Küreklerin palalarının geniş kısımları su düzlemine paralel olacak şekilde ıskarmoz veya yarımaylara takılı olarak tutulması için verilen komut...

Puta Kürek,

Kürek çekme, kürekli bir botu kürekleri aracılığıyla manevra yaptırma veya sevk ve idare edebilmektir. Usulüne uygun kürek çekilmesiyle, daha az kuvvet uygulayarak daha fazla yol alınacak ve böylece daha az enerji harcanarak yorulmanın önüne geçilecek, aynı zamanda avuç içlerinde olası su toplamaları da engellenecektir.

Kürek çekerken küreğe verilecek pozisyonlar ve kürek çekmedeki uyumun sağlanması için kullanılan standart denizcilik komutlarıdır.
  • Hisa Kürek, Küreklerin elcikleri farş tahtalarına dayalı, palaları yukarı bakacak şekilde tutulması için verilen komuttur.
  • Puta Kürek, Küreklerin palalarının geniş kısımları su düzlemine paralel olacak şekilde ıskarmoz veya yarımaylara takılı olarak tutulmasıdır.
  • Al Beraber, Küreklerin aynı anda hep birlikte çekilmesi için verilen komuttur.
  • Siya, Botu geri hareket ettirmek için küreği tersine çekmek.
  • Siya tut, Botun süratini azaltmak, yavaşlatmak veya durdurmak amacıyla kürek palalarının ¾’ünü suya enli kısımları dik gelecek şekilde daldırıp tutarak bir tür frenleme yapmak.
  • Neta Kürek, Küreklerin ıskarmozlardan çıkartılarak palaları kıçı gösterecek şekilde küpeşte yanlarına, oturakların üzerine bırakılmasıdır.

Hindistan' da paryalardan da aşağı sayılan ve "dokunulmazlar, dalitler" gibi adlar da verilen halk...

Harican(Hurricane), Dalitler,
Hindistanda "dokunulmaz" anlamına geliyor. Dalitlere, “dokunulmazlar” denilmesinin nedeni, tuvaletlerin (elle) temizlenmesi, ölenlerin gömülme işlemi, hayvanların bakımı gibi diğer kastlarda bulunan Hinduların iğrendiği ve aşağılayıcı bulduğu işlerin yaptırılmasıdır.

Bu sebepten dokunulmayacak kadar pis olarak görülürler ve sıradan bir insanmış gibi karşılanmazlar.

Küçük dalit çocukları okulda eğitim alamaz ve dalitler diğer sınıflardan biriyle evlenemez. Hindistan’ın çoğu bölgesinde “dalitler”, üst sınıflarda yer alan kişilerle karşılaşmalarını önlemek amacıyla engelleyici alanlara kapatıldılar, bazı yerlerde gündüz sokakta dolaşmaları bile yasaklandı. Dokunulmazlar’ın bırakın fiziksel temasını, gölgelerinin bile üst sınıflardaki kişiler üzerine düşmesi "kirlenme" olarak görüldü ve yasaklandı. Bu kast sistemi Hindistan"ın bağımsızlığından sonra kaldırıldı, fakat bugün bile, yoğun çabalara rağmen, ülkenin birçok kırsal bölgesinde hala uygulanıyor.

İzmir' in Menderes ilçesinin eski adı...

Cumaovası,
Menderes'in tarihçesi Roma devrine kadar uzanmaktadır. Bazı kalıntıların incelenmesinden anlaşıldığına göre ilk toplu hayat Bizans devrine aittir. Polis Hora Ayena adlı iki büyük şehir vardır. Bu iki şehir Taşköprü ile birbirine bağlanmıştır. Anadolu Beylikleri zamanında her iki köyü zapteden Aydın Oğulları’ndan Cüneyt Bey'e izafeten yeni kurulan köye Cüneydabat adı verildiği sanılmaktadır. 14. yüzyıl ortalarında memleketini genişleten Karasi Beyliğini ilhak eden Orhan Gazi'nin, tesir ve nüfusu İzmir'e kadar yayılmıştır. O tarihten itibaren Menderes belli bir köy olarak tanınmaya başlamıştır. 14. yüzyıl sonlarında Yıldırım Beyazıt İzmir'i ele geçirmiş ve Menderes çevresinde kendisini tanıtmış olan Cüneyt Bey'in babası İbrahim Ağayı İzmir'e subaşı olarak atamıştır. Yıldırım Beyazıt'ın seferden sefere koşması İzmir'in Rodos şövalyelerinden iyice temizlenmesini engellemiş ise de, Timur sonuca ulaşmıştır. 1402-1403 kışını bu çevrede geçiren Timur, İzmir yakınlarına gelerek şövalyelerin başı olan Gulliame ve Muni'den şehri boşaltmalarını istedi. Red cevabı üzerine şehri işgal etti. 1403 yılının ilk günlerinde İzmir, Timur'un eline geçti.
Timur, Aydınoğulları'na iade ettiyse da önceden Yıldırım Beyazıt tarafından subaşı olarak tayin edilen İbrahim Ağa'nın oğlu Cüneyt Bey sahneye çıktı. Cüneyt Bey Poliahora (bu ad sonradan Ballı Kaya diye anıldı) denilen yere bey olarak tayin edildi. Babasının ölümü ve Timur'un burayı terk etmesinden yararlanıp, Edirne'de hüküm sürmekte olan Yıldırım Beyazıt'ın oğlu Süleyman Çelebi'den de yardım görerek, Aydınoğullarını İzmir'den uzaklaştırdı. 1405-1406'dan sonra hamisi isyan ettiği için tevkif edilip Rumeli'ne sürüldü. Daha sonra bir fırsatını bulup tekrar İzmir'e geldi. Mehmet, bütün kardeşlerini saf dışı ederek Osmanlı saltanatını ele geçirdikten sonra Cüneyt'e karşı harekete geçerek 1415 yılında İzmir'i kuşattı. On günlük bir kuşatmadan sonra Cüneyt Bey İzmir'i terk ederek Bizans'a sığındıve bir süre hapis yattıktan sonra tahliye edilen Cüneyt Bey Düzmece Mustafa hareketine katıldı. 1422 tarihinde İzmir'e gelerek bir süre tekrar buraya hakim oldu . 1424 veya 1426'da II. Murat tarafından yakalatılarak oğluyla beraber idam edildi. Bugün Karacaağaç'ta mezarı bulunmaktadır. Bundan sonra İzmir, dolayısıyla Menderes daimi olarak Osmanlı himayesine katılmıştır.
Bu bölgenin adını Cuma Tesmiye koymuştur. Cüneyt Bey'in, Sinan Fakı adlı kadısı varmış. Bu kadı hayli işler başarmış. Kadı efendi Menderes ile Gölcükler arasında kendi adıyla anılan bir köy kurmuş. Bu köyün halkı, veba salgını sonucu tümüyle ölmüş. Köyde bakımsız kaldığı için harap olmuştur. Bugün kalıntıları vardır. Rodos'un fethine çıkan Kanuni Sultan Süleyman'ın orduları bir süre Menderes'te konaklamıştır. Tertip ve düzeni burada kararlaştırmıştır. Bu sırada bölgeye Cem Ovası denildiği kayıtlardan anlaşılmıştır.

9 Eylül 1922'de İzmir ile birlikte düşman işgalinden kurtarılmış ve Cumaovası adını almıştır. 3 Haziran 1988 tarihinde adı değiştirilerek "Menderes" olmuş ve ilçe haline getirilmiştir.

Gemilerde işaretle haberleşmek için kullanılan iki kollu aygıt...

Semafor,
Eski işaret dilidir.





S
emafor Bayrak, el-kol hareketleri veya ışıkla yapılan işaret haberleşmesi. Tarihte bazı devletlerin kısa mesafeler arasında, bez ve meşale sallayarak haberleştikleri bilinmektedir. Romalılar ise daha önce kullanılan şekli devam ettirmekle birlikte, işaretleri göndermek için yüksek kuleler de kullandılar. 1600'lerde teleskopun keşfi, işaretleşilen yerler arası mesafenin oldukça artmasına imkan tanıdı. Robert Hook, 17. yüzyılın sonlarında teleskop kullanarak, haberleşmeye yarayan basit bir sistem kurmayı planladıysa da bunu ancak bir asır sonra, 1794'te ClaudeChappe gerçekleştirebildi.

Chappe'ın semaforu, Paris ve Lille arasında, 230 km'lik bir mesafede doğru olarak uzun fasılalarla, dizilmiş kuleler vasıtasıyla çalışıyordu. Bu tür semafor haberleşmesi, haberleşme sahasında ilk ciddi hızlanmadır. İngiliz demiryollarında çalışan Hutton Greyary ise semoforda son değişikliği yapan kişi oldu.

Hareket ettirilebilir mekanik kollar, çubuklar ve tren yollarında kullanılan işaret vericiler, modern tür semafor uygulamasıdır. Gemiler veya gemilerle kara arasındaki semafor haberleşmesi iki elinde yarısı kırmızı, yarısı sarı birer bayrak tutan ve bunları Semafor Alfabesi'ne göre sallayan bir denizci tarafından yapılır. Bayrakların her hareketi, alfabenin bir harfine, bir numaraya veya dikkat belirten bir işarete karşılıktır.




Günümüzde telsiz, bu haberleşme türünün ehemmiyetini kaybettirmekle beraber, telsizin arızalanması veya herhangi başka bir sebeple kullanılmaması halinde semafor hala başvurulacak tek çaredir.

Yatsı namazından sonra kılınan üç rekat namaz...

Vitir,

Namaz İslam dininde bir ibadettir. İslam'ın beş şartından biridir. İslam'ın Beş Şartı: Şehadet, Namaz, Oruç, Zekat, Hac

Yatsı Namazı : Fıkıhçılara ve hadisçilere göre, Akşam namazının vakti çıktıktan sonra başlayıp sabah namazının vakti girinceye kadar devam eden zamandır. Eski fıkıh kitapları Salatü'l Işayı ikiye ayırırlardı, ilkine Işa-ı Evvel, Akşam namazı; ikincisine de Işa-ı Ahir, Yatsı namazı derlerdi.

Vitir Namazı: Vitir namazının vakti de yatsı namazının vaktidir. Ancak vitir namazı, yatsı kılındıktan sonra kılınır. Vitir namazi vaciptir.Rekat namazın bir kıyam, bir rüku ile iki secdeden ibaret herbir bölümünün adıdır.Yatsı namazından sonra kılınan üç rekat namaza vitir namazı denir.

Namaz kılmak (Arapça: İkametü's-Salat), bir Kur'an kavramı olan ve Türkçe'ye pek çok dini kavramda olduğu gibi Selçuklular'ca Hintçe'den Farsça'ya geçmiş bir sözcük olarak İran'daki ateşetapanların "ateş önünde eğilmek" anlamına gelen Namaz kelimesi Salat kelimesi yerine kondu. Nitekim Namaz kelimesi Farsça'da fiil olup eğilmek suretiyle saygı sunmaktır. Salat kendi başına genel anlamda "dua"dır.İkametü's-Salat ise namaz kılmaktır.


NAMAZIN VAKTİ
İLK SÜNNET
FARZ
SON SÜNNET
VİTİR
TOPLAM
SABAH
2
2
-
-
4
ÖĞLE
4
4
2
-
10
İKİNDİ
4
4
-
-
8
AKŞAM
-
3
2
-
5
YATSI
4
4
2
3
13

Yelkenli gemilerde pruva ile grandi direklerinin serenlerine bağlı oynak halatların makarası...

Bragot,

Rüzgâr gücünden faydalanıp yol almak üzere direklerine kalın bez gerilen su aracı, gemi. Gerilen beze yelken adı verilir. İnsanlar binlerce yıldır çeşitli vâsıtalar yaparak denizlerden, göllerden akarsulardan istifâde etmişlerdir. Yelkenli tekne MÖ 2400'lerde Mısırlılar tarafından icat edilmiştir. İlk yelkenin malzemesi papirüstür.İlk önceleri yelkenler kare biçimindeyken, bunun yerine daha sonraları üçgen biçiminde yelkenler kullanılmaya başlandı.Yelkenli gemiler 19. yüzyılın sonlarında yerini kömürle çalışan buharlı gemilere bıraktılar.

Osmanlılar zamânında donanmada kullanılan yelkenli gemilere kadırga ismi verilirdi. Bir kadırganın üç yelkeni vardı. Büyüğüne “cankurtaran” denilirdi. Bu yelkenlerden başka her kadırgada “trinkete” denilen dört köşe küçük bir yelken bulunudu.Yelkenli bir teknenin rüzgârı alış yönüne göre hareketlerine çeşitli adlar verilir. Tam arkasından rüzgârı alarak ilerleyen yelkenliye “pupa”, yandan alarak gidene “apaz” gidiyor, denir. Yelkenli gemiler rüzgâr yönüne doğru yol alamaz. Fakat dümen ve yelkenleri gerektiği ustalıkla kullanmak şartı ile az veya çok yaklaşılabilir. Böylece zikzaklar yaparak rüzgârın içine doğru ilerlemesine yelkenli “orsa çekiyor” denir.

Hawaii Adalar' ında yaşayan, İspinoza benzer bir kuş...


İvi,

Palila
(Loxioides bailleui) ,
Flurcun,
İspinoz, ispinozgiller (Fringillidae) familyasından Fringilla cinsinden ötücü kuş türlerine verilen ad.

Palila, 15 cm. uzunluğunda, yaklaşık 40 gr. ağırlığında olan bu kuşun yaşadığı yer, Hawaii Adaları'ndan Mauna Kea'dır. Aynı adı taşıyan yanardağın eteklerindeki(910-1400m.) ağaçlıklarda yaşayan bu kuşun başlıca besin maddesi, çiçeklerden topladığı nektar ve her türlü tohumdur. Yaklaşık 2500 tane kaldığı tahmin edilen palila, ilk kez 1892'de tanımlanmıştır. İnsan yerleşimi ve kalabalığı nedeniyle sayısı her gün azalmaktadır.

Halk dilinde semizotuna verilen ad...

Semizotu(Purslane),  
Tomekan, Pirpirim, Perperen(Azeri)

Semizotu , Semizotugiller familyasından bir bitki olup yaprakları salata olarak, ya da ıspanak gibi pişirilerek yemeklerde kullanılan bir sebzedir. Kökeni Orta Doğu ve Hindistan olmakla birlikte dünyanın birçok bölgelerinde bulunmaktadır. Sebzeler arasında en fazla miktarda Omega-3 içerdiği anlaşılmıştır.

Semizotu, en çok 30 cm. kadar boylanabilen bir ya da çok yıllık otsu bir bitkidir. Yuvarlağa yakın oval biçimli, yeşil renkli etli ve sulu yaprakları vardır. Bu yapraklar ile yine etli ve sulu olan yaprak sapları yenilir. Bitkinin küçük çiçekleri genellikle sarı, bazen eflatun, pembe ya da kırmızı renkli olur. Erselik özellikler taşıyan çiçeklerinin döllenmesiyle olgunlaşan küçük kapsül durumundaki meyvelerinin içinde çok sayıda siyah renkli minik tohum bulunur. Kültür çeşitlerinin yaprakları daha irice ve yabanilerininki küçük olan semizotunun kıymalı ve pirinçli yemeği yapılır.

100 gr. taze semizotunun besin değerleri şunlardır: 32 kalori; 2 gr. protein; 3,8 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,4 gr. yağ; 1,4 gr. lif: 4 mgr. fosfor; 40 mgr. kalsiyum; 0,2 mgr. demir; 80 mgr. sodyum; 45 mgr. potasyum; 180 IU A vitamini; 0,04 mgr. B1 vitamini; 0,03 mgr. B2 vitamini; 0,03 mgr. B6 vitamini ve 8 mgr. C vitamini.

Semizotunun, kanama hastalıklarında ve peklikte çok faydalı olduğunu kaydeden uzmanlar, kanı temizlediğini, bol idrar söktürdüğünü, kanı, üre ve benzeri pisliklerinden temizlediğini, sinir krizleri ve beyin yorgunluğunu geçirdiğini, böbrekteki kum ve taşı döktüğünü bildiriyor. Semizotunun, şeker hastalarının susuzluğunu azalttığını, şişmanlara kilo verdirdiğini belirten uzmanlar, semizotu, yeşil salata olarak yenirse faydasının fazla olduğunu ifade ediyor.

Semizotu(Purslane) salatası;

Malzemeler:
250 gr taze semizotu, yıkanmış ve süzülmüş, 1 orta boy beyaz/mor soğan, yuvarlak doğranmış, 1 su bardagi minik domates, yuvarlak dilimlenmiş küçük domates, 2-3 yemek kasigi limon suyu, 1 yemek kaşığı sirke, 3-4 yemek kaşığı sızma zeytinyağı, 1 çay kaşığı tuz,

Semiz otlarını ister elinizle isterseniz bıçak yardımıyla yaklaşık 2 cm. uzunluğunda parçalara bölün. Saplarinin kalın kısımlarını atın. Domates, soğan ve doğranmış semizotlarını servis tabağına alın. Küçük bir kasede limon suyu/sirke, zeytinyağı ve tuzu güzelce karıştırın. Salata malzemesinin üzerine dökün. Hepsini harmanlayın ve servis yapın. Semizotu Salatasını her türlü et, balık, tavuk ve sebze yemeğinin yanında servis edebilirsiniz.

Dokuma tezgahında tarağı tutan ağaç ya da metal parça...

Tefe,
Genel kumaş dokuma tekniği,birbirine dik konumda tutulan iki iplik grubunun çeşitli düzenlerde kesişmesi, birbiri içerisinden geçirilmesi ile doku oluşturma olarak tanımlanabilir. Bu sistemde en az iki iplik grubuna ihtiyaç vardır. Bunlardan oluşturulacak dokuya dik konumda olan iplik grubuna çözgü, yatay konumda olan iplik grubuna da atkı iplikleri adı verilmektedir. 


Dokuma genel olarak üç temel prensibin birbiri ile uyumlu bir şekilde bir tezgah üzerinde toplanması ve çalıştırılması sonucu gerçekleştirilmektedir ve bu işlemlere temel dokuma prensipleri denilmektedir. Dokumada çözgü iplikleri birbirine paralel olarak belli bir sayıda ve yan yana bulunurlar. Dokumanın yapıldığı yöne doğru ilerlemesi gereken çözgü tabakası arasından atkı ipliğinin geçirilmesi ve bunun kumaşa dahil edilmesi sürekli olarak tekrarlanan temel işlemlerdir. Dolayısıyla bir dokuma işleminde 3 temel ve 2 yardımcı safha olduğu göze çarpar.

Dokumada üç temel prensibi olarak bilinen bu mekanizmalar,

-Ağızlık açma mekanizması,
-Atkı atma mekanizması
-Tefe vurma mekanizması olarak sıralanabilir.


Dokumada yardımcı mekanizmalar ise,
-Çözgü salma mekanizması,
-Kumaş çekme ve sarma mekanizması, şeklinde özetlenebilir.

Bunların dışında temel dokuma işlemlerine dikkat edildiğinde, bir dokuma kumaşın oluşturulması için üç temel elemanın gerekli olduğu görülebilir.
-Ağızlığı oluşturan gücüler,
-Ağızlıktan atkı ipliğini geçiren bir atkı taşıma elemanı,
-Atılan atkıyı kumaşa tefeleyen tarak.

Dokumada çözgü iplikleri, çözgü levendinden sağılmaktadır. Çözgü köprüsünden geçerek dokuma bölgesine gelen çözgüler çerçevelere asılı gücü gözlerinden birer, taraktan ise gruplar ( 2,3 veya 4 iplik ) halinde geçirilirler. 

Çerçeveler iki gruba ayrıldığı zaman oluşan üçgen kesitli çözgü ağızlığının tepesini kumaş çizgisi, tabanını ise tarak belirlemektedir. Tarağın her tefe vuruşunu gerçekleştirdikten sonra kumaş çekme tertibatı belirli bir sarma yaparken yine uygun bir miktar çözgünün salınması gerekir.



Ağızlık Açılması ( Shedding): Her çözgü ipliği bir gücü gözünden geçirilmiştir. Dokunacak kumaşın örgüsüne uygun olarak bir atkı atıldığı zaman bu atkının üzerinde bulunması gereken çözgüler bu gücüler vasıtasıyla yukarı kaldırılırlar. Böylece atkı taşıyıcının arasından geçeceği ağızlık adı verilen bir açıklık meydana gelir ve her atkı için yeniden oluşturulur. Ağızlık açma mekanizmalarının görevi budur. Ağızlığın oluşturulabilmesi için en az iki çözgü grubuna ( yani en az 2 çerçeveye ) ihtiyaç vardır.


Atkının Atılması (Picking): Çözgünün iki tabakaya ayrılması ile oluşan ağızlığın içerisinden atkı ipliği bir taşıyıcı vasıtasıyla geçirilir. Bu bir mekik, mekikçik ya da kanca olabileceği gibi hava veya su-jeti gibi akışkan malzemede olabilir.


Tefe Vurması (Beating-up): Yeni atılmış olduğu için kumaştan ayrı bulunan atkı ipliğini iterek, kumaşa dahil etmek için dişlerinden çözgü iplikleri geçirilen tarak ile tefeleme veya tefe vurma işlemi gerçekleştirilir. Yeni atkı ipliğinin kumaşa dahil edildiği yere ‘kumaş çizgisi’ veya ‘’kumaş sınırı’’denilmektedir.

Tespihlerin baş tarafına geçirilen uzunca parça...

İmame,
İmame ve düğüm tanesi (Takoz):
İpe dizilmiş olan tane, pul ve nişaneler iki uç halinde bir araya getirilerek imameden geçirilir. İmame tesbih ustasının tesbihte sanatını gösteren en önemli parçalardan biridir. Genellikle 3 ile 6 tane boyunda çok zarif inhinalarla yapılmış bir parçadır. İki yandan gelen iplikleri imameye, ya ortadaki tek delikten ya da daha makbulü alt yanlarda açılmış iki ayrı delikten sokulur ve yukarı uçta tek bir delikten çıkarılır. Bazen imamenin alt ucuna yakın boğum üzerinde torna sırasında yapılmış hareketli bir halka da bulunur. İmameden çıkan ipler düğümlenerek düğüm tanesi denilen küçük parçanın içine sıkıştırılır. Bazen düğüm imamenin içinde de gizlenir.

Tepelik,(Hatime), Püskül ve çivi;
Klasik ağaç tesbihlerde imameden sonra ipekten örülmüş bir püskül ya da 8-20 cm boyunda bükme veya çerkez kaytanı şeklinde örülmüş bir kordon kamçı vardır.

Kamçılar;
Kamçılar altın veya gümüşten örülmüş çok zarif kordonlardır. Bu kordonlar imamenin üst ucuna ya doğrudan bağlanarak üzerine yine altın veye gümüşten örme küçük bir kılıf geçirilir ya da daha iyi mafsallamayı sağlayan ve hadriyan düğümü diye bilinen bir geçme ile bağlanır. Kamçının üst ucunda yine altın veya gümüşten, üçlü veya dörtlü hüzmelerle yuvarlak veya oval örülmüş taneler bulunur ki bunlara Türk başı denir. Bunlar klasik tesbihteki tepelik parçasının yerini tutarlar.

Tesbihçilik sanatından daha ziyade mücevher değerleri daha yüksektir. Bunların yapımında elmas, zümrüt, yakut, zebercet, şebçerağ (grenat), firuze (turkuvaz), lacivertaşı (lapislazuli) ve altın kullanılmıştır.Murassa tesbihler bunlar genellikle yarı kıymetli taşlardan yapılmıştır. İmame, nişane ve tepelikleri altın veya gümüşten olup, üzerleri elmas, yakut, zümrüt, firuze gibi kıymetli taşlarla süslenmiş tesbihlerdir. Bunlardan zamanımızda bazı koleksiyonlarda örnekleri mevcuttur.Sentetik maddeden yapılan tesbihler bunlar; her türlü taş imitasyonları, alman sakızı (sıkma kehribar), fiber, her renkte sert plastik ve katalin.

Küçük yapılı bir Kanguru cinsi...

Valabi,
Kangurugiller (Macropodidae), iki ön dişli bir keseli familyası. En çok tanılan keseliler olmakla birlikte, Avustralya faunasının en tipik temsilcileridir.
Kangurugiller Avustralya'da, Yeni Gine'de, Tazmanya'da ve yakınlarda bulunan adalarda yaşar. Kangurugillerin en çok dikkati çeken ortak özelliği, arka bacaklarının ön bacaklarından çok daha büyük olmasıdır. Dengeyi sağlamak için veya da destek olarak kullandıkları kuyrukları daima uzun, kaslı ve çoğunlukla tüylü olur. Familyaya mensup türlerin vücut yapısı birbirine çok benzese de ölçüleri çok farklıdır. Kafaları küçük ve uzundur. Geri geri gidemeyen tek hayvandır. Bitki koparıp yemek ve destek almak için kullandıkları ön ayaklarında beş parmakları vardır. Arka ayaklarında ise baş parmak eksiktir. İkinci ve üçüncü parmak ise birleşmiştir. Kangurular yavaş ilerlerken tüm dört ayaklarını ve kuyruklarını kullanırlar.
Kangurugiller otoburdur. Yaşadıkları bölgeye göre farklı bitkilerden beslenirler.Ağaç kanguruları hoplamaz ama çok iyi tırmanır. Kısa kuyruklu Quokka'lar ve Filander daima dört ayak üzerinde gider. Dişi kanguruların, içinde dört memeleri olan iyi gelişmiş bir keseleri vardır. Dişi sadece tek bir yavru doğurur (çok nadir 2).

Erkek kanguruya boomer, Dişi kanguruya flyer, Bebeğine de joey denir. Yaklasik 60 cesit kanguru vardir. Kangurugiller 11 cinse ayrılır. Eski sınıflandırmalarda Sıçan kangurusugiller'de bu familyaya sayılırdı. Artık ayrı bir familya olarak kabul edilirler.

Tasmalı tavşan kangurusu (Lagostrophus fasciatus) en ilkel kanguru türlerinden biridir. Sthenurinae adında ayrı bir alt familyaya konulur.
Çalı kanguruları (Dorcopsis ve Dorcopsulus cinsleri) Yeni gine'nin tropik ormanlarında yaşarlar.
Ağaç kanguruları
(Dendrolagus) Yeni gine'de ve Kap York adalarında ağaçlarda yaşarlar.
Kaya kanguruları (Petrogale) dağlık bölgelerde yaşayan orta büyüklükte kangurulardır. Filander (Thylogale) kuyruğunda neredyse hiç post yoktur.
Tavşan kanguruları (Lagorchestes). Adları, tavşanı andıran büyüklükleri ve hoplayışlarından kaynaklanmaktadır.

Kısakuyruklu kanguru (Setonix brachyurus) kulakları ve kuyruğu diğerlerinde daha kısadır.
Dikenli kangurular
(Onychogalea) kuyruklarının ucunda kemikten bir dikenleri vardır.
Bataklık volabisi
(Wallabia bicolor) Avustralya'nın güneydoğusunda yaşayan küçük bir tür.
Macropus
cinsine ait türler asıl klasik Kanguru profiline uyanları, yani Asıl Kangurulardır: Kızıl dev kangurular, Gri dev kangurular, Dağ kanguruları ve Volabiler.

Beraberinde yağmur getirmeyen güçlü fırtına...

Urağan (Hızı saatte 120 km'yi geçen çok şiddetli yağmur getirmeyen güçlü fırtına.), Turan,

(İtalyanca-fortuna) Fırtına rüzgarın hızlı bir şekilde esmesine denir. Meteorolojide Rüzgâr çizelgesinde hızı 34-40 deniz mili olan ve kuvveti 8 ile gösterilen, yağmur ve kasırga getiren çok güçlü rüzgâr.

Kuzey Amerika' da yaşayan, iri boynuzlu bir geyik cinsi ...

Elk, Mus,

Mus ya da elk, palmat (ele benzer) boynuzlu, boynu sakallı iri geyik (Latince: Alces alces).

Geyikgiller (Latince: Cervidae) familyasında yer alan en büyük geyik türüdür. Avrasya ve Kuzey Amerika'da yaşar. Kuzey Amerika'daki çeşitlerine mus veya wapiti, Avrasya'daki çeşitlerine elk denir. Elk kelimesi Eski İngilizce'deki elh ve eolh kelimelerinden türemiştir. Elk kelimesi soyu tükenmiş 'İrlanda elki'ni (Megaloceros) ve bazen de Hindistan'daki Sambar geyiğini tanımlamakta da kullanılır.

Geyikler Antarktika ve Avustralya dışındaki kıtalarda oldukça yaygın olarak dağılmıştır. Afrika kıtasında Kuzey bölümünde Tunus ve Cezayir'in Atlas Dağları'nda bir miktar kızıl geyik yaşar. Orta ve Güney Amerika'nın broket ve pudusu ile Asya'nın munçağı gibi küçük geyikler ise genelde sık ormanlarda yaşar ve açık alanlarda pek görülmezler. Arktik tundra ve taygalarda yaşayan ren geyiği ile taygalar ve komşu bölgelerinde yaşayan mus bunlara örnektir.

Kuzey Amerika'da yaşayan beş geyik türünün (Ak kuyruklu geyik, katır geyiği, ren geyiği, elk ve mus.) tamamına Kanada Rocky Dağları ile Alberta ve British Kolombiya bölgelerinde rastlanır. Avustralya'ya 19. yüzyılda getirilen altı geyik türü buraya uyum sağlamayı başarabilmiştir. Bunlar alageyik, kızıl geyik, sambar geyiği, domuz geyiği, rusa geyiği ve benekli geyiktir.Tüm geyiklerin karaciğerinde safra kesesi bulunmaz. Boynuzu olmayan ve üst köpekdişleri fildişi gibi büyüyen su geyiği bu özellikleriyle diğer geyik türlerinden ayrılır.

Geyik boynuzları diğer geviş getiren çift toynaklıların boynuzlarından farklıdır. Geyik boynuzları özellikle yazları olmak üzere her yıl gelişen kemiksi bir yapıya sahiptir ve genellikle yalnızca erkek geyiklerde oluşur. Genç bir geyiğin ilk boynuzları doğuştan itibaren başlarındaki iki küçük çıkıntıdan büyüyerek gelişir. Yeni çıkan boynuzlar kalın bir kadife tabakasının içinde gelişir ve bu tabaka içindeki kemik sertleşene kadar birkaç ay boynuz üzerinde kalır. Daha sonra bu kadife tabaka halk arasında inanıldığının aksine dökülmez ama yırtılarak parçalanır ve boynuzdan ayrılır. Dişi geyik bir batında bir ya da iki yavru doğurur. Geyikler beslenmelerinde seçicidir. Yapraklarla beslenirler.

"Çorum bezi" de denilen ve geleneksel el tezgahlarında dokunan bir tür bez...

Kenefi, Çorum Bezi, Evbezi, Beyaz patiska,

Geleneksel el tezgâhlarında pamuk iplikle bezayağı örgüde dokunan bir tür bez. Çamaşır ve çarşaf yapımında kullanılır. Evbezi, kenefi de denir.

Yansıma, yankı ...

İnikas, Onomatope,

Işık için, Yansıma, yansı.
Ses için Yankılama, yankılanma, yankı, Eko.
Piyasa için Tepki veya etki.

Rize ilinde bir yayla...

Verçenik,
Rize'deki yaylalar Kaçkar sıradağları eteklerinde ve Çamlıhemşin, Hemşin ve İkizdere ilçelerinin sınırları içerisinde yoğunlaşmaktadır.

Rize'deki yaylalardan bazıları şunlardır:
Amlakit-Çamlıhemşin ilçesinde olup Varvator şenlikleri ile ünlüdür.
Ambarlı - Çayeli ilçesindedir.
Avasor(Avusor),
Abu,

Başyayla,
Bahar,
Cimil,
Çağırankaya(Çağrankaya)-İkizdere ilçesinde.
Çahperik,
Çat, 
Çatak yaylası, Abu ile Abuviçe derelerinin birleştiği noktada yer alır, Fındıklı ilçesindedir.
Çayimakçur(Çaymakçur, Çeymakçur),
Çermeçk,
Çiçekli,
Çamlıhemşin
Anzer-Ballıkaya yaylası
Ayder, 
Dahter,
Elevit,
Erçenik,
Faso,
Golezana yaylası-Ardeşen ilçesinde.
Göl Yayla,
Gürmanuman,
Hazende,
Hazindağ yaylası.
Haçivanak,
Hazindak,
Hodeçur,
Homeze yaylası-İkizdere ilçesinde.
Hemşin,
Hüser,
Handüzü yaylası-Güneysu ilçesinin 16 km. uzağında.
Kaçkar,
Karap,
Karmik,
Kale,
Kavran, Kavron,
Karunç,

Kito,
Lat,
Mezovit,
Nafkar,
Ovit,
Ortayayla,
Petran.
Pokut-Çamlıhemşin ilçesinde Fırtına ve hala dereleri arasındaki vadidedir.
Polovit(Palovit)-Şelaleriyle ünlü yayla,
Sal - Çamlıhemşin ilçesinde.
Samisdal (Samistal),
Samislat,
Siçoğ,
Sivrikaya yaylası.
Tafteni,
Tirevit, Tirovit(Trevit)
Varda,
Varoş,
Vaşa yaylası-İkizdere ilçesinde.

Mezovit,

Çökelek peyniri, taze soğan ve zeytinyağıla yapılan bir tür salata...

Avukma, Çingene Salatası,

Malzemeler: Kuru soğan 2 baş veya Taze soğan 1/2 bağ, Çökelek veya beyaz peynir, Domates 2 adet, Tuz, Taze biber 2 adet, Maydanoz 1/2 demet.
Yapılışı:
Ekseriya ikindi yemeğidir. Bir tabak içine bir iki soğan veya taze soğan doğranır. Tuzla oğularak acısı giderilir, üzerine bir kaç domates ve iki taze biber, maydanoz doğrandıktan sonra üzerine bol çökelek veya beyaz peynir konur. Arzu edildiği kadar yağ dökülerek iyice karıştırılır, bazen peynir ve çökelek yerine katı yoğurt da konabilir.

Bir başka tarif:
Malzemeler: (6 kişilik) 2 soğan(taze soğan), 2 domates, 1 salatalık, 2 sivribiber, Yarım demet maydanoz, Yarım demet taze nane, 50 gr çökelek, Sızma zeytinyağı, Tuz,
Hazırlanışı:
Soğanları soyun kıyın. Üzerine tuz serpip elinizle iyice ovun. Domates ve salatalıkları soyup küçük doğrayın. Sivribiberler, maydanoz ve naneyi ekleyip kıyın. Sebze ve otları bir kaseye alıp harmanlayın. Üzerine çökelek peynirini serpin. Zeytinyağı ve tuzla tatlandırıp servis yapın.

Siirt yöresine özgü bir tür üzüm pekmezi...

Enip, Dims,
Tatlı üzüm şırasının kaynatılmasından Enip, Dims elde edilir.

Bağbozumunda toplanan üzümler (korta) denen kalın meşe tahtalardan yapılan bir kaba boşaltılır. Bu kabın dibi yere değmesin diye altına dört büyük ağaç konur ve arkasında oluk vardır. Kabın içine doldurulan üzümler ayakla çiğnenerek iyice suyu çıkarılır ve oluktan akıtılarak Dağar denilen kaplara alınır. Bu kaplarda biriken şıralar, çamaşır leğeni büyüklüğünde bakırdan yapılmış pekmez tavalarına konularak pişirilir. Şıra pekmez kıvamına gelince ateşten indirilerek soğutulur ve küp ve kavanoz gibi kaplara konularak yenilmek üzere saklanır. Su katılmamış pekmeze başpekmez denir.Üzüm pekmezi güçlü bir kan yapıcıdır.

IV.Murat' ın nedimi ve aynı zamanda şair de olan ünlü meddah...

Tifli,(Ahmet çelebi)

Dinsel ya da dindışı öyküleri bir gösteri niteliğinde anlatan meddahlar doğuya özgü sanatçılardır. Öykülerin arasına tekerle­meler, mâniler, taklitler katarak, kahraman­larını hareketlerle, mimiklerle canlandırarak dinleyenlerin ilgisini çekmeye çalışırlardı. Meddahların kahvelerde oyun göstermeleri 16.yüzyılın ikinci yarısında kahvelerin açılmasıyla başlar. Bazı belgeler meddahların belirli zümrelere hitap ettiğini göstermektedir. Sarayda musahip ve nedimler bu görevi üstlenmişlerdir. Dördüncü Muradın nedimi Tıflı ilk önemli meddah sayılır. Hikayelerini hep aynı modelle verir. Tıflı meddahların piri olarak tanınır. Gerçekçi ve mahalli oyunları dramatize eder.

Tıflı Ahmet çelebi, dördüncü Murad devrinin pek dikkate şayan bir simasıdır. Tıflının boyu gayet uzun olduğundan Evliya çelebiye göre kendisinin lakabı leylek imiş. Meddahlar Hamzaname, Battal Gazi, Ebu Müslim Horosani, Hz. Ali'nin cenkleri, Kerbela Olayı gibi konusunu İslam tarihinden alanların yanında Şehname, Binbir Gece Ma­salları, Ferhad ile Şirin gibi Hint-İran kökenli masallar, söylenceler, destanlar da anlatırlar­dı. Ayrıca meddahların günlük olaylardan yola çıkarak oluşturdukları öyküler de çok sevilirdi. Örneğin İstanbul'da doğmuş med­dah öyküleri arasında Hançerli Hanım, Letaifname, Çevri Çelebi, Tayyarzade, Tıfli ile İki Biraderler ve Sansar Mustafa 20. yüzyıla kadar anlatılagelmiştir.

Yapağıdan elde edilerek eczacılıkta ve parfümeride kullanılan sarımtırak renkte bir yağ...

Lanolin,

Lanolin Koyun yününün yağından istihsal edilen bir yağın ticari adı. Bütün yağlar gibi bir esterdir. Lanolinin başlıca meydana getiricisi olan klesteral esterleri ve yüksek yağ asitlerinin (palmitat, stearat ve aleat) bir karışımıdır.

Lanolin, açık sarı renkte merhem kıvamındadır. Hafif kokuludur. Petrol eterinde, eterde, kloroformda ve sıcak susuz alkolde çözünür. Lanolinin erime noktası 40-42°C’dir. Lanolin ışık ve havadan zarar gördüğü için korunmalıdır. Uzun saklama sonucu veya lanolinin sulu emülsiyonu hidrolize ve okside olabilir. Antioksidanlar kullanılarak uzun süre korunabilir. Lanolin iki çeşittir. Biri hidrate (sulu) lanolin olup, sarımsı beyaz renktedir. Sulu lanolin, yaklaşık % 30 kadar su ihtiva eder ve suda çözünmez. Kloroform ve eterde çözünür. İkincisi ise susuz lanolin olup, yarıkatı ve sarımtrak bir maddedir. Suda çözünmez, fakat kendi ağırlığının iki misli su ile bir karışım verir ve bu karışımdaki lanolin, sudan ayrılmaz. Diğer organik çözücülerde ve sıcak alkolde çözünür.

Lanolin koyun yününden elde edilir. Koyun yünü, basit yıkama ile madeni tuzlarından temizlenir. Sonra sabunlu su veya alkali çözeltisi ile yıkanır. Bu yıkamada lanolin, yünden alınmış olur. Bu sabunlu su, % 0,5-5 miktarında lanolin bulundurur. Bu karışımda lanolin emülsiyon şeklinde olup, çok küçük tanecikler halinde karışımdan ayrılır. Bu emülsiyonlardan lanolini ayırmak için, santrifüj, asitle çöktürme veya Ca ve Mg tuzu halinde çöktürme metodları kullanılabilir.

Arıtmak için, özel toprak süzgeçlerden süzülür. Rengi ağartılır. Bu işlem için sülfat asidi, potasyum bikromat, klor ve hidrojen peroksit kullanılır.

Ticarette en çok sulu (hidrate) lanolin kullanılır. Lanolin, merhemlerin yapımında, kozmetikte, el kremlerinde, traş kremlerinde, kıl dökücü kremlerde ve kolloidal gümüş merhemi gibi nüfuz edici merhemlerde kullanılır. Türk kodeksine göre lanolinin terkibi, 13 kısım lanolin, 4 kısım su ve 3 kısım sıvı parafindir. Hafif antiseptiktir, saçların kırılmasını önler (şampuanlara katılır), cildi güzelleştirir.

Akdeniz ülkelerinde yaşayan yahudilere verilen ad...

Sefarad, İbranice: Standard Səfardi Tiberian, İspanyolca Sefardi, Portekizce Sefarditas.

İbrani dilinde "Sfarat", İspanya anlamına gelmektedir.İspanya dışında Portekiz, İtalya, Kuzey Afrika, İstanbul, Anadolu, Ege Adaları ve Bizans İmparatorluğu'ndan kalan Musevilerin de hepsi bu adla anılır. 16.yüzyılda bütün bu gruplar, Judeo-Espegnol veya "Ladino" denen ve İspanya'nın Kastilya lehçesine ilave edilmiş; Türkçe, İbranice hatta Rumcadan gelen kelimeler ve deyimler ile bezeli bir dil konuşuyorlardı. Bu dil bugünlerde unutulmaya başlanmıştır. 1492'de İspanya'dan atılan Museviler, İspanya kökenli oldukları için kendilerine "Sefarad" adını koymuşlardır. Genişletilmiş anlamda ise bugün, Sefarad, Aşkenaz olmayan tüm Yahudilere verilen addır.
Osmanlı Devleti tarihinde ilk Yahudi toplumu Bursa’dadır. Orhan Gazi, Bursa’ya girdiğinde Yahudilere çok iyi müsamahada bulunmuş, onlara bir havra inşa etmeleri için izin vermiştir. Osmanlı Devleti’ne göç eden ilk Yahudi gurubu 1470 yılında Almanya ve Polonya’dan gelen Aşkenaz Cemaati’dir. Daha sonra Osmanlı Devleti’ne İspanyolların zulmünden kaçan Sefarad Yahudileriyle, Kırım’dan Karaim Yahudileri gelerek İstanbul’a yerleşmişlerdir.


Yahudilerin Osmanlı idaresine karşı tek ciddi isyanları, Sabatay Sevi hareketidir. Sabatay Sevi 1666 yılında Mesih olduğun iddia ederek Yahudi Devleti kurma çalışmalarına girişmiş, fakat bu girişim neticesiz kalmıştır. İdam edilmemek için sözde Müslüman olmuş, Mehmet Aziz adını almıştır.
1492 yılında İspanya'dan sürülen Sefarad Yahudileri'nden 26 bini, bugün Türkiye'de yaşıyor. Sefarad mezarlığı İstanbul, Ulus semtinde 1901 yılından beri gömüye açıktır. Tüm Yahudi cemaatinin rehitsa ve gömü hizmetleri Neve Şalom Musevi Sinagogu Vakfı tarafından verilmektedir.

İskandinav mitolojisine göre evrenin yaradılışında meydana gelen ilk canlı...

Ymir, Nors veya İskandinav mitolojisi,

İskandinav insanlarının Hristiyanlık öncesi dinleri, inanışları ve
efsaneleridir. Mitolojinin yaratılış detaylarını çok çeşitli kaynaklara dayanarak sadece Snorri kaleme almıştır. Başlangıçta boşluk vardı (Ginnungagup). Dünya daha var olmadan önce 11 nehir akan Niffleheim'da ölüm var oldu. Niflheim'ın güneyinde başka bir sıcak dünya daha oluştu; Muspell; Devlerin koruduğu yer. Devler buraya Stur yani Siyah dediler. Niflheim'ın nehirleri donmuştu. Bu nehirlere Ginnungagup dendi. Günün birinde Muspell'deki kıvılcımlar nehirlerin üzerine düştü ve nehirleri eritti. Erimiş nehirlerden oluşan damlacıklar Ymir'i şekillendirdi. Ymir'in terinden diğer dişi ve erkek devler oluştu.

İskandinav mitolojisi;

Aesir (tanrılar) : Andhrimnir, B
alder, Bor, Bragi, Buri, Dagr, Delling, Forseti, Heimdall, Hermod, Hod, Hoenir, Kvasir, Lodur, Loki, Modi ve Magni, Od, Odin, Rig, Thor, Tyr, Ull, Vali, Ve, Vidar, Vili

Asynjur (tanrıçalar): Bil, Eir, Frigg, Gna, Hlin, Idunn, Jord, Lofn, Nanna, Nott, Saga, Sif, Sigyn, Sjofn, Snotra, Sol, Syn, Var, Vor, Trud, Hel

Vanir (tanrılar ve tanrıçalar)
: Freyr, Freyja, Gullveig, Nerthus, Njord

Nornlar (yazgılar):
Urd, Verdandi, Skuld

Valkürler
: Brynhildr, Gondul, Gunnr, Hild, Hladgunnr, Rota, Skuld, Sigrdrifa, Sigru, Skogul, Svava, Trud

Elf (Alfar)
: Beyla, Byggvir, Dokkalfar, Svartalfar, Volund

Devler: Aegir, Angrboda, Baugi, Beli, Bergelmir, Bestla, Billing, Bolthorn, Byleist, Elli, Faárbauti, Fenja, Fjalar, Fornjot, Geirrod, Gerd, Gjalp ve Greip, Gilling, Grid, Gunnlod, Gymir, Hel, Hrym, Hraesvelgr, Hrod, Hrungnir, Hymir, Hyndla, Hyrrokkin, Jarnsaxa, Kari, Laufey, Loki, Mani, Menja, Modgunn, Mundilfari, Muspel, Mokkurkalfi, Narfi, Olvaldi, Ragnhild, Ran, Rind, Skadi, Snaer, Suttung, Surtr, Thokk, Tjazi, Trivaldi, Trudgelmir, Trymr, Utgardaloki, Vaftrudnir, Ymir


Cüce: Alviss, Andvari, Berling, Brokkr, Durin, Dvalin, Eitri, Fafnir, Fjalar ve Galar, Gandalf, Hjuki, Hreidmar, Litr, Lofar, Nordri, Sudri, Austri ve Vestri, Nyi ve Nidi, Otr, Regin, Sindri

İnsanlar
: Adils, Agne, Ask, Aslaug, Bjorn Ironside, Bodvar Bjarki, Berserkers, Dag the Wise, Domalde, Draugr, Dyggve, Egil, Einherjar, Embla, Erik and Alrik, Fjöl
nir, Frodi, Glam, Grimhild, Gylfi, Haddingjar, Hagbard ve Signy, Haki, Halfdan, Halfdan the Old, Harald Hildetand, Hedin, Helgi Hundingsbane, Hjalmar, Hrolf Kraki, Hugleik, Hvitserk, Ingeborg, Ingjald, Jorund, Karl, Krimhild, Lif ve Lifthrasir, Marmennill, Nor, Ottar, Raum the Old, Roskva, Sigar, Siggeir, Sigmund, Signy, Sigurd, Sigurd Ring, Sinfjotli, Skagul Toste, Skirnir, Sveigder, Svipdag, Tjalfi, Vanlade, Volva, Yngvi ve Alf, Yrsa

Canavarlar: Arvak and Alsvid, Audhumbla, Blodughofi, Eiktyrnir, Fenrisulfr, Garm, Geri ve Freki, Grani, Gullinbursti, Gullinkambi, Gulltopp, Hati, Heidrun, Hildisvini, Hofvarpnir, Hraesvelgr, Hrimfaxi, Hugin ve Munin, Jormungand, Lindorm, Managarmr, Nidhoggr, Ratatosk, Skinfaxi, Skoll, Sleipnir, Svadilfari, Saehrimnir, Tanngrisnir ve Tanngnjostr, Varulf, Vedrfolnir

Mekanlar
: Alfheim, Asgard, Barri, Bifrost, Bilskirnir, Breidablik, Elivagar, Eliudnir, Fensalir, Folkvangr, Gimle, Ginnungagap, Gjallar Köprüsü, Gjoll, Gladsheim, Glasir, Glitnir, Gnipahellir, Helgrindr, Helveg, Himinbjorg, Hindarfjall, Horgr, Kormt ve Ormt, Idavoll, Jotunheimr, Ironwood, Hlidskjalf, Midgard, Muspelheim, Myrkvidr, Nastrond, Niflheim, Noatun, Sessrumnir, Singasteinn, Slidr River, Sokkvabekkr, Trúdvangr, Trymheimr, Utgard, Valhalla, Vanaheim, Hvergelmir, Vigrid, Vimur, Vingolf, Ydalir, Yggdrasil

Artefaktlar
: Andvarinaut, Brisingamen, Draupnir, Eldhrimnir, Gand, Gjallarhorn, Gleipnir, Gram, Grotte, Gungnir, Helskor, Megingjord, Mimir çeşmesi, Mistilteinn, Mjolnir, Naglfar, Odrerir, Reginnaglar, Hringhorni, Skidbladnir, Tyrfing, Urd çeşmesi Hlidskjalf

Tapınma
: Blot, Horgr, İnsan kurban etme, Seid, Sumbel, Uppsala tapınağı, Thor'un çekici, Volva, Yule

Argoda dikiz anlamında bir sözcük...


Erkete, (Rumca erkete),  
Rumca, Gözetleme,
Dikiz  (Yunanca),
Gözcü, Kollayıcı.
Balana, Bakma,

Argoda gözcü anlamına gelir.
Argo Gözetleme. 
Genellikle kumar oynatan fuhuş yaptıran ve uyuşturucu madde imal veya satışı yapılan yerlerde gelen zabıtanın gelişini gözetlemek gözcülük yapmak haber vermek amacıyla görevlendirilen kişiye verilen isim.
Yasadışı bir işin yapıldığı yerde, geleni haber verme işi; gözcülük.
Gözcü; polisin geldiğini haber vermek için nöbet tutan.



 

Büyükşehir, Anakent ...

Metropol, (Yunanca: mitropoli "ana şehir") demektir. İç içe geçmiş büyük kentlerden ve banliyölerden oluşan, çevreye ve ülkeye göre kültür ve ekonomi yönünden en gelişmiş olan merkez şehir. Herhangi bir şehirde kültür, finans gibi unsurlar gelişirse bu şehrin metropolleşmesine örnektir.Çoğu metropollerin nüfusu 1 ve 10 milyon civarındadır.
İstanbul, mimari, dini, kültür, nüfus, ekonomi, tarih, medeniyetler bakımından bir metropoldür. Metropol kavramı aynı zamanda başkentlere gönderme yapan bir kavramdır. Bu itibarla İstanbul Roma, Bizans ve Osmanlı medeniyetlerinin başkenti olması sebebiyle de metropoldür. İki kıtayı birleştiren, iki denizi kavuşturan Boğaziçi'ne sahip; dinler, diller ve ırklar mozaiği ile bir dünya başkenti, bir kentler kentidir. 2010 yılı Avrupa kültür başkentidir.

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ