Karakarga...

Kuzgun, (Corvus corax). Kelag

Karganın büyük ve leş yeyici olanlarına denir.
Ötücü kuşlar takımının kargagiller familyasından, Kuzey Amerika' nın dağlık, fundalık yerlerinde bulunan, tüyleri siyah renkte olup mavi renkte parlayan bir kuş türü, karakarga .

Karga, kargagiller(Corvidae) familyasından Corvus cinsinden iri yapılı, düz gagalı, pençeli tüyleri çoğunlukla siyah, yüksek ve rahatsız edici sesli kuş türlerinin ortak adıdır.

Kuzgunlar akılsız tasvir edilmelerine rağmen zekasıyla ilgili anlatılan çok sayıda öykü bilinir.  Kuzgunun en zeki kuş olduğu düşünülmektedir. Kuzgunlar siyah renkleri, tuhaf sesleri ve parlak cisimlere olan düşkünlükleri  ile mitoloji ve sanata konu olmuşlardır. Oyunculuklarının ve akrobasi yetenekleri vardır. Kuzgunlar aynı zamanda hırsız kuş olarak da bilinirler. Bunun nedeni dişilerini etkilemek için özellikle parlak, peyaz ve mavi renkteki nesneleri yuvalarına taşımalarıdır. Kargaların ömrü 7-13 yıl arasındadır.

Kargalar genelde fundalıklarda, daha çok ormanlık, dağlık kesimlerde ve hayvan yetiştirilen yerlerde bulunurlar. Kargalar her şeyi yerler. Çöplükleri karıştırırlar, böcek, kurt, fare, leş, böğürtlen, mısır gibi besinlerle beslenirler. Bilindiği gibi ceviz, meşe palamutu, incir gibi orman ürünlerini de tüketirler.

Ülkemizde bilinen belli başlı türleri;
Alakarga (Garrulus glandarius).
Ekin Kargası (Corvus frugilegus).
Göknar Kargası (Nucifraga caryocatactes).
Gri Leş Kargası (Corvus corone).
Kırmızı Gagalı Dağ Kargası (Pyrrhocorax pyrrhocorax).
Sarı Gagalı Dağ Kargası (Pyrrhocorax graculus).
Küçük Karga (Corvus monedula).
Saksağan (Pica pica).
Kuzgun (Corvus corax).
Gökkuzgun (Coracias garrulus).

Merdiven biçiminde çıkıntıları olan kubbe...

Mukarnas,
İslam sanatında mimari yapılarda görülen geometrik bir bezeme çeşididir. Kademeli olarak taşmalar yapacak biçimde, aşırtmalı olarak yanyana ve üst üste gelen, üç boyutlu görünüm veren bir geçiş ve dolgu öğesidir. Petek biçimi bir görüntü ile yarım kubbelerin içini dolgulayan İslam sanatı öğesi. Sarkıtlı olanlarına istalaktit denir. (Yakut Türkçesinde çıkıntı, burun). Düşey bir yüzeyden, üzerinde bulunan daha taşkın bir yüzeye geçmek ve ona bindirmelik görevi yapmak için taş veya tuğladan küçük prizmalar şeklinde, birbiri üzerine oturan bindirmeliklere verilen ad, istelaktit. 

Mimar Sinan çağında bunlara tekil olarak mukarnas, çoğul olarak da mukarnesat denirdi. Mukarnasın çeşitli bölümlerine asaba, pah, badem, peş, kanat, yırtmaç, diş, püskül gibi adlar verilmiştir.

Merdiven parmaklığı ...

Tırabzan,
(Farsça).

İngilizce Baluster-railing, Fransızca Balustrade.
Merdiven korkuluğu.
Korkuluk,
Küpeşte.


Mimarlıkta, merdivenlerin kenarlarındaki korkuluk.  
Merdiven başlarında bulunan, korkuluğu desteklemeye yarayan, kalın, yuvarlak başlı dayanak.

Merkez...

Özek, (Fr. Centre).
Odak, Mihver,
Nüve (Osmanlıca). 
Bir şeyin çevreden aynı uzaklıkta olan yeri, ortası.
Bir oylumun orta noktası ya da bölgesi.

Hizmetçiler...

Etba,

Hizmet gören kimse.
Belli bir ücretle ev işlerini yapmak için tutulan kadınlar.

Tâbi olanlar, bağlı olanlar, emri altında bulunanlar.

1874-1935 yılları arasında yaşayan ve “Hisse-i Şayia”, “Sekizinci”, “Yavuz Hırsız” gibi komedileriyle tanınmış oyun yazarımız...

İbnürrefik Ahmet Nuri Sekizinci,(1874-1935)

1874'te İstanbul' da doğan İbnürrefik Ahmet Nuri Galatasaray' dan mezun olduktan sonra Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreterliği' nde ve Karantina İdaresi' nde çalıştı. Bu idarenin Lozan Antlaşmasıyla dağılması üzerine muhasebe müdürlüğünden emekli oldu. Tiyatro yazarı İbnürrefik Ahmet Nuri Sekizinci 6 Mart 1935' de Ankara'da öldü. En sevdiği oyunu Sekizinci'yi soyadı olarak alan Ahmet Nuri, Ankara Halkevi Tiyatrosu' nda rejisörlük yapıyordu. Darülbeydayi' nin yönetim kurulu üyeliğine seçildi (1915). Ankara Halkevi' nde tiyatro yönetmeni olarak etkinlikte bulundu. Meşrutiyet döneminin bir oyun yazarı olarak başlayan Ibnürrefik, öbür yazarlara benzemez olarak oyun yazarlığını başlı başına bir uğraş olarak almıştır. Kaba çizgili güldürü ve töre komedyalarında daha çok aile kurumunu ele alarak kadın-erkek, karı-koca, anababa-çocuk ilişkilerini güldürüyü ön planda tutan bir yönelimle vermeye çalışmıştır.

Yapıtlarının birçoğu Fransızca oyunlardan uyarlama ve aktarma olmakla birlikte günlük dili çok iyi kullandığından asıllarından daha canlı ve başarılı olmuştu. Ahmet Nuri'nin en tanınmış oyunu, Alfred Savoir'ın La Huiteme Femme de Barbe-Bleu (Mavi Sakalın Sekizinci Karısı) adlı oyunundan uyarladığı Sekizinci (1922) idi. Bundan başkan Hisse-i Şayia, Ceza Kanunu, Nurbaba, Şeriye Mahkemesinde, Belkıs, Himmet'in Oğlu, Hoşkadem Gebe ve Son Altes gibi oyunları sahnelenmiştir. Bir komedi ve vodvil ustası olan Ahmet Nuri 1932'de Mahmut Yesari ve Reşat Nuri Güntekin'le birlikte Kelebek adlı bir mizah dergisi çıkarmıştı.
Eserleri;
Alemdar (1914), Sivrisinekler (1921), Ceza Kanunu (1924), Dört Cihar (1924), Nurbaba (1924), Hisse-i Şayia (1930), Seriye Mahkemesinde (1933), Belkıs (1934), Himmeün Oğlu (1934), Son Ateş (1934); Aşk-Atik, Cereme, Dengi Dengine, Tecdid-Nikah, Gücü Gücüne Yetene, Fırsat Yoksulu, Kadın Tertibi, Açık Bono, Nakış, iki Bebek, iki Ateş Arasında, izdivaç Projesi, Yeni Dünya, Ferda.

Doğu Anadolu Bölgesi’ne özgü bir halk oyunu...

Meyroki,

Oyun figürlerine bakılarak ismini almıştır. Meyroki oyununda, ileriye gidişlerde düz bir gidiş yerine önce sağa dogru bir yürüyüş sonra sola doğru bir yürüyüşle yay çizilir. Bu sarhoşların fazla içtikten sonra yolda yürümelerini andırır. Bunun için oyuna mey (içki) ve ro (yol) kelimelerinden içki yolu anlamını taşıyan bir ad verilmiştir. Meyroki oyunu için ikinci bir rivayet daha vardır. Meyroki oyununa konu olan Meyro' nun asıl adı Meyrem' dir. Ama halk kolaylık olsun diye Meyrem' i Meyro diye çevirir. Meyro meydanda davul zurna çalınca köy delikanlıları ile birlikte kendinden geçer, kendinden değişik figürler katarak oyunlar oynar. Bu halkın çok hoşuna gider herkesin dilinde Meyro' nun oyunları vardır. Halk her seferinde Meyro' nun oynadığı oyunlar manasında meyroki deyip geçer. Hem kız hem erkekler arasında oynanır. Sertlik gostermez. Daha ziyade titreme ve gosteriş oyunudur.

Halk oyunları çoğunlukla köylü tarafından , nişanlarda, askere uğurlamada, yaylaya çıkış ve inişte, doğumda, dini ve milli bayramlarda, kazanılan zaferin sonucunda, ferfene, barana, sıra gezmesi, yaren sohbeti gibi toplantılarda oynanmaktadır. Doğuanadolu Bölgesinin diğer illerinde de oynanan ve aynı adla anılan oyunlar, 'Bar' ve 'Halay' türlerindendir. Oyunlar genelde insanın sertlik, birlik beraberlik ve insan sevgisi duyguların ifade eder.

Nare, Meyroki, Deriko, Sepe, Delilo, Sirto, Lorke, Halay(Bitlis yöresinde Berite denir.),

İri ve siyah taneli bir üzüm cinsi...

İrikara,  

İrice ve siyah taneli sofralık bir üzümdür. Üzüm (Vitis) yeryüzünde kültürü yapılan en eski meyve türlerinden birisidir.

Yelkenleri değişik sınıf ya da serilere ayırmak için ölçüt olarak alınan ve metre ya da ayak cinsinden ifade edilen rakam...

Rating (İngilizce derecelendirme, sınıflama).


İnsanların suyun kaldırma gücü ve rüzgardan yaralanması suretiyle başlayan yelken sporu, bugün popüler spor dallarından biridir. Daha önceleri Hollandalı gemicilerin korsan gemilerini kovaladıktan sonra gayri ciddi olarak yelkenli gemilerle yaptıkları dönüş yarışları, 1639 yılında İngiltere’ de Seamark Club adlı yelken kulübünün kurulmasıyla ciddiyet kazandı. Ancak gelişimi 19. yy’ ın ikinci yarısından itibaren hızlandı. 1900 yılında Olimpiyat Oyunları’ na dahil edilmesi de yelkenciliğe spor kimliği kazandırdı. Henüz aynı tarzda teknelerin fazla olmaması nedeniyle, farklı tasarımdaki teknelerin eşit koşullarda yarışabilecekleri bir sınıflandırmaya yönelik “rating rule” denilen ölçme kuralları, 1906′ da kabul edildi. 

1994 yılında ise Türkiye’de 1980 yılından itibaren kullanılan IOR ölçü ve handikap sistemi yerine IMS (Uluslar arası Ölçü Sistemi), Türkiye Açıkdeniz Yarış Kulübü programında bulunan bütün yarışmalarda uygulanmaya başladı.

Orta Asya’da eski Türk mezarlarının üzerindeki türbe türü yapılara verilen ad...

Bark,

Türk mezar mimarisinin bilinen en erken örneklerini, Hun dönemine ait kurganlardır. Türk mezar yapısı olan kurganlar, toprak üstünde gözle görülebilen yığma bir tepe (tümülüs) ve toprak altındaki mezar odası olmak üzere iki kısımdan oluşmuştur. Bazı kurganlarda ölünün mumyalandıktan sonra, ahşap sandukanın içine konularak gömüldüğü tespit edilmiştir. Dilimizde ev bark sahibi olmak gibi bir ifade  olduğu herkesçe malum, evin ne olduğu bilinir de, Bark’ın ne demeye geldiği biraz  belirsizdir. İslam öncesi tarihimizde Bark mezar üzeri yapıları  tarif etmek için kullanılmıştır. Balbal da ölü adına dikilen insan şekilli heykeldi.  İslamiyete geçtikten sonra ne bark ne de balbal geleneği aslında kaybolmamıştır. Balbal' ların   Orta Asya’dan başka eski adı Deşti Kıpçak olan bozkırlarda (Ukrayna/güney Rusya) halen mevcut olduğunu, Rusların onlara Taşbabalar ve Taşnineler dedikleri biliniyor. Türkmenistan’da  adları “yadigerlik”  imiş. Anadolu’da bazı Alevi köylerinde rastlanan yazısız veya  Latin harflerle yazılmış insan yüzlü  mezartaşları halk bilimci ve sanat tarihçilerin  de artık dikkatini çekmektedir. Bunlara  Anadolu Balbalları denebilir. Bark’ ların ise İslamiyetle   türbeye dönüştüğü söylenir.


“Sis”, “Tula Teyze”, “Abel Sanchez” gibi romanları dilimize de çevrilmiş ünlü İspanyol yazar...

Unamuno,

Jugo Miguel de Unamuno (1864-1936) İspanyol düşünür, yazar. Roman, öykü, şiir, deneme ve oyun türünde eserler vermiştir.

Madrid Üniversitesi' nde felsefe ve edebiyat üzerine eğitim almış ve Bilbao' da felsefe öğretmenliği yapmıştır. 1891 yılında Salamanca Üniversitesi' nde Eski Yunan Dili Kürsüsü' nde profesör olmuştur. İlk romanı Paz en la Guerra (Savaşta Barış) 1897' de yayımlandı. Unamuno roman ve oyunlarında, karakterlerinin trajik yaşamını vurgular ve hayatın anlamını sorgular.

20. yüzyıl İspanyası' nı düşünmüş ve yazmıştır. Dogmatik düşünceye (özellikle faşizme) karşı savaşmış ve bu uğurda 1924 yılında diktatör Rivera tarafından Fransa' ya sürgüne gönderilmiştir. 1930 yılında, altı yıl Fransa' da sürgünde yaşadıktan sonra ülkesine dönerek Salamanca Üniversitesi Rektörü ve Yüksek Ulusal Kültür Şurası Başkanı olmuştur. Faşist tırmanışa cephe alınca Franco tarafından görevine son verildi. Unamuno, bu kez de diktatör Franco' ya karşı çıktığı için ev hapsine mahkum edilmiştir. Tutuklu halde, 31 Aralık 1936 tarihinde ölmüştür.

Eserleri;
Günlükler,
Savaşta Barış,
Sis,
Abel Sanchez,  (Bir Tutkunun Öyküsü),
Tula Teyze,
Yaman Adam,
Ermiş ve Kurban 

Avustralya’da yaşayan bir cins devekuşu...

Emu (Dromaius novaehollandiae).

Avustralya'da yaşayan emu, tıpkı devekuşu gibi kanatları köreldiği için uçamayan, çok iri bir kuştur . Avrupalılar' ın Avustralya' ya yerleşmesinden önce bu kuşlar kıtanın kumlu düzlüklerinde sürüler halinde dolaşırlardı. Çok hızlı koştukları için, bumerang, ağ ya da kement gibi ilkel silahlarla avlanan Avustralya Yerlileri' nin elinden kurtulmaları kolay oluyordu. Üstelik köşeye kıstırıldıklarında arkalarını dönüp güçlü ayaklarıyla tekme atarak kendilerini savunabiliyorlardı. Ne var ki, tüfekle avlanan Avrupalılar' ın kıtaya gelmesiyle emuların güvenli yaşamı sona erdi. O günden sonra etinden, gösterişli tüylerinden ve derialtı yağından yararlanmak için durmadan avlanan, ayrıca ekinlere zarar verdikler için öldürülen emuların sayısı giderek azaldı. Bugün kıtanın içlerindeki açık düzlüklerde sürülere rastlanırsa da, yerleşme bölgelerinin çevresinde serbestçe dolaşan bir tek emu kalmamıştır.

Yarı saydam bir süs taşı....


Akik (İng. agate, Fr. agate ), 

Kalseduan kuvarsının bir türü olan, yüzük taşı, mühür vb. yapmakta kullanılan, türlü renklerde, yarı saydam, parlak ve değerli bir taştır. Kimyasal bileşimi SiO2, sertliği 7 olan , çeşitli renklere sahip değerli bir taş. Özgül Ağırlığı : 2,57 – 2,64, Sertliği 7 olan taşın özelliği bedenin gerginlik olan kısımlarına sıcaklık hissi verir ve gerginliği azaltır.

Ağrıları gidermek için kullanılabilir. Cilt hastalıklarına karşı etkilidir. Damarları kuvvetlendirir.

Din adamlarının simgesi sayılan başlık...

İmame,
İslama mahsus baş kisvesi olan sarık. 

Zırhlı külah. 
Çubuk ve sigaralığın başına takılan ağızlık.
Tesbihin başındaki ve ipin iki ucu içinden geçen uzunca tane.

Sarmaşık, palmiye gibi bitkilerde çiçekliği saran boru şeklindeki bürgü...

Spata, (İng. spathe).

Bir çiçek kümesinin veya koçanın kaidesinde tek olarak bulunan ve onu saran veya yanal olarak çıkan, renkli, büyük ve yaprak veya brakte görünüşündeki yapı.

Koçan şeklindeki çiçek durumunun tabanında tek olarak bulunan ve çiçek durumunu saran renkli, büyük yaprak görünüşündeki yapı.     

Örnek; Hurma, (Dattelpalme /   Dattier / Date palm / Phoneix dactyfera / Datte) En eski bitki çeşitlerinden biridir. Babil’ in en eski yerlileri Sümerler hurmayı en az 5000 sene önce ilk defa yetiştirmişlerdir. Kuzey Afrika ve Orta Dogu bölgelerinin ekonomisinde çok eskiden beri büyük bir rol oynar. İlk defa Basra Körfezinde yetiştirildigi tahmin edilen hurma bitkisi yaklaşık 18-24 m boyundadır. Gövdeleri diktir. Tabanından birçok sürgün verir. Yelpaze şeklinde olan yapraklarının büyükleri tepede toplanmıştır. Çiçekleri ekseriya tek cinslidir. Başak tipindeki çiçekleri “spata” adı verilen büyük yapraklarla çevrelenmistir. Küçük sarı çiçekleri toplu halde açarlar. Meyveleri sarımsı kahve renkli, dış kabuk sarımsıdır. Orta kısım etli ve şeker bakımından zengindir.
 

Söylenen sözün tersini kastederek kişiyle veya olayla alay etme...

İroni, (Fransızca İronie, Yunanca Eironeía). 

Dolaylı ve alaylı anlatım, mizah,
Alaysılama.
Söylenen sözün tersini kastederek kişiyle veya olayla alay etme.
Söylenenin tam tersinin kastedildiği ifadedir. Söylenen ya da yapılan eylem, ciddi görüntüsü altında, karşıt söylenceyi ya da eylemi, çelişki noktasına çekmeyi hedefler.

Kısaca alaylı üslup denir. İroni deyince pek çoklarının aklına İngiliz Edebiyatı ve kültürü gelir. İfade edilen şey ile gerçekte varolan şeyin çelişkili farklılığını anlatır. Ya da bir şey söylerken, aksi bir duruma işaret edip dolaylı yoldan çelişkiyi gösterme becerisidir.

Çeşitli sanat dalları ironiyi oldukça fazla kullanır. Bunların en başında mizah ve edebiyat geliyor. Edebiyatta dramatik ironi ve trajik ironi gibi ayrımlar vardır. Bunlara Romeo Juliet, Othello gibi eserlerde rastlıyoruz. Bizim gündelik esprilerde rastladıklarımızsa genellikle durumsal ya da eylemsel ironiye örnek gösterilebilir.

İroninin Türkçe’deki en yaygın karıştırıldığı kavram “alaycılık” tır. Çelişkileri ortaya çıkarmak alaycılığı içerir; ama ironi alaycılıkla sınırlı değildir. Aslında alaycılık olarak çevrilebilecek  olan  sarkazm, eylemsel ironinin kollarından biridir ve asıl amacı çelişkiyi ortaya çıkarmaktan öte hicvetmektir. Aslında bizdeki hiciv (yergi) sanatına denk gelir. Dolayısıyla sarkazm, ironiye göre daha sert ve keskindir.

“Fena değil” örneğinde olduğu gibi, bilinçli hafifsemeye dayanan söz sanatı...

Litot,
Hafifsemeye dayanan söz sanatıdır.

Antifraz, bir retorik terimdir. Bir tür düşünce figürüdür. Alay (ironi) amacıyla bir fikri, bir düşünceyi tersini söyleyerek ifade etmektir. Bu sanat, ironik bir etki bırakır ve ironi ile yakından ilişkilidir, ironi çok zaman bir antifrazla başlayan alaydır. Antifraz ayrıca bir cins  litot' tur. Litot da söylenenin tersini kastetme ilkesine dayanır, ancak litot, söze farklı, yeni anlamlar ilave eder, buna karşılık antifraz, basit bir tersini söyleme sanatıdır. Bu haliyle Türkçe’deki “kinâye” ve “tesmiye-i bin-nakîz” sanatlarının karşılığıdır. Bir kelimeyi olağan anlamına, ister kuvvetle inkâr veya teyit amacıyla olsun, ister alay etmek amacıyla olsun, zıt bir anlamda kullanma sanatıdır.

Bir resim ya da desende, bazı nesne ve figür boyutlarının perspektif etkisiyle kısalması...

Rakursi, Kısaltım,

Resimde perspektif demektir. Doğadaki varlıklar, bize yakınsa gerçek ölçüleri ve renkleri ile görünür. Bizden uzaklaştıkça küçülüyor ve renkleri de soluyar hissini verir. İşte gözümüzün bu görüş hissini resimde çizgi ve renk olarak göstermek işine perspektif diyoruz. Perspektif, çizgi perspektifi ve renk perspektifi diye ikiye ayrılır. Yakın olan şekiller uzakta olanlardan daha büyük ve belirli gözükürler.

Kısaltım (Rakursi) : Resim sanatında ya da doğada kaçış çizgilerinin başlangıçları ile kaçış noktası arasının kısa olduğu görünüş. Tek bir figürün ya da nesnenin, derinlik duygusu verecek şekilde betimlenmesi anlamına gelen terim, derinlik dugusunu yanılsama yoluyla yaratması açısından bir perspektif türü olarak kabul edilir. Kısaltımda, betimlenen nesneye ya da figüre belli bir uzaklıktan ya da alışılmadık bir açıdan bakıldığında ortaya çıkan biçim bozmalar yumuşatılarak tuvale aktarılır. Örneğin; yatan bir kadının ayak ucundan bakıldığında,  ayak parmakları ucunda dizleri, dizlerinin hemen üstünde de göğüs ve çenesi görülür. 

Kısaltımı kullanan sanatçı, ayakları göründüğünden küçük, başı da o oranda büyük vererek biçim bozmaları yumuşatır. Sanat tarihinde kısaltımın en iyi bilinen örneği Mantegna' nın Ölü İsa adlı kompozisyonudur.

Cıvanın herhangi bir madenle yaptığı alaşım....

Malgama, (Latince).
Amalgam, (Fr. amalgame).

Amalgam ( Arapça al-malgam = merhem ), çok kuvvetli çözme özelliğine sahip olan civanın, metaller ile yaptığı karışım ( alaşım ). Cıva ile bir başka maddenin katışığı olup diş dolgusunda kullanılır, malgama, amalgam. Amalgam, Sıvı civa, birçok metali, özellikle Bakır, Gümüş, Altın ve Alkali metalleri ( lityum, Sodyum, potasyum, ...) çözer. Katı, yumuşak veya Sıvı olabilir. Cıva, bazı metal olmayan Maddeler ile de amalgam verir. Amalgamın sertliği ve yumuşaklığı ilave edilen metalin miktarına bağlıdır. Amalgamların çoğu ısıtılınca civanın buharlaşmasından dolayı bozunur. Fakat Bakır amalgaması ısıtılınca yumuşar, soğuyunca tekrar sertleşir.

Malgama, Cıvayı temel madde olarak alan alaşım. Rastlanan pekçok madde, cıva ile reaksiyona girerek malgama teşkil eder buna amalgama da denir. Malgama esas olarak diş dolugularında, maden cevherinden gümüş ve altın elde etmek için kullanılır. Özellikle, oda sıcaklığında sıvı olan cıva ile katı bir metalin reaksiyona girebilmesi yönünden ilgi çekicidir. Amalgamaların kesin tabiatları oldukça karmaşıktır.

Gümüşün tabii malgaması, yoğun izometrik kristaller şeklindedir. Malgamalar, temiz parlak metal yüzleri cıva ile temasa getirilerek elde edilir. Seyreltik bir asitin kullanılması, okside olmuş ve metalle cıva arasındaki reaksiyonu geciktiren metal yüzlerinin temizlenmesi yönünden önemlidir. Ayrıca ısı, amalgam reaksiyonunu hızlandırır. Isı, cıva ve alaşım atomlarının, madde içinde daha hızlı hareket etmesini sağlar.

Elektrokimyasal metodlar kullanarak da malgama elde edilir. Bu metodlarda, ya katı metal, cıva tuzu içine daldırılır veya civa malgama, metal tuz çözeltisi içine konur. Elektro kaplamada olduğu gibi, uygun elektrik akımı kullanılarak, işlem çabuklaştırılabilir.

Malgamalar, vakum tüplerinde ark elde etmek için kullanılır. Bu arklar, cıvaya ve mevcut alaşım elemanına has bir ışık spektrumu verirler. Ayrıca, kadmiyum pillerinde, kadmiyum - civa alaşım şeklinde kullanılır. Bu piller, standart voltaj elde etmek için kullanılır. Amalgamların çoğu ısıtılınca civanın buharlaşmasından dolayı bozunur. Fakat bakır amalgaması ısıtılınca yumuşar, soğuyunca tekrar sertleşir.

Kimi felsefe ve din kuramlarının dayandığı temellerden her biri....

Uknum (Arapça).
Öge, İlke, Uknum, Eleman, Unsur.
Felsefede Hipostaz, Dayatı.
Asıl, rükün, zat.
Rükün (Rukn), Bir şeyin en güçlü ve sağlam yönü.

İslam müçtehitlerinin hukuki bir soruna ilişkin olarak aynı yargı üzerinde birleşmeleri...

İcma (Arapça). 
İslam bilginlerinin bir konuda fikir birliği etmeleri.
Toplama. Toplanma. Dağınık şeyleri toplamak. Hazırlamak. 
Azm ve kasdeylemek.
Bir Topluluğun fikir birliği etmesi.
Bir meseleden alimlerin ittihad etmesi.  

Sığ sularda yaşayan bir balık...

Lapina, (Fr. lapina).
Çırçır Balığı, Yahudi Balığı.

Kemikli balıklar (Teleostei) takımının, lapinagiller (Labridae) familyasından, kayalık kıyılarda, sığ sularda yaşayan 25-35 santimetre uzunluğunda, kırmızı benekli, mavi veya yeşil balık (Crenilabrus pavo).

Atlas Okyanusu ve Akdeniz sularında yaşayan bir balık. Akdeniz’ in kıyılarında, Tropik ve ılık denizlerde yaşar. Dudağı ve derileri kalındır. Vücudu yumurtamsı ve yassıdır. Derileri ve dudakları kalındır ve hava keseleri mevcuttur. Çok değişik ve canlı renkleri, bulunduğu bölgeye, mevsime, yaşa göre çok farklılıklar gösterir. Çoğunlukla yeşil, sarıdır. Göğüs yüzgeçlerinin üst kısmı mavi ve kuyruk kısmı siyah lekelidir. 

Çırçırbalığı veya yahudibalığı da denir.  
Lapina balığı, Akdeniz’ in kıyı bölgelerinde kaya ve mercanların aralarında barınır. Yosunlardan ve çeşitli deniz bitkilerinden yuva yapar. Yumurtalarını yaptıkları bu yuvalara bırakır. Yumurtalar döllendikten sonra, erkek lapina yumurtalara bekçilik yapar ve onları dış tehlikelere karşı korur. Erkek lapina ile dişi lapina renk bakımından birbirinden farklıdır. Üreme zamânı çok canlı renklere bürünürler. Lapina balığı yosun, su solucanları, küçük balıklar ve ufak deniz yumuşakçalarıyla beslenir.

Otuz bir heceden oluşan, sözcük oyunları ve çeşitli imalar içeren bir Japon şiir türü...

Kyoka,

Gana’ya özgü bir antik çalgı,..

Seprewa, 

Çoğumuzun duymadığı, varlığından bile haberdar olmadığı bir enstrüman. Sözlük açıklaması arp-ud karışımı geleneksel bir enstrüman. Gana’ya özgü bir antik çalgı, Malili kora müzik aletinin uzaktan kuzeni. 1920’lerde Gana’da önem kazanan Highlife müzik tarzının yüreği olan enstrüman, Batı’nın empozesi yüzünden zamanla yerini gitara bıraktı ve gündemden düştü. Hatta günümüzde birçok Ganalı artık bu çalgı aletini bilmiyor.

Gana müziğine özgü, V şeklinde iki değnekle çalınan törensel bir davul...

Atumpan,

Dişi ve erkek cinsiyeti olan V şeklinde iki çubukla çalınan geleneksel törensel bir davul. 

Kent içinde ıssız yolda ölümle korkutarak yapılan soygunculuk...

Karmanyola, ( İt. carmagnola ).
Şehir içindeki ıssız yollarda ölümle korkutarak yapılan soygunculuk.

Hatay yöresine özgü bir tür yoğurtlu pilav...

Siresil,  
Silesil,


Hatay yöresine özgü bir tür yoğurtlu pilava yörede verilen isim.

Mersin yöresine özgü cevizli hamur tatlısı...

Kerebiç, 

Mersin yöresine ait biraz da ramazan ayıyla özdeşleşmiş bir tatlı. Bu yüzden ramazan ayında yoğun olarak yapılıyor ve tüketiliyor. Beyaz bir köpüğün içinde yatan irmikle yapılmış, içi fıstık veya ceviz dolu, içli köfte şeklinde oldukça şekerli değişik bir tatlı. İlk lokmada hoşlanmasanız da devam etmeyi deneyin, çünkü ilk lokma daha önce kerebiçi tadmamış birisi için şaşırtıcı olabiliyor. Bunun sebebi beyaz köpüğün kendisi. Tatlının dışındaki beyaz köpük aslında krema değil, çöven kökünün suyu. 

İçli köfte şekline getirilerek yapılan kısmın dışı irmik, yağ, karbonat ve şekerle yapılıyor; içine de fıstık veya ceviz konuluyor. Sosunun hazırlanışı ise daha zahmetli. Çöven kökü ıslatılıyor ve ertesi güne kadar bekletildikten sonra beş saat kaynatılıyor. Beş saatin sonunda süzülmeye bırakılıyor ve süzülen yeşil su büyük çırpma aletlerinde çırpılıyor. Bu çırpma işlemi; yeşil su, beyaz köpük halini alana kadar devam ediyor. Bu köpüğe, neredeyse karamelize olacak kadar yoğunlukta şeker ekleniyor ve çırpma işlemine devam ediliyor. Her şey bittikten sonra üzerine tarçın serpiliyor. Afiyet olsun...

Çöven Otu,
Sabunotu, Helvacı kökü, Saponaia officinalis, Saponaia, Gypsophila struthium, İng. Soapwort.

Çövenin suda köpürdüğü için Sabun otu da deniliyor. Çöven, Haziran-Temmuz aylarında beyaz çiçekler açan, 50-60 cm yüksekliğinde çok dallı, çok senelik, kazık köklü, otsu bir bitki.  Yaprakları sapsız, soluk yeşil renkli, çiçekleri küçük pembe ve beyaz renkli. 

Çöven KöküTürkiye' de ve yakın doğuda "tahin helvası" yapımında da kullanıldığı için helvacı çöveni de denilir. Trakya bölgesinde çöven otundan köpük helvası ismiyle beyaz, köpüksü bir helva yapılır. Bu ot, çeşitli rahatsızlıkların tedavisinde ve leke çıkarıcı olarak da kullanılmaktadır. Konya, Beyşehir yörelerinde dişi çöven olarak anılır. Bazı yörelerde ve Kıbrıs' ta ise pişirilerek salamura edilen hellim peynirinin suyuna çöven kökü konulur.

Hatay yöresine özgü kıymalı bir börek...

Semirsek-Sembüsek,

Malzemeler: 2 adet ekmek hamuru + zeytinyağı- yarım kg kıyma- 1 adet soğan- 2 adet domates- 4 adet sivri biber-1 demet maydanoz- 1 çorba kaşığı salça- tuz ve karabiber.

Üzerine: 1 adet yumurtanın sarısı.

Hazırlanışı: Bütün sebzeleri incecik doğrayıp, kıyma, salça, tuz ve karabiberle birlikte yoğurun. Ekmek hamurunu yağlayıp, mandalina iriliğinde bezeler koparın. Tabak büyüklüğünde açıp, bir yarısına kıymalı kıymalı malzemeden koyun. Hamurun diğer yarısını üzerine kapatın. Üzerine yumurta sarısı sürün. Orta ısılı fırında pişirin.

İnce ve düzgün dokunmuş pamuklu bir kumaş...

Opal,

Pamuktan dokunmuş gayet ince ve düzgün bir kumaştır. Opal genel olarak havsız durumdadır. İnce ve oldukça seyrek bir şekilde dokunması bunu diğer kumaşlardan ayırır. Yumuşaktır. Vücudu tahriş etmediklerinden bebek çamaşırları yapmaya çok elverişlidir. Kadın giysilerinde ve iç çamaşırlarında kullanılır. Opaklaştırılmış cam görüntüsü olan ince pamuklu iplikten bezayağı dokumada dokunmuş sert, kaba pamuklu kumaştır. Kostik soda çözeltisiyle özel bir bitim işlemine tabi tutulur kumaş.

Silisin hidratlı ve jelatinli bütün türlerini kapsayan değerli bir mineral, panzehir taşına da Opal denir.

Kanaviçe ya da telleri sayılabilecek türde kumaş üzerine renkli iplikle yapılan işleme...

Goblen, (Fransızca gobelin).
Kanaviçe veya telleri sayılabilecek türde kumaş üzerine renkli iplikle yapılan özel bir işleme. Bu tür işlenmiş (kumaş).

Hazır sert özel kumaşa basılmış resmin, renklerine uygun mouline ipliklerle işlenmesi şeklinde olabildiği gibi, düz fakat telleri sayılabilir kumaş üzerine modelden bakılarak, kumaşa aktarılması şeklinde yaygın iki yol vardır. İşlemede değişik kasnak türleri işlemeyi kolaylaştırmaktadır, ancak kasnak kullanmadan da işlenebilmektedir. Kullanılan malzemeler tamamen ithaldir.

17. yüzyılda Avrupa saraylarında sarayların dışı gibi içi de görkemli döşenirdi. Sarayın halılarından kapılarına, perdelerine, koltuklarına kadar her bir eşyada krallığa yakışır bir stil, ihtişam aranırdı. Bu zamanda dekorasyon, en ihtişamlı devirlerini yaşamıştır denebilir. Duvarlardaki Şekil ve tasvirler, koltukların yüz işlemeleri, perdeler, goblens denilen bu sanatın doğuşunu ortaya koymuştur. 1662 yılında Fransada sarayın bu ihtiyaçları için özel bir imalathane kurulmuştur. Bu imalathane, Gobelins adında bir ailenin sahip olduğu köşkte bulunduğu için ismini buradan almıştır. İmalathaneyi kuran kişi de Colbert' tir. Colbert, Kral 14. Luis için çalışmalarına burada başlamıştır. Yapımı Sabır Gerektiriyor Colbert ve Le Brun, 1667 de Kraliyet Mobilyaları Üreticisi fermanını aldıktan sonra, faaliyet alanlarım genişleterek, çeşitli imtiyazlar elde etmişlerdir. Colbertin ölümünden sonra idari çekişmeler ve savaş yüzünden fabrika kapanmıştır. Fakat Le Brunün bu sanat üzerindeki hakimiyeti 30 yıl sürmüştür.Kraliyet Sanatı olarak Fransada ortaya çıkan Gobleni, 19. Yüzyılda Türkiyeye gelmiş ve son zamanlarda hızla benimsenir olmuştur.

Hatay yöresine özgü buğday ve etle yapılan bir yemek...

Aşur, 
Aşşur, Aşşür,

500 gr incik (yağsız parça et, dana yada koyun, ayrıca gerdan eti, horoz, tavuk etleriyle de yapılır.) 3 su bardağı dövülmüş buğday, 1 çay bardağı nohut, 1 yemek kaşığı kimyon, 1 yemek kaşığı kırmızı toz biber, 1 yemek kaşığı tuz, 1 büyük baş soğan, 1 paket tereyağı (250 gr), 200 gr ceviz,

Buğday bir gece suda bekletilerek açılması sağlanır. (arzuya göre nohutta ilave edilebilir.) Bütün malzeme tencereye konularak 1 saat pişirilir. Piştikten sonra büyük bir tahta kaşıkla (25-30 dak.) özleşinceye kadar dövülür. Bir tavada yağ kızdırılır. Yağın üçte biri tavada bırakılarak gerisi tenceredeki aşurün üstüne dökülüp karıştırılır. Servis tabağına alınır. Ceviz içi tavadaki yağda kızartılarak tabaktaki aşurün üstüne konur. Diğer taraftan kimyon kuru bir tavada hafif ateş üstüne konur, çevrilir ve tabaktaki aşurün üzerinde gezdirilir.

Hatay yöresine özgü, bulgurlu ve nar ekşili top köfte...

Daybulet,
Hatay yöresine özgü,bulgurlu ve nar eksili top köfte. 

Birden fazla terimi olan cebirsel ifade...

Polinom,(Fransızca polinôme). 
Çok terimli.

Tanım;
n bir doğal sayı ve a0, a1, a2, ... , an – 1, an birer gerçek sayı olmak üzere,

P(x) = a0 + a1x + a2x2 + ... + an – 1xn – 1+anxn

biçimindeki ifadelere x değişkenine bağlı, gerçel (reel) katsayılı, n. dereceden polinom (çok terimli) denir.

a0, a1, a2, ... , an–1, an in her birine polinomun terimlerinin katsayıları denir.
a0, a1x, a2x2, ... , an–1xn – 1, anxn in her birine polinomun terimleri denir.
Polinomun terimlerinden biri olan a2x2 teriminde x in kuvveti olan 2 ye bu terimin derecesi denir.
Polinomu oluşturan terimler içerisinde derecesi en büyük olan terimin katsayısına polinomun baş katsayısı, bu terimin derecesine de polinomun derecesi denir ve der [p(x)] ile gösterilir.

Değişkene bağlı olmayan terime polinomun sabit terimi denir.
a0 = a1 = a2 = ... = an = an–1 = 0 ise, P(x) polinomuna sıfır polinomu denir. Sıfır polinomunun derecesi tanımsızdır.
a0 ¹ 0 ve a1 = a2 = a3 = ... an – 1 = an = 0 ise, P(x) polinomuna sabit polinom denir. Sabit polinomunun derecesi sıfırdır.

Her polinom bir fonksiyondur. Fakat her fonksiyon polinom olmayabilir. Buna göre, fonksiyonlarda yapılan işlemler polinomlarda da yapılır.

Anarşizmin 19. yüzyıldaki başlıca kuramcılarından biri olan Rus siyaset adamı...

Bakunin,
Mihail Aleksandroviç Bakunin (30 Mayıs 1814 – 13 Haziran 1876).
Tanınmış bir Rus anarşisttir. Anarşist düşünürlerin ilk kuşağının temsilcilerindendir ve “anarşizmin babaları” olarak anılan düşünürlerden biridir.Bakunin hangi isim ya da biçim altında olursa olsun, Tanrı da dahil olmak üzere tüm dış otorite sistemlerini reddediyordu.

Moskova’nın kuzeybatısında, Torzok ve Kuvşinovo arasındaki Piramukhino köyündeki aristokrat bir ailenin çocuğudur. 14 yaşındayken Topçuluk Üniversitesinde askeri eğitim aldığı St. Petersburg’a gitti. Bakunin 1840 yılında Berlin' e gitti.Bakunin’in planı üniversitede profesör olmaktı. Fakat daha sonra “Sol Hegelciler” adı verilen radikal öğrencilerle karşılaştı ve onlara katıldı. Berlin’deki sosyalist harekete dahil oldu. Buradan Proudhon ve George Sand’le karşılaşacağı, Polonyalı sürgünlerin lideriyle tanıştırılacağı Paris’e geçti. Paris’ten İsviçre’ye seyahat etti. Burada bir süre kalarak sosyalist hareketlerde etkin olarak bulundu. 1849 Mayısındaki Dresden ayaklanmasına katılması nedeniyle tutuklandı ve ölüm cezasına çarptırıldı. Bununla birlikte idam hükmü ömür boyu hapse çevrildi ve Rus yetkililere teslim edildi. Hapsedildi ve 1855 yılında doğu Sibirya’ya gönderildi.

Bakunin, Amur bölgesine gitmek için izin talep etti ve buradan kaçmayı başararak Japonya’ya, ardından da 1861 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ nden İngiltere’ ye geçti. Geri kalan yaşamını batı Avrupa’ da, özellikle de İsviçre’ de sürgünde geçirdi. 1869 yılında Sosyal Demokratik Birliği kurdu.1870 yılında Bakunin Lyons’taki başarısız bir ayaklanmaya önderlik etti. Bakunin’in 1872’deki Lahey Kongresi’nde Marx’ın üstün gelmesiyle Enternasyonal’den tasfiye edilmesi, Marksist düşüncenin devletin nihai çözülmesinden önce kurulmasını öngördüğü işçi devleti görüşü ile Bakunin’in böyle bir ara basamağa gerek olmadığına dair görüşü arasındaki uyuşmazlığın açık bir temsili oldu. Bakunin 1873 yılında Lugano'da bir köşeye çekildi ve 13 Haziran 1876'da Bern'de öldü.

Mikhail Bakunin ve Karl Marx arasındaki anlaşmazlık anarşizm ve Marksizm arasındaki farklılığa ışık tutar. Anarşistler ve Marksistler aynı ortak hedefi (sosyal sınıfların ve devletin olmadığı özgür, eşit bir toplumun yaratılması) paylaşmakla birlikte, bu hedefe nasıl ulaşılacağı konusunda büyük anlaşmazlıklar yaşarlar. Anarşistler sınıfsız, devletsiz topluma devlet aygıtı yoluyla değil emekçilerin özyönetim organları aracılığıyla ve proleterya diktatörlüğü gibi bir geçiş aşaması olmadan geçilmesi gerekliliğine inanırlar. Anarşistlere göre iktidar yozlaştırır. Marksistler böyle bir şeyin imkansız olduğuna ve anarşistlerin çok idealist olduğuna inanırlar. Devlet aygıtını yok etmeyi değil ele geçirmeyi amaçlarlar. Marksistler sınıfsız ve devletsiz topluma, devlet aygıtının ve planlı ekonominin olduğu sosyalizm adı verilen kademeli bir geçiş ön görürler.

Kullanılamaz durumdaki askeri malzeme için kullanılan kısaltma...

HEK,
Hurda-Enkaz-Köhne
Askeri bir terimdir. Genelde HEK' e ayrılan yani kullanılmaz durumdaki malzemeler toplama alanlarında toplarak işe yarar kısımlarının tekrar kullanılması sağlanır.

HEK, Ekonomik ömrünü tamamlamış olan veya tamamlamadığı halde teknik ve fiziki nedenlerle alınış amaçları doğrultusunda kullanılması imkânı kalmayan veya tamiri mümkün veya ekonomik olmayan arızalar nedeniyle kullanılmasında yarar görülmeyerek hizmet dışı bırakılan taşınır mallar ile üretim sırasında elde edilen kırpıntı, döküntü ve artık parçaları,

Yeniden canlandırma, diriltme....

İhya,
Yeniden canlandırma, diriltme.
Çok iyi duruma getirme, geliştirme, güçlendirme.
Yeni bir güç, umut, erinç verme.
İhya etmek, diriltmek, yeniden can vermek demektir. Mecaz olarak, sevindirmek, saadete kavuşturmak demektir. 

1517'’e yapılan ve Mısır’ın Osmanlı topraklarına katılmasını sağlayan savaş.

Ridaniye,
Osmanlı ordusunun kesin zaferiyle neticelenen Osmanlı-Memlûk meydan muharebesi.
22 Ocak 1517 tarihinde, Kahire yakınlarındaki Ridaniye mevkiinde, Osmanlı Sultanı Birinci Selim Han (Yavuz) ile Mısır Memlûk Sultanı Tomanbay arasında meydana geldi. Neticesi itibariyle İslâm ve Osmanlı tarihi bakımından önemli hadise ve değişikliklere sebep oldu. 

28 Agustos 1516' da Halep' e giren Yavuz Sultan Selim hiçbir direnmeyle karşılaşmadan şehri teslim aldı. Hama (19 Eylül 1516), Humus (21 Eylül 1516) ve Şam (27 Eylül 1516) aynı şekilde teslim olurken, Lübnan emirleri de Osmanlı hakimiyetini kabul ettiler. Yoluna devam eden Yavuz 30 Aralık 1516' da Kudüs' e, 2 Ocak 1517' de Gazze' ye girdi. Mercidabık Savaşı'ndan sonra Mısır' ın başına Tumanbay geçti. 

Tumanbay Osmanlı hakimiyetini kabul etmedigi gibi, barış teklifi için gelen Osmanlı elçisini öldürmüş ve Venedikliler' den top ve silah alarak Ridaniye' de kuvvetli bir savunma hattı kurmuştu. Yavuz Sultan Selim, ordusuyla birlikte, ilkçağdan beri hiçbir komutanın cebren geçemediği Sina Çölü' nü 13 günde geçerek, Ridaniye' de Mısır Ordusu ile karşılaştı. Mısır Ordusu' na, El-Mukaddam Dagi' nin etrafını dolaşarak güneyden saldıran Yavuz Sultan Selim, bu manevra sayesinde Mısır ordusunun yönleri sabit olan toplarını etkisiz hale getirdi. 22 Ocak 1517' de Ridaniye Zaferi kazanıldı. Bu zaferle birlikte Memlük Devleti tarihe karıştı.

Karagöz ve ortaoyununda Rum tiplemesine verilen ad....

Balama, 
(Rum),
Orta oyununda Rum tipi.
Karagöz, matiz ve külhanbeyi tipleri tarafından yabancı ülkelerin tiplerine hitap ederken kullanılan söz.

Karagöz ve orta oyuncularının argosunda, Rum-Frenk taklidine Balama denir. 
Balama, polka oynayarak oyuna girer. Bir müddet yalnız danseder, sonra Kavuklu ile oynar. 

Hemen her oyunda başka bir isimle çıkagelir;
Dr. Kiryako, Hristaki Efendi, Dr. Krippiyaz, Niko, Nikolaki. 
Balama konuşurken sık sık Rumca kelimeler kullanır. Buna Türkçe söylediği sözlerin çetrefilliği de eklenince, Kavuklu ile anlaşmalarına imkan kalmaz. 
Kavuklu'nun ismini, kabuklu anlayıp, bir reçete yazmayı ve kabuklarını iyi etmeyi teklif eder.

Varoluşçuluğun kurucusu kabul edilen ünlü Danimarkalı filozof...

Soren Aabye Kierkegaard, 

1813-1855 yılları arasında yaşamış olup, varoluşçu felsefenin öncüsü olarak tanınan Danimarka' lı filozof ve Teolog. Varoluşçuluğun öncülerinden sayılır. Varoluşçu felsefe bir bakıma her varoluşçu filozofta kendine özgü bir nitelik kazanarak ayrıca tanımlanır, ancak bilinen genel nitelikleri ve felsefi özgüllüğü açısından varoluşçuluğun kurucu isimlerinin başında Kierkegaard sayılmaktadır. 

İnsan için önemli olanın kişiliğin gelişti­rilmesi olduğunu savunurken, insan varoluşunu, varoluş halini betimleyip, insanın ne olduğuyla ne olması gerektiği arasında bir ayrım yapar. Ona göre, İnsanın yaşamında İnsanın özünden varoluşuna doğru bir hareket vardır. Hıristiyan dininde bu harekete ilişkin geleneksel açıklama günah kavramından oluşur. Kierkegaarda göre de, İnsanın özü Tanrı’yla, sonsuz olan yüce varlıkla ilişkiyi gerektirir. İnsanın varoluş hali, onun özünden uzaklaşmasının, yani Tanrı’ ya yabancılaşmasının bir sonucudur. Bundan dolayı, İnsanın bu dünyadaki yaşamı, korkuyla, yılgınlıkla ve İnsanın sonluluğundan duyduğu sıkıntıyla doludur. Bir İnsanın eylemleri, onu Tanrı’ dan dahada uzaklaştırırsa, onun yabancılaşması ve umutsuzluğu daha da artar.

Akıl yoluyla kanıtlanabilecek ahlâki bir sistem ya da din olamayacağını, ahlak ya da din içinde, bize belli bir biçimde yaşamamız gerektiğini gösterecek, hiçbir rasyonel kanıt olmadığını savunan Kierkegaard, dini ya da ahlâki doğrularla ilgili kesinliğin, insan var­lıklarında söz konusu olan kesinsizlik öğesi­ni ortadan kaldırırken, özgürlüğü de yok edeceğini öne sürer.

Temel eserleri: 
Enten -Eller [Ya/Ya Da], 
Forfrens DagBog [Baştan Çıkarıcının Güncesi], 
Frygt og Baeven [Korku ve Titre­me], 
Sygdommen Til Döden [Umutsuzluk Üzerine İnceleme].
Evliliğin Estetik Geçerliliği,

Bingöl yöresi yemekleri...


Bingöl mahalli yemek ve tatlılar şunlardır:
Ayran çorbası (germe dui), Ayranlı Köfte, 
Burma kadayıf,  
Cevizlim,
Çavbelek, Çiğ Köfte,
Dizme, Döğme Çorbası, Dolanger,
Fırınlanmış patlıcan menemen ,
İçli Köfte, 
Gıldırık Köfte, Güveç,
Heyre,
Kavurma, Keşkek, Kılç, Kızartma Köfte, Kılorik, Kuru Köfte, 

Keldoş, 
Malzemesi : Un, tuz, ılık su, ayran, tereyağı. Yapılışı : Mayasız una ılık su katılarak iyice yoğrulur. Yoğrulan hamur orta büyüklükte bir tepsiye konarak el ile tepsinin içinde dağıtılarak düzeltilir. Yanan ocaktaki köz açılır, altındaki kül temizlenir, tepsideki hamur közün içinde açılan yere düzgün konularak üstü sac ile örtülür. Sacın üstüne köz ateş konur, iyice kızartıldıktan sonra ekmek çıkartılarak soğumaya bırakılır. Soğuyan ekmek ufak ufak bir kaba doğranır, daha önce hazırlanan sarımsaklı ayran ve tereyağı üzerine dökülerek servis yapılır.

Löl (gömme),  Lopık,  
Maliyez, Mastuva,
Parmar (semiz otu), Pastika, Pılık, 
Revani, 
Qeygane,
Selim Tava, Siraperveç, Sirın, Sorina Pel, Sulu Köfte, Sütlaç, 
Şilki,
Tava, Turakin (patıfe), Tutmaç çorbası, 
Un helvası,  
Xilondor, 
Yoğurtlu Köfte, Yumurtalı Köfte,
Zerde, Zervet,

Bingöl' ün bilinen en eski ismi Cebel-cur' dur. Cebel dağ, Cur akan anlamındadır. Bu kelimenin zamanla Çabakçur şeklinde telaffuz edildiği ihtimali kuvvetlidir. Zaten Çabakçur akan temiz su anlamına gelir.  Bingöl ve köylerinde ekmek ağırlıklı olarak buğday unundan yapıldığı gibi mısır ve darı unundan da yapılmaktadır. Köylerde halkın Nun Kuryek tabir ettiği ekmek ayrı bir tada sahip olup çevrede çok sevilen bir ekmek çeşididir. Bingöl yemekleri çorbalar, pilavlar, sebzeli ve yenilebilir bitkilerden yapılan yemekler hamura dayalı yemeklerdir. Salatalar, tatlılar ve turşular gibi çok yönlü bir çeşitliliğe sahiptir. Tatlılar arasında Bingöl burma kadayıfı ve diğer kadayıf çeşitleri meşhur olup ayrı bir lezzete sahiptir. 




Amazon bölgesinde bataklık sık orman...

İgapo,
Amazon hav­zası, su ülkesi olduğu kadar daima yeşil ka­lan bir orman ülkesidir. Savanların ot­luk alanları ancak lekeler halinde, ya daha kurak olan rio Branco kesiminde, ya da Marajo adasında, taşma sularının kapladığı ça­yırlarda görülür. Sürekli olarak sular altın­da kalan alüvyonlu yerlerde, sarmaşık konik bitki ve yüksekliği 20 metreye varan palmiyelerle kaplı igapo ormanlarına kolay ko­lay girilemez. Mevsimlik taşmalara uğrayan kesimlerde ormanın ağaçları daha boylu, daha seyrektir; iktisadî bakımdan en fayda­lı ağaçlar da buradadır: kakao, kauçuk (Hevea brasiliensis). Gerçek orman, taşma se­viyesi üstündeki terra firma kesiminde uza­nır: ormanaltı daha seyrektir, Para kesta­nesi gibi dev ağaçlanıl boyu 70 metreyi bulur.

Bu kesimde hayvanlar da çok çeşitli ve kalabalıktır. Yerde böcekler (karınca), ağaç­lar üzerinde maymunlar, yapraklanma mev­siminde renkli kuşlar, sularda kayman tipin­den timsahlar, torpil ve zehirli kedibalıkları, kaplumbağalar, eti lezzetli öküzbalıkları ve daha birtakım dev balıklar sayılabilir. Bölgenin insan sağlığına zararlı olduğu, sa­rı humma, pian, leishmanioz, ankilostomiyaz ve özellikle sıtmadan ileri gelen ölüm oranının yüksekliğinden anlaşılır. Bununla birlikte, burada sıtmanın zararı Afrika’ daki kadar ağır değildir. Ayrıca yaşama seviyesindeki yükselme ve tıp alanındaki gelişmeler de durumu değiş­tirmeğe başlamış, çocuklar arasında ölüm oranı azalmağa yüz tutmuştur.

Bir olay, özellikle de doğum nedeniyle düzenlenen gök haritası...

Horoskop (Horoscope).

Yıldız Haritası yani Horoskop Doğum günü, ay, yıl, saat ve doğum yerine göre çıkartılmış bir haritadır. Burcunuz ne olursa olsun kişisel yıldız haritanız sizi diğerlerinden ayırır. Yıldız falcılığına Atroloji (Fransızca astrologie) denir.

Uzayda Aries noktası, ilkbahar gündönümü ile sadece bir kez aynı noktada olmuş, daha sonra kavuşum noktasının gerilemesi nedeniyle ayrılmıştır. Artık Koç burcu Hamel noktası ile aynı doğruda değildir. Doğal Zodyak kuşağı ise 0(derece)den başlayarak Koç burcu' ndan itibaren öteki burçları kapsayarak Balık'ta sona erer. Bu bölünme ile oluşan doğal Zodyak asla değişmez. Tüm Zodyak kuşağının temsili olarak gösterildiği daireden oluşan grafiksel düzene Horoskop(Horoscope) denir. Horoskop'da tüm Zodyak kuşağı bulunur. 

Böylece, gökküre üzerinde tasarlanan üç boyutlu astroloji haritası düzlem üzerinde kolaylık sağlamak üzere bir daire ve bunun bölünmesinden Horoskop meydana getirmektedir. Dairenin bütün 360(derece)'lik Zodyak kuşağını temsilen 12 eşit parçaya bölünmüştür. Her parça Zodyak'daki bir burcu temsil etmektedir. Horoskop'da oluşturulan her dilim hayatımızın önemli bir yaşam kavramına aittir. Bu bölümleri ayıran çizgilere, ev çizgileri, her bir bölüme de "gökyüzü evleri" veya Astroloji' de bu dilimlere Ev (house) ismi verilir. Her bir ev, yaşam faaliyetlerinden belli bölümleri temsil eder. Evlerin sıralanışı, saatin tersi istikametindedir. 

Bu durumda her insan doğum tarihine kadar Zodyak üzerinde gösterilen belirli bir burca sahip olur.Gerçek yıldız falı, her gün binlerce gazeteleri dolduran, milyonlarca insanı etkileyen, genellemelere dayanan, giderek uydurulan tahminler değildir.Yıldız falının doğruluğunu değerlendirmek ancak kişinin özgün horoskopuna bakılarak yapılabilir.

Doğal gökyüzü haritasında, Koç burcunun başlangıcından geçen veya diğer anlatımla, 1. evin başlangıç çizgisi, Ufuk Çizgisi adını alır. Bu çizginin geçtiği burç ise, Yükselen Burç adını alır. 9 ve 10. evi ayıran çizgi, Baş Ucu noktası' dır. İşte değişen şekli ile, doğduğumuz tarih, yer ve saat itibariyle, o anda tesbit edilen şekil de kişiye ait özel yıldız haritasıdır (horoskop) veya kişinin beyin programının resmidir diyebiliriz. veya kaderi...! 





Karagöz oynatan kimse...

Hayali,
Hayalî, Hayalbaz, Şebbaz,.

Eskiden Karagöz oynatan kişiye Hayali, Hayalbaz, Şebbaz isimleri verilirken günümüzde Usta diye anılmaya başlandı. Gerekli malzemelerin bulunduğu takıma Hayal sandığı veya takım ismi verilir. Takımı tamam Hayaliye ise sandığı tamam denir. Karagöz, Deve derisinden veya mukavvadan kesilip boyanmış insan biçimlerini beyaz bir perde üzerine arkadan ışık vererek yansıtma yoluyla oynatmaya dayalı bir gösteri oyunu. 
Bu oyunda halk görüşünü ve duyuşunu veren kimse.Hayâlî Karagöz oyununun tek aktörüdür.Tasvirleri işler, onları oynar, seslendirir.  Tiyatro eğitiminde kullanılan ses tekniklerini kullanan Hayaliler perdedeki tüm tiplerin seslerini tek başlarına konuşurlar.Hayali aynı zamanda Türk müziğini bilecek, tiplerin şarkılarını söyleyecek ve farklı şiveleri konuşacaktır. Temiz bir İstanbul Türkçesi kullanır. Dialekt yapar tipleri konuşur. İyi bir icracıdır tiplerin perdeye gelişlerinde şarkılarını söyler. 

Hayali ustanın tek bir yardımcısı var ve buna Yardak deniyor. Hayali’ye oyun sırasında “Yardak” denilen yardımcısı yardım eder. Yardak, oyun tasvirlerini perdeye giriş sırasına göre ustaya verir, def çalarak müziğe eşlik eder, oyunun efektlerini yapar. Yardakçılık günümüze kadar Karagöz ouyunları ve oynatanları olmadan da artarak ulaşmıştır. 
Karagöz ustalarını şöyle sıralar:
Hayali Berber Sait, Hayali Hamit, Papol Ahmet Efendi, Kıbrıslı Agah Efendi, Hayal Küpü Emin Ağa, İhsan Efendi, Küçük İsmail Efendi, Sıracalı İsmail Efendi, Arap Cemal Efendi, Erenköylü Haydar Bey, Hımhım Hüsnü Efendi, Cerrah Salih Efendi, Kâtip Salih Efendi, Tahir Ağa, Arap Ömer Efendi, Kör İzzet Efendi, Yorgancı Abdullah Efendi, Şeyh Fehmi Efendi, Kâtip Mahmut Bey, Püsküllü Hüsnü Efendi.

Yakın Tarihimizin Hayalileri:
Kör İmam, Katip Salih, Cerrah Salih, Yorgancı Abdullah, Kantarcı Hakkı, Şekerci Derviş, Aktar Rıza, Usturacı Mustafa, Çilingir Ohannes, Küçük İsmail, Zenne Sait, Miralay Neşet Bey, Şeyh Tahir Ağa
Günümüz Hayalilerinden bazıları;
Hasan Hüseyin Karabağ, Alican Balakin,  Alpay Ekler,   Ayfer Balakin, Emin Şenyer, Haluk Yüce, İbrahim Pirinç, Mahmut Hazım Kısakürek, Mehmet Baycan, Metin Özlen, R.Şinasi Çelikkol (Bursa), Ramil Balak,n, Selim Başeğmez (Kaptan Amca), Tacettin Diker, 

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ