Madeni bir paranın yüzündeki bütün kabartma ve resimlerden daha yüksek bir çıkıntı oluşturan çevre pervazı...

Arsata,
Arsata, madeni paranın kabartmalı çevre pervazıdır, kenarla karıştırılmamalıdır.
 
Özellikle kağıt para devrinden önce, alışverişte kullanılan paralar altın ve gümüş içeriyorlardı. Her devirde olduğu gibi, o devirde de bulunan bazı düzenbazlar, bu paraları kenarlarından kazıyarak, çok az miktarda da olsa, bu değerli madenleri biriktiriyor, parayı da tekrar kullanabiliyorlardı. O devirlerde tüccarlar, parayı tartıyorlar ve ağırlığı eksikse kabul etmiyorlardı. Tabii, para da elinizde kalıyordu. Antik para kataloglarında dikkat ederseniz, paraların büyük bir kısmının tam yuvarlak olmadığını görürsünüz.

Bu sorunu çözmek ve halkı eksik paraya karşı korumak için bozuk paraların kenarları tırtıllı yapılmaya başlandı. Bu tırtıllar sayesinde paranın kenarının kazındığı hemen belli oluyordu ve kenarı kazınmış parayı kimse almıyordu. Bu adet günümüze kadar devam etti. Artık içinde değerli bir maden bulunmamasına rağmen, bozuk paralarımızın kenarlarında ya tırtıl ya da bir yazı vardır. 



Madeni paralar için diğer tanımlar;
Tura, Madeni paranın arka yüzü, genellikle resim ve tarihin arka tarafıdır.
Rölyef, Madeni paranın kabartmalı olan kısmı.
Yazı, Madeni paranın ana tasarım ya da parayı çıkaran makamın armasının (örn. hanedan armaları) bulunduğu ön yüzüdür.
Kenar, Paranın ön ve arka yüzüne dik olan derinlik/yüzey, paranın üçüncü yüzü olarak değerlendirilir, arsata (madeni paranın çevre pervazı) ile karıştırılmamalıdır. Kenarlar düz, kabartma yazılı ya da tırtıklı (yinelenen arma) olabilir.
Kalıp, Madeni para basımında kullanılan kabartmalı metal stampa
Nümismatik, Madeni para, kağıt para, jeton, madalya ve benzeri objelerin incelenmesi, koleksiyonu ile uğraşan bilimdir.

Kenya' da yaşayan bir halk...

Kikuyular,
Nandiler,
Luhyalar,
Luolar,
Kalenjinler, 
Kambalar,
Kisiiler,
Samburular,

M.S. 10. yüzyılda bu gün Kenya nüfusunun dörtte üçünü oluşturan Nilotic ve Bantu halkları Kenya' ya göç etmiştir. 


Bu yıllarda Swahili dili meydana gelmiştir. Swahili bir çok Arapça kelime içeren bir Bantu lisanıdır.

Kenya, Hint Okyanusu' na kıyısı olan bir doğu Afrika ülkesidir. Komşuları Tanzanya, Uganda, Sudan, Etiyopya ve Somali'dir. Başkenti Nairobi' dir. Doğu Afrika, Hint Okyanusu kıyısında, Somali ve Tanzanya arasında yer almaktadır. Kenya' nın yüzölçümü, 582,650 km² dir. Kıyıda tropikal, iç kesimde çöl iklimi hakimdir. Altın, kireçtaşı, soda, tuz, hidro güç, vahşi doğa doğal güzellikleridir. Kuraklık ve su baskınları ülkenin doğal afetleridir.


Kenya'nın en büyük etnik grubu Kikuyu' lar nüfusun %25' ini oluşturur, Başkent Nairobi çevresinde yoğun olarak yaşarlar ve geleneksel olarak politik iktidarı elinde tutan grup olmuştur.

Luhya' lar ülkenin ikinci büyük etnik grubunu oluşturur. Batı Kenya' da Uganda sınırının güney kesimlerinde yaşarlar. Batı Kenya' da Victoria Gölü çevresinde yerleşmiş Luolar Kenya'nın üçüncü büyük etnik grubunu oluşturan halktır ve Uganda ve Tanzanya' da yaşayan halklarla akrabadırlar. Son dönemlerde yaşanan bölgesel savaşlar Luo'ların Kikuyu yönetimiyle tarihi hesaplaşmasından ibarettir.

Kenya' nın dördüncü büyük etnik grubu Kalenjinler , beşinci ise Kamba' lardır. Kambalar geleneksel olarak askeriyede söz sahibi roller üstlenmişlerdir. Altıncı en büyük etnik grup olan Kisiiler nüfusun %6'sını oluşturur ve politik olarak Luolar gibi Kikuyu karşıtı bir duruş sergilerler.

Samburular,
Samburu halkı, Kenya’nın kuzeyinde yaşayan yarı göçebe bir kabiledir. Yaşamları inek, koyun, keçi ve deveden oluşan sürülerine bağlıdır. Sürülerin bakımını kabilenin erkekleri üstlenir. Kadınların görevi ise kulübe inşa etmek, inek sağmak, su, yiyecek ve ateş için odun bulmaktır. Kabile içinde Samburu çocuklarının da önemli görevleri vardır. Erkekler küçük yaşlarda sığır ve koyunları otlatmayı, avlanmayı ve sürüleri korumayı, kızlar ise yemek yapmayı, su ve odun bulmayı öğrenir. Samburu kabilesinde cinsiyet ve yaşa bağlı sosyal sınıflar vardır. Kızlar ve erkekler yetişkinliğe kabul edilme sürecinden geçer. Bu geçiş döneminde yapılan tören ve kutlamalar çok önemlidir. 

Eski Mısır dininde bir güneş tanrısı...

Aton,
Aten,
Zentuk,  

Amenhotep (Akhenaton, Akhenaten, Amenofis) tarafından ortaya çıkarılan dini inanışın tek ve yarı-soyut tanrısıdır. Tıpkı günümüzde büyük kitlelere ulaşmış olan kutsal kitaplı dinlerde olduğu gibi tek yaratıcı olarak kabûl edilmiştir. Firavunlar arasında en az bilgiye sahip olunan gizemli Akhenaton, çeşitli Mısır tapınaklarını kapatarak, belirsiz ve sûretsiz Tanrı Aton için tapınaklar yapmıştır. Eski Mısır dininde  ışınlar yayan güneş kursu olarak betimlenen güneş tanrısıdır.

Antik Mısır Tanrısı Aton (Aten, Zentuk) ve Aton Dini,

Aton, her işinin ucunda bir el olan bir Güneş olarak çizilirdi. Diğer tanrıların aksine, tek tanrı Aton'un insânî tasviri yoktur. Bu da semâvî dinler ile paralellik gösterir. Ama uzun soluklu bir inanış olmamıştır. Amon Rahipleri, ülkenin içinde bulunduğu bir ekonomik krizden de faydalanarak Akhenaton'un gücünü elinden almak istediler. Düzenlenen bir komplo ile Akhenaton, zehirlenerek öldürüldü. Ondan sonra gelen firavunlar da hep rahiplerin etkisi altında kaldılar.

Tarihte ilk soyut tek tanrı inanışını yerleştirmeye çalışan Akhenaton'un ölümünden ( M.Ö. 1352 ) sonra, Amon rahipleri yeniden etkinlik sağlayarak, bu inanışı yok ettiler ve Mısır'ı eski inanışına döndürdüler.  Akhenaton "sapkın firavun" olarak ilan edilmiş ve bu inanış Tutankhamon tarafından ortadan kaldırılmıştır. Eski tanrılara geri dönülmüştür.Ayrıca Akhenaton ve Aten hakkındaki tüm belgeleri yakılmış, Aten tapınakları yıkılmış ve Amarna şehri talan edilmiştir.

Güneş Tanrı Aton'a tek tanrı olarak tapılmasını devlet dini yapmaya uğraşan, bu uğurda başkenti ve kendi adını bile değiştiren (Amenhotep adı Güneş Tanrı'nın hizmetkârı anlamına gelen Akhenaton'a dönüşmüştür) bu firavun, sanatçıları gerçekçiliğe yöneltti. İnsanları oldukları gibi, yürürken, oynarken, konuşurken yani kısaca doğal halleriyle göstermelerini istedi. Bu dönemde geleneksel fantastik Mısır sanatı, daha gerçekçi ürünler vermeye başladı. Edebiyatta hiciv ve mizâh gelişti. Hatta şiirlerde açık-saçıklık dönemi başladı. Adını bilmediğimiz Mısırlı kadın şairler, son derece kışkırtıcı şiirler yazdı.

Çeşme zıvanası...

Masura, 
Çeşme zıvanası. 
Rumca, Koni veya silindir biçiminde olup üzerine şerit, iplik vb. sarılan, karton, tahta, plastik vb.nden yapılan araç.
Bir akarsu ölçü birimi.

Yapılmış, gerçekleşmiş iş...

Edim,

Kuru tütün yaprağını andıran kızılımsı kahverengi...

Taba,  (Fransızca tabac).

Tarçın rengi. 
Kuru tütün yaprağını andıran kızılımsı kahverengi,
Tütün rengi.

Kuru tütün destesi...

Tonga,
İpe dizilmiş tütün demetleri.

İstifte on beş yirmi gün bekleyen tütünler daha sonra yaklaşık ip boyları bir metre kesilerek tonga sandığı denilen  özel bir sandık yardımıyla tonga (balye) yapılır. Tonga yapılışı Çul denilen kendir kilimden 25 ila 30 santim genişliğinde 3 metre boylarında ki bezin ucuna önceden kesilerek hazırlanmış, Tura yapılmış kendir ip takılarak sandığın altından sağ yöne doğru serilir ve fazlası da üsten dışarıya bırakılır. Sonra sandık boyutuna göre kesilen tütün dizili ipler yaprakların kuyrukları içeri gelecek şekilde duvarcı ustasının duvar bağlantısı yaptığı gibi bağlantılı bir şekilde üst üste üç sıra halinde istiflenir. 

Kapağı kapatılan sandık insan ağırlığı ile iyice sıkıştırılır. Daha sonra kapaklar açılarak çulun dışarıda kalan kısmı da üstüne serilerek balye ayna tarafındaki ipler bağlandıktan sora ön ve arka yüzlerinden aynı ip ile dağılmayacak şekilde dikilir.

Bozuk tütün.


Müzikte üç ya da daha çok sesin bir arada tınlaması...

Akor, (Fr. accord, İng. chord ).
Üç veya daha çok sesin bir arada tınlaması.

İsrail parlamentosuna verilen ad...

Knesset, 
İsrail devletinin yasama organıdır. Knesset kelimesi İbranice meclis anlamına gelir. Ayrıca İbranice sinagog / tapınak anlamına gelen Beit Knesset ayrı bir anlamdadır.

Kanun koyma, Başbakan ve Cumhurbaşkanı tarafından Başbakan atanır.  Hükümetin icraatlarını kontrol etme, Cumhurbaşkanını görevden alma, meclisi dağıtma ve erken seçime gitme yetkileri vardır. Erken seçim olmadığı sürece, 18 yaşını doldurmuş kişilerin oylarıyla dört senede bir seçilirler. 

Hükümetin kurulabilmesi icin meslis üyelerinin çoğunluğu kurulacak hükümeti onaylaması gerekir.  Knesset'in kanunen parlamenter egemenliği bulunur, basit çoğunlukla (bazen İsrail' in Temel Yasaları' yla celişse bile) yasalar çıkarma hakkına sahiptir. 

İngiliz Mandası altında kurulmuş Temsilciler Kurulu' nun devamı olarak 20 Ocak seçimlerinden sonra 14 Şubat 1949' da kuruldu. 1948 Arap-İsrail Savaşı'ndan önce Sheikh Badr olarak bilinen ve şimdiki adıyla Givat Ram denen bölgenin tepesinde yer alır. Bina James Armand de Rothschild tarafından İsrail devletine hediye edildi. Binanın inşası tamamlanmadan önce Knesset Kudüs' teki Yahudi Ajansi (Jewish Agency), Tel Aviv' deki Kessem Sineması ve Kudüs' teki Froumine binasında toplandı.

Çapraz düğmeli, ipek ya da sırma işlemeli bir tür kısa yelek...

Camadan, (Farsça camedan).

Çapraz düğmeli, ipek veya sırma işlemeli bir tür kısa yelek.

Osmanlı zamanında giyilen çapraz iki sıra düğmeli ve harçlı bir tür kısa kolsuz yelek. Kadife veya çuhadan yapılırdı. Kolları dikişsiz olanlara cepken denirdi. Kol ve yakaları işlemelidir. Potur üstüne giyilirdi. 

Mintanın üzerine cepken giyilir. Bu cepkenler çapraz düğmelidirler. Yazın ise yelek türünde delme dediğimiz giysi kullanılır. Delme de cepken gibi çapraz düğmelidir.Camadan dediğimiz arkadan kartal kanadı gibi görünen üstlük de en üste giyilir.Cepken ve camadanlar genellikle koyu renk çuha üzerine, siyah ipek kaytan işlemeli olurlar. Sırma işlemeli olanlarını ise, kızanlar kullanırlar. Ayağa giyilen Çakşırmenevrek de cepken ve camadan gibi koyu renk çuhadandır.
 
Farsça Came, Evde giyilen bol elbise. Elbise, çamaşır. Sevb, libas demektir.

Yunan mitolojisinde tutku tanrıçası...

Ate,

İskambillerle oynanan bir oyun...

Amerikano,
Kağıt oyunu, (Küt).

52' lik deste ile oynanan kağıt oyunudur. 
Min 3, Max 5 kişi ile oynanır. Her oyuncuya 13 kağıt dağıtılır. Çiplerle oynanır. ( 1 -5 -10- 20- 50)

Bir üçlü küt + bir üçlü seri
Bir dörtlü küt + bir üçlü seri
Bir dörtlü seri + bir üçlü küt
İki üçlü küt
İki üçlü seri
Bir dörtlü küt
Bir dörtlü seri
Bir dörtlü küt + bir dörtlü seri
İki dörtlü küt
Üç üçlü seri
Üç üçlü küt
Altılama = Altılı seri
Cazip = İki üçlü seri + iki üçlü küt
Çift = Dört çift ile açılır
Arabitiş = Elden bitiş

Oyun Kuralları
Sırası gelen oyuncu 52' lik desteyi keser. Kestiğinde joker var ise alır. Dağıtan oyuncu o joker çekmiş kişiye 12 tane diğer oyunculara 13 tane dağıtılır. Kesen kişi üstte yazan görevlerden birini seçer ve oyun başlar.

Kesen kişi oyuna başlar ve ortaya açılan kağıdı alır, almak istemez ise ortadan kağıt çeker. O alınmayan ortadakı kağıt diğer oyuncuların işine yarıyor ise ceza kağıdı çekerek ortadan o kağıdı alır ve kasaya en küçük 1 çip koyar. Bir oyunda oyuncunun kendine atılmayan kağıdı alma hakkı 4' tür.

Mesela oyunda bir üçlü küt + bir üçlü seri seçildiyse oyuncular ilk önce bir üçlü küt (1-1-1) ve bir üçlü seri (1-2-3) yapıp elimizi açarız. (elinde ayrıca işleyecek kağıt ve başka küt veya seri var ise onu 1 sıra daha bekleyip öyle açarsın). İlk önce biten oyunu kazanır.

En son oyun elden oyun bitişi oyunudur ve bu zorunludur. Bu oyuna kadar oynandığında puanı az olan kişi ile bu elden bitiş oyunununda biten kişi ortadaki kasa paralarını bölüşür. O oyunda biten 1, diğer puanı az olupta yenen 2 alarak kasa bölüşülür.

Oyunun Puan Yazılımı
Oyunda kuralı seçen biter ise -50 (eksi elli) ama bitemez ise +50 (artı elli) puan alır. Ama söylediği oyunu açar ve bitemez ise artı yada eksi bir şey yazılmaz sadece elindeki sayılır. Herkesin elindeki kağıtlar toplanır ve yazılır. Biten oyuncuyada 10 Cip verilir.

Asma kütüğü...

Tevek,
Rez,
Omaca,
Çotuk,
Devek,
Köcek,
Kupli,


Asma,  
Belli bir tür üzüm yetiştiren tırmanıcı ağaççık (Vitis). Bodur bir ağaççık olan asmanın anayurdu Anadolu'dur.  Asmanın kökü çok derinlere gider (5-10 m). Gövdesine asma kütüğü veya omca denir. Kütüğün şekli iklime ve budama tarzına göre değişir. Asma, genel olarak çubukla üretilir. Bir veya birkaç gözlü çubuklar, elverişli nem ve ısıda­ki bir toprağa gömülür, bir süre sonra kök salar. Böylelikle ana kütüğün bütün özel­liklerini taşıyan yeni bir kütük elde edilmiş olur. Çubuktan yetiştirilen asmalar, tohum­dan yetiştirilenlere nispetle daha kısa za­manda üzüm verir. 

Asma ve küçük meyve fidelerinin taban kısmında olan sürgün, yaprağa Gelevir denir. Asma yaprağına ise Kefene denir ve dilimleri az olan kör­pe asma yaprakları zeytinyağlı ve etli dol­ma yapmakta kullanılır. Asma yaprağı sala­murası, Türkiye’de en çok yapılan ve kullanı­lan bir tuzlama şeklidir. 4 000 yıl önce yapılmış Hitit kabartmalarında üzüm salkımları görülür. Ortaçağda, asma, mimarlıkta sık rastlanan bir süsleme un­surudur. Genellikle sütun başlıklarını, köşe­likleri ve halıları süsler. Suriye’de islâm sanatı asmayı perde {Mişettâ sarayının ön yüzü, Berlin müzesi) ve özellikle kıvrık dal şek­lindeki örgü bezemelerde (Şam’daki mo­zaikler) kullanmıştır. Bu bezemelere Afri­ka’da (Kayrevan camii) ye İspanya’da da (Kurtuba camii) rastlanır. Asma, klasik süslemede önemli yer tutmaz.

Bağlarda uygulanan çeşitli terbiye (gövde, çok ve tek yıllık dallarla sürgünlerin yer, şekil, yön ve sayılarını ifade eder) şekli ve budama metodları vardır. Bunlardan en çok kullanılan, Goble Terbiye Şekli, Yurdumuz bağlarında en yaygın kullanılan terbiye şeklidir. Tesisi kolay ve ucuzdur. Omcalar 30-100 cm arasında değişen yükseklikte taçlandırılırlar. Gövde üzerinde 3-5 kol ve her kolun ucunda çeşide ve yörelere göre 2-4 göz üzerinden kısa budanan budama çubukları bulunur. Goble terbiye şeklinden başka ülkemizin değişik yörelerinde rastlanan serpene, ağaca sardırma, herek, Bursa, İznik, Kemalpaşa, çardak gibi geleneksel terbiye şekilleri de vardır. Son zamanlarda diğer bir metod olan telli terbiye uygulanmaktadır.

Asmaların yanına dikilen sırık...

İspalya.
Kelpe,
İspalya,
Herek, (Rumca). 

Asma, fasulye vb. sarılgan bitkilerin tutunması için yanlarına dikilen sırık.

Asma hastalığı...

Mildiyu, (Fr. mildiou, mildew). 
En çok bağlarda görülen, peronospora cinsinden, emeçlerini bitkilerin yapraklarına salarak yaşayan asalak bir mantarın oluşturduğu hastalık.

Bağcılar arasında Pronos diye bilinen bir fungal (mantari) hastalıktır. Daha çok yağışlı ve rutubetli ilkbahar ve yaz başlangıcında dikkati çeker. Kurak bölgelerde ve yörelerde pek görülmez. Ülkemizde, külleme hastalığı gibi her yıl görülen bir hastalık değildir. Ancak görüldüğü yıllarda ve yerlerde mücadelesi yapılmazsa çok büyük ürün kayıplarına yol açar. Asmanın her türlü yeşil organını (yaprak, sürgün, salkım, sülük) hastalandırabilir. Sürgünler 25 cm boya ulaşınca hastalık önce yapraklarda dikkati çeker. Başlangıçta yaprak bir yağ lekesi görünümünde olan lekelerin bir süre sonra alt yüzünde beyaz bir küf örtüsüyle kaplandığı görülür. Bu kısımlarda yaprak rengi sarımtıraktır. Lekeler zaman geçtikçe büyür orta kısımları kızarır kurur ve dökülür. Sürgünler de bazen hastalığa yakalanır. Hastalık şiddetli olursa sürgünleri kurutabilir. Çiçek salkımlarının hastalığa yakalanmaları sıkça görülür. Böyle çiçek salkımları bembeyaz bir küf örtüsüyle kaplanır ve sonuçta kururlar. Daneler ise külleme hastalığında olduğu gibi çatlamaz sadece suyu çekilir, buruşur ve adeta meşinleşir. Özellikle hastalığın art arda görüldüğü yıllarda ve yerlerde yere dökülmüş hastalıklı yaprakları ve omca üzerinde hastalıklı kısımları toplayıp imha etmek bir sonraki yıl için yararlı olur.
Bugün ülkemizde bu hastalık için geliştirilmiş tahmin ve uyarı sistemi ile uygulamaların yapıldığı bölgeler olduğu gibi klasik mücadelenin uygulandığı yöreler de vardır. Tahmin ve uyarı sistemine ileriki sayfalarda yer verileceği için burada klasik mücadele biçimine değinilecektir. Hangi sistem uygulanırsa uygulansın mücadeleye hastalık görülmeden önce başlamak esastır. Bu bakımdan genellikle sürgünler 20-25 cm. boya ulaştığında 1. ilaçlamayı yapmak gerekir. 2. ve daha sonraki ilaçlamalar için yörede hastalığın görülüp görülmediğine ve havanın yüksek orantılı nemli, yağışlı ve çiğli olup olmadığı dikkate alınarak karar verilir. Hastalığın çıkışı için uygun koşullar varsa ilaçlamalara devam edilmelidir. Mildiyöye karşı bordo bulamacı veya ruhsatlı diğer hazır ilaçlar koruyucu olarak kullanılabilir. İlaçlamalara nem ve yağış devam ettiği sürece devam edilmelidir.

İlaçlamalarda dikkat edilmesi gereken husus pülverize edilen ilacın, omcanın bütün yeşil aksamını ve özellikle de yaprakların alt ve üst yüzeylerini ince zerreler halinde tam olarak kaplamasını sağlamaktır. 

Bağlarda Ölü Kol Hastalığı, Bağlarda görülen fungal (mantari) hastalıklardan biridir. Omcanın bütün yeşil kısımlarında görülebilir. Ancak daha çok sürgünlerde dikkati çektiği için, bir sürgün hastalığı olarak bilinir. Bu yüzden bazı yörelerde sürgün kuruması olarak da anılır. 

Kurşuni küf hastalığı, Sadece bağda değil çok sayıda bitkide görülmektedir. Hastalığı bir tür fungus (mantar) meydana getirir. Ilıman ve serin, yağışlı iklimler hastalığı teşvik ederler. Hastalık daha çok üzümlerin olgunlaşma dönemi ile birlikte ortaya çıkmaktadır. 

Bağ Küllemesi, Bağ hastalıkları arasında en fazla bilinen ve en sık görülenidir. Hastalığı bir tür fungus (mantar) meydana getirir. Hastalık omcanın bütün yeşil organlarında görülebilir. İlk gelişme döneminde genç yapraklarda hastalık güç farkedilir. Yaprağın alt yüzünde yağ lekesine benzeyen, üst yüzünde renk açılması gösteren belli belirsiz tekeler oluşur. Yaprak yaşlandıkça normal parlaklığını kaybeder, kalınlaşıp gevrekleşir.

Bağ Kanseri, Bu hastalığı bir tür bakteri meydana getirmektedir. Bağcılık yapılan hemen her ülkede görülen bu hastalığa ülkemizde Orta Anadolu bağlarında daha sık rastlanmaktadır. Ege Bölgesi'nde ise soğuk ve don olaylarının fazlaca görüldüğü kesimlerde dikkati çeker.

Bağ kanseri, fidanlıklarda, asma fidanlarının aşı yerlerinde ve köklerinde omcalarda ise toprak üstü kısımlarında, fındık veya ceviz büyüklüğünde tümörler şeklinde görülür. Tümörler yeni meydana geldiğinde yuvarlak, yüzeyleri düz, renkleri açık kahverengi ve yapıları yumuşaktır. Eskidikçe renkleri esmerleşir ve yüzeyleri çatlayarak girintili çıkıntılı bir hal alır. Adeta karnabahar çiçeğini andırır.
Kav, Hastalığın etmeni Fames, Cephalosporium ve Stereum (Phellinus) cinsi mantarlardır.  En önemli belirtisi taneler üzerinde küçük, yuvarlak, koyu renkli noktalardır.  Bu noktaların etrafı kahverengi-morumsu halkalarla çevrilidir. Kav hastalığının  belirtisi olan bu noktalar, meyve tutumundan olgunlaşmaya kadar hemen hemen  her dönemde meydana gelebilir ve salkımın tümünü ya da bir kısmını etkileyebilir.  Şiddetli olarak bu hastalığa yakalanmış asmalarda taneler çoğunlukla çatlar ve  kurur ya da çürümeye yüz tutar.    

Yapraktaki belirtiler ise, genellikle salkımda benekli tanelerin oluşmasıyla  birlikte gelişir. Tipik olarak hastalıkla bulaşık olan yapraklarda damarlar  arasında küçük, klitorik (sararmış) alanlar oluşur ve sonra bu alanlar  genişleyerek kururlar. Kırmızı renkli çeşitlerde ölü olan bu damarlar  arası alanlar koyu kırmızı renkle çevrilidir. Şiddetli enfeksiyonlarda  yapraklar sonunda dökülür ve sürgünler uç kısımdan itibaren geriye doğru kurur.  Bu tip belirtiler hastalığın şiddetine göre gelişme döneminin her aşamasında  ortaya çıkabilirse de genellikle Temmuz-Ağustos aylarında tipik olarak kendini  gösterir.

Bağ Zararlıları ;
Maymuncuk, Maymuncuklar genellikle siyah veya koyu kahverenkli 5-15 mm boyunda böceklerdir. Vücutlarının üzeri yaldızla kaplı veya çizgilidir. Ağız parçaları kısa ve geniş hortum şeklindedir. Yurdumuzda bölgelere göre zaman zaman yoğun olarak bulunmakla beraber daha ziyade kumsal ve taban yerlerde tesis edilmiş olan bağlarda her yıl ve yer yer görülürler. 
Bağ Salkım Güvesi, Salkım güvesi ergini küçük bir kelebektir. Kelebeğin kanat açıklığı 10-12 mm, boyu 6 mm kadardır.
Unlu Bit, Ergin dişi oval ve yassı biçimde, 3.5 mm uzunluğunda, 2-2,5 mm genişliğindedir. Vücut rengi sarı veya sarımsı turuncudur. Ancak üzeri un görünümünde beyaz mumsu tabaka ile örtülü olduğu için beyaz renkte görünür.
Bağ Uyuzu, Bağ yaprak uyuzunu meydana getiren zararlı, gözle görülemeyecek kadar küçük bir akardır. Akar kışı asmanın gözlerindeki tüyler arasında, kalın ve ince dalların çatlakları arasında ergin halde geçirir. İlk baharda taze yapraklara geçerek beslenmeye başlar. Yaprakları alt yüzünden emer. Emgi yaptığı yerlerde yaprak üst yüzüne doğru kabarcıklar meydana gelir. Kabarcıkların içinde beyaz renkli tüyler meydana gelir. Dişiler bu tüylerin arasına yumurtalarını bırakır. Yumurtalar açılınca çıkan yavrular da aynı erginler gibi beslenerek zararlı olurlar.
Bağ Filokserası, Filokseranın köklerde yaşayan formuna kök filokserası, yapraklarında yaşayan formuna yaprak filokserası denir. Kök filokserası yerli asmaların köklerinde, yaprak filokserası ise Amerikan asmalarının yapraklarında zarar yapar. Kök filokserası oval veya armut şeklinde, sarımsı yeşil esmer, kırmızı kahverengine kadar değişen renklerdedir. Sırtında koyu renkli lekeler vardır. Ağız uzun bir emici hortum şeklindedir. Vücut uzunluğu 0,5-1,3 mm' dir. Yaprak filokserası ise 1,5-1,7 mm, sarı renkli sırt kısmı lekesizdir. Emici hortumu daha kısadır.

Asma bitinin yol açtığı bağ hastalığı...

Filoksera, Fr. Pylloxére, İng. Phylloxera. (Viteus vitifolii)
Asma biti,

Kök formu oval veya armut şeklinde, sarımsı yeşil, esmer, kırmızı ve kahverengine kadar değişen renklerdedir. Bağda (asmada) zarar yapan homojen kanatlılar (Homoptera) takımına bağlı küçük bir böcek. “Asmabiti” de denir. 
Amerika menşeli bir zararlıdır. İlk defa yabani Amerikan asmalarında (Vitis riparia ve V. rupastris üzerinde) rastlanmıştır. Göçlerle Amerika’dan Avrupa’ya geçmiştir. Yurdumuzda 1881 yılından itibaren ilk defa Trakya taraflarında görülmüştür. Asmanın kök ve yapraklarında yaşayan iki formu vardır. Gelişimini asmada tamamlar. Uzun emici hortumlarıyla yaprak ve kökleri emerler. Emme sonucu kök ve yapraklarda urlar (şişkinlikler) meydana getirirler. Bitkinin zayıflamasına, veriminin düşmesine ve zamanla kurumasına sebeb olurlar. Filokseraya karşı yapılan zirai mücadele çalışmaları kesin netice vermemektedir.

Kök filokserası kışı nimf halinde asma köklerinde geçirir. Kök filokserası kışı nimf (yavru) halinde omca köklerinde geçirir. Yılda 4 veya daha fazla döl verebilir. Yaprak filokserası ise kışı omcanın iki üç yaşlı gövdelerinin kabukları arasında yumurta halinde geçirir. Yaz boyunca 6-7 döl verebilir.
İlkbaharda beslenip yeni döller vermeye başlar. Beslenen ve gelişen larvalar ergin olarak yaz süresince bir kökten diğerine veya toprağın yarık ve çatlaklarından çıkarak diğer asmalara geçerler. Filoksera’yla bulaşık olan bağlarda zamanla sürgünlerde genel bir durgunluk, asmada zayıflık, yapraklarda küçülme ve sararmalar görülür. Boğum araları daralır, çubuklar odunlaşamadıklarından kışın soğuktan etkilenirler. Ayrıca salkımlarda tanelerin seyrekleştiği, normal tatlanma ve renklenmenin olmadığı görülür. Asmalar bir kaç yıl içinde ağır bir durgunluk göstererek kururlar. Bu tip asmalar bağın içinde kümeler halindedir. Kök filokserasının köklerde beslendiği yerlerde emgi sonucu meydana gelen şişkinlikler görülür. 

Doğal düşmanları bu güne kadar saptanmamış olup kök filokserasının pratik bir kimyasal mücadelesi yoktur. Ancak toprak fumigasyonu yapılabilir.

İçinde bulaşık yıkanan musluk teknesi...

Eviye, (Fr. évier).
Mutfakta musluk altında bulaşık yıkamaya yarayan tekne.

Sinemaya da aktarılan “Hıçkırık”, “Samanyolu”, “Posta Güvercini” gibi romanlarıyla tanınmış yazarımız...

Kerime Nadir Azrak (1917 - 1984). 

Cumhuriyet dönemi roman yazarlarından 1917 yılında, İstanbul' da doğdu. Asıl ismi Kerime Nadir Azrak olan yazar, 1935 yılında, İstanbul Bebek Saint Joseph Sörler Okulu'ndan mezun oldu. Ayrıca özel eğitim aldı. İlk şiir ve öyküleri 1937 yılında, Servet-i Fünun Uyanış ve Yarımay dergilerinde yayınlandı. Öykü ve romanları "Yedigün", "Aydabir" ve "Hayat" gibi dergilerde ve bazı gazetelerde yayınlandı. Kadın kahramanların ağırlıkta olduğu, duygusal, aşk ve serüven içeren romanlar yazdı. Posta Güvercini" adlı romanı Fransızca' ya çevrildi. Romanlarının birçok baskısı yapıldı. Bu romanlarından bazıları sinemaya da uyarlandı. 20 Mart 1984 yılında, İstanbul'da öldü   Daha çok romanları ile tanınan Kerime Nadir Azrak, sayıları kırka yaklaşan romanlar yazdı ve bu yazdığı bu romanların bir kısmı da film senaryosu haline getirildi ve sinemaya uyarlandı. Romanlarının konularını karşılık görmeyen veya kavuşamayan aşıklar teşkil eden Kerime Nadir, 1984’de 67 yaşında hayata gözlerini yumdu.

Eserleri;
Sonbahar (1958),
Uykusuz Geceler (1945),
Kahkaha (1946),
Posta Güvercini (1950),
Pervane (1955),
Hıçkırık (1938),
Seven Ne Yapmaz (1940),
Gelinlik Kız (1943),
Esir Kuş (1957), 
Yeşil Işıklar (1937),
Kalp Yarası,   
Gönül Hırsızı,  
Aşka Tövbe,  
Solan Ümit, 
Zambaklar Açarken, 
Funda, 
Suçlu, 
Suya Düşen Hayal,  

Sisli Hatıralar,    
Samanyolu,    
Saadet Tacı,    
Ruh Gurbetinde, 

1914-2001 yılları arasında yaşamış, Side ve Perge’de gerçekleştirdiği kazılarla tanınmış arkeologumuz...

Jale İnan, (1914-2001).
Profesör doktor, arkeolog.

1972-1979 yılları arasında Antalya İli Manavgat İlçesi sınırlarında Lyrbe-Seleukeia antik kentinde yaptığı kurtarma kazıları sonunda elde edilen bulgular Arkeoloji ve Sanat Yayınları'nca kitap olarak bir araya getirilmiştir.

İstanbul’da doğdu. liseyi bitirdikten sonra Aleksander von Humboldt Vakfı’nın bursu ile, arkeoloji okumak üzere 1934 yılında Almanya’ya gitti. Bir yıl sonra da Türk devletinin bursunu kazandı. 1944 yılında Almanya’dan döndükten sonra, yazar Oğuz Atay’ın ‘‘Bir Bilim Adamının Romanı’’ adlı kitabında yaşamını anlattığı Mustafa İnan’la evlendi.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Eski Çağ Kürsüsü’nde Prof. Dr. C. Bosch’un asistanlığı yapan Jale İnan, 1946 yılında İstanbul Üniversitesi Klasik Arkeoloji Kürsüsü’nün çalışmalarına katıldı. Kürsüde Prof. Dr. Arif Müfit Mansel’in asistanlığını yapmaya başladı.Aynı yıl Arif Müfit Mansel’le birlikte Türk Tarih Kurumu adına Antalya’nın Side ve Perge antik kentlerinde kazılara başladı ve bu kazılar, kesintisiz devam etti.

Bu iki ana kazının dışında Kremna ve Pamphylia Selukeia’sında kurtarma kazıları yaptı ve buraları tarihi eser kaçakçılarının yağmasından kurtardı. Yaptığı kazılar, özellikle son 25-30 yıldır, yöre halkının gelir düzeyinin yükselmesine de neden oldu. Kazıların yanı sıra Side Roma Hamamını Side Müzesi’ne dönüştürdü.

Jale İnan ,1980 yılında Perge’de bir Herakles heykelinin parçasını buldu; ancak heykelin belden yukarısı yoktu. Bugün belden aşağısı Antalya Müzesi’nde sergilenen heykelin üst bölümünün ABD’ye kaçırıldığı söylendi. Konuyla ilgili olarak yazdığı makaleyle de bu iki parçanın birbirine ait olduğunu öne sürdü. Yıllar süren ısrarlı çalışmaları sonunda bu iddiasını kanıtlama fırsatı da buldu. 1990 yılında Boston Metropolitan Müzesi’nde bir alçı kopyayla iki parçanın birbirine ait olduğunu kanıtladı.



Eserleri;
Antalya Müzesindeki Roma Devri Portreleri (1965),
E.Rosenbaum ile birlikte yazdığı Roman and Early Byzantine Portrait Sculpture in Asia Minor (1966),
Side’nin Roma Devri Heykeltıraşlığı (1975),
Römisvhe und Frühbyzantinsche Portrast plastik aus der Turkei (1979, 2 cilt).

Muğla ilinde ünlü bir antik kent...

Kaunos,

Muğla Dalyan'a yakın Köyceğiz sınırları içinde bulunan, bir diğer adı da "Kbid" olan antik kent.
Kaunos’u Dalyan’dan tekneyle de gelinebiliyor.  Ören yeri iskelesinden on dakikalık bir yürüyüşle Kaunos antik kentine ulaşılıyor. Denizden yatla gelenler Delikli Ada çevresinde demirleyip tekneyle  kanalı izleyerek iskeleye çıkabiliyorlar. Kaunos ticari açıdan önemli bir liman kentiydi. Zamanla denizin alüvyonlarla dolmasıyla liman özelliğini kaybetti. 

Ortaca - Dalyan boğazının öbür yakasında bulunan kent bir mitosa göre Miletos'un ikiz çocuklarından biri olan Kaunos tarafından Karya - Likya sınırında kurulmuştur. Antik Çağ'da bir liman kenti olan Kaunos günümüzde kıyıdan hayli içeride kalmıştır. Kentin limanı akropolün aşağısındaki Sülüklü Göl’dü. O zaman deniz Kaunos’un akropolüne kadar gelmekteydi. Lykia tipi mezarların içinde ölülerin üzerine yatırıldığı üç taş yatak bulunmaktadır. Cephede iki İon sütunu, sütunların üzerinde firiz ve alınlık görülmektedir. Alınlıkların birinde arslan kabartmaları vardır. Kente girişte kaya mezarları ziyaretçilerin ilgisini çeken eserlerdir. 

Kenti tahkim eden yaklaşık 3 km. uzunluğundaki sur duvarları, Stoa, agora, çeşme, hamam, tiyatro ve tapınak kalıntıları Kaunos'un Antik Dönemde teşkilatı tam bir kent olduğunu ortaya koymaktadır. Arkaik, Klasik, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde hayli yaygın olarak yerleşim geçiren kent, M.S. yüzyılda terkedilmiştir. Yukarı Akropol Orta Çağ'da bir ara tahkim edilerek kullanılmışsa da, bu yerleşim fazla uzun süreli olmamıştır.

Kaunos'a genelde Dalyan'dan deniz motorları ile gidilmektedir. Motorlardan inip bir kilometre kadar yokuş yukarı yürümek gerekir. Antik kentin etrafını surların çevrelediği görülür.

Tarihte Uygur beylerine verilen unvan...

İlteber, 
Vatana, devlete hizmet eden kişi bir erkek ismi.

Uygurlar için Çinliler şahin süratiyle dolaşan ve hücum eden anlamı kullanmışlardır. Uygurlar, Baykal Gölünün güneyindeki Orhun, Selenga ve Tala nehirlerinin bulunduğu bölgede yaşamışlardır. Uygur beylerine ilk zamanlarda Erkin demişler. Göktürk ordusunu  mağlup edinceye kadar böyle bilinmiştir.



Bundan sonra Uygur beylerine Erkin yerine Çincede Halife anlamına gelen  İlteber ünvanı kullanılmış. İlteber diye anılan Beylerin merkezi ise Tola nehri civarı olmuş. Uygur Hakanı Kutlug Bilge Kül, Orhun kıyısında Ordu balık şehrini kurup, burayı merkez yaptı.


İlteber Uygur beyleri savaşlarda güçlenmişler ve Hanların bağlı olduğu devlet başkanı, hakan, imparator anlamında Kağan ilan etmişlerdir. Uygur beyliği bir süre kağanlarca yönetilmiş. Ancak Uygur beyliğinin gücü zayıflayınca Göktürk kağanı Kapagan Kağan zamanında Göktürklerin yönetimine geçmişlerdir.

Uygurların meşhur alfabesi üç sesli, biri sesli de olabilen on beş sessiz harften meydana gelmiş. Uygur yazısı, yukarıdan aşağıya doğru yazılmış ve Uygur Edebiyatı tarihte yerini almıştır.

Bugünkü Kuzey Moğolistan’da Şineusu gölü yakınındaki Uygurların ilk devrinde dikilmiş kitabeden on kabileden Uygurlar oluşmuştur.

Endonezya' da Java adasındaki halen faaliyette olan bir yanardağ...

Merapi Yanardağ, (Endonezce: Gunung Merapi), 

Konik şekilli ve Java adasının merkezi ile Yogyakarta arasında bulunan yanardağ. Endonezya' nın en aktif yanardağıdır. 1548' den beri düzenli olarak lav püskürtmektedir. İsmi ateş dağı anlamına gelir. Yogyakarta şehrine çok yakındır ve binlerce insan yanardağ eteklerinde, denizden 1700 metre yükseklikte olan köylerde yaşamaktadır.

Yılın 300 günü dağdan dumanların yükseldiği gözlemlenmesine rağmen, birkaç kez faliyete geçip ölümlere sebep oldu. 1994 yılında yaşanan patlama sonrası, yanardağın batısında çoğunukla Muntilan şehrinde, zehirli gazdan 43 kişi hayatını kaybetti. Yogyakarta depreminden kısa süre önce 2006' da diğer büyük patlama yaşandı. 28.10.2010 tarihinde yeniden faaliyete geçtiği, sıcak kül bulutları püskürterek korkuttu. Gökyüzünde 1,5 km yüksekliğe zehirli duman ve kül püskürten Merapi volkanından fışkıran lavlar sonucu ölenler arasında yanardağ ile ismi özdeşleşen ve "Merapi'nin ruhani koruyucusu" diye bilinen Mbah Marijan da bulunuyor.

Arabeynin tavanında bulunan, salgısal ya da duyusal işlev gören iç salgıbezi...

Epifiz, (İng. pineal gland, epiphysis). 

Yunanca epi: üzerinde; phyein: büyümek. Omurgalılarda, birinci beyin karıncığından uzamış ve endokrin faaliyeti olan, vazotosin ve üreme olaylarını kontrol altında tutan melâtonin salgılayan mercimek tanesi büyüklüğünde bir bez.

Kafatasında, orta boşluğun üst arka kısmında ara beyin tavanının küçük bir kabartısı şeklinde görünen, bir çeşit iç salgı bezi. Diğer ismi corpus pinealis’tir. Sinir dokusu karakterinde yapı gösterir. Eskiden hiçbir vazifesi olmayan bir organ olarak tarif edilirdi. 

Son araştırmalar, epifizin şiddetli bir metabolizmaya sahib olduğunu göstermiştir.  Cinsel gelişme üzerine frenleyici etkisi vardır. Bunu hangi mekanizmayla başardığı yeni yeni anlaşılmaya çalışılmaktadır. Ayrıca melatonin ve seratonin maddelerini sentez eder. Epifizin çalışması, çok enteresan olarak günlük aydınlanmalara, yani gece veya gündüz oluşuna bağlı olarak ayarlanmıştır.

Müzikte “eşlik etme”anlamında kullanılan sözcük.

Dkompanye,

Antalya ilinde bir yayla...

Fesdikan yaylası,

Antalya ve çevresi dağlık yapısı itibariyle yüksek yaylalara sahiptir. Bu yaylaların bir kısmı sedir ve ardıç ormanlarıyla kaplı bol su kaynaklarına sahip yaylalardır. Daha yüksek yükseltilerde bulunan yaylalar ise tamamen alpin çayırlarla kaplı çıplak ve engebeli arazilerdir. eskiden beri yöre sakinlerinin yaz aylarında sahil kesiminin sıcak ve nemli havasından kaçarak geldikleri yaylalardır.


Akçay (Elmalı), Alıç, Alacadağ, Aliefendi (Alanya), Asaz(Kaş), Asmaca-Sıcanlı (Elmalı),
Altınkaya (Zerk - Selge) -Serik
Bakirli, Balca(Gazipaşa), Beloluk (Manavgat),  Belen, berem(Gazipaşa), Beydağı,  Bezirgan(Kaş), Belbaşı(Gazipaşa), Beşkonak(Serik),
Cavırkırıldığı(Gazipaşa),

Çamkuyusu yaylası, Çam kuyuları (Elmalı), Çataltaş (Gazipaşa),
Demre, Dumanlı(Manavgat),

Dereköy Yaylası, Alanya'nın kuzeyinde bulunan yayla köyüne, 30 km'lik asfalt yolla ulaşılmaktadır. Kargı Çayı'nın aktığı vadinin güney yamaçlarında çam ağaçları meyve ve sebze bahçeleri içerisinde kurulmuştur.  

Evlek(Akseki), Ekinçalı(Gazipaşa),
Fakırcalı (Alanya), Fesdikan yaylası,
Gedelme (Kemer), Geryan(Akseki), Gevni, Girdev, Gödene, Göktepe(Akseki), Gömbe(Kaş), Göktepe(Akseki), Gülenpınar-Güğlenpınar(Manavgat) , Göltarla(Avlan gölü kıyısında), Gödre (Serik),
Hörübek(Fenike),
İbek(Manavgat), İkiz (Serik),
İbradi yaylası, İbradı ilçesinin kuzeyinde bulunan İbradı-Beyşehir yolu üzerinde ve yakınındadır. Hasan Dağı eteklerinde 1200-1500 m. yüksekliktedir. 
Karagöl, Kaynarca (Elmalı), Ketenli(Manavgat), Kırkmuğar yaylası, Kildenli (Elmalı), Karakocalı(Alanya), Kuzdere (Kemer),
Merdiven, Mocra(Akseki), Mezgit(Manavgat), Mihrap(Gazipaşa),
Oluklu yaylası, 
Ovacık, Serik’e 36 km. mesafededir. Serik’ten itibaren narenciye bahçeleri içerisinden geçen, rakım yükseldikçe maki ve çam ağaçlarının çevrelediği yolun manzarası etkileyicidir.

Ördübek(Finike),  Finike-Elmalı karayolunun 41. km’sinden batıya dönülerek 6 km. stabilize yolla ulaşılır. Yaz aylarında Finike'den minibüslerle ulaşmak mümkündür.

Ötoluk(Akseki), Örcün(Gazipaşa), 
Pişer Yaylası, Antalya - Akseki - Beyşehir karayolunun Akseki' den itibaren 9. km'sinden batıya dönülerek 3 km. stabilize bir yolla yaylaya ulaşılmaktadır. 
Saklı-Sakhkent (Saklıkent) Yaylası, Antalya'dan 10 km'si asfalt 40 km'si stabilize olan güzel manzaralı bir yolla yaylaya ulaşılmaktadır. 

Salmut(Akseki), Serik, Söbüce(Korktuteli),  Sülek(Manavgat), Sütleğen,
Şahapyurdu (Akseki), Şıhlar Gödrel(Alanya), Soğukağar(Gazipaşa), Şemsin(Gazipaşa),
Taşeli, Tekeli, Türbelinas(Alanya),
Üçoluk Yaylası, Kemer'den çam ağaçları arasından geçen 37 km’lik stabilize bir yolla ulaşılmaktadır. Antalya'nın güneybatısında, yaklaşık 1500 m. yükseklikte bulunan yayla, zengin bir flora ve faunaya sahiptir.

Varsak(Korktuteli), 
Yaylalı (Alanya), Yazır(Korkuteli), Yedikaza, Yeşil, Yuva(Elmalı),

Hint mitolojisinde ölüm tanrısı...

Yama,
Sanskrit dilinde Naraka sözcüğüyle belirtilen cehennem, Hint hayal gücünün belirlediği ölçülerde çok çeşitlidir. Altında ateş yanar ve korkunç derecede sıcaktır. Günahkar kişi orada elleri ve ayakları bağlı olarak durur, ortada yuvarlanarak hareket eder. Kuşlar ve böcekler her tarafını didik didik ederler. Soğuktan dişleri takırdar, açlık ve susuzluk belasıyla uğraşırlar. Kar taneleriyle yüklü keskin rüzgarlar onların iliklerine işler.

Cehennemde ölüm tanrısı Yama vardır. Yama’ nın hizmetçisinin hazırladığı telle insanlar kesilmeye başlanırlar. Ayaktan kafaya doğru kesilirler ve yaşamlarını yitirmedikleri için yüzlerce kez kesilirler. Cehennemde ise her tarafta alev alev yanan ateşle çevrili ısıtılmış kazanlar vardır. Bunların içi erimiş demirle kaplıdır ve öbek öbek ateş gruplarının üstünde durur vaziyettedir. Ölüm tanrısı Yama’ nın yardımcıları günahkarları baş aşağı bu kazanların içine atarlar. Yanan organlarından sızan ilikleri ve özleri, kaynayan kazana karışır ve kazanın suyunu bulandırır. O insanların kaynayan kazandaki erimiş kafaları, organları, etleri, derileri ve kemikleri yeniden birleşirler. Yama’nın hizmetçileri, ellerinde kaşıklarla bu bereketli karışımı sürekli olarak karıştırır dururlar.

Organizmanın kendi ürettiği toksinlerle zehirlenmesi...

Psor,

Az masraflı, hesaplı...

Ekonomik, (Fr. économique), 
Az masraflı, kazançlı, hesaplı, iktisadi.
Ekonomi ile ilgili olan, iktisadi.

Gözaltında olan...

Enterne, (Fr. interné).  
Gözaltında olan.
Gözaltına almak” anlamındaki enterne etmek.

Hz. Muhammed’le ilgili olan...

Nebevi, (eskiden).
Peygamberle ilgili, peygambere ilişkin.

Cumhuriyet ve demokrasi dışı yönetim biçimlerinde otoriteyi ya da yönetimi ele geçirmeyi planlayan himaye sistemine verilen ad...

Klientalizm, (İng.Clientelism).

Genellikle cumhuriyet ve demokrasi dışı yönetim biçimlerinde otoriteyi ya da yönetimi ele geçirmeyi planlayan himaye sistemidir. Daha çok siyaset biliminde kullanılan bir terim olmakla birlikte, görece güçlü ve zengin patronların (partilerin), görece zayıf ve yoksul müşterilere (seçmenlere) oy, emek gücü karşılığında iş, koruma, altyapı ya da buna benzer hizmetler vaat etmelerini sağlayan patron-müşteri, parti-seçmen ilişkisidir. 

Koşulsuz müşteri mutluluğu-Yandaş kayırma.  Hükümet birimlerinin gözetlemekle veya regüle etmekle sorumlu oldukları müşteri gruplarının çıkarlarına hizmet eden ilişki. Bir büyüğün adamları, korunakları. Örneğin parti üyeliği ve buradan kamu nimetlerinden yararlanma arayışı. Koyun-Suru psikolojisi. Güdülmek isteyen insanların yapısı  

İradenin akıldan daha üstün olduğunu ileri süren öğreti...


İradiye,
İradecilik,
İstenççilik. (İng. voluntarism).
Volontarizm.

Ruhsal olayların ve bilgi sürecinin temelinde istenci gören bilimdışı öğreti, iradenin, akıldan daha üstün olduğunu ileri süren öğreti.  İstenççilik, istenç kavramına bağlı olarak ortaya çıkmış olan felsefi ve psikoloji öğretilerini kapsayan akımın adıdır. Belirleyici olan istençtir.

(Lat. voluntas = irade) : Usa ve bilmeye değil de istence üstünlük tanıyan, ruhsal olayların ve bilgi sürecinin temelinde istenci gören felsefe ve ruhbilim öğretisi. Terim olarak ilkin Tönnies kullanmış. Ama daha ortaçağda istenççi doğrultuda olan filozoflar var. Augustinus bütün ruhsal yetilerde istencin bulunduğunu, giderek hepsinin istençten başka bir şey olmadıklarını ileri sürer. Duns Scotus' a göre istenç düşünmenin üstündedir. Kılgılı usa üstünlük tanıyan Kant' a göre, salt değerli olan yalnızca iyi istençtir. Fichte istenci evrenin salt yaratıcı ilkesi sayar. İstenci fizikötesi dizgesinin temeli yapan Schopenhauer'e göre (istenççiliğin klasik filozofu sayılır) her gerçeğin temel ilkesi istençtir.

İstence üstünlük ve öncelik tanıyan, hem bilgi sürecinde hem de ruhsal olayların meydana gelmesinde istenci belirleyici olarak gören eğilimlerden oluşmaktadır. Ortaçağ felsefesinde istenççi denilenilecek düşüncelerin ve filozofların ortaya çıkması sözkonusudur. Augustinus bu filozofların önemlilerindendir, ona göre ruhsal yetilerin belirleyicisi istençtir. Duns Scotus'da istence esas rolü veren bir başka ortaçağ filozofudur. 18. yüzyıl felsefesinden itibaren ise istenç kavramının yeniden önem kazandığı görülmektedir. Kant'ta mutlak dikkate değer olan anlamında, Fichte'de evrenin mutlak yaratıcı ilkesi anlamında istenç kavramının kullanımı ortaya çıkmaktadır.  Ancak istenci felsefesinin mutlak bir ilkesi haline getirmiş olan filozof asıl olarak Arthur Schopenhauer' dir. Ünlü yapıtının adını Schopenhauer, istenç ve tasarım olarak Dünya başlığıyla yayınlamıştır. Ona göre istenç, her türlü gerçekliğin temel ilkesidir. İstence önem kazandıran bir başka filozof ise, Schopenhauer'in yolunda giden Nietzsche'dir. En yüksek iyi olarak yaşamayı gören Nietzsche'ye göre, yaşamın olduğu her yerde güçlülük istenci de vardır, dünyanın özü güçlülük istencidir. Nietzsche güç istenci kavramını öne sürer ve buna göre yaşamın olduğu her yerde bu istencinde olduğunu belirtir. Dünyanın ve yaşamın özü güç istencidir.

Friedrich Wilhelm Nietzsche 15 Ekim 1844 tarihinde doğan ve 25 Ağustos 1900 yılında vefat eden, “Güç İstenci”, “Üstinsan”, “Bengidönüş” gibi özgün fikirlerle tanınan Alman filozoftur.

Seçkin...

Elit, (Fr. élite). 
Seçkin.
Mütena,
Mümtaz, (Arapça). 
Ayrı tutulmuş, üstün tutulmuş.

Kümes...

Pin, 
Kümes, (Rumca). 

Tavuk, hindi vb. evcil hayvanların barınmasına yarayan kapalı yer.

Eski dilde bulut ...

Ebr,
Bulut, (İng. cloud).
Sehab (Osm.).
Sis,



Atmosferdeki su damlacıkları ve buz taneciklerinin görülebilir yoğunluk kazanmasıyla oluşan, biçimleri, yükseklikleri ve yol açtıkları hava olaylarıyla birbirinden ayrılan yığın

Eski dilde göz...

Ayn, (Arapça),
Göz, Çeşm, Pınar, Göze demektir.
Mesela Resul ayn Ceylanpınar(Habur Çaayı), 

Yani Ceylanın pınarı, gözü anlamındadır. Ve hakikakaet en çok ceylan ve avcığı burada yapılır. Özelllikle motorsiklet ile bu av yapılır. 

Sakın ola ceylanı canlı yakaladınız ve evde bakacak iseniz mutfaktan uzak tutunuz. Mutfaktaki yemek kokusu hayvancağızı öldürüyor.

Eski dilde alın...

Nasiye, (Osmanlıca).
Çehrenin gösterişi, alın, yüz.
Nâsiye, alındaki saç, perçem demektir. Saçın bittiği cepheye, alına, aynı zamanda ba­şın ön kısmına da "nâsiye" denir.

Eski dilde erkek...

Ner,
Yetişkin adam, bay, er kişi, kadın karşıtı:

Faktör...

Amil, (Arapça).
Etken, 
Etmen, Sebep, 
Faktör

Sulak yerlerde yetişen, saplarının ucunda çok dekoratif kadifemsi bir bölüm bulunan bitki...

Berdi,

Samsun yöresine özgü, süt ve kuru incirle yapılan, dondurmaya benzer bir tatlı...

Teleme,

Samsun yöresine özgü, süt ve kuru incirle yapılan,dondurmaya benzer bir tatlı. 
Tatlılar yapılırken de yöresel özelliklerine tıpatıp uygun olmasına dikkat edilir. Örneğin sütle incirin çırpılmasıyla yapılan teleme, Samsun Bafra' ya özgü yörük usulü yapılır. Aydın' da da teleme yapılır. Ama Aydın' daki incir daha ballıdır, tadını daha yoğun hissedersin. Bafra yöresinin inciriyle yapılan teleme daha hafif olur. 

Cennet bahçesi...

İrem,
Cennete benzetilerek yapılan bahçe.
Efsanelerde, masallarda ve edebiyatta adı geçen mutluluk simgesi olan şehir veya bahçe.

Cennet,
İrem,
Minu,
Uçmak,

Süzgeç, kevgir...

İlistir,
Ayırt,

Sıvıları süzmeye yarayan araç, süzek. Bir akışkandaki yabancı maddeleri süzüp ayıran alet veya aletlerden oluşan düzenek, süzek, filtre.

Haşlanmış yiyeceklerin sıvılarını veya bazı sıvıları süzmek için kullanılan, delikli, genellikle yuvarlak biçimli mutfak kabı,

“Sebk-i Hindi” akımının öncülerinden olan XVII. yüzyıl divan şairi...

Neşati, (?-1674) Divan şairi.    
Sebk-i Hindi (Hint üslubu). 

Edirne’de doğdu. Asıl adının ise Süleyman veya Ahmed olduğu sanılmaktadır. Ağazade Mehmed Dede’nin dervişidir. Mevlevi tarikatına girmiştir. 1670′de Edirne Mu­radiye Mevlevihanesi’ ne şeyh olmuştur. Edirne’ de Ölmüş ve Mevlevihane’nin avlusuna gömülmüştür. Neşati, XVII’nci asrın büyük şairlerindendir. Sebk-i Hin-dî’yi, (hind üslûbu) Türkçe‘ de en iyi temsil eden odur. En basit duygu, düşünce veya hayali bile en güzel kelimelerle, sanatlı bir tarzda, ve en ahenkli şekli ile anlatabilmiştir. Nai­li ve Nedim gibi şairler de onun üstadlığını kabul edip gazellerine nazire ve tahmisler yazmışlardır. 

Eserleri;
Dîvan (Elyazması hâlinde), 
Hilye-i Enbiyâ (187 beyitlik küçük bir mesnevi, 1894′te basıldı), 
Şehrengiz (144 beyit, mesnevi, divanının İçinde), 
Şerh-i Müşkilât-ı Urfî (Urfî’nin bâzı şiirlerinin açıklamaları). 
Sadettin Nüzhet Ergun, Neşatinin hayatı ve eserleri hakkında bir kitap yayımladı (Neşati, 1933).

Popüler Yayınlar

Yeni içerikler için takip edin!