Dervişlerin giydiği eski ve yamalı hırka...

Delk, 
Farsça, yamalı dilenci hırkası veya eski elbise manasınadır. Maddi durumu iyi olmayan 
dervişler ve melâmet yoluna yönelmiş bulunan kişiler tarafından giyilen, yünden mamul, adî 
bir elbise. Tasavvufta, Ashab-ı Suffe ve onların durumu önem arzeder. Sufiler, Ashab-ı 
Kiramın fakir tabakasını oluşturan bu garipleri, kendileri için fakir örneği telakki etmişler, 
onlar gibi, eski giyinmişler, az yemişler, az uyumuşlar, ilimle meşgul olup, Müslümanlara 
hizmet etmişlerdir.


Ben Melamet Hırkasını Sözleri;


ben melamet hırkasını bu demde giydim ise 
ar-ı namus şişesini taşa çaldım kime ne 
kah çıkarım gökyüzüne seyrederim alemi 
kah inerim yeryüzüne seyreder alem beni  
kah giderim medreseye ders okurum hak için 
kah giderim meyhaneye dem çekerim kime ne 
sofular secde eder ki mescidin mihrabına 
yar eşiği secdegâhım yüz sürerim kime ne  
sofular haram demişler bu aşkın şarabına ben doldurur 
ben içerim günah benim kime ne 
nesimi’ye sordular ki yarin ile hoş musun 
hoş olayım olmayayım o yar benim kime ne  


söz: seyit nesimi 
müzik: geleneksel

Sarmısaklı yoğurt, nane ve dereotuyla yapılan bir tür meze...


Haydari,

Malzemeler:  
500 gr süzme yoğurt
Yarım demet dereotu
3 diş sarımsak
Yarım su bardağı zeytinyağı
Tuz,
Pulbiber

Hazırlanışı: Dereotunu temizleyip kıyın. Birkaç dalını süslemek için ayırın. Sarımsakları soyup ezin.  Süzme yoğurdu bir kaseye alıp çırpın. Sarımsak ve dereotunu yoğurda ekleyin. Tuz ve zeytinyağı ilave edip karıştırın. Pulbiber serpin, dereotu ile süsleyin. Servis yapın.

Türlü renklerde çiçek açan bir saksı bitkisi...



Ceneralya (lat. cineraria, kül'den bozma),

Külrengi yapraklı birçok kanaryaotu türünün yaygın adı. (Bileşikgiller familyası.)

Ceneralyanın bu adla en iyi bilinen türü Senecio cruentus ve ondan elde edilen tüm melezler, süslü görünüşlerinden dolayı bahçelerde yetiştirilir. Ceneralya pembe, firfiri, mor ya da mavi çiçekli ve sapı saran, yürek biçiminde oval yapraklı bir bitkidir.Türkiye'de yılbaşı döneminde çiçek açan ceneralya' lar, saksı bitkisi olarak büyük ilgi görür.

Trabzon' un Maçka ilçesinde bir yayla...

İlaksa (Mataracı köyü),
Mavura (Maçka'nın18,5 km. batısında),
Kiraz (Maçka İlçesi Gürgenağaç köyü arası 22 km. asfalt yol olup, Gürgenağaç köyünden güneye doğru 7 km. toprak yolla ulaşılabilir.)
Lapazan(Gürgenağaç köyünün güneyinde 2 200 m rakımlı yaylaya 27 km toprak yol.)
Çakırgöl (2 504 m yükseklikteki yayla, Meryemana yolunun 5 kilometresinden sağa ayrılan toprak yoldan 90 km. ilerledikten sonra ulaşılabilir.),

Şolma (Maçka ilçesinden batıya doğru 22 km. toprak yolla gidilebilir. Yolun 16 kilometresi zengin bitki örtüsüne sahip Kulin dağının içinden geçmektedir.)

Lişer Yaylası (Ocaklı-ispela Köyü, Maçka' dan 54 km. uzaklıktadır.)

Gulindağı Yaylası,
Mağura Yaylası,
Figanoy Yaylası,

Trabzon Yaylaları

Hayvanların boynuna takılan ve ip bağlamaya yarayan ağaç halka...


Mangur,

İspanyol ortaçağ edebiyatına özgü bir şiir türü...

Zejel,
İspanyol Ortaçağ edebiyatında, mustarip şiirinden türemiş nazım biçimi.

Eski Türk devletlerinde "kağan" ve "hakan" dan önce hükümdar anlamında kullanılan unvan...

Yabgu, Uluğ

Yabgu, eski Türk devletlerinde hükümdar anlamında kullanılan unvan. Ünvan daha çok Oğuz Türkleri tarafından kullanılmıştır. Oğuzlar kurdukları devlete de Oğuz Yabguluğu adını vermişlerdir.

Yabgu, aynı anlamda kullanılan "kağan" ve "hakan"dan daha eski bir unvandır. Oğuzname'de Oğuz'un dedesi "halkın ilk büyüğü, ilk atası" anlamında dip yabgu adıyla anılır. Hükümdar anlamında yabgu unvanının en eski kullanılışı, Büyük Hun İmparatorluğu'nda (M.Ö. 220 - M.S. 426) görülür. Teoman (Tuman) yabgu olarak anılıyordu. Hazar hükümdarları da Göktürklerin hakimiyetine girmeden önce yabgu unvanını taşırlardı. Göktürkler, "kağan" unvanını benimsediler. Bu çağlarda Bizans, Ermeni ve Gürcü kaynaklarında yabgu unvanı zibel, cebu, cibu, şekillerinde geçer. Bazı islam kaynaklarında bu unvana cibbuye, cıbguye denildi. Selçuklular, devlet kurduktan sonra hakan yerine, "sultan" unvanını aldılar; yabgu unvanı da melik karşılığı olarak "uluğ-yabgu" şeklinde kaldı.

Eski Türkler yabgu dedikleri Türk hükümdarlarına büyük saygı gösterirlerdi. İnsanlarda olmayan birtakım gizli kuvvetlerin yabgunun kişiliğinde toplandığına inanılırdı. Onların tanrı tarafından insanları yönetmekle görevlendirildiğine ve yabgularda tanrılık niteliklerinin bulunduğuna inanılırdı. Bu kutsallık, kan ilişkileri dolayısıyla bütün hanedana geçerdi.

Hanedanın erkek üyesine "şehzade prens" anlamında "tigin" denirdi. Türk devletleri hanedanın ortak malı sayılırdı. Devlet merkezinde yabgu bulunurdu. Devleti yönetmek için tiginler ülkenin doğusuna ve batısına genel vali olarak gönderilirdi. Merkezi uluğ yabguya bağlı olan doğudaki genel valiye sağın yabgusu denirdi. Batıdaki genel vali de solun yabgusu olarak anılırdı. Doğudaki yabgu batıdakine göre daha yetkili sayılırdı.

Devlet merkezlerinde ülkenin yönetiminde temel olan "kurultay" bulunurdu. Merkezdeki yabgunun başkanlığında toplanan kurultaya sağın ve solun yabguları, uluğ yabgunun karısı hatun vb. devlet ilerigelenleri katılırdı.

İzmit körfezi kıyısında antik bir kent ...

Astakos,

Efsaneye göre, İzmit Körfezi sahillerine Amazon Kraliçesi güzel Olbya geldi, sarayını İzmit Körfezi'nin parlak denizi dibine kurulmuş olan deniz tanrısı Poseidon kraliçeye aşık oldu. Bu aşkın meyvesi olarak da, Astakus isminde bir çocuk dünyaya geldi. Bu çocuk bugünkü İzmit Körfezi'nin kıyısında, Başiskele'de Astakos adıyla bilinen yerleşim kurarak ona kendi ismini verdi.

Efsaneler dışında coğrafi bölgenin M.Ö 12. yy.a kadar dönemi karanlıktır. Bu dönemden itibaren Phygie "Frikler" in Bosforos "Boğazlar" yolu ile Anadoluya sarkarak Hititleri yenilgiye uğrattıları, sonradan kendi adlarını verdikleri yöreyi yurt edindikleri dönemdir. Trakyadan Anadolu içlerine göçen Frikler daha sonra Mysiens "Misya"lılar İzmit çevresinin ilk belirli halklarıdır.

M.Ö 712 yılına ait bir yüzünde kent tanrıçası Olbia, diğer yüzünde kent arması Istakoz resmi bulunan para basması bir kent devleti durumunu oluşturur. Yunanca Astakos kelimesi İzmit körfezinde çok avlanan Istakoz deniz hayvanına delalet eder. ıstakozu ele geçiren Bithynialı Dedalses Bithynia Krallığını kurdu. Bu dönemde İzmit "Nikomedia" adıyla Bitinya Krallığının başkentliğini bir süre üstlenmiştir. Helenistik dönemin en önemli merkezlerinden biri oldu.

M.S I. yy. bölgede Roma hâkimiyetini ve dönemde M.S. 284 yılında Roma İmparatoru Diokletianus, Nikomedia’yı başkent yapar. Onun zamanında Nikomedia; Roma, Antakya ve İskenderiye’den sonra dünyanın dördüncü büyük şehri olmuştur. 4. yy. dan itibaren de Bizans hakimiyetini görmekteyiz. 11. yüzyılın son çeyreğinde kısa bir dönem Anadolu Selçuklu hakimiyeti ve kısa bir sürede Haçlı Seferleri sırasında Latinlerin hakimiyetinde kalır.Bu kısa aralıklarla Selçuklu ve Latin hakimiyetleri dışında , uzun süren Bizans hakimiyeti nihayet ; Hicri 737 (Miladi 1337) da Türk hakimiyetine geçer.

Şehir Osmanlılar döneminde İsnikmid, Cumhuriyet döneminde ise Kocaeli Vilayeti adı ile varlığını sürdüren bir kentimizdir.

Trabzon' da çıkan tanınmış bir maden suyu...

Kisarna,
Bengisu,
(şimdiki adı Bengisu)

Kisarna maden suyu (ISOC) Yurdumuzda tanınmış maden sularından biridir. İçimi çok güzel bir maden suyudur. Trabzon il merkezine 7 km uzaklıkta olup Bengisu Mahallesi (eski adı Kisarna) köyünde deniz seviyesinden 80 m. yüksekliktedir. Suyun sıcaklığı 15 derece, debisi 0,07 lt/sn’dir. 


Bizans döneminden beri bilinmekte olan suyumuzun ünü ülke çapını aşmıştır.
Maden suyunun işletmesi 1909 tarihinde 60 yıl süreyle Miralay Hafız Sabri adlı bir kişiye verilmiştir. Bu kişinin 1918 yılında ölmesi üzerine maden suyunun işletme hakkı Çulhazade ailesine devredilmiştir. Çok eski yıllarda eczanelerde satılan ve daha sonra 1965 yılında Temel Eyüpoğlu’nun işletmesini almıştır.Ülkemizin ünlü bir maden suyu olmakla beraber debisi düşük olduğundan özellikle yaz aylarında talebe yeterince karşılık verememektedir. 

Suyun içerdiği mineraller açısından mide, karaciğer, safra yolları, sindirim yolları, cilt, böbrek hastalıkları ve bağırsak rahatsızlıklarında üstün bir değer taşımaktadır.

Hakas Türklerinin 1500 yıllık destanı...

Han Mirgen,

Toplam 5.114 dizeden oluşan Hakas Türklerinin “Han Mirgen” Alplık Destanı Türkçeye aktarımı dünya dillerine tercüme açısından bir ilktir. İnsanlığın ortak Türk kültür mirasının araştırılması, korunması ve tanıtılmasına ilişkin “Han Mirgen” kitabı, kuşkusuz, Türklük bilimcileri, halkbilimci, dilbilimciler için yeni bir inceleme kaynağını olarak hizmet edecektir. Bu amaçla Türkçeye aktarım metninin yanı sıra bu eserde Latince olarak destanın Hakasça metnine, yapıtla ilgili kısa Hakasça-Türkçe Sözlük, destan kahramanlarının ad dizini, Türkçe ve İngilizce hazırlanan özetlerle “Han Mirgen” alplık masalının sosyo-kültürel, tarihsel ve içeriksel çözümleme yazısına yer verilmiştir. Sözlü halk kültürü eseri olan “Han Mirgen” destanının Türkçe olarak yayınlanması tanınmış Hakas destan anlatıcısı Anna V. Kurbijekova (1913-1990)’ nın anısına ve Uluslar arası TÜRKSOY Teşkilatının kuruluşunun 15. Yıldönümüne ithaf edilmiştir.

Hakas Türklerinin Destanı ile o zaman Türklerde kadına verilen değeri ve Türklüğün yüceliğini bir kez daha anlıyoruz. Ve o zamanla şimdi ki zamanı kıyaslayıp arap hurafeleriyle beyni yıkanan Türk Toplumunun kadına şimdi verdiği değeri anlayıp bu acı değişimi gözlemleyebiliriz. Kitabın çevirisini Timur Davletov yapmıştır.

Elea okulunun kurucusu olan eski Yunanlı filozof...

Parmenides, Elea Okulu,

Parmanides'e göre "Varlık vardır ve yokluk yoktur"; tek gerçek,sonsuz ve bölünmez olan "Bir"dir.

Elea Okulu, İtalya'nın batı kıyılarında yer alan ve bir Yunan kolonisi olan Elea'da kurulmuş bir felsefe okulu olduğu için bu adı alan ilk felsefe okullarının en önemlilerinden biridir. Elea Okulunun, bir çok öğrenci yetiştirmiş ve çok önemli felsefi düşüncelerin temsilciliğini yapmış olduğu bilinmekle birlikte, adları felsefe tarihinde her zaman gündeme gelen üç büyük filozofu vardır; bunlar Ksenophanes, Parmenides ve Zenon’dur. Felsefe tarihinde Sokrates öncesi olarak kabul edilen dönemin en önemli okullarından olmuştur. Varlık, varoluş, yanılsama, birlik gibi kavramlarla felsefi tezlerini yürütmüş, mantık ve diyalektik aracılığıyla, varlığın birliği ve bölünemezliği, değişme ve hareketin olanakızlığını kanıtlama yoluna gitmişler, ilk önemli rasyonalist düşünürlerden olmuşlardır.

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ