"The Sopranos" daki rölüyle tanınan, ödüllü Amerikalı aktör ...

James Joseph Gandolfini, 
(18 Eylül 1961 - 19 Haziran 2013).

James Joseph Gandolfini, Jr. 
ABD'de HBO kanalında yayınlanan ve Türkiye'de de ilgiyle izlenen The Sopranos'un ödüllü yıldızı.
Tony Soprano, aile hayatı ve mafia arasında mücadele eden sorunlu bir suç patronu olarak bilinen New Jerseyli The Sopranos rolüyle tanınan Amerikalı aktördür. Dizide canlandırdığı cinayete yatkın, depresif mafya babası Tony Soprano karakteriyle akıllarda kalmıştır.The Sopranos David Chase tarafından yaratılmıştır. Dizi Amerika'da HBO kanalında 1999-2007 yılları arasında yayınlanmıştır.

Türkiye'de de ilgiyle izlenen dizi Tony Soprano'nun kanunsuz işleri, sadakatsizlikleri ve ailesiyle olan ilişkileri ile terapisti Dr. Melfi'ye yaptığı ziyaretler üzerine kurulmuştu.

Aldığı ödüller;
Emmy ödülü(3), Drama dalında En İyi Erkek Oyuncu,
Üstün Performans için Screen Actors Guild Ödülü,
TV Guide 2005 yılında Tüm Zamanların 50 En Seksi Yıldızı içinde 28. sırada göstermiştir. 
İki kez evlenmiş olup ilk eşi  Marcy Wudarski ' den bir oğlu (Michael) ve ikinci eşi eski model Deborah Lin' den bir kızı (Liliana Ruth) olmuştur.

Ünlü oyuncu, 12 Angry Men, 8MM, The Man Who Wasn't There, All the King's men, Killing Them Softly, Zero Dark Thirty, Romance & Cigarettes(John Turturro-2005) gibi birçok filmde rol almıştır.

Sacda pişen yufkayı, ekmeği çevirmeye yarayan araç, çevirgeç . ..

Püsürgeç,
Çevirgeç,

Büslegeç (Büsleğeç).
Pişirilecek yufkanın saç üzerine konulmasını, aktarılmasını ve yufkanın saç üzerinden alınmasını sağlayan uzun, dar, ince ve yassı tahtadan yapılmış çevirmeye yarayan alet.

Sac ayak üzerindeki sacda pişirilen yufkayı, ekmeği çevirmeye yarayan kürek biçiminde tahtadan yapılmış araç. Köylerde, evlerde önceden hazırlanan yufka ekmek saç ayağı üzerine konulan sac üzerinde pişirilir. Pişirme esnasında yufkaları, ekmekleri alt üst çevirirken yassı, tahtadan yapılmış kürek şeklinde alet kullanılır. Bu alete püsürgeç, çevirgeç, büslegeç denir. Ayrıca bu alet kullanılmadığı zamanlarda çocuk oyunlarında kılıç olarak kullanılır. 



Kan emen bir sinek türü, sığır sineği ...

Büğelek,
Bükelek,
Sığır sineği, 
Büve, Büvelek,
İng. warble fly, Yun. Hypoderma diana. 

İvez, Cız Sineği, Nokra sineği, Okra sineği, İmiç, Güğüm sineği, İğrice, Büve, Büğe, Böğelek, Bevelek, İvez.


Kan emen bir sinek türü, Sığır sineği (Tabanus bovinus) .
Yumurtalarını sığırın teni altına bırakan sinek, eğrice Tabanus bovinus .
İki kanatlı, yaklaşık 2 cm uzunluğunda ve kısa boynuzlu, tıknaz gövdeli bir sinektir. İri gözleri vardır. Larvaları özellikle sığır ve atların, arasıra da insanların derisi altına yerleşir ve yumrulara neden olur. Kısa ama güçlü hortumuyla memeli hayvanların derisini delerek kanlarını emer, nokra adı verilen hastalığa yol açar. 
Sığırları rahatsız eden bu sinek, gübre sineğidir. Yazın hayvanlara musallat olan bu sineğe, bambal sineği de denir. Genelde sokucu olmayıp, çirkin vızıltısı nedeniyle sığırları delice kaçıran ve onlarda nokra yumrularının oluşumuna yol açan kısa boynuzlu bir sinek türüdür. Sığırları kaçıran bu olay cız tutmak deyimi ile ifade edilir.

Cız tutmak,
Bükelek Tutmak,
Külek tutmak,
Özellikle yaz aylarında irice bir sinek türünün büyükbaş hayvanları ısırarak onlardan ayrılmaması, onları rahatsız etmesi. Sığır otlatanlar bilir. Yazın güneşin dik geldiği kızgın sıcakta merada otlayan hayvanlar, sinek ve üvez gibi hayvanların hassas yerlerine konması neticesinde birden çıldırır ve kuyruğunu havaya kaldırarak koşmaya başlar. Sığırların bu hareketine cız tuttu  denir. Sığırların cız tutması sığırtmaçların korkulu rüyasıdır. Cız tutan sığır önüne bakmadan koşar. Uçurumdan dahi atlayabilir.




Bakınız; 
Daha çok sığırların kanını emen ve "büvelek" de denilen bir sinek...

"Üç Yirmi Dört Saat", "Kurtlar " ve Kızıl Vazo" gibi eserleriyle tanınan 17 Haziran 2013 tarihinde ölen ünlü kadın romancımız ...

Peride Celal,
(d. 10 Haziran 1916 - ö. 17 Haziran 2013)
İstanbul'da 1916 yılında doğdu. Fransız kolejini bitirdi ve İsviçre  Bern kenti Basın Ataşeliğinde görev yaptı. Yedi Gün dergisi için hikaye yazarak başlayan yazı hayatı Cumhuriyet, Son Posta, Milliyet ve Tan gazetelerinde muhtelif hikaye ve romanları yayınlandı. Edebiyat dünyasına aşk ve macera romanları ile girmiş ve toplumsal, gerçek hayat romanlarıyla devam etmiştir.
Yazarın eserlerinden Kızıl Vazo 1961 yılında Atıf Yılmaz tarafından beyaz perdeye aktarılmıştır. Senoryosunu yazdığı 1988 yılında çevrilen Süreyya Duru'nun "Ada" filmi eserleri arasındadır.



Aldığı ödüller;
Üç Yirmi Dört Saat (1977) Sedat Simavi Edebiyat Ödülü, 
Kurtlar (1991) Orhan Kemal Roman Armağanı.


Eserleri;
Sönen Alev (1938) - Yaz Yağmuru (1940) - Ana Kız (1941) - 
Ben Vurmadım (1941) - Kızıl Vazo (1941)  - Atmaca (1944) - Aşkın Doğuşu (1944) -
Yıldız Tepe (1945) - Kırkıncı Tepe (1945) - Dar Yol (1949) - Üç Kadının Romanı (1954) - Kırkıncı Oda (1958) - Gecenin Ucundaki Işık (1963) - Güz Şarkısı (1966) - Evli Bir Kadının Günlüğünden (1971) - Üç Yirmidört Saat (1977) - Jaguar (1978) - Bir Hanım Efendinin Ölümü (1981) - Melahat Hanım’ın Düzenli Yaşamı (1999) - Pay Kavgası (1985) -
Kurtlar (1990) - Deli Aşk (2002).

Herkesin anlamadığı özel anlamda kullanılan söz ...

Istılah,
Terim.
Herkesin anlamadığı özel anlamda kullanılan söz. 
Tabir, deyim. 
Belirli bir topluluğun, bir lafzı lügat mânasından çıkararak başka bir mânada kullanmaları.
Bir ilim veya mesleğe âid kelime, terim. 
Erbab-ı ilim arasındaki ve herkesin anlamadığı kelime.
Muvafakat. 
Uygunluk. 
Barışmak. 
İttifak.



















Kaynak: TDK,  Osmanlıca Türkçe sözlük.

Eskiden her şeyi hoş gören, çok sabırlı ...

Deryadil, 
Farsça bir kelimedir.
Farsça, deryadil / deryâdil / دریادل
Gönlü zengin. 

Büyük himmetli. 
Kalender,

Eskiden her şeyi hoş gören, çok sabırlı.
Gönlü geniş, her şeyi hoş gören kimse.
Her şeyi hoş gören, çok sabırlı.

Kalbi deniz gibi büyük olan, gönlü geniş ve kalender olan, 
Olur olmaz şeylere aldırmayan.  
Denize karşı, denizi gören.
İyi niyetli.

"Otlar" anlamında eski sözcük ...

Era,
Otlar, 
Otlak.

Eski dilde otlar.
"Otlar" anlamında eski sözcük.

Yolda bulunmuş nesne ...

Lakit,
Lukata.
Melkut. 
Sözlük anlamı olarak Lakit kelimesinin manası ne olursa olsun yerden kaldırılmış şey demektir. Son zamanlarda anlam olarak atılmış çocuk anlamında kullanılmıştır. Melkut sözcüğüde bu anlamdadır.

Melkut,
Yerden kaldırılıp alınan şey.
Sokağa, viraneliğe, cami veya kilise kapısına bırakılmış çocuk.

Buluntu Mal (Lakit).
Buluntu mal haramdır. 
Lakit yerden alıp kaldırmak demektir. Canlı ve cansız kaybolmuş mal,  sahibi bilinmeyen düşmüş mal, nesne, yolunu şaşırmış hayvan, zarar görmüş bir mal anlamında lukata terimi kullanılır.

Yerde bulunan şeye, lukata denir. Lakiti ve lukatayı alana mültakit adı verilir. Lukata kelime olarak lakit kelimesinden gelir. Yerden kaldırılmış şey manasına kullanılır. Buluntu kelimesi yerine de kullanılır.

Yol üzerinde oluşan çukur...

Laka, ( İtalyanca lacca).
Kasis, (Fr. cassis).
Hendek, 
Yol üzerinde oluşmuş çukur.
Kara yolunda oluşmuş çukurlar ve tümsekler.
Yollarda araçların hızını düşürmek için yapılan, türlü biçimlerde tümsek.
Bir yolun doğrultusunu dik kesen bir yandan öbür yana geçen ark.

Bu işaret levhası, taşıtların daha önceki yol şartlarına göre normal hızlarını düşürmedikleri takdirde, taşıtları tehlikeye düşürebilecek hendek, kasis, çukur ve benzeri üst yapı bozukluklarını uyarmak için kullanılır. Kaplama ile köprüler arasındaki trafik güvenliğini tehlikeye düşürebilecek kot farkları da bu işaret levhası ile bildirilebilir. Eğer bozuk olan yol kesimi 100 metreden daha uzun ise bozuk olan kesimin uzunluğu ilave bir panelle (PL-1) gösterilmelidir. (Ör. 150-800 m gibi) Gerekli görüldüğü hallerde bu işaret levhası, Azami Hız Sınırlaması levhaları ile birlikte kullanılabilir. Bozuk olan yol kesimi onarıldıktan sonra bu işaret levhası derhal kaldırılmalıdır.

Laka kelimesinin diğer anlamları;
Eskiden mürekkep şişelerinin içine konulan kumaş parçası.

Almanya ve bazı batı ülkelerinde en yüksek askeri rütbe ..

Feldmareşal,  
(Alm. feld-marschall, İng. Field marshall).
Alman ordusunda bir rütbe
Almanya ve bazı batı ülkelerinde en yüksek askeri rütbe.

Askeri hiyerarşide en yüksek rütbe.  
Alman, Avusturya, İngiliz, Rus ve İsveç askeri hiyerarşisinde en yüksek rütbe.
Mareşal rütbesine Almanların verdiği ad.

Siyasi otoritenin miras yolu ile bir kişinin üzerinde toplandığı devlet düzeni veya rejim ..

Monarşi, 
Fransızca Monarchie,
Mutlakiyet.
Tek erklik.
Saltanat,

Siyasi otoritenin genellikle miras yolu ile bir kişinin üzerinde toplandığı devlet düzeni veya rejim.
Tek kişinin gücü, kudreti, iktidarı. 
Egemenliğin tek kişide toplanmasıdır. Yönetim babadan oğula geçer.  



Monarşi, saltanat olarak da adlandırılır. Devlet ve hak otoritesi sülaleden sülaleye geçer.  Osmanlı padişahları, Moğol Hakanları, Hun İmparatorları, İngilterE Kraliçesi bunlara örnektir. Hükümdar kişi tarafından devlet adına tüm kararları çıkarır ve uygular. Monarşi yönetim biçiminde Devlete ait para ve tüm taşınmaz mallar bizzat hükümdar kişinin kendi malı, özel mülkü  olarak kabul edilir. Halk kendisini yönetecek, kendi iradesini yansıtacak yönetimi kendisi seçemez.



Siyasi otoritenin babadan oğula miras yolu ile bir kişinin üzerinde toplandığı devlet düzeni veya rejimi olup Devlet başkanı bir hükümdardır.

Padişah, Prens, Kral, Kraliçe, Şah, Emir, İmparator, Kağan, Hakan, Sultan benzeri isimlerle nitelenir. Tek tanrılı veya çok tanrılı dinlerde din adamları bu yönetim biçiminde en önemli yeri tutarlar. 
Hükümdar devlet yönetimine dair kararlar alırken bu din adamlarına danışır. İslam dininde bu sınıfı ulemalar oluşturur. Padişaha fetva vererek hizmet ederler. Devlet başkanı, padişah, sultan, kral siyasi yetkiyi yaşamı boyunca elinde bulundurur. Monarşi rejiminde o tek kişi öldükten sonra onun soyundan gelen biri oğlu, kardeşi yönetimi ele alır (genelde kızı olmaz). Bu sistemde padişah, kral, hakan cezalandırma ve bağışlama yetkilerini elinde tutar. 

Halen monarşi ile yönetilen ülkeler arasında İngiltere ve İngiltere kraliçesi bilinir.  Osmanlı imparatorluğunda padişahlar nesilden nesile saltanatı devretmişlerdir. Kurtuluş savaşı ile birlikte Atatürk saltanatı ve hilafeti ortadan kaldırarak Cumhuriyeti ilan etmiştir. 

Siyasi otoritenin bütün siyasi yetkileri elinde bulunduran hükümdarın yönetim biçimi ...

Otokrasi
(Fr. autocratie).
Rusça, авторитаризм 
Demokrasinin giderek bittiği yönetimdir.
Monarşinin bir çeşididir. 

Latince'den türetilmiştir. Latince Autos kendi ve kratos erk kelimelerinden otokrasi kelimesi üretilmiştir. Anlamı kısa şekilde ifade edildiği gibi hükümdarın, bütün siyasal kudreti elinde bulundurduğu bir yönetim biçimidir.

Bütün siyasi kudreti elinde bulunduran yönetim biçimi. Monarşi ile az bir farklılık gösterir. Monarşik yönetiminin Anayasal sınırlamaları olmayan şeklidir. 

Egemenlik kullanımında sınırlama ve denetimin olmadığı, iktidarın kendinden başka hesap vereceği muhatabının bulunmadığı, yönetimin kişi ya da grubun elinde toplandığı yönetim şekli. 

Mutlakiyyettir. Hükümdar otoritesinin hiçbir şekilde tahdit edilmemiş olması otokrasidir.  
İktidar erkinin, hükümdarın tüm siyasal kudreti elinde bulundurduğu yönetim biçimidir. 

Yönetim miras yoluyla kalmamış kişi tarafından ele geçirilmiştir. Yönetimi ele geçiren kişi otokrattır. Bu tür rejimlerde yönetimlerin halk adına karar vermesidir. Her şey iyi, doğru ve güzeldir. Herkes kabul etmek zorundadır. Sivil otorite halka karşı hiçbir hukuk kuralı tanımaz. Bu sistemdeki devlet yapısı, polis devleti denilen bir yönetim biçimidir. Çalışan memurlar, demokrasi adına yöneticinin emirlerini yerine getirir. Hiçbir hukuk kuralına bağlı olmadan halka uygular. Yönetici kendisini hükümdar gibi görür. Yöneticinin emirleri sanki bir hukuk kuralı olarak kabul edilerek uygulanır. Halkın kayıtsız şartsız bu kurallara uyması gerekiyor. Aksi halde çok şiddetli uygulamalarla bu kurallar kabul ettirilir. Mülkü polis devleti korur. Bu yönetim biçimi hukuk devleti düşüncesine, adalete zıttır. Hükümdar, demokrasi diyerek devlet adına yetkilerini kullanırken yalnızca Allaha ve olmayan vicdanına karşı sorumludur.  Otokrasinin bir ileri aşamasında monarşi başlar. Eski İspanya'daki Franco yönetimi güzel bir örnektir.

Otokrasi, teokrasi, demokrasi arasında yakın ilişki vardır. Bu yönetim sistemleri arasında geçiş çok kolaydır. Hepsi birbirini bünyesinde bulundurur.  

Bitki yiyerek beslenen canlılar, Otçul ..

Herbivor, 
Fr. herbivore, 
İng. herbivore .
Lat. herbivorus.
Bitki yiyerek beslenen canlılar. 

Otçul.
Otobur.
Osmanlıca, akil-ün-nebat.
Bitkisel organizmalarla beslenen canlılar, herbivor, otobur.
Tamamen otlarla veya ot türleriyle beslenen hayvan, herbivor.
Latince herba = ot, vorare = yemek anlamındadır. 
Buradan türetilerek, Herbivorus Otçul, ot yiyen.

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ