Kötümser, karamsar, ümitsiz ...

Bedbin,
Farsça,  بدبين 
Farsça bed-bīn,
Kötümser, karamsar. 
Kötümser, karamsar, ümitsiz.
Kötümser, Bedbîn / بدبين / بَدْبِينْ

Pesimist,

Kötümser,

Kötü görüşlü. 
Ümidsiz. 
Her şeyin fena cihetini görmek isteyen. 
Bed ve fena görüp, beğenmez, istihsan etmez olan. 
Kötümser, herşeyin kötü yönünü gören.

Filipinler'de etkin bir yanardağ ...

Pinatubo, 
Taal,
Mayon,

Pinatubo Yanaradağ, 
Filipinler'in Luzon Adası'nın merkezinde aktif bir yanardağdır. Dağ, Manila'nın 90 km kuzeyinde, Angeles'in 24 km batısında yer alır. 1991 yılına kadar sönmüş bir volkan olarak kabul edildi. 

Pinatubo'nun, 500-600 yıllık sessizliğinin ardından Haziran 1991 yılında son patlaması  gerçekleşti. Bu patlama, 20. yüzyılın en şiddetli patlamalarından biri olmuştur.

Taal yanardağ, 
Filipinler'de Luzon Adası'nda bulunur. 311 m yüksekliğinde bir yanardağdır. Filipinler'in en aktif 2. yanardağıdır. Başkent Manila'nın 50 km güneyinde yer almaktadır.

Şimdiye kadar 33 defa püskürmüştür. 1906-1911  yılında püskürmüş. 
1965 yılında püskürmesiyle birlikte oluşan gelgit dalgası yanardağ yakınlarındaki Taal gölünde birçok teknenin batmasına neden olmuştur.

Filipinler'in tüm yanardağları Pasifik Deprem Kuşağı içerisinde yer almaktadır.

Filipinler'deki Mayon Yanardağı

Telefonun icadı ile tanınan bilim insanı ...

Graham Bell,
Alexander Graham Bell,
D. 3 Mart 1847, Edinburg, İskoçya 
Ö. 2 Ağustos 1922, Baddeck, Kanada,
Telefonun icadı ile tanınan bilim insanı.
Telefonu Graham Bell icad etmiştir. 
Esasen sağırların sessizliğini ortadan kaldırmak için çalışırken icad ettiği telefonla birbirinden kilometrelerce uzaktaki insanların birbirlerini duymalarını sağladı. 

Graham Bell'in annesi doğuştan işitme engelliydi. Babası Graham’ ın sağlığı için Kanada'ya göçtü. Babasının ölümü üzerine Graham Bell Amerika Birleşik Devletleri'ne gitti. Önce Ontario'ya, daha sonra Boston'a yerleşti. Burada bir süre işitme engellilere dil öğretmeni yetiştiren okulda çalıştı. Daha sonra kendi okulunu kurdu.

Boston Üniversitesinde Profesör oldu. Bell, Thomas Watson adlı bir elektrik mühendisi ile birlikte çalışmaya başladı. Bell ve Watson 1875 yılında sesin tel üzerinden bir başka yere gittiğini ortaya çıkardı. Ancak ses anlaşılmaz bir durumdaydı. Graham Bell, 7 Mart 1876 günü patentini aldı. Bell atölyede denemelerini sürdürürken telefonu çalıştırmak için kullandığı bataryadan pantolonuna asit döküldü. Teleşla Watson'u yardıma çağırdı.

Bell New York-Şikago arasındaki uzun mesafeli hattın denemesi sırasında, "Mr. Watson. Come here. I want to see you (Bay Watson. Buraya gelin. Sizi görmek istiyorum.)"

Bell yardımcısını yardıma çağırırken farkında olmadan 10 Mart 1876 günü ilk telefon görüşmesini yaptı. Watson, Bell'in sesini "telefon"dan duydu. ABD'nin 100’üncü kuruluş yıl dönümüne denk gelen bu buluşu ona düzenlenen Yüz Yıl sergisinde birçok ödül kazandırdı. Bell bilimsel çalışmalarını yürütmek için maddi ve manevi destek gördüğü Hubbart Ailesi’nden dört yaşından beri sağır olan Mabel ile evlendi.

Bir okulun tepesine çıkan Tainer çok uzaktan görebildiği Bell'e telefonla seslendi. "Bay Bell. Bay Bell. Beni duyabiliyorsanız lütfen pencerenin önüne gelip şapkanızı sallayın." Bell şapkasını salladığında artık telefon büyümeye başladı. Sekiz yıl sonra Connecticut eyaleti ilk telefon şebekesine sahip kent oldu.

Telefon yakın yıllara dek Türkiye'de olduğu gibi santraller ve memurlar aracılığı ile yürütülüyordu. İlk kadın santral memuru da Boston'da çalışmaya başlayan Emma Nutt oldu.

Bell 1915 yılında New York'u San Francisco'ya bağlayan ilk uzun kentlerarası telefon hattını açtı. Karşısında yine yardımcısı Watson vardı. Aradan geçen onca yıla karşın Bell ilk günü unutmadı. Watson'a "Watson seni istiyorum, buraya gel" dedi.

İşitme engeline karşı yürütülen çalışmaların sonucu insanlık dünyasının sağırlığını gideren bir buluşu armağan eden Bell öldüğünde ona duyulan büyük saygı ve sevgiden ötürü soyadından yola çıkarak telefonu simgelemek için kırmızı çan kullanıldı.

Malezya ve Endonezya'da odun kömüründe pişirilen çok baharatlı şiş et ...

Satay,  
Sate,
Malezya ve Endonezya'da odun kömüründe pişirilen çok baharatlı şiş et.

Satay, Malezya ve Endonezya'da odun kömürü ile pişirilen çok baharatlı etin şiş ve mangalda pişirilmesi ile yapılır. Endonezya, Malezya ve Singapur'da sunulan ünlü sokak yemeklerinden biridir. Genellikle kömürle ızgarada pişirilir.   


Hint, Portekiz, Arap, Çin, Malezya ve İngiliz mutfaklarından alınmış bir çok uygulama bu bölged sık görülür. Endonezya ve Malezya mutfağı genel anlamıyla pirince, ete, balığa ve sebzeye dayanır ve sarımsak, köri ve zencefil gibi en bilinen baharatlar çok önemlidir.  Baharat Adası diye de bilinen Maluku adası, Karanfil ve Hint cevizi gibi doğal baharatları Endonezya ve dünya mutfağıyla tanıştırmıştır. Bu baharatlar arasında en çok öne çıkan safrandır. 

Et, kuzu, balık ve pirinci safranla birlikte pişirirler. Endonezya, Malezya, Laos mutfağından Pala, Cengkeh gibi farklı baharatlar dünya mutfağına girmiştir.  Kızartmalarda baharat kullanımı fazladır.

Doğu Endonezya mutfağı, Polinezya ve Melanezya mutfağına benzerlik gösterir.  Soyalı yemekler de bölgede çok popülerdir.  


Endonezyalılar evlerde ve lokantalarda da yerel yiyecekler genelde elle yenir. Bundan dolayı lokantalarda ve evlerde yemeklerle birlikte bir kap içerisinde temiz su da ikram edilir. İçinde limon parçaları bulunan bu su el yıkamak için kullanılır.  

Pirinç, Endonezya mutfağının temel taşlarından birini oluşturur. Neredeyse her yemekte pilav bulunmaktadır. Bu pilav sadece suda kaynatılmış tuzsuz ve yağsız bir pilav türüdür. 

Pilav, muz yaprağına sarılıp dolma şeklinde, kraker şeklinde hazırlanmış pilav ve Hindistan ceviziyle tatlandırılmış pilav olmak üzere çok çeşitli pilav çeşitleri vardır.  

Endonezya mutfağında yer fıstığı sosu çok sık kullanılır. XVI. yüzyılda İspanyol ve Portekizli tüccarlar tarafından Meksika’dan Endonezya’ya getirilen yer fıstığı bugün Endonezya mutfağının başlıca yiyecekleri arasındadır. 

Satay, Rendang ve Sambal gibi Endonezya orijinli yemeklerin çoğu günümüzde Malezya ve Singapur gibi diğer Güneydoğuasya ülkelerinde de yaygındır. Tofu (tahu) ve Tempe gibi soyalı yemekler de bölgede çok popülerdir. Tempe  Cava icadı olarak da bilinir. 

Pek çok şehirde sokaklarda küçük arabalarda Bakmie (makarna) ve Bakso (köfte) satan sokak satıcılarına rastlamak mümkündür. Endonezya sokak yemekleri Siomay ve Batagor (kızarmış köfte ve tofu), kızarmış balık cipsi (Pempek), Bubur ayam (tavuk çorbası), satay, Nasi goreng ve Mie goreng (kızarmış pilav ve kızarmış makarna)'dır. 

Merhem ...

Pomad,
Pomat,
Fransızca pommade.
Melhem,
Merhem,
Arapça,  مرهم
Em,


Yağlı ve kokulu merhem.
Çare,

Deriye sürülerek kullanılan, içinde birçok etkili madde bulunan, yumuşak ve koyu kıvamda, yağlı veya yağsız ilaç.
İlaç,

Deriye, yaraya sürülen ilâç.
Acıyı teskin eden şey.
Kederi, derdi gideren.
Deriye, yaraya sürülen ilâç.
Yara ilacı.

Pomad, yara kremi. 


Nalbant ...

Takav,
(Arapça),
Nalbant,
Farsça, Na'l-bend,
Nal takan.
Hayvanların ayağına nal çakan kimse.

Nalbant.
Kayar,


At, eşek, öküz vb. yük hayvanlarının tırnaklarına çakılan, ayağın şekline uygun demir parçası.



Binek hayvanlarına bağlı bir sanattır.

Kullanılan malzemeler:
Nal, mıh, çekiç, kerpeten, satraç veya sunturaç (tırnak kesme aleti) dörpü, eğri, (kırılan mıhı çıkarmaya yarar), nal makası, zımba, yavaşı (hısan) hay­vanların burnunu sıkan alet. Nalın tırnağa takıldığı çivilere mıh denir ve özelliği dövmedir.

Nalbantlar kapama nal tabir edilen bütün nal kullanırlar. Nal, atın ayağının bir kayışla arkaya doğru kaldırılmasıyla takılır. Nallar hayvanın ayağına toynağına (ölü tırnak kısmına) “nal tokmağı” denen tahta tokmaklar ya da “nallama” adı verilen özel çekiçlerle çakılırdı.

Nalbantlar nal çakmanın yanı sıra toynak bakımını da yapar ve toynak hastalıklarını tedavi ederdi. Nalın ne hikmeti olduğu bilinmez ama bazı ev sahipleri evin giriş kapısının üstüne, uğur getirmesi için nal çakarlar.


Aşağıdaki atasözü;
Bir mıh bir nal kurtarır, bir nal bir at kurtarır.

Önemsiz gibi görünen bazı eksiklikler büyük sonuçlara gebe olduğunu anlatmaktadır.

Türk Tiyatrosu'nda ilk epik tiyatro örneği olan "Keşanlı Ali" adlı oyunun yazarı ...

Haldun Taner,
(D. 16 Mart 1915 – Ö. 7 Mayıs 1986 İstanbul)
16 Mart 1915 yılında İstanbul'da doğdu. Babası, Osmanlı meclisinde İstanbul miletvekili olarak İstanbul Üniversitesinde (Darülfünun) Hukuk Fakültesi profesörü Ahmed Selahattin'dir. 1935 yılında  Galatasaray Lisesini bitirdi. Devlet tarafından Almanya'ya Heidelberg Üniversitesi'ne gönderildi. Siyasal Bilimler Fakültesi'ne devam etti. Zatürree nedeniyle eğitimini bırakıp 1938 yılında İstanbul'a geri döndü. 

1950 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Filolojisi Bölümü'nü bitirdi. 

İstanbul Edebiyat Fakültesi'nde, Gazetecilik Enstitüsü'nde, Sanat Tarihi Kürsüsü'nde asistanlık ve LCC Tiyatro Okulu'nda hocalık yaptı. Viyana'daki Max Reinhardt Tiyatro Akademisi'nde iki yıl öğrenim gördü. 1957 yılında Türkiye'ye döndü. 

Tercüman ve Milliyet gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. 

Türk Tiyatrosu'nda ilk epik tiyatro örneği olan Keşanlı Ali adlı oyunu, Türkiye, Almanya, İngiltere, Çekoslovakya, Yugoslavya'nın çeşitli kentlerinde oynandı. 
Zeki Alasya ve Metin Akpınar ile Devekuşu Kabare Tiyatrosu'nu, Ahmet Gülhan ile Tef Tiyatro Grubu'nu kurdu.

7 Mayıs 1986 yılında İstanbul'da yaşamını yitirdi. 

Eserleri;

Öyküleri,

  • Yaşasın Demokrasi (1949)
  • Tuş (1951)
  • Şişhane'ye Yağmur Yağıyordu (1953)
  • Ayışığında Çalışkur (1954)
  • Onikiye Bir Var (1954)
  • Konçinalar (1967)
  • Sancho'nun Sabah Yürüyüşü (1969)
  • Kızıl Saçlı Amazon (1970)
  • Yalıda Sabah (1983)
  • Töhmet

Oyunları;

  • Günün adamı-Dışardakiler (1957)
  • Ve Değirmen Dönerdi (1958)
  • Fazilet Eczanesi (1960)
  • Lütfen Dokunmayın (1961)
  • Huzur Çıkmazı (1962)
  • Keşanlı Ali Destanı (1964)
  • Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım (1964)
  • Zilli Zarife (1966)
  • Vatan Kurtaran Şaban (1967)
  • Bu Şehr-i Stanbul Ki (1968)
  • Sersem Kocanın Kurnaz Karısı (1971)
  • Astronot Niyazi (1970)
  • Ha Bu Diyar (1971)
  • Dün Bugün (1971)
  • Aşk-u Sevda (1973)
  • Dev Aynası (1973)
  • Yar Bana Bir Eğlence (1974)
  • Ayışığında Şamata (1977)
  • Hayırdır İnşallah (1980)
  • Eşeğin Gölgesi
  • Haldun Taner Kabare

Diğerleri;

  • Devekuşuna Mektuplar (1960)
  • Hak dostum Diye başlayalım Söze (1978)
  • Düşsem Yollara Yollara (1979)
  • Ölürse Ten Ölür Canlar Ölesi Değil (1979)
  • Yaz Boz Tahtası (1982)
  • Çok Güzelsin Gitme Dur (1983)
  • Berlin Mektupları (1984)
  • Koyma Akıl Oyma Akıl (1985)
  • Önce İnsan Olmak (1987)

Aldığı Ödüller;

  • 1953  yılında Uluslararası Hikaye Yarışması Türkiye Birinciliği (Şişhaneye Yağmur Yağıyordu)
  • 1955 Sait Faik Hikaye Armağanı (Onikiye Bir Var)
  • 1956 Varlık Dergisi, Türkiye'nin En Beğenilen Öykü Yazarı seçildi
  • 1972 Türk Dil Kurumu, Tiyatro Ödülü (Sersem Kocanın Kurnaz Karısı)
  • 1983 Sidat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü
  • Bordighera Müzik Festivali, Hikaye Ödülü (Sancho'nun Sabah Yürüyüşü)

Japon usulü Tavuk şiş ...

Yakitori,
Japonca: 焼 き 鳥
Japon usulü Tavuk şiş.
Yakitori spor maçlarında satılmaktadır. 

Yakitoriya, yakitori konusunda uzmanlaşmış küçük dükkanlardır. 

Genellikle yalnızca eve servis hizmeti veren kompakt bir dükkan şeklindedir.

Malzemeler: 

6 adet kemiksiz tavuk budu (derili)
1 demet taze soğan 
7 baharat karışımı (isteğe bağlı olarak)
150 ml soya sosu
½ su bardağı şeker
5 tatlı kaşığı sake veya sek beyaz şarap
1 yemek kaşığı un 


Baharat;
Yakitori baharatları esas olarak iki türe ayrılır: 
Tuzlu veya tuzlu-tatlı. Tuzlu tip genellikle ana baharat olarak sade tuz kullanır. Tuzlu tatlı çeşidi için dara, mirin, sake, soya sosu ve şekerden oluşan özel bir sos kullanılır. Diğer yaygın baharatlar, birinin zevkine göre toz acı biber, shichimi, Japon biber, karabiber ve wasabi içerir.

Yapılışı: Sos için bir tencereye soya sosunu, şekeri, sake ve unu koyup kaynatıyoruz. Kaynayınca altını kısıp sos üçte birini çekene kadar 10 dakika ağır ağır pişiriyoruz. Tavuk butlarının her birini altı parçaya ayırıyoruz. Soğanları da 3 cm uzunluğunda kesiyoruz. Tavuk ve soğanları sırasıyla şişlere diziyoruz ve mangal ya da ızgarada orta ateşte 5-10 dakika pişiriyoruz. Pişirme esnasında sık sık üzerine fırça yardımıyla sosu sürüyoruz.

Servis tabağına alıp üzerine yedi baharat karışımını serperek kalan sosla birlikte servis ediyoruz.

Hazırlanması, etin tipik olarak çelik, bambu veya benzeri malzemelerden yapılmış,  adına kushi denen  ile bükülmesini içerir. Daha sonra, bir kömür ateşi üzerinde mangalda ya daa ızgarada pişirilir. Pişirme sırasında veya sonrasında, et tipik olarak dara sosu veya tuz ile baharatlanır. 

1805-1883 yılları arasında yaşayan, koşma, semai ve destanlarıyla tanınmış halk şairimiz ...

Erbabi,
1805-1883 yılları arasında yaşayan, koşma, semai ve destanlarıyla tanınmış halk şairimiz.

Erbabi,
Aşık Erbabi, 
(1805- 1884)
Hüseyin Farki,

Koşma, semai ve destanlarıyla tanınan XIX.yüzyıl halk şairi .
Dertli, Koşma, semai ve taşlamalarıyla tanınmış XVIII. yüzyıl halk şairi.
Asıl adı Hüseyin Farki olan Erbabi curasıyla şiirler söylemiştir. 

Erzurum'un Karaz köyünde doğan saz şairi 1220-1300 (1805-1884) yılları arasında yaşamıştır. Hüseyin Farki'ye Şeyhi tarafından Erbab denildiği için Erbabi takma adını kullanmıştır. Abdülmecit döneminde İstanbul'da askerliğini yapmıştır. Aynı dönemde Erzurumlu Emrah, Tokatlı Nuri, Aşık Dertli ile yaşamıştır. Divan edebiyatına hem aruz hem hece vezniyle yazdığı eserlerle katkı vermiştir. 

Aşık Erbabi'den bir taşlama;

Dünya ahvâlinden haberi yoktur,
Sohbeti din ile açar pezevenk
Komşusu aç iken kendisi toktur
Sanki melek olmuş uçar pezevenk!..

Karanlık işlerde zıplama ister
Evine granit kaplama ister
Dünya mektebinden diploma ister
İnsanlık dersinden kaçar pezevenk!..

Herkesin kabına çeşmesi akmaz
Erkek sinekleri hareme sokmaz
Fakir komşusunun yüzüne bakmaz
Selâmsız sabahsız geçer pezevenk!..

Sanırsın Allah'la akte oturmuş
Cennete giderken macun götürmüş
Hûriler'i dizip işi bitirmiş
Şimdi gılmanları seçer pezevenk

Aydınlığa düşman yobazın dölü
Hû çekerken şişmiş ağzında dili
Erbâbi, ülkede bunlardan dolu
Durmadan zehrini saçar pezevenk!..

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ