Bir akarsuyun denize veya göle döküldüğü yer...

Ağız,
Bir akarsuyun göle ya da denize döküldüğü yer.
Koy, körfez, liman vb. yerlerin açık tarafı.
Bir bel ağzının açtığı arktan akan su.
Ortasında suların toplandığı bir toprak bulunan çepeçevre dağların bu toprağa bakan yamaçları, aklan, koyak.

Ağız sözcüğünün yörelerimize göre halk dilinde başka anlamları:
Kapların veya içi boş şeylerin açık tarafı.
Sınır, uç, hudut.
Sefer, defa, kere.
Kez, kere.
Giriş yeri.
Kavşak.
Kesici aletlerin keskin tarafı.
Üslup, ifade biçimi.
Top, tüfek vb. silahlarda namlunun ucu veya açık olan kısmı.
Pekmez kaynatılırken tavaya konulan bir kaynatmalık şıra.
Ekmekçilikte fırına her seferde atılan ekmek.
Fırında bir kezde pişirilen ekmek sayısı.
Ormandan açılmış boz tarla.
Ekin biçilirken orakçı, tırpancının ilk başladığı yer veya bu şekilde tarla içinde açılmış yol.
Birkaç tarlanın bir arada bulunduğu tarım bölgesi.
Uç, kenar, başlangıç.
Budanan bağ çubuğunun ucundan göze kadar kuruyan kısmı.
Öğüt, nasihat.
Yavaş, ağır.
Ekinin biçildikten sonra tarlada kalan köklü sap kısmı.
Sığırların ağzında görülen bir hastalık.
Ayakkabı kenarı.
Başlangıç, ilk.
Yersiz övgü.

Şive, ağız:
İngilizce: dialect,
Fransızca: dialecte,
Almanca: Dialekt

Şive, bir bölgenin özel konuşma ve söyleme tarzı.
Belli yerleşim bölgelerine özgü, yazı dili haline gelmemiş dil; diyalekt.
Bir bölgenin müzik kültüründe görülen söyleyiş özelliklerinin tümü.
Ezgi, musiki makamı.

Ağuz:
Yeni doğurmuş memelilerin ilk sütü.
Yavrulayan hayvanların ilk sütü
Sağmal hayvanlarda doğumdan sonra alınan koyu, sarımtrak ilk süt.

Ağız:
İngilizce: mouth.
Fransızca: bouche,
Almanca: mund.
Yüzde, avurtlarla iki çene arasında bulunan, ses çıkarmaya, soluk alıp vermeye yarayan ve besinlerin sindirilmeye başlandığı organ.
Bu organın dudaklarla beraber dış sınırı.
Bir hayvanın besinini aldığı açıklık; dudaklar arasındaki açıklık.

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ