Taze tarhana...

Ovmaç,

Ovmaç çorbası,


Malzemeler;
1 adet küçük boy soğan
2 çorba kaşığı ayçiçeği yağı
1 çay kaşığı biber salçası ya da kırmızı pul biber
1 su bardağı un
½ bardak su
1 tatlı kaşığı tuz
1.5 lt su

Hazırlanışı;
Bir küçük kuru soğan küp halinde kesilir, sıvı yağ katılarak ateşe konulur. Soğan hafif pembeleşince, bir çay kaşığı salça katılır. Biraz karıştırılır. Daha sonra bu harcın üstüne 1,5 litre su eklenip, karıştırılmadan kaynamaya bırakılır.

Diğer taraftan başka bir kap içinde bir su bardağı miktarındaki una, yarım bardak su katılır ve pütürlü parçalar oluşana dek birkaç dakika karıştırılır. Bu esnada un, toz halinden kurtulmuş olur.
Pütürlü parçalar halinde oluşturduğumuz un su karışımı, kaynamakta olan harcın içine azar azar eklenir. Bu ekleme esnasında bir yandan da tencere karıştırılmaya devam edilir. Unun topaklaşması engellenene kadar karıştırılır. Bu süreçte, çorbanın tuzu da eklenir. Yaklaşık 10–15 dakika sonra, pişen çorba ateşten indirilir. Taze nane yapraklarıyla süsleyip servis yapın.

İşverenin, işçileri topluca işten çıkarma kararı...

Lokavt, (İng. lock-out).
İş bıraktırımı.
İş verenin işçileri topluca işten uzaklaştırma veya işten çıkarma kararı


1983' te çıkartılan 2822 Sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu'na göre:
Madde 26 - İşyerinde faaliyetin tamamen durmasına sebep olacak tarzda, işveren veya işveren vekili tarafından kendi teşebbüsü ile veya bir işveren kuruluşunun verdiği karara uyarak işçilerin topluca işten uzaklaştırılmasına lokavt denilir. Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması ve işçi sendikası tarafından grev kararı alınması halinde bu Kanun hükümlerine uygun olarak yapılan lokavta kanuni lokavt denilir. Kanuni lokavt için aranan şartlar gerçekleşmeden yapılan lokavta kanun dışı lokavt denilir. Siyasi amaçlı lokavt, genel lokavt ve dayanışma lokavtı kanun dışı lokavttır. Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, milli egemenliğe, Cumhuriyete, milli güvenliğe aykırı amaçla lokavt yapılamaz.


Kanun dışı bir lokavt halinde, işçiler hiz­met sözleşmelerini tazminat ödemeksizin sona erdirme hakkına sahip oldukları gi­bi, işveren, lokavt süresince işçilerin hiz­met sözleşmesinden doğan bütün hakları­nı ve uğradıkları zararları, bir iş karşılığı olmaksızın ödemek zorundadır. Bu ilke hemen hemen bütün hukuk sistemlerinde kabul edilmiştir. Ayrıca kanunlarda, ka­nun dışı bir lokavt halinde uygulanacak ce­zai müeyyideler de yer almaktadır.

Akdeniz’de yaşayan beyaz etli bir balık...

Hani, (Rumca), (Serranus cabrilla)
Kemikli-balıklar (Teleostei) takımının, Hanigillerden, Akdeniz'de yaşayan, alaca kırmızı renkli, beyaz etli, orta büyüklükte bir balık.  Akdenizde yaşar. Hani balıkları küçük sürüler halinde sıcak ve ılıman bölgeler denizlerinde yaşayan, ülkemiz sularında özellikle Ege kıyıları ve Marmara denizinde bol bulunan hanibalığı (ya da hani), sarımsı ya da kahverengimsi zemin üstüne enlemesine koyu çizgili, büyük ağızlı, iri kafalı, sırtındaki 2 yüzgeçten birincisi dikenli, etçil bir balıktır.  Erdişidir; yani aynı bireyde hem erkek hem dişi üreme organları bulunur; bazı bireylerse erişkinlik döneminin başlangıcına kadar dişidirler; sonra erkeğe dönüşürler.


Oltaya yakalanan hani balıklarının yüzme keseleri korku sonucu şişip basınç yaparak midelerini ağızlarına doğru ters döndürür. Kılçıklarına rağmen beyaz ve lezzetli eti olan hanilerin küçükleri çift veya üç köstekli takımlarla tutulur. Başlıca yemleri karides, küçük çağanozlar, akyemlerdir. Ağzı büyük olduğu için yemi hemen kapar ve kolayca yakalanır. Yerli balıklardan olan haniler yazın sığlık taşlıklara sokulur, kışın ise derin sulardaki taşlara çekilirler. İlkbahar ortasından eylül ayına kadar üremeleri sürer.

Artvin ilinde, “ulusal park” kapsamına alınan vadi...

Hatila,

Hatila Vadisi, Artvin ili, Merkez ilçe sınırları içerisindedir. Çoruh Nehrinin ana kollarından biri üzerinde bulunmaktadır. Vadi yaklaşık 25 km. uzunluğunda olup, birçok yan dereyle beslenmektedir. Artvin il merkezinden 10 km. lik bir yol ile ulaşılır. 

Vadi boyunca değişik kayaç türleri görülmekle birlikte, bu kayaçların hemen hepsi derinlik volkanizmasının ürünüdür. Hatila Vadisinin genel karakteri; V tipi, dar tabanlı, genç vadi özelliğindedir. Vadi boyunca litolojik farklılıklardan kaynaklanan eğim kırıkları ortaya çıkmıştır. Bu eğim kırıkları, akarsuda şelalelerin oluşumunu sağlamıştır.

Vadinin orta ve yukarı ağzında çok zengin ve yoğun olan vejetatif örtü, bünyesinde çok çeşitli bitki türlerini barındırmaktadır. Bu türler içerisinde dikkati çeken belirgin özellik bitki örtüsünün genel olarak Akdeniz iklim karakterini yansıtmasıdır.

Hatila Vadisi zengin bir fauna da içermektedir. Bu fauna içerisinde en çok rastlanan yaban türleri; ayı, domuz, tilki, porsuk, yaban keçisi, sansar, çakal, atmaca, kartal, dağ horozu, Hopa engereği ile akarsularda alabalıktır. Hatila Vadisinin gerek ilginç jeolojik ve jeomorfolojik yapısı ve gerekse özgün bitki toplulukları yöreye ülkemizde nadir rastlanan bir alan özelliğini vermektedir. Ayrıca bu doğal öğelerin birleşimi sonucu eşsiz peyzaj güzellikleri ortaya çıkmakta ve bu durum da zengin rekreasyonel potansiyel arz etmektedir.

Türk tuluat tiyatrosunda başkomik görevindeki uşak tiplemesi...

İbiş,

Orta Oyunu, Meddahlık ya da Karagöz’ ün asırlardır sürüp gelen geleneği vardı, ama Tulûat Tanzimat çıkışlıdır, yani, doğulu olmaktan utanmaya başlayıp yüzümüzü batıya çevirdiğimiz yüzelli yıl önce, yani çöküş döneminde ortaya çıkmıştır. Halk diliyle söylersek arada derede kaldığımız bir devrin ürünüdür. Ve unutmayın tüm tarihinde dışarıdan gelen hiçbir şeyi oynamaya yaşamaya alışmamış bir halk ilk defa dışarıdan yazılan oyunların oyuncusu sahneleyicisi oluyordu.

Tuluat tiyatrosunda ortaoyununda olduğu gibi kalıplaşmış kişiler vardır. Tuluat etkisiyle gelişmiş Türk el kuklasında sözünü ettiğimiz gibi baş kişileri ihtiyar veya Efendi ile Uşak veya Aptal'dır. İhtiyar'ın görevi tıpkı Hacivat veya Pişekar gibi baş güldürücüye nükte yapması için fırsat vermesidir. Buna "dişi konuşmak" dendiğini daha önce söylemiştik. tuluatçılar buna "anahtar vermek" de diyorlardı.
Örneğin İhtiyar İbiş' e "Beni iyi dinle" diyecek yerde "Kulağını bana ver" diyerek İbiş'in kulağını tutmasına yol açar, bu da halkı güldürürdü. İhtiyar'a tirit denilirdi, ayrıca İhtiyar'ın oyun argosunda adları moruk, parçacı'ydı. Komiğe gelince, bu topluluğun yönetmeniydi, halk en çok onu seyretmeye gelirdi. Adı genel olarak İbiş'ti. Yabancı tiyatro topluluklarından alınan deyimle buna "grand comique" de deniliyordu. İbiş çoğu kez İhtiyar'ın yanında uşaktı. İstanbul'un hemen her köşesinde görünüyorlardı : Salaş tiyatrolar, sinemalar, bahçeler, kahvehaneler, gazinolarda temsillerini veriyorlardı. Az olmakla birlikte İstanbul dışına çıktıkları oluyordu. Ahmet Fehim anılarında kendi gezilerinde Anadolu'da rastladığı tuluatçıları anlatır. Kimi kez bu zorunluklardan oluyordu. Şehremini Rıdvan Paşa İstanbul'da Türkçe oynayan tiyatroları yasak edince Kel Hasan topluluğu Manastır'a, Edirne' ye, Selanik'e gitmişti.
 
Tuluatçılar zaman zaman Beyoğlu'nun Concordia, Varyete, Odeon gibi tiyatrolarında görünüyorlardı.Tuluat tiyatrolarının bulunduğu yer Şehzadebaşı, Direklerarası, Vezneciler'di. Beyazıt'tan Fatih'e giderken Letafet apartmanının bulunduğu yerden sonra Saraçhanebaşı'na doğru dükkanların kemerleri ve sütunları başlardı. Bunlardan ötürü buraya Direklerarası adı verilmişti. 

Kaba kumaştan yapılmış ceket ya da palto...

Kebe,
Kaba kumaştan yapılmış ceket, palto, aba. 
Keçe, Kısa kepenek,
Uzun ya da kısa yün ceket.
Çobanların ve köylülerin giydikleri yünden bir nevi aba.
Özellikle Bursa' da yapılan işlemeli keçe.

Satrancı andıran iki kişilik oyun...

Go,

Çin imparatoru Yao (M.Ö 2357-2255) Go’yu, oğlu Dan Zhu’yu aydınlatmak, bilgeleştirmek için buldu. Başka fakat benzer bir efsaneye göre Shun (M.Ö. 2255-2205) Go’yu pek de parlak bir zekaya sahip olmayan oğlu Shang Jun’u eğitmek amacıyla buldu. Brittannica Ansiklopedisi’ne göre Go, Çin’de milattan önce 2306 yılında bulunmuş.

Bir oyun olmanın ötesinde Go, pek çok anlamları kendinde barındırır: yaşamla eşdeğer bir yaratılış, yoğun bir meditasyon, insan kişiliğinin bir aynası, soyut düşünmeyi geliştirmede bir alıştırma, ya da, iyi oynandığında, siyah ve beyaz taşların tahta üzerinde zarif bir dengeyle dans ettiği güzel bir sanat eseri. Go, kurallarının azlığından ötürü belki de dünyanın öğrenmesi en basit oyunlarından biri kabul edilebilir. Buna karşın, oyun ilerledikçe içerdiği karmaşıklığın ne büyük boyutlarda olduğu anlaşılır.

Go 19 yatay, 19 dikey çizgili kare şeklinde bir tahta üzerinde ince kenarlı mercek şeklindeki siyah ve beyaz taşlarla oynanan iki kişilik bir oyundur. Oyundaki amaç kendi taşlarınızla rakipten daha geniş alanlar oluşturmaktır.  Bunu yaparken tabi rakibiniz de aynı amaçla alanlar oluşturmaya başlayacak, ve oyunun ortalarınıa doğru birbirinizi de çevirmeye başladığınızı anlayacaksınız. (Go adı da aslında buradan gelmekte: Çevreleme) Çevrelenen taşlar esir düşmüş olacak, ölüm-kalım mücadeleleriyle, çarpışmalarla dolu bir oyuna başlamış olacaksınız.

Datça Yarımadası’ndaki ünlü antik kent...

Knidos,
Muğla ili Datça ilçesinde bulunan antik kent.
Knidos önce bugünkü Datça ilçe merkezinin 1.5 km kuzeydoğusunda Dalacak burnu üzerindeki Burgaz mevkiinde kurulmuştu. Sonra Yarımadanın batı ucundaki Tekir Burnu üzerine taşındı.

Knidos; bilim, mimarlık ve sanatta da oldukça ileri bir kentti. Tarihin büyük astronomi ve matematik bilimcisi Eudoksus, doktor Euryphon, ünlü ressam Polygnotos ve dünyanın yedi harikasından biri sayılan İskenderiye Feneri’nin mimarı Sostratos burada yaşadı.

Ören yerinin en güzel noktası, her iki limana hakim konumdaki Afrodit Tapınağı’dır. Yuvarlak planlı tapınağın çapı 17 metreydi. Afrodit heykeli tapınağın ortasındaydı. Kapılar heykele açılıyordu. Şimdi heykelin sadece kaidesi görülüyor. 

Knidos antik çağda en çok Çıplak Aphrodite heykeli ile ünlenmiş. Praksiteles’in yaptığı heykel o kadar güzelmiş ve o kadar ünlenmiş ki, heykeli görmeye başka kentlerden insanlar gelirmiş. O zamana kadar tanrı heykelleri çıplak yapılır ama tanrıça heykellerinin sadece gerdan ve bir göğsü açık olurdu. Dünyadaki ilk çıplak tanrıça heykeli buydu. 

Knidoslular parlak dönemleri geride kalıp yoksullaştıklarında bile Bithynia Kralının büyük para önerisini geri çevirip heykelleriyle birlikte sıkıntıya katlanmayı seçtiler. Bu heykel bu güne kadar bulunamadı ama kaidesi yerinde duruyor. 

Çok tanrılı dinden olan kimse...


Pagan, (İng. pagan)  
Çok tanrıcı,
Çok tanrılı dinden olan (kimse),
Payen.

Eski zamanlarda, latince “paganus” kelimesinden gelen ve resmi Roma devlet dininin dışındaki diğer politeist inançları tanımlamak için kullanılan aşağılayıcı bir terimdi. Paganus “köylü, kaba” gibi anlamlara gelir. O zamanlar kullanılan daha sonra hristiyanların benimsediği heathen da kırlık alanlarda yaşayan anlamına gelir. Eski zamanlarda şehir hayatını benimsemeyip, kırlarda yaşayan, mevsimlerin döngüsünü kutlayan ve atalarının inançlarını yaşamaya devam eden insanlar için kullanılıyordu. Daha sonraları hristiyanlar "pagan" ve "heathen" kelimelerini kafir anlamında, kendilerinden olmayan herkesi hatta müslümanları ve musevileri bile aşağılamak için kullanmışlardır. Haçlı seferlerinde, İstanbul’ un yağmalanmasında hristiyanlar hep kendilerine karşı pagan düşmanlar olduğuna inanmışlardır.  

Günümüzde tek tanrılı ve kitaplı dinlere değil, doğa kökenli çok tanrılı dinlere inanan insanlar bu terimi gururla sahiplenirler. Türkçe sözlüklerde karşılığının "putperest" olmasının bu terimi açıklamaya yetmeyeceği aşikardır.  Pagan inançları kabul etmiş kişiye denir, dolayısıyla "pagan" kelimesi hem sıfat hem isim olarak kullanılır. Yeterli bilgi olmadan yapılan yorumların tersine dinsizlik, ateizm ya da satanizm ile ilgisi yoktur, olmamıştır. Yüzyıllardır süren hristiyan propagandalarının tersine, paganların cennet ve cehennem inançları olmadığı gibi, şeytan inançları da yoktur ve inanmadıklarına tapmaları da söz konusu olamaz.  Paganların ruhban sınıfı yoktur, örgütlü bir din yapısı da yoktur bunun yerine çeşitli pagan inançlar vardır ve tanrı ve tanrıçaya ulaşmanın yolunun bir değil çeşitli olduğunu düşünürler. 

Doğanın efendisi değil onun bir parçası olduğuna inanır ve tüm ruhani çabalar ile (meditasyon, dua, tapınma, ibadet, büyü, sihir, ritüel vs.) yaşadığımız dünya ve paganizmin temeli olan öte dünya ve tanrıça ile bütünleştiklerini düşünürler.  Popüler kültürün coşmasıyla bir tüketim nesnesi gibi öne çıkmasına rağmen paganlar, inançlarının temeline inmeyi ve paylaşmayı tercih ediyorlar, inançlarında propaganda yapmak yoktur, zaten buna ihtiyaçları da yoktur çünkü mevsimlerin ve yaşamın sonsuz döngüsüne inanan paganlar kendi iç huzurlarına ulaşma çabasıyla yeterince meşguldur.  Paganlar gizli örgütler ya da komplo teorilerini reddederler, bunun yerine ortak bilince ve paylaşıma inanırlar, mesih yoktur. Gelip herkesi kurtaracak hızır da yoktur onlara göre, bu dünyanın ölümden sonrası için sınav olduğunu öne süren tek tanrılı dinlere karşı paganlar ölümden sonra yaşamaya ve tekrar doğmaya devam eden ruh ile herşeyin birbirini tamamladığı döngüsel bir inançlar sisteminde yer alırlar. Paganların inancının temeli gaia, kutsal kitapları doğadır. 

Arap edebiyatında şiir antolojisi...

Hamase,

Siyaha boyanmış Sibirya tilkisi kürküne verilen ad. ...

Sitka,

Bir koyun girişinde ileri doğru uzanmış olan ve bir denizkulağını denizden ayıran kıyı şeridi...

Lido,
Torluk,
Kıyı şeridi.


Kıyı okları zamanla gelişerek deniz ile koyu birbirinden ayırır ve irili ufaklı göllerin oluşmasına yol açar. Bu göllere lagün veya kıyı set gölü adı verilir. Bir lagünü denizden ayıran kıyı dilidir.  Lagüne deniz kulağı, kıyı gölü de denir. 
Kıyı şeridine ise Cordon denir.

Çok iri ve zehirsiz bir yılan....

Boa,
Anakonda, (Brezilya yerli dilinden, İng. anaconda  ) 

Pullu-sürüngenler (Squamata) takımının boagiller (Boidae) familyasından bir sürüngen türü. Tropikal Güney Amerika' da yaşayan, 8-10 metre uzunluğunda, avını sararak ve sıkarak öldüren bir tür yılan (Eunectes murinus).

Pullu sürüngenler (Squamata) takımının, boagiller (Boidae) familyasından, 8-10 cm kadar uzunlukta, Güney Amerika'da su kenarlarında yaşayan bir tür.

Tarlanın tohum ekmek için saban iziyle bölünen bölümlerinden her biri...

Evlek,
Tarlalarda suyun akması için açılan su yoluna da evlek denir.

Edep, terbiye, iyi davranış...

Us,
Akıl, fikir.
Tutarlı ve çıkarımcı olarak düşünme yetisi.

“Hoşkin” de denilen bir iskambil oyunu...

Hoşkin,
Nezere,
Kalabalık,

Bu oyun  üç kişiyle veya dört kişiyle oynanabilir. Puanları öğrenmek ve pratik bir şekilde oynamak biraz zaman alabilir ama öğrendikten sonra çok zevklidir. Üç kişi oynanan hoşgin daha zevklidir. Deste 4 adet 52' lik destenin 10, J, Q, K ve A kartlarından oluşur. Oyun Yönü Saatin ters yönündedir. Toplam 80 kağıtla oynanır. 5 kağıt yere kapatılır, kalan kağıt 3 kişiye dağıtılır. Eller açılınca ihaleyi kazanan, yerdeki kapalı kağıtları almaya hak kazanır ve sonra onların yerine elinden 5 tane kağıt kapatır.  Eldeki puanlar yere açılır:  her seriden 1 er tane as 100, 2 şer tane as 1000, her seriden 1 er tane papaz 80, 2 şer tane papaz 800, her seriden 1 er tane kız 60, 2 şer tane kız 600, her seriden 1 er tane vale 40, 2 şer tane vale 400, her seriden 1 er adet kız ve papaz 240, + 1 karo valesi 260, koz maça ise 280, her seriden 2 şer adet kız ve papaz 2555,  karo valesi ve maça kızı 1 er tane 20, koz maça ise 40, karo valesi ve maça kızı 2 şer tane 300, karo valesi ve maça kızı 4 er tane hoşgin (oyunu bitirir) aynı seriden kız ve papaz 20, koz ise 40, kozdan vale kız papaz on as 150, kozdan 1 tane vale, 4 tane kız, 4 tane papaz, 1 tane 10' lu, 1 tane as 1555,  el oynandıktan sonra son eli alana 20 puan verilir, kalan sayılar vale 2, kız 3, papaz 4, onlu 10, as 11 puan olarak sayılır. toplam alınan el puanı 500 dür.  oynanış şekli ve puanlama her yörede farklı olabilir.  4 kişilik hoşgin de her takımda birer usta olur, kağıtlar dağıtılır ve el açılmadan yani kimse kağıda bakmadan ihaleye gidilir. ihaleyi kazanan takımdan bir oyuncu kağıtlarını açar ve koz söyler.

Artvin yöresine özgü bir halkoyunu...

Sarıçiçek, (Sarı kız),

Sarı çiçek, yörede çok yaygın bir oyundur. Yörede, sarı kızın, etkin olması konusunda birçok rivayetler vardır.  Ancak bunlardan biri, en sağlıklısıdır. Yaptığımız araştırmalara göre 1124 senesinde Çoruh boylarında yerleşen Hıristiyan Kipçak Türklerini, müslüman yapmak maksadıyla Mısır’ dan, adı “Şehsan” olan Şeyh, kuvvetleri ile Çoruh vadisine gelirler.  Orada bulunan Benek hakimin, sarışın,gökyüzü kadar güzel, sarı saçlı kızını görünce aşık olur. Şehsan ile kızın arasında büyük bir aşk başlar.  Kız, müslümanlığı kabul eder; ancak, babası buna asla razı olmaz. Kızın babası Şehsan’ ın kuvvetleri ile çarpışmaya başlar.  Benek hakimi üstün kuvvetleri ile çarpışma sonucunda Şehsan’ ın ordusunu bozguna uğratır.  Şehsan sevgilisini yanına alarak, tüm ordusu kılıçtan geçirilir.  Şehsan ve sevgilisi sarı kız, kurtulma ümidi ile dağın yamaçlarına doğru kaçmak isterler. Benek hakimi askerleri tarafından görülür ve peşlerine düşülerek şehit edilirler. Oyunun bu olaydan kaynaklandığı, Şehsan’ ın sevgilisi Sarı kızın  nazı ve sonra aşklarının birleşmesi arasındaki öyküyü temsil ettiği   kabul edilir.  Oyun, düğün ve daha çok eğlencelerde oynanır.  Bir kız, bir erkek tarafından sevgiyi, aşkı ve naz yapmayı konu almıştır. 




Oyunun Türküsü;
Bulutlar oynar oynaşır felekte
Gözüm kaldı hublar şahı melekte
Bir eli elimde, biri dilekte
İçki kurmuş otağında sakinin
İki engel birbirine tokuşur
Didem yaşı deryalara karışır
Doğram doğram olmuş meze tutuşur
İçki kurmuş otağında sakinin
Dere kenarında olur adeler
Yel vurdukça siyah zülfün zedeler
Dolmuş kadehlere tatlı badeler
İçki kurmuş otağında sakinin.

“Carmen” adlı operasıyla tanınmış Fransız besteci...

Georges Bizet, (1838, Fransa - 1875, Fransa) 
Carmen adlı operası ile dünya çapında tanınan Fransız klasik müzik bestecisi.

Georges Bizet, Paris yakınlarında, orta halli bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Tıpkı Mozart, Mendelsshon ve Schubert gibi bir dahi çocuktu. Müzik yeteneğini amatör bir müzisyen olan annesi keşfetti. Şan öğretmeni ve peruk imalatçısı olan babası ile annesi ona ilk müzik eğitimini verdiler. 4 yaşında nota okumayı öğrendi. 10. yaş gününden birkaç gün önce Paris Konservatuarı’na kabul edildiğinde, konservatuarın tecrübeli öğretmenleri bu yetenekli öğrenciye ders vermek için yarışa girdiler. Öyle ki , ünlü opera bestecisi Charles Gounod, ona ders vermek için emekli olmaktan vazgeçti. Georges Bizet, Marmontel`den piyano, Pierre Zimmermann ve damadı Charles Gounod’dan armoni, Jacques Halévy’den kompozisyon dersleri aldı.
 
Bizet, konservatuardan 1852’ da piyano dalında, 1855’te flüt org ve füg dallarında birincilikle mezun olmuştu. 17 yaşında ilk senfonisini besteledi. Genç besteciler için önemli bir ödül olan Roma Ödülü’nü kazandı. Bu ödülün sağladığı burs sayesinde Roma’ya gidip ekonomik endişeleri olmaksızın İtalya’da seyahat etti ve bestelerine ilham kaynağı olacak pek çok yeri gördü, Don Procopio operasını besteledi. Bizet’in piyano çalmadaki ustalığı büyük piyanist ve besteci Franz Liszt de dahil olmak üzere pek çok kişi tarafından ayakta alkışlanıyordu. Ancak zamanla depresyona girerek kendi sanatsal değerini sorgulamaya başladı, endişeleri nedeniyle bazı projelerinden vazgeçti, bestelediği bazı operaları yaktı.

1860’da Paris’e döndüğünde, annesinin ölümü onun için büyük bir darbe oldu. Roma Ödülü’nden gelen paranın da sonu geldiği için yoğun bir çalışma temposuna içinde sanatsal değeri olmayan bazı besteler yaparak ve özel ders vererek geçimini sağlamaya çalıştı. Yetenekli bir piyanist olmasına rağmen bir besteci olarak kariyerine zarar verir düşüncesi ile halk önünde konserler vermekten kaçındı. Geçinme gayreti ile yaptığı yoğun çalışması, besteci olarak kendini geliştirmesini yavaşlattı.

1863’ de İnci Avcıları operasını besteledi. Eserin gösterimi başarılı geçtiyse de eleştirmenler tarafından yerden yere vuruldu. 1866’da bestelediği ve 1867’ de sahneye konan Perth’ li Güzel Kız operası ise hem halk, hem de eleştirmenler tarafından beğenildi. Sağlığı gittikçe bozulmakta olan Bizet, 1866 yazını Paris dışında bir yazlıkta geçirdi. Bu tatil sırasında tanıştığı ve bir gönül ilişkisine girdiği Chabrillian, Bizet’ in ilerde yaratacağı Carmen karakterinin oluşmasında rol oynadı.

Bizet, 1867’de öğretmeni Haleviy’nin kızı Genevieve ile evlenmek istediyse de son anda nişan bozuldu, ancak iki yıl sonra kız tarafının ikna olması ile evlenebildiler. 1870’de Fransa- Prusya savaşı nedeniyle Bizet, Ulusal Muhafızlar’a katıldı. Savaş sırasında Genevieve’in ruhsal dengesi bozuldu.

Bizet, 1871’ de Çocuk Oyunu suitini tamamladı. 1872 yılında tek perdelik Djamilla (Cemile) operası ve sahne müziğini yazdığı Alphonse Daudet’in L'arlésienne (Arles’li kız) oyunu sahnelendi ancak başarısız oldu. Ancak Bizet, Cemile operası ilerde opera başyapıtı Carmen’de de takip edeceği müzikal anlamda doğru yolu bulduğuna inanmıştı. L'arlésienne eserinden aldığı çeşitli bölümlerden bestelediği süit ise ilk çalındığında büyük ilgi gördü ve günümüzde en sevilen eserlerinden olan L`Arlesienne Süitleri böylece doğdu.
 
Bizet, bu arada Carmen operası üzerinde çalışmaya başladı. Prosper Merimée’nin Carmen romanınından çok etkilenen Bizet, bu romanı operaya uyarladı. Eseri 1874’de tamamladı, Eserin 31. temsil gününde (3 Haziran 1875) yıllardır kronik boğaz enfeksiyonu nedeniyle rahatsız olan Bizet, kalp krizi geçirerek 36 yaşında hayatını kaybetti. 
 
 
Kaynak:  http://www.msxlabs.org

“Bereketli Topraklar Üzerinde”, “Hakkâri’de Bir Mevsim”, “Mavi Sürgün" gibi filmleriyle tanınmış sinema yönetmenimiz....

Erden Kıral,

Film eleştirmenliği, yayıncılık yaptı. Reklam filmleri, kısa ve uzun metraj filmler yönetti. 1983 yılında Berlin' de yaşamaya başladı. TRT için Mavi Sürgün isimli filmi yönetti. Bu film Almanya - Türkiye ortak yapımıydı. Sinema ile ilgili çalışmalarını halen Berlin ve Türkiye' de sürdürmektedir. Berlin Güzel Sanatlar Akademisi ve Almanya Film ve TV Rejisörleri Birliği üyesidir.  Erden Kıral, uluslararası alanda elde ettiği başarıların da etkisiyle filmlerinde sınırlanmış özellikler yerine yerelden evrensele ulaşmaya çaba harcadı. "Bereketli Topraklar Üzerinde" ve "Hakkari'de Bir Mevsim" adlı filmlerde olduğu gibi Kıral'ın başarısı, birçok uluslararası etkinlikte tescillendi.

Erden Kıral, 1942' de Kocaeli' nin Gölcük İlçesi' nde doğdu. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Seramik Bölümü'nde eğitim gören Kıral, Osman Seden, Yılmaz Güney, Bilge Olgaç ve Mehmet Dinler gibi yönetmenlere asistanlık yaptı. Bir süre reklam filmleri çeken Kıral, "Kumcu Ali Yaşar" ve "Unutulmuşlar" gibi iki kısa film yönetti. Kıral, Fransa'ya giderek oradaki Fas'lı işçilerin yaşamlarını yansıtan bir belgesel film çekti. "Yedinci Sanat" ve "Çağdaş Sinema" dergilerinde yazılar yazan Kıral, "Gerçek Sinema" ve "Güney" dergilerinde yöneticilik yaptı. Kıral, 1978'de Yaşar Kemal'in "Teneke" adlı yapıtından hareket ederek ilk uzun metrajlı filmi "Kanal"ı yönetti. 1979'da da Orhan Kemal'in aynı adlı romanından uyarladığı "Bereketli Topraklar Üzerinde" adlı filmi çeken Kıral bu yapıtla, uluslararası alanda birçok etkinliğe katıldı. "Bereketli Topraklar Üzerinde", 1981'de Strasbourg Film Şenliği Büyük Ödülü'nü kazanırken, Kıral da aynı yıl Antalya Film Festivali'nde "En İyi Yönetmen" ödülüne layık görüldü. Kıral, 1982'de Ferit Edgü'nün "O" adlı romanından esinlenerek "Hakkari'de Bir Mevsim" adlı filmi beyazperdeye aktardı. Film ayrıca, Berlin Film Şenliği'nde Gümüş Ayı, Uluslararası Sinema Eleştirmenleri Federasyonu, Uluslararası Sanat ve Deneme Sinemaları Birliği ve Interfilm ödülünü kazandı. "Hakkari'de Bir Mevsim", Korsika'da yapılan II. Akdeniz Kültürleri Şenliği'nde "En İyi Film" seçildi. 
 
1983'te Berlin' e yerleşen Kıral, ertesi yıl "Ayna" adlı filmi çekti. Osman Şahin' in "Beyaz Öküz" adlı öyküsünden esinlenerek beyazperdeye aktarılan "Ayna", Korsika'nın Bastia kentinde yapılan III. Akdeniz Kültürleri Film Şenliği'nde Basın-Eleştiri Ödülü, Uluslararası Sinema Günleri Altın Lale Yarışması'nda mansiyon ve Portekiz'de Figueria da Foz Film Şenliği'nde büyük ödülü kazandı. 1984'te Berlin Sanat Akademisi üyeliğine seçilen Kıral, 1987'de Ömer Polat'ın senaryosunu yazdığı "Dilan" adlı filmi sesli olarak çekti. Sanatçı, Cannes Film Şenliği'ne katılan "Dilan" adlı filmden sonra 1988'de "Av Zamanı"nı yönetti. Film, Berlin Sinema Şenliği'nde Türkiye'yi temsil etti. Kıral, 1992'de "Mavi Sürgün" adlı filmi yönetti. Sanatçının bu çalışması Antalya Film Festivali'nde "En İyi Film" seçildi. 
Filmleri;
Ayna (1984), Av Zamanı (1988),  Aşk Üzerine Söylenmemiş Her şey (1995),  
Avcı (1997), Ay Hikayeleri (1996),
Baba (2000), Baba Evi (2001), Babam ve Biz (2002), Bereketli Topraklar Üzerinde (1980),
Canım Kocacığım (2002),
Dilan (1987),
Hakkâri'de Bir Mevsim (1983),
Kanal (1978), Kumcu Ali Yaşar (1968),
Mavi Sürgün (1993),
Vicdan(2008),
Yolda (2005),

Yahudi tapınağı...

Sinagog, (Rumca).  
Havra.
Yahudilerin ibadet etmek için toplandıkları yer.

Musevilerin toplu halde ibadet ettikleri tapınak. Yunanca sun (birlikte) ve agein (getirmek) kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur ve "toplanmak, biraraya gelmek" anlamlarına gelir. Gerek günlük, gerekse haftalık ibadetin yapılması, kutsal kitapların okunması ve dini emirlerin öğrenilmesi için Yahudi cemaatinin toplandığı yapılardır. Toplanmalar Şabat (Cumartesi) günü ve günde üç defa yapılır.  Musevilikte şirk kabul edildiğinden sinagoglarda resim heykel gibi tasvirler kesinlikle bulunmaz.

Sinagoglar doğu-batı yönüne doğru yapılır, sinagogun doğu kısmının içinde Tevratların bulunduğu Ehal Akodeş ve bunun sağında solunda ya da bazen sinagogun tam ortasında Tevrat'ın okunduğu bölüm olan teva bulunur. Türkiye'de ibadet Kudüs'teki Ağlama Duvarı'na yani doğu yönüne (mizrah) dönülerek yapılır. Kudüs'ün doğusunda yaşayan Yahudiler ise Kudüs'e yani batıya dönerek ibadet ederler.

Ayin sırasında özellikle ayağa kalkıp doğu (yani Ağlama Duvarı) yönüne yönelilerek yapılan Amida duasında tam konsantrasyon gerekir. Bu bölüm sessiz olarak kitaptan Amida bölümünün okunması ile gerçekleştirilir. Sinagog' da ayin dili çoğunlukla İbranice bazı bölümler ise Aramicedir. Bununla beraber bazı kısımlarda Ladino ve yerel dil de kullanılabilir. Sinagogda dini töreni Hazan (Kantor) adı verilen din görevlisi yönetir, hahamlar ise daha çok ayinin bir bölümünde Tevrat' ın o haftaki bölümü olan peraşanın açıklamasını yerel dilde yaparlar.


Kaynak; http://tr.wikipedia.org

Daha çok hayvan yemi olarak yetiştirilen bir tahıl...

Yulaf, (Latince, Avena).

Çinliler yulafın zindelik verici özelliklerini binlerce yıl önce keşfetmişler. Antik Romalılar onu enerji depolamak için sofralarından eksik etmemişler. Savaşçı Vikingler efsanevi fiziki güçlerini yulaf ezmesi ile hazırlanan 'porridge' adlı kahvaltılık yiyeceğe borçlu olduklarını sık sık dile getirmişler. 

Türkiye’de yetiştiği yerler, İç Anadolu, Marmara, Akdeniz bölgeleri. 50-150 cm boyunda, bir yıllık otsu bir tahıl bitkisi. Yulafın çiçek durumu arpa ve buğdaydan çok farklıdır. Burada başak yerine bileşik salkım durumu yer alır. Başakçıklar 2-3 çiçekli olup, eksen üzerinde salkım şeklinde dizilmişlerdir. Kılçık nispeten kısadır. Kavuzlar tânelere yapışıktır. Tarımda kullanılan türü Avena Sativa’dır.

Bol nişastalı taneleri (tohumları) için yetiştirilen bir tarım bitkisi. Daha çok hayvan yemi olarak kullanılan bu tahıldan insanların beslenmesinde de yararlanılır. Bir yulaf tarlası, buğday ya da arpa başaklarına benzemeyen, salkım biçimindeki dağınık başakları sayesinde öbürlerinden kolayca ayırt edilebilir. Sapçıkların ucunda bulunan başakcıkların her biri iki ya da üç tohum içerir. Dışları kılıfta (iç kavuz) örtülü olan bu tohumların ikisini (ya da üçünü) birden yeniden zarsı iki yaprak (dış kavuz) kuşatır.  

 Yulafın beyaz, siyah, sarı, kırmızı ya da boz tohumlu,kısa ya da uzun saplı pek çok çeşidi vardır. Tarım uzmanlarının öteden beri sürdürdükleri çalışmalarla değişik iklim ve toprak koşullarına uygun yulaf çeşitleri geliştirilmiştir. Örneğin, bunlardan kırmızı yulaf sıcak ve nemli iklimlerde yetiştirilir.


Yulaf oldukça kalorili bir tahıl. 100 gramında 390 kalori bulunuyor. Oysa aynı miktar pirincin kalorisi 354, makarnanın ki ise 346. Bol miktarda nişasta içerdiği için değerli bir karbonhidrat kaynağıdır. Yulaf, kasları tazeleyen 'lisina' denilen bir protein ve sinirlerin işlevini düzenleyen yüksek dozda B grubu vitaminleri içeriyor.

Yulaf piyasada un, ezme, yulaf tanesi, yulaf ekstresi (özü), müsli ve kahvaltı gevreği olarak satılıyor. Un halindeki yulaf ile ekmek, tatlı ve tuzlu hamurişi çeşitleri hazırlayabilirsiniz. Ya da köftelere ilave edebilirsiniz. Kahvaltı gevreği şeklinde ılık süte ilave ederek yiyebilirsiniz. Ezme şeklindeki yulafla değişik muhallebiler hazırlayabilirsiniz. Yulaf unu ile güzellik kremleri hazırlayabilir, yulaf ekstresi ile sağlık banyoları yapabilirsiniz.

Kürkü değerli bir yaban kedisi...

Oselo,  (Leopardus pardalis), kedigiller familyasının leopardus cinsine ait türdür. 
Oselot,
Opossum,

 Amerika’ da yaşayan Oselo kedigillerin en güzel üyelerinden biridir. Güney Amerika ve Orta Amerika' da yaşayan bu küçük ve yırtıcı memeli türün uzunluğu kuyruğu ile birlikte 130 cm' yi bulur.


Oselolar Arjantin’in Kuzey kesimlerinden ABD’ nin Texas eyaletine kadar uzanan bölgelerdeki ormanlarda ve sık çalılıklarda bulunur. Oselonun postu soluk griden sarıya ve koyu kahverengiye kadar değişebilir. Başında küçük siyah benekler, dikine ve yanlara doğru ikişer siyah çizgi, boynunda uzunlamasına siyah çizgiler, gövdesinde zincir biçiminde dizili siyah halkalar ve benekler vardır. Postunun bu desenleri ormanın gölgeli kuytularında çevreden ayırt edilmesini güçleştirir. Geceleri avlanmaya çıkan bu hayvanlar küçük memeliler, kuşlar ve sürüngenleri avlar. Postu için avlandığından Oselo’ nun soyu tükenmesiyle karşı karşıyadır. Bundan ötürü birçok ülkede oselo kürkünün alınıp satılması yasaklanmıştır.

Besinlerini sürüngenler, kuşlar ya da orta boy memeliler oluşturur. Genellikle geceleri avlanır. Dişileri 2-3 yavru doğurur.  Alt bölümleri kirli beyaz üstüne siyah benekli, kuyruklarının üsütü koyu renk bantlar üstü koyu renk bantlar ya da lekelerle kaplıdır.

Şeker ve nişastayla yapılan bir tür tatlı...

Reşidiye,

“Bolero” ve “İspanyol Rapsodisi” adlı yapıtlarıyla tanınmış Fransız besteci...

Maurice Ravel , (7 Mart 1875’de Ciboure’de doğmuş, 28 Aralık 1937’de Paris’te ölmüştür.)

20. yüzyılın önemli bestecilerindendir. Özellikle orkestrasyon konusunda çok başarılı olan Ravel’in en tanınmış eseri Bolero 'dur. Bolero kadar ünlü bir diğer çalışması, 1922’de Rus besteci Modest Musorgski’nin eseri Bir Sergiden Resimler adlı piyano eserinin orkestrasyonudur.

Ravel, Fransa’nın Bask bölgesinde, İspanya sınırında bir küçük köy olan Ciboure’da 7 Mart 1875 de dünyaya geldi. Annesi Bask, babası ise İsviçreli bir sanayiciydi.Müzik yeteneğini babasından aldığı bilinmektedir. Aynı zamanda Ravel in detayların önemi ve detaycı bir tarzı da babasından ona mirastır.


Kuşkusuz sadece Avrupa müziği değil doğuya ait tınılar da ilgisini çektiğinden doğu ya ait özellikleri de eserlerinde kullanmaktan çekinmeyen sanatçıların başında gelir. En fazla İspanyol müziğinden etkilenmiştir. Bu sebeple , İspanyol Rapsodisini 1908 yılında,ve  onun en fazla tanınan eseri Baloro yu 1928 yılında bestelemiştir.

Bolero bugün belki de Klasik Müzikte en fazla sevilen eserlerden bir tanesidir. Ancak bestelendiği yıl, ilk gösterimde dinleyiciler arasında ki bir kadın, bir süre sonra sürekli tekrarlanan ritim ve melodilerden sıkılmış olarak; Gerçekten de alışılmış Klasik müzik özelliklerinin tamamiyle dışında bir çalgıyla başlayan ve gittikçe diğer çalgıların katılmasıyla son bulan bu eser ilk yıllarda pek anlaşılamamıştır.

1910-1920 yılları Paris te bulunan Rus bestecilerle tanışması ve onların eserlerini dinlemiş olması onu bir süre neo-klasik eserler vermeye yöneltmiştir.

Ancak I. Dünya Savaşı nedeniyle sağlık koşulları savaşa gitmesini engellediğinden ambulans şöförü olarak savaşa bir şekilde destek veren Ravel, ABD ye gittiğinde büyük bir ilgi gördü. Amerika da jazz müzisyenlerle tanışması onun müziğinde jazz etkilerinin de girmesine neden olacaktı.

İlginç bir kişiliktir Ravel. Örneğin 1921’ de Fransız hükümetinin Légion d'Honneur ödülünü reddetti, 1931’ de Oxford Üniversitesi’nin verdiği onursal doktorayı ise kabul etti.

Eserlerini incelediğimiz zaman eserlerinde kesinlikle tamamiyle bir yere koyamayacağımız özellikler vardır.Onun eserlerinde form, renk, tınlayış ve ruh bakımından  kendi sanat dilini yarattırken Fransız müziğiyle tüm dünyayı kucaklayan bir yapı vardır.


Güney Fransa’nın espri dolu evladı Ravel, bütün Fransız müzisyenlerinin gittiği yolu takip etti. Tahsilini meşhur Paris Konservatuarında yaptı. O zamanki gençliğin hocası olan Gabriel Fauré, ona besteciliğin sırlarını öğretti. Bu bilgilerle techiz olduktan sonra Eric Satie’nin tesiri altında kalan Ravel ortaya çıktı ve yeni yollar aramaya başladı. Ravel’e ananevi Roma Mükafatını tanımakla görevli yüksek jüri heyeti onun sanatkarlığından şüphe ediyordu. Fakat Ravel, kendini göstermeye mevaffak oldu. 

İçe dönük bir karaktere sahipti. 1927’ de bazı nörolojik problemler yaşamaya başladı.afazi (söz yitimi) problemi ona zor anlar yaşattı.  Zamanla bunama belirtileri ortaya çıktı  ve 1932’ de geçirdiği trafik kazasında  durumu ağırlaştı. Bu rahatsızlıklar nedeniyle eser veremez oldu. 1937’de ise  geçirdiği başarısız beyin ameliyatı sonucu hayatını kaybetti.  

Türkiye denizlerinde en bol bulunan ve ''adi kalamar'' da denilen bir cins mürekkepbalığı. ..

Loligo vulgaris 
(Lamarck 1799).

Kalamar,
Onayaklılar takımında kalamar (Loligo ve Ommastrephes) uzunca, ovalimsi bedenli  orta sularda yaşayan kafadanbacaklıdır. Avrupa denizlerinde uzunluğu 8-50 cm'ye kadar ulaşır. Boynuzsu bir iç kavkısı vardır.

On ayağından ikisi diğerlerinden bir kat daha uzundur. Kalamar ağlara ya da dipte gezinirken zokaya takılır.


Karadeniz dışında Türkiye çevresindeki bütün denizlerde bulunur. Türkiye sularındaki tek türü Loligo vulgaris' tir. Akdeniz ülkeleri mutfağına giren eti, balık avı için mükemmel bir olta yemidir. Kalamar, iyi bilinmeyen derin deniz biçimlerine ve İkinci Zaman'da yaşamış belemnit' lere benzer.

Düdenden daha geniş olan çukurluklara verilen ad...

Uvala,

Genişleyip, derinleşen dolinlerin birleşmesiyle oluşan, dolinlerden daha büyük çukurluklardır. Uvalaların düzensiz şekle sahip olması ve tabanlarındaki erimeden geriye kalan kalker çıkıntıları dolinlerden kolayca ayırt edilmesini sağlar.  Karstik bir sahada oluşan dolinler zamanla genişler ve derinleşirler. Bu durumda jeolojik olarak çok kısa bir zaman diliminde dolinler’i ayıran kısımlar ortadan kalkar ve dolin çukurları birbirleriyle birleşir. Bu yolla meydana gelen karstik oluşumlara uvala adı verilir.
 
Karstik sahalarda dolinler zamanla genişleyerek uvala denilen şekilleri oluştururlar. Uvalalar da genişleyip birleşirlerse polye adı verilen şekilleri meydana getirirler. Ülkemizdeki bazı ovalar polye ovası özelliğindedir. Bunların en önemlileri Muğla, Elmalı, Kestel, Çeltikçi, Suğla, Bozova, Kızılova, Bademağacı, Kızılkaya, Seki ve Gembos polyeleridir.

Türk tuluat tiyatrosunda ustalığını kanıtlamış sanatçılara verilen ad...

Komikişehir,

Tuluat tiyatrosu, geleneklere dayalı olan Orta Oyununun sahnelerde sergilenmesi ve bunun Batı dünyasındaki tiyatro örnekleri ile karışmasından meydana gelen bir tiyatro dalıdır. Tuluat tiyatrosuna emek veren sanatkarlar ister melodram ister komedi, ister trajedi olsun, oynadıkları eserleri, oyunlarını sergiledikleri zamana, ortama ve seyircinin özelliklerine göre değiştirirler. Bazen oyunun konusu bile hiç düşünülmeden halkın sevip tutacağı bir ad bulunur ve ilan edilir. Ancak bu ilanlardan sonra sahnede konunun nasıl işleneceği, kimin ne görev üstleneceği oyunu yöneten tarafından sadece ana çizgileriyle belirtilir ve oyunun akışı içinde yeri ve zamanı geldiğinde metne bağlı kalmaksızın roller oynanır.

Tuluat tiyatrosu, oyuncuların bir metne sıkı sıkıya bağlı olmadığı, doğmaca olarak akla gelen ve oyunun akışına en uygun düşen sözlerin söylendiği, esprilerin patlatıldığı ve hemen her oyun gecesinde ayrı ayrı özellikler taşıdığından, doğrudan doğruya bir sahne sanatıdır ve bu türün tiyatro edebiyatı alanında yeri yoktur. Burada, sahnede oynayan sanatkârların zekâsı, anlayışı, inceliği, nükte yeteneği ve yerinde hemen güzel, gerekli ve çarpıcı sözleri bulabilme özellikleri işin esasını oluşturur. Genellikle oyunların gezici topluluklar olarak sinema, gazino, kahvehane veya bahçe gibi değişik yerlerde oynandıkları görülür. Bazen kültürsüz oyuncuların bu işi yasak savarmışcasına gönülsüz yapması, basit ve tatsız, hatta kaba ve çirkin sözlerle oyunda yer almaları, Tuluat tiyatrosunun diğer tiyatro türleri karşısında sağlıklı bir şekilde gelişmesini engelleyen öğeler olmuştur.

Tulûat tiyatrosunda vazgeçilemeyen başka bir özellik de kantocuların söylediği kantolardır. Bunlar şarkılarla oyuna renk kattıkları gibi, aynı zamanda çıktıkları oyunlarda da bazı rolleri üstlenirler. Böylece müzik rengi de eser içinde yerini almış olur.   

Genellikle İstanbul’da 19. yüzyıldan itibaren sergilenmeye başlanan Tulûat tiyatrosunun önemli temsilcileri arasında Kavuklu Hamdi efendi, Kavuklu Abdi (Abdürrezzak) efendi, Kel Hasan, Naşit Özcan, İsmail Dümbüllü, Muammer Karaca, Münir Özkul ilk akla gelenlerdir.   Tulûat tiyatrosu hemen her dönemde aydın çevrelerde pek hoş karşılanmamıştır. Bunun sebebini, Tulûat tiyatrosunun gittikçe düzey yitiren ve bayağılaşan uygulamalarında değil, daha ziyade oyuncuların ve kantocuların polisiye olaylara yol açmalarında aramak gerekir. Kültürsüz, zayıf karakterli, basit ve kaba sözlerle seyirci karşısına çıkan oyuncu ve kantocular, devrin ileri gelenlerinden birinin himayesine sığınıp, onların keyfi için oynamışlar; ancak gençlere de kötü örnek olmuşlardır. Böylece seyirci giderek ayağını Tulûattan çekmiş, özellikle Cumhuriyet’ten sonra güçlü oyuncular görev almak istemedikleri için, bu tiyatro dalı kültür hayatımızdan hemen hemen silinmiştir. 

Çok tanrıcılık...

Politerizm,
Paganizm, (Fr. paganisme),  
Çok tanrıcılık.

Eski çağların profan (kutsaldan arındırılmış) ‘dini inanışı Paganizm giderek yaygınlaşırken kendini ‘Pagan’ olarak tanımlayanlar da hızla artıyor. Yılın en uzun günü olan ve yaz mevsiminin başlangıcı kabul edilen 21 Haziran’ da, İngiltere’ deki eski çağlardan kalma dini mekan Stonehenge’ de 35 bin kişi toplandı. Büyük kalabalık yaz mevsiminin ilk güneşini tamtamlar çalıp danslar ederek tam bir Pagan ayini havasında karşıladı. Zira 21 Haziran Pagan inanışına göre yıl içerisinde kutlanan 8 ‘kutsal’ günden biriydi. Paganizm Avrupa' da dördüncü bir din olarak ortaya çıkmaktadır.

Paganizmin büyücüler, tanrı ve tanrıçalar gibi renkli ve fantastik kültüründen ilham alan Harry Potter, Yüzüklerin Efendisi gibi filmleri, Vampir Avcısı Buffy tarzı televizyon dizileri, sayısız çizgi roman ve fantastik edebiyat örnekleri de son yıllarda üzerine düşen görevi yapıyor ve Pagan inanışlarını bir fenomen haline getiriyor.

Zaman zaman Türkçe putperestlik sözcüğü de geniş bir şekilde aynı anlamda kullanılır fakat paganizm ve putperestlik farklı anlamları içerir. Latince paganus yani kırsal sözcüğünden türemiştir. Özellikle köylü Erken dönemlerden beri Hıristiyanlık, kırsal kesimlerden ziyade şehirlerde yayılmıştı. Böylece kısa bir süre içinde Hıristiyan olmayan kişi ile köylü neredeyse eş anlamlı hale geldi ve modern anlamda kullanılan pagan terimi ortaya çıktı.

Adını İbni Rüşd’den alan ve “İnsan aklıyla Tanrı aynı şeydir, ruh ölümlüdür” gibi düşünceleri savunan görüş...

Averroizm,

İbn-i Rüşd (d. 1126 - ö. 10 Aralık 1198),  
Arapça Muhammed bin Ahmed olup, künyesi Ebü’l-Velîd’ dir, Latince: Averroes
Endülüslü-Arap felsefeci ve hekim, bir felsefe, fıkıh, matematik ve tıp alimi.
Kurtuba'da doğdu ve Marakeş, Fas'ta öldü. Zamanının bilimsel disiplinlerinde eksiksiz bir eğitim aldı. Bir süre işbiliye ile Kurtuba'da hakimlik yaptı ve kariyerini Marakeş' te halifenin kişisel hekimi olarak tamamladı. Avrupa'da Averroös (İbn-i Rüşd) özellikle kapsamlı Platon ve Aristo analiziyle tanınıyordu. Thomas Aquinas üzerinde hatırı sayılır bir etki bıraktı ve Averroizm 17. yüzyıla kadar skolastisizmi şekillendirdi. Gazali ile ihtilafında, İbn-i Rüşd felsefî sonuçlar ve Kuran arasında bir çelişkinin olamayacağını iddia etmiştir: "Bu din doğru olduğu ve hakikatin bilgisine götüren araştırmayı desteklediği için, biz, Müslüman cemaat, biliriz ki argümantasyon yardımıyla araştırma Kutsal Kitapların bize verdiğiyle ters düşen sonuçlara yol açmaz. Hakikat, hakikatle çelişmez, yani O'nunla uyum sağlar ve O'na tanıklık eder."

İbn Rüşd'e göre, felsefe öğrenmek dini bir zorunluluktur. Din, var olanlara akılla bakmayı ve değerlendirmeyi zorunlu tutumaktadır. Başka dinlerin ve ideolojilerin fikirlerini öğrenmek de aynı şekilde zorunludur. Gerçek her nerede ise alınır ve yararlanılır.

Sözünde ve kararında durma, caymama...

Sebati,
Sebatlık, sözünde, kararında durma.

Muş kentine 30 km. uzaklıkta, kayak merkezi olan bir dağ...

Kurtik,
Muş ilçe merkezinin güney-batısında kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzanır. Muş şehri bu dağların önemli zirvelerinden olan Kurtik Dağı (2645 m)' nın kuzeye bakan yamaçlarında kurulmuştur.

Muş İli, Doğu Anadolu Bölgesindedir. 39 29’ Ve 38 29’ kuzey enlemleriyle 41 06’ ve 41 47’ doğu boylamlarının arasındadır. Yüzölçümü 8196 km2’dır. Türkiye yüz ölçümünün yüzde 1.1’ini kaplar. 
Muş ili, doğuda Ağrının Patnos ve Tutak, Bitlis’in Ahlat ve Adilcevaz, kuzeyden Erzurum’un Karayazı, Hınıs, Tekman, Karaçoban, batıdan Bingöl’ün Karlıova ve Solhan, güneyden ise Diyarbakır’ın Kulp, Siirt’in Sason ve Bitlis’in Göroymak ve Mutki ilçeleri ile çevrilidir. Muş şehri Güney Doğu Toros Dağlarının uzantısı olan Haçreş dağlarının önemli zirvelerinden Kurtik Dağının kuzeye bakan yamaçlarında, Çar ve Karni derelerinin aktıkları vadiler arasında kuruludur.  
Güneydoğu Toros Dağları'nın uzantıları Muş il alanını çevreler. Eskiden gür ormanlarla örtülü olan bu genç dağlar, zamanla çıplaklaşmıştır. 

Muş ilinin başlıca önemli dağları;
Akdoğan (Hamurpet), Şerafettin, BilicanDağları (2950 m. Rakımlı, Bilican Tepe-Ziyaret Tepe-Vangesor Tepesi) , Bingöl, Haçreş (Karaçavuş, Çavuş), Kurtik Dağı (2645 m), Otluk ve  Yakupağa dağları, Avni Kalesi Tepesi (2754 m), Şeyhtokum (2300 m), Karaburun (2500 m), Hasan Tepe, Haçlı (Kazan, Bulanık), Laris Tepe,

Hint mitolojisinde içenlere ölümsüzlük sağlayan içki...

Amrita,
Varuni,
Hint Mitolojisinde cennet yemeği ve içkisi.

Tanrılar ölümsüzlük içkisine (amrita) sahip olmak için kafa kafaya verip düşünürler. Sonunda okyanusu çalkalamaya karar verirler; çünkü bu sayede amrita ortaya çıkacaktır. Su içkiden pay isteyince Mandara dağını yüce bir kaplumbağanın üzerine oturturlar. Bu çalkama çubuğu olacaktır. Bunun çevresine yılan Vasuki’ yi dolarlar sonra tanrılar ve ifritler çalkama ipi olan yılanı zıt uçlardan tutarak çalkalamaya başlarlar. Vishnu yorulan tanrılara ve ifritlere kuvvet bağışlar ve çalkalama sürerken okyanustan ay ve güneş çıkarlar. Daha sonra beyazlar içinde tanrıça Şri görünür. Sonra beyaz at Uççaihşravas Kaustubha mücevheri ulu fil Airavata ortaya çıkarlar. Ancak şiddetle çalkalanan okyanustan Kalakuta denilen zehir çıkar ve tüm evreni sarar. Tanrı Şiva gelir ve bu zehiri içip boğazında tutarak tüm dünyaları bir yok oluştan kurtarır. Şiva’nın boğazındaki zehir mavi renkli olduğu için bu tanrıya “mavi boğazlı” anlamında Nilakantha denir. Tanrıların ölümsüzlüğe götüren yolundan büyülü ağaç ve büyülü inek doğar. Sonra elinde içi nektarla dolu beyaz bir kap tutan tanrıların hekimi Dhanvantari meydana gelir. İfritler bu mucizeyi görünce hepsi de “o benimdir” diye bağırarak ona sahip olmaya çalıştılar. 

Tanrı Narayana olağanüstü güzel bir kadın olan Mohini kılığına girerek ifritleri şaşırtır ve ölümsüzlük içkisine sahip olmalarına engel olur. İçkiden tanrılara verir fakat onlara vermez. Bunun üzerine ifritler savaş çıkartırlar. Nara-Narayana birlikte onlara karşı savaşır. İçkiden tanrı biçimine giren bir ifrit olan Rāhu da içer ancak bunu fark eden Vishnu diskiyle onun başını uçurur. İfritlerle tanrılar arasında korkunç bir savaş cereyan eder. Bu savaşı tanrılar kazanır. Herşey bittikten sonra Mandara dağını yerine koyarlar. İndra ölümsüzlük içkisini saklaması için onu Vishnu’ya verir.  Bu efsanenin Ramayana anlatımı ise kısaca şöyledir: “Satyayuga devrinde Diti’ nin güçlü çocukları (ifritler) ve Aditi’ nin kutlu çocukları (tanrılar) büyüdüğünde yaşlılık ve ölümden nasıl kurtulabiliriz diye düşündüler. Çareyi okyanusun çalkalanmasından doğacak sütü içmekte buldular. Okyanusu çalkalamak için yılanlar kralı Vāsuki’yi ip olarak Mandara dağını da değnek olarak kullandılar. Böylece hem tanrılar hem de ifritler çalkalamaya başladılar. Bin yıl geçtikten sonra yılanın birden çok başı bir bir kayaları ısırıp zehir akıtmaya başladı. Çalkalanmanın da etkisiyle Hālāhala denilen zehir okyanusun yüzeyinde birikti. Bütün dünya tanrılar ifritler ve insanlar zehirlenmeye başladılar. Hemen tanrı Şiva’ya başvurup yalvardılar. Yüce Şiva-Rudra geldi ve zehiri sanki abıhayat içer gibi içti ve Hālāhala zehirini boğazında tuttu. Tanrılar ve ifritler tekrar okyanusu çalkalamak istediler. Bu defa Mandara dağı yer altındaki Patala’ya inerek kayboldu. Vishnu’dan onu çıkarmasını rica ettiler. Vishnu da kaplumbağa biçimine girerek okyanusun dibinden dağı yüzeye çıkarttı. Bin yıl sonra Dhanvantari adında bir adam ortaya çıktı. Bu Ayurveda bilen dindar bir kişiydi. Sonra müthiş güzellikte göksel periler oluştu. Okyanusun yüzeyindeki kremadan oluşan bu güzellere Apsaralar denildi. Onları ne tanrılar ne de ifritler eş olarak kabul etmeyince ortalık malı oldular. Gene okyanus çalkalanmasından Varuni denilen içki oluştu. Bu tanrı Varuna’ nın kızı idi ve bir tür şarap (sura) idi. Onu şeytanlar eş olarak almadıkları için onlara Asuralar denildi. Tanrılar ise Vārunī’yi eşliğe kebul ettikleri için Suralar oldular. Atların kralı Uççaihşrava Kaustubha denilen mücevher ve nihayet beklenen abıhayat suyu ortaya çıktı. Tanrılarla ifritler bunun için kavga etmeye başladılar. Asuralar tüm cadıları etraflarında topladı. Ölümcül bir savaş oldu gök ve yer sarsıldı. Vishnu büyüleyici bir kız kılığına girerek abıhayatı başka bir yere kaçırdı. Tanrı Vishnu’ ya karşı gelenler ona saldırınca müthiş bir savaş oldu ve Diti oğlu olan Asuralar ortadan kaldırıldı. Savaş kazanıldıktan sonra İndra üç dünyayı da mutlulukla yönetti.”     

Her kovanda bir tane bulunan kraliçe arı...

Bey, (İng. queen).
 
Arı, termit ve karıncalar gibi sosyal böceklerde üreme yeteneğinde olan dişi.
Arı, termit ve karınca sosyetelerinde görülen ve üreme yeteneğinde olan dişi. Arı sosyetelerinde buna ayrıca arı beyi de denir.

Her kovanda bir tane bulunan ana arı...

Arıbeyi,
Arı, termit ve karıncalar gibi sosyal böceklerde üreme yeteneğinde olan dişi.
Arı, termit ve karınca sosyetelerinde görülen ve üreme yeteneğinde olan dişi. Arı sosyetelerinde buna ayrıca arı beyi de denir.

Bir görüntü, bir yaşantı ya da bir davranışın daha iyi kavranmasını sağlamak için simgelerle göz önünde canlandırıp dile getirme...

Alagori,
Bir görüntü, bir yaşantı veya bir davranışın daha iyi kavranmasını sağlamak için göz önünde canlandırıp dile getirme

Düz yazı yada şiir biçiminde yazılmış iki farklı anlamı olan uzun hikayelere denir. Alegori, Yerine, bir görüntü, bir yaşantı veya bir davranışın daha iyi kavranmasını sağlamak için göz önünde canlandırıp dile getirme sanatıdır. Soyut bir düşünceyi heykel ya da resim ile göstermek, örneğin adalet düşüncesinin gözü bağlı ve elinde terazi bulunan bir kadınla (Themis) anlatılması gibi.

Alegori'nin çeşitli şekillerine her edebiyat türünde rastlanır. Bazen ahlâki ve manevi varlıkları kişileştirmede kullanılır: Kutadgu Bilig'de adalet, saadet, akıl ve kanaat gibi kavramlar şahıslarla sembolleştirilmiş.

Muş yöresine özgü bir halkoyunu...


Ayşoki-Aysoki,

Muş' ta düz dizi biçiminde yalnız erkekler tarafından oynanan bir halk oyunu. Muş’ ta düz dizi biçiminde yalnız erkekler tarafından oynanan bir halk oyunu. Çalgı olarak davul zurna kullanılır. Kılına oyun türündedir. Keçiki oyununa benzer. Oyuna sağ ayakla sağa yaylanılarak başlanır. Aynı anda ellerle yaylanış istikametinde yuvarlak daireler çizilir sağ ayak sol tarafa geçirilir iki adım atılır ve sekerek ayak değiştirilir. Aynı figür sol ayakla ters tarafa doğru yapılır. Oyun sol ayak öne vurularak bitirilir.  

Muş ve çevresindeki mahalli oyunlar geleneklerin yaşama tarzının bir parçasıdır. Bu oyunlarda Doğu Anadolu Bölgesinin özellileri görülür.   

Muş’un başlıca mahalli oyunları; 
Ağır Govent, Aşırme, (Anlam olarak ayırma' dan gelen)., Ayşoki,
Bar, Berite, Botani,
Çapakay,
Dendikbade,
Gerandi, Güvende,
Hakuşta, Hançer bıçak, Harkoşte,
Karşılama, Karzani, Kılıçcı (Malazgirt),  Keçiki, Koçeri-Köçeri, Kurt oyunu,
Mendo, (Koçeri oyununa benzer). 
Ördek,
Silvani,
Tamzara, Tello, Tek oyun,
Yalkuşta, (Yarkuşta-Alkuşta-Arkuşta)
Zeyno, Zeybek.

Et suyunun soğuduktan sonra gevşek ve esnek bir kıvam almış durumu...

Jöle, (Fr. gelée).
Et suyunun soğuduktan sonra gevşek ve esnek bir kıvam almış durumu.
Saçın düzgün bir biçimde uzun süre kalmasını sağlayan yağlı, parlak ve yapışkan madde.
Meyve suyunun şekerle kaynatılmasıyla istenilen yoğunlukta elde edilmiş şekerleme.

Kaleleri kuşatmak, top ve tüfekle dövmek için yapılan kule ve tabyalara verilen ad.

Kerkeç,
Kuşatılan kaleleri zorlamak için dışarda kurulan atış kuleleri ve tabyalar.

Aktif...

Etkin,
Aktif, (Fr. actif, İng. active ).
Canlı, hareketli, çalışkan, faal.
Hareketli, işleyen, çalışan, etkili, 
Dinamik.

Fazla şişman...

Etleç, (İng. obese).
Obez,
Mülahham,
Aşırı yağlı, aşırı şişman.  

Obezite ya da halk arasında bilinen adıyla şişmanlık, vücutta fazla miktarda yağ birikmesi sonucu ortaya çıkan ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Obezite, besinlerle alınan enerji miktarının, metabolizma ve fizik aktivite ile tüketilen enerji miktarını aştığı durumda ortaya çıkar.

Obezite, insan vücudunda kalp ve damar sistemi, solunum sistemi, hormonal sistem, sindirim sistemi gibi sistemleri etkileyen ve birçok önemli rahatsızlığa zemin hazırlayan bir hastalıktır.

Obezite için en yaygın kullanılan ölçüm, Beden Kitle İndeksi ya da İngilizce adıyla "Body Mass Index" (BMI) ve bel çevresi ölçümüdür. Vücut ağırlığının (kg), boyun karesine (m²) bölünmesi ile hesaplanır. Bu değer yaş ve cinsiyetten bağımsızdır. Bununla beraber, BMI kullanımı, çocuklarda, hamile kadınlarda ve çok adaleli kişilerde doğru sonuç vermez, bu nedenle kullanılmamalıdır.

BMI değeri
18.5 kg / m²'nin altında olanlar
Zayıf
18.5-24.9 kg / m² arasında olanlar
Normal kilolu
25-29.9 kg / m² arasında olanlar
Fazla kilolu
30-39.9 kg / m² arasında olanlar
Obez (şişman)
40 kg / m²'nin üzerinde olanlar
İleri derecede obez


Tokat yöresine özgü bir halkoyunu...

Tokat halk oyunları halay türünden oyunlardır. Oyunlar davul zurna veya oyunun özelliğine göre bağlama ve kavalla oynanır. Yöre oyunlarımız şekil olarak tek ve çift kişi ile oynanan oyunlar ki bunlara tek oyunlar denilmektedir. Bir de gurup halinde oynanan oyunlarımızda sadece kadınların oynadığı, sadece erkeklerin oynadığı ve kadın ve erkeklerin oynadığı karışık oyunlarımız mevcuttur. Ayrıca orta oyunları da yöremizde yaygın olarak oynanmaktadır.

Genellikle oyunlar üç bölümden oluşur. Ağırlama bölümü oyunun en yavaş bölümüdür. Peşinden yanlama bölümü başlar. Yelleme dediğimiz hızlı bölüme bir geçiştir. Genellikle ağırlama figürlerinin hızlı şeklidir. Yelleme bölümü çok hareketli ve figür bakımından genellikle ağırlama ve yanlamadan farklıdır.

Oyunlar erkekler grubu, kadınlar grubu ve ya karışık oynanır. Sazla veya kavalla oynanan türlerinde sözlü karşılıklı atışmalı olarak veya kızların tekrar ettiği sözlerin erkekler tarafından tekrar edilerek bir nevi çevirmeli söylenip oynanır. Her oyun figürleri ile birlikte çevre insanının özelliklerini yansıtır. Buna bir örnek vermek gerekirse Tokat’ ın ve ilçelerinin denizle hiçbir bağlantısı olmadığı halde omuz halayı dediğimiz oyun denizcilerin oynadığı heyyamola oyunundan esinlendiği bir gerçektir. Tokat oyunlarının üç özelliği bulunmaktadır. Halay özellikli, bar özellikli ve semahlardır.

Tokat Halk Oyunları;
Ağırlama, Alaçam, Ağacadudu-Ağca dudum, Allılar, Argüvan semahı, Ardıl halayı, Ardıç halayı, Artova sarıkızı, Artova karakızı, Aşırma, 
Burçak tarlası, 
Camuş Halayı , 
Çekirge, Çiçek halayı, Çökelik,  
Daldalan, Deve oyunu, Dik halay, 
Ellik, Emine can, 
Gönüller semahı, Geyik oyunu,Geyik oyunu, Garkın halayı,Güloğlan, 
Hanımkızlar, Hoş Bilezik, Hürülü, 
İbiski halayı, 
Kabak, Karabit, Karanfilim, Karadut,  Kartal, Karnım ağrıyor, Kazova yanlaması, Kırat, Kırklar semahı, Kızık halayı, Koçari-Koççari, Lalelim, 
Maşat halayı, Maviler, Mero, Madımak, Mektepli, 
Necip halayı,  Necip halayı , 
Omuz halayı, Özentek, 
Sarsı halayı, Semah-Samah, Sarıkaya, Sallangel, Sarıkız, Simsim, 
Tokat Zağması-Sarması , Turhal semahı, Turhal halayı, Tombul makina, Tucuk halayı,  Ters biço, Temir ağa, 
Üç ayak, 
Yayladanmı geliyon, Yaryandım, Yanlama, Yedi sene,

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ