılgınlık hallerini kendi gözleriyle görmesi ve mucizeye şahitlik etmesi için ikna etti. Ancak Pentheus çam ağacının arkasına saklanmasına rağmen kadınlar tarafında farkedildi. Dionysos tarafından delirtilen kadınlar ağacı yerinden söktükten sonra Pentheus'u paramparça ettiler. Pentheus'un annesi Agaue, Kral'ın kellesini koparıp bir thyrsos'un (tepesi sarmaşıklarla kaplı, Dionysos'un simgesi olarak taşınan bir tür asa) ucuna geçirdi. Agaue bir aslan kellesi taşıdığını düşünmekteydi. Bu halde elinde asa ile Thebai'a döndü. Agaue ancak kendine geldiğinde öz oğlunu öldürdüğünü anladı.
 

Halk dilinde çalı, geven yığını...

Palatır,

Üç kişi arasında 32 kâğıtla oynanan, briçe benzer bir oyun...

Skat,

Alın...

Nasiye,

Antalya' nın Demre ve Finike ilçeleri arasında yer alan bir lagün...

Beymelek,

Beymelek Dalyanı, Türkiye'de ayakta kalan ve kendi kendine yeten sayılı sulak alanlardan biri. 5 bin dekarlık dalyanda çupra, levrek, mırmır, sargoz, beş tür kefal olmak 25 tür balık yaşıyor. Beymelek Dalyanı, yavru olarak gelen balıkların beslenme, barınma ve büyük balıklardan korunma alanı. Balıkların beslenmesi için zengin olanaklara sahip olan dalyanın kükürtlü ve 11-13 derece civarında suyuyla birçok göçmen kuşun üreme ve kışlama alanı olduğu bilinmektedir. Beymelek Lagünü, birçok göçmen kuş türünün beslendiği, barındığı, hatta ürediği alanlardır.  

Akdeniz Su Ürünleri Enstitüsü Beymelek Araştırma Merkezi tarafından, yapılan açıklamada, Akdeniz'de balık neslinin sürdürülmesi amacıyla başlatılan çalışma çerçevesinde, merkezin üretim alanı olan dalyan ağzında kuzuluklara giren balıkların anaç hale geldikten sonra tamamının denize tekrar salındığını  beş yıldan bu yana, avlanan ve anaç konuma getirilen balıkların tekrar doğaya salınmasıyla dalyandaki balık popülasyonunun arttığı bildirilmiştir. Her balığa en az bir kez üreme şansı veriliyor. Her salınan balığın yavruları da beslenmek ve büyümek için dalyana geri geliyor. Balık varlığı da her yıl katlanarak artıyor.


Beymelek Dalyanı, ekonomik türü olan bazı balıklar için kuluçkahane görevi görmektedir. Beslenmek ve barınmak için gelen yavru balıklar anaç konumuna geldikten sonra yeniden denize salınmaktadır. 

Güzeli en üstün, en yüce değer sayan kişi...

Estet,
Güzeli ve güzelligi seven demektir.

Estetik kelimesinden gelir. Güzel olana ilgi duyan kişi anlamındadır. Güzel olan nesnel olmadığı için her estet farklı şeyleri güzel bulur ve onlarla ilgilenir. Bazı kişilerce bir hakaret kelimesi olarak kullanılan, ve bu şekliyle insanlıktan yoksun, çirkinliğe tahammülü olmayan anlamındaki söz; ancak kelimenin yunanca orijini hatırlanmalıdır. Estetik “aisthesis” ya da “aisthanshai” kelimesinden gelir. Aisthesis duygu, duyuş anlamında, aisthanshai ise duymak, algılamak anlamlarına gelir. Estet denilen kişiler fiziksel diğil, ruhsal çirkinlik tanımlar, buna tahammül edemezler.

Gemileri, farklı iki su düzeyinin birinden öbürüne aşırmak için yapılmış ara havuz...


Lok,

Panama Kanalı, Orta Amerika'nın en güney ülkesi Panama topraklarında yer alır ve Atlantik Okyanusu ile Pasifik Okyanusu'nu birbirine bağlar. Dağ üzerindeki bir nehir vasıtasıyla 2 okyanusu birbirine bağlayan bir kanaldır. (Atlantik Okyanusu ile Pasifik Okyanusu) 

Okyanus ötesi sefer yapan büyük gemiler, içi su ile doldurulan üç havuzda (lok’da) aşamalı olarak deniz seviyesinden otuz metre yükseltilerek dağların arasındaki bir göle (Gatun gölü) çıkartılmaktadır. Bu küçük gölde bir müddet kendi Makina güçleriyle ilerleyen gemiler, çıkışta yapılan işlemin tersi uygulanarak, su seviyesi kademeli olarak düşürülen üç ayrı ‘lok’tan daha geçerek diğer okyanusa varabilmektedir. Herbiri diğerinden on metre daha yüksek su tutma özelliğine sahip olan bu lokların genişlikleri 32 metre, uzunlukları ise 294 metredir. 

Panama kanalının çalışma prensibi basit olarak izah edilirse; Geminin ilk loka alınmasının ardından kapaklar kapatılarak, deniz seviyesinden otuz metre yukarıda bulunan Gatun gölünden buraya su basılmaktadır. Kısa bir zaman sonra suyla birlikte on metre yükselen gemi, birinci ve ikinci loktaki su seviyesi eşit olduğu anda, kapakların açılmasıyla lokomotifler tarafından ikinci loka çekilmektedir. Aynı su yükseltme işleminin burada da tatbik edilmesiyle üçüncü loka geçilmekte ve sistematik olarak yapılan son operasyon sonucunda, gemi dağların üzerindeki göle çıkabilmektedir. Karşıdan gelen konvoyun geçişini müteakip gölde harekete geçen gemiler, çıkıştaki işlemin tersi bir uygulama sonucunda üç loktan daha geçerek diğer okyanusa ulaşmaktadır.

Kanalın yapımı, tarihin en büyük ve en zor mühendislik projelerinden bir olmuştur. Gemicilik üzerindeki etkileri ise, Güney Amerika kıtasının en güney ucu olan Horn Burnu'ndan dolaşma külfetini ortadan kaldırmış olması nedeniyle çok önemlidir.

Panama'da bir kanal inşa etme fikri 1500'lü yıllara kadar giderse de, ilk ciddi çalışmalar, Fransızların öncülüğünde 1880'de başlamış fakat bir sonuç vermemiştir. İnşaat ABD tarafından tamamlanmış ve kanal 1914'te hizmete açılmıştır. 77 kilometre uzunluğundaki kanalın yapımı sırasında, sıtma ve sarıhumma gibi hastalıklardan büyük toprak kaymalarına kadar her türlü güçlükle karşılaşılmış ve yaklaşık 27.500 kanal çalışanı bu süreçte can vermiştir.Kanal boyunca yolculuk yaklaşık 9 saat sürmektedir.


Kimi Slav uluslarında ''kral, prens'' anlamında kullanılan sözcük...

Knez,

Seralarda yetiştirilen domates gibi sebzelerde döllenmeyi sağlayan arı cinsi...

Bombus Arıları,(yoz arı),

Örtü altı tarımında polinasyon (çiçeğin döllenmesi) hizmetinde kullanılmak üzere denetimli koşullarda yetiştirilebilen, doğal koşullarda genellikle toprak altında yaptığı yuvada koloni halinde yaşayan bir yaban arısı cinsidir. Laboratuvar şartlarında bombus arısı üretimi yuva kurmamış, denetimli olarak çiftleştirilmiş ana arı (Kraliçe) ile yapılmaktadır. Canlı döller üretebilen bir ana arı ve bunun dölleri olan işçi arılardan oluşan birime koloni denilmektedir.
ifade eder.


Arı kullanımı, seralardaki ilaçlamayı da doğrudan etkiliyor. Onlara zarar vermeyecek, zehir oranı daha düşük ilaçların kullanılması gerekiyor. Aslında bu bile, arıların doğal üretime ne kadar katkı yaptıklarının göstergesi. Hem doğal döllenme sağlayarak hormon kullanımını engelliyorlar, hem de kimyasal ilaçların daha dikkatli ve daha az kullanılmasına vesile oluyorlar. Arı kullanılarak üretilen domatesler ise hormonlulardan oldukça farklı. Kışın da üretilse lezzeti ve aroması var; daha ağır, içi daha dolgun, raf ömrü de daha uzun.

Bombus arıları, aslında halk arasında 'yoz arı' olarak bilinen, bal yapma özelliği olmayan ve bu iş için özel olarak üretilmiş özel bir canlı. Doğada 60-70 türü bulunuyor. Sadece Türkiye'de 40'a yakın bombus arısı türü yaşıyor. Çiftçilerin bugünlerdeki en büyük yardımcısı ise 'terrestirist' adı verilen bir tür. Antalya ve çevresinde, bu arılara yönelik talebin artması 'arı üretim ve satış sektörü" oluşturmuş. Eskiden ithal edilen arılar artık yerli firmalar tarafından üretilip pazarlanıyor.

Arının, doğal üretim dışında aslında çiftçi için mühim yan getirileri de var. Bunların en önemlisi işçilik maliyetlerini düşürmesi. Hormon verilebilmesi için işçilerin tek tek kökleri dolaşması ve her gün uygulama yapması gerekiyor. Bu ciddi bir maliyet. Diğer yöntemde ise bunu arılar hallediyor. Ayrıca hormon insan sağlığına da zararlı bir ürün. Bu uygulamayı sürekli yapan kişilerde başta astım olmak üzere çeşitli rahatsızlıklar ortaya çıkıyor. Arı kullanımı ayrıca bitkilerdeki mantar ve küf gibi hastalıkları da önlüyor. İhracata uygun, raf ömrü uzun ürün sağlıyor. Türkiye'nin son yıllarda tarım ihracatındaki en büyük sorunu olan, 'rezüdü' yani ilaç kalıntısını da, bu yöntemle önemli ölçüde önlemek mümkün. Çünkü arıların zarar görmemesi için zehirli ilaç kullanımı en aza iniyor. 



Bombus, renkli tüyleri olan, türdeşlerine göre oldukça iri yapılı ve genelde toprak altında yaşayan bir yaban arısı türüdür. Bombuslar'ın uzun dilli türleri, çiçek borusu uzun olan çiçeklerden de çiçek tozu ve bal özü alabilir. Bu, diğer arılar için oldukça zor hatta imkansız bir işlemdir. Hatta bazı türler, bal özüne ulaşabilmek için önce çiçeğin dış kısmını ısırır ve açtıkları delikten dillerini içeri sokarak kolayca beslenir. Bombuslar'ın göğüs bölgesinde tutunma ve yürümeyi sağlayan üç çift bacakları vardır. Bu bacaklardan birinci çift, antenlere bulaşan çiçek tozlarını ve diğer tozları temizlemek için özel temizlik gereçleri ile donatılmıştır. Bu sayede koku alma organı olan antenler sürekli temiz tutulur. Bombuslar'ın diğer bacaklarında çiçek tozu taşımak için sepetçikler ve çiçek tozlarını doldurmaya, gerektiğinde sıkıştırmaya yarayan fırçalar bulunur. Bombuslar vücut ağırlıklarının yarısı kadar yükü rahatlıkla taşır. Bu arılar zar şeklindeki iki çift kanatları sayesinde uçar. Birinci çift kanadın arka kenarında, ikinci çift kanadın ise ön kenarında bir seri kanca bulunur. Bunlar uçuş sırasında birbirine kenetlenir, böylece ön ve arka kanatlar birlikte ve daha güçlü hareket edebilir. Bunun dışında uçuş için ısı üretimi de zorunludur. Aktif olarak uçan bir Bombus'ta gövde bölgesinin sıcaklığı 35-40 C olur. Bunun için Bombuslar uçuşa geçmeden önce belli bir süre ısınır.

Bombus, güçlü görünümlü, renkli tüyleri ile tanınan, türdeşlerine göre oldukça iri, belirli heyecanları olan ve bunları; örneğin öfkesini, aşıl olduğunu, vızıldamasındaki tonlamalarla dışa vuran ve genelde toprak altında yaşayan, bildiğimiz yaban arısının ta kendisi. Onu, arılar alemindeki diğer arılarla kıyaslayan insanlar “etkin tozlayıcı” diye bir de lakap taktılar. Bunun nedeni, bombusun büyük vücutlu olması ve tüylerine takılan çiçek tozlarını çiçekten çiçeğe taşıyarak tozlamaya yardım etmesi. Bu yumuşak huylu, kin ve nefret duygularından arınmış, kendisini rahatsız edenlere karşı bile en etkili silahı, iğnesini (iğnesini kullanmasının kendi ölümüne yol açacağını bilircesine) kullanma gereği duymayan bombuslar, bütün gün bir çiçekten diğerine durmaksızın dolaşarak, çiçek tozu ve bal özü toplarlar.

Uzun dilli (ağız parçaları) türleri ısırma ve yalama gibi etkinlikleri çok iyi becerdiğinden, bombuslar, çoğu böceğin başarmakta zorlandığı bir iş olan, çiçek borusu uzun çiçeklerden de çiçek tozu ve bal özü alabilme ayrıcalığına sahiptir. Hatta bazı türler, bal özüne ulaşabilmek için önce çiçeğin dış kısmını ısısır ve açtığı delikten ağız parçalarını içeri sokarak kolayca beslenirler.

Bombusun özellikleri bu kadarla da bitmiyor. Örneğin; göğüs bölgesinde tutunma ve yürümeyi sağlayan üç çift bacakları var. Bu bacaklardan birinci çift, antenlere bulaşan çiçek tozlarını ve tozları temizlemek için özel temizlik gereçleriyle donatılmıştır; bu sayede koku alma organı olan antenler sürekli temiz tutulur. Bombusun bir çift anteni, birleşik gözlerinin orta kısmına yakın bir yerden çıkar. Antenler, dişi ve işçi bombuslarda on iki bölütten, erkek bombuslarda ise on üç bölütten meydana gelir.

Koku alma işlevini üstlenmiş olan antenler çok miktarda çiçek tozu ve bal özüyle bulaşık olmasına rağmen bombuslar bacaklarının birinci çifti sayesinde yine de çok etkin çalışır. Seçtikleri çiçekler çoğunlukla tatlı kokulu, çok renkli ve büyük boyutludur. Bombuslar insanların kokusuz diye bildiği bazı çiçeklerin kokularını bile ayırt edecek kadar hassastır.

Bombusların üçüncü çift bacaklarında çiçek tozu taşımak için sepetçikler ve çiçek tozlarını doldurmaya, gerektiğinde sıkıştırmaya yarayan fırçalar bulunur. Bombuslar vücut ağırlıklarının yarısı kadar yükü rahatlıkla taşırlar. Bu nedenle, iri olan işçi bireyler daha etkin besin toplayıcısıdırlar.

Zar şeklindeki iki çift kanatları sayesinde uçarlar. Birinci çift kanadın arka kenarında, ikinci çift kanadın ise ön kenarında bir seri kanca bulunur. Bunlar uçuş sırasında birbirine kenetlenir, böylece ön ve arka kanatlar birlikte ve daha güçlü hareket edebilir. Bombuslar kendi etrafında dönebilen bir türbülans yaratır ve bu sayede düşmeden uçabilirler.

Uçuş için ısı üretimi zorunludur. Bombuslar toraks (göğüs) bölgesinin sıcaklığını 30 °C’a ya da daha üst düzeylere çıkarabilirler. Aktif olarak uçan bir bombusta toraks bölgesinin sıcaklığı 35-40 °C olur. Bunun için uçuşa geçmeden önce bir ısınma süreci geçirirler. Bombusların hemen her mevsimde uçabilmelerinin sırrı da, uçuş kaslarındaki enzim etkinlikleri ile vücut sıcaklığını artırabilmelerinde yatar. Bu enzimler belirli şekerleri parçalayarak enerji açığa çıkarırlar. Bombus çiçeğe konduğunda vücut sıcaklığını düşürür. Eğer karahindiba ve ayçiçeği gibi bitkiler üzerinden besin topluyorsa, bir çiçekten diğerine uçmak yerine yürümeyi tercih eder ve bu sırada toraks bölgesinin uçuş için gerekenden daha alt sınıra düşer. Arı, uçmaya karar verdiğinde yeniden ısınmaya başlar.

Elle dölleme yapmak ise çok zor ve çok zaman kaybına neden olur. Elle yapılan dölleme sonucunda meyve kalitesi düşük, yumuşak şekiller ve ihracat için uygun da değildir. Üreticiler patlıcan ve domateste yaptıkları elle dölleme sonucunda nem oluşumuna neden olmakta ve bununla birlikte pas (botryis) hastalığı meydana gelmektedir.

Özellikle domateste döllemeyle ilgili sorunu ortadan kaldırabilmek için bitki gelişimini düzenleyici hormonlar kullanılıyordu. Bu da sebzenin çekirdeksiz ve kalitesiz oluşumuna neden oluyordu. Ama bombus arıları bir çiçekten bir çiçeğe polen taşıdığı için doğal döllenmeyi sağlıyor. Yüksek kaliteli, bol çekirdekli domatesler elde ediliyor.

Bombus, özellikle sebzecilikte yüksek verim elde etmek amacıyla hormon kullanan üreticilere bir çıkış, hatta kurtarıcı oldu. Bu üreticiler, yetiştirdikleri sebze ve meyvelere hormon uygulayarak yüksek verim peşinde koşarken, umduklarının aksine iş gücü ile üretim maliyetinde artış ve ürün kalitesinde de bir düşüş olduğunu gözlediler. Ayrıca, kimilerinin bilinçsizce hormon kullanması sonucunda insan sağlığı da olumsuz yönde etkilenmişti.

AÜ Ziraat Fakültesi Zooteknik bölümünde yapılan araştırmalarla bombus arısının üstünlükleri ve yararları şöyle sıralandı:

“Bombus arıları iri ve tüylü vücutları, uzun dilleri ve çiçek üzerindeki hareketleri davranımları ile etkin tozlayıcılardır. Özellikle polenini kolay bırakmayan domates gibi solanaceae familyasına ait bitkilerde etkilidirler.

Bombus arıları endüstri bitkileri, çayır mera ve yem bitkileri, meyve ağaçları, sebzeler, tıbbi ve aromatik bitkiler ve çok sayıda ağaç, çalı, maki formunda bitkileri ziyaret ederler.

Bombus arısı kullanımı ile sera ürünlerinde meyve bağlama oranı, meyve iriliği, meyvedeki tohum sayısı, lezzetlilik ve bir örneklilik artmakta, hatalı meyve miktarı azalmaktadır. Ortalama verim artışı, domates ve biberde %10 ile 25, patlıcanda ise %7 ile 10 düzeyine olmaktadır.

Bombus arıları çok çalışkandır. Bir işçi arı bir seferde 450 çiçekte tozlama yapabilmekte ve günde iki binin üzerinde çiçeği tozlayabilmektedir.  Bombus arıları saldırgan değildir. Rahatsız edilmedikçe sokmazlar. Bu nedenle örtü altı yetiştiricilikte rahatlıkla kullanılabilmektedir.
Bombus arıları bulundukları yere kolayca uyum sağlamaktadırlar. Bal arıları gibi gelişmiş iletişim yöntemlerine sahip olmadıkları için daha çekici bitkilere birbirlerini yönlendirememektedirler. Bombus arıları düşük sıcaklık (5-6 dereceye kadar) ve ışık yoğunluğunda aktif olarak çalışabilmektedirler. Yağmur, rüzgar ve bulutlu hava, arıların aktivitelerini fazla etkilememektedir.  Bombus arıları özellikle bombus terrestris türü kitlesel üretimi gerçekleştirildiği için yıl boyu temin edilebilmektedir. Bombus arıları çok az sayıda bal arısı hastalığından etkilenmektedir. Laboratuar ortamında çoğaltılabilir.

Çarşılarda aynı işi yapan esnafın bulunduğu bölüm ...

Arasta, Bedesten


Çarşılarda aynı işi yapan esnafın bir arada bulunduğu sıralı kısım dır. Köken Farsçadır. Arasta’da çeşitli mesleklerin loncaları vardı ve toplu olarak bulundukları yerlere adlarını verirlerdi. “Demirciler Arastası”, “Bakırcılar Arastası” günümüzde de halen aynı şekilde adlandırılmaktadır. Mesela Samsun' un Vezirköprü ilçesinde semaver imalatı yapılan çarşıya tenekeciler arastası denildiği gibi.

Mafya örgütünün suskunluk yasası...


Omerta,

Alyuvar...

Eritrosit,

Kanın yapısında üç önemli kan hücresi bulunur. Akyuvarlar (lökositler) savunma hücreleri olup vücudumuzu mikroplara karşı korur ve oldukca çok alt türevi vardır. Alyuvarlar (eritrositler) hücrelere oksijen taşır. Trombositler kanın pıhtılaşmasını sağlıyarak kanamaları önler.


Alyuvar, Eritrosit, kanda en çok sayıda bulunan hücre türüdür ve omurgalı hayvanlarda akciğer veya solungaçlardan vücut dokularına oksijen taşımasının başlıca aracıdır.
 
Alyuvarkırmızı kan hücreleri olarak da bilinen eritrosit sözcüğü Yunanca erythros (kırmızı) ve kytos (oyuk) sözcüklerinden türemiştir. Alyuvarları olan çoğu canlıda oksijen taşımakta kullanılan molekül hemoglobin iken yumuşakçalar gibi bazı canlılarda bakır içeren hemosiyanin bulunur.Alyuvar hücreleri kırmızı renge sahip oldukları için isimlerinde bu 'kırmızı' vurgusu yer almaktadır. Eritrosite sahip çoğu canlıda oksijen taşımakta kullanılan molekül hemoglobinken bazı canlılarda (yumuşakçalar gibi) bakır ihtiva eden hemosiyanin bulunur.
 
Alyuvarlar ilk kez 1658 yılında Jan Swammerdam' ca tanımlanmıştı. Bu işi için bayağı bir erken dönem mikroskobu kullanmıştır. Modern bilimadamları kan hücrelerini artık labaratuvarda yapabiliyorlar. ABD'de Worcester' da kırmızı kan hücresini geliştiren şirketin (Advanced Cell Technology) baş uzmanı Robert Lanza, "kan stoklarında kıtlık yaşar mıyız diye endişelenilmesine gerek kalmadı" diyor. Labaratuvarda sıfır gurubu kan hücreleri üretiliyor.
Alyuvar, Eritrosit, kanda en çok sayıda bulunan hücre türüdür ve omurgalı hayvanlarda akciğer veya solungaçlardan vücut dokularına oksijen taşımasının başlıca aracıdır. 



Alyuvar ile ilgisi bulunan kan hastalıklarından bazıları: 

Anemi (kansızlık) vücutta yeterli alyuvar veya hemoglobin bulunmamasıdır.  
Demir eksikliği anemisi 
Orak hücre anemisi 
Talasemi (Akdeniz anemisi/Akdeniz kansızlığı) 
Sferositoz 
Pernisyöz anemi 
Aplastik anemi 
Hemoliz 

Polisitemi, Polisitemi vera


Popüler Yayınlar

Yeni içerikler için takip edin!