Vatoz balığı...

Deniz şeytanı,
Manta,
(Raja Clavata, Nagelrochen, Raie Bouclee).

Köpekbalığı ailesinden kıkırdaklı balıklardandır. Vatoz balıklarının gövdesi yassı, savunma amaçlı çok uzun ve ince kuyruğu  ve kelebek kanadı biçimli büyük yüzgeçleri vardır. Vatoz balıklarının  kuyruklarının ucunda zehirli iğneler bulunabilir. Balığın ağızları ve solungaçları gövdenin altında ve gözleri üstündedir. 

Bütün dünya denizlerinde çok çeşitli türleri yaşar. 1 m' yi aşan boy ve 40 - 50 kg. ağırlıkta olanlarına rastlanır. Uzun geziler yapmadan 15 - 20 m' den 100 - 150 m' ye varan derinlerde kumlara gömülü yatarak av bekler. Kabuklular, küçük balıklarla beslenir. Bahar ve yaz aylarında sahillere yaklaşarak üreme yapar. Dişileri 10 - 30 yumurta verir. Eti lezzetlidir. Fakat az tutulur. Karaciğerinden A vitamini ve yağ üretilir. Ekonomik değeri vardır.

Vernik yapımında kullanılan bir cins fosil reçine...

Kauri,

Günümüzde, Dünyanın her yerinde ağaçlar kendilerini korumak için reçine salgılamaya devam ediyorlar. Reçinenin yeraltında sertleşerek kehribara dönüşmesi milyonlarca yıl alır ve genelde eski kehribarlar daha serttir. Oluşumları bir kaç yüz seneden 10 milyon hatta kimilerine göre 20 milyon yıla kadar süren yani nispeten genç sayılabilecek, sertleşmesini ve polimerizasyonunu tamamlamamış kehribarlara Copal adı verilmektedir. Copal sözcüğü ispanyolca kökenli (copalli) olup tütsü anlamındadır. 

Copalin dış yüzeyi genelde güzel cila tutmaz ve kısa sürede oksitlenerek matlaşır. Saydam, yarı saydam, opak olabilir, klasik kehribar renklerinde ve yaygın olarak konyak renginde bulunur. Kehribara göre daha kırılgan olup Kolombiya, Madagaskar, ve Doğu Afrikada zengin fosil kapanımları bulundurduğu gibi, Yeni Zelanda Kauri Gum copal yataklarında olduğu gibi neredeyse hiç fosil bulundurmayabilir. Yeni Zelanda' daki Kauri copali, Kauri pine (Agathis australis) adı verilen, boyu 40-50 metreye ulaşan ve 1000 yıldan fazla ömürlü olabilen ağaçların reçinesinden oluşur. Kauri reçine, copal olarak yeterli dönüşüme, olgunluğa ulaşamamıştır. 

Sentetik ürünler bulununcaya kadar, copal yüzyıllarca vernik ve cilanın ana hammaddesi olarak kullanılmıştır. Hala da bu alanda yoğun olarak değerlendirilmektedir.

Zaloğlu Rüstem' in lakabı...

Tehemten,(Farsça).
İri yan, boylu boslu yiğit. Eski İran kahramanı Zaloğlu Rüstem'in lakabı.

İran efsanevi kahramanlarındandır. Ünlü İran şairi Firdevsi’ ye ait olan Şehname adlı eserde büyük bir kahraman olarak gösterilir. Rüstem, Türk Edebiyatında Rüstem-i Zal, halk ağzında da Zaloğlu Rüstem diye anılır. Bilhassa İranlılar ile Turanlılar arasındaki mücadelelerde kahramanlık, güçlülük ve yiğitlik göstermiştir. Bu yüzden pehlivan, yiğit, hükümdar gibi şahısları övmek için Zaloğlu Rüstem’ in adı kullanılır. Zaloğlu Rüstem Tehemten namı ile anılır.

Zaloğlu Rüstem' in Dev Sefit' le Güreşi 












Urfa yöresine özgü bir halk oyunu..

Şirvani,
Şirvan Düzü, 

Sadece erkeklerin aktif olarak oynadığı halay türünden oyunlardandır. Figürlerinin ağır olması ve uzun süreli oynanması nedeni ile kadınlar tarafından tercih edilmez. Süratle söylenen ve oynanan bir havadır.

Bölge illerinin ortak tarihsel ve kültürel yapıya sahip olmaları nedeniyle bu illerde oynanan oyunlara bölgesel halk oyunları denilmektedir. Coğrafi yer adlarıyla oyun adları arasında sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Bu özelliğin bölge oyunları içerisinde Şirvani’ ye de yansıdığı görülür.
Şirvaniler bedensel hareketlerin dansa dönüştüğü, sitil, solo ve adım gibi etnokoreolojik çeşitli özelliklere sahiptir. Şirvani bölgenin genel oyun karekterini yansıtan tipik örneklerden biridir. Adım özellikleri bacak, kol ve omuz olmak üzere üç temel bölümden oluşur. Sololar özellikle erkekler tarafından doğaçlama olarak icra edilmektedir.  Oyun kültürü perspektifi bakımından Şirvanilerin temel ayrıştırıcı özelliklerinden biri de müziktir.  

Şirvani Oyunu, Urfa köylerinde Hora denilen oyun çeşidi de eski ve mahalli Hristiyan köylerden edinilme olarak vardır.   Anadolunun güney illerinde, Barak obalarında da vardır.
Diyarbakır' ın Osmaniye (Ergani) ilçesi' nin bazı köylerinde 3-50 kişi tarafından kadınlı erkekli ve davul zurnayla Şirvani çeşidi de oynanır. Bu köylerde Hora denilen oyun çeşidi de eski ve mahalli Hıristiyan köylerden edinilme olarak vardır. Mustafa Sarısözen tarafından derlenerek Şirvani oyun havası yazılmıştır.

Üzerinde harfler bulunan kağıtlarla oynanan bir kağıt oyunu...

Leksikon,
Leksikoloji, sözlük bilimidir.

Mermi olarak çakıl taşı atan top...

Çakaloz, (swivel gun).
Mermi olarak çakıl taşı atan bir tür top veya bu topu kullanan topçu.
İlkel bir top silahı (top mermisi yerine çakıl taşı atan).
Osmanlı ordusunda kullanılan ufak toplardan biri.

Merkez bankasının pasifinde kayıtlı para miktarı ...

Baz,
Merkez Bankası, ticari bankalardan farklı olarak aktiften pasife doğru çalışır. Pasifte TL Yükümlülükleri vardır. Pasif; baz para (M o ) ve dolaşımdaki para (likit) dan oluşur.
M1 = Mo + Vadesiz Mevduat
Vadesiz Mevduat: Çek aracılığıyla bankacılık sisteminin ortaya çıkardığı taleptir. Mevduat çarpanına bağlı olarak satın alma gücü yaratır.

Pasif; kendiliğinden artmaz. İlla ki aktifte bir takım hareketler olmalıdır. En önemli aktif kalemi döviz ve altın rezervleridir. Merkez Bankası, TL Yükümlülüklerini arttıracak bir durum söz konusu olduğunda para arzı artışı ile enflasyon artışını engelleyecek politikalar uygular.

Baz Puan (Basis Point):  
Faiz oranlarındaki değişimi ifade eden bir ölçüm birimidir. Noktadan sonraki 4 üncü haneye karşılık gelir (0.0001). Örneğin fazi oranının % 65.25’den % 66.75’e yükselmesi durumunda 150 baz puanlık bir artış söz konusudur. Diğer bir deyişle baz puan % 0.01’e karşılık gelmektedir.

Merkezkaç...

Santrifüj (Fr. centrifuge). 
Merkezkaç. 
(Yun. kentron: merkez; phyge: kaçış),

Merkezkaç kuvvetten yararlanarak bir karışımın taşıdığı çökebilir ögeleri ayırıp çöktürmekte kullanılan laboratuvar aleti, santrifüjör. 

Yüksek devirde dönme yaparak merkezkaç kuvveti oluşturan ve bu kuvvetle özgül ağırlıkları farklı maddelerden oluşmuş homojen ve heterojen karışımları ayırmaya yarayan işlemin ve aletin adı .

Mermilerde ve ateşli silahlarında çap birimi...

Kalibre, (Fr. calibre). 

Mermilerde, ateşli silahlarda çap. Tüm ateşli silahlar da silah çaplarına kalibre (Cal.) denir.
Namlunun setleri arasındaki mesafeye verilen ad. Dolayısıyla o namluda kullanılan mermi adı da aynı isimle geçer. Amerika ve bazı avrupa ülkelerinde ölçü birimi mm olarak değilde inç olarak geçtigi için çap ve kalibre rakamları arasında fark gözükür. Avrupa ya da Amerika da .50 caliber denilince 12.7 mm demektir. 
 
Metrik Kalibrasyon sisteminde silahın ateşlediği mermi çapı ve kovan boyu milimetre olarak  ifade edilir. Bu sistemde Tabanca ve Tüfek fişeklerinin ifadesi hep aynı sistemle yapılır.  Önce mermi çekirdeğinin çapı milimetre cinsinden yazılır, sonra 'x' harfi konulur. Kovan boyu milimetre cinsinden yazılarak fişek ifade edilmiş olur.(8x57 mm.)

Kalibre cinsinden ifade edilenler 22 Cal, 30 Cal, 38 Cal, 45 Cal, .338 Cal, .50 Cal.
1 kalibre = 0.254 mm 


Genel Bilgi;

Ağır ateşli silahlar: Birden fazla kişi tarafından kullanılabilen, ağır, tahrip gücü yüksek, menzili uzun silahlardır. (havan, uçaksavar).
Hafif ateşli silahlar: Tek kişi tarafından kullanılabilen uzun veya kısa namlulu silahlardır. (tabanca, tüfek).
Harp tüfekleri: Yivli - setli namlulu, uzun menzilli delici güçte silahlardır.(M16, AK-47, G3)
Av tüfekleri: Yivli veya yivsiz (kaval) namlulu olabilir. Otomatik tipleri de mevcuttur.
Toplu tabancalar: Toptan dolma, genellikle 5-9 mermi alan silahlardır.
Otomatik tabancalar: Otomatik ibaresi, fişeği kendi kendine doldurması ve boş kovanı atması manasındadır. Kendiliğinden dolduruş yaparlar. İlk dolduruş atıcı tarafından yapılır.
Tam ve yarı otomatik olabilirler. Yarı otomatiklerde her atış için tetiği ayrı ayrı çekmek gerekir. Tam otomatiklerde tetik bir kere çekildiğinde bırakılıncaya veya fişek bitinceye kadar atış devam eder, şarjör kapasiteleri 13-18 civarındadır. Ek şarjörler yapılarak kapasite 24-30'a çıkarılabilir. Makineli tabancalar, el tabancalarından daha büyük ve şarjör kapasiteleri daha fazla (15-70 mermi) olan, tam veya yarı otomatik ateş edebilen tabancalardır. (MP5, Sten).

Mermer hastalığı...


Osteopetroz hastalığı,


Kemiğin içinde bulunan, süngersi yumuşak dokunun, kemiğin yüzeyinde bulunan, tıkız ve sıkı kemiksi dokuya dönüşmesi. Albers-Schönberg mermer hastalığı da denir. Meydana gelen bu değişikliğin sonucu, adeta bir mermer yapısı olan kemik, daha tıkızlaşır, kitle yoğunluğu artar, daha da sert bir nitelik alır. Kemikte kalsiyum maden tuzları büyük oranda fazlalaşır. Yapısı bu niteliği alan kemiğin dış çevreden darbelere karşı koyma gücü artmaz, tersine azalır. Bunun nedeni, kemiğin içinde bulunan süngersi dokunun kaybolması sonucu kemiğin esnek niteliğinin hemen hemen tümüyle ortadan kalkması ve kolay kırılır, dayanıksız bir yapıya dönüşmesidir. Gerçekten de dış çevreden gelen darbelere karşı koyma gücünü, kemiğin sertliğinden çok esnek nitelikteki yapısı sağlamaktadır. Örneğin cam sert yapısına rağmen kolay kırılır, bunun nedeni kendisine esneklik verebilecek bir yapıya sahip olmamasıdır.

Osteopetroz hastalığı, uyluk kemiği, baldır kemiği ve benzeri uzun kemiklerin orta bölümlerini etkiler. Kemiğin ortasındaki ilik kanalını zedeler. Hatta bazen kemik iliği kanalının tümüyle yok olduğu da görülür. Osteopetroz bundan başka göğüs boşluğu ve kafatası kemiklerinde de görülen bir hastalık halidir. Kafatası kemiklerinde görülen osteopetroz, göz çukuru yöresindeki göz siniri üzerine yaptığı baskı sonucunda hastanın kör olmasına da yol açabilir. 
Ayrıca işitme siniri üzerinde yaptığı baskı, hastanın sağır olması sonucuna yol açabilir; görevi kulağın dış çevreden aldığı ses titreşimlerini beyne iletmek olan işitme siniri, üzerinde oluşan bu baskı sonucu, görevini yapamaz hale gelir.

Osteopetroz hastalığının nedeni, bilinmemektedir. Bu hastalığa genellikle, küçük çocuklar tutulur ve genellikle bu küçük hastalar daha ergin yaşa erişmeden ölürler. Ölüme ağır kansızlık yol açar. Kansızlığa neden olan olay ise, uzun kemiklerin içinde bulunan kemik iliği kanalının küçülmesi, hatta bazı kez tümüyle ortadan kalkmasıdır. Böylece, alyuvar üretimi aksar. Bunun sonucu olarak da, hasta kansızlıktan ölür. Osteopetroza karşı henüz tam anlamıyla etkili bir tedavi yolu bulunamamıştır.

Tarikat inancında en yüksek makama ulaşan kutbun sağında ve solunda oturan iki imama verilen ad...

İmaman,

Tarikatlarda makam...

Post,
Tarikatlarda şeyhlik makamı.

Tarikat ya da sanatın ilk kurucusu...

Pir (Farsça), 
Yaşlı, koca, ihtiyar kimse.
Lonca ve fütüvvet kuruluşlarının başında bulunan yönetici.
Herhangi bir zanaatın, tarikatın kurucusu, ulusu. 
Saz ozanları kendilerini yetiştirenlere ya da ozanlıkta ünlü kişilere de Pir derler.



Tarikat şeyhine bağlanmış kimse...

Mürid, (Arapça)
Mürit, 
Bir tarikat şeyhine bağlanarak ondan tasavvufun yollarını öğrenen, onun doğrultusunda ilerleyen kimse.

Kore Savaşı sırasında VIII. Amerikan ordusunun yok olmaktan Türk birliğinin direnişi sayesinde kurtulduğu savaş...

Kunuri Savaşı,
Kore Savaşı.

Amerikan ordusu ile Çin Halk Gönüllü Ordusu ve Kuzey Kore birlikleri arasındaki kore savaşında Türk birlikleri Amerikan ordusu yanında yer almış ve savaşmıştır. Tarihimize Kore savaşı olarak geçmiştir. Savaşın en önemli anlarından birisi Kunuri savaşıdır.

26-28 Kasım 1950 yılında, gerçekleşen Kunuri Savaşı, Kore Savaşının ilk günlerinde gerçekleşmiştir. Toplam 4 yıl süren Kore Savaşının en zorlu anlarındandır. Kore savaşında Türk Tugayı ile Çin Halk Gönüllü Ordusu ve Kuzey Kore birliklerine karşı direndiği muharebedir. Savaş üç gün üç gece aralıksız sürmüştür. Türk Tugayı büyük rol oynamıştır. Kunuri denilen mıntıkada altı Çin tümeni tarafından çevrilen Türk birliği bu çemberi yarmayı başarmıştır.

Türk birliğinin direnişi sayesinde, Sunchon Boğazını koruyarak Birleşmiş Milletler Kuvvetlerinin çevrilmesi ve cephenin çökmesini engellenmiştir. 

Bu muharebede 462 Türk şehidi Güney Korede Seul-Pusan Kasabası yakınlarındaki Tanggok mezarlığı içerisinde bulunan Pusan Şehitliğinde bulunmaktadır.

İnek sütünden yapılan mavi küflü klasik İngiliz peyniri...

Stilton,
Mavi peynir, 

Mavi peynir de denilen küflü peynirgiller familyasından Stilton peyniri, İngiltere'nin Cambridgeshire bölgesinde yer alan Stilton'dan adını alıyor, ancak peynirin aslı Melton Mowbray adlı başka bir yer. Peynir noel yemeklerinde moda haline geldiğinden çok tüketilmektedir. Mayadan sonra bastırılmayan peynir yuvarlak kaplarda şekil aldırılıp kurutulmaya bırakılıyor bu esnada kalın bir kabuk oluşuyor ve bu kabuk stitonun yenmeyen tek kısmı. İçine mavi küf damarları açan penicillium roqueforti mantarı eklenenler küflü peynir kategorisine girdiğinden literatürde bu tür Stilton, blue yani mavi Stilton olarak küfsüz olanı ise white yani beyaz Stilton olarak adlandırılıyor.

Yarı yumuşaktır, maviden biraz daha fazla gevreksidir, mavi damarlıdır, yaşıyla beraber daha keskin ve kuvvetli olur. Cheddar peyniri temel alındığı için diğer bütün mavi peynirlerden ayrılır. İngiltere'nin en güzel peynirlerinden biridir. Tatlılar, peynir tepsileri, soslar ve salatalar için kullanılır. Taze meyve ve tatlı krakerlerle uyumludur. Feta için bazıları ikame olarak tavsiye eder.  

Danimarka’ya özgü yumuşak bir peynir...

Esrom,

İnek sütünden yapılan orta sert, sarı-kahverengi, Danimarka'ya özgü bir peynir türü. 

Peynir, maya ile katılaştırılarak sütten yapılan ve birçok türü olan besindir. Yarı yumuşak, düzgün, tatlı ve tereyağlıdır. Salut Limanından sonra meşhur olmuştur. Kabuğu tüketilebilir.

Sıcak yenen bir çeşit tel kadayıfı...

Künefe,
Antakya’ya gidip de künefe yemeden dönmek olmaz. Güney yöremize ait tel kadayıf ve peynirden yapılan ve sıcak olarak servis edilen,  bir tatlıdır. Hatay ve Mersin' de yapılan künefe, farklı şekillerde Kilis, Gaziantep, ve Adana' da da yapılır.

Künefe tarifi;
Malzemeler;
500 gr tel kadayıf , 
250gr  tereyağı , 
Ceviz yada antep fıstığı (Süslemek için),
1,5 Çorba kaşığı üzüm pekmezi (pekmez yerine toz şeker kullanılabilir), 
Şerbet için, 3 su bardağı su ve 4 su bardağı şeker ile 1 çay kaşığı limon suyu,
300 gr künefe peyniri (Peynir olarak Hatay peyniri, Lor peyniri, Antep peyniri gibi çiğ süte daha yakın, taze peynirler ve dil peyniri kullanılır).

Hazırlanışı :
Önce şerbeti hazırlanır. Bunun için 3 su bardağı su ve 4 su bardağı toz şeker,  limon suyu ilave edilip  kaynatılır, soğumaya bırakılır. 

Tere yağı (veya margarin) tavada eritilir, 1 çorba kaşığı tereyağı 1 çorba kaşığı üzüm pekmeziyle karıştırılır ve tepsiye dökülür. Kadayıfı tiftikleyerek, erimiş margarini ekleyip iyice karıştıralım. Kadayıfın yarısını elimizle iyice bastırarak tepsiye yerleştirelim. İki katman arasına , parça parça ettiğimiz künefe peyniri veya dil peyniri eşit miktarda yayılır. Kalan kadayıf döşenir.  Elle bastırılır. 220 derece fırında altı üstü pembeleşip kızarana kadar pişirilir. Sıcak kadayıfın üzerine soğuk şerbet dökülür. Yeşil fıstık veya ceviz serpilir. (Arzuya göre kaymakla servis yapılır.) Künefe sıcak ya da ılık olarak servis edilir.

"Düşünen Adam" adlı yapıtıyla tanınmış Fransız heykelci...

Rodin,

François-Auguste Rodin, (1840 Paris - 1917 Meudun, Fransa) Fransız heykeltıraş.

1840 yılında Paris’ te doğmuştur. Okumayı bırakıp çizim yapmaya başlayan Rodin 1855 yılında heykel çalışmalarına başlamıştır. 1864 te heykeltraş Barye’ nin kursuna katıldı ve dekoratif işler üzerine çalışmaya başladı. Kırık burunlu adam adlı çalışması paris salonu tarafından rededildi. 

 





İlk önemli yapıtı Tunç Çağı olmak üzere cehennemin kapısı, öpüşme, düşünen adam (resimdeki), balzaç gibi bir çok esere imza attı.

Rodin’ in ünlü düşünen adam heykelinin aslında ünlü şair Dante’ nin portresi olduğunu biliyormuydunuz?

Modern çağın öncüleri arasında sayabileceğimiz Rodin, Pihidias ve Michelangelo ile birlikte heykel sanatının gelmiş geçmiş en iyi ustalarından biridir. Romantizm akımından yararlanan Rodin 1917 yılında vefat etmiştir.

Nargileye takılan hortum biçimindeki boru...

Marpuç (Farsça).
Nargileye takılan ve kolayca içmeyi sağlayan, hortum biçiminde uzun ve bükülgen boru.
Nargile, Gövde (Ser), lüle denilen tömbekinin konduğu delikli  tabla ve dumanı filtre eden suyun bulunduğu şişeden oluşur. Ortadoğu ve Güney Asya' ya özgü geleneksel bir tütün içme aracıdır. Kullanıcının bir hortum aracılığıyla sudan geçerek süzülen dumanı içine çekmesini sağlayan bir düzenek olan nargile, içim şekli ve adabı, olan, doğu kültürünün bir parçası haline gelmiştir.

İlk olarak milattan önce tütütnü keşfetti. İbadet amacıyla yaktıkları tütün yapraklarının keyif verdiği keşfedildi. Tütün, tarih boyunca çeşitli medeniyetler tarafından şekillendirildi. Pipo oldu, puro oldu, sigara oldu, ağızlarda çiğnendi. Ancak hiçbir şekil, tütün ile nargile kadar bütünleşmedi.  Doğu kültürünün önemli bir parçası olan nargilenin ismi 'Hindistancevizi' anlamına gelen  kelimeden Farsça "nargil" deniyor. Araplarca "şişa", İranlilarca ise "kalyan" olarak adlandırılan nargilenin ilk örnekleri Hindistan'da ortaya çıktı. Hindistancevizinin içi boşaltıldıktan sonra kabuğuna bir kamış sokularak yapılan ilk nargile, hintkeneviri tüketimine yeni bir boyut katarken, hindistancevizi ise zamanla yerini kabağa bıraktı. Önce İranlilar, sonra Araplar arasında yaygınlaşan nargile, porselen, bronz, çini, cam, gümüş gövdeli gövdeli nargileler kullanıldı. Osmanlı ise tütünü tanıdığı 16. y.y dan bu yana nargileyi içine çekip, dumanını göğe savuruyor.

Nargileyi içmenin önemli püf noktaları;
Nargilenizi nefes alır gibi çekmelisiniz. Nargilenizi içim esnasında çok uzun ve sık aralıklar ile çekmemelisiniz. Nargile şişesine soğuk su ve bir miktar buz koymalısınız. İçim esnasında boğazda yanma, öksürme veya tıkanma olur ise kömürler üç beş dakika lüle üzerinden çekilmeli, lüle dolayısıyla tütünler kendi halinde soğutulmalıdır. Bu esnada şişe içerisindeki ağır duman marpuçdan hava üflemek suretiyle tahliye supabından boşaltılmalıdır. Bekleme zamanı sonrasında kömürler tekrar lüle üzerine konularak içime devam edilmelidir.  İçim süresince belirli aralıklarla tahliye supabından şişe içerisindeki dumanın boşaltılması (marpuçtan üflemek şekliyle) tavsiye edilir. Marpuçtan hava üflemenize rağmen tahliye supabından hava çıkmıyor ise, tahliye supabı sağdan sola döndürülerek çözülmeli yuva içerisindeki küçük bilye ve yuvası temizlenip kurutularak yeniden monte edilmelidir. Nargilenizin ortalama içim süresi lüle haznesinin büyüklüğüne göre 1 ila 1,5 saattir. Cappuccino, Kahve ve Kavun aromalı tütünlerde kullanılan marpuç ile başka aromalı tütünleri içmemenizi tavsiye ederiz.  İçtiğiniz tütünün aroma cinsine göre şişe içerisine aynı aromanın meyve özü tozundan bir miktar koyabilirsiniz. Nargilenizi havadar açık yerlerde içmenizi, rüzgarlı ortamlarda kesinlikle içmemenizi tavsiye ederiz. Nargilenizi sıkışık bir zaman diliminde içmemelisiniz. Nargilenizi hoş sohbet edebileceğiniz arkadaş gurupları ile beraber içmenizi tavsiye ederiz.  Her içimden sonra şişe, ser ve lülenizi yıkamanızı tavsiye ederiz.  Nargilenizi tok karnına içmelisiniz. Nargilenizi içerken beraberinde tuzlu kuruyemiş özellikle tuzlu fıstık yemenizi tavsiye ederiz.

Tropikal Amerika' nın tatlı sularında yaşayan çok yırtıcı bir balık...

Piranha, (Latince, Pygocentrus nattereri),
 
Güney Amerika' da Amazon Nehrinin ünlü etçil, aşırı agresif balığıdır. Normal zamanlarda dişi erkek arasında ayrım yapacak kadar farklılık yoktur. Keskin dişleri olan ve et yiyerek beslenen tehlikeli bir balık türü. Birçok çeşidi vardır, bunlardan biri kırmızı karınlı piranaladır, isminden de anlaşılacağı gibi karnı kırmızı renktedir. Küçük piranalar, balıkların kuyrukları ve pullarıyla beslenirler, ancak büyüdükten sonra bütün bir balığı komple yiyebilir. Daha çok 10-30 gruplar halinde sürüyle gezlerler ve saldırırlar, üreme zamanı sürü ayrılır ve herkes tek başına kendilerinin barınacağı bir yer yaparlar. Üreme zamanı geldiğinde kırmızı karınlı piranaların rengi metal-gri rengini alır. Çiftleşme anı geldiğinde birkaç dakika' da bir doruğa ulaşırlar bu işlemin 4 saat kadar sürdüğü de olur. Çiftleşme bittiğinde dişi barınağı terk eder ve yumurtaları, baba piranaya bırakır ve baba nöbet tutmaya başlar, ara sıra oksijen gelmesi için yüzgeçleriyle yumurtaların üzerinden geçer, ta ki doğana dek. Doğduklarında 2-3 cm doğarlar ve saydam olurlar. Sıtma taşıyan sivrisinek lavralarıyla beslenirler. Hasta ve yaşlı piranalar kendi aralarında ayrılırlar.
 

Tektanrıcı Aton dininin kurucusu olan Mısır Firavunu...

Ahenaton (IV. Amenofis). 

Eski Mısır firavunlarından birisidir. İÖ 1379 ve 1362 yılları arasında, 17 yıl süreyle Mısır’ı yönetmiştir. Güçlü ve zengin bir ülke olan Mısır’ın halkı bu gücün kaynağını çok sayıda tanrıları olmasına bağlıyordu. Oysa IV. Amenhotep (IV. Amenofis) adıyla tahta çıkmış olan Ahenaton, bir süre sonra bütün öbür tanrıları yadsıyarak tek bir tanrıya inandığını açıkladı. Güneş tanrısı Aton’un tek tanrı olduğu bu yeni dini benimseyince, babasından gelen Amenhotep adını bırakıp “Aton’un hizmetkârı” anlamındaki Ahenaton adını aldı. Başkentini de değiştirerek, ülkeyi Teb kenti yerine, Aon’a adanan ve bugünkü adı Amarna olan yeni bir kentten yönetmeye başladı.

Ahenaton’un tek bir tanrıya inanması halkını tedirgin etmişti. Özellikle Ahenaton’un düşmanları, onun eski firavunlar kadar güçlü olmayı amaçladığına ve artık büyük ölçüde rahiplerin eline geçmiş olan dinsel gücü yeniden kazanmaya çalıştığına inanıyorlardı. Onlara göre tek bir tanrıya tapmak çok yanlıştı. Ahenaton halkını tek bir tanrıya inanmaya zorlayan ilk yöneticilerden biridir. Ama onun ölümünden sonra görüşleri yasaklanmış ve eski inançlar yeniden canlanmıştır.

Başkalarına haset besleyen, kıskanç...

Günücü,
Kıskanç.
Hasetçi.
Hasut,

Zar yerine yedi tane deniz hayvan kabuğu ile oynanan , bazı kuralları damayı andıran eski bir oyun ...

Peçiç, (Hintçe Paçisi). 

Gaziantep' te peçiç, tarihi ve menşei bilinmemekle birlikte uzun yıllardır oynanmakta ve kuşaktan kuşağa aktarılmaktadır.  Yaygın oynanan bir strateji ve şans oyunudur. 
M.Ö. 400 yıllarında Hindistan'da doğup yayıldığı, tıpkı satranç, tavla, go gibi peçiçin de krallar için bulunduğu belirtilmektedir. Kimi kaynaklarda Hint Tavlası olarak yer alıyor.

Deniz kabuklarıyla oynanan Peçiç oyununun denizi olmayan Gaziantep' e nereden geldiği net bilinmemekle birlikte, şehrin İpek Yolu üzerinde bulunması ile doğudan ulaştırıldığı inancı hakim. Hindistandaki adı Pachis olup oyundaki en büyük sayı olan 25 anlamına geliyor.
Pachis, Hintçe de 25 anlamına geliyor.

Peçiç oynamak için karelere ayrılmış artı işaretine benzer. Oyun düz bir beze dikilir. Peçiç satın alınmaz herkes kendi peçicinin kendi yapar. Oyunu iki kişiyle veya takım halinde oynanabilir. Her bir ayak da üçerli sekiz sıradan oluşur. İki taraftan her birinin dört adet satranç benzeri ana taşı vardır. zar niyetine kullanılan altı adet deniz taşıdır (it boncuğu da denir).  Peçiç taşı, deniz hayvanı kabuğudur. Çin'de bir dönem para yerine kullanılmış. Sahibine güç ve uğur getirdiğine inanılıyor. Sadece aktarlarda bulunabiliyor. Oyunda 6 adet peçiç taşı kullanılıyor. Zar yerine kullanılan altı tane küçük deniz hayvanı kabuğu atılarak bunların açık taraflarının üste veya alta gelmelerine göre taş ilerleterek oynanan bir oyun. Kabukların açık veya kapalı gelmesine göre sayılar değişiyor. 

Sayılar şöyledir.
Altı taş da kapalı olunca 10 sayısını gösterir.
Biri kapalı beşi açık ise 12 sayısını gösterir.
İkisi kapalı beşi açık ise 2 sayısını gösterir.
Üçü kapalı üçü açık ise 3 sayısını sayısını gösterir.
Dördü kapalı ikisi açık ise 4 sayısını gösterir.
Beşi kapalı biri açık ise 25 sayısını gösterir.
Altısı da açık ise 8 sayısını gösterir.

Taraflardan her biri 12 veya 25 sayısını atana kadar, atmalar devam eder. 12 sayısını veya 25 sayısını atan, oyun sablon kumaşının ikili çarpılı kanadının, sağ çarpısına taş (cam taş) koyma (taş dikme) ile baslar. 12 yi atanın bir defa daha atma hakkı vardır. Ayrıca 25, 6 ve 8 sayıları atıldığında da tekrar atma hakkı doğar.  3 defa üst üste 12atılır ise bu atış bozulur, yeniden atmak gerekir. 25, 6, 8 sayıları üst üste 3 kere atılır ise geçersiz sayılır. 25 sayıyı atan taşını üçlü çarpılı kanadın sağ tarafına taşını koyar. Diger oyuncu ile aynı kareyi paylaşamazsınız, kim o kişinin karesine gelirse onun taşını kırmış olur. O tekrar 12 veya 25 atarak taşını oyuna sokar. Kim ilk önce 4 taşını da içeri geçirir ise oyunu o kişi kazanır. Kızma birader oyununa benzer bir oyundur. 

Oyunun ülkelere göre isimleri;
Hindistan’da Pachisi ve Chaupar,
İngiltere’de Ludo, pachisi, 
Amerikada, Parcheesi, Parchís, Patchessi ,
Almanya’da Mensch Ärgere dich nicht, 
Hollanda ‘da Mens-erger-je-niet, 
İspanya’da, Parchís ve Parkase, 
Fransa’da Le Jeu de Dada or Petits Chevaux , 
İtalya’da Non t'arrabbiare, 
İsveç’de Fia med knuff, 
Colombia’da Parqués (Colombia), 
Yunanistan’da Griniaris, 
Filistinde, Barjis ya da Bargis , 
Suriye’de Barjis(s) / Bargese, 
İran’da Pachîs kimi yerlede Petiç, 
Azteklerde, patolli, 
Özbekistan’ da Khorezm.

Zaç yağı, sülfürik asit...


Sülfürik asit.
Karaboya, 
Zaç yağı, (İng. oil of vitriol
Teknik sülfürik aside halk dilinde verilen ad. 
Derişik sülfürik asidin diğer adı, 

Sülfürik asit, H2SO4, güçlü bir mineral asididir. Yağ kıvamında renksiz bir sıvıdır. Zac yağı veya zac asidi olarak da bilinir. Saf asidin yoğunluğu 25°C' de 1,834 tür. 10,5°C' de donar, 315-318°C aralığında kaynar. Suyla her oranda karışır. Karışma esnasında büyük bir ısı açığa çıkar. 8. yüzyıl simyacısı Cabir bin Hayyan tarafından keşfedilmiştir. Çok önemli bir kimyasal madde olan sülfürik asit sanayide değme yöntemi ya da kurşun odalar yöntemi ile üretilir. Bu yöntemlerde kükürt dioksit çeşitli katalizörler eşliğinde oksijenle yükseltenerek kükürt triokside dönüştürülür ardından kükürt trioksit suyla tepkimeye sokularak sülfürik asit elde edilir. Sülfürik asit çeşitli derişimleri halinde gübre, pigment, boyar madde, patlayıcı madde, ilaçlama, inorganik tuz ve petrol arıtım ve metalurji işlemlerinde kullanılır. Ayrıca çeşitli pillerin yapımında da sülfürik asitten yararlanılır. Halk arasında "akü asidi" diye bilinir. Elektriği iletir. Suda çözündüğünde çok yüksek ısı çıkar. Piyasada satılan sülfürik asitler çoğunlukla yüzde 78,93 ya da 98'liktir.

Hemen hemen her endüstri sahasında kullanılmaktadır. Süperfosfat gübreler, sülfatlar, selofan, rayon, deterjanlar, hidroklorik asit, nitrik asit, hidrojen florür, borik asit, boyalar, boyar maddeler, patlayıcı maddeler, sülfone edilmiş hidro karbonlar, kauçuk, alkoller, böcek öldürücüler sülfürik asidin başlıca kullanım sahalarıdır. Ayrıca petrol rafinasyonunda, akülerde ve cevher yıkamalarında büyük ölçüde kullanılır.

Hangi konsantrasyonda olursa olsun, gözlerle teması tehlikelidir. Derişik sülfürik asit gayet kaşındırıcı olup, deride şiddetli yanıklar meydana getirir. Temas halindeki bölge bol su ile yıkanmalıdır. Temas edilen yerde renk açımı ve iz bırakıcı yaralar oluşur.

Lüksemburg Radyo-Televizyon Kurumu' nun simgesi...

RTL,  
Radio Télévision Lüksemburg.  

Lüksemburg'un N1 Haber, Bilgi ve Eğlence Portalı.     
RTL Group 1931 yılında Lüksemburg’ da  CLR, Compagnie Luxembourgeoise de Radiodiffusion adı altında kuruldu. Avrupalı bir öncü şirket olarak birçok dilde aynı frekans kullanılarak program yayınladı. RTL Group Avrupa'nın en büyük ticari radyo istasyonu oldu. Bugün yayın dünyasında efsane olan bir yayın kuruluşudur. 1950 yılında 23 kurucu yayın kuruluşu ile birlikte  Avrupa Yayın Birliğini oluşturdu. 1 Temmuz 1954, CLR CLT (Compagnie Luxembourgeoise de Télédiffusion) oalrak adı değiştirildi.  1955 yılında şirket Tele - Lüksemburg, Fransızca bir TV kanalı, Kuzey-Doğu Fransa, Lüksemburg ve Güney Belçika ile ortak yayın başlattı.  Bu yayınları ITV ile İngiltere, eski Avrupa ticari TV kanalı Tele-Lüksemburg, birlikte yaptı.

Zarif, kibar ...

Zürefa, Eski dilde Kibarlar, nazikler.
Zarif, Çekicilik, biçim, görünüş, durum, konuşma ve davranışlarıyla hoşa giden, beğenilen, zarafetli, güzel, şık, ince kibar tavırlı.
Davranış, düşünce, duygu bakımından ince, nazik olan, seçkin, değerli.
Tülbent kıyısına çekilen ince oya için de zürefa denir.


Yazıt ya da kabartmalarla kaplı olan dikili taş...

Stel, (stela).
Obelisk, 
(Alm. Obelisk, Fr. Obelisque, İng. Erect stone monument).

Dikilitaş (anıt) veya obelisk yüksek, daire veya dört kenarlı tepeye doğru incelen taştan anıt. Tarihi ve arkeolojik kıymetler taşırlar. Çoğu kez belirli bir şahsı veya olayı anmak için yapılır. Antik dikilitaşlar tek bir taştan oluşurdu (bir monolit). Mısır'da dikilitaş yapmak için kullanılan madde genelde Aswan'dan gelen kırmızı granittir. Stel terimi genellikle klasik obelisk forumda olmayan diğer dikili duran farklı anıtlar için kullanılır. Stel veya stela, dikilmiş, yüksekliği eninden uzun yekpare bir taştan oluşan bir yapıttır. 

Sözcük Yunanca stele yani "dikili duran blok"tan gelir. Ahşap olanlarına da rastlanmıştır. Stelin farklı şekillerde kullanılan farklı tipleri vardır. Örneğin özellikle Antik Yunan'da rastlanan mezar taşı mahiyetinde steller vardır. Bunlara mezar steli de denir. Amarna' da ise sınırı işaretleyen Akhenaten steli bulunur; steller sınır işaretleri olarak da kullanışmılardır. Bunların dışında askeri zaferleri anan steller de mevcuttur. Mezopotamya'da da salt anıt mahiyetinde, çoğunlukla kral buyruklarının yazılı olduğu steller bulunmuştur. 

Orijinal Mısır dikilitaşlarının birçoğu dünyanın farklı yerlerine gönderilmiş ve yeniden dikilmiştir. Roma dışındaki en ünlü dikilitaşlar Londra ve New York City'de bulunan ve Kleopatra'nın İğneleri olarak anılan bir çift dikilitaştır. Ayrıca Paris'te, Place de la Concorde'de bulunan 23 metrelik dikilitaş da oldukça ünlüdür. 

Temizlik işlerinde kullanılan bir toprak cinsi...

Arina, (İtalyanca arena )
Eskiden bakır kapları temizlemek için kullanılan açık sarı, kumlu kil, “el toprağı”.

Üçüncü Selim' in şiirlerinde kullandığı mahlas...

İlhami,
Selimdede,

III. Selim, (1761 - 1808), 
28. Osmanlı padişahı. Babası Sultan Üçüncü Mustafa, annesi gürcü  Mihrişah Sultan' dır. Babası öldüğünde henüz 13 yaşında olduğu için tahta amcası I. Abdülhamit çıkmıştı. I. Abdülhamit, III. Selim' e zor bir kafes hayatı yaşatmadı. Şehzadeliği boyunca iyi bir eğitim almış, müzik ve şiirle ilgilenmişti. Bunların dışında yüksek din ve fen ilimleri, Arapça ve Farsça öğrendi.

Yirmi yıl süren hükümdarlığı esnasında yenileşme yolundaki teşebbüs ve gayretlerinden başka, musiki ve şiire karşı göstermiş olduğu derin ve hararetli ilgiden dolayı, edebiyat mûsikî tarihimizde kendisine mümtaz bir yer ayırmamız gerekir. Yenilikçi padişah olarak adlandırılan III. Selim, sanatçı ruhlu bir kişiliğe sahipti. Siyasi esnekliği gösterememesi sonucu başarılı olamadı. Yaşamı boyunca müzik ve şiir ile ilgilendi. İlhami mahlasıyla şiirler yazdı. Topkapı Sarayı' nda dönemin ünlü müzik adamlarının katıldığı çalışmalar yaptırırdı. Şeyh Galip ile söyleşilerde bulunur, Galata Mevlevihanesi' nde ayin dinlerdi. III. Selim aynı zamanda Türk Klasik Müziği'ne Suzidilârâ, Şevkefza, Şevk-u Tarab, Arazbarbûselik ve Nevakürdi makamlarını kazandırmıştır. Dini müzik olarak ayin, durak, nat, ilahi formunda, din dışı müzik olarak Kâr, beste, semai, şarkı, köçekçe, peşrev, saz semaisi formunda 64 civarında eser bestelemiştir.

Kalça kemiği...

Oma,   
(İng. Hipbone, Alm. Hüftbein, Fr. coxal )
Pöç, Pöçük,
Kuyruk sokumu kemiğine ise Pöç kemiği denir. Kuyruk sokumu. Omaca, kalça kemiklerinin birleştiği yer.

Kalçanın yan ve ön kısımlarını meydana getiren çift kemikler. Kalça iskeleti çok az hareket eden eklemler ve bağlar aracılığı ile birbiriyle birleşmiş dört kemikten meydana gelir. Bu kemikler önde symphysis pubis denilen bir eklem aracılığı ile birleşmiştir. Arkada ise, bu iki kemik arasına sağrı kemiği (os sacrum) sokulmuştur ve sağrı kemiğinin alt uçunda kuyruk sokumu kemiği (os cocyx) bulunur. Kalça kemiği (os coxae) üç ayrı kemiğin birleşmesinden meydana gelir.

Küçük çocuklarda bu üç kemik kıkırdak dokusu ile birbirine bağlanmış durumdadır. Büluğ çağında üç kemiği birbirine bağlayan kıkırdak dokusu kemikleşir ve kalça kemiği tek bir kemik haline gelir. Erişkinde bu üç kemik birbiriyle tamamen kaynaşmıştır. Halk dilinde, kalça kemiği, bel kemiği için Oma denir. 

Yassı, geniş, girintisi ve çıkıntısı çok olan, leğen veya kemik çatının ön ve yan bölümlerini oluşturan bir çift kemiktir.

Anadolu' nun bazı yörelerinde kaçırılan kızın, buna razı olduğunu göstermek üzere kendisini kaçıran kişiye verdiği mendil, yüzük gibi şey...

Rızalık,
Nişan yüzügü yerine geçebilen armağan,  
Anadolunun kimi yörelerinde kızın kaçmaya razı olduğunu belirtmek için kaçırana verdiği, nişan yüzüğü yerine geçebilen armağan.

Çadır için kullanılan kazık...

Siyek,
Çadır için kullanılan kazık, çivi.

Karaçadır (Kılçadır, Çulçadır) genellikle sarp yerlerde oturan, otlakları dar olup keçi besleyen Yörükler tarafından kullanılır. Keçi kılından yapılan karaçadırlar ıstar tezgahlarda dokunur. Çadır için her birine kanat ya da Kolan denilen çullar dokunur. Çadır dokuma zamanı Ağustos ile Eylül aylarıdır. Karaçadır dokumasında çözgü ve atkı iplikleri aynı kalınlık ve bükümdedir. Çadırın su geçirmemesi için sık dokunması gerekir. Çadır bezi, genellikle santimetrede 4 çözgü, 2,5 atkı ipliği sıklığındadır.

Adına Cırmakan ya da Bakara denilen çadırlara bağ iplerini birleştiren ağaç kancalar, çadırın dengede durmasını sağlar. Üç direkli bir çadırda sekiz adet bakara bulunur. Çadır kurulduktan sonra çadır çevresine Sitil Kazıkları çakılır. Çadırın duvar perdesine Sitil denir. Çadırların uzunluğuna asılan eteklerdir. Çadır örtüsüne göre daha seyrek dokunmuş çullardır. Toz ve yağmura karşı çadırı korur. Çadır örtüsünün dört tarafından sarkan Saçak adı verilen püsküllü etekleri eklenir. Çadırın çatısından akan yağmur suyunu aşağıya akıtır. Sitil ipinden yapılmış Kolanlar (Siyek Kolanı), çadır örtüsünün enine kıl iplikle dikilir.  Çadıra dışarıdan gelen toz, toprak, böcek, rüzgar ve soğuğa karşı koruyan Dolak Hasırı ya da Çığ yerleştirilir. Bunlar dik durdukları için çok kullanışlıdır.

"Karanlığın günü", "Cüce", "Mektup Aşkları" gibi romanlarıyla tanınmış yazarımız...

Leyla Erbil,(1931- ),
1931 yılında İstanbul' da doğan Erbil, Kadıköy Kız Lisesi'nde (1950) ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili Edebiyatı'nda okudu. İskandinav Hava Yolları (1953-55), Ankara Devlet Su İşleri (1956-57) başta olmak üzere çeşitli kurum ve kuruluşlarda, sekreter, çevirmen, daktilo memuru olarak çalıştı. Türkiye İşçi Partisi'nin Sanat Kültür Bürosu'nda görev aldı.  Roman, öykü ve denemelerinde Ortodoks Marksçıların karşısında yer aldı. Erbil'in ilk öykü kitabı Hallaç, 1960 yılında yayımlandı. Yazarın 1988' de tamamladığı Mektup Aşkları, bugüne dek çeşitli yayınevlerinde altı baskıya ulaşmıştır. 

Mektup Aşkları' nda Erbil' in temel izlekleri aynı. Türkiye toplumunun 1940' lı yıllarına uzanan hikayede Erbil, kadının durumu, cinsellik ve aşk üzerinden geleneksel ahlakın ve küçük burjuva aydınlarının eleştirisine yönelmiştir.

Evlenerek bir süre Ankara ve İzmir' de oturdu. 1961' de İstanbul' a döndü. Halen İstanbul' da yaşıyor. Evli ve bir kızı var. 

Eserleri;

Öykü; Hallaç (1961), Gecede (1968), Eski Sevgili (1977).
Roman; Tuhaf Bir Kadın (1971),  Karanlığın Günü (1985),  Mektup Aşkları (1988),  Cüce (2001), Üç Başlı Ejderha (2005).
Diğer;
Tezer Özlü' den Leylâ Erbil' e Mektuplar (1995), Düşler Öyküler (1997), Zihin Kuşları (1998)

Oyunda özellikle pokerde hile yapan kimse...

Trişör,
Oyunda, özellikle pokerde hile yapan kimse, üçkağıtçı.

Çok hızlı gidebilen bir tür keşif gemisi...

Skavut, (İng. scout ).
Çok hızlı gidebilen bir tür keşif gemisi.

Saydam ve pelte kıvamında madde...

Jel, (İng. gel ).
(pelte, peltemsi), 

Kolloidal taneciklerin sürekli bir ağ yapısı oluşturacak şekilde pıhtılaşması ve dağıldığı ortamı hareketsizleştirmesi sonucunda oluşturduğu yarı katı sistem.
Çözünmüş veya çökelmiş maddenin pelte kıvamındaki durumu veya suyunu kısmen kaybetmiş jelöz



"Art nouveau" akımının en önemli temsilcilerinden biri olan Avusturyalı ressam...

Gustav Klimt, (14 Temmuz 1862 – 6 Şubat 1918), Avusturyalı sembolist ressam.

Art Nouveau (Yeni Sanat), zarif dekoratif süslemelerin ön plana çıktığı, kıvrımların ve bitkisel desenlerin sıklıkla kullanıldığı bir sanat akımıdır.

Klimt, Bohemyalı kuyumcu bir babanın ve Viyanalı Anna Finsher’ in yedi çocuğundan ikincisi olarak 14 Temmuz 1862 yılında Viyana’ da dünyaya geldi.  Viyana uygulamalı sanatlar okulunda eğitim gördüğü sıralarda tarihsel konular işleyen ressam Hans Makarat’ tan etkilendi. 1883’ten sonra kardeşi Ernst ve ressam Franz Matsch ile birlikte dekoratör olarak çalıştı. Burgtheater’ ın ve Sanat Tarihi Müzesi’ nin dekorasyonunu tamamladıktan sonra 1892 yılında kardeşinin ölümü üzerine bu işi bıraktı. 1897’ de Viyana’da bir grup sanatçı ile Viyana Sezession Grubunu oluşturdu ve bu grubun ilk başkanı seçildi. Bu görevini 1905 yılına kadar sürdürdü.  

Birkaç yıl sonra Viyana Üniversitesi için felsefe, tıp ve hukuk adlı tavan resimlerini yaptı. Fakat resimler erotik simgeleri ve karamsarlık yüzünden büyük tepki aldı ve geri çevirdi.   1902’ de arkadaşı mimar Josef Hoffmann’ın baş yapıtı sayılan Brüksel’ deki Stoclet Evi’nin yemek odası için duvar resimleri yaptı.  

Bugün üçü de Avusturya Galerisi’ nde bulunan Öpüş, Fritza Riedler ve Adele Bloch-Baver gibi son çalışmalarında figürleri silüet biçiminde ele aldı. Klimt' in birincil resim konusu kadın bedenidir ve eserlerinde ince dekoratif süslemelerle beraber zarif bir erotizm göze çarpar. 

Ünlü sanatçı 6 Şubat 1918 yılında beyin kanaması sonucu hayatını kaybetti. Klimt’ in ailesi onun Onur Mezarı’ na gömülmesini kabul etmedi ve sanatçı Viyana’ da basit bir mezara gömüldü.   Yağlıboyalarının dışında desenleri de ayrı bir önem taşıyan Klimt’ in, özellikle Kokoschka ve Egon Schiele üstünde yoğun etkileri oldu.  

Önemli Yapıtları;
Aşk Müzik I, Bir Kadının Portresi, Memorial Sanat Müzesi, Tıp, Yaşayan Su, Ölüm ve Yaşam, Adem ile Havva, Kadının Üç Çağı, Salome.

Müzikte, bir akoru oluşturan seslerin peş peşe duyulması...

Arpej, (Fr. arpège). 
Bir akort oluşturan seslerin birbiri arkasından çalınması.

Kanuni...

Yasal, 
(İng. lawful, legitimate, licit, legal).
Bir durum ya da davranışın türe düzenine uygunluğu.
Kanuni, Yasanın, dinin ve kamu vicdanının doğru bulduğu, yasalara uygun, 
Meşru, 
Legal.

"Körleşme", "Sözcüklerin Bilinci" gibi yapıtları dilimize de çevrilen ve 1981 Nobel ödülü nü kazanan İngiliz uyruklu yazar...

Elias Canetti,(1905, Rusçuk -  1994, Zürih) 

1981 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi, kökeni 1492'de İspanya'dan göç etmiş Sefarad yahudilerine dayanan, Almanca eserler vermiş yazar.

Elias Canetti, 25 Temmuz 1905' de Rusçuk' ta doğdu. Yahudi bir ailenin çocuğu olan Elias, 1911 yılına kadar burada yaşadı. Daha sonra aile önce İngiltere'ye, babasının ölümüyle de Viyana'ya taşındı. Böylece Elias, Ladino, Bulgarca, İngilizce ve Fransızcanın yanında Almanca da öğrendi. 

Gelecekte de eserlerini hep Almanca yazacaktı.  1916'da Viyana'da kimya öğrenimi gördüğü sıralarda edebiyata da merak salmaya başladı. Buradaki edebiyat çevrelerine yavaş yavaş girmeye başlayan Canetti, 1929 yılında Viyana Üniversitesi' nden mezun oldu. Bu arada ilk edebi çalışması ''Dahi Brutus''u yazdı.   

1927 yılında Viyana Adalet Sarayı'nın öfkeli bir kalabalık tarafından yakılmasından çok etkilenen yazar, bu tarihten sonra toplumdaki davranış bozuklukları üzerine yazmaya ve araştırmaya başladı. 1928 yılındaki Berlin seyahatinde Bertolt Brecht, Isaak Babel ve George Grosz ile tanıştı. Onlardan da etkilenerek insanın çılgınlıkları üzerine bir çok roman yazdı. 30 yaşında tamamlayacağı ''Körleşme'' adlı başyapıtında da yine bundan ilham aldı. 1930' lu yılların başında Amerikalı yazar Upton Sinclair' in eserlerini çeviren Canetti, 1934 yılında kendisi gibi yazar olan Veza Taubner-Calderon' la evlendi. Bu sırada ''Düğün'' ve ''Kibir Komedisi'' isimli iki tiyatro oyunu yazdı. ''Kibir Komedisi'', absürd tiyatronun ilk örneklerinden biri olarak görüldü. 

Nazilerin Viyana'yı işgal etmelerinden kısa bir süre önce Paris'e taşınan yazarın 1935 yılında basılan büyük eseri ''Körleşme'' Nazi yönetimi tarafından yasaklanan kitaplar arasına girdi. Ama bu eserin başarısını gölgeleyemedi, ''Körleşme'' Avrupa ve Amerika' da bir çok edebiyat otoritesinin dikkati çekti ve yoğun ilgi gördü. Paris' ten Londra' ya taşınan yazar, 1952 yılında vatandaşlık hakkı kazanarak hayatının büyük bölümünü burda geçirdi. 

1960 yılında, ''Kitle ve İktidar'' yayınlandı. 1971' de Hera Buschor adında bir restoratörle ikinci kez evlendi. Böylece İsviçre'ye taşınan yazar son yirmi yılını Zürih'te geçirdi ve 14 Ağustos 1994 yılında burada toprağa verildi. Canetti, vasiyeti üzerine ünlü yazar James Joyce' un yanına gömüldü. Nobel Ödülü(1981) dahil bir çok ödülün de sahibi olan usta yazar 20. yüzyılın toplum ve insan psikolojisine ışık tutan bir çok değerli eser bırakmıştır.     


Başlıca Eserleri;
Körleşme (Die Blendung)1935, Düğün (Die Hochzeit) 1932, Kibir Komedisi (Komodie der Eitelkeit) 1934, Sayılı Gün (Die Befristeten) 1956, Kitle ve İktidar (Masse und Macht) 1960,, Kurtarılmış Dil (Die Gerettete Zunge) 1977, Kulaktaki Meşale (Die Fackel im Ohr) 1980, İnsanın Sılası (Die Provinz des Menschen) 1973, Sözcüklerin Bilinci (Das Gewissen der Worte) 1975,    

Ödülleri;
Nobel Ödülü,Franz Nabl Ödülü, Nelly Sachs Ödülü, Europa Prato Ödülü, Johann Peter Hebel Ödülü ve Kafka Ödülü.

Duyularla algılabilen her şey...

Fenomen, (Fr. phénomène).  
Görüngü,
Olay, Olgu,
Felsefede somut, algılanabilr ve denenebilir olay ve nesne demektir. Bir nesne, olay ya da sürecin nesnel gerçekliğini vurgulayan bir ifadedir.

Melih Cevdet Anday’ın, sinemaya da aktarılan bir romanı...

Raziye,  

Yusuf Kurçenli tarafından senaryo ve yönetmenliği yapılan Raziya filminin konusu; Geçmişteki ilişkilerinden kaçan Ali, Akdeniz' de bir sahil köyünde oturan dayısının yanına gider. Dayısının, evlat edindiğini söylediği gizemli Vedia'yla tanışır. Zamanla bu iki genç insan arasında yakınlaşma doğar. Vedia' nın sırf kendi istediği için Ali' yle birlikte olması ve başka bir şey beklememesi genç adamı şaşırtır. Daha sonra genç kızın başkalarıyla birlikte olduğunu fark eden Ali' nin, bu gizemli kız hakkında öğreneceği daha çok şey vardır.
 

Melih Cevdet Anday,
1915 yılında İstanbul’ da doğdu.Ankara Gazi Lisesi' ni bitirdikten sonra Milli Eğitim Bakanlığı Yayın Müdürlüğünde danışmanlık, Ankara Kitaplığı'nda memurluk ve gazetecilik yaptı. Akşam ve Cumhuriyet gazetelerinde deneme yazıları yazdı.1954'ten sonra bir süre İstanbul Belediye Konservatuarı tiyatro Bölümü'hde fonetik-diksiyon öğretmenliği yaptı, emekle oldu. Şiirleri dışında tercümeleri ve romanları da vardır.

Genel özellikleri bakımından şairin 1940-1952 yıllarında kazandığı deneylerin bileşkesi olarak kabul edebileceğimiz şiirlerden oluşan ‘Yan Yana’da dörtlü kuruluşların belirgin bir biçimde çoğaldığı görülür. Gelecek, Hiroşima, Faltaşı, Güzel Düş, Anı adlı eserlerde geleneksel biçimlere eğilimi ağır basmıştır.

Eserleri;
Garip (O.Veli ve O.Rifat ile), Rahatı Kraçan Ağaç, Kolları bağlı Odysseus, Göçebe Denizin Üstünde, Ölümsüzlük Ardında Gılgamış, Teknenin Ölümü,Tanıdık Dünya, Güneşte, Yağmurun Altında, gizli Emir, Raziye, Dört Oyun.

Mustafa Kemal’i aşırı biçimde eleştirdiği için Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey’i öldürmüş, TBMM’de geniş yankılar uyandıran olaydan sonra teslim olmamakta direnince sıkıştırıldığı evde silahlı çatışma sonucu öldürülmüş Türk milis komutanı..

Topal Osman Ağa, (d. 1883, Giresun - ö. 2 Nisan 1923, Ankara) Türk asker, milis yarbayı. Mustafa Kemal' in Giresun' lulardan oluşan ve 19 Mayıs 1919 dan itibaren yanından ayrımadığı muhafız kıtası komutanı.

1883 Yılında Giresun'un Hacıhüseyin Mahallesi'nde doğdu. Ekim 1912 yılında Balkan Harbine gönüllü katıldı. Sağ dizinden yaralanarak sakat kaldı ve Topal lakabıyla anılmaya başlandı. Nisan 1916’da Borçka’da Ruslara karşı savaşan Türk ordusuna katılan Topal Osman, orduda olduğunu unutup kabadayılığa devam etmekle kalmayıp, sıcak çarpışmaları görünce kaçma emareleri gösterince, komutanı kendisini affetmez ve 50 değnekle cezalandır.

Lozan görüşmeleri sırasında İsmet İnönü’ nün hariciyeci olmamasını eleştiren Ali Şükrü, bu dönemde meclis çalışmalarını engelleyerek Mustafa Kemal’ in tepesini iyice attırmıştır. Hatta Mustafa Kemal’ le birbirlerinin üzerine yürümüşlerdir. Bu günlerde Ali Şükrü Bey birden ortadan kaybolur. Kayboluşunun üçüncü günü kardeşi bakanlar kuruluna başvurur, bir çobanın ihbarıyla boğulduğu anlaşılan ölüsü Ankara civarındaki Mühye köyü civarında bulunur. 

Kurulan bir komisyon bazı somut delillerden (örneğin Ali Şükrü Bey’in sıkılmış yumruğunun arasında bulunan hasır parçasının Topal Osman’ın evindeki sandalyeden kopmuş olduğu tespit edilmiştir) hareket ederek Topal Osman’ın suçlu olduğuna karar verir. Anlaşıldığı kadarıyla, Topal Osman, Ali Şükrü Bey’in Mustafa Kemal’i sürekli üzmesine tahammül edememiş, (yani durumdan vazife çıkarmış) ve Ali Şükrü Bey’ i, Mustafa Kemal tarafından kendisine bağışlanan Papazın Bağı denen yerdeki evine davet ederek öldürmüştür.

1923 Nisan' ında bir çatışmada yaralı olarak ele geçirilecek, hastaneye götürülürken yolda ölecektir. Nedense başı kesilerek alelacele gömülmüştür. Ancak Meclis daha önce Ali Şükrü Bey’ in katillerinin yakalanarak Ulus Meydanı’ nda idam edilmesi kararını oybirliği ile aldığı için, başsız ceset mezardan çıkarılır, Ulus Meydanı’ nda ayağından darağacına asılır. Gazinin bu olaya çok üzüldüğü, Topal Osman'ın bir Cumhuriyet şehidi olduğunu ifade ettiği ve TBMM kararıyla mezarından çıkarılıp Meclis kapısında asılarak teşhir edilmesine büyük tepki gösterdiği söylenir.1925’de bizzat Mustafa Kemal’in emri ile naaşı Giresun Kalesi’nde ilk gömüldüğü yerden alınıp, yine kale içindeki anıt mezara nakledilir. 1981’de Giresun mülki yöneticileri kendisini kahraman ilan etmek için Türk Tarih Kurumu’ndan görüş alırlar ama gelen cevap olumsuzdur. 1983’ de Kenan Evren şehri ziyareti sırasında Topal Osman’ dan övgüyle söz eder. 1987’ de yerel yöneticiler 2 Nisan’ larda Topal Osman’ ı anmaya başlarlar.

Isparta'nın Eğirdir ilçesine bağlı bir belde...

Barla,
Kasaba Isparta ili, Eğirdir ilçesine bağlı olup, Eğirdir’ in 25 km kuzeybatı uzantısı, 18 km kıyı şeridi olan 3052 nüfuslu 104 Km² yüzölçümlü güzel bir yerleşim yeridir. Kasabanın kuruluş tarihi tam olarak bilinmemektedir. Edinilen bilgilere göre M.Ö.1. yüzyılda kasabamızda para basıldığı araştırılan kaynaklardan tespit edilmiştir. Bilinen en eski adı Parlais olduğu, Antik yazar Ptolrmoios tarafından belirtilmiştir. Parlais’in yerinin aranması 1833 yılında F.V.J Arundel ile başlamıştır. 

Barla kasabamız 1376 yılında Osmanlı yönetimine geçmiş olup, kurtuluş savaşı sonuna kadar Rumlarla, Türkler iç içe yaşamışlardır. Rumlardan kalan bir Aya Geogios kilisesi, Osmanlılardan kalan 2 köprü, 1 adet Çeşnigir Paşa cami, 2 adet hamam, 4 adet Ulu Çınar ve tarihi çeşmeler mevcuttur.  Kasaba 1953 yılında Belediye olmuştur.
 
Belde de tarım ve hayvancılık geçim kaynağıdır. Özellikle elma, kiraz, erik, kayısı gibi meyveler ünlüdür. Balıkçılıkta yapılmaktadır. Ormanlık alanlardan kerestelik tomruk çıkarılmaktadır. 
Turistik yerler; Barla dağı( 2.737 m), kilise ve eski eserlere, Çamdağı ve Boyalı adası.

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ