İslam dinine dönmüş olan...

Avdeti,
İslam dinine dönen (genellikle Musevi).

Antik Roma' da hatiplerin konuştuğu kürsü...

Rostra,

Eski Roma' da içi kürklü manto şeklinde bir erkek giysisi...

Gausapa,
Antik Roma' da esirler ve alt tabakanın giydiği, içi kürklü manto şeklinde bir erkek giysisine denir.

Eski Roma' da aşağı sınıf halkın ve balıkçıların giydiği bir çeşit palto...

Alikula,
Romalılarda aşağı sınıf halkın ve gençlerin giydiği küçük kısa manto.

Bir Fasulye cinsi...

Fasulye cinsleri; 
Anapa, Ayşekadın,
Barbunya fasulye,
Bombay,
Boncuk, Çalı,
Ferasetsiz,
Horoz,
Kara fasülye, Libye,




Dermason (iri taneli, ince kabuklu ve tadı güzel ),
Ferasetsiz-Ferasesiz
(Bursa’nın yüksek yörelerinde yetiştirilen, küçük taneli ve lezzetli bir fasulye cinsi).

Sarıkız (Oturak),
Şeker Fasulye,
Fasulye (Phaseolus vulgaris);
Taze, konserve ve kuru olmak üzere değişik şekilde değerlendirilen, besin değeri çok yüksek olan, hemen hemen tüm dünyada bol miktarda tüketilen önemli bir kültür bitkisidir. Orta Amerika kökenli olan bu kültür bitkisi 250 yıl önce Anadolu'ya gelmiş ve çok geniş bir yayılım alanı bulmuştur.

Taze fasulye A, B1, B2 ve C vitaminlerince zengindir. Taze fasulye de vücutta biriken asidi nötralize edebilecek baz fazlalığı da mevcuttur. Fasulyenin hazım olabilirlik oranı %84.1'dir.  Hatta fasulye baklalarında bulunan phasol ve phaseolin maddelerinin şeker hastalığında kullanılan insülin karekterinde olduğu ve bu yüzden kandaki şeker miktarının düşürülmesinde kullanıldığı bildirilmektedir. 
Meyveler bakla şeklindedir. Çiçeklerde döllenme olduktan sonra oluşan hava sıcaklıklarına bağlı olarak meyve gelişmeye başlar. 30 C’nin üzerindeki sıcaklıklarda, kuraklıkta (düşük hava nemi) söz konusu ise döllenme olduğu, bakla teşekkül ettiği halde meyve gelişmez ve dökülür.

Meyve gelişmesi için ideal sıcaklıklar 15-25 C arasındaki sıcaklıklardır.
Baklalar;
etli, ince, kılçıklı, kılçıksız, iplikli veya ipliksiz olabilirler.
Fasulyelerin hemen tamamında kılçık, bakla genç ve taze iken görülmediği halde daha sonra görülebilir. Hasatta bitkinin zarar görmemesine özen gösterilir. Baklalar yukarıya doğru çekilerek koparılır. Baklaları aşağıya doğru koparmaya çalışmak bitkiye zarar verir. Hasat edilen fasulyelerde meyvelerin pazarlanmaya kadar muhafazası önem taşır.

Hasattan sonra meyvelerin gölge bir yerde, yüksek rutubetli (%80’in üzerinde) bir ortamda korunarak su kaybetmeleri önlenmelidir. Aksi halde hızla su kaybederek pörsürler, Pazar değerini kaybederler. %80’in üzerindeki nem içeren ortamlarda +4-5 C’de 8-10 gün süre ile muhafaza edilebilir.


Etli Kuru Fasulye yemeği;
Eğer kuru fasulyeyi pirinç veya bulgur pilavının yanında ikram edeceksiniz bu ikiliye en iyi arkadaş karışık turşu, pilav üstü servis edecekseniz o zaman ayran daha uygun olabilir.

Malzemeler;
2 su bardağı kuru fasulye, 1kg kemikli kuzu eti (kuzu kol), 4 adet orta boy kuru soğan, 2-3 yemek kaşığı zeytinyağı ,yarım yemek kaşığı domates salçası, yarım yemek kaşığı biber salçası, 4-5 adet kurutulmuş acı sivribiber, 1 tatlı kaşığı tuz.

Yapılışı;
Kuru fasulyeleri akşamdan veya ertesi gün sabah erken saatlerden tencereye koyup yıkayın. üzerini 4-5 parmak geçecek kadar soğuk su koyun. tencereyi ocağa koyup 1 taşım kaynatın. altını kapatıp 6-7 saat bekletin. bu süreden sonra tencereyi tekrar ocağa alıp kısık ateşte kendi suyunda fasulyeler yumuşayana kadar pişirin. (suyu az gelirse kaynamış su ekleyin.)

Fasulyeler pişerken ayrı bir geniş tencereye 4 adet kuru soğanı yemeklik doğrayın.  zeytinyağını koyun. etleri yıkayıp ilave edin. ocağa alıp etler bıraktıkları suyu çekene kadar kavurun. Daha sonra etlere salçaları ve acı biberleri ekleyin. Etlerin üzerine çıkacak kadar kaynar su ilave edin. Etler yumuşayana kadar pişirin. 

Her ikisi de pişince fasulyeleri etlerin üzerine boşaltın.  Eğer fasulye ete göre fazla görünüyorsa bir kısmını piyaz yapmak için ayırın. Tencereye tuzu da ilave edip 1-2 taşım kaynatın. Afiyet olsun.

Buğday tanesinin olgunlaşmış içi...

Evin,
Bir şeyin içindeki öz, lüp. 
Buğday tanesinin olgunlaşmış içi, özü, habbe.

 

Muğla'nın Dalaman ilçesinde bir mağara...

Zeynepini,

Tiyatro dilinde sahne tasarımı...

Senofra,

Tiyatro sahnesine, ışık ve ışıldakların yerleştirildiği, izleyiciye en yakın yer...

Ramp,

Gökkuşağı...

Gökkuşağı (İng. Rainbow), Tiraje,
Alai, Alaimisema, Alkım, 
Ebekuşağı, Ebemkuşağı, Elleçalla, Eleğimsağma, 
Hacılar kuşağı,
Meryemanakuşağı,
Sam, 
Yağmurkuşağı, Yaygır,
İzlanda edebiyatında ise gökkuşağına Absron denir.

Gökkuşağı, güneş ışınlarının yağmur damlalarında veya sis bulutlarında yansıması ve kırılmasıyla meydana gelen ve ışık tayfı renklerinin bir yay şeklinde göründüğü meteorolojik bir olaydır. Gökkuşağında görülen yedi renk; kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi lacivert ve mordur.Tipik bir gök kuşağı kırmızı, turuncu, yeşil, mavi ve mor renklerinden meydana gelen bir renk sırasına sahip bir veya daha fazla aynı merkezli arklardan ibarettir. En çok rastlanan çeşidi ilkel (birinci) gökkuşağıdır. Bu çeşidin merkez açısı 42° civarındadır ve kırmızı renk dış tarafa, mor renk iç tarafa isabet eder. Bazen ışığı daha zayıf merkez açısı 50° civarında olan tali (ikinci) gökkuşağına da rastlanır. Bunda renk dizilişi diğerinin tersidir. Bunların haricinde sadece dar kırmızı veya kırmızı-yeşil renk bantlarından müteşekkil küçük kuşaklar da görülür ve bunlar birinci gökkuşaklarının iç tarafında ve ikincilerin dış tarafında bulunurlar.

Gökkuşakları; ışık ışınlarının yağmur damlaları ve sis tanecikleri tarafından kırılması, yansıtılması ve dağıtılması ile meydana gelir. Büyük damlaların meydana getirdiği kuşaklar en parlak ve renk ayrılması en belirgin olanlarıdır. Küçük yağmur damlalarının meydana getirdiği kuşaklar ise daha zayıf ve daha geniş olurlar. Bunun en tipik örneği sis kuşağı olarak da isimlendirilen ve sis bulutu veya buğusu tarafından meydana getirilen beyaz kuşaklardır.

Volkanik kayaçlarda kristaller halinde bulunan mineral madde...

Ojit, 
Ca(Mg,Fe,Al)Si2O6

Kayaç, mineral topluluklara verilen ad. Çeşitli mineralleri veya  taş parçacıklarının veya tek bir mineralin çok sayıda birikmesinden meydana gelir. Granit ve Bazalt çeşitli minerallerdeki kumtaşı, değişik kum tanelerinden, mermer ve kuvarsit tek bir mineralden oluşmuş kayaçlardır.

Ojit;  CaMgSi2O6     Sertlik=6              Yoğunluk= 3.3-3.5 gr/cm3



Bileşimindeki Al ve Fe' de bulunabilir.Monoklinal sistemde kristalleşir. Yan saydam, genellikle opak; koyu yeşil veya kahverengi, çoğunlukla siyahtır. Üfleçte eriyerek siyah ve çoğunca manyetik cam halini alır.

Ojit siyenit,
 Bayağı Ojit, 
Bazaltik ojit, 
Fassait, 
Diallaj,
Ejiirin, 
Jadeit, 
Diopsid, 
Enstatit, 
Bronzit, 
Hipersten,

"Sarıağız" da denilen ve 30 kg. kadar olabilen, eti makbul bir balık...

Gıranyöz (Granyöz)
Muskar,
Sarıağız balığı,
(Argyrosomus regius asso)  
Sciaenidae familyasının bir türü olan Argyrosomus regius Asso,  Akdeniz, Marmara Denizi, Karadeniz' in batı sınırlarında, Kızıldeniz' de ve az da olsa Hint Okyanusunda dağılım göstermektedir. Hızlı büyümesi, yem dönüşüm oranının yüksek olması, geniş tuzluluk aralığında yaşayabilmesi ve kaliteli et yapısı ile yetiştiricilik için büyük potansiyele sahip alternatif bir tür olarak kabul edilmektedir.

Sıcak ve ılık denizlerde 100 - 150  m. derinliklerin taşlık, mercan, kayalık bölgelerinde yaşar. Etçil bir balıktır. Kendinden küçük ne bulursa yer. Ortalama boyu 50 - 60 cm. en çok 2 m. ve 75 kg. olanlarına da rastlanır. Etinin lezzet ve verimliliği ile bolca avlanılmasından dolayı ekonomik değeri yüksektir. Fazla gezici bir balık değildir. Denizin ısı şartlarına göre bahar ortalarından Ağustosa kadar üremelerini sürdürürler.  

Tropikal bölgelerde yumruları besin olarak kullanılan bitki...

Manyok,(Cassava).
Taro,

Manyok çeşitli yetiştirme koşullarına, toprak çeşidine ve gübre miktarına adapte olabilen çok dayanıklı bir ekindir. Bu ekin özellikle az gübreli topraklarda yetişebilen, hatta diğer ekinlerin yetişemediği yerlerde bile iyi verim veren bir ekindir. Manyok ekimi biraz toprak hazırlanması ve toprağın içine gövdeyi yerleştirmekten başka bir işlem gerektirmemektedir. Bununla beraber, toprağın içine girmiş köklerin hasat zamanında kazılması işçilik gerektirmektedir. Manyok birçok çiftçinin gözde geçim kaynağıdır çünkü verilen her bir işçilik için diğer ekinlere göre daha fazla enerji sağlamaktadır. Olgunlaşma için 6-10 aylık bir büyüme sezonuna ihtiyacı vardır. 

Çiğ manyok, cyanogenik glukozitler içermektedir, bilhassa linamarin ve lotausralin olan ve prussic aside dönüşen (hidrojen cyanide, HCN) ve manyok köklerinin kırılmasıyla açığa çıkan linamarase enzimi ile temasa geçmektedir. İyi işleme ve pişirme metotları cynaide miktarını azaltmakta ve akut cyanide zehirlenmesi nadiren meydana gelmektedir. Kronik cyanide zehirlenmesi manyok tüketiminin çok olduğu yerlerde (uzun süreler günde 7 kg veya daha fazla taze kök tüketimi) özellikle iyot ve/veya protein tüketiminin az olduğu yerlerde gözlenmektedir.

Tatlı patates, içerisinde bulunan Manyok, cocoyam ve yam aynı zamanda fitat içermektedir. Fermente gıdalara işlenmesi ile kök bitkilerindeki fitat miktarını ters etkisini geçersiz kılacak kadar azaltmaktadır. Fermantasyon esnasındaki fitat kaybı fitaz enzimiyle alakalıdır, bu enzim doğal olarak yumru bitkilerde bulunur veya fermentatif mikroorganizmalar tarafında daha az bir azaltıcı etkiye sahiptir. Fırında kurutma sadece küçük bir azaltıcı etkiye sahiptir. Pişirme de önemli bir etkiye sahiptir.

Kurbağadan aşırı derecede korkma...

Ranidafobi,
Kurbağalardan korkma hastalığı.

Doğu Karadeniz yöresine özgü mısır ununa çeşitli sebzeler katılarak yapılan yemek...

Lames,

Divan edebiyatında güzeller ve yakışıklı gençler hakkında yazılan kitaplara verilen ad...

Hubanname,

Güzel ve yakışıklı gençler hakkında yazılan kitap. (Güzel kadınlar hakkında yazılanlara ise "zenanname" denilir.) Dünyanın çeşitli uluslarına mensup delikanlıların özelliklerini anlatan eserler hubanname olarak bilinmektedir.

Hubanname' den (Erkekler kitabı) bazı örnekler...

Zengibar (Zenci) Erkekler: Ey gecenin rengi gibi benli, güzelliği gizli olan zencinin genci!.. Yanakları sade de olsa, yüzü tebessüm de etse, aşığın gözü kör olmadıkça öpülmeye layık görülmezler. İsimlerine "Mercan" diyelim, ama onunla birlikte olmayı kim kabullenecek? Sadakatleri meşhur, kahraman, sevimli ve vakurdurlar; isimleri görünüşte değişiktir ama içleri baştan başa cevherdir. Fakat anlayış gözü kör mü acaba? Parlak gündüz ile gece bir mi? Bırak, onları hatırlamasak daha iyi olacak. Geriye kalanları bir tütsü kabına koysak, hepsi amber olur.

Halep ve Urfa erkekleri: Rüzgarın can verdiği, mutedil bir havası var Halep'in. Hoş yürüyüşlü dilberleri temiz, yanaklarının aynası saf. Ama çocuklarının yüzlerinde bile yara çıkar, erkeklerinin hepsi yaralı.

Anadolu erkekleri: Bunlar adetlerine bağlıdır, yaratılışları sırasında aldıkları özelliklerini daima korurlar. Yani ne cilve, ne edalı yürüyüş, ne de kötü söz bilirler. Hepsinin budala yaratılışlı olmasının aslında yüz sebebi var ama çoğu cennetlik. Ham vücutları da pişmemiş, endamları kaba. Yüzü ay gibi bile olsa, cansız bir şekli ne yapayım? Cisminin kabalığı, resmini bile uygunsuz kılıyor.

 İstanbul erkekleri: Dünya sanki bir kitap, İstanbul da onun fihristi. Bazen insan harmanı yapıldı burada, bu yüzden her cinsin tohumu var. Bütün dilberlerin bukalemun gibi renk değiştirmesinin sebebi de işte bu. Uykulu tavırlı, edalı, güler yüzlü, tatlı seslidirler. Kadın gibi, bilmem ne gibi kırıtarak yürürler. Nazik boyu ince bir fidanı, yanağı ve yüzü sonbahar yaprağını andırır.
Güzelleri birbirine benzemez, üstelik renkleri de değişiktir ama hepsi naz ve niyaz ehli, aydınlık çehrelidir. Naz ve sitemde üstat, cevir ve cefa etmeye alışıktırlar. Ona Karun kadar mal harcasan, ne kadar sihirler, füsunlar yapsan, ciğerini önüne koysan, bin bir vade ile kucağa gelir ama yine de göğsünü kırar geçirir. Kimi hafız, kimi molla, kimi şair, kimi de seçkinin de seçkini.

Rum erkekleri: Sanki aleme bir güzellik zerresi düştü, Rum milletine ise güzelliğin kubbesi verildi. Kadını da oğlanı da güzel, her biri birer afet. Yosma yürüyüşlü, şuh edalıdır hepsi. Ermenilerin yumuşaklığına, Yahudilerin miskinliğine onlarda rastlanmaz. Galata meyhanelerindeki çocuklar, en iyi insanı bile yolundan çıkartır.

Ermeni erkekleri: Yüzlerinin ifadesi hummalıdır ama güzellikleri Rum gibi olmaz. Nazik huylu Serkis. Vücudu nazik, boyu ince uzun, bacak kılları az ama şehveti kışkırtmıyor. Bedeni vahşi görünüyor. Kılları samur gibi. Karakış için iyi bir güzel; onu kışın kullanmak için sakla. Göğsü bir kıl tarlası, her kılı bir eşek lalesi. 

Yahudi erkekleri: Çehreleri ak olur, kırmızı yüzlüleri, esmerleri azdır. Güzellikte ufukların en şuhu bile olsa, başı kel olanı neyleyeyim? İşte Yahudi'nin başı kel, yüzü sarı. Bu, onun soyundan geliyor. Bedeni ve yüzü beyaz. Katı gönüllü, her millete düşman olmuşlar.

Çingene erkekleri: Dilberleri hoşça, yüzleri esmerdir. Musiki onlara Allah vergisidir. Hareketleri anlamlı ve ölçülüdür. Sesleri nazik ve gevrek, sözleri şerbetten lezzetlidir. Onlarla gizlice "alışveriş" yapmak mümkündür. Birçok bahaneyle kapıya gelirler.

Konuşmayı etkili kılmak için aralara serpiştirilen ve karşılıksız kalacağı bilinen soru...

Ayta,

Gaziantep ilinde ünlü bir antik kent...

Zeugma,(Mozaik kenti)

Belkıs/Zeugma Antik Kenti
Gaziantep ili, Nizip İlçesi , Belkıs Köyü sınırları içerisinde Fırat Nehri'nin kıyısında yer alır. Yaklaşık 20 bin dönümlük bir arazi üzerine kurulmuş olan Belkıs/Zeugma Antik Kenti; Fırat'ın geçilebilir en sığ yerinde olması, askeri ve ticari bakımdan çok stratejik bir bölge olması nedeniyle tarihin her döneminde önemini korumuştur. 80 bin nüfusu ile döneminin en büyük kentlerinden biri olan Belkıs/Zeugma, tarihin değişik dönemlerinde değişik isimlerle anılmıştır. 
 
Büyük İskender’in generallerinden ve daha sonra Suriye Kralı da olan Selevkos Nikator kendi adıyla, Fırat nehrinin adını birleştirerek M.Ö.300 yılında burada Selevkos Euphrates ( Fırat’ ın Silifkesi ) adında bir kent kurar. Daha sonraları M.Ö.1.yy.’da kent Roma hakimiyetine girer .Bu hakimiyet değişikliğiyle birlikte kentin adı da değişerek köprü, geçit anlamına gelen ve bütün dünyada bilinen şekliyle “ Zeugma” adını alır. Roma İmparatorluğu’nun 4.Skitia Lejyon Garnizonu’nun burada konuşlandırılması ve ticaret sebebiyle kısa zamanda 80 bin nüfusa ulaşan Zeugma’da Fırat manzaralı yamaçlara villalar inşa edilir. 80 bin kişilik nüfus Zeugma’yı dünyanın en büyük kentlerinden biri haline getirir. Örneklemek gerekirse Zeugma, komşusu sayılan Antakya (Antiokheia) ile Mısır’daki İskenderiye’den ( Aleksandreia) ‘dan daha küçük, Atina (Athena) ile aynı büyüklükteydi. Pompei ve şimdi dev bir metropol olan Londra (Londinum) ‘dan ise birkaç kat büyüklükteydi.

Ünlü coğrafyacı Strabon da Zeugma’dan bahsetmektedir. Hellenistik dönemde Selevkos Nikator zamanında Zeugma’da önemli imar faaliyetleri yapıldığı bilinmektedir. Kentteki Akropolün üzerine kader tanrıçası Thyke’nin bir tapınağı yapılmıştır. Bu tapınak halen toprak altındadır. Zeugma Antik Kenti kendi şehir sikkesi de basmış Roma Kentlerinden biridir. Sikkeler üzerine bir tarafına Thyke tapınağı , diğer tarafına da güçlülüğü simgeleyen Roma Kartalı motifi basılmıştır.

Osmanlı mutfağına özgü, çamsakızlı su muhallebisi...

Helatiye,

Cumhuriyet dönemi şan ve opera sanatçısı olan ve 1987 yılında "Devlet sanatçısı" unvanıyla ödüllendirilen solist ...

Ayhan Baran, (d. 3 Nisan 1929, Ankara) 
Cumhuriyet dönemi şan ve opera sanatçısıdır.

Uluslararası şan ve opera sanatçımız Ayhan Baran (bas) Avrupa’daki etkinliklerine 1959 yılında Münih’te Bavyera Radyo Senfoni ve Hannover’de Niederrsachsen Senfoni orkestraları eşliğinde verdiği konserlerle başlamıştır. 1961 yılında “Enescu” ve 1963 yılında “Verviers” şan yarışmalarında ödüller kazanan sanatçımız, 1963 yılında “Harriette Cohen” altın madalyasına layık görülmüştür. 1967 ve 1969’da Düsseldorf ve Daisburg operalarında konuk sanatçı olarak sahneye çıkan Baran’ın 1968 yılında Londra’da Maria Rossi yönetimindeki orkestra eşliğinde seslendirdiği Verdi’nin “I Vespri Siciliani” operası, İsviçre’de Sonic firması tarafından plak yapılmıştır. Budapeşte Filarmoni Orkestrası eşliğinde Adnan Saygun’un halk şarkılarını içeren dört plak ise 1985 yılında Fransız Plak Akademisi’nin ödülünü kazanmıştır. “Devlet Sanatçısı” ünvanıyla onurlandırılan solistimiz, İstanbul Devlet Operası’ndaki görevini sürdürmektedir.

Önceleri hıristiyanca bir sosyalizm yaratmaya çalışmış, sonradan Rus gizli polisinin ajanı olarak 500' den fazla kişinin öldüğü ünlü "Kanlı Pazar" gösterisini (1905) yönetmiş Rus rahip...

Papaz Gapon, 

Papaz Gapon adında bir Ohranka ajanı bu yürüşü örgütlemişti. Örgütlenmiş büyük bir kitle Çar'a (yaşam koşullarının iyileştirilmesi amacıyla) dilekçe vermek için yola çıktı ama askerlerce tam bir katliamla karşılandı.
9 Ocak 1905 sabahı erkenden işçiler, Çar'ın o sırada kaldığı Kışlık Saray'a yürüdüler. Aileleriyle, karıları, çocukları ve yaşlılarıyla birlikte gelmişlerdi. Çarın resimlerini ve kilise bayraklarını taşıyor, ilahiler söylüyorlardı. Silahsızdılar. Caddelerde 140 000'den fazla insan toplanmıştı. II. Nikola onları düşmanca karşıladı. Silahsız işçilerin üzerine ateş açma emri verdi. Çarın askerleri tarafından o gün 1000'den fazla işçi öldürüldü, 2000'den fazlası yaralandı. Petersburg sokakları işçilerin kanıyla kızıla boyandı. Bu olay tüm Rusya'da büyük tepkilere sebep oldu. Sadece o ay grevlere 450.000 işçi katıldı. Kitleler Kahrolsun zorbalık sloganıyla sokaklara dökülmüştü. Bu olayla sosyal demokrat partilerin (özellikle işçiler ve köylüler üzerindeki) etkinliği arttı ve bu olay bir anlamda başarısız 1905 Devrimi'nin kıvılcımı olmuştu.

Memelilerde ana ile dölüt arasında kan alıp verme işini sağlayan organ...

Etene, ( İng. placenta ),
Meşime,
Döleşi,
Son,
Plesenta-Plasenta,

Memelilerde fetüsün besin gereksinimini karşılamak ve atık ürünlerini atmak amacıyla, korion ve döl yatağı mukozasının birbiriyle birleşmesinden oluşan anneyle fetüs arasında ilişkiyi sağlayan, allantoyis, amniyon ve vitellus keselerinden oluşan geçici bir organ, , son, eten, etene, yavru zarları, meşime, plasenta, fetal membran. 

Buradan östrojen, progesteron, gebe kısrak serum gonadotropini, insan koryonik gonadotropini, insan koryonik somatomammotropini, relaksin gibi hormonlar salınır.

Kenya' daki yerli halkın beyaz azınlığa karşı ayaklanma hareketini yöneten ve 1960' ta ortadan kaldırılan gizli örgüt...

Mau Mau,

Mau Mau isyanı ya da Mau Mau direnişi
Kenya' da yaşayan en kalabalık etnik grup liderliğinde İngiliz koloni yönetimine karşı 1952  yılında başlatılan ayaklanmanın adıdır. 1952 - 1960 yılları arasında Kenyalı direnişçilerin Britanya sömürgeci yönetimine karşı sürdürdüğü ayaklanma askeri açıdan başarısız olmasına rağmen Kenya'nın bağımsızlık sürecini hızlandırmıştır.



 Direnişçiler kendilerini Muingi ("Hareket"), Muigwithania ("Anlaşma"), Muma wa Uiguano ("Birlik Yemini") veya Kikuyu Central Association (KCA) (Kikuyu Merkezi Topluluğu) olarak adlandırıyorlardı. Britanya taraftarı kaynaklara göre isyanda ölen sivil Kenyalıların sayısı 11.503 cıvarındadır. Fakat diğer kaynaklarda gerçek sayının 20.000'i aştığı tahmin edilmektedir.

Büyük sahrada özellikle kış aylarında esen sıcak kuru rüzğar...

Harmattan,

Kasım ve Mart ayları arasında yaşanan kurak dönemde, Sahra Çölünden Kuzeybatı Afrika
kıyılarına doğru esen, kuzey veya kuzeydoğulu, aşırı kuru ve tozlu rüzgar. Rüzgar çok tozlu ve kuru olmasına rağmen kıyıdaki havadan daha serin olması ve insanları rahatlatması nedeniyle 'doktor' olarak isimlendirilir. Taşıdığı kum ve toz bazen kalın bir bulut oluşturduğundan ve özellikle nehirlerde görüşü kısıtladığı için ulaşımı engeller.

Tahta kova...

Gövlek,

Tahta perde...

Daraba,

Tahta oymacısı...

Nahhat, (Osmanlıca) Marangoz. Doğramacı. Ağaç oymacısı. Taş yontucusu.
Tavşan, Değerli ağaçlar üzerine ince oymalar işleyen sanatçı, tahta oymacısı.

Ağaç işi ile uğraşan sanatçılar, yumuşaklık derecelerine göre ceviz, elma, armut, sedir, gül ve abanoz ağaçlarından yaptıkları eserlere değişik teknikler uygulamışlardır. Osmanlıların ağaç işi ile uğraşan sanatçılara verdikleri isim kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber tahta oymacılığına ‘Naht” denilmişse de bu sanatı yapanlara verilen “Nahhat” adı ile ilgili bir kelimeye kayıtlarda rastlanmamıştır.  

Geniş yapraklı, kırda ve su kıyısında yetişen bir bitki...

Kabalak,

Geniş ,etli, tüylü, kabak yaprakları biçiminde yaprakları olan, kırda ya da su kenarlarında yetişen bir bitki. Şemsiye kadar geniş yapraklı kabalak bitkileri, sarı, mor kır çiçekler açar.

Kafes biçiminde ve tahtadan yapılmış portatif ev...

Derimevi,

30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesi' nin yapıldığı İngiliz zırhlısı...

Agamemnon,

Mondros Ateşkes Antlaşması Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile İngiltere arasında imzalanan ateşkes belgesi. Osmanlı Devleti adına Bahriye Nazırı Rauf Bey, Büyük Britanya adına Amiral Arthur Gough-Calthorpe (Anlaşma Devletlerinin Akdeniz filo komutanı) tarafından Limni adasının Mondros Limanı'nda demirli Agamemnon zırhlısında 30 Ekim 1918 akşamı imzalanmıştır.

Mondros Ateşkes Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin yıkımından sonra kurulan modern Türkiye'nin çerçevesini çizen ilk uluslararası belge olarak önem taşır. Türk Kurtuluş Savaşı'nın siyasi manifestosu olan Misak-ı Milli Beyannamesinin birinci maddesi, "30 Ekim 1918 tarihli antlaşmanın çizdiği hudutlar dahilinde, dinen, ırkan ve emelen müttehit Osmanlı İslam ekseriyetiyle meskûn bulunan aksamın tamamı, fiilen ve hükmen gayrı kabil-i tecezzi bir küldür [bölünmez bir bütündür]." demek suretiyle, Milli Mücadele'nin hedefi olan ulusal varlığı Mondros Ateşkes Antlaşmasına gönderme yaparak tanımlar. 

Ahmak olduğu halde kendini çok zeki sanan kimse...

Hebenneka,

Gericilik...

İrtica,

Bir konuda görüşmek için ilgili kişilerin bir araya gelmesi...

İnikat,

Kocası ölen kadının kayınbiraderiyle evlenmesini öngören gelenek ya da yasa...



Levirat.  
Levirant,   
(Latince) levir (kayınbirader).
Kocası ölen kadının kayınbiraderiyle evlenmesini öngören gelenek ya da yasa.

Kocası ölen kadının öncelikle, bazı durumlarda da zorunlu olarak kayınbiraderiyle evlenmesini öngören gelenek ya da yasa. Doğu ve Güneydoğu'da, Anadolu'da çok rastlanır.Törelerden kaynaklanan bir evlilik biçimidir. ve gelenek, örf ve adetlere göre aile meclisince alınan bir kararla ölen kardeşin karısının, bekar olan erkek kardeşle evlendirilmesi veya evli olan erkek kardeşin ikinci eşi yapıldığı evlilik çeşididir.

Leviratın uygulanmasında bir çok etken vardır. 
Ölen koca eğer geride çocuk bırakmışsa leviratın olması kaçınılmazdır. 
Çocukların üvey babaya bırakılmaması için aile aldığı kararla amcaya baba görevi verir. Bu daha çok kültürel bir özellik kazanmıştır. Çünkü koca evine giden kadın dönmemelidir ve çocuklarına sahip çıkmalıdır. Bu nedenle bu sorun aile içinde çözülür. 

Levirat daha çok toplumsal baskından dolayı kabul edilir. Burada ölen kişinin çocuklarına sahip çıkmak toplumca beklenen bir eylemdir. Eğer kabul edilmezse kişi toplum tarafından dışlanır. Aynı şey kadın için de geçerlidir. Kadın çocuklarını yabancı birine emanet etmemelidir.   

Aile kadını başlık parası vererek almışsa; bu durumda kadının gidişi ekonomik kayıp olarak algılanır. Yani verilen başlık aileye yük olacaktır. Hem evin diğer bireyi için de başlık verilecek ve yeni bir eş alınacaktır. Bu durumu ortadan kaldırmak için yani hem kadının gidişini engellemek hem de yeni bir gelin için başlık ödeme durumunda kalmamak için levirat evliliğine izin verilir. 





Konya' nın Derebucak ilçesinde bir mağara ...

Debifelini (Gencek), 

Yapılan araştırmalarda, 2006 yılı sonu itibariyle, Derebucak'ta ise 45 mağara tesbit edildi. 

Asmaçini (Çamlık), 
Baraj (Çamlık),
Balatini, (1768 m. uzunluğunda),
Belini (Çamlık),   
Bıçakçı Mağarası
Billurgüzel, (Çamlık,1250 m. uzunluğunda), 
Büyükdüden, (714 m. uzunluğunda),

Dedetarlası, (542 m. uzunluğunda ve 47 m. derinliğinde),
Devrent (Çamlık),
Değirmenini (Çamlık), 
Dibek Düdeni (Çamlık), 
Dölek Düdeni (Çamlık),
Gerişyolu (Çamlık), 
Göktepe (135 m. derinliğinde), 
Islıkeçiini (Çamlık),
Karatop, 
Kızılalan (55 m. derinliğinde),
Körükini, (1330 m. uzunluğunda ve 54 m. derinliğinde),
Mastaltı (Çamlık), 
Melik,
Mula Düdeni (Çamlık), 
Ortapayam 
Pınarbaşı, (1800 m. uzunluğunda),
Saklıuçurum (Çamlık), 
Seyrandağı (101 m. derinliğinde),
Sokmak (Çamlık), 
Suluin (Çamlık), 
Uçukludere,
Uzunsu ,

Bedende duyulan acı...

Veca,

Yeniçeri ocağı' nın kaldırılmasıdan önce, kent ve kalelerin yerli halkı arasından görevlendirilen topçulara verilen ad...

İcareliler,

Lahana...

Kelem, 
Cabbage, 
İlana, 
Feren, 
Lomba,
Kupus (Boşnakça).
Alabaş,
Beyaz Lahananın körpesine Dürme denir.

Beyaz lahana,
Brassica oleracea var. capitata f. alba, Turpgillerden (Brassicaceae), geniş ve kalınca kat kat yaprakları olan, güz ve kış sebzesi olarak yetiştirilen ve yaprakları açık yeşil,beyaz olan bir lahana çeşididir. 

Anadolu'da halk arasında kelem adı ile de bilinir.
Akdeniz bölgesinde yetişen yabani hardaldan türetilmiştir. Eski Yunan ve Romalılar tarafından bilinmekte hatta hastalıkları tedavi edici özellikleri övülmekteydi. Lahana haşlanıp balla tatlandırılarak bir su bardağı içilirse kabızlığı önler. 
 Lahana lifli olduğu için lahana yemekleri hazmı kolaylaştırır.

Gana' da yaşayan bir halk...

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/1/19/Flag_of_Ghana.svg/125px-Flag_of_Ghana.svg.pngAşantiler,

Gana Cumhuriyeti, Eski adı, Altın Sahiller (ingilizce: Ghana), Bir batı Afrika ülkesidir. Güneyinde Atlas Okyanusu yer alır; Fildişi Sahili, Burkina Faso ve Togo ile komşudur. Toprakları, sömürgecilik dönemi öncesinde Afrika’daki Gana İmparatorluğu, Ashanti, Fante gibi eski krallıklara ait olmuştur. 15.yüzyılda Portekizliler’in gelişiyle Avrupa ülkeleriyle ticaret artmış, İngilizler burada 1874′te bir koloni kurmuşlardır. Gana, 1957′de İngiltere’den bağımsız hale gelmiştir.
Aşantiler, askeri bakımdan çok iyi teşkilâtlanmış kuvvetli bir krallık kurmuşlardı. Aşantİ sanatı özellikle altın tartmağa yarayan küçük pirinç dirhemleriyle ün salmıştır. Bu dirhemlerin ya­pımına XVIII. yy. da başlandığı sanılır. Çok sayıda olan bu dirhemlere tasvir ettikleri çe­şitli konulara göre şekil verilir: tek başına veya grup halinde insan şekilleri, hayvanlar v.b.

Kastamonu' ya özgü bir cins bulgur...

Siyez,

Bursa' nın Nilüfer ilçesinde bir mağara...

İnlitarla, 

Dikey Mağara, 37 m. derinliğinde, 50 . uzunluğunda ve  395 m. kotunda bulunan bir mağaradır.

Yeri: Bursa'nın 25 km batısında bulunan Maksempınar Kasabası'nın 2 km doğusundaki Kızılçukur Tepe'nin Maksempınar'a gelmeden; doğusunda yer almaktadır. Bursa-Maksempınar yolu mağaranın hemen yanından geçer.  Bursa ovasına suyunu boşaltan İncevizdere ile Kurudere arasındaki karstik platoda bir dolinin tabanında yer alır. Mağaranın tabanında blok; moloz; çakıl ve kum yığınları vardır. Yağışlı dönemlerde mağaraya oldukça yoğun su girişi vardır. Giriş ile büyük inişin ortası arasındaki -16 m düzey arasında artan oksijen oranı karpit lambalarının anormal derecede yanmasına sebep olup; boğulma tehlikesi de yaratmaktadır. Tabanda ise hissedilmemektedir. MTA tarafından araştırılıp; haritası çizilmiş ve 1997 yılında yayınlanmıştır.

Semercilerin çuvaldızın ele batmaması için kullandıkları demir ya da tunçtan araç...

Kepene,

Köle, kul...

Çaker,
Bende, 
Cariye, 
Esir, 
Tutsak,
Karavaş

Artvin' in Yusufeli ilçesinde, Türkiye' nin en yüksek çağlayanı...

Ciro Şelalesi,
Ciro şelalesi Artvin ili Yusufeli ilçesi Özgüven köyü sınırları içerisinde bulunur. Daha bir kaç yıl öncesine kadar kimsenin varlığından bile haberdar olmadığı Ciro şelalesi, Erzurum Atatürk Üniversitesi'nden bir ekibin yaptığı çalışma ile Türkiye'nin en yüksek çağlayanı ünvanını almıştır.
Ciro çağlayanı tam dik bir düşüş sağlamamakla beraber kısa kademeli olarak 166 metrelik bir yüksekliğe sahip olduğu tescil edilmiştir.

Çağlayanın bulunduğu Özgüven köyü İntkor yaylası da en az Ciro çağlayanı ilgi çekicidir.Yöre farklı coğrafi özellikleri dikkat çekmektedir.Yaylada ilginç trekking parkurlarının yanısıra irili ufaklı bir çok buzul gölüne rastlamak mümkündür.
Türkiye' nin başlıca çağlayanları;
1.Gürlevik, Erzincan-Akpınar deresi.
2.Tortum, Erzurum-Tortum Çayı, 48 m.
3.Düden, Antalya-Düden suyu, 40 m.
Dünyanın Önemli Çağlayanları;
1.Agel, Venezuela, 979 m.
2.Tugela, Güney Afrika Cumhuriyeti, 948 m.
3.Yosemite, ABD, 740 m.

Kızılcık...

Kiren, 
Ergen, Eryen, 
Ekşi Kiraz,
Zoval,


Zağal, 
Güren, 
Kevren, 
Çum, 
Eyir




Kızılcık (Latince Cornus mas),
Kızılcıkgiller (Cornaceae) familyasından bir ağaç türü. 

Isparta ve Eskişehir'de Ergen, Sinop ve Samsun çevresinde Kiren olarak anılır. En fazla 5-8 m boy yapar.  Sarı renkli küçük Çiçekler açar. Meyveleri kırmızı renkli, eliptik şekillidir. Kızılcık ağacı kuru, balçıklı topraklarda yetişir, çoğalması tohumlar yardımıyla gerçekleşir.

Kızılcık meyvelerinin tadı ekşi olup, taze ya da kurutulmuş olarak tüketildiği gibi, tarhana, hoşaf, reçel ve marmelat yapımında da kullanılmaktadır. Odunu lifli olup çok esnek ve dayanıklıdır, yoğunluğu fazla olduğundan suda batar. Baston ve sopa yapımında kullanılır. Kızılcık sopası ile dövülenler iflah olmaz. Ayrıca vücutta iz bırakmaz. Kabuğundan boya, yapraklarından tanen elde edilir. Bahçe ve parklarda süs bitkisi olarak da yetiştirilir. Kızılcık meyvesi şeker ilave edilmiş suda kaynatılıp, kapalı kaplarda uzun süre saklanabilir ve yemek arasında içecek olarak tüketilebilir.


Kızılcık Reçeli,
Malzeme;
1 kg. kızılcık , 1 kg. şeker , 1/2 limon suyu , Yarım litre su

Yapılışı;
Aşılı denilen iri kızılcıklardan yapılır kızılcık reçeli. Kızılcığın çekirdeğini çıkarmak güçtür. Onun için reçeli çekirdekli yapılır. Çekirdeksiz kızılcık reçeli yapanlar, marifetleri ve ustalıklarıyla övünürler. Kızılcıkların varsa çöpleri ayıklanır ve bol suyla iyice yıkanır.  Reçel tenceresine önce kızılcıkları koyarız. Sonra suyunu ilave ederiz. 5-10 dakika kaynatıp meyveleri az bir şey yumuşatırız. Hafif ateşte su ısınıp, kızlcıklar yumuşamaya başlayınca şekerini ekleriz. Zaman zaman karıştırarak, şekerin erimesini sağlarız. Şeker eriyince ateşi kuvvetlendiririz. Kıvamı gelinceye kadar kaynatırız.

Kızılcığın asidi fazla olduğundan, bazı reçelciler limon suyu koymaz. Fakat kızılcığın asit derecesini ölçemediğimiz için az bir şey koymakta yarar vardır.  Kıvamı gelen reçeli ateşten indirip biraz soğumaya bırakınız. Kavanozların temizliğini kontrol edip usulüne uygun doldurarak üzerine tarihini yazıp güneş görmeyen serin bir yere kaldırınız.

Bilekleri dar, beli bol büzgülü bir tür kadın şalvarı...

Çentiyan,
Çintiyan,

Sıkılmış üzüm cibresinden yapılan sert bir Fransız içkisi...

Mark,

Denizcilikte, bir yelkeni sarma eylemi...

Saravele,

Yaşayan ölü, öldürücü şefkat, korkunç güzel örneklerinde olduğu gibi birleşemeyecek ters kavramların bir arada kullanılmasına verilen ad...

Oksimoron,
(İng. oxymoron).
Tezat söz sanatı.
İki zıt anlamlı kelimenin bir arada kullanılması.
Birbiriyle çelişen ya da zıt iki kavramı, anlamı kuvvetlendirmek için bir arada kullanmaktır.
Zıt kelimelerle yapılan sıfat tamlamalarıdır.
Cümle bazında olursa paradoks adını alır.

Birbiriyle çelişen iki unsuru, fikri bir arada bulunduran önermeler bir oksimoron oluşturur. 
Karanlık ışık,
Orijinal kopya gibi.
Korkunç güzel,
Bilim-kurgu, 
Yaşayan ölü,
Kötü şans, 
Sıcak buz,
Bakar kör,
Sessiz çığlık,

Trabzon yöresine özgü, un ve pekmezle yapılan bir tür tatlı...

Darahto,

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ