Bir yanardağ patlaması sonucunda ortaya çıkan, huni biçimli küçük krater...

Maar, Maare,

Volkan alanlarında kabuk tabakasında sıkışan gazın üstündeki kütleyi patlatması-parçalaması ile birlikte lav ve mağmanın oluşturduğu, geniş, hafif kabarmış bir kraterdir. Maar tipik olarak suyla dolu ve sığ krater gölü görünümündedir. İsmi yerel Alman lehçesi olan Daun'dan gelir ve Latincesi mare (deniz) dir.


Maarlar 60 metreden 2000 metre çapa ve 10 metreden 200 metreye kadar derinliğe sahip olabilirler ve çoğunlukla doğal göldeki gibi suyla doludurlar. Çoğu maar volkanik kayaların alçak kenarında oluşmuştur.Ayrıca maar, lavların sulu bir alanı kaplaması ile altta buharlaşan suyun üstteki lav örtüsünü patlatması ile de oluşmaktadır.
Kamerun'daki Nyos Gölü-Amerika Teksas'daki El Paso köyüne yakında Kilbourne Çukuru ve Hunt Çukur, Meksika'daki Zuni Tuz Gölü, Alaska' da Ukinrek, Amerika Arizona' da Morale Claim maarlarını örnek gösterebiliriz.

Mercanköşk de denilen, güzel kokulu bir saksı bitkisi...

Şile, Mercanköşk(Origanum vulgare), 
Merzengûş (Origanum majorana)

Ballı babagillerden, küçük yapraklı, güzel kokulu bir saksı bitkisi olan mercanköşk, Merzengiş, Merzengüç, Farekulağı, Şile, Mayoran, Anık Dağ reyhanı olarak da adlandırılır.
Anadolu'nun bazı bölgelerinde Yabanî mercanköşke " farekulağı " da denilir. Ancak "farekulağı " denilen ve çuhagillerden, tohumu kuşyemi olarak kullanılan bir başka bitkiyle karıştırmamak gerekir.

Tek yıllık ve ömürlü cinsleri vardır. Çalı formunda büyür. 40-50 cm. kadar boylanır . Türk Mutfağı'nda, olduğu kadar Avrupa ülkelerinin mutfaklarında da çok kullanılan bir bitkidir. Sindirimi kolaylaştırıcı bir etkisi olduğundan, av etleri gibi sindirimi zor yemeklerde mutlaka kullanılır. Et yemekleri ve çorbalarda , sucuk yapımında çok kullanılır. Taze yenebilir. Tomurcukları açmadan hemen önce biçilerek kurutulur. Mercanköşk humuslu toprakları sever. Sıcak ve güneşli yerlerde güzel yetişir. Soğuktan korkar. Kışın ev bitkisi olarak yetiştirilebilir. Tohumdan, kök sürgünü veya çeliklerinden yetiştirilir.

Japonya' da 1100' lerde ortaya çıkan tüccar ya da zanaatçı loncalarına verilen ad...

Za,

Lonca kelimesinin Latince karşılığı universitas olup, bunun anlamı, bağımsız ve tüzel kişiliğe sahip ve ortak çıkarları olan kişiler topluluğudur. Bugünkü üniversite sözcüğünün kökeni buradan gelmektedir.

Bu bağlamda, loncayı öğrencilerin veya öğretmenlerin kurmasına göre, bunlara universitas scholarium veya universitas magistrorum et scholarium sıfatları verildi.

İtalyanca “loggia” dan türeyen lonca terimi Osmanlı’ da oda anlamına gelmektedir. Ancak Osmanlı’ daki Lonca sistemi Avrupa’dakinden çok farklıdır. Bizdeki lonca, ekonomik bir birim olmanın ötesinde sosyal bir fonksiyona da sahiptir. En önemlisi de dini ve ahlaki ilkeler, sistemin bütününe yayılmıştır. Örneğin fütüvvet ahlakının ve fütüvvet derneklerinin ahilik adı altında Anadolu loncalarında etkili olduğu, kentlerdeki loncaların fütüvvet ilkelerine göre ve aralarından seçtikleri bir ahi önderliğinde örgütlendikleri belirtmektedir. Burada dikkati çeken önemli nokta, adına ister fütüvvet, ister ahilik, isterse lonca densin- ki temelde insan yer almakta ve insani kriterler hedeflenmekte- bu teşkilatlar sadece bir ekonomik kurum olmayıp, toplumsal hayatta fonksiyonel olan, sosyal hayatı ve bundan koparılamayacak olan ticaret hayatının belli kurallara göre işlenmesini de amaçladığı görülmektedir.

Japonyada ise Loncaların kurulması Klasik
Japon tarihinin son bölümü Heian Dönemindedir ve 794'ten 1185'e kadar sürmüştür. Konfüçyüsçülük ve diğer Çin etkileri doruk noktasındayken Japon tarihinde yerini almış bir dönemdir. Heian Dönem'inde sanata, özellikle de şiir ve edebiyata önem verilmiştir. Heian kelimesi Japonca "barış" veya "sükûnet" anlamına gelmektedir. Bu dönemde Çin'in Ming-Yuan-Song sülaleleri zamanı, Japonya'ya akan Çin paraları, ancak birkaç kıyı kentinde burjuvalaşmaya yol açmıştır. Bu yerli ön kapitalistler, tıpkı yakın doğunun kompradorları gibi, büyük limanlarda güçlendiler: bu gelişmeden alışverişin egemenliği sayesinde, liman yerlerinden özellikle yararlandılar. Bu bezirgân şehirleri, olağanüstü hallerde Daimyo'nun egemenliğinden yakalarını sıyırmayı başardılar: örneğin, Ujiyomada ve Saka şehirleri, özerktiler. Yani bu şehirler, kendi kendilerini idare ediyorlardı. Ticaretin ve el işinin (esnaflığın) birbirinden ayrılması gittikçe zorlaştı. Tüccarlar, esnaflar lonca (Za) tarzında dernekler kurarak, alışverişin tekelini ellerine geçirdiler. O sayede, Japon idarecileri ancak sivil savaşta birbirleriyle kaynaşıp zayıf düştükleri vakit, onlara göz yumdular, ilk fırsatta, hepsini en gaddarca yollardan ezdiler. Batı kapitalizmi ile ilk temastan sonra da aynı şey tekrarlandı. Gördüğümüz gibi bir ara Japonya dışında, Vikingler gibi maceralara açılmış Japonlar bile, memleketin ahlakını bozmasınlar diye Kamakuralarca içeriye alınmadılar. 1100' lü yıllardaki Japon derebeylik dönemi, Kamakura dönemidir ve bir değişim süreci geçirerek Edo dönemi'yle beraber değişimde farklı boyutlara ulaşmıştır.

Mimarlıkta, sütun ya da ayakların taşıdığı kemer sırası...

Arkad (Lat. arcus.)
Önyüzü kemerli ve açık, arkası duvarlı ve üstü örtülü galeri.


Filayağı sütunlar üzerinde duran kemer. Arkad, bir tarafı sıra halinde fil ayağı üzerine oturtulmuş kemerlerle kapalı, bina önü için kullanılır. Aynen cami iç avluların,n revaklı, Üstü kapalı, düzeninin cadde üzerinde bina önüne gelmiş durumudur. Arkad' ların bizde ve bilhassa Torino şehrinde bol örnekleri bulunur.


Arkad motifi Roman kiliselerinde apsisin dış duvarlarına kör bir koridor olarak duvar süsü anlamında kullanılmışlardır.

Avusturya asıllı, kendi ismiyle tanınan "Eksiklik Teoremi" ile tanınan ABD' li mantıkçı, matematikçi ve matematik felsefecisi...

Kurt Gödel (28 Nisan 1906 - 14 Ocak 1978),

Mantıkçı, matematikçi ve matematik felsefecisidir. Kendi ismiyle anılan Gödel' in Eksiklik Teoremi ile tanınır.
Teoremlerinde tam sayı aritmetiğini içerecek kadar karmaşık herhangi bir sistemin içinde, sistemin aksiyomlarından yola çıkarak doğruluğu veya yanlışlığı kanıtlanamayacak önermeler bulunacağını ispatlamıştır. Bunun için ise Gödel numaralandırması ismi verilen bir metod geliştirmiştir. Meşhur teoremini Viyana Üniversitesindeki doktora çalışması sırasında 1931 yılında ispatlamış, bununla 20. yüzyıl matematiğinin yönünü değiştirmiştir.

İçine kapanık bir kişiliği olan Gödel, son yıllarında zehirleneceği paranoyasına kapılarak hiçbir şey yememeye başlamış, bunun sonucunda beslenme eksikliğinden 14 Ocak 1978'de Princeton'da ölü bulunduğunda cenin pozisyonundaydı ve sadece 29.5 kiloydu.

Gödel, K. (2004) Cantor'un süreklilik problemi nedir? .
Türkçeye çevrilmiş tek eseridir.

Ondalık sistem...

Aşari, Desimal, Ondalık sistem,

Atatürk'ün büyük devrimlerinden biri olan ölçü devrimi ile metrik sistem uygulamaya konulmuştu. 26 Mart 1931 de çıkarılan 1782 sayılı yasaya göre:

Madde 1- Türkiyede kullanılacak ölçüler için aşari (ondalık) metre sistemi kabul edilmiştir. Resmi ve gayri resmi evrak ve işlemlerde ve bütün anlaşmalarda kanunen tutulması zorunlu olan ticaret defterlerinde ticari evrak ve belgelerde ilanlarda ve miktar tayin eden etiketlerde aşari metre sistemine dahil ölçülerin kullanılması zorunludur. Buna aykırı olarak yapılmış işlem ve anlaşmalarla düzenlenmiş evrak ve belgeler geçerli değildir.

Madde 2- Uzunluk ağırlık hacım ölçü aletleriyle Aerometreler hububat muayene aletleri su akaryakıt elektrik ve havagazı sayaçları taksimetreler ve demiryolu yük ve sarnıçlı vagonlarıyle işçi gündeliklerini tesbit için kullanılan araçların bu yasa ve yönetmelik hükümleri dairesinde ayarlanarak damgalanmış olması şarttır.

28 maddelik yasanın diğer maddelerinde bazı detaylar açıklanmıştır. Ancak bu yasa da 1 Ocak 1933'den itibaren uygulanmağa başlanmıştır. Halen ülkemizde ölçü ve ayar işleri 1959 yıl ve 11286 sayılı ölçüler nizamnamesi gereğince Ticaret Bakanlığına bağlı ölçüler ve ayar işleri müdürlüğü ve örgütün denetimi altında belediyeler ayar memurlukları tarafından yürütülmektedir.

Kuzgunkılıcı da denilen bir süs bitkisi...

Glayöl,
 
Süsengillerden, uzun, ensiz ve sivri yapraklı bir süs bitkisi olan Glayöl (Gladiolus illyricus), kuzgunkılıcı, kılıç çiçeği, kuzgun otu, keklik çiğdemi, alata zambağı, gibi adlarla da anılır.

Glayöl Soğanımsı gövde (korm) oluşturan bir bitkidir çiçekleri çok renklidir.Cinsine bağlı olarak, büyüme şartlarıyla boyları 30 cm. den 1,5 m. Ye kadar çıkar. Çiçeği bir hafta yada 10 gün kadar dayanırsa da, arka arkaya gruplar halinde yetiştirilirse, üç hafta süreyle kesme çiçek almak mümkün olur. Hepsinin kılıç biçimli yaprağı vardır. Çoğu zaman don soğuğuna kadar yeşil kalırlar. Yabani olanların 200 çeşidi vardır.

Glayöl bol güneş ve gübreli toprak sever. Kumlu toprak gayet uygundur. Komposto, yaprak çürüğü veya torfça zengin hemen her türlü toprakta yetişir. Yaz boyunca düzenli olarak sulanmalıdır.İklim aşırı soğuk değil ve yeri iyi drenajlı ise soğanlarını topraktan çıkarmaya gerek yoktur. Bulunduğu yerde sürekli yavrulayarak çoğalacaktır. Soğanlar Mart ayından itibaren 15 gün aralıklarla kısım kısım dikilirse bahçe yaz boyu glayölsüz kalmaz. Bu şekilde 4-5 posta dikim yapılabilir. Glayöl soğanları 6 hafta önce kazılmış ve iyi hazırlanmış toprağa 10.cm derinlik ve 10-15 cm. aralıklarla dikilir. Büyüyen bitkinin devrilmemesi için rüzgar almayan bir yer seçilmelidir. Gerekirse ince bir çubukla destek yapılır.


Kuzeye dönük, bu yüzden çok az güneş gören ve hep serin olan dağ yamacı...



Kuzyaka,

Eskiden Türkistan' ın Kaşgar yöresinde yapılan bir tür nakışlı keçe...



Kimişke,


Keçeci dükkanına getirilen siyah renkli yünler nakış işinde, beyaz yünler keçenin alt ve üst yüzeylerinde, kirli renkliler ise orta tabakaya gizlenerek değerlendirilmek üzere ayrılırlar.

Bu yünler dut dalından yapılmış yaya takılan kirişe annep ağacından yapılmış tokmağın "Hallaç" tarafından vurulmasıyla atılır (kabartılır). Yere serilen "Life-kahke Bezi" (Amerikan Bezi) üzerine "Basta" dan kesilen nakışlar ve "Fitle" ler dizilir. Boşluklara "Boya" tabir edilen kabartılmış renkli yünler yerleştirilir. Üzerine keçenin üst yüzeyini oluşturacak kabartılmış yün "Sepki" ile eşit kalınlıkta serilir. Bunun üzerine işe yaramayan kirli renkli yünler, en üste ise keçenin tabanını oluşturacak yünler serilir. Bazen ilk serilen birinci tabaka yün kalın tutularak ikinci ve üçüncü tabakanın serilmesine gerek duyulmaz ve bu şekilde yapılan keçe daha kaliteli olur.Sulak yerlerde büyüyen kuzuların yünlerinin keçe yapımında iyi netice vermediği, çöl kuzularının yünlerinin daha makbul söylenir.

Bez üzerine serilen yünler el ile sulanarak bez ile birlikte ağaç direğe rulo yapılmak suretiyle yerde sarılır. Rulonun her iki ucu ve çevresi kendir ile iyice bağlanır. Ayakla tepme işlemi başlar. Keçenin büyüklüğüne göre iki veya beş kişi ile yapılan bu işlemde rulo ayakla bir ileri bir geri hareket ettirilerek vurulur. Yarım saat süren bu ilk tepme işleminden sonra rulo açılır. Bu safhada keçenin kenarları saçaklı ve dağınık bir durumdadır. Düzlemek amacıyla kenarlar "Pevantlanır". Keçe üzerine tekrar su serpilerek ağaç direğe sarılır. Bir saat kadar sürecek ikinci tepme işlemi başlar. ikinci tepme işleminden sonra yünler sıkışmış ve "ham" tabir edilen keçe türü elde edilmiştir.

Sıra ham keçenin pişirilmesine gelmiştir. Bu amaçla Keçeci Hamamı'na götürülen keçe, bir insanın kucaklayıp göğüsle dövebileceği şekilde katlanır, hamamdaki seki üzerinde çevrilmek suretiyle gögüsle dövülür. Beş saat kadar süren bu işlem çok yorucu olup sanatın en zor yanıdır. Hamamdan çıkarılan keçenin eğrilmiş kenarları düzlenir, tekrar direğe sarılarak "Direkbaşı Tepilme" denilen ve 15-20 dakika kadar süren son tepme işlemine geçilir. Bundan sonra hazır duruma gelen keçe açılarak gölge ya da güneşe kurumaya bırakılır.

Keçe türleri;

Çoban Keçesi: "Kepenek" adıyla da anılan bu keçe türü, çobanlar tarafından giyilmektedir. Beyaz ya da mor yünden yapılan bu keçe genellikle nakışsız olmaktadır.
Kış Keçesi: Beyaz yünden düz ve nakışsız olarak yapılan bu keçelerin çevresi "çirtik" tabir edilen zikzaklı bir şekildedir.
Ev Keçesi: Evlerde günlük yaygı olarak kullanılan bu keçeler mor, siyah ya da beyaz renkli olurlar. Üzerleri nakışlı olup 2 cm. kalınlığında yapılırlar.
Sedir Keçesi: Ev keçesi gibidir.
At Keçesi: Çıplak 'at'ın üzerine atılarak eğer vazifesi görür.
Sünger Yatak Keçesi: Kauçuk minderlerin piyasaya çıkmasıyla gelişen bu keçe türü 1cm. kalınlığında olup minderin ölçüsüne göre yapılır ve nakışsız olur.

Kısa bir sopanın kullanılmasına dayanan Japon savaşma sanatı...


Tambo,

Savaş sanatı,
Sun Tzu tarafından M.Ö. 6. yüzyılda yazılmış askeri taktikler ve savaş üzerine bir çalışmadır. Her biri savaşın farklı bir yüzünü anlatan 13 bölümden oluşur ve askeri strateji ve taktiğin temel kitabı olduğu kabul edilir.

Kömür kazılan ocak ...

Pano, 
Ayak, 
Ocak, 
Açık (yerüstü) maden işletmesi yapılan yer.
Maden.
Dik kuyu ve diğer girişler, meyilli kuyular, düz ve meyilli galeriler ile birlikte, yeraltı hafriyat ve imalatını kapsayan; madencilik faaliyetini yapmak için belli bir projeye göre hazırlanmış iş yeri.
Yakıtta bulunan enerjiyi ısı enerjisine dönüştürmeye yarayan (yanma yeri) sistem.


Mermer işletmeciliğinde her cins taşın tabi olarak, bulunduğu yerden istenilen özellikte çıkarılması için zemine, üstü havaya açık veya kapalı özel şekil verilmesi.

Ocak ağzı,
1) Yeraltı işletmesine, yer yüzünden galeri veya kuyu şeklindeki giriş yeri.
2) Mermer işletmeciliğinde ocak açılırken yabancı veya çürük zeminden geçilip istenilen kaliteye varıncaya kadar zemine şekil verilmesi.

Pano, 
1) Yeraltı işletmesi uygulanan bir damarda mostra ve muayyen bir kat veya iki kat arasında kalan işletmeye alınmış damar kısmı.
2) Açık kömür işletmesinde maden kitlesinin alınmak üzere, genişlik, yükseklik ve uzunluk olarak yerinde boyutlandırılması sonucunda belirlenen kısım. Çarklı bagerler kullanılan linyit işletmesinin blok yüksekliği 45 m, çalışma kotunun altındaki derinliği ise 20 m’ye kadar olabilir.

Ayak, Yeraltı işletmelerinde, maden içerisinde iki galeri arasında cephe halinde maden üretimi yapılan yer.


1829 yılında, diğer kömür parçaları Ereğli'nin Kestaneci köyü yerlisi bahriyeden tezkereli Uzun Mehmet tarafından İstanbul'a götürülmüştür.

Bu keşif dikkate alınarak mahallinde tetkikler yapılmış ve kömür yataklarının bulunduğu kanısına varılarak, Uzun Mehmet' e hayatı boyunca aylık bağlanmış, fakat kendisi bu mükafattan istifade edemeden öldürülmüştür. Kömür Madencilik faaliyetlerinin başladığı 1848 yılından bu yana son yüzyıl içinde gelip geçen idareler aşağıdaki devrelere ayrılabilir;


1. Hazineihassa idaresi (1848-1865):
Bu ilk yıllar esnasında kömür havzasının çalıştırılması muhtelif yabancı ve yerli yatırımların kontrolü altında kalmıştır.

2. Osmanlı Bahriyesi (1865-1908): Bu devrede havzanın idaresi Osmanlı Bahriyesinin kontrolü altına geçmiş, fakat maden ocakları ingiliz, Rus, italyan, Alman ve Belçikalı yabancı şirketler tarafından işletilmiştir.

3. Nafia Nezareti ve daha sonra Ziraat Vekâleti ve Ticaret Odası (1908-1920) : Kömür havzasının Alman idaresi altındaki Birinci Dünya Savaşına rastlayan yıllar hariç, bu süre Fransız ve italyan şirketlerinin en kuvvetli olduğu bir devirdir.

4. Cumhuriyet Hükümeti ve yerli şirketler (1920-1940) :
1923 yılında Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasını takip eden sürede Millî Hükümet memleketin artan ihtiyaçlarını karşılamak için havzanın gelişmesinde özel sektörü teşvik etmek üzere onu himayesine almıştır. 1936 yılında, Cumhuriyet Hükümetinin Fransız sermayeli Ereğli Şirketinin elindeki imtiyazları satın almasıyle millileştirilmeye doğru ilk adım atılmıştır. Bunlar millî bir banka olan Etibanka devredilmiş ve ilk millî kömür müessesesi «Ereğli Kömürleri İşletmesi» tesis edilmiştir.

5. Etibank ve daha sonra Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu (TKİ), 
(1940-zamanımıza kadar) : Millîleştirmeyi müteakip başlangıçta bir hazırlık programı yapılmıştır. Kömür ve benzeri yakıtların tek elden idaresini sağlamak üzere, 1957 yılında, Türkiye Kömür işletmeleri Kurumu (TKİ) tesis edilmiştir. Kurumun başlıca vazifeleri turba, linyit ve kömür yataklarını araştırmak ve işletmektir.

Argoda "Anlama, bilme" anlamında bir sözcük...

Çakoz,
Çakozlamak, Çakmak,

Ham ipekten dokunmuş ince bez...


Bürümcük,  
Bürüncük(Osmanlı kayıtlarında), Bürümcek, Tulle, Tül,

Bürümcük, ham ipeğe çok az ketep ipliği karıştırılarak bez dokuma tekniğine göre yapılan bir kumaştır. İnce seyrek dokulu krepon görünüşündedir. Eskiden iç çamaşırları, yatak çarşafları bürümcükten yapılırdı.

Krep büküm denen yüksek bükümle elde edilen ham ipek iplikten yapılır, genellikle bezayağı örgüyle dokunur. Sonra pişirme denen kaynatma işleminden geçer, bu işlem sonucu ipliklerde oluşan çekilme, kumaş yüzeyinde kıvrılmalara, bükümlere neden olur. Kumaş, adını, özelliğini oluşturan bu kıvrımlardan almıştır.

Ham ipekten dokunan bürümcüklerde bezayağı örgüsü kullanılmakla birlikte pişmiş ipekten yapılanlarda bükülmeyi artırmak için krep türü farklı bir örgü kullanılır. Kadınlar için yapılan bürümcüklerin atkı ve çözgüsü, ipektendir. Helâli' denen ve erkekler için dokunan bürümcüklerde ise çözgü pamuk, atkı ipek ipliktendir. Çözgüde yer yer pamuk iplik kullanılarak yollu dokunanları da vardır. Beyaz pamuk iplikle dokunduğunda bu yollar mat bir görünüm verir. Renkli ipliklerle dokunan ya da dokunduktan sonra boyanan türleri de vardır. Bürümcük, XV. ve XIX. yy.'lar arasında başta Bursa olmak üzere Bilecik, Alaşehir, Muğla, Denizli ve İstanbul' da dokunuyordu. Bursa'da yapılan bürümcükler, Avrupa'ya da ihraç ediliyordu. Pamuk ipek karışımı, mat çizgili bürümcük, XIX. yy.'ın ilk yarısında, Paris kadın modasında etkili olmuştur.


Bürümcüğün bazı türleri de başka ülkelerden özellikle Şam' dan ithal ediliyordu. Bürümcük esnek olması, kıvrımlar arasında kalan hava nedeniyle teri çabuk kurutması ve dayanıklılığı nedeniyle çok kullanılan bir kumaştır. Genellikle iç giyim eşyası yapımında kullanılır, yakası açılmadık denen gömlekler de bürümcükten yapılırdı. Bunun yanı sıra zıbın, peştemal, yorgan astarı vb. eşya yapımında da kullanılmıştır. İpekli kumaşların giderek ortadan kalkmasıyla, bürümcük de çeşitli adlar verilen pamuklu kumaşlar arasına katılmıştır. Kıvrak bükümlü pamuk ipliğinden dokunan ve daha sonra kaynatılarak yüzeyinin kıvrımlanması sağlanan kumaşlara günümüzde de "bürümcük" denmekle birlikte, bükülü bez, buldan bezi, şile bezi gibi çeşitli adlar da verilmektedir.

Nohut, patates, tahin ve soğanla yapılan bir tür meze...


Topik,
Ermeni mutfağının meşhur mezesidir.
Malzemeler:

1 kg.nohut
5-6 adet patates
4 kg. soğan
750 gr. tahin
1 çorba kaşığı şeker
Karabiber
Dolmabaharı
Tarçın
Tuz

Hazırlanışı:
Nohutlar bir gece önceden ılık suya ıslatılır. Ertesi sabah haşlanır. Sonra robotta püre haline getirilir. Patatesler de haşlanarak püre yapılır ve nohutlara ilave edilir. İçine 250 gr. tahin, tuz, karabiber karıştırılır.

İçinin hazırlanışı; 
Önce soğanlar kapağı kapalı, kısık ateşte 2 saat pişirilir. Sonra kapağını açıpsuyunu çekinceye kadar karıştırılarak pişirilir. Soğanlar ılıkken, içine geri kalan tahin, karabiber ve diğerleri eklenir. Onun da ortasına soğan harcı konulup, naylon dört tarafından kapatılır. Soğuk servis edilir.

Amasya ilinde, Hitit uygarlığına ait önemli buluntuların ortaya çıkarıldığı bir höyük...

Oluz höyük,

Amasya'nın Toklucak Köyü yakınlarında bulunan yaklaşık 45 dönümlük araziyi kaplayan Hitit Uygarlığı'nın en önemli yerleşim merkezlerinden birisi olduğu belirlenen Oluz Höyük' te kazılara devam edilmektedir.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç.Dr. Şevket Dönmez Başkanlığında 2007 yılında başlanılan kazılarda 3 ana katman belirlenirken, bu ana katmanların ilkinin Hellenistik Döneme ait olduğu, ikincisinin Demir Çağı'na ait olduğu, üçüncü kültür katının Hitit Dönemi'ne ait olduğu saptanırken, özellikle Hitit Dönemi'nde çok önemli bir yerleşim yeri olarak kullanılan Oluz Höyük'te yapılan kazılarda taş mühür, tunçtan orak, mimari kalıntılar ve yine bu döneme ait çanak çömlek kalıntıları bulundu.

Elma, armut, kayısı gibi meyvelerin kurutulmuşu...


Kak,

Meyve kurusu, meyveleri sadece ince ince dilimleyip, güneşe bırakarak yapılmaktadır. Kurutulunca saklanıp genellikle çerez olarak veya Hoşaf yapılarak tüketiliyor. Eskiden yazın kurutulmuş meyveler kışın yiyecek olarak kullanılıyor. Ayrıca meyvelerden Pestil yapılır. Meyveleri kabukları kalıncaya kadar ateş üzerinde tutup, süzgeçten geçirip, çok ince bir tabaka halinde tepsiye dökerek kurutulur. Pestiller üzüm, erik ve kayısıdan olur. Üzerine ceviz ya da fındık serperek veya içine konularak da yapılır.Özellikle bu üzümden olursa adı üzüm sucuğu olur.

Süpürgeotu...

Erika(Erica manipuliflora), Püren, Funda, Süpürge çalısı,

Her mevsim yeşil, makiliklerde ve kalkerli toprakların güneş gören yerlerinde yetişen, 50 ile 80 cm boyunda, çalı görünümlü bir bitkidir. Dalları çok çabuk kırılır. Ucu sivri, küçük koyu yeşil, çam iğnesini andıran yaprakları vardır. Gövde dik, beyaz renkli, seyrek tüylüdür. Yapraklar dairesel dizilişli, her halkada 4 tane iğnemsi ve küçüktür. Çiçek durumu salkıma benzeyen bileşim salkım, 1-5 çiçeklidir. Meyveleri kapsül, tohumları yumurtamsıdır.Püren kışın yapraklarını dökmez ama mevsim sonunda bronzlaşır ve bu durumunu çiçek açma zamanına kadar korur.

Maki elemanı olan bu funda türü, deniz seviyesinden başlayarak 1530 m yüksekliğe kadar yayılış gösterir. Özellikle maki içinde yetişen bu tür, maki dışında kızılçam altındaki açık alanları, kireçtaşı, serpantin ve şistli kayalıkları yetişme ortamı olarak tercih eder. Kasım sonlarına doğru açık pembe çiçek açar. Çiçekleri dala morumsu bir sapla bağlanır. Küçük bir çana benzeyen, hoş kokulu, boncuk boncuk çiçeklerin ucu dört parçalıdır ve bunların da ortasından ince, mor bir uzantı kendini gösterir.

Ülkemizde Marmara, Ege ve Akdeniz Bölgelerinde, ülkemiz dışında ise Akdeniz havzasının doğu kesimlerinde yayılış gösterir. Yaprakları kabız ve idrar söktürücü olarak kullanılır. Ayrıca arılar çiçeklerinden nektar alarak Püren balı adı verilen bal yaparlar. Yapısı ve çiçeklerinin güzelliğinden dolayı süs bitkisi olarak kullanılabilir. Polence zengin iyi bir nektar kaynağı olduğu için, arılar onu çok sever. Topladıkları öz, bala vişne suyu tadı verir. Püren balı hafif acımtıraktır. Kendine has bir kokusu vardır ve kıymetli bir baldır.Püren çiçeğinin idrar yolları rahatsızlığına iyi geldiği söylenir.

Flora Çayı ( Bitkisel form çay - thermal form tea ):
Uşak yöresinde yetişen Erica bitkisinden ( püren otu ) elde edilir. Alınan gıdalardaki yağın idrar yoluyla vucuttan atılmasını sağlar. Tamamen doğladır. İçimi hoş ve kokusuz bir çaydır. Sabah öğlen akşam yemeklerden 10 dakika önce bir su bardağı içilir.

Devinmeyen nesnelerin üzerindeki kuvvet dengelerini konu alan bilim dalı...

Statik(İng.; statics),  
Durağan, bulunduğu durumu koruyan (sürdüren), devinim veya dönüşüm geçirmeyen.Statik cisimlerin dengesini inceleyen fizik dalıdır. Bir cismin dengede olması cismin ivmesinin sıfır olduğu anlamına gelir. Eğer bir cismin parçaları, birbirlerine göre izafi hareket yapmıyorlarsa, o cisim için statik dengede denir.

Bu da ancak cisim belirli bir referans noktasına göre hareket etmiyorsa, ya da ağırlık merkezi sabit bir hıza sahipse olabilir. Yani dengedeki cisim ya duruyordur yada sabit hızla öteleme yada dönme hareketi yapıyordur. Statik dengedeki bir cisim, Newton'un birinci ve ikinci hareket yasalarıyla incelenebilir.Kuvvetler toplamının sıfıra eşitlenmesi denge için birinci, momentler toplamının sıfıra eşitlenmesi ise, ikinci koşuldur. Durgun cisimlerin dengesine statik denge, hareketli cisimlerin dengesine ise kinetik denge denir.

Bir cismin dengede olabilmesinin iki şartı vardır:

1. Cisme uygulanan bütün kuvvetlerin bileşkesi sıfır olmalı
2. Cisme uygulanan bütün kuvvetlerin herhangi bir noktaya göre momentinin bileşkesi sıfır olmalı


Şekildeki cisme zemin tarafından ağırlığına eşit bir kuvvet uygulanır. N ile gösterilen bu kuvvete tepki kuvveti denir. Tepki kuvveti ile ağırlığın bileşkesi sıfırdır ve bu kuvvetlerin herhangi bir noktaya göre net momentide sıfırdır. İki denge şartı da sağlandığından cisim dengededir. Şekil 2 deki çubuğa destekler tarafından öyle iki kuvvet uygulanırki, ağırlıkla (G) birlikte üç kuvvetin bileşkesi ve net momenti sıfır olur. Bu durumda çubuk dengededir. Şekil 3 deki iplere asılan cisim ipteki gerilme kuvvetleri ve ağırlığın bileşkesinin sıfır olması nedeniyle dengededir.

Statik, yapıların mukavemet yönünden incelenmesi için kullanılır. Maddelerin mukavemeti statiğin mekanikle ilgili bir alanıdır.

Siirt ilinde bir mağara...


Şikefte,

Siirt yakınlarındaki Gürele Suyu Kanyonu'nda yer almaktadır. Şikefte mağarası, 300 m. uzunluğunda yatay bir mağaradır.

Pervari’den Şırnak’a kadar uzanan çalışmalarda Kepo, Tilmin, Girnator, Ayngerm, Rıdvan, Ber Ava Şikefte vb. mağara, höyük ve kayalara oyulmuş olan sığınaklarda, o dönemleri simgeleyen taş araç ve gereçlerle Neolitik, Kalkolitik ve Tunç çağlarından Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine kadar kullanılan çanak, çömlek ve benzeri materyal bulunmuştur.

Siirt adının Sami Dilinden geldiği öne sürülmektedir. Siirt sözcüğü, isim kaynaklarında; Esart, Sairt, Siirt, Siird gibi çeşitli biçimlerde kullanılmıştır. Süryaniler kente Seerd (yöresel söyleniş biçimiyle Sert) demişlerdir. XIX. yy da Sert, Seerd, Sört, Sairt olarak kullanılmış, günümüzde de Siirt biçimiyle benimsenmiştir.
Herne kadar Sami kökenli olduğu söylense de Ermenice Tiğrakert in halk ağzında sırasıyla Sigrakert, Sigirt ve sonunda Turkçe aksanla Siirt ' e dönüşmüş olması gerekir.

Kavusşahap ve Hakkâri Dağları ile birleşmektedir. Bu dağ silsilesi daha çok ayrı ayrı kütleler halindedir ve Dicle Irmağı’na karışan küçük akarsularla da parçalanmıştır. Bu dağların ana kütlesini Yazlıca Dağı (Herekül Dağı) oluşturmaktadır. İlin en yüksek ikinci noktası olan Yazlıca Dağı’nı (2.838 m.) Meydan-ı Süleyman Tepe (2.444 m.) ile Körkandil Dağı, Uğurtepe (1.807 m.), Kelmehmet Dağı izlemektedir.
Bu dağ silsilesinin yanı sıra Siirt’in kuzeydoğusunda Doğruyol Dağı (Beknovil Dağı) (2.741 m.), Kapalı Dağı (2.631 m.) ve Küran Dağı (2.350 m.) dağları bulunmaktadır.

İzmir' in Seferihisar ilçesine özgü bir tür lor peyniri...

Armola Peyniri,

Bölgeye özgü, diğer peynir türlerine benzemeyen peynir çeşitleri arasında yer alan armola peyniri, Seferihisar ilçesindeki bir kaç mandıra ve evlerde yapılıyor. Eskiden tulum içinde yapılan peynirin şu anda endüstriyel olarak tulum üretimi gerçekleşmiyor. Armola peyniri, keçi sütünden yapılan süzme yoğurt, keçi sütü loru ve beyaz peynirin karışımıyla ortaya çıkıyor. Armola, hafif bir peynir olması ve istendiğinde domates salatasına sos olarak kullanılabilme özelliği nedeniyle çok tercih ediliyor. Keçi sütünden yapılması ve peynir-yoğurt karışımı olması nedeniyle farklı bir lezzeti var. Genelde ekmeğe sürülerek üzerine zeytinyağı, kırmızı biber, sarımsak ilave edilerek yeniliyor.

Bir tür kısa ney...





Nısfiye, Girift, Bolahenk nısfiye, Süpürde, Yıldız,


Yakın Doğu’nun en eski sazlarından olan ney, İslam tarihi boyunca hem saray, hem halk, hem de sufi musikilerinde kullanıldı. 1582’den önce yapılmış İran veya Osmanlı minyatürlerinde ney, çok ince, uzun ve başparesiz olarak resmedilmiştir. İlk kez Surname-i Hümayun’ da, daha geniş çaplı ve başpareli neyler görülür. 16. yy’ a ait Codex Vindobonensis’te bir kadın neyzen gravürü vardır. Burada başpare çok açık biçimde görülür. Bunlara dayanılarak, saza başpareyi, 16. yy’ın sonlarında Osmanlıların eklediği söylenebilir.

Evliyâ Çelebi’nin zikrettiği on büyük neyzenden altısı Mevlevîdir. 1720 tarihli Sûrnâme-i Vehbî’deki minyatürlerde, hem Mevlevî neyzenler, hem de profan (hiçbir dinî vasfı olmayan) neyzenler görülür. 19. yy’da Mevlevî olmayan neyzen yok gibiydi.


Ney ve Nısfiye belli iklimlerde yetişen kamışlardan yapılır.Neyzenler arasında en makbul kamış, Şam’ın kuzeyinde (Aynî Zerka) denen yerde yetişen kamışlardır. Ağız tarafına gelen kısmı geniş, uca doğru gittikçe incelen ve (Keler) denen kamışlar diğerlerine tercih edilir. Ney uzun zaman üflenerek rengi gittikçe koyulaşır ve elli seneden fazla kullanılmış Ney’ler, havada bulunan Karbonik Asid’le birleşerek koyu kırmızı bir renk alır.

Merkür gezegenine verilen bir başka ad...


Utarit,
Merkür (Utarit) Güneş sistemi'nin Güneş'e en yakın gezegenidir. Büyüklük açısından 9 gezegen arasında sekizinci sırayı alır, yalnız Plüton Merkür'den daha küçüktür. Adını Roma mitolojisinde ticaret ve yolculuk tanrısı ve tanrıların habercisi olarak bilinen Merkür'den alır. Çıplak gözle izlenebilen 5 gezegenden biri (diğerleri Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn, ) olarak eski çağlardan beri insanoğlunun dikkatini çekmiştir. Yer benzeri ya da kaya yapılı gezegenler sınıfına girmektedir.

Güneş'e yakınlığı nedeniyle yeryüzünden izlenmesi güçtür ve hakkında bilinenler sınırlıdır. Uydusu bulunmamaktadır.Yere en yakın konumda uzaklığı
77.300.000 km. en uzak konumda 221.900.000 km. dir.

Yüzey sıcaklığı;
En yüksek 730 K (457oC)
Ortama 440 K (167oC)
En düşük 100 K (-173oC)

Pakistan' da müzik eşliğinde ve koro halinde söylenen şiirlerden oluşan bir tasavvuf musikisi türü...

Kavvali (Qawwali),

Kavvali’nin sözlük anlamı; “konuşma şekli”, “ifade tarzı”dır. Sözler, mistik-felsefi söylem ile dile gelir, ses ağızdan ilahi bir güç ile çıkar. Kökleri İran’a kadar uzanan Pakistan dini müziği Kavvali, doğunun mistik havasını müzik ile tüm dünyaya duyurmada en önemli bir etken olan, bu nedenle dünya popüler müziği alanında önemli bir konuma sahip formdur. İran topraklarında başlayıp, Hindistan’dan, Pakistan’a kadar yayılan ve bu ülkelerde dini müzik türü olarak işlev gören Kavvali’nin en önemli temsilcileri; Nusret Fatih Ali Han ve Sabri Kardeşlerdir.

1947 yılında Hindistan’dan ayrılarak bağımsız bir devlet olan Pakistan’ın kurulması ile Hindistan’dan milyonlarca Müslüman bu ülkeye gelmiştir. Göç eden Müslümanlar beraberlerinde Hint kültürünü de getirmişlerdir. Böylece Hint müzik geleneği, Pakistan’a gelmiştir. Ülkede Müslümanların dışında, Hindu ve Hıristiyanlar yaşar. Ülkede sürekli siyasi çatışmalar meydana gelmektedir. Günümüzde iki büyük İslami partinin bulunduğu Pakistan’da siyasi belirsizlik sürmektedir. Ülke yönetim şekli İslam Cumhuriyetidir. Halkın alım gücünün zayıf olduğu ülke, İslami kurallarla yönetilir. Halk içinde dinsel inançtan kaynaklanan kadercilik anlayışı yaygındır. Pakistanlıların Hintlilerden başlıca bir ayrımı dindir. Dolayısıyla onlar ulusal kimliklerini daha çoğu İslamiyet üzerinden edindikleri için din, toplumsal yaşamda büyük önem taşır. Ülkenin resmi dili Urduca, alfabesi Arapça’dır. Liseden sonraki eğitim oldukça lüks kabul edilir ve İngilizce’dir. Alkol turistik yerlerin dışında yasaktır. Erkek ve kızların ortak bulundukları mekanlar hemen hemen yok gibidir. Birkaç konser salonunun olduğu ülkede, genellikle pop konserleri düzenlenir. Radyo ve televizyon devletindir.


Pakistan’da, Gazel, Kavvali, halk ve pop (Urduca: “git”) müzik türleri vardır. Gazel; şairlerin şiirleri üstüne okunan ağır tempolu müziktir. Begum, Abido Pervin, Mehdi Hasan en ünlü temsilcileridir. Halk müziği köy ve şehir dışında âşıklarca icra edilir. Ataullah Han, İsa Kelvi, Alan Fakir ünlü âşıklardandır. Pop müzik (git), aynı zamanda film müziğidir. 1970’ten sonra, Alimgir adlı Hristiyan Pakistan’lı önderliğinde yayılmıştır. Alimgir, Ayaz Ali, Muhammed Ali Sehki ünlü temsilcileridir. Müzikte Tabla, Sitar, Harmonyum, Davul, Küp, Keman, Şehnay ve Tambur kullanılır.

Mardin sokaklarındaki kemerli geçitlere verilen ad...

Abbara, Zabok, Karanlık, Oyuk, Geçit anlamında.
Abbaralar... Karanlıklar içinde ruh dinginliğinin ferah aydınlığa geçişinin simgesidir.

Müslüman, Süryani, Yakubi, Keldani, Nesturi, Yezidi, Yahudi, Kürt, Arap, Ermeni, bir dolu farklı etnik kökeni, ezan ve çan sesini yüzyıllarca bir arada yaşatmış. Bugün de sokaklarında dolaşırken hepsine rastlayabiliyorsanız.

Dünyanın kaç şehrinde sokakta yürürken bir oturma odasının altından geçebilirsiniz? Mardin abbara'ları, yani üstü bir evin odası olan tünelleri, size bu imkânı tanır. Dünyanın kaç şehrinde Sümerlerden Urartular'a, Roma'dan Bizans'a, Selçuklular'dan Osmanlı'ya onlarca uygarlık iz bırakmış, birbirinden farklı pek çok dil ve din hoşgörü içinde birarada yaşamıştır? Merdivenli, daracık sokaklarından her biri hala ya bir camiye, ya bir kiliseye, medreseye, manastıra çıkan Mardin size bunu nasıl başardığını hiç konuşmadan anlatır. Dünyada kaç şehir, 2500 yıllık bir şehircilik anlayışını kendine özgü taşı ve mimarisiyle günümüze taşır? Cevap yine Mardin'dir... Mardin'in en genci 120 yıllık olan evleri ve sokaklarıyla canlı bir tarihtir..

"Akdeniz humması, Malta humması" gibi adlar da verilen bulaşıcı bir hastalık...

Bruselloz (Brusella),

Kalaazar, Avrupa tifusu, Klasik tifus, Lekeli humma, Benekli humma, Epidemik tifus, Bang hastalığı,

Brucella grubu bakterilerinin sebep olduğu bulaşıcı bir enfeksiyöz bir hastalıktır.Brucella genelde keçi, sığır, koyun vb. hayvanlardan insanlara süt ve süt ürünlerınden geçer (peynir, krema, çökelek,dondurma vb.) Genelde akdeniz bölgesi ve ortadoğuda görülür. Malta humması veya Akdeniz humması, Brucella bakterileri yüzünden ortaya çıkan bulaşıcı bir hastalık. İlk kez 1897'de Danimarkalı veteriner Berhnhard Bang Brucella abortus`u ayrıştırmış ve bu nedenle hastalığın Bang hastalığı olarak da anıldığı olmuştur.

Çeşitli antibiyotikler tedavide kullanılır. Tetrasiklinler, kloramfenikol, rifampin ve streptomisin Brucella bakterilerine karşı etkilidirler.

Hastalığın inkibasyon süresi 1 ila 3 haftadır.Bazen birkaç aya kadar da çıkabilir.Bazen aniden bazende yavaşça gelişerek ortaya çıkar. Hastada sürekli, aralıklı veya düzensiz ateş yükselmesi, halsizlik, eklemlerde ağrı (özellikle sırt, dirsek, kalça) görülür. Üşüme , terleme , sırt, eklem yerlerinde ağrı ve dermansızlık başlıca belirtilerdir.

Tesbiti: Alınan kan laboratuvar ortamında test edilerek anlaşılır.Belirli yöntemlerle vücuttaki brucella belirlenir.
Pastorize olmayan süt ve süt ürünlerinden kaçınılarak, iyice kaynatılmadan yapılan peynir vb. gıdalar tüketilmemelidir. Etten bulaşma olasılığı çok düşüktür.

Doğu Anadolu Bölgesi' nde yetiştirilen beyaz yünlü bir koyun ırkı...

Tuj (Kesik),

Doğu Anadolu Bölgesine adapte olmuş yerel bir ırktır. Uyluğu yağlı, beden tamamen parlak beyaz renktedir. Burun, göz ve ağız etrafı ile ayaklarda siyah pigment bulunmaktadır. Göz etrafında, tarsus ve karpus eklemlerinde koyu renk arzu edilir. İncikleri siyah veya kahverengi olanlar da %15 civarında görülmektedir. Siyah ve beyaz başlı olmak üzere değişik renklerdedir. Kuyruk çok kısa ve kuyruk omurları orta kısımda yukarıya doğru bükülmüş, yağsız kuyruk ucu ince ve aşağıya doğru yönelmiştir. Yapağı; kaba ve karışık bir yapıdadır. 45-55 kg. canlı ağırlığındadır. Çıldır ilçemizde mevcut olup, önemli bir kısmı Akkaraman ve Morkaraman ırkları ile melezlenmiştir.

Eskiden şairlerin kasidelerinde övgüsünü yaptıkları kişilerden aldıkları para yada armağan...

Caize,

Osmanlı döneminde padişaha ve üst düzey yöneticilere şiirlerini sunan şairler farklı miktarlarda hediyelerle ödüllendiriliyordu. Caize olarak çoğu zaman gümüş akçe ya da yünlü ve ipekli elbise veriliyordu. Caize miktarı bin ile 3 bin akçe (20-60 altın) arasında değişiyordu. Bu bağışlar genelde devlet hazinesinden yapılıyordu. İyi bir şair aldığı ücret karşılığında geçimini rahatlıkla sağlayabiliyordu. Şairler açısından en büyük iltifat, padişahın musahibi yani danışmanı, sırdaşı olmaktı. Yazar Durmuş, Fatih Sultan Mehmet'le, Mevlânâ Kadir; Sultan Selim'le Halimi Çelebi; Kanuni Sultan Süleyman'la Baki'nin ilişkisinin bu çerçeve içinde değerlendirilebileceğini söylüyor.

Osmanlı Divan edebiyatı sâirleri, Ramazan bayramı, bahar ve kış mevsimlerinde olduğu gibi Nevruzda da câize almak için büyüklere kaside sunmuşlardır. Bu türden kaside ve gazellere "Nevruziyye" denmektedir.

Eski dilde Baba...

Eb,

Trabzon Rumcası çir “baba” (Çaykara).
Rumcada, Peder ve baba kelimeleri sık sık kullanılır.
Karadeniz yerel dialektlerinde boba (Giresun, Trabzon, Ordu); Oya (Ordu); buba (Ordu, Giresun)


Farsça peder, modern Yunanca pateras ,
Lazca Pazar baba, eba, Ardeşen beba ,
Ermeni hav, havu, Hemşince dad

Gökyüzü ve yıldızlardan aşırı derecede korkma...

Astrofobi,

Korkuların daha ileri şekli ise hayatımızda kısıtlanmalara yol açan ve tedavi gerektiren fobilerdir.
Fobileri alelade korkulardan ayıran özellikler şunlardır:
- Korkuyla oluşan sıkıntı ve gerilimin belli bir nesne ya da duruma bağlı olması.
- Korkunun boyutunun olayı tetikleyen korku objesi ya da duruma kıyasla orantısız ve abartılı bir düzeyde olması.
- Kişinin kendi verdiği tepkisinin anlamsız ve aşırı olduğunun tümüyle farkında olması.
- O korku nesnesi ya da durum ile karşılaşmaktan ısrarla kaçınması ve eğer karşılaşırsa aşırı düzeyde çarpıntı, nefes alamama, terleme, sıcak basması, mide bulantısı hatta bayılma gibi durumlara yol açarak, kişinin hayatını kısıtlamasına sebep olması. Kişi o hale gelir ki, sokağa çıkamaz, ya da tek başına kalamaz, bazı yerlerden geçemez. Bu durum kişinin yakın çevresindekileri de olumsuz etkileyerek, onların da sıkıntılı durumlar yaşamasına neden olur.

Psikanalitik görüşe göre fobiler, çocuklukta (3-5 yaş arası ödipal dönemde) yaşanan sorunların çözümlenememesi ile ilişkilidir. Bu dönemde çocuğun cinsel organlarına yönelik korkular hissetmesi (söz dinlemezse sünnet edilme ile ilişkili olarak korkutulması ya da yaramazlık yaparsa cinsel bölgesine yönelik zarar geleceği şeklinde uyarılması) fobilerin gelişimine yol açmaktadır. Gene bu dönemde egonun kişiyi korumak amacıyla “yer değiştirme” (displacement) olarak adlandırdığımız bir savunma mekanizması oluşturması fobiye yol açabilir. Yani kişinin hissettiği tehlikeli bir dürtüsünü, bu dürtü ile az ya da çok benzerliği olan dışarıdaki bir objeye yansıtmasının, fobi oluşumuna yol açtığı düşünülmektedir. Bir diğer kurama göre ise fobi öğrenme ve koşullanmayla oluşur. Belli bir olay karşısında verilen korku yanıtına kişinin koşullanması ya da yakınlarından küçük yaşlarda bu tür korkuları öğrenmesi de korku davranışının başlamasında etkili olabilmektedir.

Duvarlara çiziktirilen resimlere verilen ad...

Stensil,
Ara sokaklardaki, eski apartman duvarlarındaki esprili figürler, mesaj veren şekiller dikkatinizi çekmiştir. Bunlar elde hazırlanan şablonlar ve sprey boyayla duvara uygulanıyor. Tekniğin adı stensil. Grafiti gibi hemen her sokakta, her duvarda karşılaştığımız stensiller "sokak sanatı"nın hızla yükselen kolu. Sokağın sesini yansıtıyor, çoğunlukla da siyasi görüşleri ortaya koymak için kullanılıyor. Beyoğlu sokaklarındaki sinek ve Osman isimli bıyıklı adam stensilleri çok ünlü.

Stensil, 1980’lerde yükselişe geçen "street art" yani sokak sanatı kavramının bir kolu olarak doğdu. Uygulanış tekniği farklı olsa da stensil grafitinin uzantısı. Ne de olsa ikisinin de amacı, eleştirmek ve mesaj vermek. Stensilin dünyadaki en ünlü isimleri İngiliz Banksy ve Fransız Blek le Rat, bu tekniği siyasi tavırlarını ortaya koymak için kullanıyor. Shepard Fairey ve Margaret Kilgallen stensil dünyasının efsane sanatçıları.

Türkiye’de, stensil ağırlıklı olarak İstanbul’da, önceleri Sirkeci ve Haydarpaşa garlarında karşımıza çıktı. Şimdi Beyoğlu çevresinde duvarlar bin bir tür figürle kaplı. Sprey boyayla yaptığı işlerle tanınan Turbo lakaplı Tunç Dindaş ve Nalan Yırtmaç, Türkiye’de stensilin ustaları sayılıyor. Bonan, Ari Alpert, S2K, WYN, Flypropaganda, Kop-art lakaplarıyla bilinen stensilciler de, yeni işleriyle duvarları süslemek için sürekli sokakta. Yepyeni mizahi figürler, karakterler, hatta karikatürleri şablon baskıyla duvarlara uygulamaya devam ediyorlar.

Stensil nasıl yapılır?
Stensilde herhangi bir resim, karikatür, fotoğrafı kullanabilir ya da kendiniz bir figür çizebilirsiniz. Elinizde renkli bir resim varsa, onu önce bilgisayarda stensil için uygun kontrast oranına getirmeniz gerekiyor. Resim siyah-beyaz hale gelip, fotokopi baskısına benzediği zaman şablon olarak kullanılmaya hazır oluyor. Resmin kağıt çıkışından şablon hazırlanıyor. Sprey boyayla erimemesi için, şablon kalıbı asetat, PVC ya da metale uygulanıyor. İşin en eğlenceli kısmıysa şablonu duvara uygulamak. Şablonu yerleştirdikten sonra en iyi sonucu almak için sprey boya 20 cm uzaktan püskürtülüyor.

Deniz filinin dişlerinden yapılan değerli bir tespih...


Naka,

Tesbih, Arapça Sübha kökünden gelmekte olup, Sübhanallah diyerek Hak teala hazretlerini teziye ve takdis etme, Namazdan sonra veya vird çekmek veya sayıyı saymak için hazırlanmış taneler dizisi olarak tarif edilmektedir.

Tesbihin hem Müslümanlar, hem de onlardan daha önce Brahmanlar tarafından kullanıldığına dair görüşler ileri sürülmektedir. Bir başka yaklaşım da, XI. yüzyılda manastırlarda dua edilirken tesbihe benzer şeylerin kullanıldığıdır. Tesbihin genellikle namazdan sonra kullanılması Adet olduğu için, İslamın başlanğıcına kadar götürmek mantıki olsa bile, bunu teyid edecek bir delil yoktur. Buna rağmen, bugünkü şekliyle tesbih aletinin Hind’den batıya Asya’ya kadar gelmiş olduğu bir gerçektir.

Aynı boyutları ve aynı şekli haiz 33, 99, 500 ya da 1000 adet tanenin, en basit haliyle, iki ucu biribirine düğümlü bir ipe dizilmesinden oluşur. 500' lük ve 1000' lik tesbihler, eskiden tekkelerde ve daha çok toplu zikirlerde kullanılırdı.

Tesbihin taneleri genellikle küresel, yuvarlak, beyzi (elipsoidal), şalgami, üstüvanevi (silindirik) ve armudi olur. Çokyüzlü kristal gibi fasetalı ya da farklı estetik biçimlerde oymalı, daha fantezi biçimlerde olanları da vardır.Tesbihin zarif görünmesini sağlamak üzere genellikle tanelerin uzunluğundan 4 ilâ 7 misli daha uzun tutulan ve dönel simetriyi haiz olan bir imame vardır. Tesbihin diğer parçaları ise durak (ya da nişane) ve pul' dur. Durak ya da nişane 99'luk tesbihlerde 33. ve 66. tanelerden sonra konulan ve tesbihin dışına doğru sarkan özel şekilli parçalardır. Bunlar 99'luk bir tesbihi 3 adet 33' lük kısma ayırırlar.

Tesbih parçalarının imalatında ham madde olarak kullanılan maddeler;
1. Madeni; Akik, altın, cam, elmas, firûze, gümüş, kantaşı, katalin (plâstik), lâpis lazuli, lületaşı, malekit, necef, Oltu (Erzurum)taşı, şahçerağ, şahmaksut, yâkut, yeşim, yıldız (kedigözü), zebercet, zümrüt, vs…
2. Hayvani; Deve kemiği, fil dişi, gergedan boynuzu (zergerdan), inci, kaplumbağa kabuğu (bağa), manda boynuzu, mercan, naka’ (deniz fili dişi), sedef, toynak, vs…
3.Nebati; Abanoz, demirhindi, düveydari, gül ağacı, hindistan cevizi, kehribar, köknar, kuka, maverd, narçıl, öd ağacı, pelesenk, sandal ağacı, sırçalı kuka, sakız ağacı (nebik), yılan ağacı, zeytin ağacı, vs…

Deniz fili, iriyarı, morsa benzer deniz memelisi. Deniz filleri, fok ailesinin (Phocidae) kulaksız fok alt takımına dahildirler. Fil hortumuna benzer uzun burunları nedeniyle bu isim verilmiştir.

(Macrorhinus leoninus) Etçiller (Carnivora) takımının fokgiller (Phocidae) familyasından bir memeli türü. Uzunluğu 4-7 m. Yağı ve postu için avlanır. Kergelen adası yakınlarındaki denizlerde yaşar.

Tuzla terbiye edilmiş yeşil zeytin ...

Çekişte, Kırma, Memeli,

Ödemiş, İzmir’in Kiraz, Torbalı ve Ödemiş ilçeleri, Aydın’ ın Nazilli, Sultanhisar ve Yenipazar ilçelerinde yetiştirilir. 1,3 milyon ağaç sayısı ile toplamağacın %1,5’ini oluşturur. Genelde yetiştirildiği yerlerde yeşil kırma zeytin olarak değerlendirilir. Çok kuvvetli gelişir.Meyveleri iri ve iyi bakım şartlarında düzenli ürün verebilen, verimli bir türdür. Soğuğa karşı duyarlı değildir. Aşı ve çelikle çoğaltılır. Sofralık ve yağlık olarak tüketilir.

Zeytin ağacı;
Boylu bir çalı veya 10 metreye kadar boylanabilen, sık dallı, yayvan tepeli, herdem yeşil yapraklı bir ağaçtır.Odunu çürümeye karşı son derece dayanıklıdır. Geniş, kıvrımlı, yamru yumru bir gövdesi vardır. Baharın sonlarına doğru yaprakların koltuğunda seyrek salkımlar halinde açan, küçük beyazımsı-sarı renkli, kokulu çiçekleri vardır. Rüzgarların taşıdığı çiçek tozlarıyla döllenen çiçekler etli ve yağlı meyve verir. Meyve önce yeşil, olgunlaştıktan sonra da parlak siyah bir renk alır. Etli meyvenin içinde sert bir çekirdek vardır.

Sıcak bölgelerde yetişen ve lifleri tekstilde kullanılan bir ağaçcık...

Urena (lobata) ,

Urena lobata, Urena sinuata türlerinden elde edilen sak lifleri de jüt gibi işlem görür. Bazen kırmızımsı 1-3 m' in, dalların olduğu ot veya çalılık, genişçe, çoğunlukla 4-10 santimetre, zirvede sivri uçluya ahmak, üste ahmağa neredeyse kalp-şekilli, genellikle ufakça loplu veya açılı neredeyse küresel ovatenin olduğu yapraklar, dentate, yoğun stellate tomentose saçıyla, alt tarafta en azından; 7 mmin olduğu bracteoles-5, ufakça daha kısa çanak yaprak; 

Çanak yapraktan pembe, 2-3 kere daha büyük taç yapraklar; Mmin olduğu olgun carpels-6, stellateyle kıllı saç, birçok sivri uçlu omurgayla silahlandırdı.
 

Tekirdağ yöresine özgü bir zeytin cinsi...

Çizmeli, 

Erder Yağlık, Eşek Zeytini, Siyah Salamuralık,
Tekirdağ yöresinde bağ- zeytin(kapama zeytin yetiştiriciliği) karışık yetiştirilmektedir. Bu durum çiftçinin zeytin ağaçları bahçeyi tamamen kapladığı 10-15 yıla kadar geçen süre içinde araziden maksimum fayda sağlamaya yöneliktir. Dağınık olarak bulunan bu zeytin ağaçları sayısının kapama bahçelerdeki sayıya yakın olduğu tahmin edilmektedir. Zeytin çeşidi sofralık olarak tüketilmektedir. Elek altı diye tabir edilen ve sofralık olarak faydalanılmaya uygun olmayan zeytinlerle, ağaç altına dökülenler yağlık olarak değerlendirilmektedir.

İncir ve sütle yapılan bir tatlı...


Uyutma,

Yapımı oldukça farklı ama tadı muhallebiyi andıran bir tatlı.


Yapılışı : İncirlerin saplarını kesin ve 4 parçaya bölün. Sütü ve şekeri bir tencereye koyup ocağa alın ve şeker eriyene kadar ısıtın. Sütün sıcaklığı serçe parmağınızı yakmayacak ama sıcak da olacak (yoğurt mayalama sıcaklığında). Daha sonra incirleri sütü, ekleyecekseniz cevizi rondoya koyup, hepsini püre haline getirin. Daha sonra karışımı kaselere boşaltın. Kaselerin üzerini tıpkı yoğurt mayalar gibi örtüp sıcak bir ortamda 4 saat bekletin. Kıvamı ne çok sulu ne de katı olacak. Daha sonra kaseleri buzdolabına koyun. Buzdolabında da 6-7 saat kadar bekletin. Servis yapın.

Saban demirini temizlemeye ve çamurunu düşürmeye yarayan ucu keskin demir değnek...

Muçik,

Kara saban ve aksesuarları;
Sap kısmı: Buna eyek de denir. Çift süren kişinin sabanı kumanda etmek için eli ile tuttuğu kısımki, bu bölüm orağa benzer ve toprağa gelen ön ucuna saban demiri takılır. Saban demirinin ucu sivri, arka kısmı geniş olup ortası olukludur. Oluklu tarafı sabanın sap kısmının ön tarafına takılır. Toprağa batırılarak toprağın altının üste döndürülmesini sağlar.



Ok kısmı: Buna saban oku denir. 2.5- 3 m. uzunluğunda kare şeklinde işlenmiş ağaçtır. Saban oku sabanın sap kısmına monte edilir. Bu bölüme kılıç denir.Toprağın iyi yarılması için saban okuna cizek takılır. Cizek demirden yapılır, toprağa yakın olan ucu bıçak gibidir, saban demiri ile aynı hizada olur.


Kara saban ile çift süren kişinin en önemli aletlerinden biri öndere (öğendire,üvendire) dir. Öndere 2-3 m. uzunluğunda fındık çubuğundan yapılan, eğriliği olmayan, dosdoğru bir değnek şeklidir. Deyimlere dahi geçmiştir. ‘’Elifi görse, öndere sanır.’’ (Cahil kişiler için kullanılır.) Önderenin elle tutulan kısmına demirden yapılmış cemekmudul takılır. Mudul yavaş giden veya tembellik yapan öküze dürtülürki, tembellik yapması önlenir. Gaddar kişiler tarafından bir çok öküzün vücudundan kan akıtılırdı. Hırsını alamayanlar cemek de vurur, bu yüzden öküzler acıdan böğürürdü. Saban iki öküz tarafında çekilir. Öküzlere boyunduruk takılır, sabanda kullanılan boyunduruk araba ve döven boyunduruğundan uzun olur. Boyunduruktaki diğer bölümler de araba boyunduruğu gibidir. Tarlanın alt tarafından çifte başlanır, tarla boyu bir ileri, bir geri gidilir. Tarlanın sürülmeye başlanan uygun yerine saban demirinin ucu batırılır, öküzlere gaaahhh denir. Öküzler sabanı çekmeye başlayınca saban demiri 15-20 cm. kadar toprağa dalar ve toprak yarılmaya başlar. Bu şekilde tarlanın diğer ucuna varılınca aynı yerden aynı işlem ile geri dönülür. takılır. Cemek üçgen şeklinde, ağız tarafı keskin bir demirdir. Sabanın boğazına saran çamur ve toprağı sıyırmak için kullanılır. Sabanın boğazı saban oku ile saban sapının birleştiği yerdir. Önderenin ucuna demir çividen yapılan

Ayı yavrusu...


Badar, Falak,

Ayıgiller (Ursidae), etçiller (Carnivora) takımına ait bir familya. Küçük ayılar (Procyonidae) familyası ile karıştırılmamaları için Büyük ayılar ya da Asıl ayılar da denilir. Türkiye'de yaşayan tek ayı türü boz ayıdır.

Ayılar genellikle iri yapılı kısa bacaklı hayvanlardır. Ağırlıkları Malaya ayısında yaklaşık 27-46 kg’dan başlayarak Alaska iri boz ayısında 780 kg’a kadar ulaşır. Erkek ayılar daima dişilerden daha iri olurlar. Bu iri gövdelerine karşın çoğu iyi bir tırmanıcı ve usta bir yüzücüdür. İnsanlar gibi topukları da yere değmek üzere bütün ayak tabanını basarak yürüyebilirler. Her ayağında beş parmak, parmaklarının ucunda da içeri çekilmeyen tırnakları vardır.

Bu familyanın 8 türü kalmıştır: 
 
Boz ayı (Ursus arctos)
Amerika siyah ayısı (Ursus americanus)
Asya siyah ayısı (Ursus thibetanus)
Kutup ayısı (Ursus maritimus)
Malaya ayısı (Helarctos malayanus)
Tembel ayı (Melursus ursinus)
Büyük panda (Ailuropoda melanoleuca)
Gözlüklü ayı (Tremarctos ornatus)

Peynir suyundan yapılan yağsız ve ekşimsi bir peynir...

Lor,


Yapılır yapılmaz derhal yenilen tuzsuz bir peynirdir. Peynir mandıralarında elde edilen peynir suyundan yapılmaktadır. Sadece peynir suyundan elde edilen lor peyniri biraz esmer ve biraz ekşimsi olur. Peynir suyuna yüzde otuz nisbetinde taze süt katılırsa bu karışımdan elde edilen peynir hem daha beyaz hem daha tatlı ve hem de daha lezzetlidir. Tuzsuz olduğu için üzerine toz şekeri reçel veya bal dökülerek yenildiği gibi çeşitli peynir tatlıları peynir helvaları ve tatlı börek imalinde de kullanılır. Lor peyniri yapmak için peynir suyu karavana şeklinde bir kazan veya tencerede durmadan karıştırılmak suretiyle kaynatılır. Su kaynadıkça üzerinde beyaz kümecikler hâlinde peynir parçacıkları toplanmaya başlar. Peynir suyunun yüzeyinde toplanan bu parçacıklar peynir kepçeleriyle toplanarak süzülmek üzere temiz bir salaşpura doldurulur. Kaynatma işi suyun yüzünde artık pıhtılaşma kalmayıncaya yani peynir suyunda peynir kalmadığına kanaat getirinceye kadar devam eder.

Salaşpurda toplanan peynirlerin suyu tamamen süzüldükten sonra içine temiz yıkanmış bir tülbende serilmiş ve taze söğüt dalından yapılmış sepetlere konularak satılmak üzere piyasaya sevkedilir. Böylece sadece peynir suyundan elde edilen lor peyniri yapılırken bazan kazana tuz da atılır. Böylece tuzlanmış sudan elde edilen lor biraz fazla dayanırsa da pek makbul sayılmaz.

Lor peyniri çok dayanmaz çabuk bozulur; bu itibarla hemen yenmesi veya kullanılması lâzımdır. Köylerde ise küplere basılarak toprağa gömülmekte ve kış mevsiminde topraktan çıkarılarak kullanılmaktadır. 10 kilo peynir suyundan bir kilo lor peyniri elde edilir.

Popüler Yayınlar

Yeni içerikler için takip edin!