Aruz ölçüsünün ana kalıplarından biri...

Tavil,


Aruz ölçüsü, nazımda uzun veya kısa, kapalı ya da açk hecelerin belli bir düzene göre sıralanarak ahengin sağlandığı ölçü olarak adlandırılmıştır.. Sözlük anlamları yön, yan, bölge, bulut, keçiyolu, deli, sarhoş deve, çadırın orta direği, karşılaştırılan, ölçü olan şey gibi çeşitlidir. Edebi kavram olarak, bu anlamlardan hangisine dayandığı tam olarak bilinmemekle birlikte develerin yürüyüşünden, demircilerin sistematik çekiç vuruşundan veya çamaşırcı kadınların tokmak seslerinden çıktığı görüşleri vardır. Bir çadırı orta direğinin ayakta tutması gibi, divan şiiirini ayakta tutan en büyük unsurun aruz olduğu düşünülür. Divan şiirinin ölçüsü aruz' dur.  Aruz, esas olarak hecelerin uzunluğu kısalığı temeline dayanan şiir ölçüsüdür. İlk kez Arap dilcisi İmam Halil bin Ahmed tarafından kullanıldı. Türklerin İslamiyet’i kabul etmelerinden sonra medrese kültürü ile yetişen şairlerin Farsça’yı edebiyat dili olarak benimsemeleri, aruzun Türk edebiyatına da girmesine yolaçmıştır. Aruz ölçüsü, Arap, Türk, Fars, Afgan, Pakistan ve Hint edebiyatında kullanılmaktadır. 

Aruz ölçüsünde hece ölçüsündeki duraklar yoktur. Dizelerdeki hece sayıları eşit olmayabilir. Dize sonlarındaki heceler kısa da olsa uzun kabul edilir. Buna göre;

İmale; Çekme demektir. Aruz kalıbına uydurmak için kapalı heceye ihtiyaç duyulan yerlerde açık heceyi uzatarak okumaktır.

Zihaf; İmalenin tersidir. Kısma demektir. Uzun heceyi daha kısa sesle okumaktır.
Yani kalıba uydurmak için, Arapça, Farsça sözcüklerdeki uzun heceleri kısa saymaktır.
Ulama; Bağlama, bağlayış anlamındadır.Sessiz harfle biten kelimeyi sesli harfle başlayan kelimeye bağlayarak okumaktır. Divan şiirinde en zok kullanılan ses unsurlarından birisidir. Ulama yapılan yerlerde ulanan sözcüklerdeki heceler, tek bir sözcükmüş gibi ayrılır. Bu duruma da vasl (ulama) denir.


Aruz hecelerin sayısını değil, şeklini esas alır. Aruzla yazılmış şiirlerde, her bir mısranın heceleri, diğer mısraların aynı hizadaki heceleriyle aynı açıklık(kısalık) ve kapalılık(uzunluk) noktasında birbirlerine denktir. Açık(kısa) hece ( . ) işaretiyle; kapalı(uzun) hece (-) işaretiyle gösterilir. Ayrıca med'li adı verilen, bir buçuk hece değerinde ( .- )işaretiyle gösterilen hece değeri de dört sesten oluşan heceler için kullanılır. Bu temel parçaların birleşmesinden 8 ana kalıp ortaya çıkmıştır:
  1. fa'ûlün (fe'ûlün) (._ _)
  2. fâ'ilün, fâ'ilât (_._)
  3. mefâ'ilün (._._)
  4. fâ'ilâtün (_._ _)
  5. müstef'ilün (_ _._)
  6. mef’ûlâtü (_ _ _ .)
  7. müfâ'aletün (._.._)
  8. mütefâ'ilün (.._._)
Her beyitte en az dördü bulunan bu parçalara tef'il, tef'ile ya da cüz adı verilir.

Çeşitli amaçlarda kullanılmak için tel ya da halatlardan örülerek yapılmış ağ...

Şıpka,
Torpillere karşı ve daha başka işler için gemilerde kullanılan halattan örülmüş ağ.

Denizlerde ve iç sularda yaşayan, küçük bedenli ve göçmen bir yabanördeği...

Tel kuyruk(Long-tailed Duck), Telkuyruk(Clangula hyemalis), ördekgiller familyasından orta büyüklükte bir ördek cinsi ve bu cinstek türüdür(Anatida).


Küçük bir deniz ördeği olan telkuyruklarda yetişkinler siyahla karışık, alt tarafları beyazdır.

Erkekler uzun ve sivri bir kuyruğa sahipdirler. Koyu renk lekeli bir gagaları vardır.

Dişilerin kahverengi sırtı ve daha kısa kuyrukları vardır.
Bataklık ve göllerde ürer. Kışın koy ve körfezlerde, arasıra da iç göllerde görülür.

Genelde suyun yüzeyine yakın dalışlar yaparlar ancak 60 metre derinliğe kadar dalabilirler. Denize inişi pek de gösterişle olmayan bir şekilde, karın üstü iniş (düşüş) şeklindedir.Su altına dalarak beslenirler. Genellikle yumuşakçaları (deniztarağı), kabukluları (midyeler ve yengeçler) ve bazı küçük balıkları yerler.

Saç üstünde pişen yufkayı çevirmeye yarayan yassı ve tahta araç...

Ataraç, 
Örekeç,

Sac üstünde pişirilen ekmeği çevirmeye yarayan tahta araç.

Ekmek yapımı sırasında yufkaları saçta pişirmek üzere sacın üstüne koymaya ya da saçta pişen yufkaları almaya yarar. Ekmek yapımında kullanılan bu alet, Denzli' d e attırgaç iken, Kırıkkale' de evreağaç, Yozgat' ta evirgeç, bazı yerlerde ise çevireç olarak adlandırılır.

Bir adayı anakaraya bağlayan kıyı dili...



Tombolo,
 
Bir adanın zamanla başka bir kara parçasına daha az yükeltisi olan bir toprak setiyle bağlanmasıyla oluşan birikim şeklidir İtalyanca kökenli olan tombolo sözcüğü, yığın veya tepecik anlamına gelmektedir. Bir ada, tombolo ile başka bir kara parçasıyla bağlandığı zaman bağlanmış ada adını alır.
Örneğin Marmara Bölgesi’ndeki Kapıdağ Yarımadası bir ada iken, tombolo ile ana karaya bağlanmıştır.

Özellikle çamlarda oluşan, katı ya da yarı akışkan organik salgı maddesi...


Kava, Reçine,
Bazı bitkilerde, özellikle çamlarda oluşan, katı veya yarı akışkan organik salgı maddesine reçine, ağaç sakızı, ağaç balı denir. Bazı bitkilerde, özellikle çamlarda oluşan katı ya da yarı akışkan, kolay eriyen, organik salgı maddesi olan doğal reçinelerdir.

Kısmen sentetik reçine sayılabilecek ilk reçine 1862′de nitroselüloz, bitkisel yağlar ve kâfurdan elde edildi. Selüloit ise 1869′da yapıldı. Tam anlamıyla ilk sentetik reçine 1910′da L. H. Baekeland tarafından fenol ve formaldehitten elde edilen bakalittir.

Fincan biçiminde bir ağızlığı ve keçe yastıklı anahtarları olan bakır nefesli çalgı...


Ofikleit,

Antalya' nın Elmalı ilçesinde, "Tabiatı Koruma Alanı" kapsamına alınan Toros sediri ormanı...

Çığlıkara,

İki bin yaşını devirmiş anıt ağaçların yer aldığı Çığlıkara, dünyanın en büyük ve saf sedir ormanı.Çığlıkara’da sadece sedir ağacı yok. Yine koruma altında olan dev bir ağaç türü daha var, kokulu ardıç. Kerestesi kırmızı renkte, kabuğu ve gövdesi kirli beyaz, iki bin yaşına yakın birçok kokulu ardıç ağacı da bu koruma alanında yaşamını sürdürüyor.


Antalya´nın Elmalı ilçesine bağlı Çığlıkara mevkiindeki sedir ormanı içerisinde yaşayan ağaç 262 santimetre çapında ve 25 metre boyunda.1825 metre yükseklikteki ağacın bir benzeri daha Avrupa´da dahi bulunmuyor. Çığlıkara Tabiatı Koruma Alanı dünyanın ayakta kalan en yaşlı ve saf sedir ormanı. Bu nedenle 1991 yılında koruma altına alınmış.


Halk arasında katran olarak bilinen ünlü sedir ağacı, Türkiye'de Batı ve Orta Toroslar ile Doğu Toroslar'ın iç ve dış bölümlerinde, anti-Toros ve Amanos Dağları'nda bulunuyor. Kutsal kitaplarda büyüklüğün, gücün, görkemin, ünün, onur ve zenginliğin simgesi olan sedirin en mükemmel yetiştiği topraklar ise Çığlıkara Ormanı. Bin ve iki bin yaşını deviren ağaçların boy gösterdiği orman, 15.889 hektarı kaplıyor.
Elmalı'ya 55 kilometre, Antalya'ya ise 165 kilometre uzaklıktaki Çığlıkara'yı oluşturan Lübnan sedirini kıymetli kılansa kerestesinin yumuşaklığı, eşsiz kokusu ile dayanıklılığı.
Hala yeşil ve canlı halini devam ettiren Koca Katran (Toros Sediri) ağacının bulunduğu bölgede insan yaşamıyor ve ormancılık faaliyetleri de yapılmıyor. Çığlıkara Tabiatı Koruma Alanı içerisinde yer alan Dokuz Göller doğal güzelliklei ile çarpıcıdır.

Mersin ilinde, XIII.yüzyılda Anadolu Selçukluları döneminde yapılan bir kale...

Mavga,

Mersin' in Mut ilçesinin 16 km. kuzeybatısında (Mut-Kırobası yolu üzerinde), Kozlar Yaylası’nda bir kaya üzerinde bulunan Mavga Kalesi' nin Selçuklular, Karamanoğulları ve Osmanlılar tarafından kullanıldığı bilinmektedir. Kalenin sağlam kalan bir burcundaki kitabeden Anadolu Selçuklu Devleti Hükümdarı I. Alâeddin Keykubat tarafından 1230 milad yılında alındığı ve kalede bazı tamiratla beraber mescit görevi de yapan bir burç yapılarak bedenine de bir kitabe konulduğu anlaşılmaktadır. Bununla beraber kalenin daha eski dönemlerde yapıldığı ve İlk Çağlara kadar uzandığı sanılmaktadır.

Kale kesme ve moloz taştan yapılmış, 9 burç ile sur duvarları sağlamlaştırılmıştır. Giriş kapısı kuzey yönünde olup, çevresinde hendekler bulunmamaktadır. Sarp ve dik kayalar üzerinde yapılmış olan kale içinde odalar, ahırlar, yemlikler, sulama tekneleri ve içi Horasan harcı ile sıvanmış su sarnıçları kayalara oyularak oluşturulmuştur. Kule üzerinde dikdörtgen bir niş içinde Arapça harili kitabe bulunmaktadır. Kuleye bağlı sur duvarı bulunmakta, ancak tahrip olmuştur. Doğal olarak oluşan bazı mağaralar yerleşim amacıyla şekillendirilmiştir. Bazıları da ihtiyaç gereği olarak insanlar tarafından açılmıştır. Açılan odalarda kapı sövelerinin yuvaları ve askıları mevcuttur. Yerleşimin yanı sıra mağaralar arasında kare veya dikdörtgene yakın küçük girişli kaya mezarları da bulunmaktadır.

Sadece köy halkı tarafından definecilere karşı korunan kale, 1993 yılında 1. derece Anıtsal alan olarak tescillenmiştir.

XII.yüzyılda Irak' ta kurulan bir islam tarikatı...


Rifailik, (Ahmediler- Betaihiler), Rifailik ve Ahmedilik adıyla İslam dünyasında yayılmış, ruh ve düşünce alanında pek çok önemli şahsiyetin yetişmesinde etkili olmuş bir tarikattır.

Rifailik, 12. yüzyılda Irak'ta Ahmet Rifai tarafından kurulmuş olan Sünni bir tarikattır. Tarikatın kurucusu Ahmet Rifai Irak'ta Basra ile Vasıt, arasında yer alan Bataih nahiyesine bağlı Umm Ubeyde adındaki köyde, bazı tarihçilere göre; Muharrem 500 tarihinde doğmuştur. (İbnul-İmad el-Hanbelî, Şezerâtu'z-Zeheb, Beyrut ty, IV, 259) Bazıları ise onun, Basra bölgesinde bulunan Hasan köyünde Recep 512'de doğmuş olduğunu kabul edilirler. Bu iki yer Bataih denilen bölge içerisinde kaldığı için o buraya nisbetle Bataihi olarak da anılmaktadır. Basra'da Şafii alimlerinden olan Ebul-Faıl Ali el Vasiti ile dayısı Ebu Bekir el-Vasiti'den dersler almıştır.  Dayısı Şeyh Mansur ona tarikat alametlerinden olan hırka giydirerek, ailesinin bulunduğu Umm Ubeyde köyüne  yerleştirdi. Bir yıl sonra dayısı vefat etti ve şeyhlik makamı onun vasiyeti ile Ahmed Rıfaiye geçmiştir. Ahmed Rifai, Şafii olup, salih ve fakih bir kimsedir.Fakir halk onun etrafında toplanmış ve iyiliğine inanarak ona bağlanmışlardır. Bu topluluk Rıfailer adını almıştır. Onlara Ahmediler ve Betaihiler de denilmektedir.  

Kısa zaman içinde islam dünyasında yayılan bu tarikat, günümüzün de en yaygın tarikatlarından birisidir. Kur'an ve hadislere yorumlamaksızın uymayı savunurlar. Bu tarikat kuruluşundan birkaç asır sonra Anadolu'da da yayılmıştır. Bir çok islamcı tarikatta olduğu gibi bu tarikatında kuruluş amaçları ve görüşleri açısından yazılanlarla pratikleri arasında uçurumlar vardır. Sözde din adına hareket eden bu tarikatlar görünürde kendilerini dünya nimetlerinden soyutlayan ve Allah'a adayan bir söylemleri olmakla birlikte, tersine halk üzerindeki baskının, sömürünün araçları konumundadırlar.Halkın dini duyguları sömürülerek din egemenliklerinin bir aracı haline getirilmiştir.

Kurucusunun tanımına göre Rifailik, bid'at ve hurafelerden uzak bir din, riyakarlıktan uzak bir ibadet, Tanrı dışındaki varlıklara bağlanmayan bir yürek, bayağı zevklere tutsak düşmeyen bir nefis temeline dayanır. Ancak, yaşamda tersine bu söylemlerle ilgileri olmamıştır. özellikle ilk kuruluşlarından sonra süreç içerisinde tamamen egemen sınıfların egemenliklerini sürdürmede kullandıkları araç haline gelmiş, egemen sınıflarla bütünleştikçe halktan daha da uzaklaşarak daha fazla yozlaşmış, gericileşmiş, geri bir inanış çerçevesinde de olsa varolan değerlerini tamamen yitirmişlerdir.

Rifailik, bütün islam dünyasına yayılırken, Anadolu ve Rumeli'de de kendisine taraftar bulmuştur. Ancak buralardaki Rıfailer zaman içinde fütüvet ve Bektaşiliğin etkisi altına girerek özgünlüklerini büyük ölçüde kaybetmişlerdir. Rıfailik de diğer birçok tarikat gibi çok sayıda kollara ayrılmıştır. Başlıca kolları Sayyadiye, Kavyaliye, Niriye, izziye, Fenariye, Burhaniye, Fazliye, Cündeliye, Cemiliye, Diriniye, Ataiye, Sebsebiye, imadiye ve Kantaniyedir. Rıfaiye tarikatı da diğer bir çok tarikat gibi Osmanlı devletinin halka karşı zulmüne karşı olmamış, Osmanlı'nın bu politikalarının destekçisi olmuş ve Osmanlı'dan destek de görmüştür. Sultan üçüncü Osman'ın da bu tarikatın müridi olması bu durumun daha açık bir göstergesidir.

Rıfailik, bugün gelinen noktada tamamen yozlaşmış ve gericileşmiş bir şekilde günümüz Anadolu'sunda hala yaşayan bir tarikattır. Ancak siyasal yaşamda herhangi bir etkinliği yoktur.

Rusya'yı 1613-1917 yılları arasında yöneten hanedan ...

Romanov, Çarlık Hanedanı, 

Rusya İmparatorluğu'nu 300 yıl yöneten (1613-1917) Çarlık Hanedanı Romanov' un yurtdışındaki akrabaları ana vatanlarına geri dönerek Kremlin' den Rus Ortodoks Kilisesi gibi özel statü almayı planlıyor.Bunun için Rus Anayasası' nda özel mevzuat çıkarılmasını isteyen Romanovlar, yurtdışında faaliyet gösteren İmparatorluk Evi' ni de Rusya'ya taşımak istiyor.

Romanovlar İmparatorluk Evi İdari Bölüm Başkanı Aleksandr Zakatov, kurumun Rusya'ya taşınma amacının, ülkede monarşi sistemini yeniden kurmak gibi bir girişim olmadığını söyledi. Avrupa'nın Brüksel ve Madrid kentinde faaliyet gösteren İmparatorluk Evi avukatı German Lukyanov, Rusya'da devlete bağlı olmadan çok güçlü ve etkili bir sivil toplum örgütü çerçevesinde faaliyet göstererek, ülkenin sosyal-toplum hayatında önemli rol oynamayı hedeflediklerini belirtti.

Rus hanedanı Romanovlar ailesinin planı, Rusya'da eleştiri ve şaşkınlığa neden oldu. Rusya Komünist Partisi bu girişimi "saçmalık" ve "ahmaklık" olarak nitelendirdi. İktidar Birleşik Rusya Partisi'nin Devlet-Yurtsever Masası Koordinatörü İrina Yarovaya, Romanovlar'ın girişimiyle ilgili ek yasa çıkarmayı henüz düşünmediklerini kaydetti.

Romanovlar İmparatorluk Evi, 1917 yılından bu yana Avrupa'da faaliyet gösteriyor. Evin Başkanlığını, Büyük Prenses Mariya Vladimirovna Romanova yürütüyor. Onun oğlu Georgi Mihailoviç Romanova ise, hanedanın Büyük Prensi sayılıyor. 1917 Ekim Devrimi öncesi (1916 yılındaki Rusya'da Romanovlar'ın tahtan inmesiyle) ve sonrası yıllarında Romanovlar İmparatorluk Evi'ni yurtdışına taşımışlardı. 6 Temmuz 1918 yılında, Çar 2. Nikolay Romanov ve ailesi kaldıkları evin Bodrum katına indirilerek Bolşeviklerce infaz edilmesi, İmparatorluk Evi'ni sarsmıştı. Sovyetlerin yıkılmasının ardından, Rusya Romanovlar hanedanına kapılarını açtı.

Fırında ya da sacda pişirilen bir tür pide...


Dayama,bir çeşit yassı ekmek.

Geçen yıl, bir sene önce...

Bıldır,

Mısır ve Suriye' deki geleneksel konutlarda, taş döşeli ve ahşap tavanlı, yazlık sofa benzeri mekan...

Kaa,

Sacda pişirilen bir tür küçük ekmek...


Gilit,
Ekmek, çeşitli tahıl unundan yapılmış hamurun ateşte, sac üzerinde, tandırda, fırında veya tepside pişirilmesiyle hazırlanan yiyecektir. 
 

Ekmeğin yapımında başlıca üç işlem yer alır. Yoğurma, mayalama ve pişirme. Yoğurma, unu hamura çevirir. Mayalama, hamuru ekşitip kabartır, pişirme ise ekmek haline getirir. Un, su, tuz ve maya bir kazan veya teknede birbirine karıştırılarak yoğrulur, una su karışınca erimeyen kısımlar (glikoz, tuz vb.) dışında erimeyen kısımlar (glüten, nişasta) su emerek şişer. Tuz, ekmeğin lezzetini azaltır. Yoğurma, eskiden teknelerde elle ve ayakla yapılırdı. Şimdi köylerde ve küçük kasabalarda gene böyle ancak şehirlerde makineyle yoğrulmaktadır.


Hayvanların boynuna takılan çıngırak...


Ceres, Çan

Yeşil limondan elde edilen organik bileşik ...

Limetin, 

Yeşil Limon- Limette
Limon yağı (Citrus Limette),  Limon esansından elde edilen bu yağ, limon kabuklarının sıkılması veya su buharı distilasyonu ile elde ediliyor. Terlemeyi sağlayan limon yağı, idrar söktürücü ve kurt düşürücü olarak da kullanılıyor.

Afyonkarahisar' ın Çay ilçesinde bir göl...

Karamık,  
Karamık Gölü, Çay ilçesi sınırları içinde, Dinar - Çay karayoluna yakın alanda konumlanır. Yüzölçümü 40 km2, en derin noktası 3 metre ve denizden yüksekliği de 1.001 metredir. Sularını güneydeki Düden (suyutan bir yer altı ırmağı) aracılığıyla Eğirdir Gölü’nü beslemektedir.

Genellikle gömlek yapmakta kullanılan, ince ve çizgili bir pamuklu kumaş...


Zefir (Yunanca), 
Fransızca zéphyr,

Yeni Zelanda' nın yerli halkı Maorilerin savaş dansı...

Haka,

Haka dansı, Yeni Zelanda'ya özgü bir dans türüdür. Haka dansı, aynı zamanda "savaş dansı" olarak da bilinir. Bu dans eskiden, savaşlardan önce savaşçıların güçlerini göstermeleri ve karşı tarafı korkutmaları amacıyla yapılırmış. Haka dansında dansçılar, gözlerinin beyaz kısmını göstererek, bir yandan ellerini bedenlerine, bir yandan da ayaklarını yere vurarak dans ederler.

Yaklaşık 200 yaşındaki Haka, Yeni Zelanda çıkışlı... Haka'nın düşmanı caydırmaya yönelik haykırışları ve tehditkar savaş figürleri, bir Maori yerlisinin ölümden kurtuluş hikayesini anlatıyor... Ama bu ilkel Maori dansı, ada sınırlarını çoktan aştı... Savaş dansının spor salonlarında ve sahalarda motivasyon amaçlı kullanımı hızla yaygınlaşıyor.Haka Dansı, 1820'lerde, Maorilerin önemli kabile liderlerinden Te Rauparaha'nın düşmandan kaçıp saklandığı çukurda ölümü beklerken, mucize eseri kurtuluşunun anlatır .

Te Rauparaha şarkısında, ölümle yaşam arasında gidip gelirken gördüklerini ve hissettiklerini çok kısa ifadelerle dile getirir.."Ka mate Ka mate" yani "ölüyorum, ölüyorum" sözleriyle başlayan Haka, Maori yerlisinin, düşmanın insafa geldiği an mırıldandığı, "Ka ora Ka ora" yani "yaşam, yaşam" sözleriyle devam eder....arkı, "saçlı adam" yani insafa gelen düşmanın gün ışığını yeniden sunması ve Te Rauparaha'nın çukurun derinliklerinden yukarıya doğru adım adım çıkarak güneşe kavuşmasıyla biter.


Basketbol ve futbolun yanısıra, özellikle rugby ve amerikan futbolu gibi sert takım sporlarında, bu dans, renkli bir gösteri ve motivasyon unsuru olarak kullanılıyor.Haka dansı yapan sporcular memnun: ısınıp eğlendiklerini ve maça çok iyi motive olduklarını söylüyorlar..Ancak, sert el-kol hareketleriyle yapılan ilkel figürlerin ve tehditkar haykırışların izleyen üzerinde gergin, hatta saldırgan etkiler bıraktığını düşünenler de
 var..

Uganda' nın başkenti Kampala' nın eski adı...

Makerere,
Kampala,

Uganda Cumhuriyetinin başkentidir.
Deniz seviyesinden 1189 m yükseklikte kurulmuş. Başkent olmasının yanı sıra ülkenin başlıca sanayi, ticaret ve finans merkezi olan kenttir. Ganda veya Luganda ve diğer Bantu dilleri, Nilo-Sahara dilleri, Sevahili, dilleri konuşulur. 



Halkın etnik yapısı;  Baganda, Ankole, Basoga, Iteso, Langi , Bagisu, Acholi, Bunyoro' lardan  oluşur ve katolik , Protestan ve Müslüman' dır.

Afrika'nın doğusunda, ekvator üzerinde yer alan ve denize kıyısı olmayan bir ülkedir. Komşuları kuzeyde Sudan, doğuda Kenya, batıda Zaire, güneyde Ruanda ve Tanzanya 'dır.Uganda’da Bunyoro, Ankole, Buganda ve Toro gibi kralıklar kuruldu. XVI. ve XVII. yüzyıllarda en kuvvetli devlet Bunyoro Krallığı idi. On sekizinci asırda Buganda bölgede hakim olmak için Bunyoro’ya karşı giriştiği mücâdelede üstünlüğü ele geçirdi. 1840 yıllarında Arap tüccarlar ülkeye gelerek, bir kısım Ugandalıların Müslüman olmalarına sebep oldular.
 
Tropik iklimli bir ülke olan Uganda'nın doğal yapısı büyük bir çeşitlilik gösterir. Ülke topraklarının büyük bölümünü oluşturan yüksek yayla güneyde küçük, yüzeyleri yuvarlak-laşmış tepelere dönüşür. Göl ve dağ yakınlarında boylan 3 metreyi aşan aksazlar yetişir. Ülkenin geri kalan bölümlerinde geniş ormanlar uzanır. Bu ormanların bazılarında maun ve demirağacı gibi değerli kerestelik ağaçlar yetişir. 


Ruwenzori Sıradağlarının yamaçlarında boylan 6 metreyi aşan dev kanarya otları ve lobelya' lar görülür. Alçak yamaçlarda şempanze, gereza adı verilen maymun türleri ve yaban domuzu çok yaygındır. Ülkenin batısındaki açıklık alanlarda fil, manda, aslan, pars ve değişik antilop türleri yaşar. Kuzeybatıdaki Kabarega Ulusal Parkı'nda gergedanlar vardır. Uganda'daki göllerde ve Nil Irmağı'nda suaygın ve timsahlar yaşar. Nil Irmağı'nda bulunan en büyük balık nil levreğidir.

Denizcilikte "Temiz, düzgün, derli toplu" anlamında kullanılan sözcük...



Neta,

Rus köylü topluluğuna verilen ad...

Mir,

Çankırı' nın Ilgaz ilçesinde çıkan bir madensuyu...



Ilısılık,
 
Ilısılık Maden Suyu:  Ilgaz ilçesi' nin güneydoğusunda ilçeye 16 km. mesafedeki Ilısılık Köyü'nde bulunan kaynaktan 22.5 °C sıcaklığında saniyede 0.05 litre su çıkmaktadır. Ekonomik değeri sınırlı olan su karbondioksitli, alkalik ve toprak alkalik, bikarbonatlıdır. İçme kürleri ile yararlanıldığı gibi banyo uygulamalarından da olumlu neticeler alındığı söylenilmektedir. Mide, karaciğer, bağırsak, safrakesesi rahatsızlıklarına iyi geldiği bilinmektedir

Pirinç tarımı yapılan en küçük toprak parçası ...

Cot,
Pirinç (Oryza), Çeltik,
Pirinç, buğdaygiller (Poaceae) familyasından mısır ve buğdaydan sonra en fazla ekimi yapılan otsu bir bitki türleri. Dünya nüfusunun yarısından fazlası için beslenmede büyük bir önem taşır.
Pirinç kabuğu: Pirinç tanesini içine alan dış kaplama veya kabuk tabakası. Kabuk yenilmez Pirinç kepeği: Pirincin üst tabakası. Tahıllarda, karışımlarda ve vitamin konsantrelerinde bir bileşendir ve pirinç kepeğinin gıda kalitesinde olmayan cinsleri hayvan yemlerinde kullanılır. Pirinç kepeği yağı: Pirinç kepeğinden çıkartılan yüksek kaliteli bir yemeklik yağdır. Kırık taneler: Bir tam tanenin dörtte üçünden küçük olan pirinç taneleri. Pirinç unu yapımında ve evcil hayvan mamalarında kullanılır. Pirinç unu: Öğütülmüş kabuksuz veya esmer pirinçtir. Alerjenik değildir ve bu da onu, glütene ve buğday unu ürünlerine karşı alerjisi bulunanlar için bir buğday alternatifi olarak çok değerli hale getirir. Pirinç hamuru, cips ve başka aperatif yiyecekler ve kahvaltı amaçlı tahıl ürünleri üretilmek üzere tabaka haline getirilebilir.

Afrika ve Avrasya' da yaşayan, ötleğene benzer bir kuş...

Sistikola,

Yunan Kiliselerinde dua edenlere ayrılan bölüm...


Naos(Nave),

Kiliselerin ibadet mekanı olan Naos, genelde yüksek kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür.

Kilise; sözcük anlamı olarak Rab İsa Mesih’e iman edenlerin oluşturduğu topluluğa verilen addır. Diğer bir tanımla da bu topluluğun tanrıya olan kutsal görevlerini (ibadetlerini) yerine getirdikleri yapıya verilen isimdir.

Kilise içerisindeki her eşya ya da nesne bir bütün içerisinde bir olayı veya ayrı ayrı incelendiğinde bir kişi ya da grubu sembolize eder. Yeni bir kilise yapısının inşası inanç gereği  gereği doğuya bakacak şekilde uzunlamasınayapılır. Kilisenin doğuya doğru bakmasının sebebi ise İsa Mesih‘in ikinci gelişinin doğudan olacağına inanılmasıdır. Bu yüzden ibadet esnasında yüzler doğuya doğru çevrilmiş olarak dualarını yaparlar. Gelenek ve inançlara göre tamamlanan yeni bir kilisenin açılışı, kutsal ayini icra eden Episkopos (patrik veya metropolit) tarafından kilise kutsanmasına ilişkin dualar eşliğinde dört duvarına kutsal murun sürülerek kutsanır ve ibadete açılır.

Kilise yapı olarak üç bölümden oluşur. Birinci bölüm kutsal “Mihrap (Madpho)” bölümü, ikinci bölüm diyakos ve ruhanilerin koro şeklinde ilahiler okudukları “Gruplar (Gude)” bölümü ve üçüncü bölüm ise topluluğun hazır bulunduğu “Hayklo” bölümüdür.

Kilisede bulunan diğer eşyalar;
Çan,
Sunak(Madıpho),
Teblitho,
Finko(Fyolo) Sini,

Kavkbo(Yıldız),
Koso(Kupa, Bardak),
Hufoye(Fete)

Muğla yöresinde toprak tencereye verilen ad...


Çukala, Toprak Kap
Caba (Ankara yöresinde Toprak tencere),
Haranı (Uşak yöresinde Toprak tencere),

Sınır Beyi...


Marsıvan,

Şanlıurfa yöresinde "kardeş" anlamında kullanılan sözcük...

Çeko,

Edirne' de bir göl...

Gala (Çeltik) Gölü- Enez ile Yeni Karpuzlu Beldesi ve Koyun Tepe Köyü sınırları içerisinde yer alıyor. Gala gölü’nün çevresi bataklıktır. Ortalama derinliği 70 cm’dir. Çok tuzlu olan suları kullanılmaz.Yüzölçümü yaklaşık 7,7 km2 olan göl, Meriç Irmağı ile bağlantılıdır.
Pamuklu Göl-Gala Gölü ile Pamuklu Göl birleşmektedir.Sığırcık Gölü’nün güneyindeki göl, Hisarlık Dağı eteklerindedir. Yağışlı mevsimlerde genişleyen göl, yaz sonlarına doğru küçülür ve kimi yıllar tümüyle kurur. Derinliği ortalama 70 cm’dir. Çevresi bataklık ve sazlıktır. Kışın soğuk günlerde donar; hiç bir mevsimde ulaşıma olanak vermez.
Sığırcık Gölü - Kuzeybatıda Karpuzlu köyü, kuzeyden Çeşme sırtı, doğudan Muratlı Korusu ile çevrili gölün güneyinde Pamuklu Göl vardır. Yüzölçümü yaklaşık 1.8 km2’dir. Sığ bir göldür; yazın suyu çok azalır. Suyu tuzlu olduğundan kullanılmaz.
Dalyan Gölü-Enez İlçesi’nin güneyinde bulunan Dalyan Gölü’nün alanı, yaklaşık 3,4 km2 ’dir. Göl alanı, göle dökülen akarsuların taşıdığı su miktarına bağlı olarak yaz ve kış aylarında değişiklik gösterir.
Tuzla Gölü - Doğuda İrik tepesi, Kuzeyden Vakıf Gölü, güneyden ise Saros Körfezi ile çevrilidir.Çok tuzlu olan suları kullanılmaz. Göl çevresi kumluktur ve sığ bir göldür.
Taşaltı Gölü - Dalyan Gölü’nün doğusundaki Taşaltı Gölü’nün yüzölçümü, yaklaşık 70 hektardır. Kışın yağışların etkisiyle göl alanında değişiklikler olur. Sığ bir göl olup, en derin yeri 80 cm’dir. Suyu orta derecede tuzludur.
Bücürmene Gölü -Dalyan Gölü’nün güneyindeki Bücürmene Gölü’nün alanı yaklaşık, 76 hektardır. Bu alan mevsimlere göre değişebilmektedir. Ortalama derinlik 50-80 cm arasında değişir. Suyu sodyumlu ve tuzlu olduğundan kullanılmaz. Kuzey ve doğu bölümlerinde doğal bitki örtüsü sazlık ve kamışlıktır.
Gölbaba Gölü- Merkez ilçeye bağlı Büyükdöllük ve Değirmenyeri köyleri arasındadır.
Paso Gölü, Vakıf Gölü,


Edirne İli’nde bunlardan başka, çukurlukların sularla dolması sonucu oluşmuş çok sayıda kaya gölü vardır. Ayrıca Baraj gölü  ve göletler şunlardır.

-Altınyazı Barajı:
-Kadıköy Barajı:
-Alıç Regülatörü:
-Sultanköy Barajı:
-Süloğlu Barajı:

Sedat Simavi Ödülleri...

Sedat Simavi Ödülleri, 
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu tarafından belirlenen dallarda çalışmaları teşvik etmek ve başarıları ödüllendirmek amacıyla verilir. Ödül verilen dallar, Gazetecilik, Radyo, Televizyon, Edebiyat, Sosyal Bilimler, Fen Bilimleri, Sağlık Bilimleri, Görsel Sanatlar ve Spor’dur.
Ödüller için başvurular 1Ekim'e kadar kabul edilir. Ekim ayının ilk günlerinde ödül adaylarına ait çalışmalar ve belgeler Seçici Kurul üyeleri'ne gönderilir. Ekim ayının ikinci yarısından Aralık ayına kadar Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nde uygun gördükleri sayıda toplantılar yapar ve kazananları belirleyip 1 Aralık tarihine kadar Ödül Sekreterliği'ne bildirirler. 


Ödül kazananlara parasal ödüllerle birlikte merhum Sedat Simavi'nin küçük bir heykeli ve Ödül Belgesi verilir.

1977 Fazıl Hüsnü Dağlarca(Horoz) + Peride Celal (Üç yirmidört saat)
1978 Melih Cevdet AndAy(Sözcükler)

1980 Oktay Rıfat (Bir cigara içimi)

1981 Edip Cansever(Yeniden)

1984 Turgut Uyar(Büyük saat-Toplu şiirler)

1987 Hilmi Yavuz(Zaman Şiirleri)

1989 Vedat Günyol(Gölgeden ışığa)
1990 Sabahattin Kudret Aksal(Buluşma)

1991 Fethi Naci,

1993 Vüsat O.Bener-Oktay Akbal
1996 Feyza Hepçilingirler,









Saç yolma, kaş yolma, kıl koparma hastalığı...

Trikotilomani,(Trichotillomania-Trikotillomani),
(Dürtüsel Olarak Saç ve Vücut Kıllarını Yolma Hastalığı)
Morbid Saç Yolma,

“Trikotilomani” terimi kendi saçını yolma tutkusu olarak tanımlanmaktadır. Bu bozukluk el veya ayak parmagı emmeden sonra, en sık rastlanan insan tarafından gerçeklestirilen hastalık şeklidir. Çocuklarda erişkinlere göre yedi kat daha yaygındır. Kafa derisinin bir veya daha fazla alanığ etkilenmektedir. Çoğu olguda, saç kaybının gözlendiği bölgelerin sınırları kesin bir şekilde belirli değildir. Bazen, kafa derisinde yolunma ve kabuk oluşumları görülmektedir.

Dürtüsel olarak saç ve vücut kıllarını yolma hastalığı olarak bilinen "Trikotilomani"nin, çocukken ailesinden ayrılan veya yakın Aile fertlerinden birini kaybeden kişilerde sıklıkla görüldüğü bilinmektedir.  Saç yolma kişide belirgin sıkıntıya yol açar, toplumsal mesleki ve diğer önemli alanlardaki uyumu bozar. Genellikle ergenlik döneminde başlayan hastalık, kadınlarda erkeklerden 5-10 kat fazla görülürken, daha sonra erken erişkinlikte kadın ve erkek arasında eşit oranda görülür. Hastalığın esas klinik özelliğinin saç, kaş, kirpik koparmakır. "Daha az olarak sakal, bıyık ve diğer beden kılları da koparılabilir.

Trikotilomani Tedavisi:
1. Psikoterapi (Bilişsel-Davranışçı Terapi):
2. İlaç Tedavisi:


Araştırmacılar, ilaç tedavisiyle aynı sürede götürülecek olan terapinin etkinliğini halen araştırıyorlar.Tedavi gördükten sonra saç yolma davranışını kesen hastaların saçları, eğer ki saç derileri kalıcı kelliğe neden olacak derecede tahrip edilmemişse tekrar köklerden uzamaya başlıyor.

Türlü bitkilerin yaprak ve kabuklarıyla kokulandırılmış acımtırak bir içki...

Amer,

Gıvışkanotu' na benzeyen, kırmızı çiçekli ve kısa boylu otsu bir bitki...



Nakıl, 
( Yumurta otu ) 

Gıvışkan otunun yöresel adı (Gıvıştak) ‘tır.
Latince adı Silene vulgaris, (Caryophyllaceae) olan, bir metre boylarında, beyaz çiçekler açan, otsu bir bitkidir. Saponinler, organik asitler, flavon ve glikozid içerir.  Bitki bütün olarak kurutulduktan sonra sıcak suda demlenmek suretiyle çayı kullanılır. Ayrıca, taze yaprakları yemeklerde ve börek yapımında kullanılır. Süs bitkisi olarak da kullanılmaktadır. idrar söktürür ve idrar yolu hastalıklarına iyi gelir. 

Türk Beşleri, Türkiye Cumhuriyeti' nin kuruluş döneminde eserleriyle kendilerinden söz ettirmiş beş Klasik Batı Müziği bestecisi...


Türk Beşleri;Bu grubun ortak amacı, geleneksel Türk Müziği temalarını kullanarak eğitimini aldıkları Batı Sanat Müziği değerleri içinde çağdaş çoksesli yeni yapı ortaya çıkarmaktır.


Ahmet Adnan Saygun (d. 7 Eylül 1907, İzmir  ö. 6 Ocak 1991, İstanbul). Klasik batı müziğinde yapıtlar vermiş bir Türk bağdarı, müzik eğitimcisi ve budun müzik bilimcisidir


Ulvi Cemal Erkin (d. 14 Mart 1906  ö. 15 Eylül 1973). Galatasaray Lisesi'ni bitirdikten sonra yetenekli gençler için açılan yarışmayı kazanarak Cezmi Rıfkı Erinç ve Ekrem Zeki Ün ile birlikte 1925'te devlet tarafından Paris Konservatuvarı'na gitti.1930 senesinde Türkiye'ye geri dönerek Musiki Muallim Mektebinde piyano ve armoni öğretmenliğine başlamıştır.


Cemal Reşit Rey,  ( 25 Ekim 1904 Kudüs ? 7 Ekim 1985 İstanbul ) Cumhuriyet tarihinin ilk kuşak bestecilerinden, Türk Beşleri grubunun bir üyesi, Onuncu Yıl Marşı, Lüküs Hayat opereti gibi ünlü eserlerin yaratıcısı.


Hasan Ferit Alnar,  (1906-1978) dünya müzikçileri arasında geleneksel müzikten gelerek evrensel müziğe geçen ve bu alanda uluslararası başarılar elde etmiş türk bestecilerindendir. Klasik Türk Müziği öğeleriyle Batı müziği tekniklerini bağdaştırma çalışmalarıyla tanınır. 


Necil Kazım Akses, (d. 6 Mayıs 1908 - ö. 16 Şubat 1999).


Türk beşlerinden sonra bu alanda, Nuri Sami KORAL, Kemal İLERİCİ, Ekrem Zeki ÜN, Bülent TARCAN, v.d. ikinci; Sabahattin KALENDER, Nevit KODALLI, 
Ferit TÜZÜN, İlhan USMANBAŞ, Bülent AREL, İlhan MIMAROĞLU, v.d. üçüncü; Muammer SUN, Cenan AKIN, Cengiz TANÇ, Kemal SÜNDER, İlhan BARAN, Yalçın TURA, Ali Doğan SİNANGİL, v.d. dördüncü kuşak olarak bu alanda ürünler vermişler ya da vermeye devam etmektedirler. 



Turşusu yapılan bir tür küçük yaban soğanı...



Incalız,



Uygun nitelikte, küçük, soğanlar turşu için uygundur.Soğanlar taze iken sökülür. Turşusu yapılıncaya kadar bozulmadan muhafazaları için sapları biraz üstten kesilmelidir. Soğanlar bütün olarak kabuklarından temizlenir. Daha sonra dirileştirmek için bir gece temiz suda bekletilir. Turşuya işlemek için soğan tuzlu suda bir dakika kadar haşlandıktan sonra soğutularak kavanozlara yerleştirilir ve aralarına dere otu sapı veya yaprakları konur. Üzerine % 5' lik sirkeli salamura ilave edilerek en üst kısma asma veya defne yaprağı konur ve kavanozun kapağı kapatılır. 15 dakika kaynar suda pastörize edilerek olgunlaşması için bir müddet beklendikten sonra tüketime sunulur.

Afrika' ya özgü, ağaç gövdelerinden yapılan bir tür ksilofon...

Amadinda, 
African Xylophone,

Akadinda,
Balafon,
Embaire - Entaara
,

II.Beyazıt' in şiirlerinde kullandığı mahlas...

Adli, 

II. Bayezid-Beyazıt, (Veli)   (1447 - 1512)
8.Osmalı Padişahıdır.Fatih Sultan Mehmed' in, Gülbahar Hatun' dan olan büyük oğludur. Yavuz Sultan Slim' in babasdır. Edirne' ye bağlı Dimetoka’ da 1447’ de doğmuş, dini ağırlıklı tahsil yapmıştır.Çok iyi bir hattat olduğu söylenir. “Adli” mahlası ile şiir de yazar. Şehzade Mustafa ölünce tahtın varisi olur. Amasya sancağında valilik yapar, Fatih 1481’de Gebze’de ölünce padişah olur. Küçük kardeşi Cem ,Bayezid’in tahta geçmesi ile hem korku hem de saltanat ihtirası ile sarsılmaktadır. Korkmaktadır, ağabeyi onu nizam-ı alem için öldürme hakkına sahiptir. İktidarı istemektedir, paşaların büyük kısmı onun yanındadır, ağabeyi Bayezid ağırdır, kendisinin padişahlığı devleti daha hızla ilerletecektir. En önemlisi Cem babasının padişahlığı zamanında Bayezid ise babasının şehzadeliği sırasında doğmuştur.



Padişahların kulandığı mahlaslar(Nâm, Lâkab);
Fatih Sultan Mehmet: Avni
Kanuni Sultan Süleyman: Muhibbi
Yavuz Sultan Selim: Selimi
II. Beyazıt: Adli
II. Osman: Farisi
Kaygusuz Abdal: Sarayi
III. Ahmet: Necib
I. Mehmet: Bahti
III. Mehmet: Adli
III. Mustafa: İkbali
II. Murat: Muradi
III. Murat: Muradi
III. Selim: İlhami


III.Mehmet' in şiirlerinde kullandığı mahlas...

Adli,
Osmanlı sultanlarının on üçüncüsü, İslam halifelerinin yetmiş sekizincisi. 1566 tarihinde Manisa’da doğdu. Babası Üçüncü Murad Han, annesi Sâfiye Vâlide Sultandır. Şehzâdeliğinde; yüksek din, fen, idarî ve askeri ilimleri, kıymetli âlimlerden öğrenerek yetiştirildi. İlk hocası İbrahim Cafer Efendidir. Haydar Efendi, Pir Mehmed Azmi Efendi, Sultan Selim Medresesi Müderrisi Nasûh Nevali Efendiden ders aldı. Târihe geçen muhteşem bir merasimle sünnet edildi. 1583’te Manisa sancağı Vâliliğine tâyin edildi. Kumandanlık ve devlet idâresi siyâsetini iyice öğrenmek için Manisa’ya gönderildiğinde yanına müderrisi Nasûh Nevâli Efendi, lalası Sipahi Bey ile Defterdar Baş ruznâmecisi Hasan Beyzâde, Nişancı Lala Mehmed Paşa, Reisülküttâb olarak da Abdurrahman Çelebi ve diğer vazifeliler verildi. 1595’in Ocak ayına kadar Manisa’da vâlilik yaptı.  Babası Üçüncü Murâd Hanın vefatından on bir gün sonra 17 Ocak 1595 târihinde Manisa’dan İstanbul’a gelip, sultan ilan edildi.Sultan Üçüncü Mehmed Han çok nâzik, halîm selîm, vakûr, kerîm bir şahsiyete sahipti. Sancakbeyliğinden saltanata gelen son Osmanlı pâdişahıdır. Bütün Osmanlı pâdişahları gibi iyi bir şâir olup şiirlerinde Adli mahlasını kullanırdı. Beş vakit namazını daima cemaatle kılardı. Devrin kaynakları dindârlığını, hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem), Dört Halife, Eshab-ı kiram ve âlimlere hürmetini yazar. Bunların adı bahsedildiği an hürmeten ayağa kalkardı. İçkiyi sıkı yasak edip, bütün meyhaneleri kapattı.

Popüler Yayınlar

Yeni içerikler için takip edin!