Polinezya halklarının savaş tanrısı...

ORO,

Polinezya inancındaki güneş tanrısı Oro ise, aynı zamanda bereketi, fiziksel mükemmelliği simgeliyordu. Ancak, erkek çocuklarına Oro adını vermiyorlardı. Ancak , güneş tanrısı için ilginç bir ritüel yaşıyorlardı. Güneş ile özdeşleştirilen genç erkekler, yılın belli dönemlerinde ada ada dolaşıyor ve buralardaki çeşitli eğlencelere katılıp, kızları döllüyorlardı. 

Bu animist kült, günümüzde varlığını sürdürmüyor. Ama, birçok etnograf Polinezya halkının cinsel konuksever' liğinin temelinde bu kültün olduğunu düşünüyor. Üstelik öylesine güçlü bir ritüel ki, adalardaki nüfusun yüzde 90' ını Hıristiyanlaştıran misyoner papazlar bile bu geleneğe dokunmamışlar.  


Zarara uğrama tehlikesi...

Risk, (Fr. risque, İng. risk ).
Riziko,

İktisadi karar birimlerinin verecekleri kararlar sonucunda ortaya çıkacak getiriyi olumsuz etkileyebilecek olayların gerçekleşme olasılığı, diğer bir deyişle olayların gerçekleşme olasılığının bilindiği durum. 
Belirsizlik.

Zarara uğrama...

Mazarrat, (Arapça).
Zarar,  
Zarara uğrama, 
Zararlar,
Zarar verici,
Zarar verme, 
Engel,

Suda yaşayan çok ilkel yapılı omurgalı hayvan...

Taşemen, 
Petromyzontidae familyasını oluşturan dişli çenesiz balıkların ortak adı. Taşemengillerden, suda yaşayan, çok ilkel yapılı omurgalı hayvan (Petromyzon).


Taşemenleri içine alan yuvarlak ağızlılar, kimi sınıflandırmacılara göre balıkların bir altsınıfı, kimilerine göreyse omurgalıların en ilkellerini kapsayan ayrı bir sınıftır. 
Taşemen, uzun vücutlu, baş ve gövde bölümleri birbirinden belirgin olarak ayrılmayan, suda yaşayan bir hayvandır. Derisi pulsuz ve yapışkandır. Ağzı emmeye elverişli bir biçimde, yuvarlak ve çenesizdir. İskeleti kıkırdaktandır. Yüzgeçleri körelmiştir. Her iki yarı kürenin ılık denizlerinde yaşayan hayvanlarda dış asalak olarak bulunur. Kurtçukları 1-5 yılda olgunlaşır; erginlerinden farklı olarak organik artıklar ve planktonlarla beslenir, tatlı sularda yaşarlar.

Suda yaşayan tek hücreli bir canlı...


Amip,  (Fr. amibe, İng. amoeba, ameba, Alm. Amöbe, Lat. Amoeba ).

Amipler takımından, vücudunun biçim değiştirmesiyle oluşan geçici kollar veya ayaklar üzerinde sürünerek yer değiştiren, tatlı ve tuzlu sularda yaşayan bir hücreli canlı (Amoeba). Aseksüel olarak ikiye bölünmek suretiyle çoğalan, veziküler özellikte bir çekirdeğe sahip, yalancı ayaklarla hareket eden bir Protozoa cinsidir. Kök bacaklılar (Rhizopoda) sınıfının, amipler (Amoebozoa) takımından bir cins. A.proteus tatlı sularda serbest yaşayan küçük bir amip türüdür. 

Yaşadığı yerler: Su ve su birikintilerinde bağımsız, insan ve hayvanlarda parazit olarak yaşarlar. Özellikleri: Mikroskobiktir (gözle görülmez). Çeşitleri: Bağımsız veya asalak yaşayan çok çeşidi vardır. Tatlı su amibi (Amoeba proteus) ve Dizanteri amibi (Entamoeba histolytica) en çok tanınanlarıdır.

Dermansızlık, güçsüzlük...

Zafiyet,
Güçsüzlük, 
Dermansızlık, 
Dirençsizlik, 
İradesizlik,
Düşkünlük, 

Derman...

Derman,  (Farsça).

Mecal,
Takat,
Güç,
İlaç,
Çare,
Kuvvet,

İsviçre’ye özgü, ağaç kütüklerinden yapılan dağ evi...

Şale, (Fr. chalet). 
Uzun saçaklı çatısı olan alçak dağ konutu.

Yunan mitolojisinde barış tanrıçası...

Eirene, (İrene). 

Yunan mitolojisinde barış tanrıçasıdır.  

Heykellerinde elinde bebek tutan, genç ve güzel bir kadın olarak tasvir edilmiş, ölümlülere zenginlik ve refah vermekle yükümlü antik yunan tanrıçasıdır.  

Doğanın ve Zamanların Tanrıçaları olan Hora' lardan biridir ve Barış Sembolüdür. Homeros, Hora' ları "göğün kapıcıları" diye tanımlıyor. 

Eunomia (disiplin); Dike (adalet) diğer iki Hora' dır. Horalar Zeus ile Themis' in kızlarıdır.

Roma mitolojisinde ise adı eirene ve heykellerinde zeytin dallarıyla süslenmiştir.



 

1913-1993 yılları arasında yaşayan ve çağdaş Türk resim sanatının öncülerinden biri olan ressamımız...

Abidin Dino, (1913, İstanbul - 1993, Paris) 
Türk ressam, karikatürist, yazar, film yönetmeni.

23 Mart 1913 İstanbul doğumludur. 1. Dünya Savaşı sırasında ailesi Avrupa'da seyahatte olduğundan, bir süre için Cenevre' de bulunmuş, bu nedenle çocukluğu İsviçre ve Fransa' da geçmiştir.

Abidin Dino ailesiyle birlikte 1925' te İstanbul'a dönmüştür. Robert Kolej'de öğrenim görmeye başlamış olsa da, sanata olan ilgisi nedeniyle öğrenimini yarıda bırakıp, ağabeyi şair Arif Dino'nun desteğiyle resim, karikatür ve yazı alanında kendini geliştirmeye başladı.

İlk çizimleri Yarın gazetesinde, ilk yazıları Artist dergisinde 1930'lu yılların başında yayımlanmıştır. Bu yıllarda Nazım Hikmet'in şiir ve oyun kitaplarına kapak desenleri de çizmiş ve kendini çok genç yaşta "ressam" olarak kabul ettirmiştir. 1933 yılında "D Grubu" adlı sanat gurubunun kurucuları arasında yer aldı. Bu grubun amacı, memlekette sanatın gelişmesini ve yayılmasını sağlamak, düşünce yanı ağır basan resimler yaparak, batıdaki çağdaş akımlarla boy ölçüşecek yenilikler getirmekti.

Aynı yıl "Ankara Türkiye'nin kalbidir" isimli belgesel filmi çekmek için Türkiye'ye gelen Sovyetler Birliği'nin ünlü yönetmenlerinden Sergey Yutkeviç bir sergide resimlerini görüp beğendi. Yutkeviç'in filmini izleyen Atatürk, kendisinden bir Türk gencini yetiştirmesine olanak olup olmadığını sormuştu. Böylece Yutkeviç, Dino'dan dekoratör ve ressam olarak çalışmak üzere kendisiyle SSCB' ye gelmesini istedi. Dino, 1934 yılında sinema öğrenimi görmek üzere SSCB'ye gitti ve 3 yıl kaldı. 3 yıl boyunca Leningrad'da Eisenstein ve Yutkeviç' in yanında makyajdan dekora, rejiden senaryoya tüm yönleriyle sinema eğitimi aldı. Yutkeviç'in yönettiği Madenciler filminde çalıştı. 1937'de 2. Dünya Savaşı nedeniyle Sovyetler Birliği tüm yabancı öğrencileri geri gönderince Leningrad'dan ayrılmak zorunda kaldı. Dino, Sovyetler Birliği'nden sonra Londra ve Paris'e gitti. Paris'te ressam ve dekoratör olarak film çekim çalışmalarında bulundu. Gertrude Stein, Tristan Tzara, Eisenstein, Andre Malraux ve Pablo Picasso gibi dönemin önde gelen sanatçılarıyla dostluklar kurdu.

Abidin Dino 1939'da Türkiye'ye döndü, 1941' de arkadaşlarıyla Liman (Yeniler) Grubunu oluşturdu. Çeşitli dergilerde çizgi ve yazılarıyla halktan yana, gerçekçi bir sanat görüşünü savundu. Çizgi ve desenlerin ön plana çıktığı resimlerinde işçi ve köylü tiplerini özgün bir üslupla işledi. Başlangıçta Picasso'nun etkisinde kalan sanatçı, daha sonraları yapıtlarında özgün ve yerel bir senteze ulaştı.

Yeniler Gurubu'nun Liman çevresindeki balıkçıları konu alan ilk sergisini açtığı 1941 yılında Abidin Dino, siyasi nedenlerle önce Mecitözü-Çorum'a, sonra Adana'ya sürgüne gönderildi. Adana'da Türk Sözü gazetesini yönetti. "Kel" adlı bir oyun yazdı, ancak oyun hemen toplatıldı. Çukurova'nın pamuk işçilerini konu alan resimler yaptı ve heykel ile ilgilenmeye başladı. 1943 yılında dilci Güzin Dino ile evlendi. Sürgün sona erince İstanbul'a döndü. 1952'de yurt dışına çıkış yasağı kalkınca kesin olarak Paris'e yerleşti. Fransa, Cezayir, Amerika gibi değişik ülkelerde sergiler açtı. Fransa Plastik Sanatlar Birliği onur başkanlığı New York Dünya Sanat Sergisi danışmanlığı gibi görevlerde bulundu.

'İşkence', 'Atom Korkusu', 'Savaş ve Barış', 'Çıplaklar', 'Dört Kent', 'Dağ-Deniz' gibi birçok yapıtı çeşitli galeri, müze ve koleksiyonlarda yer aldı.

Nazım Hikmet'in kendisine "Bana mutluluğun resmini yapabilir misin?" demesi üzerine ona "Saman Sarısı" adlı şiirle karşılık verdi.

Zaman zaman Türkiye'de kişisel sergiler açan Abidin Dino, 7 Aralık 1993 günü Paris'te yaşamını yitirdi. Cenazesi İstanbul'a getirilerek Aşiyan'da toprağa verildi.




Kaynak; kimkimdir.gen.tr

Siyasal erkin birkaç kişilik bir kümenin elinde bulunduğu yönetim...

Oligarşi, (Fr. oligarchie).
Siyasal gücün birkaç kişilik bir grubun elinde toplandığı yönetim, aristokrasinin daralmış biçimi, takım erki.

Az ve belirli sayıda kişinin, bir ülkenin veya kuruluşun idaresini ellerinde bulundurup, hakimiyet kurmaları. Gerçek iktidarın birkaç kişinin, bir grubun, birkaç ailenin veya bir sınıfın elinde bulunduğu idare tarzıdır. 

Olumsuz anlam ifade etmekte olup, sosyal ve siyasi hakların sınırlandırıldığı, kamu gücünün belli bir azınlık lehine adaletsizce kullanıldığı idareler oligarşik idarelerdir. Yunancadaki 'az' ve 'yönetim' kelimelerinin birleşmesiyle oluşturulmuş bir kelimedir.


Genelde yönetimdeki grup, askeri, siyasi veya maddi olarak ülkenin önde gelen gruplarından birisidir. Bazı siyaset bilimcileri, yönetim şekli ne olursa olsun, her devletin yönetiminde mutlaka bir oligarşi olduğunu belirtirler. Oligarşi, küçük bir azınlığın yönetimde olduğu devlet biçimidir. Bu açıdan ele alındığında, oligarşi kavramı, devletin tüm kurumlarının küçük bir azınlığının kontrolünde olması demektir. Oligarşi bütün devletlerin ortak paydasıdır. Demokrasiye göre daha küçük bir grubu yönetime sürerken aslında bir bakıma demokrasiyi de kapsar. Demokrasi çok seslilik demektir. Düşünce çeşitliliğinin olmadığı ülkelerdeki demokrasilerdeki uygulanış oligarşiyle aynıdır aynı görüşteki (nüfusa göre küçük) bir grup devleti yönetir.

Günümüzde ve tarihte çeşitli oligarşik idarelere rastlanmaktadır. Nomenklaturanın Sovyetler Birliğindeki iktidarı, toprak sahipleri, tüccarlar ve özel gemi imalatçılarının bir araya gelerek oligarşik bir idâre kurdukları Kartaca Devleti, Isparta veAtina devletleri misal olarak gösterilmektedir. Osmanlı Devletinde adalet, devletin dayandığı temel prensiplerden birisi olduğu için, oligarşik bir idare tarzı teşekkül etmemiştir. 

Oligarşi Çeşitleri;
Oligarşik kolektivizm,
Meritokrasi,
Plütokrasi,
Aristokrasi,
Teknokrasi,
Jüristokrasi ,




Kaynak; wikipedia.org


Dağkırlangıcı...

Keçi sağan, Kara sağan,
Ebabil,
Ebrehe,
Uvvar,

Sağanlardan, kentler ve açık alanlarda yaşayan, kırlangıca göre kanatları daha uzun ve kavisli bir tür kuş, dağ kırlangıcı (Apus apus). Genellikle kırlangıçla karıştırılan bir kuş türüdür. Kırlangıçlara göre kanatları daha uzun ve kavislidir. Gece-gündüz havada kalır ve uçarken uyurlar.

Kuşlar (Aves) sınıfının, sağanlar (Apodiformes) takımının, sağangiller (Apodidae) familyasından, 17 cm kadar uzunlukta, tüyleri kahverengi kara olan, Palearktik bölgede ve Türkiye'nin hemen her tarafında yazın kuluçkaya yatan, şehir ve köylerin çevresinde, kayalık ve kovuklu ağaçlar bulunan yerlerde görülen, yuvalarını yarık ve çatlaklara yapan, böceklerle beslenen bir tür. Kara sağan.

Ebabil kuşlarına arapça'da "bölükler, sürü, sürüler" demektir.  Kuranda adı geçen bu kuşların Kabe' yi yıkmak üzere büyük bir orduyla gelen Yemen valisi Ebrehe' nin ordusuna saldıran kuşlar. Ebrehe ordusunun üzerine gönderildikleri ve askerlerin üzerine bomba misali balçıktan pişirilmiş taşlar bırakarak ordunun helak olduğu anlatılmaktadır.

Hayvanların su içtiği taştan ya da ağaçtan oyma kap...

Yalak,

Hayvanların su içtikleri taş veya ağaçtan oyma kap.

Akan suyun çevreye sıçramasını veya akıp gitmesini önlemek için çeşme, musluk vb. nin altına konulan delikli taş tekne.

Köpeklere yem ve su verilen taştan, ağaçtan oyularak yapılan kap.



Yeniçerilerin kayıtlı oldukları kütük defteri...

Esame,
Yeniçerilerin ana kütükte kayıtlı olan adları.

Evet Yeniçerilerin varlığı ya da yokluğu bu defterdedir. Varlık isimdi. Yokluk Ölüm. O da isimsizlik demektir. Bir kü­tüğe kaydolmakla başlardı yeniçerinin hayatı. Esame denilen bu  defter. Bir isim. Sonra bir ismin iptali, üzerinden bir çizgi geçiverilmesi. Defter­den bir ismin silinmesi. Yokluk böyleydi.

Bu yüzden, ölümü hak etmiş ve infazı ancak kendi subayına havale edilmiş bir yeniçeri, ölümünün gizlice dökülen bir kan su­retinde gelen sırrına teslim edilmeden önce, adı ocak defterinden silinirdi. Böyle başlardı yeniçerinin ölümü hikâyesi. Belli ki ölüm bir yeniçeriye adı kütükten silindikten sonra gelirdi. O ki bir yeni­çeri, ismi deftere kayıtlı olduğu sürece ölüm çağıracak kadar bü­yük bir suç işleyemezdi. Ve eğer ölüm çağıracak kadar büyük bir suç işlemişse, önce adı silinirdi defterden sonra ölüme verilirdi. Adının defterden silinmesi bir yeniçeri için zaten ölüm demekti. Ve adı olmayan bir yeniçeri hayatı da olmayan bir yeniçeri demekti.

Bir yeniçeri isminin defterden silinmesi ya kırmızı mürekkep­le oluverirdi ya da siyah mürekkeple. Bir hayat, bir defter üzerin­de öyle biterdi. Kırmızı mürekkeple geçilmişse bir ismin üzerin­den, ya bir ayrılık emeklilik olmuş olurdu kışladan ocaktan, ya da bekleyenini yatakta yakalayan munis bir ölümün şerhi düşmüş olurdu yeniçeriye yazılmış kaderin üzerine. Lâkin siyah mürekke­bin söylediği müthiş olurdu. Siyah, eğer ki iptal serüvenini yazan mürekkebin rengiyse, o haneden bir idam geçmiş demek olurdu.


Alp Dağları’nda, yüksekte bulunduğu için kışın gidilemeyen çayırlara verilen ad...

Alme,

Alpler, Orta Avrupa'da yer alan büyük dağ silsilesi. İsviçre, Kuzey İtalya ve Fransa'nın pek çok bölümünde görülür. Avusturya'nın hemen hemen hepsini kaplar ve Almanya'nın güneyinde önemli yer tutar. Coğrafi olarak 44°-48° kuzey enlemleri ve 5°-18° doğu boylamları arasında bulunur. Ekvator'dan ve Kuzey kutbundan hemen hemen aynı uzaklığa sahiptir. 207.000 km² bir alanı kaplar.  Alpler baştan başa İtalya'yı geçen Apeninleri, Slovenya ve Hırvatistan kıyısında uzanan Dinar Alplerini, Balkan ve Karpat Dağlarını içine alır. Bazı fasılalarla Anadolu'da Toroslarla devam ederek, İran'a geçer ve oradan Orta Asya'ya uzanır.  Alp Dağları kendi içinde üç kısma ayrılır: Batı, Orta ve Doğu Alpler. Batı Alp Sıradağlarında Maritime, Cotian, Dauphine, Graian ve Pennine Alpleri önemlilerindendir. Maritime Alpleri, Riviera kıyıları ve İtalya ovaları boyunca yükselir ve 3000 metrenin üzerinde zirvelere sahiptir. Pennine Sıradağları en dikkat çekicisi olup, 96 km civarında uzunluğa ve Alplerin en çok görmeye değer tepelerine sahiptir. Batı ucunda, Fransa ve İtalya'nın birleştiği yerde Mont Blanc Tepesi mevcuttur. Karlarla kaplı bu tepe deniz seviyesinden 4810 metre yükseklikte olup Kıta Avrupa'sının (Avrupa'nın Balkanlar'a kadar olan kısmı.) en yüksek tepesidir. Pennine Alplerinin diğer ucundaki Monte Rosa 4634 m yüksekliktedir. İsviçre ve İtalya sınırında bulunan Matterhorn ise bıçak gibi yükselerek 4478 metreye ulaşır.

Alp Dağları, 65 milyon yıl önce İspanya ve Fas'tan Endonezya'ya kadar yeryüzünü boy­dan boya geçen dağ dizilerinin biçimlendiği bir dağoluş döneminin ürünüdür. Bu dönemde Kuzey Afrika'daki Atlas Dağları, Avrupa'daki Apenninler ve Karpatlar, Asya'daki Kaf­kas, ve Himalaya dağları ortaya çıkmıştır. Yerkabuğunun kıvrılmasıyla oluştukları için bu dağlara "kıvrım dağlan" denir.

Alp Dağları'nda Mont Blanc, Jungfrau ve Matterhorn gibi, çoğu 4.000 metreyi aşan yüksek doruklar vardır. Alpler'in yüksekle­rinde rehberleriyle birlikte tırmanan dağcı gruplara rastlanabilir. Dorukları yazın bile karla kaplı kayalık tepelerde kaya kartalı, kuzgun, kartavuğu, dağ kargası gibi soğuğa dayanıklı kuş türleri yaşar. Doruklarda büyük fırtınalar kopar; zaman zaman da büyük bir uğultuyla çığ düşer. Yüksek vadilerde, kalın kar örtüsünün ağırlığıyla alt katmanlar buza dönüşür. Buz­lar, yavaş yavaş aşağıya doğru kayarak tehli keli yarıkları olan buzulları oluşturur. Alp Dağları'ndaki en büyük ve en güzel buzullar­dan biri Fransa'daki Mer de Glace'tır (buz denizi). Alpler'in İsviçre ve İtalya'daki uzantılarında Cenevre, Luzern, Lugano ve Zürich gölleri gibi birçoğu bu yolla oluşmuş güzel dağ gölleri vardır.

Sıcak bölge ormanlarında yetişen bir sarmaşık...

Liyan,
Bitkiler yayvan yapraklı ve yapraklarını dökmeyen ağaçlardır. Bitki çeşitliliği çok fazladır. Orman altı sarmaşık ve otsu bitkilerle(Liyan, Epifit) kaplıdır. Orman altı florası da çok zengindir. Yabani ormanlarda yetişen parazit sarmaşığına Liyan denir.

Sıcak parçanın aniden su içine daldırılmasıyla elde edilen çatlak cam türü...

Krakele,
(fr. craquelé).

Çatlaklı,
Çatlak cam.


Sıcak parçanın ansızın su içine daldırılmasıyla elde edilen çatlak cam türü.

XV.yüzyılda uygulanmış Venedik yöntemi.
Seram Sır, kaplama ya da emay üzerinde fırınlama sırasında birden soğutarak, ya da bu malzemelerin bileşimine özel bir madde katarak meydana getirilen süsleme niteliğindeki çatlaklı cam.  

Seram Krakeleyi porselen ve greler üzerinde ustalıkla çinli seramikçiler kullanmışlardır. Song hanedanı döneminden (960-1279) başlayarak, değişik boyutlarda çatlak ağlarını üst üste bindirerek ve çatlakları renkli pigmentlerle belirterek desenler oluşturmayı başardılar. Avrupada XIX. ve XX. yüzyıllarda Çinli seramikçiler tarafından başarıyla kullanılmıştır.

Paşabahçe, Atatürk' ün Türkiye'de cam sanayiini kurma ve geliştirme talimatlarıyla 1935 yılında Paşabahçe'de kurulan Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları Anonim Sosyetesinin bugünkü adıyla Şişecam Topluluğunun en bilinen markasıdır.

Federico Garcia Lorca’nın bir tiyatro oyunu...

Yerma,

Federico Garcia Lorca (5 Haziran 1898 – 19 Ağustos 1936).
İspanyol şair ve oyun yazarı, aynı zamanda ressam, piyanist ve bestecidir
1898 yılında, İspanya'nın Granada bölgesindeki Fuente Vaqueros kentinde doğan İspanyol şair Lorca, yüzyılının en büyük iki İspanyol şairinden biri olarak kabul edilir. Lorca' nın başarısında çocukluğunun büyük payı vardır. Granada'nın Fuentevaqueros kasabasında, varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Lorca' nın babası ateşli, canlı, neşeli bir adam; annesi ise sessiz ve ağırbaşlı bir kadındı. 1928'de yazdığı Romancero gitano (Çingene Baladı) ile ün kazanan Lorca, Salvador Dali ile birlikte İspanya'nın çağdaşlaşması için çalışan sanat adamlarından birisi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Şiirde, politikada ve ahlak anlayışında modernliğin savunucusu olan Lorca, eşcinsel tercihi nedeniyle Katolik Kilisesi ile arasının açılmasına neden olur. 1918' de, burjuva sınıfını, yeryüzünü şiirle doldurmuş olan İsa'yı katletmekle suçlayan Lorca, geçtiğimiz günlerde gelmiş geçmiş en başarılı edebiyat eseri seçilen Cervantes'in Don Quixote (Don Kişot)'u bir İsa figürü olarak ele alanlara katılır. Şair kavramını acılar çekmesi gereken bir kimse ile özdeşleştiren Lorca, İsa'nın hem katledilişini kınar, hem de kanının akması gerektiğini ifade eder.
"New York'ta Bir Şair" adlı eserinde Manhattan'ı, cesede doymayan bir mezbahaya benzeten Lorca, "hayvanların can çekişenler için öldürülüşünü" kaleme alarak kafasındaki batı anlayışına yönelik eleştirel yaklaşımlarını göz önüne serer. Lorca ve "Deli" lakaplı Salvador Dali, vücuduna saplanan oklar ile tasvir edilen Katolik Ermişi Aziz Sebastian'ı Aziz Yansızlık olarak yapıtlarında tasvir ederler. Dostlarınca apolitik bir sanatçı olarak nitelenen ve herhangi bir görüşe organik bağlarla bağlanmayan Lorca, yazdığı Yerma ve Bernarda Alba'nın Evi isimli oyunlarda ise Katolik Kilisesi, yükselen Nazizm ve milliyetçilik akımlarına karşı olan tutumunu yansıttı. Giyim kuşamında ve evinin dekorasyonunda ölüm ile özdeşleştirdiği beyaz rengi tercih eden şair, burjuva tarzı zevkler ve milliyetçilik ile çatışan çalışmalar yapmakta ve Franco'cuları masumiyeti katletmekle suçlamaktaydı.
Şiirlerinin yanısıra tiyatro için yazdığı ve sahnelediği oyunlarla da ünlenen Lorca, eserlerinde hastalık hastalığını ve ölümü üzerine senaryolarını Kanlı Düğün (Blood Wedding, 1935), Yerma (1937) ve şiirlerinde başarı ile yansıtmış, ölüm, yaşam, verimlilik, kısırlık gibi çelişkiler arasındaki inişli çıkışlı çizgiyi başarı ile yakalamıştır.

19 Ağustos 1936' da doğduğu yörede Franco' nun adamları tarafından öldürülen Lorca, uluslararası camiada - özellikle de bir dönem yaşadığı Arjantin'de oldukça büyük bir yas ve öldürülüşüne duyulan tepki ile - alanında idolleşmiş, saygın fakat marjinal bir edebiyat adamı olarak hatırlanmaktadır.

Eserlerinin dünya çapında tanınmasının sebebi Lorca'nın geleneksel İspanyol kültürü ile çağdaş yaşamın sorunlarını içtenlikle işlemiş olmasıdır. Şiirlerindeki yaşama coşkusunu, doğa sevgisini, hüzün dolu duyguları her insan tanır ve kendine yakın bulur.

Yeniçeri ocağına yeni girmiş delikanlı ...

Civelek,
Yeniçeri ocağına yeni girmiş ya da girmeye aday, yakışıklı delikanlılardan seçilen ve aşçıbaşının yanında yaver gibi çalışan gençlere verilen ad.

Osmanlılarda gayet genç ve tüysüz yeniçerilere "Civelek" denirdi. Civelekler tıpkı kadınlar gibi sokağa çıktıklarında yüzlerine bir peçe takarlardı. Yolda bir civeleğin peçesini kaldırıp yüzüne bakmak bir kadına ve bir kıza yapılmış bir hakaret olarak sayılırdı. Bunu yapan kişi ise derhal hapse atılırdı.

Yeniçeri komutanlarının giydiği tolga biçimindeki başlık ...

Koka,
Yeniçeri komutanları ve Eflak Beylerinin giydikleri tolga biçimindeki başlık.

Yeniçeri kışlası...

Oda,

Bir bina veya evde, etrafı duvarlarla çevrilmiş, oturmaya, yatmaya yarayan bir veya daha fazla çıkışı olan bölmelerden her biri. Serbest meslek adamlarını içinde toplayan resmi birlik (Ticaret Odası, Hekimler Odası vb.). Yeniçeri kışlalarına verilen ad.

Yeniçeri Ocağı kurulduğu zaman ilk odalar Edirne'de yapıldı. İstanbul fethedildikten sonra Yeniçeriler İstanbul'a nakledilince Şehzadebaşı Camii yeri ve karşısında, daha sonra da Aksaray tarafında yeni odalar inşa edilmişti. Her orta ve bölüğün birer odası vardı. Acemi ocaklarının da ayrı ayrı odaları bulunurdu. Tarihteki kayıtlara göre, Yeniçerilerin odalarının toplamı 199' dur. Bunların yüzü cemaat odası, altmış biri ağa bölükleri, otuz dördü sekban ve dördü de solak odasıydı. Odalara ait kapıların üzerinde orta veya bölüğün armaları bulunurdu. Odalar mutfak, kiler, çamaşırhane, koğuş ve orta sofaları ile birlikte bir bütündü. Yeniçeri odaları hasırla kaplı idi. Halı ve kilim bulunmazdı. Bu hasırları yapmak için her sene Manyas'tan saz getirtilirdi. Oranın halkı, zamanı gelince sazları toplar, aksatmadan İstanbul' a gönderirdi. Odaların zeminleri çini tuğla ile döşenirdi. Yeniçerilerin odalarına yabancıların girmemeleri için kapılar konmuştu. Yeni odalardaki kapılar, adet kapısı, ağa bölüğü kapısı, solaklar kapısı, meydan kapısı, çayır kapısı, et kapısı, karaköy kapısı olmak üzere yedi kapısı vardı. Nöbetçilerle korunan bu yedi kapının hepsi de Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) zamanında açıldı.

Osmanlı padişahları anane olarak birinci ağa bölüğü mensubuydular. Bu sebepten yeni odalarda bulunan bu bölüğün kışlasında padişahlara mahsus taht-ı hümayun odası vardı. Ekserisi ahşaptan yapılan Yeniçeri odaları zaman zaman çıkan yangınlarda yanmış ve tamir edilmiştir. Yeniçeri Ocağının kaldırılması sırasında (1826) odalardan bir kısmı yağlı paçavralar atılmak suretiyle yakılmış, kalanlar da birkaç gün sonra yıktırılmıştır.

Bir Pasifik ülkesi olan Tuvalu’nun başkenti...

Funafuti,

Büyük Okyanus' ta, dokuz adet mercan adasından oluşan Polinezya ülkesidir. Avustralya ve Hawaii' nin arasında bulunmaktadır. Komşu ülkeleri Kiribati, Samoa ve Fiji adaları olan Tuvalu, 26 kilometre karelik bir yüzölçümüne sahiptir. Tuvalu, dünyada Vatikan, Monako ve Nauru' dan sonra en küçük ülkedir. Vatikan' dan sonra ise en az nüfusa sahip ikinci bağımsız ve Birleşmiş Milletler' e üye olan en az nüfuslu ülkedir.
 
Tuvalu Adalarına 1325' te ilk yerleşenlerin Polinezyalılar olduğu tahmin edilmektedir. Adalar Avrupalılar tarafından ilk olarak 16. asırda keşfedilmiştir. İspanyol kaşif Alvaro de Mendana de Neira; 1568de Nuiyi, 1595te ise Niulakita adalarını gördü. Bölgeyi 1819' da ziyaret eden Arent de Peyster, adalara Ellice Adaları ismini verdi. 1865' te adalarda, Londra Misyoner Derneği, bir misyoner derneği kurarak ada halkına Hıristiyanlığı kabul ettirdi. Bir süre sonra Amerika Birleşik Devletleri bölgede hak iddia ettiyse de, İngilizler 1892' de Gilbert Adalarında himaye yönetimi kurdu. Adalar 1916’ da Gilbert Ellice Adaları Kolonisi ismini aldı. İkinci Dünyâ Savaşı sırasında Gilbert Adaları Japonlar, Ellice adaları da ABD tarafından işgal edildi.

Küresel ısınma nedeniyle deniz seviyesinin yükselmesi, başkenti deniz seviyesinden sadece 5 metre yüksekte olan Tuvalu için hayati bir tehdit oluşturmaktadır. Eğer küresel ısınma nedeniyele sıcaklık 1 derece daha artarsa, Tuvalu sulara gömülecektir. Tuvalu halkı şimdiden Avusturalya ve Yeni Zelanda'ya göç etmektedir.

Tuvalu’da yer alan mercan adalarından 6 tanesinin ( Nanumea, Nui, Vaitubu, Nukufetau, Funafuti, Nukalaelae) okyanusa açılan mercan gölleri bulunmaktadır. Nanumaya ve Niutao’ nun ise denize denize açılan mercan gölü bulunmamaktadır. Diğer taraftan, Niulakita’ nın ise mercan gölü bulunmamaktadır.

Ülke vatandaşlarına Tubalulu denilmektedir. %96’sını Polinezyalılar’ ın ve %4’ ünü ise Mikronezyalılar’ ın oluşturduğu Tuvalu’ da; Tuvalu Kilisesi 97%, Seventh-Day Adventist(Hz. İsa’nın geri gelişinin çok yakın olduğuna inananlar) 1.4%, Baha'i 1%, diğer 0.6% olmak üzere çeşitli dinden insanlar yaşamaktadır. Tuvaluca, İngilizce, Samoaca, Kiribati dili (Nui adasında) dilleri konuşulmaktadır. 

Eski ismi Ellice Adaları olan Tuvalu’ da parlamenter demokrasi hakimdir. Ülke başkenti; (8;30) Güney ve (179;12) Doğu coğrafi koordinatlarında yer alan Funafuti’dir. Kurutulmuş hindistan cevizi ve balık  ekonomik değeri olan ürünlerdir.

Birlikten yoksun ve anlaşamayan gemi mürettebatına verilen ad...

Alababula,
Birlikten yoksun ve anlaşamayan gemi mürettebatı için kullanılan denizcilik terimidir.
Birbiriyle anlaşamayan, birlik ve düzenlik görülmeyen gemi personeli 

Esasen sistemli davranış değiştirme yöntemi olarak tanımlanan eğitimdeki karmaşaya alababula denir. Eğitimde psikolojik danışman ve rehberi dinlemeyenlerin yaşadıkları sonuçları herhalde en güzel tanımlayan sözcük alababuladır. Ancak Denizcilikte bu terim ne yapacağını bilmeyen, dağınık gemi personeli demektir. 
Denizcilikte iyi bir ekip nerede ne yapacağını bilen ekiptir. İş yapamayan, beceriksiz, bozuk, huysuz mürettabat için en uygun kelimedir. Böyle bir mürettebat ile denizde problemler hiç bitmez.

Sakarya Meydan Savaşı’nda Başkumandanlık Karargâhı’nın kurulduğu, Polatlı yakınlarındaki köy...

Alagöz,

Sakarya'da, Atatürk'ün komutasında Türk Ordusu Yunanlıları yenerek, Türk Ulusunun büyük yaşama gücünü bütün dünyaya göstermiştir, Sakarya Savaşında, düşmanın Polatlı yakınlarına kadar ilerlemesi üzerine Batı Cephesi Komutanlığı, Ankara-Polatlı arasındaki Alagöz Köyü'nü cephe karargâhı olarak seçmişti. Bugün 45 hane 285 nüfuslu olan Alagöz Köyü o tarihlerde bir kaç binadan ibaret küçük bir çiftlik idi. Bu köyün halkından, Türkoğlu Ali Ağa'ya ait çiftlik evi karargâh olarak kullanılmıştı. Bu köyün halkından, Türkoğlu Ali Ağa'ya ait çiftlik evi karargâh olarak kullanılmıştır. 

Mustafa Kemal Paşa, Türk Kurtuluş Savaşı'nın dönüm noktası olan ve 22 gün, 22 gece süren Sakarya Meydan Savaşı (23 Ağustos 1921-13 Eylül 1921) bu evde şapkalı bir gaz lambası ışığında planlanmış ve yürütülmüştür. "Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanı ile ıslanmadıkça terk olunamaz." emrini bu savaşta verdi. Attan düştü. Kaburgaları kırıldı.Yılmadı. İşgalcileri geri püskürttü. T.B.M.M. kendisine Gazi ünvanı ve Mareşal rütbesini 19 Eylül 1921'de bu savaşın sonunda verdi.

Bedene egemen olma yoluyla ruhsal yaşama da egemen olunabileceğine inanan Hint çileciliği...

Fakirizim, (Fr. fakirisme).
Hint felsefesinde insan vücudu bütün kötülüklerin kaynağı sayıldığından, bedene eziyeti ruhun kurtuluşu ve mutluluğu için gerekli gören çilekeşlik.Bedene eziyeti ruhun kurtulması için gerekli gören Hint çileciliği,

Yoga, (Sanskrit, Pali) Sanskrit "yuj" kelimesinden türemiştir. "Kavuşma", "biraraya gelme", "birlik", "karşılaşma" ve "yöntem" olarak çevrilebilir. Yoga uygulayan veya yoga felsefesini takip eden kişiye yogi ya da yogini adı verilir.

Bedene egemen olma yoluyla Tanrıyı bilme ve Tanrıya  ulaşma. Hint’ li düşünür Pantacali tarafından MÖ I.yy.da sistemleştirilen Yoga tüm gizemciliklerde olduğu gibi , yaşamaktan vazgeçip tanrıyı seyretmeyi amaçlayan idealist bir öğretidir. Aynı zamanda, bedene ve dolayısıyla ruha egemen olma  yöntemini de dile getirir. Bütün gizemciliklerde olduğu gibi maddi varlıktan sıyrılan bir kendinden geçiştir.    

Bir çeşit Çilecilik olan Yoga, Hinduizmin altı büyük öğretisinden biridir. Brahmanizm ile Budizmi geniş ölçüde etkilemiştir. İlkeleri Yoga-Sutra adlı kitapta açıkanmıştır. Kalp Atışlarını durduracak, soluğunu dakikalarca tutabilecek kadar bedenine egemen olmak için 8 ilke saptanmıştır. İlkin ahlaki yönden kendini tutmayı öğrenen bu skiz ilke sonunda Yogi (Yogin: Yoga yapan)’ı tam bir mistik ruhsal durum içinde kendinden tümüyle vazgeçip tanrılık güçle birleşmeye ulaştırır. Bu, bir  çeşit Nirvana (kendinden geçip yokoluş) durumudur. Yogi, gizemciliğin düşünsel olarak gerçekleştirdiğini bedensel olarak da gerçekleştirir. Bireysel varlığı yok edip içinde bulunduğunu varsaydığı tüm varlığa ulaşır. Duyu, düşünce, soluk alma, kalp işleyişi gibi fizik ve psişik bütün yetiler’iyle ilgisini keserek fenomenolojik anlamda dünyalılardan sıyrılıp tümvarlık olarak gerçekleşir. Fizik ve psişik yetilerini kullanarak mutlu olamayanların bunlardan vazgeçme yoluyla mutlu olma dileklerini dile getiren Yoga, Hint Çileciliği’ nin ve Fakirizm' inin sistemleştirilmişidir.

Hinduizmde, mistik, çileci; yoga uygulayan avare münzeviler için Sadu deyimi genel olarak kullanılır. Sadular sadece, meditasyon yoluyla moksha'ya (özgürlüğe) erişmeye ve tanrıyı düşünmeye adanmıştır. Sadular sıklıkla vazgeçişi sembolize eden okre renk kıyafetleri tercih ederler. Kadın olanlarına sadvhi denir.

Eski konaklarda harem ile selamlık arasındaki daire...

Mabeyin, (Arapça).
Mabeyn, Mabin.

Kelime anlamı Arapçada iki şeyin arası olan Mabeyin ilk önce sarayın harem ve selamlık bölümleri arasındaki daireye verilen ad olarak kullanıldı .
Padişah saraylarında eski konaklarda harem ile selamlık arasındaki daire.
Evin giriş kısmı; odalar arasındaki boşluk; insanlar arasındaki ilişki.

Vudu dininde, bir büyücüye hizmet eden hortlak...

Zombi, (İng. Zombie).
Hortlak, Hayalet, Canlı cenaze. 

Zombi kelimesinin Afrika dilinde bir kökeni olsa da zombi fenomeninin hem Afrika’da hem de bokor adı verilen Voodoo büyücülerinin kara büyü yaptıkları Haiti’ de başladığına inanılır. Vudu dininde Afro Caribbean ve Creole ruhani inanç sistemlerinde ölümsüz bir insan olup Zombiler doğaüstü güçler ve şamanistik hekimliği vasıtasıyla, yaşayanlar arasında korku yaratmak amacı ile ölü insan bedenlerinin yeniden canlandırılmasıdır.  Bokorlar ya yaşayan birinin ruhunu alır ya da büyü kullanarak yeni ölmüş birini yeniden canlandırarak köle olarak kullanırlardı. Orta Çağ, İran eserlerinden meşhur Binbir Gece Masalları’ ndaki Gherib ve kardeşi Agib’in hikâyesi de zombi kurgusunun ilk oluşumlarından olup, zombilere orada gulyabani adı verilir. 

Zombi edebiyatı adına atılmış bir diğer önemli adımsa Mary Shelley’ nin Frankenstein’ ıdır. Tam olarak bir zombi romanı olmasa da bu kitap cesetlerin yeniden canlandırılması fikrinin mistik bir ritüelden çok bilimsel bir süreç olduğunu anlatır. Bu ve 19.yüzyılda yazılmış diğer kitaplar, W.B. Seabrook’ un yazdığı Sihirli Ada ve H.P. Lovecraft’ in yazdığı Soğuk Hava, Mezarda, Eşikteki Şey, Yabancı, Pickman’ in Modeli ve Herbert West-Canlandırıcı gibi daha sonraki eserlere esin kaynağı olmuştur. Zombiler, 1932’ de çekilen ve Bela Lugosi’ nin başrolünde oynadığı Beyaz Zombi başta olmak üzere sayısız filme de konu olmuştur.

Voodoo inancına göre ölü bir insan ya da mambo tarafından yeniden diriltilebilir. Zombilerin kendi bilinçleri ya da istekleri olmadığı için bokor ya da mambo’nun kontrolü altındadırlar. Zombi aynı zamanda voodoo yılan tanrısı Niger-Congo’nun adıdır. Kongo dilinde kullanılan ve tanrı anlamına gelen ‘’nzambi’'sözcüğüne benzemektedir.

Sinemanın başyapıtlarından sayılan “Potemkin Zırhlısı”, “Korkunç İvan” gibi filmleriyle tanınmış Rus yönetmen...

Sergey Ayzenştayn,
Sergei Mikhailovich Eizenshtein (d. 23 Ocak 1898 Riga - ö. 10 Şubat 1948 Moskova)  Sovyet sinema yönetmeni ve kuramcısı.

Rusya'da 1910' lu yıllarda hareketlere çok genç yaşta katılan Eisenstein, 1920' lerin başında avangard tiyatro ve sanat dünyasıyla temas kurdu ve Moskova'daki Proletkult Tiyatrosu`na girdi. Kısa sürede büyük gelişme göstermesiyle birlikte sanat yönetmenliği, yönetmenlik yapmaya başladı. Mekan ve kurgu konusunda kendisini kısıtlamamak için tiyatroyu bırakıp sinemaya yöneldi.    

İlk filmi Grev'de(1925) yeni bir temsil alanı, anlatı dünyası, kahraman tipi yarattı. Mekan gerçek bir metalurji fabrikasıdır. Kahraman kitleler, insan topluluklarıdır ve bireyler daha arka planda kalır. Anlatı biçimi ve çekim montajı hemen göze çarpar. Zaten Eisenstein`a göre iyi kurgulanmış bir montaj sadece sahneleri birbirine bağlamakla kalmaz, aynı zamanda izleyicinin hislerini istenilen yöne çekebilmek ve seyirci kitlesini heyecanlandırmak için de iyi bir yoldur.  İkinci filmi Potemkin Zırhlısı (sessiz film 1925), tüm zamanların en etkileyici filmlerinden biri olarak sinema tarihine altın harflerle kazındı. Film 1905 Bolşevik İhtilalini anlatması için devlet tarafından sipariş edilmiş olmasına rağmen, Eisenstein filmi yepyeni montaj teknikleri, estetik anlatımı ve etki yöntemleriyle basit bir propaganda filmi olmanın çok ötesinde bir klasik haline getirdi. 

 Korkunç İvan Sergey Eisenstein’ ın yönetmenliğini yaptığı Rus Çarı IV.İvan’ ın anlatıldığı iki bölümden oluşan filmdir. İlk bölümü 1944’ de ikinci bölümü politik nedenlerle 1958 yılında tamamlanabilir. Başlangıçta üç bölüm olarak planlanır ancak iki bölümü tamamlanabilir.

Yönettiği filmler;
Seeds of Freedom (1943),
Time In the Sun (1940),
Fergana Canal, The (1939),
Aleksandr Nevsky (1938),
Bezhin lug (1937),
Death Day (1934),
Eisenstein in Mexico (1933),
Thunder Over Mexico (1933),
Che viva Mexico! (1932),
Romance sentimentale (1930),
Staroye i novoye (1929),
Ekim (1927),
Potemkin Zırhlısı (1925),
Stachka/Grev (1924),
Dnevnik Glumova (1923).

Peygamberleri Hud’u dinlemedikleri için Tanrı tarafından yok edilen kavim...

Ad Kavmi,

İslam dininin kutsal kitabı Kuran' da geçen bir kavim. Araplar Sami ırkından gelen büyük bir millettir. Başlangıcı, eski zamanlara doğru uzayıp gider. Sami milletler, Hz.Nuh' un büyük oğlu Sam'a mensup olup, ilerlemiş milletlerin ayrıldığı büyük kollardan biridir. Sami dillerden bugün mevcut olan yalnız arap dilidir. Adı Ula, kuzeyden, güneye çeşitli kavimlerin göçlerinden de önce, Arap Yarımadası' nda yerleşik bulunan ve medeniyet açısından da en gelişmişi olan bir kavimdir. Diğeri Semud' dur.       
Ad Kavmi, Arab-ı Aribe'den sayılır ki, bunlar halis araptır. Yani yarımadanın en eski halk' larındandır. Arab-ı Aribe, Sam' ın 2 oğlu Lavez ve İremden türemiştir. Adı Ula, İrem' in 5 oğlundan biri olan Avs bin Ezm'den gelmektedir. Avs bin Ezm oğulları, Adı Ula diye yad olunur.     
Yemen ile Umman arasındaki Ahkaf, Hadramevt ve Şuhar taraflarını yurt edindiler. Hadramevt' te, bugün dağlarda oturanların konuştuğu Ukayli dilinin, Ad dilinden kalma olduğu zannediliyor. Hz Hud da burada nübüvvet vazifesi almıştır. Hatta, İbnü Rüşd Vadisi'nde Nebiyullah Hud adında bir köy vardır ki, Beni Nebiyullah Hud Kabilesi' nin bir meskenidir.     
Bir rivayete göre, Araplar' da en evvel melik olan Ad' dır. Ahkaf'' ta bir hükümet kurdu. Vefatında, Şedid, Şeddad, İrem adlı oğulları sırasıyla hükümdar oldular. Şeddad, ilahlık davasına kalkışarak, hatta cenneti taklit ederek, İrem bağı adında müzeyyen bir yer yaptırmıştı.  Rabbinin, Ad (Kavmi'ne) ve yüksek sütunlar sahibi İrem'e, ne yaptığını görmedin mi? Ki, şehirler içinde, onun bir benzeri yaratılmış değildi . Ad mimarlıkta çok ileri gitmişti. Hala bugün, Ad Kavmi' nin kalıntıları olmak üzere Yemen ve Hadramevt taraflarında, bir takım eserler, şehir, köşk, su bendi gibi büyük bina harabeleri gösterilmektedir.

ABD profesyonel basketbol liginin simgesi...

The National Basketball Association, NBA,

NBA hiç şüphesiz dünyanın en fazla ilgi çeken basketbol ligi. NBA’de yıldız olmuş oyuncular aynı zamanda Dünya Basketbolu’nun da yıldızı kabul ediliyor ve transferleri sırasında yüz milyon dolarlar telaffuz ediliyor. Belki de dünyadakü tüm basketbol oyuncularının hayalini süsleyen, basketbolun Amerikan Rüyası diyebileceğimiz ligde kırılan rekorlar da hayranlık yaratıcı. İşte NBA tarihine yazılan bazı rekorlar ve sahipleri.

Kobe Bryant 7 Ocak 2003’ te oynanan L.A Lakers-Seattle maçında tam 12 üçlük atarak bu rekorun sahibi olmuştur. Serbest atışlarda ise en fazla sayı elde eden oyuncu 9.145 sayı ile Karl Malone’dir. Robert Parish oynadığı 1.611 maçla NBA tarihinde bu güne kadar en fazla maç oynayan oyuncu oldu. NBA’in tartışılmaz efsanelerinden Kareem Abdul Jabbar ise kariyeri boyunca ürettiği 38.387 sayı ile henüz hiçbir oyuncu tarafından geçilememiştir. 2 Mart 1962’de oynanan Philedelphia – New York maçında 100 sayı üreten Wilt Chamberlain ise bir maçta atılan en fazla sayının sahibi olmuştur.

26 Aralık 1976 tarihinde San Antonio – Kansas City maçında tam 11 kez top çalan Larry Kenon bu rekoruyla hayranlarının da kalbini çalmış. Ve herhalde hiçbir şutörün karşısında görmek istemeyeceği bir isim; Hakeem Olajuwon. Neden derseniz, kendisi 3.830 blok ile en fazla şu bloklayan oyuncudur. Üç sayı çizgisinin dışından avlanan bir avcı olan Reggie Miller attığı 2.217 üçlük ile tüm zaman en fazla üçlük atan oyuncusudur. Son olarak da Dünya’ ya basketbolu sevdiren adam, Michael Jordan. Tüm kariyerinde  30,12 sayı ortalaması ile oynayan basketbolun ilahı kırılması zor bir rekora imza atmıştır.

Çam ağacının çiğnenip emilen iç kabuğu...



Yalamuk,
Soymuk,
Çam ağacının reçineli kabuğu, soymuk. 
Çam ağacının reçineli kabuğundan çıkan öz suyu.
Çam ağacının soyulup çıkarılan tabakası.

Çam Ağacı Gövdesi içten dışa doğru;      
Özodun (Duramen)  
Ksilem öz su  
Diriodun (Alburnum) en son ağaç yaşını bilirten halkalar  
İnce Zar (Kambiyum)  
Floem öz su  
Dış Sert Kabuk     



İç yumuşak kabuk arasında yürüyen (Ksilem / Navrık); Öz suyunun bir tasa akmasını sağlarlar. Öz suyunu (Ksilem / Navrık) süt gibi içip, soydukları ince yumuşak kabukarı da çiğnerler. Çok lezzetli ve tatlıdır. İlkbahar’ da Öz suyunu (Navrık Suyu) on gün kadar yiyip içen doktora muhtaç olmaz. Bir miktar ishal ve halsizlik yapar. Yenilip içildği zaman vücut tarafından kolay hazmedilir. Bu yanlız köknar ve çamlık olan bölgelere mahsustur. Buna Soymuk derler. 

Çam ağacından yapılmış su testisi...

Senek, (Halk dilinde).
Çam ağacından yapılmış su testisi.
Çam ağacından oyularak yapılan su kabı, tahta testi ,
Toprak su testisi, küp. 
Bakır güğüm.
Çamdan oyularak yapılan iki kulplu su kabı.

Eski hat sanatına yeni bir anlayış ve yorum getirmiş, aralarında Anıtkabir’in yazılarının da bulunduğu birçok yazıt yazmış ünlü hattatımız...

Prof. Emin BARIN, (1913-1987).
Türk hattat ve cilt sanatçısı. 

Hattat ve cilt sanatçısı Hafız Mehmed Tevfik Efendinin oğludur.  2 Haziran 1913 tarihinde Bolu’ da doğdu. Yedi yaşındayken babasından hat öğrenmeye başladı. İlk ve ortaöğrenimini tamamladıktan sonra İstanbul’a gitti. 1932’de İstanbul Muallim Mektebini, 1936’ da Ankara Gazi Terbiye Enstitüsü Resim-İş bölümünü bitirdi. Kamil Akdik ve Necmeddin Okyay’dan hat dersleri aldı. Hat ve cilt sahasında ihtisas yapmak için Almanya’ya gönderildi. Oradayken hazırladığı Olimpiyat Kitabı ile Hamburg Kitap Sergisinde birincilik ödülü kazandı. 1939’da Leipzig’deki Kitapçılık ve Sanat Akademisine girerek kitap ciltçiliği dersleri aldı. 1943 senesinde Türkiye’ye dönerek İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisinde Hat ve Cilt Sergisi açtı. 

Daha SonraDekoratif Sanatlar bölümünde öğretim üyesi olarak vazife aldı. 1958 senesinde Fatih Divanı kitap cildiyle Milletlerarası Brüksel Sergisinde birincilik ödülü kazandı. 1969’ da gittiği Lizbon’ da su baskınında zarar gören bazı Türk-İslam eserlerinin restorasyonunda çalıştı. 1977’de Dublin Sanat Akademisinde, 1983’te Paris’te UNESCO Genel Merkezinde, 1985’teMünster’de hat sergisi, 1986’da İslam Kültür Merkezinde ikinci defa cilt sergisi açtı. 1983’te emekliye ayrılan Emin Barın 1984’te Ya Rahim adlı eseriyle Türkiye İş Bankası Süsleme Büyük Ödülünü kazandı.  

Özellikle kufi ve celi divani yazılarında yeni yorumlarla güzel eserler verdi. Serbest anlayışa dayanarak yaptığı çalışmalarla da dikkati çekti. İslamabad Kültür Merkezinin yazıları, Anıtkabir’ deki yazıları, Yunus Emre’nin mezar yazıları onun önemli eserlerindendir. 1987 yılında ölen Emin Barın’ ın 200’ü aşkın eseri vardır.   

Kaynak: Rehber Ansiklopedisi

Bir çeşit eğri testere...

Muşer,
Testere,
(Osmanlıca).

Ağaç, demir vb. şeyleri kesmeye yarayan, genellikle üçgen biçiminde dişleri olan, dar ve uzunca çelik araç.

"Yılkı Atı”, “Çelo”, “Can Şenliği” gibi romanlarıyla tanınmış yazarımız...

Nail Abbas Sayar, (1923, Yozgat – 1999, İzmir)
Türk köy edebiyatında önemli yeri olan Türk romancısı ve şairdir.

21 Mart 1923 tarihinde Yozgat'ta doğdu. Liseyi, 1941 yılında Yozgat'ta bitirdi. Kısa süreli memurluktan sonra yedeksubay oldu. 1945'te İstanbul'da evlendi. Dört sömestr, Türkoloji öğrenimi yaptı.

1947' de İstanbul' da, onbeş günde bir çıkardığı gazeteyi, matbaa kurarak Yozgat' ta yayınlamaya devam etti. Yozgat’ta bir dönem de çiftçilik yaptı. Politikaya girdi, 1957'de politikadan uzaklaştı. Şiir yazmayı sürdürürken, roman yazmaya başladı. 1970 yılında Yılkı Atı romanıyla, ismini edebiyat dünyasına duyurdu. Yılkı Atı, TRT Roman Başarı Ödülünü (1971) kazandı. Bu romanın ardından gelen Çelo (1972) romanı, 1973 Türk Dil Kurumu Roman Ödülü’ nü, Can Şenliği (1974) romanı ise 1975 Madaralı Roman Ödülü’ nü getirdi Sayar’a. Can Şenliği, TRT tarafından filme çekilmiştir.

Abbas Sayar’ ın romanları ve hikayeleri, Orta Anadolu insanının hayatını anlatır. Abbas Sayar’ın hayatı, romanlarındaki hayatlara benzer, ya da o, romanlarını kendi hayatından aldığı ilhamla yazmıştır.

Abbas Sayar, 1989'da ikinci kez evlendi, Ayvalık' a yerleşti. Resim, şiir ve roman çalışmalarını, Ayvalık'ta sürdürdü. Ankara, Antalya, İzmir ve Ayvalık'a resim sergileri açtı. Ömrünün son yıllarını, Ayvalık’ta resim yaparak, roman ve şiir yazarak geçirdi. Ötüken Neşriyat’ın yeniden yayınladığı romanlar Yılkı Atı, Çelo, Can Şenliği, Yorganımı Sıkı Sar (öykü), Anılarda Yumak Yumak ve son kitaplarından biri olan Noktalar’ın kapağında yazarın kendi yaptığı resimler kullanılmıştır. Ardında, derlenmeyi bekleyen pek çok şiir ve yazı bırakarak, 12 Ağustos 1999 tarihinde öldü. Mezarı, Yozgat' tadır.

Eserleri;
Yılkı Atı, Çelo, Can Şenliği, Dik Bayır, Yorganımı Sıkı Sar (hikaye), Tarlabaşı Salkım Saçak, Anılarda Yumak Yumak, El eli yur, el de yüzü, Boşluğa Takılan Ses (şiir), Noktalar (aforizmalar).

Nazlı ve güzel yürüyüş...

Çaliş,

Güney Amerika’da yaşayan ve dünyanın en güçlü kuşu kabul edilen dev kartal...

Karpi,

Pamuk ipliğinden dokunan ince, seyrek ve tülbent türü bez...

Cuna,
Başörtüsü.
Reytesan Kumaşlardan yapılır.

Hititlerde halkın giydiği elbiseye verilen ad...

Hapuşanza,

Bir tür gözleme ya da pide...

Kartalaç,
Ankara yöresine özgü bir gözleme veya pide türüdür.
Mayasız hamurdan yapılan peynirli ya da peynirsiz pide, yufka, gözleme.
Yağda kızarmış ince hamur.
Yağsız börek.
Mısır unundan yapılan saç ekmeği.
Saç üzerinde yapılan yufka gibi yiyecek

Başkent’in ünü il sınırları dışına taşan Ankara Tavası’nın dışında alabörtme, calla, bici, ilişkik, sızgıç, siyel, pıtpıt pilavı, tohma, altüst böreği, entekke böreği, hamman, papaç, yalkı, carcıran, köremez, tamtak tiridi, öllüğün körü, bırtlak, bezdirme, gizleme, kartalaç ve saçkıran gibi ilginç yöresel yemekleri de bulunuyor.

Osmanlı süvarilerince kullanılan orta boyda mızrak....

Kostaniçe,

Medyumun haberleşmesini sağlayan vuruş...

Raps,
Poltergeist olaylarda veya fizik medyumlarda ortaya çıkan nedeni açıklanamayan vuruş veya darbe sesleri.

Mekan...

Yer,
Mahal,
Yer, bulunulan yer. 
Ev, yurt. 
Uzay.

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ