Peygamber çiçeği olarak da bilinen, papatyagiller familyasından bitkinin adı. ..


Gökbaş,

Gök baş,
Mavi Kantaron,
Peygamber çiçeği, 
Papatyagiller (Asteraceae) familyasındandır.

Centeurea depressa.
Yunancada delici silahlar taşıyan adam anlamına gelen centaurea kelimesinden geldiğine rivayet olunur. Esas mitolojik hikayesi farklıdır. Mitolojide Herakles, yarı insan yarı at olan vahşi Kentaurların kökünü kazır. Bu vahşet içerisinde bilge Kheiron’u da yaralar. Bilgenin yarası ancak Ceniaureae denilen bir bitkiyle iyileşir. 
Mitolojide kırların türkücüsü ozan Cyanos'a atfen ölümünden sonra unutulmasın diye de peygamber çiçeğine dönüştürülmüştür.

Anayurdu Akdeniz Havzası ile Yakındoğu bölgeleridir. Ege ve Akdeniz bölgelerinde 1000 m. yüksekliğe kadar olan yerlerde bolca yetişir. Centaura cinsi bu bitkilerin 50'den fazla türü vardır. Türkiyede doğal olarak yol kenarları ve ekin tarlalarında yetişir. Bahçelerde süs çiçeği olarak da yetiştirilir.  Yaz aylarında sürgünlerinin ucunda 5 cm. genişliğe kadar açan mavi renkli hoş görünüşlü bileşik çiçekleri vardır. 50-80 cm boylarında, ince saplı, bir yıllık, otsu bir bitkidir. Yaprakları tüylü, saplarının ucunda kömeç (başçık) oluşturan çiçekler açarlar. Peygamber çiçeği olarak da bilinen bu bitkinin kırmızı, pembe, beyaz, lavanta mavisi ve kestane renginde çiçek açarlar.  Tohumlarından üretilen zehirli olmayan bir bitkidir. Genelde süs bitkisi olarak bahçelerde ve parklarda yetiştirilir. 

Kurutulan çiçekleri ve çiçekli dalları, idrar söktürücü, göğüs yumuşatıcı, iştah açıcı, ishal kesici,  güçlendirici olarak kullanılır. Ayrıca  öksürük, bronşit ve karaciğer rahatsızlıklarına da iyi geldiği söylenir.


Resimler, değerli arkadaşım fotoğraf ustası Haşim KILIÇ tarafından Ovit'te 2200 kotlarında çekilmiştir.

Güneybatı Afrika'da yaşayan ilkel bir boy, kabile ...

Hotanto,
Hottentot.
Güneybatı Afrika'da yaşayan ilkel bir boy.

Güneybatı Afrika’da Orange Irmağının kuzeyinde yaşayan ilkel bir zenci kavim. Hotanto adının Güney Afrika’ya ilk gelen Hollanda'lılar tarafından verildiği söyleniyor. Kabileler halinde yaşarlar. Saçları kıvırcık ve gürdür. Orta boyludurlar. Irk olarak diğer Afrika kabilelerine nazaran Hotantolar Afrika’daki bütün Zenciler’in teninden daha açık renklidirler. Eskiçağ Tarihi Buşmanları  olarak da bilinen aynı bölgede yaşayan Boşimanlarla yakınlıkları bulunur.  


Köken­leri bilinmeyen göçebe çobanlardır. İlkel olan bu kavim ekvator or­manının güneyinde yaşamıştır. Hotantolar avcılıkla geçinen, Kalahari çölünün Boşimanları ile benzer olup melez bir kavimdir. Hotantolar, hayvancılık yapar. Tarım olarak tütün ve kenevir yetiştirir. Kadınlar aile içinde söz sahibi olup en ağır işleri de onlar yaparlar. 

Avrupalı sömürgecilerin uzun yıllar baskı ve zulümleri altında Hotanto ırkı yok olmaya başlamıştır. Cinlere inanan ilkel dinleri de kendileri gibi yok olmuştur. Sonradan Avrupalıların baskısı ile Hıristiyan dinini kabul etmişlerdir. 

Güney Amerika, Endonezya Adaları ve Afrika çapında birçok dağınık insan arasında avcılık ve bir hayatta kalma ekonomisi bugün devam etmektedir. Hotantolar kabileler halinde yaşarlar. Her kabilenin sorumlu olan başkanları vardır. Hotantolar’ın gelenekleri değişiktir. Yaşlılar ölüme terk edilir.  Çocuk erkekse babasının, kızsa anasının adını alır. 

Hotantolar ile ilgili en meşhur tanımlayıcı hikaye; Güney Afrika’da yaşayan Sarah'ın İngiltere’ye götürülerek bir hilkat garibesi olarak bir gösteri yıldızı yapılmasıdır. Güney Afrika'da doğan ve daha çocukken kabilesinden, ailesinden alınarak olağan dışı bedensel özellikleri nedeniyle, sergilenmek üzere Avrupaya götürülen bir kızın hikayesidir. 

Hatta bu öykü 1815 yılında Paris'te öldükten sonra da müzelerde devam eden Hotanto yerlisi bir kadının, Saartjie Baartman'nın acıklı öyküsüdür.
Hotanto Venüsü; Beyaz Adamın ‘Ucubesi’. 
Saartjie Baartman.
Hotanto Venüsü (1789 – 1790 Güney Afrika – 29 Aralık 1815 Paris)  
1789 yılında başlayan, henüz 25 yaşındayken sonlanan hayatı filmlere, kitaplara konu olan kadın. Güney Afrika’dan Avrupa’ya uzanan tamamen kendi kontrolü dışında gelişen ve şekillenen bir trajedinin kahramanıdır. Kısacık hayatında türlü işkencelere maruz kalmasının öncelikli sebebi mensubu olduğu kabilenin (Khoikhoi – Hotanto) genetik özelliklerini belirgin bir şekilde taşıyan Afrikalı birkadın olmasıdır.

Afrika'da bulunan Kabileler;
Açolı, Afarlar, Amharık, Aşantılar, Baganda, Basuto, Boşıman, Baule, Bambara, Bam leke, Beja, Berberiler, Bıno, Bubi, Conga, Dan, Dinkalar, Dogon, Fang, Falaşa, Galla, Hausa, Herero, Hosa, Hotantolar (Hottentot), Hutular, İbolar, İbibo, Kabul (Kabil), Kısı, Langı, Lubalar, Lundav, Makua, Masalar, Maşona, Malinke, Mossı, Nandi, Ndebele, Nuer, Nyoro, Owamba, Pigmeler, Pöl, Somali, Swaziler, Tuaregler, Watutsı, Yorubalar, Zulular.

Eskiden korkutma, ürkütme, dehşet salma anlamında bir sözcük ...

Tedhiş, 
(Arapça, تدهيش ).
Dehşet salma, 
Dehşete düşürme.
Eskiden korkutma, ürkütme,
Dehşete düşürme. 
Ürkütme.
Yıldırı.


Eskiden korkutma, ürkütme, dehşet salma anlamında kullanılan bir sözcük.
Tedhiş, 
Terör,
Dehşet salma.
Korku salma.
Yıldırma.

Ölçüsüz ve taşkın hareket eden, aşırı ...

Müfrit, (Arapça,  مفرط ).
Aşırı.
İng. Extremist, 
Frn. extrême, extrémiste, 
Alm. übertrieben, extrem).
Müfrit, Aşırı. (极端, 极端主义)

Ultra.
Ekstrem.
İfrat eden. 
Haddini aşan.
Ölçüsüz ve taşkın hareket eden.
Mübalağalı.

Aşırıya kaçma, ifrat (Arapça افراط ).
Bir görüşte aşırılık. 
Alışılan veya dayanılabilen dereceden çok daha fazla,
Taşkın, çokça.
Fanatik.
Radikal.
Gereğinden çok fazla.

 

İyiyi, kötüyü, doğru ve yanlışı ayıran, seçen. ...

Mümeyyiz (Arapça,  مميز ).
Ayırtman,
Katip.
Sınava giren öğretmen.
İyiyi, kötüyü, doğru ve yanlışı ayıran, seçen. 
Ayırtman,
Yazıları beyaz kağıda temize çeken kimse
Ayırtım gücü olan, ayırtım güçlüsü .





Almanların dünyada söz sahibi olduğu, imparatorluk devirlerine verilen ad...

Reich,  (Rayh).
İmparatorluk, zengin devlet, krallık anlamındadır. 
Almanların dünyada söz sahibi olduğu devirlere verilen ad. 

Alman İmparatorluklarının bu dönemleri şöyledir.;



I.Reich, Şarlman tarafından kurulan ve 962-1448 yılları arasında hüküm süren Kutsal Roma Cermen İmparatorluğudur.

II.Reich,
Otto von Bismarck tarafından kurulan ve 1871 – 1918 yılları arasında Prusya önderliğinde hüküm süren Alman İmparatorluğudur. I.Dünya savaşı sonunda yenilgiyle son bulmuştur.

III.Reich, (Drittes Reich), 
Adolf Hitler tarafından kurulan ve  1933 – 1945 yılları arasında varolmuş Büyük Alman İmparatorluğudur. Bu dönemde Adolf Hitler kılavuz, rehber, önder anlamında Führer adıyla anılmıştır. 1945 yılında II.Dünya savaşı sonunda Almanyanın yenilgisiyle yıkılmıştır.

Eski dilde kalıcılık, ölmezlik ...

Beka,
Bekâ,  (Arapça,  بقا ).
Kalıcılık.
Ölmezlik.
Kalıcı olma.

Beka Arapçada varlık, var olmak, sonu bulunmamak anlamındadır. 


Beka Tasavvufta insanın kötü huylardan, beşeri niteliklerden kurtularak yerine iyi, güzel huy ve davranışlar alması anlamında olup Allah'ın sıfat ve vasıflarıyla donanması demektir.

Eski dilde kolaylıkla ortaya çıkan ...

Müyesser, 
(Arapça, ميسر)

Kolaylıkla ortaya çıkan.
Kolaylıkla olan,
Kolay yapılan.  
Arapça Yüsr kelimesinden türemiştir.
Kolaylıkla olan, kolay gelen, asan olan, 
Nasib.

İstenilen sonuç, verim, meyve ...

Semere,
Yemiş, meyve, ürün, 
İstenilen sonuç, 
Verim .
Meyve, yemiş mahsul. 
Verim. 
Netice.
Kazanç,

Doruk, Zirve ...

Şahika,
Şahika (Arapça,  شاهقه ).
İng. Summit, 
Frn. Sommet.


Doruk.
Zirve,
Uç,
En üst derece.
Dağ tepesi,
Dağ doruğu,
En yüksek yer,

Hırs, ihtiras, insanı kötü yola sevkeden servet ve mal ...

Mamnon,
İng. Mammon, Frn. Mammon.
İnsanı kötü yola sevkeden servet ve mal .
Hırs, ihtiras
Hırs, ihtiras, kötü yola sevkeden servet,
Servet tanrısı .

Para hırsı, 
Haksız dünyevi kazanaç sağlama.


Mamon kelimesi Aramice’de zenginlik anlamına geliyor. Para ya da para kazanma hırsı demektir. Aramiceden Grekçe’ye aynı şekilde değişmeden geçmiş. Aynı kökten batı dillerine küçük değişiklerle yayılmıştır. İngilizce (money), Almanca (mammon), Fransızca (monnaie), İspanyolca (moneta) gibi. 

Boğa, her zaman parayı, gücü, kazancı, serveti, hırsı, kavgayı, çfkeyi,  ihtirası ifade etmiştir.

Latin Amerika' da İspanyol sömürgelerindeki maden ocaklarında yerli halkın zorla çalıştırılmasına verilen ad...

Mita,
Latin Amerika'da İspanyol sömürgelerindeki maden ocaklarında yerli halkın zorla çalıştırılmasına verilen ad.
Kızılderililerin tabi tutuldukları zorunlu çalışma. 
Latin Amerika'da İspanyol sömürgelerinde yaşayan yerli halkın, maden ocaklarında zorla çalıştırılması. 

Potosi Valisi Francisco de Toledo'nun getirdiği düzenlemelerle uygulanan sistem. Madenlerde zorla çalıştırma yetkisidir. 

Mita Latin Amerika ülkelerinin büyük gerçeğidir.

Büyük gerçek, Büyük lanet;
1545 yılında, İspanyolların Peru'yu ele geçirmesinden sonra,  dağda sürüsünü otlatan bir lama çobanı Diego Huallpa'nın öyküsüyle başlar. Lamalarından biri dağın öteki ucuna kaçar. Onu yakalamaya çalışırken vakit çok geç olur. Geceyi dağda geçirmek zorunda kalır. Soğuktan korunmak için gece ateş yakar. Sabah uyandığında görür ki yaktığı ateş dağın yüzeyinde bir madeni eritmiştir. Bu gümüştür. Erimiş gümüş şeritlerini gören Diego olayı kardeşine anlatır. Bu keşiften sonra bir süre birlikte dağın yüzeyindeki kayaları eriterek gizli gizli gümüş elde ederler. İki kardeş bir süre sonra bu sırlarını çok az bir para karşılığında İspanyollara satar.  Böylece artık Dünyanın kaderi değişmiştir. Allah yürü ya kulum demiş. And Dağlarının ve İspanyanın gidişatını değiştirecek büyük yağma dönemi başlamıştır. 

İşte Yüzeydeki gümüş bitince, dağın içine girmeye başlayan maden sahipleri, İspanya Kraliyeti adına tam üç yüzyıl boyunca durmak bilmeden gümüş çıkartırlar. Çıkan gümüş, bu madenin bulunduğu Potosi'ye akın eden İspanyollara büyük zenginlik getirir.  Zenginleşen İspanyollar işçi bulma zorluğu, güçlüğü çekmeye başlarlar. Yüzeydeki damarlar tükendiğinden derinlere gitme gerekliği ortaya çıkar. Çıkan madenin verimli işlememesi gibi nedenlerle üretim de düşer. 

O dönemin valisi Francisco de Toledo'nun getirdiği düzenlemelerle tekrar herşey yeniden hayat bulur. Üretim ve kalite yükselir. Ancak valinin düzenlediği yeni yasalarda İnka İmparatorluğunun işçi bulma yöntemine mita denir. Bu sistem dahilinde Cusco'dan Kuzey Arjantin'e kadar olan coğrafya 16 bölgeye bölünür. Her bölge her sene çalışabilir durumdaki erkek nüfusunun yedide birini madenlere işçi olarak göndermek zorundadır. Tam bir sömürge uygulaması olarak devam eder. 

İşte bu madenlerde yerli halkın sömürge yasaları ile zorla çalıştırılmasına mita denmiştir. Çalışma şartlarının zorluğu koka yaprağını çiğneyerek yer altına inen yerli halk için ise insan öğüten bir değirmen olur maden. Sonuçta madene çalışamaya giden her 10 erkekten 7'si memleketine geri dönemez. Tarihçiler tarafından zengin damarların tükendiği 19. yüzyıla kadar yaklaşık 9 milyon madencinin burada öldüğü rivayet edilir. 















Hikayeyi bu kadar güzel anlatan gezgin Barış Pala'nın yazısından alıntı yapılmıştır.

Eski dilde faraziye ...

Varsayım,
Faraziye, (Arapça ).
Faraziyye ( فرضيه ) .
Farziyye ( فرضيه )
Fransızca, Hipotez. - İng. Hypothese.
Kuram, 
Var sayma, Kabul.
Kaziye, 
Önerme,  Nazariye.
Deneylerle henüz yeter derecede doğrulanmamış, ancak doğrulanacağı sanılan teorik düşünce.

Latince Suppositio kelimesiyle eşanlamlıdır. Yunanca hypothesis kelimesi, alta konan, altlık, temel, ilke, koşul,varsayım demektir. Mantıksal sonuçlar çıkarmak üzere öndayanak olarak öne sürülen önerme ya da önermeler birliğine varsayım denmektedir. Belli bilgilere olanak sağlamak, bağlantıları anlaşılır kılmak, olayları açıklamak üzere geçici olarak konmuş bilimsel öneri, koşul. Düşünmenin altlığıdır. Düşünmenin, herhangi bir konuda ileri sürdüğü bir kabuldür. İlimde tahkik edilmemiş faraziyeler doğru hüküm değildir. Sadece zannetmektir.  Ancak sonuçlarının doğruluğu ile kanıtlanan varsayımlar hüküm olur. Bir olayı açıklamak, bir düşünceyi ispat etmek için doğruluğu kanıtlanmamış başka düşünceleri dayanak olarak göstermek sadece bir iddiadır. Doğruluğunun gözlem ve deneylerle ispatlanması gerekir.

Sır saklayan, ağzı sıkı ...


Ketum,
Arapça, [ کتوم ]  
İng. discreet, Frn, discret, Alm. diskret,
Ağzı sıkı. 
Sır saklayan, ağzı sıkı.

Sır saklayan. 

Ağzı pek.
Her şeyi gizleyen.
Çok konuşmayan,  
Herkese her şeyi konuşmayıp sırrını belli etmiyen. 

Sır saklamaya ketumluk denir. Ketumiyet de kendi nefsine hakim olmaktır.  Atilla İlhan'ın dediği gibi; Ne kadar da ketumdur, katlandığı acıları sergilemeyi hiç sevmez. Yine ünlü düşünür Sır saklamaya ketumluk denir. Ketumiyet de kendi nefsine hakim olmaktır.  Atilla İlhan'ın dediği gibi; Ne kadar da ketumdur, katlandığı acıları sergilemeyi hiç sevmez. Yine ünlü düşünür Nietzsche, Sıradan insanın farklıya nefretidir, farklıyı ketum olmaya iten, diyerek sır saklamaya dair, çok konuşmaya dair sözü ile ifade etmiştir ketum olmayı. Esastır konuşmamak, düşünmek için de gereklidir. Bu yüzden eskiden önce susmayı ifade eden parmakla ağızı kapatarak yapılan sus işareti her yerde kullanılmaktadır. Bu işaretin bir diğer anlamı ise ketumiyettir. Ahlaki bir değerdir. Saygıdır. Sevgidir. Kişinin kendi onurudur. Diğer affetmek ve boş zamanı değerlendirmek kadar zor olandır. Kısaca güvendir.   Sıradan insanın farklıya nefretidir, farklıyı ketum olmaya iten, diyerek sır saklamaya dair, çok konuşmaya dair sözü ile ifade etmiştir ketum olmayı. Esastır konuşmamak, düşünmek için de gereklidir. Bu yüzden eskiden önce susmayı ifade eden parmakla ağızı kapatarak yapılan sus işareti her yerde kullanılmaktadır. Bu işaretin bir diğer anlamı ise ketumiyettir. Ahlaki bir değerdir. Saygıdır. Sevgidir. Kişinin kendi onurudur. Diğer affetmek ve boş zamanı değerlendirmek kadar zor olandır. Kısaca güvendir.  

"İngiliz Kemal" de denilen ünlü Türk casus ...

Ahmet Esat Tomruk,
İstanbul (1887-1966).
Türk Casusu,
İngiliz Kemal,
İngiliz Kemal olarak bilinen ünlü Türk casusu.

1887 yılında İstanbul'da dünyaya gelir. Babası öldükten sonra dayısı tarafından büyütülür. Sultani lisesine devam ederken 1904 yılında Abdülhamit'in hafiyeleri tarafından polise casus olarak ihbar edilir ve polis tarafından tutuklanır. Hapisten kurtulan Ahmet Esat, bir İngiliz gemisi ile kaçar ve İngiltereye yerleşir. 

Fransızca ve İngilizce bilen Ahmet Esat İtalyanca ve Rumcada bilmektedir. Ayrıca boksördür. Tabi yakışıklı olan ajanımız bu kadar beceri yanısıra dans ve adab konusunda da görgülüdür.  Koçaki adlı bir Rumdan yankesicilik öğrenmiş olup komple bir adamdır. 

Birinci dünya savaşı esnasında ülkesine döner. Kemal Begof'un boks salonunda çalışır. Bu esnada Kara Kemal ile tanışarak Teşkilat-ı Mahsusa ile çalışmaya başlar. Boks hayatı devam etmektedir. 1917 yılında, Irak'ta esir olan bir İngiliz generali ile beraber hapsiste sanki bir İngiliz subayıymış gibi kalır ve değerli istihbaratlar alır.  Biga yarımadasındaki Kuvayı Milliyecilere katılan Ahmet Esat'a İngiliz Kemal adını takmışlar ve
artık İngiliz Kemal olarak anılır. 

Mütareke sonrası İzmir'de, Atina'da Trakya'da görev alır. Cumhuriyet kurulunca, 1924 yılında istihbarat teşkilatından ayrılır. İstiklal madalyası ile ödüllendirilir. Soyadı kanunu ile Tomruk soyadını alır. Mevhibe hanım ile evlenir ve bir kızı olur. 14 Şubat 1966 yılında hayata veda eder.

Bir yiyeceğin üzerinin, fırında kahverengi ince bir kabuk bağlayana kadar pişirilmesi yöntemi, gratin etmek ...

Ograten (Frn. au gratin.)
Gratin etmek, graten etmek yapmak anlamındadır. Bir yiyeceğin üzerinin, fırında kahverengi ince bir kabuk bağlayana kadar pişirilmesi yöntemidir. Bu yöntemle pişirme özellikle fırında yapılmakta olan yemeğin üzerine parmesan, kaşar, dil peyniri gibi peynir çeşitlerinden birini rendeleyip pişirmek. Yemeğin üzerine beşamel sos dökerek yemek pişene ve sosun üzeri kızarana kadar fırında bekletmek anlamındadır.

Graten pişmiş yada çiğ yemeğin üzerine uygulanır. Fransızca üst kabuk anlamındadır. Bu kabuk genellikle peynir kırıntıları, rendelenmiş peynir, yumurta, yumurta sarısı,  tereyağı gibi malzemeler ile oluşturulur. Graten Fransız mutfağına özgüdür. Bizim altın sarısı, nar gibi diye tabir ettiğimiz kahverenkli, çıtır çıtır bir kabuktur. Gratin, ızgara etlerin üzerinde mesela peynirli biftek, fırında kızarmış etlerin üzerinde mesela patates püreli fırın köfte ya da elbasan tava gibi haşlanmış etlerin üzerinde kullanılır.  Balık, et, sebze, bazı tatlılar bile gratine edilir. Üzerine morney sos dökülmüş balık ve etler, kabak ve karnabahar gratine edilir. Yiyeceğin üzerinin kızartılmasına gratin etmek diyoruz. Kısa süre içinde fırında yapılır. Önceden çeşitli yöntemlerle pişirilen etlerin son pişirmesi bu yöntemle yapılır. Çünkü etler bu kadar kısa sürede pişmez. Özelliklerine göre ön hazırlama ve pişirme yöntemlerinden geçirilir. Graten kaplarına, yani porselen, bakır, paslanmaz çelik, cam gibi maddelerden yapılmış, görünümü güzel kaplara alınır. Üzerlerine çeşitli malzemeler yayılarak gratin edilir.  Gratin yapmada amaç; yemeğin üzerinin kızarmasıdır. Bu nedenle yemeğin özelliğine göre farklı malzemeler kullanılır. Bu kızarmayı sağlamak için Peynirler; (kaşar, permasan, dil ), Bechamel sauce(Beşamel sos), Morney sos, Yumurta sarısı, Patates gibi malzemeler kullanılır.

Gratin yapılırken dikkat edilecek hususlar;
  • Gratin son pişirme işlemi olduğu için yapılır yapılmaz mümkünse kendi kabı ile servis yapılmalıdır. Servis yapılan kabın görünüşünün güzel olmasına dikkat edilmelidir.
  • Büyük kaplarda yapılmışsa bekletilmeden porsiyonlara ayrılıp garnitürleriyle beraber servis yapılmalıdır. Daha çok ızgarada pişen sebze garnitürleri, fırında közlenmiş domates biber vb. sebzeler ile servis yapılır.
  • Gratin yapılmadan önce etin iyice pişmiş olmasına dikkat edilmelidir.
  • Yiyeceğin üzerinin eşit kızarmasına dikkat edilmelidir.
  • Gratin yapılacak fırının veya salamandıranın ısısının 250-300 °C olmasına dikkat edilmelidir. Böylece yiyeceğin içi kurumadan üzeri kızarmış olur. Gratinle beraber yiyeceğinde pişmesi isteniyorsa ısı daha düşük olabilir. Pişirme süresi, yemeğin üzerindeki renk ile ilgilidir.






Yukarıdaki nar gibi kızarmış ograten yemeğinin fotoğrafı NcMysteryShopper'den alınmıştır.

Şekerden yedi bin kat daha tatlandırıcı olan, beyaz kristal görünümlü bir madde...

Neotame,
Neotam,
Şekerden yedi bin kat daha tatlandırıcı olan, beyaz kristal görünümlü bir madde.
ABD’nde Food and Drug Administiration (FDA) tarafından kullanılması uygun görülen 5 çeşit yapay tatlandırıcı vardır. Bunlar Acesulfame, Saccharin, Aspartame, Sucralose ve Neotame' dir. Ülkemizde Sakkarin, Siklamat, Aspartam kullanımdadır.

Şeker hastalarının tatlandırma ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla üretilen bu tür ürünler günümüzde başka amaçlarla da kullanılmaya başlanmıştır. Fazla kiloların kontrolu, düzgün fizik, vucut şeklini korumak ve şekerin diş sağlığına negatif etkilerini azaltmak ve korumak isteyenler tarafından kullanılmaktadır. 

ABD’de NutraSweet firmasınca geliştirilen tatlandırıcı aspartamın türevlerindendir. Şekerden 8000 kat, aspartamdan da 30 ila 60 kat daha tatlıdır. Bu tatlandırıcının tadının şekere benzediği ve kalori içermediği, sıfır kalori özelliği ile  ABD ve Avrupada kullanıma sunulmuştur. Tadı, yüksek sıcaklık ve pH koşullarına dayanıklı olması sayesinde yoğurt ve fırıncılık ürünlerinde kullanımına çok müsait olduğundan tercih edilmektedir. E-E961 kodu ile bilinir.



Popüler Yayınlar

Yeni içerikler için takip edin!