Baskı rejimi, despotluk, despotizm, sınırsız monarşi ...

İstibdat, (Arapça,  استبداد ). 
Baskı rejimi.
Despotluk, despotizm, uyruklarına hiçbir hak ve özgürlük tanımayan sınırsız monarşi 
Tebaasına hiçbir hak ve özgürlük tanımayan sınırsız monarşi, despotluk, despotizm.
Başlı başına olmak. 
Keyfi idare sistemi.
Otorite sahibince uygulanan baskı rejimi. 

Zulüm ve tahakküm. 
Kuvvete istinat ile zorbalık.
Zorbalık, Tahakküm.
Kanuna ve nizama tabi olmayan.
Hak ve hukuk olmayan, keyfi idare.
İdaresi altındakilerin istemediği şeyleri yalnız kendi keyfine göre zorla ve zulümle yaptırmaya çalışmak. Kanun ve nizamlara bağlı olmayarak, çok defa da kanun namına kanunsuzluk yaparak, keyfi hükmünü icra ettirmek. Kimseyi tanımadan kendi dediğini ve keyfi emirlerini kuvvet ve cebir kullanmak suretiyle yaptırmaya çalışmak. 

Ayın yerküreye olan uzaklığını ilk hesaplayan Yunanlı astronom ...

Hipparkhos,

Hipparkos, (İ.Ö. 194-120).
Yunanlı, Helenistik dönemde yaşamıştır.
İznikli olarak da adı geçer. 

Eski Yunanlı gökbilimci, coğrafyacı, trigononetrici, matematikçi, astronom. 

İ.Ö.  194 yılında Anadolu'daki Nikaia (Bu günkü İznik) kentinde doğan bilim adamı kırkdört yaşında ayın yerküreye olan uzaklığını üçgenleme metodu ile hesaplamıştır.  

Bir daireyi 360,  çapı 120 eşit birime bölerek sistematik olarak kullanan ilk kişi olması nedeniyle matematikte trigonometrinin kurucusu olarak ünlenmiştir.

Yer yüzeyindeki yerleri tayin etmek için boylam ve enlemlerle trigonemetriyi kullanmıştır. Küresel geometri yöntemleri ile bilimsel faaliyetlerini Rodos adasında 35 yıl araştırmış ve burada da ölmüştür.

Hipparkhos, ılım noktalarının gerilemesi olayından yararlanarak yılın uzunluğunu ilk kez kesin olarak saptayabilmiş bir bilim adamıdır. Gün tün eşitliği, ekinoks yani ılım olarak da bilinir. Güneşin aynı ılım noktasından art arda iki geçişi arasındaki süre olan dönence yılının uzunluğu, Hipparkhos tarafından günümüzde hesaplanan değerlere yakın olarak hesaplanmıştır.


Yıldız yılı, güneş yılı, kamer ayı ve  güneş gününü tam sayısal ilişkileriyle saptayarak bir astronomi takvimi yapmıştır.

Su üstü araçlarına çelik kablo ile bağlanmış, negatif yüzebilirliği bulunan dalış küresi ...

Batisfer, 
Fr. bathysphère, İng. Bathysphere, Alm. Bäthysphare.

Su üstü araçlarına çelik kablo ile bağlanmış, negatif yüzebilirliği bulunan dalış küresi.  Deniz dibi araştırmaları için kullanılan küre şeklinde cihazdır. Batisfer, Yunanca derin anlamına gelen sözcükten türetilmiştir. 

Deniz ve Okyanusların derinliklerinde inceleme ve araştırma yapmaya yarayan, çapları genellikle bir buçuk metre kadar olan, pencereli ve yukarıya kabloyla bağlı çelikten yapılmış  küre kabin. Çelik kablo ile su yüzeyindeki bir gemiye bağlanır. 

Batisferler zamanla görevini tamamlayarak yerini serbest hareket edebilen Batiskaf'lara bırakmıştır. 

 

Amerikalı Charles William Beebe ve Otis Barton tarafından 1930 yılında dökme demirden küre şeklinde yapılan ilk batisfer, uzun bir kablo ile deniz dibine araştırmalarda bulunmak üzere 913 metreye indirilmiştir.  

Belli etmeden kendini ilgilendirmeyen şeyleri öğrenmeye çalışma ...

Tecessüs, 
(Arapça, تجسس).
Eski dilde kullanılan bir kelimedir Tecessüs.

Arapça cess-cesse kökünden gelmektedir. Elle dokunmak, haber araştırmak, bir şeyin iç yüzünü araştırıp sırrını çözmek, ifşa etmek, göz dikmek, yoklamak anlamındadır. Casus kelimesi de aynı kökten üretilmiştir. Mahrem olanı deşifre etmek veya herkesçe bilinmemesi gereken şeyi açığa vurmak tecessüs'tür. 


İnsanların gizli işleri, kusurları ve ayıpları araştırılmaz...
Herkesin günah işleme özgürlüğü vardır. Dokunulmaz.

Belli etmeden kendini ilgilendirmeyen şeyleri öğrenmeye çalışma.
Merakını gidermeye çalışma, görme, anlama merakı.
Gizlice araştırmak, Yoklamak.
Gizlice bakmak.
İç yüzünü araştırmak.
İç yüzünü araştırma merakı.
Casusluk,  
Gözetleme, bilgi toplama,
Gıybet etmemek.
Araştırma, 
Merak.
Gizli sorak,
Buluş ve keşif merakı.
Zanda bulunmamak.

Bu işi yapan kişi yani meraklı, tecessüskar, mütecessis olmaktadır


Kullanıldığı yerdeki görevine göre anlam yüklemek gerekiyor. Ama burada ifade edilmek istenen tecessüs kelimesi ile başkalarının kusurlarını görme, araştırma ve onları etrafa yayma dediğimiz anlamındadır. Hatta tam olarak kötü bir maksada yönelik olarak gizli hususları araştırma ve yayma anlamındadır. İslam dininde tecessüs yasaktır. Birbirinizin gizli hallerini araştırıp, yaymak doğru bir davranış değildir. 

Birine karşı gelmek, sert cevap vermek ...

Çemkirmek,
Halk dilinde kullanılan bir kelime.
Birine karşı gelmek, sert cevap vermek.
Kesik kesik havlamak.
Köpek gibi havlamak.
Bağırıp, Çağırmak.
Gereksiz ve yüksek sesle konuşmak. Halk dilinde gereksiz ve bağırarak konuşan kişilere çemkirme diyerek karşı çıkılır.

Birine arsızca karşılık vermek.

Yüze karşı ileri geri bağıra çağıra konuşmak.
Köpeklerin sahiplerine veya tanıdıklarına karşı hırlamasıdır. 
Köpeğin olduğu yerde kesik kesik havlaması, ürümesi.
Bir konuda bilgisi olmayan birinin hatasını ancak cahilce bağırıp çağırıp çemkirerek örtbas etmesidir.
Halk arasında kullanılan  "İt gibi Çemkirme" deyimi bu sözcüğün esas anlamını tam olarak  ifade eder.  Burada birine ukalaca, arsız ve yüzsüzce bağırarak, çağırarak yanıt vermesi anlamındadır.

Evlilik, muhafazakarlık ve seks gibi konularda ilginç fikirlerini açıklayan islami yaşam koçu bir hanımefendi çemkirmek kelimesini bir televizyon programında yi çemkirmek için iyi sevişin" diyerek tarihe mal etmiştir. Ünlünün diğer veciz sözlerine katılmamak mümkün değil.

Açık saçık, edebe aykırı, yakışıksız ...


 Müstehcen, (Arapça, ). 
Açık saçık, edebe aykırı, yakışıksız.
Açık, saçık. 
Göreneğe aykırı derecede çıplak veya örtüsüz. 
Yüz kızartıcı, edepsiz, müstehcen, 
Cinsel çağrışım yüklü.
Tahrik eden,
Edepsizcesine, 
Ayıp, iğrenç. 
Aleni,
Pornografik,

Cinsel nitelikli çağrışım yüklü anlatı ve görsel durumlar.
Halkın ar ve edep duygularını hiçe sayan şehvet duygusunu azdıran açık saçık durum.

Müstehcenlik göreceli bir kavramdır. Mevcut olguyu gözleyen kişi tarafından idrak edilme şekline göre müstehcenlik derecesi takdir edilir.

Osmanlılar döneminde yahudilere verilen ad ...


Çıfıt, (Arapça, يهودي).
Cehud, 
Cıfıt, 
Yahudi.
Çıfıt,
Yahudiler için kullanılan bir kelime. 
İbranice yahudi anlamındaki yhud kelimesi, Farsça' ya cuhud, cihud olarak geçmiş. Arapça ise cahd, inkar etmekten cahüd, cehud, cuhud olarak kullanılmıştır. Cehud veya çıfıt, Yahudi demektir. 

Osmanlılar döneminde cuhud, cehud kelimesi önce çufud, çifud ve sonra değişerek çıfıt olarak kullanılmıştır.

Osmanlılar Yahudilerin yoğun olarak yaşadığı bölgeleri, yerleri cehudhane kelimesi ile ifade etmiştir. Mesela, Yahudilerin çalıştığı çarşılara çıfıt çarşısı ki İstanbu' da kastedilen yer Balat semti olup yine yahudilerin gittikleri hamamlara çıfıtlar hamamı denilmiştir. 


Neden Balat derseniz 1492 yılında İspanyol engizisyon mahkemesinden kaçan bir çok Yahudi, Osmanlı döneminde, II. Beyazıt tarafından hoşgörü ile karşılanmış ve Balat semtine yerleştirilmişlerdir. Burada çalışan ve yaşayan Yahudiler için çıfıt kelimesi kullanılmıştır. Bu semtte çalışan ve Yahudi esnafın  yoğun olarak bulunduğu çarşılara, Yahudi Çarşısı anlamında Çıfıt Çarşısı denmiştir. Bu gün Leblebiciler Sokağı olarak da bilinen bu çarşıda şimdilerde yahudiden ziyade Türk esnaf vardır. Hala tarih kokan bu bölgede bir çok meslekten esnaf çalışmaktadırlar.

Çifit kelimesinin diğer anlamları;
Mecazi anlamda hileci, düzenbaz, kötü düşünceli demektir.
Desisekar,
Dessas. (Arapça,  دساس ).
Kötü, 
Ahlaksız kimse. 
Karışık, gürültülü yer anlamında da kullanılmaktadır.
Halk dilinde; Çarçabuk gidip geri gelen anlamında cıfıt kelimesi kullanılmaktadır.

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ