Ege bölgesinde bir dağ sırası...

Laba,

Niyasin adlı vitamin eksikliğinden kaynaklanan ve deri lezyonları ile sindirim ve sinir sistemi bozukluğuna neden olan hastalık ...

Pellagra Hastalığı, (Sert Deri).

Besinlerde yeterince niyasin, B (vitamini) alınmaması sonucu meydana gelen bir hastalık. Vücut, doğal olarak içerdiği triptofan adlı amino asitten niyasin oluşturulabilir. Bu nedenle Pellagra hastalığı bu amino asit eksikliğinin de bir belirtisi sayılabilir. Pellagra hastalığının başlıca belirtileri, deri yangılanması, ishal ve bunamadır. Oysa vücutta doğal olarak bulunan birçok besleyici madde deri yangılanması, ishal ve bunamanın etkinliğini hafifletebilir.

Pellagra, bu nedenle, vücutta birçok vitamin eksikliğinin yol açtığı bir hastalık olarak tanımlanabilir.   Pellagra hastalığı ilk kez 18.  yüzyılda İtalya’ da ve Kuzey İspanya’ da görülmüştür. Bu yörelerde – pelle agro – (sert deri) olarak adlandırılan Pellagra hastalığının adı bu sözcüklerden türemiştir. Pellagra hastalığı belirli beslenme yöntemleri ile önlenebilir ve iyileştirilebilir. Besinlerle alınması gereken başlıca madde nikotinik asit (niyasin) dir.


Günümüzde Pellagra hastalığına az rastlanır; sindirim yolları hastalıkları, özellikle mide kanseri ve ülseri, ince ve kalın bağırsak hastalıkları ile birlikte görülür. Çok alkol alan kişilerde de bazen Pellagra hastalığı meydana gelir. Aşırı alkol alan hastaların uygun ve dengeli bir şekilde beslenmemeleri Pellagra hastalığına yol açar. Pellagra hastalığı, çocuklarda ve gebe kadınlarda görülür. Hastalığın deride yol açtığı yaralar, ilk kez güneş yanığı görünümünde kırmızı lekeler eritemler olarak ortaya çıkar.     Eritem genellikle kaşınır ve yanağa dönüşür, su kabarcıkları belirir, deri soyulur. Derinin soyulduğu yer kahverengi bir renk alır, sertleşir ve pul pul olur. Derideki bu yaralar genellikle ilk bahar aylarında ortaya çıkar. Kış mevsimi boyunca kötü beslenme ve güneş ışınları deri yangılanmasının yinelenmesine yada yeni yaralarlın oluşmasına yol açar. Pellagra hastalığında deri yaraları, yüzde, boyunda, dirseklerde, ellerde, dizlerde ve ayakların tabanlarında görülür.   Pellagra hastalığının yol açtığı sindirim yolları ile ilgili bir çok belirtiler arasında hazımsızlık, iştahsızlık, iştahsızlık sonucu kilo kaybı, dilin şişip duyarlılaşması ve ishal yer alır. İshal, Pellagra hastalığının en belirgin özelliğidir. Hasta sık sık dışarı çıkar ancak dışkısı az ve sulu olur. Deri yangılanması ve ishal sinirleri de etkiler. Sinirlerin etkilenmesi sonucu, baş dönmesi, baş ağrısı, halsizlik, kaslarda ani kasılma ve titreme görülür.  

Vitaminler yönünden zengin bir beslenme yöntemi uygulanarak Pellagra hastalığının önüne geçilebilir. Besinlerde özellikle bol miktarda nikotinik asit bulunulması gerekir. Nikotonik asitin bulunduğu besinlerin başlıcaları et, süt ve sütten yapılan yiyecekler, yumurta ve buğday taneleridir. Kahvede çok miktarda olan nikotonik asit sebze ve tahılda daha az miktarda bulunur. Mısıra dayanan beslenmeler Pellagra hastalığına yol açabilir. Çünkü mısırdaki nikotonik asit bağırsaklarda tam olarak soğurulmaz. 

Notaların yazıldığı beş paralel çizgi ...

Porte, Dizek,

Porte, üzerine notaların yerleştirildiği, 4 eşit aralık ve birbirine paralel 5 çizgiden oluşan şekildir. Notaların üzerine yazıldığı eşit aralıklı beş çizgi ve dört aralıktan oluşan şekle porte (dizek) denir. Çizgiler aşağıdan yukarıya doğru sayılır. 16. yüzyılda İtalyan rahip Guido d'Arrezo, nota okumayı kolaylaştırmak amacıyla renkli porte çizgilerini, ayrıca bir ilahinin her bir satırının ilk hecelerinden oluşan nota isimlerini müziğe kazandırmıştır.

Edinilmiş bilgileri kişinin öz malı durumuna getirmesi...

Özümseme, (İng. Assimilation ).  
(Asimilasyon ya da Özümleme).

Egemen bir kültürün yabancı bir budunsal topluluğu ya da bir kültür öğesini içine alarak kendine benzetmesi, kendi içinde eritmesi süreci.
Özümseme bir nesnenin veya bir olgunun var olan zihinsel şema içerisine yerleştirilmesi bu yolla sınıflanması ve daha sonra da kullanılması olarak tanımlanır.


 

Genellikle fen ve matematik problemlerine ilişkin programların yazılmasında kullanılan bilgisayar programlama dili...

Algol,
ALGOL, yüksek düzey bir programlama dilidir. Adı ALGOritmic Language 'den gelmektedir.   Büyük bilgisayar firmalarının (IBM vb.)  ALGOL 'u desteklememesi sonucu bu programlama dili geniş kitlelere hiç ulaşamadı. Her ne kadar geniş kitlelere ulaşamamış da olsa evrensel bir programlama dili yaratmıştır. PL/I, SIMULA 67, ALGOL 68, C, Pascal, Ada, C ve Java gibi dillerin atası sayılabilir. Ayrıca BNF formatının çıkması, ayrıştırma teorisinin şekillenmesi, derleyici tasarımı gibi alanlarda yapılan çalışmalarla ALGOL bilgisayar bilimine büyük katkılar sağlamıştır. 

Diğer programlama dilleri; 

ASP, ya da Active Server Pages (Etkin Sunucu Sayfaları), Microsoft tarafından geliştirilen internete yönelik sunucu taraflı (serverside) çalışan bir teknolojidir. Sunucunun sadece durağan sayfaları istemciye (ziyaretçi) göndermesi yerine, ziyaretçiden veri kabul edilmesi gerekliliğinin sonucunda ortaya çıkmıştır.

AWK, Alfred Aho, Peter Weinberger ve Brain Kernighan tarafından 1978 yılında geliştirilmiş ve bir çok Unix sürümünde (özellikle system v, version 3.1'den sonrakilerde) kendisine yer bulmuş, derleyici olmayan ve yalnızca yorumlayıcı bir programlama dilidir (dilin açık kaynak kodlu GNU versiyonu (GAWK) da, 1986 yılında Richard Stallman'ın tavsiyesi ile Paul Rubin ve Jay Fenlason tarafından yazılmış; 1988 ve 1989'da David Trueman ve Arnold Robbins yepyeni GAWK versiyonunun AWK ile uyumlu olacak şekilde tamamen baştan oluşturmuşlardır). 

Ada, İngiliz şairi Lord Byron'ın 1834' de ilk bilgisayar makinası sayılacak Charles Babbage'in analitik makinasını destekleyen kızı Lady Ada Lovelace'in ismini taşıyan bu program Amerikan Savunma Bakanlığı tarafından 1975-1983 yılları arasında bir ekibe sipariş ettirilmiştir.   

C# Programlama Dili, Microsoft'un geliştirmiş olduğu yeni nesil dilidir. Yine Microsoft tarafından geliştirilmiş .NET teknolojisinin sunduğu dillerden biridir.  Birçok alanda Java'yı kendisine örnek alır. Bunlardan birisi de derlenen değil yorumlanan bir dil olmasıdır.   

D programlama dili, D programlama dili, C dilinden daha yüksek seviyede ve hedef alınan işletim sistemi ve donanımlara göre uygulama yazılmasını kolaylaştıran bir "sistem ve uygulama" dilidir.   Delphi programlama dili, Temeli Pascal dilidir. Özellikle nesne yönelimli programlama anlayışıyla yapılandırılmış Turbo Pascal dilinin görsel sürümü denilebilir. Nesne, sınıf, kalıtım, fonksiyon aşırı yükleme (overloading) gibi temel nyp tekniklerini ve daha fazlasını içeren ve c den aşağı kalmayan güçlü ve esnek bir programlama dilidir. 

FORTRAN  1954'de IBM tarafından üretilen IBM 704 için ilk sürümü John Backus ve ekibi tarafından geliştirilmiştir. Fortran ilk yüksek düzey programlama dili olmasa da 1950'deki yüksek programlama dilleri derlenmeden, bir çevirici (interpreter) yardımıyla çalıştırılıyordu. Bu da makine koduyla yazılan programlardan en az 10 kat daha yavaş çalışmalarına sebep oluyordu.   1950'lerdeki bilgisayarlar için hız çok şey ifade ettiğinden yazması zor da olsa makine kodu bu yüzden hala populerdi. İşte bu noktada Backus ve ekibi hem yüksek programlama dilleri gibi kolay yazılabilen hem de makine kodunda yazılmış gibi hızlı çalışan bir programlama dili sözüyle Fortran 'ı tanıttılar.   Fortran 'ı diğer yüksek düzey programlama dillerinden ayıran bir çevirici yerine bir derleyici (compiler) kullanmasıydı. Sürümleri, O, I, II, III, IV, 77, 90, 95 dır. Fortran 90 ile birlikte FORTRAN olan yazım şekli Fortran olarak değiştirilmiştir.  

Cobol,  (COmmon Business-Oriented Language),

Java, Yordamsal dünyada, ilk temsilcileri olan Fortran ve Algol’dan bu yana pek çok dil geliştirildi. COBOL (COmmon Business-Oriented Language), Fortran ve Algol’un tam aksine, tamamen iş uygulamaları (business application) geliştirmek amacıyla 1950′lerin sonunda, Algol’de olduğu gibi, bir komite tarafından tasarlandı.

Ispanağa benzer bir bitki...

Hoşkuran, 
Tilki kuyruğu (Amaranthus lividus),

Hoşmerik, Hoşkıran, Hoşmelik, Hoşuran, Hoşvaran, Hoşveren,
Ohraşan

Horozibiğigiller familyasından olup,  çiçekleri, dalları ıspanak gibi pişirilen bir yıllık otsu bir bitkidir. Tarlalarda yetişen yenilebilir bir çeşit ot.

Tarımı yapılır. Tohum 30 cm. aralıklarla 3 mm. derine ekilir bitki filizlenince düzenli sulanır. Çiçekli dallarının İstanbul’ un kenar mahalle pazarlarında, Ege kasabalarında satıldığı görülür. Ispanak gibi sebze olarak pişirilip yenir.
 
Hem yaprakları hem de siyah benekli küçük sarı tohumları yenebildiği gibi, kurutulan tohumları öğütülerek ekmek yapımında kullanılabilir. Azteklerin başlıca tahıllarından olan Amaranth bol liflidir ve yüksek protein içerir.
 
Ağız ve boğazdaki yaraları iyileştirici , tümör ve siğilleri yok edici etkisi vardır.

Eczacılıkta kullanılan ve çürümeyen bitkisel zamk...

Karaya,

Edebiyat...

Yazın, 
Literatür,

Hoş görülmeyen bir şeyi arasıra yapma...

Kaçamak,
Hoş görülmeyen bir şeyi ara sıra yapma,
Bir şeyi belli etmeden, gizlice yapmaya çalışma,
Başkalarına belli etmeden, gizlice yapılan,
Mısır unundan yapılan yağlı bir yemek.

Huni biçiminde çukur yer...

Obruk,

Yatay veya yataya yakın tabakalı kireçtaşlarında bulunan yeraltı nehirlerinin veya aktif mağara tavanlarının çökmesi sonucu oluşmuş baca veya kuyu görüntüsü veren derin çukurluklardır.
Karstik arazilerdeki mağara ve galeri gibi yer altı boşlukların tavanlarının çökmesiyle oluşan derin çukurlardır. Derinliği ve genişliği bir metreden yüzlerce metreye değişen bu oluşumların içi genellikle suyla doludur.

Obruklar karst arazi denilen, genelde suyun kolayca eritebildiği kireçtaşları ve karbonatlar içeren düzlüklerde bulunan derin çukur şeklinde görünürler.

Hollanda' nın eski adı...

Batav, Hollanda (Nederland ). Batav Cumhuruyeti; 1794-95 seferi esnasinda Fransizlar'in isgalinden sonra Hollanda'da kurulan bir cumhuriyet.

Hollandia, Batava, Holanda, Olanda, Pays-Bas, Holland,

Hollanda Aruba ve Hollanda Antillerinden oluşur. Hollanda meşruti monarşi ile yönetilen bir Avrupa ülkesidir. Hollanda nüfus yoğunluğu fazla olan bir ülkedir. Peynir, yel değirmeni, bisiklet, lale, Holştayn adı verilen inekleri ve sosyal hakları ile tanınır.

19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bu eyalet iki eyalete bölünmüş durumdadır: Kuzey Hollanda (Başkent: Haarlem) ve Güney Hollanda (Başkent Lahey = Den Haag). Hollandaca' da "Hollanda" ifadesi sadece bu iki eyalet için kullanılır.

Adana ve Mersin yöresine özgü, nişasta ve gülsuyu ile yapılan bir tatlı...

Bici Bici,
Yaz aylarında yenilen, Adana' ya özgü bir tür tatlıdır. Halk arasında kısaca bici adıyla anılır. En bilinen şekliyle rendelenmiş buz, pişmiş nişasta, pudra şekeri ve şerbetten oluşur. Bici Bici geçmişte neredeyse tamamen seyyar satıcılarda satılan bir ürün olmasına rağmen son yıllarda restoranlarda ve kafelerdede tatlı olarak sunulmaktadır. Son yıllarda Akdeniz bölgesinde de yaygınlaşmıştır.

 Adana’ya özgü bir tatlı olduğu söylense de Bursa ‘da da oldukça meşhurdur bıcı bıcı yada diğer isimleriyle buzlu muhallebi veya su muhallebisi. Hatta Bursa muhallebisi diye bile anılır. 

Nişastadan elde edilen bıcı bıcı muhallebisi şerbet ile soğuk servis edilir. Genellikle yaz günlerinde tercih edilen oldukça hafif yapılı bir tatlıdır su muhallebisi. Bıcı Bıcı muhallebisinin şerbetinde kırmızı gıda boyası kullanılır.( Kırmızı renk veren herhangi bir meyveli içecek tozuyla da şerbet hazırlanabilir örneğin vişneli içecek tozu)
Malzemeler;
Nişasta 1 bardak
Pudra şekeri 1 su bardağı
Su 6 bardak
Gül suyu Yeterince
Bici boyası 1 tatlı kaşığı (Kırmızı gıda boyası),
Buz Kar şekline getirilmiş
 
Hazırlanışı;  6 bardak suya 1 bardak nişasta eklenerek pişirilir. Bu arada devamlı bir tahta kaşık yardımıyla karıştırılarak topaklaşması engellenir. Koyulaşan karışım bir tepsiye dökülerek buzdolabında soğumaya bırakılır. Üzerinin kurumaması için bir ıslak bezle örtülür. Dolapta bekleterek dondurduğumuz bici küçük kaselere küp şeklinde doğranır. İçine kırmızı boya ile hazırlanan su, pudra şekeri, kar haline getirilen buz ve gülsuyu eklenerek servis yapılır.

Karsambaç, sadece buz ve çok daha değişik şerbetlerle hazırlanan başka bir tatlıdır. Bici Bici'ye benzer fakat içinde nişasta ile hazırlanan bici bulunmaz. 

Kar Helvası, Karsambaç ile çok benzer olmakla birlikte onun aksine pekmez değil çoğunlukla vişne vb. meyve şurupları ile yapılır. Nazilli ve civarında yoğun olarak tüketilir.

Bir işi gerçekleştirmeye çalışma ...

Ked,
Bir şeyi anlatmakta obartma ve pekitme istenirse kullanılan edat.

Geleneksel bir Japon müzik türü...

Enka,
II. Dünya savaşı öncesi ve sonrasında Japonların en popüler müziği olmuştur.
Günümüzde Enka genelde yaşlılar arasında en sevilen müzik türüdür. Enka şarkıları genelde ümitsiz aşklar, nostalji vb. konular ile iligili sözlerden oluşan hüzünlü şarkılardır, bu sebeple ülkemizdeki arabesk ile benzerlikleri olduğuda söylenebilir.
 
Enka şarkıcıları, özellikle kadınlar, genelde geleneksel kıyafet olan kimono ile şarkılarını söylerler.

 

En ünlü Enka şarkıcıları; 
Kobayashi Sachiko
Kitajima Saburo
Hikawa Kiyoshi
Tendo Yoshimi
Itsuki Hiroshi
 
Birçok geleneksel Japon müzik türleri (Hogaku) bulunmaktadır.
Gagaku, Çin ve Kore kökenli saray müziğidir. Bu en eski geleneksel Japon müzik türüdür.
 
Biwagaku, Bu Biwa adı verilen dört telli gitara benzeyen bir enstrümanla yapılan bir müzik türüdür.
 
Nogaku, Noh gösterileri esnasında icra edilen bir müzik türüdür. Genelde bir koro, Hayashi flütü, Tsuzumi davulu ve diğer enstrümanlarla icra edilir.
 
Sokyoku, Koto enstrümanı ile yapılan müzik türüdür. Daha sonra Shamisen ve Shakuhachi ile eşlik edilir. Koto 13 telli kanuna benzer bir çalgıdır.
 
Shakuhachi, 55 cm. uzunluğunda bir flüt ile yapılan müzik türüdür. Çalgının adı eski Japon uzunluk biriminden gelmektedir.
 
Shamisenongaku, Shamisen çalgısı ile yapılan müzik türüdür. Shamisen sadece üç teli olan gitara benzer bir çalgıdır, Kabuki ve Bunraku gösterileri genellikle Shamisen eşliğinde yapılır.
 
Minyo, Japon folk şarkıları.

Bektaşi dervişlerinin kullandığı bir tür kemer...

Kamberiye,

Bektaşilerin hırkası beyaz renkli ve diğer dervişlerin hırkası gibi yakasızdır. Eskiden onlar başlarına Elif-i Horasani denilen bir külah giyerlerdi. Şems-i Tebrizi de o külahı giyermiş. Elif-i horasani külahı beyaz renkli kubbesi dört dilimli ve baş kısmı düğmelidir. Diğer külahların adı da Celali (Hüseyni) ' dir. Bektaşilerin Elif ve Edlemi dedikleri başka külahları da vardır.Bektaşilerin diğer giyim ve kuşamları arasında ise Habbe, Kamberiye, Tigbend, Cilbend, Cemceme, İki ağızlı Teber, keşkül, bıçak, ve çatal gibi şeyler sayılabilir.

Dergah' taAnadolu şalvarının üzerine kısa kollu, yakasız cübbe giyilmektedir. Cübbenin içine ise kefen anlamına gelen beyaz, yakasız gömlek giyilirdi. Bu gömleğe Tennure denir. Dergahtakiler bellerine yünden dokunmuş kemer takarlardı. Bu kemere bağlı cilbenk denilen deriden yapılma bir çanta ve ona bağlı boyna takılan 12 dilimli bir rozet bulunurdu. Bu rozete ise teslim taşı denmekteydir. Kuşak üzerine ise kamberiye denilen ucunda yumurta biçiminde taş olan kordonlu ikinci bir kuşak bulunur.

Genellikle arkasından yağmur getiren sert ve geçici yel...

Bora, İt. borea 
Genellikle arkasından yağmur getiren sert ve geçici yel. Sağanak yağışlarıyla son bulan, sert ve geçici rüzgâr.

Soluk mavi ya da gri renk...

Akmer,
Kamer, ay’dan akmer. Eski dilde Soluk mavi, gri renk.

Yaşadığı yerin yerlisi olmayıp başka yerden gelmiş kişi...

Manav,
Anadolulu. 
Oturduğu yerin yerlisi olmayıp başka yerden gelen, göçmen. 
Yörük. 
Yerli halk.

Hor görme, alçalma...

Zillet,
Hor görülme, aşağılanma.
Aşağılık, horluk, hakirlik, alçaklık.

Hizmete alıştırılmamış başıboş at...

Hergele, (farsça).

Binilmek ve yük taşımak için alıştırılmamış at, kısrak, beygir veya eşek, merkep sürüsü. 
Böyle bir sürüye dahil olan hayvan. Bir işe yaramaz işçi kalabalığı.
Terbiye ve görgüden büsbütün mahrum adam, görgüsüz kimseler için bir sövgü sözü olarak kullanılır.

Hergele Meydanı, 
Ankara Ulus' ta bugünkü İtfaiye Meydanı' nın eski adı bit pazarı ya da ikinci el eşya pazarı olarakda bilinen Hergele Meydanı adını 19. asırda şehre dışardan gelenlerin ve şehir esnafının bir araya gelmesinden dolayı hergelenin uğradığı yer anlamında Hergelen Meydanı adını almıştır.

Karadeniz Ereğli' de iskele cami yanındaki meydana halk tarafından verilen isimdir. Kentin en güzide serserileri bıçkın delikanlıları burada takılır, kızlara laf atar, beğenmediği tipleri döver. Buradan geçerken çok dikkatli olunmalıdır çünkü zamanında burada içki içenleri azarlayan bir amcanın kulağı kesilmiştir.

Hor görülen, aşağılanmış olan...

Ahkar,
Zelil,

Eski dilde, Hor görülen, aşağı tutulan, aşağılanan, mağdur edilen.
Şerefli, güçlü, izzetli anlamında olan aziz teriminin zıttı zelil olup aşağılık, hor, hakir, rezil anlamındadır.  

Hükümdar ya da devlet büyüğü gibi kimselere dayanan soy...

Hanedan, (Farsça hanedan, köklü aile, malikâne)
Hükümdar, devlet büyüğü vb. bir kişiye dayanan soy, büyük aile.
Belli ve büyük soydan gelen.

Hükümdarlara ve hükümdar ailesi mensuplarına verilen ad...

İlig,
Eski Türklerde hükümdar.

11. yüzyıl Karahanlı Uygur Türklerinden Yusuf Has Hacib' in Doğu Karahanlı hükümdarı Tabgaç Buğra Han (Ebû Ali Hasan bin Süleyman Arslan)' a atfen yazdığı ve takdim ettiği Türkçe eser olan Kutadgu Bilig' de hükümdarlara “ilig” ve “beg” yerine “melik” tabiri kullanılmıştır. 

Hint kimyonu, kara kimyon gibi adlar verilen bir tür baharat...

Keraviye, (Carum carvi, Caraway, Carvi)
Karaman kimyonu, Hint kimyonu,
Kara Kimyon, Frenk kimyonu,


Maydanozgiller familyasındandır. 1 metreye kadar boylanabilen iki yıllık otsu bitkidir. Gövdesi ince parçalı, yaprakları açık yeşil renkli tüylü, çiçekleri şemsiye biçiminde kümeler oluşturarak açan sarımsı beyaz renklidir. Kazık kökü, dallara ayrılan yapıdadır. Yumuşak toprakları seven frenk kimyonu bitkisi, döktüğü bu tohumlarla çoğalır. Anayurdu Avrupa ile Batı Asya’ dır. Ülkemizde Doğu Anadolu bölgesinde yetişir.

Karvon ve limonen adlı maddelerden oluşan ve % 6′ya varan orandaki uçucu yağ ile sabit yağ, reçine ve taneni içerir.

Bitkinin çiçek şemsiyeleri yaz ortasında toplanır. Güneşte kurutularak olgunlaştırılıp, başağı tutularak silkelenip tohumların dökülmesi sağlanır.

Faydaları;
İdrar söktürücüdür. Diyareyi (ishal) keser. Sindirimi kolaylaştırır. Özellikle çocuklarda gaz söktürücü ve karın ağrılarını iyileştirici etkisi vardır. Bebek emziren annelerde süt gelişini artırır. Kadınlarda aybaşı sancılarını hafifletir. Frenk kimyonu boğaz ağrılarında iyileştirici rol oynar. (Hazırlanan çay ile gargara yapılır.) Nefesin kokusunu da temizler. (Kuru frenk kimyonu tohumları ağızda çiğnenir. )

Hükümdarlık tahtına çıkma, tahta oturma...

Cülus, (İng.crowning ceremony).
Esk. Hükümdarlık tahtına çıkma, tahta oturma.

Ege bölgesinde yaprakları yenen bir ot...

Turpotu,

Ege'nin ve tabii ki Bodrum'un en bilinen ve sevilen otlarından birisi olup tarlalarda kendiliğinden yetişir. Turp Otu Haşlama ya da Salata yapılarak tüketilir. Tazeyken yaprakların ve taze dalların hafif acı (ancak bildiğimiz turpunki kadar bile değil), baharlı bir lezzeti vardır. Taze dallar soyularak yendiğinde bu acılık kalmaz. Yaprakları ve kökü hardal esansı içerir. İştah açıcıdır. Tohumların uyarıcı, canlılık verici, hatta kızdırıcı ve romatizma giderici etkileri vardır.

Radika (Rumca) - Acı güneyik -Kara hindiba ,
Labada (Efelek), 
Melevcan (Diken ucu),
Madımak ,
Ebegümeci-Ebegömeci,

Adana kenti yakınında bir höyük...

Velican Tepe höyüğü
Seyhan Baraj Gölü’ nde Karabıyık Yarımadası, Adana kent merkezinin yaklaşık 12 km. kuzeyinde yer alan ve günümüzde Seyhan Baraj Gölü içinde bir adacık şeklinde görünen höyük.,

Domuztepe höyüğü, 
Çukurova Üniversitesi’nin de bağlı olduğu Yüreğir İlçesi’ nde Seyhan Baraj Gölü altında kalan, antik Augusta (Gübe) kentinin  kuzeybatısında yer alan höyüktür.,

Aşak Tepe höyüğü, 
Aşak Köyü’nün batısında yer alır., 

Camili Höyük, 
Adana Merkez ilçelerinden olan Seyhan İlçesi’ nde kent merkezinin güneydoğusundaki Adana Çimento Fabrikası’nın yanında yer alan höyüktür.

Tepebağ Höyük, 
1998 yılından beri üzerindeki yapılaşma halen devam eden höyük, Adana kent merkezindedir.

Açıkgöz, akıllı, çalışkan, anlamında yerel bir sözcük...

Zirek,
Açıkgöz, akıllı, çalışkan.
Eli çabuk.
Çevik.

Açıkta yapılan satış...

İşporta, (İt. sporta, İng. hawking, vending )
Açıkta yapılan kayıt dışı satış .
Gezici satıcıların mallarını koymaya yarayan yayvan sepet veya bu işi gören, ona benzer araç, sergi,

Merdiven ya da merdiven basamağına verilen ad...

Ayakçak,
Badal,
Bat, Merdiven, merdiven basamağı.
Nerduvan,  
Nerbdan (Osmanlıca), 
Merdiven (Fransızca nerduban) (Far. nerdüban)

Merdivenin altından geçmek neden uğursuzluk sayılır?

Duvara dayanan bir merdiven, duvar ile arasında bir üçgen oluşturur. Bu, bir çok kültürde tanrıların kutsal üçgeni olarak bilinir. Örneğin piramitlerin kenarlarının üçgen olması da bu inanca dayanır. Bir üçgenin içinden geçmek de, bir kutsal yere meydan okumak anlamına gelebilir.

Eski Mısırlılar için zaten merdivenin kendisi iyi şansın sembolü idi. Merdiven olmasaydı, Güneş Tanrısı Osiris'i karanlıkların ruhundaki hapis hayatından kurtarmak mümkün olamayacaktı. Ayrıca merdiven, tanrıların katına tırmanmak için de şekilsel bir semboldü.

Asırlar sonra Hıristiyanlık bu inancı da Hz. İsa'nın ölüm şekline adapte etti. Çarmıha dayalı merdiven kötülüğün, hıyanetin ve ölümün sembolü oldu. İnsanlar, merdivenin altından geçmekle bütün bu kötü geleceklerle karşılaşabileceklerine inandırıldılar.

17. yüzyılda İngiltere ve Fransa'da suçlular darağacına götürülmeden önce bir merdivenin altından geçiriliyorlardı.

Değişik kültürler bu uğursuzluğa karşı bazı panzehirler geliştirdiler. Mesela Romalıların panzehiri yumruktu. O kişiler orta yani en uzun parmaklarını gerip diğer parmaklarını yumruk gibi yaparlar ve geçtikten sonra merdivene doğru sallarlardı.

Abani' de denilen bir tür kumaş...

Ağabani,
Akbanu,
Abani,

Genellikle sarık, bohça, kundak ve yorgan yüzü yapımında kullanılan, zemini beyaz, üzerinde safran renginde nakışlar bulunan ipek kumaş. Bu ürün Bursa Abani' si ile tanınmıştır.

İpekten sarımtırak dallı nakışlarla işlenmiş bir tür beyaz ve ağır kumaş. Sarıya çalan beyaz zemin üzerine, açık turuncu ipekle süslemeler yapılmış bez. Buna ‘Ağabani’ de denir.

Pekmez, un ve yağla yapılan bir çeşit helva...

Acemi,

Düşünce birliği içerisinde olma...

Konsenyüs,
Oydaşma, Düşünce birliği içerisinde olma.

Büyük Okyanus' ta, ekvator ile yengeç dönencesi arasında yer alan takımadaların tümü...

Mikronezya,

Mikronezya Adaları, Melanezya' nın kuzeyinde uzanan Guam, Mariana, Karolin, Yap ve Marshall adalarıdır. Mikronezya' daki öbür topluluklar Kiribati Cumhuriyeti'ni oluşturan Gilbert, Feniks, line ve Tuvalu 'yu oluşturan Ellice Adalarıyla Okyanus Adası' dır (Banaba). Volkanik oluşımlu Pona-pe Adası ve Truk, Yap, Kosrae ve Palau adalarında da tarihsel kalıntılar mevcuttur. Mikronezyahlar' ın Malaylar ve Polinezyalılar'ın bir karışımı olduğu sanılmaktadır.
Okyanusya' nın bir alt bölgesi olan Mikronezya (Yunanca küçük anlamında mikros ve ada  anlamında nesos kelimemelerinden adlandırılmıştır. Okyanusya bölgesinde yer alan Mikronezya, Kuzey Pasifik Okyanusu’nda Hawaii ile Endonezya arasında, Papua Yeni Gine' nin doğusunda yer alan adacıklar grubudur. Okyanusya' daki Kuzey Pasifik Okyanusunda adalar grubudur.Bu bölgede bulunan Mikronezya devleti eskiden, Ponape, Truk ve Yap Bölgesi olarak geçmektedir. Buradaki liman ve şehirler Colonia (Yap), Kolonia (Pohnpei), Lele, Moen ve başkent Palikir' dir. Mikronezya’da Chuukese, Kosrean, Pohnpeian, Yapese, Ulithian, Woleaian, Nukuoro ve Kapingaramangi dilleri konuşulmaltadır.

Mikronezyalılar' ın yaşamında hindistancevizinin önemli bir yeri vardır. Hindistancevizinden yemek için olduğu kadar, kopra elde etmekte de yararlanılır. Kurutulmuş hindistancevizi içi olan kopradan yağ, sabun, margarin üretilir. 

Ankara yöresine özgü, kıymalı bir börek cinsi ...

Entekke Böreği, Ankara.

Kullanılacak Malzemeler;
Un 1 kg.Yumurta 1 adet - Süt 1/2 su bardağı  - Kıyma 1/2 kg. - Hamur mayası Yeteri kadar - Maydanoz 1/2 demet - Yoğurt 3 çorba kaşığı - Biber 1 tatlı kaşığı - Margarin 1/2 paket - Tuz Yeteri kadar - Sıvıyağ 1 fincan - Sıvıyağ 2 su bardağı

Hazırlanışı;
Maya ılık süt içinde eritilir. Un, yoğurt, margarin, sıvı yağ, yumurta, mayave tuz ile karıştırılır, kulak memesi yumuşaklığında hamur yapılır, iyice yoğrulur, mayalanıncaya kadar bekletilir. Kıyma kuru kuru kavrulur, sulanınca bırakılır, ince kıyılmış maydanoz, tuz, biber konur. Hamur ceviz büyüklüğünde parçalara ayrılır, mermere un serpilir, hamur üzerinde yassıtılır. Arasına kıyma konup kenarları yapıştırılır. Kızgın yağda tava sallanarak pişirilir.

Frigya kralı...

Midas,

Kral Midas, Gordion kentinde yaşamış efsanevi Frigya kralıdır. Kral oluşu gibi yaşamı ve ölümü üzerine de mitolojiler yazılmıştır.  Yaşamı boyunca acılar çekmiş olan Midas, "eşek kulak"larıyla ya da "dokunduğu herşeyi altına çevirmesiyle" ünlenmiştir.
Kral Midas, Ankara civarında kurulmuş olan Frigya'da M.Ö. 738 - M.Ö. 696 yılları arasında Gordion olarak bilinen kentte yaşamıştır. Midas, hem tarihi kişiliği hem de mitolojik efsaneleri ile oldukça ünlüdür. Bu söylencelerden birisi meşhur "eşek kulaklı Midas"dır.

Hatay yöresine özgü yemekler ...

Hatay-Antakya yöresi yemekleri;


Abugannüç (Patlıcan salatası),
Arap kebabı,
Aşşur-Aşur (Dövme buğday ve et ile yapılır),
Bakla ezmesi,
Bumbar(Mumbar),
Daybulet (Bulgurlu ve nar ekşili top köfte)
Darabalı köfte(Ispanaklı oruk),
Etli Asür (Döğme-Hrise),
Ekşiaşı,
Gbaybet,
Humus,
Kaytaz böreği, Kıtte turşusu,
Kömbetli oruk,
Kuru Dolma, Kuruluk, Krus,

Libye(Börülce), Lepeç,
Maklube (çevirme),
Naneli oruk (Kibbil),
Oruk,
Sakız Murçu,
Sam oruğu (İçli köfte),
Semirsek-Sembüsek, (kıymalı börek),
Seyh mualla, Siste Yılan balığı, 
Siresil (yoğurtlu pilav),
Surke,  Stayri,
Şıhılmahşi, Şıh-ıl-mıhşe,(Sıhımahsi)-(kabak, acur ve patlıcandan yapılan dolma),
Şişperek,
Tepsi kebabı,
Turplu tarator,
Yumurta öccesi(Mücver),
Zahter salatası(Kekik salatası),
Tatlılar;
Burma,
Haytalla(Su muhallebisi),
Künefe, Kömbe, Mamul, Külçe, Kete, Hurmalı Kurabiye,  Kabak, Kerebiç,
Züngül-Müsebbek (Üzüm pestilinden yapılan bir tatlı),


Anlatımı güzelleştirmek için kullanılan söz estetiği...

Bedi,

Kuzu etinin kuyuda pişirilmesiyle yapılan bir tür kebab...

Büryan, Biryan, Perive, 

Doğrudan doğruya ateşte veya kap içinde susuz olarak pişirilmiş ete kebab denir. Kebab arapça Kebap' tan gelmektedir. Bingöl, Siirt yörelerinde ama genel olarak doğu-güney doğu anadoluda kuyu içinde pişirilen bütün yarım kuzudan yapılan kebablara verilen ad. 

Büryan, biryan kelimesinden türemiş yani etin bir yanı demek. Büryan Arapça’da ise, Perive olarak bilinmektedir. Büryan Kebabı, etin odun ateşi buharında tütsülenmesi esasına dayanıyor. Büryan kebabın yapımı için bir kuzu ikiye bölünüyor. Kuzu etinin (Yarım gövde) but ve kol kısmı ayrıldıktan sonra, leğen kemiği bırakılarak diğer kemiklerden sıyrılır. Kemikli etler, kuyuya yerleşebilecek büyüklükte kulplu kazan içerisine konur, su ilave edilerek köz üzerine yerleştirilir. 

Kemiksiz etler, çember şeklinde bulunan demire yerleştirilmiş çengellere, 10-15 tane yarım gövde, leğen kemiğinden asılır ve kuyu içerisine havada kalacak şekilde, duvarlara değmeden daldırılır, kuyunun üstü metal kapak ile kapatılarak kenarları çamur ile sıvanır. Pişme esnasında etin yağı, kazanın içine damlayarak, kuyu içerisinde duman oluşmadan etin daha lezzetli pişmesi sağlanır. Ortalama 2-2.5 saat sonra pişen kemiksiz etler, kuyudan çıkarılarak tezgah üstüne asılır. Kuyudan alınan pişmiş etler askılarda satışa sunulur. Kemikli ve kemiksiz çeşitleriyle servis edilir. Ayrıca kuzunun yağlı, yağsız veya orta yağlı kısımlarından da tercih edilebilir. Bıçak ile istenilen miktar kadar kesilerek tartılır ve kuşbaşı büyüklü ünde pide ekmek üzerine doğranarak, tuzlanıp taş fırında ısıtıldıktan sonra servis yapılır. Ortalama 3-3.5 saat sonra, kazan kuyudan çıkarılarak, pişen kemikli etler bir tepsi içerisinde tezgaha konur ve istenilen miktar kadar tartılarak, pide ekmek üzerinde tuzlanıp, taş fırında ısıtılarak servis yapılır.

Hatay yöresine özgü, et ve patlıcanla yapılan bir tür pilav...

Maklube,(Çevirme),

Hatay-Antakya yemekleri,
Maklube, kelime anlamıyla "ters çevirmek" manasına gelen, Ortadoğu`ya has ve binlerce yıllık geçmişi olan lezzetli bir yemektir. Yemeğin en büyük özelliği servis şeklidir. Bir sini içerisine tencere ters çevrilip tepesine vurularak kalıp şeklinde çıkarılır. 

Malzemeler: 
1 kg uzun patlıcan
1/2kg kuşbaşı et (bonfilelik et) 
2 su bardağı pirinç 
4,5 bardak su 
200 gr çam fıstığı 
125 gr margarin 
Baharat(yenibahar,karabiber) 
1 bardak kızartma yağı 
1 tatlı kaşığı tuz

Hazırlanışı: Patlıcanlar soyulur, boyuna dilimlere ayrılır ve kızartılır. Kızartma işlemi bittikten sonra patlıcanlar, yarısı tencere dibine,yarısı dik bir şekilde tencere kenarına dizilirler. Üzerinde parça etler önce haşlanır. Sonra kızartılır. Tencereye dizilmiş olan patlıcanlar üzerine parça etler yayılır. Ayıklanmış ve yıkanmış pirinç suyu, tuzu ve yağı ile birlikte tencereye ilave edilip üstü kapatılır. 20 dakika çok hafif ateşte pişmeye bırakılır. Piştikten sonra 5 dakika soğuması beklenir,sıkıştırılır ve servis tabağına çevrilerek konur. Çam fıstığı yağda kızartılır, üzerine dökülür. Yemek servis tabağında kek görüntüsündedir.


Başka bir tarif daha var.Bu tarif direkt et yani sebze yok. Hazırlanışı aynı olup pilavın etrafı salata ve yoğurtla süslenir. Bu süsleme elbette ağız tadına göre değişiklik gösterebilir. Aşağıda verilen tarif iki kişilik olup yuvarlak bir servis tabağı üzerine hazırlanmıştır.

Malzemeler;
250 gr. sotelik et
1 orta boy soğan
2 diş sarımsak
2 su bardağı pirinç
3 adet orta boy patates
2 su bardağından biraz fazla sıcak su      
3 kaşık tereyağı + 2 kaşık sıvıyağ
Kızartmak için sıvıyağ, Tuz, karabiber, pulbiber.
İstenilen miktarda istenilen salata çeşitleri ve yeşillik.

Hazırlanışı;
Pirinç 1 saat önceden ılık suda ıslatılır. Tencereye aldığınız etleri, suyunu bırakıp çekene kadar kısık ateşte pişirin. Etler sert olduysa bir 1 su bardağı sıcak su ileve edip suyunu çektirin.  1 kaşık tereyağını soğan, sarımsak, tuz, karabiber ve pulbiberer ekleyip 5-10 dk. kavurun. Kavurduğunuz eti 20-25 cm çapında yağlanmış bir tencerenin dibine yerleştirin. Patatesleri yuvarlak 1 cm kalınlığında halkalar halinde kesin ve sıvıyağda hafif kızartın. Kızartmış olduğunuz patateslerin yarısını etlerin üstüne tek sıra halinde dizin. 3 kaşık tereyağında pirinçleri tuzunu ilave ederek kavurun.  Patateslerin üzerine pirinçin yarısı dökün. Kalan patatesleri de tek sıra halinde dizin ve kalan pirinci de ekleyip hafif bastırarak düzeltin. Üzerine 2,5 bardak sıcak su ilave edin. Kısık ateşte pilav suyunu çekene kadar dibini yakmamaya dikkat ederek pişirin.  Düz geniş bir tepsi ya da servis tabağına pişen pilavı ters çevirip etrafını arzu ettiğiniz salata çeşitleriyle süsleyip servis edin.

Et yerine Tavuk eti de kullanılarak yapılabilir.


Dinsel ya da yarı dinsel bir konu üzerine bestelenen büyük ölçekli yapıt...

Oratoryo,  
(İtal. Oratorio, Fr. oratorio ), 
Solo sesler, koro ve orkestra için yazılmış, oyun ögesi bulunmayan, kutsal nitelikte müzik eseri.

16. yüzyılın ikinci yarısında Roma'da ortaya çıkan, hem kiliseyle, hem de tiyatroyla ilgili müzik türü. Lirik, epik ve dramatik türleri olan oratoryonun motet'le çile ile (paston), kantat ve kimi zaman da operayla yakınlığı vardır.

Kaynağı kesin olarak bilinmemekle birlikte, çileyi anlatan dini şarkıların oratoryoyu ortaya çıkardığı düşünülmektedir. Obrecht, Sermizy ve Lassus çile' lerini besteledikleri sırada "dramatik diyalog" ilkesine uydular. 1563'e doğru Oratorium Tarikatı'nın kurucusu Aziz Filippo Neri, Anomuccia, Palestrina ve Soto da Langa'dan sonra da Felice Anerio'dan, San Girolamo della Carita veya Santa Maria in Vallicella kilisesinde düzenlediği dini toplantılar için Laudi spirituali' ler yazmalarını istedi. Oratoryo terimi işte buradan gelir.

Üstünde hamur açılan ya da yemek yenilen tahta ...

Yastağan,
Yastağaç, Yastakaç,

Üzerinde hamur açılan daire şeklindeki tahta. Bunun ayaklı olanları köylerde sofra altı, yer sofrası olarak da kullanılır.

Meyve ya da çam kozalağı toplamak için, dalları eğmeye yarayan ucu çengelli ağaç, sırık ...

Keğe (Keke),
Gelberi de denilen ucu eğri ağaç, sırık.

Meyve toplamak için ucuna torba takılmış uzun saplı sırık ...

Gidali, Gugar, 
Kukara, Kukar, Kukaçi,  

Ocaktan öteberi çekmekte ya da tavana eşya asmakta kullanılan ucu baston gibi kıvrık deynek. Ucu eğri sırık, çengel.

Ağaçların tepelerindeki meyveleri toplamaya yarayan sopa...

Gugar,
Gidali,

Taze soğan, maydanoz, biber ve domatesle hazırlanan bir tür salata...

Bostana,

Malzemeler;
2 adet iri domates
6 adet yeşil soğan veya 1 adet kuru soğan
½ demet maydanoz
1 tatlı kaşığı salça
1 adet limon
1 çay kaşığı pulbiber
1 kahve fincanı su

Hazırlanışı;
Domateslerin kabuklarını soyun, soğan ve maydanozu ile birlikte ince ince kıyın. Salça, limon suyu, tuz ve pulbiberi ilave edip hepsini karıştırın. İçerisine suyu da ekleyip servis yapın.

Kutsal inanç...

İman,

Açık turuncu renk...

Kazayağı,

Açık sarı...

Samani,

Açık saman rengi...

Krem,

1938 Yılında Trabzon' da doğmuş güçlü bir desen ve renk anlayışının egemen olduğu yapıtlarıyla tanınmış ressamımız...

Mustafa Ayaz, (D. 1938 Trabzon) Türk ressam, öğretim üyesi,

İlköğrenimini Çaykara Merkez İlkokulu’nda tamamladıktan sonra, sınavını kazanarak girdiği Pulur İlköğretmen Okulu’nda üç yıl okudu. Resim öğretmenlerinin yeteneğini keşfetmesiyle; İstanbul Çapa İlköğretmen Okulu Resim Semineri’nin sınavına girdi. Sınavını kazandığı resim seminerinden 1959 yılında mezun oldu. Aynı yılda Devlet Resim ve Heykel Sergisi’ne iki çalışması kabul edildi.

1960 yılında yetenek sınavı ile Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü resim bölümünden 1963’te mezun oldu. 1966’da mezun olduğu okulda asistan oldu. Asistanlık tezini Arkaik, Klasik ve Barok uslupları konusunda vererek,  bölüme öğretmen olarak atandı. 1973 yılı itibarıyla üç yıl Hacettepe Sosyal ve İdari Bilimler Fakültesi’nde ek görev yürüttü. 1985’te aynı üniversitenin Güzel Sanatlar Fakültesi’nde resim bölümüne öğretim görevlisi olarak atandı. Bir yıl sonra kendi isteği ile emekli oldu. 1987 yılında profesör olan Mustafa Ayaz, aynı yıl Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ de öğretim üyesi oldu. 1988 yılında bu görevinden de ayrıldı.

Yurtiçinde ve yurtdışında çok sayıda sergi açan, karma sergi ve bienallere katılan sanatçının 400’den fazla yapıtı yurtdışı koleksiyonlarda bulunurken; 4000’e yakın yapıtı ise yerli koleksiyonlarda yer almaktadır.

2001 yılında, Ressam Prof. Adnan Turani ile İstanbul Güzel sanatlar Akademisi’ nin; 2002’ de Ressam Nuri Abaç ve Gazi Eğitim Resim- İş bölümü’nün; 2003’te Ressam ve Sanat Eğitimcisi Turan Erol ve Türkiye İş Bankası’nın; 2004’te Seramikçi Hamiye Çolakoğlu ve Anadolu Üniversitesi’nin; 2005’te Prof. Mürşide İçmeli ile EczacıbaşıTopluluğu’nun; 2006’da Ressam Kayıhan Keskinok ile Sabancı Topluluğu’nun değer görüldüğü ÇAĞSAV Onur Ödülü’nü 2007’de Yaşar Holding ile paylaşan Mustafa Ayaz, Ankara’da çalışmalarını sürdürürken; 5000 m2 kullanım alana sahip; inşaatına 2003 yılında başlanan ve ileride vakfa dönüşecek olan “Mustafa Ayaz Müzesi ve Kültür Merkezi’ nin de 2008 yılında sanatseverlerin hizmetine açıldı. 1971 TRT Sanat ödülü, 1975 DYO resim yarışması başarı ödülü gibi bir çok ödül kazanmıştır.

Nijerya' dan tüm dünyaya yayılan 1960' ların popüler bir dans müziği...

Juju, 

Nijerya' dan tüm dünyaya 1960' larda yayılan bir tür popüler dans müziğdir. 

Aynı zamanda batı afrika' ya ait muska içinde aynı isim kullanılır.

Bektaşilerde Dede' lere verilen para...

Hakkullah,
Çerağ akçesi,

Alevi ve bektaşi müritleri aydınlatmak için düzenlenen cemaatlerde dedelere yapılan yardım veya verilen para.

Alevi bektaşilerde dedelere, geçimlerini sağlamak için yapılan yardım. Dedelerin görevi, salt cem yönetmek değildir. Yılın belirli günlerinde, kendilerine bağlı yerleşim yerlerini dolaşarak toplum ilişkilerini gözden geçirirler, dedeye bu hizmet karşılığında her talip, daha önceden rehber ya da saygın bir kişinin başkanlığında toplanan kurum kendisine uygun bulduğu salmayı (parayı ya da malı) verir. Kimi kez bu bedel köyce toplanıp ortak verilir.

Alevilerde dini harcamalar cemaate bırakılmıştır. Devletin ya da o dönemdeki
yöneticilerin din üzeride otorite kurmamaları için, dinsel giderlerini Alevi toplumu tarafından karşılanması cihetine gidilmiştir. Demokrasi ve laiklik anlayışında inançların ve dini mekanların devlet kontrolünden ve müdahalesinden çıkarılarak, “sivil topluma” yani “cemaatlere” bırakılması görüşü ve uygulaması, çok eskiden beri hayata geçirilmiştir. 

Aleviler, ibadet kurumlarının idamesini Kur’an’ın şu Ayetleine dayanarak yaşamasını sağlamışlar ve bugüne dek getirmişlerdir. Enfal Suresi 41. nci ve Haşr Suresi 7. nci Ayetleri gereğince; her ikrar vermiş talip ve musahib kardeşler yılda bir kez olmak kaydıyla “Hakk’ullah” diğer adıyla “Çerağlık” vermek farz kılınmıştır.

Din vergisi de diyebileceğimiz bu nakti ya da ayni ödenti kişinin veya ailenin yıllık net kazancının beşte biri (1/5) oranındadır. Alınan bu “Hakkullah” da beş eşit parçaya bölünerek şöyle üleştirilir: 1) Velayet Makamı olarak Hace Bektaş Dergah’ına “Kara-kazan” hakkı. 2) Mürşid Makamına. 3) Pir Makamına. 4) Rehber Makamına. 5) Fakir ve yoksullara. 

Hakkullah yıllık “görgü cemi” döneminde ya da harman sonu rehberler tarafından toplanır ve cemi yürüten dede; hiyerarşik yapıya göre ve köy ya da yöredeki fakir ve yoksulların,ihtiyaç sahiblerin durumları göz önüne alınarak paylaştırılarak dağıtılır.

Bazı dönemlerde dergahlara devlet yöneticiler ve Sultanlar tarafından da “çerağ akçesi” gönderildiğini bilmekteyiz. Alevi dergahları daha çok birer üretim merkezleri şeklinde örgütlenerek çalışmışlardır.

Balık ağının alt ve üst yanına geçirilen keçi kılından yapılmış ip...

Faril,(İng. furl ).

İçten olmayan , yapmacık...

Suri,

Kuduz...

Akur, Kuduz (Rabies), 
Merkezi sinir sistemini ağır şekilde tutan bir zoonoz (insanlara hayvanlardan geçen hastalık).

Her yolla vücuda girebilen bir virüs ile oluşan, bulaşıcı, akut bir hay­van hastalığıdır. Hastalıklı hayvanın öteki hayvanları ya da insanları ısırması sonucu bulaşır. Köpek hem bu hastalığa en çok yakalanan hem de bu hastalığı insanlara en çok taşıyan hayvandır. Kuduz hastalığının köpekte ilk belirtileri huysuzluk, yutkunmada zorluk ve felçtir. Köpeğin ağzı açıktır ve bu da salya ak­masına neden olur. Kuduzun son devrele­rinde köpek ulumaya, koşmaya, atlayıp sıçramaya ve ısırmaya başlar. Sonunda felç gelir ve köpek ölür. Hastalık son aşa­maya çok ender olarak ulaşır. Çünkü ku­duz köpek hemen teşhis edilir ve öldü­rülür.

Kuduz; çakal, kurt, tilki, kokarca, sırtlan, ayı, yarasa gibi doğadaki tüm vahşi memeliler ve eğer aşılanmamışlarsa köpek, kedi, inek, eşek gibi evcil memeli hayvanlar arasında varlığını sürdürür. Bu hayvanlar tarafından ısırılan insanlara bulaşarak hastalık oluşturur. Sanıldığının aksine sincap, sıçan, fare, hamster gibi kemirgen hayvanlar ve tavşanlar taşıyıcı değildir ve bu hayvanlar tarafından ısırılma bir risk oluşturmaz. Kuş, yılan, balık, kaplumbağa, kertenkele ve böceklerde asla kuduz virüsu bulunmaz. Yarasa hariç bütün hayvanlar enfeksiyonun sonucu olarak ölürler. Kan emici yarasalarda virüs tükürük bezlerine yerleşir ve onları hasta etmez fakat diğer hayvanlara ve insanlara bulaştırabilir.

Kuduz hastalığını yapan virüs daha bu hastalığın belirtileri görülmeden çok önce hayvanın salyasında belirir. Bu virüs bir hayvanın ısırması ya da başka bir yolla insan vücuduna girdiğinde sinir sistemi yoluyla ilerler. Sonra merkezi sinir siste­mine yani omurilik ve beyne ulaşır. 

Her köpek ısırmasında kuduz olma ola­sılığı göz önüne alınarak mümkünse hay­van 10 gün süreyle göz altında bulundu­rulmalı ve kuduz belirtileri aranmalıdır. İlk yardım olarak, köpeğin ısırdığı yer he­men sıcak sabunlu suyla yıkanmalıdır. Sonra ısırık yerleri ve derin yaralan ucunda kör bir iğne bulunan şırınga ile temizlen­meli ve derhal kuduz hastanesine baş­vurmalıdır.

Eğer ısırıklar yüzde ve eldeyse doktor kuduz virüsünün hemen beyne ve sinir sistemine ulaşmasını önlemek için hastaya kuduz serumu (serum antirabicum) yapar. Bu, hastalığın kuluçka süresi­ni uzatmaya yarar. Daha sonra aktif bağı­şıklık sağlamak üzere kuduz aşısı (vacci-nun rabicum) yapılır. Aşıya duyarlık bu­lunması veya yüzde ısırıklar olması halinde ve kuduz hayvanla bir arada olan ama hastalık bulaşıp bulaşmadığı anlaşılama­yan küçük çocuklara da aşı uygulanır.

Eğer ısıran hayvan 7 gün sonra hala sağ­lıklı ise doktor uyguladığı tedaviyi durdu­rur. Kuduz hastalığı çoğunlukla mikrobu aldıktan 20 ile 90 gün içinde başlar. Belir­tileri, huysuzluk, korku, hiddet ve ışınlan yerin yanmasıdır.

Hastalık başladığında sesteki hafif boğukluk, yutkunma ve nefes almaya yarayan kaslarda spazm olması nedeniyle boğulma hissine yol açar. Hastalığa yakalanmış olan insan yutkunmayla ortaya çıkan acı nedenıyle su içmeyi reddeder. Bu belirti se­bebi ile sudan korkmak anlamına hastalı­ğa hidrofobi de denir. Hastalık ilerledikten sonra ölüm kaçınılmazdır. Kuduran kimse 2 ila 10 gun içinde ölür.

Kuduzu önlemek için en iyi yol bütün köpek yavrularını doğduktan hemen sonra kuduza karşı aşılamaktır. Çoğu toplumların ve kentlerin bu konuda kesin kuralları var­dır. Bunlardan bin de köpeklere tasma ta­kılması, sahipsiz köpeklerin başıboş dolaş­malarına engel olunmasıdır.

Kuduz, beyin ve omurilik dahil olmak üzere, sinir sistemine yönelik gayet ciddi bir virüs enfek­siyonudur. Kuduz genellikle hayvanları etkiler. Ama bir hayvan ısırması ve taşıyıcıyahut eğer hayvanın (virüsü içeren) salyası derinizdeki çatlaktan içeri girerse, bir tırmalama sonucu insanlara da yayılabilir.

Kuduz, derideki sinir bitimlerini enfekte eder ve daha sonra beyine sıçrar. Eğer derhal tedavi edilmez ise hemen hemen daima öldürü­cüdür. Herhangi bir vahşi hayvanın salyası ile temas ettikten sonra, olabildiği kadar çabuk bir şekilde tıbbi kontrole girmek hayatidir.
Amerika Birleşik Devletleri’nde, kokarcalar, rakunlar ve yarasalar, birincil taşıyıcı­lardır. Köpeklerin çoğu kuduza karşı aşılanır. Ama aşılanmamış köpekler, örneğin bir kokarca gibi vahşi bir hayvan tarafından enfekte edilmiş olabilir; ve bunu takiben insanları ısırarak virüsü bulaştırabilir.

Kuduzun semptomları, bir hayvan sizi ısırdıktan sonra, 7 haftaya kadar görünmeyebilir. Semptomlar, boyunda sertlik ve nöbetleri içerir; ayrıca kaygılı ve kafası karışık olabilirsiniz. Sıvı içmeye dair yapılan her deneme, kuduzun karakteristik semptomuna sebep olur – hidrofobi (”su korkusu”). İçmeyi denerseniz, boğazınızdaki kaslar spazm yapar ve tıkan­maya ve boğulmaya sebep olur. Semptomlar bir kere ortaya çıktı mı, genellikle 3 gün ila 3 hafta içinde, ölüm vuku bulur.

Her türlü hayvan ısırığı, acil tıbbi müdahale gerektirir; ısırık bölge­sini sabun ve suyla yıkayın ve acilen doktorunuza görünün. Doktorunuz, eğer gerekiyorsa, kuduz gelişimini önlemek için tedaviye başlayacaktır.

İlk önce, ısırığın çevresine ve kalçaya antikuduz antikorlar enjekte edilecektir. Bunu takiben, 5 adet kuduz aşısının birincisi kalçanıza vurulacaktır. Beş enjek­siyonun kalan kısmı, 4 haftalık bir süre boyunca kolunuza uygulana­caktır. Bu uygulama bir hayli acılı olabilir. Ama hayatınızı kurtarabilir.

Eğer mümkünse, hayvan yakalanmalı ve doktorunuza götürülmelidir. Hayvan, kuduz kanıtı aranmak üzere beyninin incelenmesi için öldürülebilir. Bazen, siz aşı olurken aynı zamanda, hayvan da gözlem altında tutulur. Eğer hayvanda, hiçbir kuduz semptomu görülmüyorsa, enjeksi­yonlar durdurulur.

Bektaşi dervişi...

Işık,

Avustralya'da yaşayan yerli bir halk. ...

Arandalar, 
Aruntular, 
Avustralya'da yaşayan yerli bir halk.,

İki atla çekilen kızak...

Zanka, (Rusça).
İki atlı kızak.

Sıkıntı, güçlük...

Zahmet,

Antalya ilinde bir mağara...

Antalya, mağara oluşumu bakımından oldukça zengin bir ilimiz olup, Toros dağ kuşağının eteklerinde kurulmuştur. Toros Dağları ana iskelet bakımından genellikle kireçtaşlarından (kalkerlerden) oluşmuştur. İldeki mağaraların büyük bir çoğunluğu da bu kireçtaşı formasyonları içinde gelişmiştir. Antalya’da yaklaşık 500 kadar mağara tespit edilmiştir. 

Bu mağaralar;

Altınbeşik-Düdensuyu, (Ürünlü köyüne 5 km. uzaklıkta, ilginç yeraltı mağarasıdır.),
Aslanlı -Yaren (Antalya'nın Kirazlı Köyü Yayla mevkiinde olan Mağara'ya gitmek için Kirazlıdan Kuşadası yolunun 3. kilometresinde Dereboğazı mevkiinde araçtan inerek yarım saatlik bir yürüyüş yapmak gerekmektedir.),
Aşıklar Mağarası, (Alanya'nın tarihi yarımadası, denize yakın yamacında iki girişli bir mağaradır. Aşıklar Mağarası'na Cilvarda burnuna doğru teknenin kayalıklara yanaşmasından sonra kayalara tırmanılarak çıkılır.),
Beldibi (Antalya'nın 26 km. güney-batısında deniz kenarındadır.),
Bucakalan (Akseki, Bucakalan, 340 m. derinliğinde mağara.),
Çimeniçi (Alanya ilçesinde bir mağara. Mağara, Alanya'nın doğusunda Cebireas güney eteğinde, Şıhlar köyü yakınlarında bulunur.), 


Damlataş Mağarası, (Alanya'nın içinde ve deniz kıyısında bulunmaktadır. Merkeze 3 km. uzaklıktadır. Toplam uzunluğu 30 m. olan mağara; kuru ve yatay mağara tipindedir.)
Dünekdibi (Akseki),
Dim-Gavurini, (Alanya merkezinin 12 km. doğusunda bulunan Cebereis dağı' nın yamacındadır. Türkiye'nin en güzel mağaralarından biridir. ),
Düdencik -Çınardibi, (Akseki, Cevizli),
Gavurini-Dim Mağarası, 
Gök Mağarası (Finike'de bulunan Gök Mağarası, mağara dalgıçlarının ilgisini çeken tatlı su kaynaklarından biridir.)
Geyikbayırı (Antalya'ya 26 km. uzaklıktaki ),
Gürleyik,

Karain (Traverten ovasından 150 m., denizden ise 430-450 m. yüksekliktedir.Antalya - Burdur karayolunun 13. km.'sinden sola dönülerek Karain Mağarası yoluna girilir. Antalya'ya uzaklığı 27 km.'dir ),
Kalpkapo (Türkiye' nin en derin mağaralarından biri.),
Karataş-Semahöyük Mağarası (Antalya'ya 115, Elmalı'ya 5 km. uzaklıktadır.)
Kocain (Antalya'nın 45 km. kuzeyinde yer alır. Türkiye'nin en geniş ağzına ve tek parça olarak en büyük galerisine sahip bir mağaradır. ),
Konakaltı (Antalya'da Atatürk Parkı'nın denize inen falezli kıyısındadır. Mağaraya karadan ulaşım yoktur. 60 m. toplam uzunluğundaki mağara yatay mağara tipindedir.)
Korsanlar Mağarası ( Alanya kalesi' nin bulunduğu tarihi yarımadanın altında bir deniz mağarasıdır. Teknelerle gidilir. )
Koyun göbedi (Akseki-Sadıklar Köyü'nün 3 km kadar güneydoğusunda bulunan mağara, Düdencik Mağarası'ndan sonra Türkiye'nin en derin mağaralarından biridir.)
Mahrumçalı (Manavgat'ın kuzeydoğusunda Gebecek köyünün biraz daha doğusundadır)
Mavi Mağara (Kaş-Kalkan arasında Kaş' 18 km. Kalkan' a 6 km. uzaklıkta)
Öküzini,

Peynirdeliği (Gedelme Yaylası mevkiindedir. Antalya'nın Kemer ilçesinden Gedelme yaylası'na kadar her türlü aracın gidebileceği bir yol vardır.),
Papazkayası (Mağara 40 m. yüksekliğindeki kıyı falezlerinin altında yer alır.),
Seycağızı (Yatay Mağara Akseki - Antalya)
Sırtlanini (Antalya, Kemer Karacasu ilçesi, Yukarı Çamarası ile Nart/Gedik köyü arasında yer alır.), 
Suluin Mağarası (Kırkgöz mevkiindeki Suluin Mğarası içindeki sarkıt ve dikitlerden dolayı daha önceden kuru olduğu tahmin edilen sualtı mağaralarından birisidir.)
Tilkiler (Yatay gelişmiş ve aktif bir mağara olup uzunluğu 7 km. dir.) , 
Zeytintaşı (Serik İlçesinin 15 km kuzeyinde bulunmaktadır. ),

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ