Çene altı...

Sakak,
Gıdı,
Gerdan,
Çene altı.
Çenenin altındaki sarkık et, gerdan.
Çene altındaki tombul kısım, gerdan.
Çene altı, çene kemiğinin altındaki boyun bölgesidir.

Çene altı, yüzün en alt kısmında, alt çene kemiğinin (mandibula) hemen altında ve boynun üst kısmıyla birleştiği bölgeyi ifade eder. Bu bölge; anatomik olarak lenf bezlerinin sık bulunduğu, deri sarkması veya tüylenme gibi hormonal durumları gösteren bir anatomik alandır.

Mentum: 
Alt çenenin ön kısmında, çenenin en alt noktası. 

Korpus Mandibulae: 
Dişlerin yerleştiği ana gövde. 

Sakak sözcüğünün bazı yörelerimizde halk dilindeki başka anlamları:
Boyunduruğun altında bulunan ağaç.
Yular.

Bataklık yer (yöresel)...

Alak,
Bataklık, 
Bataklık yer.
Burdur yöresinde halk dilinde kullanılır.
İngilizce: marsh, 
Fransızca: marais, 
Almanca: morast
Çok derin olmayan sularla örtülü batak bölge; aynaz, azmak, batağan.
Yoğun ötrofikasyon sonucu sığ su alanlarının zengin organik maddelerle kaplanması, azmak.
Daha çok göl kıyılarında, akıntısı yetersiz , alçak ve düz ovalarda görülen, belli bir çanağı olmayan durgun, sığ, üzeri yoğun sazlarla kaplı su birikintisi.

Alak sözcüğünün yörelerimizde halk dilinde başka anlamları:
At eğeri.
Köşk.
Karışık tüylü.
Bağ, bahçe kulübesi.
Şaşkın, sersem, alık (bakış).
Kızana gelmiş köpek.
Çiftleşmek isteyen dişi köpek.
Uygunsuz ve kötü, ahlak dışı durum.
Oyunlarda aynı taraftaki eş, bir guruba katılan kimse.
Sığır konulan, üstü açık kenarı çitle çevrili yer.
İniş yerlerde kızağın hızım kesmek için önüne bağlanan ağaç.

Hafif bulutlu, sisli hava...

Giren,
Hafif bulutlu, sisli hava.
Bulutlu, kapalı, sisli hava.
Sisli ve az bulutlu havaHafif bulutlu, sisli hava.
Hafif bulutlu, sisli hava, geren.
Havanın bulutlu, sisli, kapalı olması hali.

Kesici bir aleti taş üzerine sürterek keskinliğini artırmak...

Kılağı,

Bileğilemek,
Zağ,
Kesici bir aleti taş üzerine sürterek keskinliğini artırmak.

Taş üzerinde bilenen bir kesici aracın keskin yüzüne yapışan ve aracın iyi kesebilmesi için, yağlanmış yumuşak taşla kaldırılması gereken çok ince çelik parçaları, zağ,

Bıçak, ustura gibi kesici aletlere bilemek sûretiyle verilen keskinlik.
Bileme sonunda bu aletlerin üzerinde kalan ve iyi kesmeleri için alınması gereken kıl gibi ince kalıntı.
Bıçak, ustura gibi kesici aletlerin, bileği taşı veya kayışla üzerindeki kılağı tabakasını alarak keskinliğini arttırmak.
Kılağısı alınmış, keskin duruma getirilmiş (bıçak, ustura vb.).

Kılağı, bıçak, ıskarpela veya ustura gibi kesici aletlerin bilenmesi sırasında, metalin keskin kenarında biriken çok ince, eğrilmiş metal çapaklarına verilen addır. Bu çapaklar, aletin tam keskinliğe ulaşmasını engeller. Kılağı alma işlemi, deri kayış, deri disk veya masat kullanılarak bu çapakların temizlenmesi ve bıçağın jilet gibi keskin hale getirilmesi sürecidir. 

İyilik, lütuf...

Nimet,
İyilik,
Lütuf,
Arapça: nimet,
İyilik, lütuf, ihsan.
Yarar veya elverişlilik, nimet.
Lutuf eseri olan iyilik, ihsan, bağış.
Karşılık beklenilmeden yapılan yardım; kerem, ihsan.

Nimet sözcüğünün başka anlamları:
Rızk,
Ekmek,
Yiyecek içecek, özellikle ekmek.
Yaşamak için gerekli her şey.
İyi olma durumu; salah.
Sağlığı yerinde olma durumu.
Mecazi olarak, yararlanılan imkan.
Allah vergisi olan her hoşa giden şey; iyilik, ihsan, giyecek ve yiyecek gibi şeyler.
İnsanın iyi yaşamasını sağlayacak her türlü şey, servet, refah, dirlik düzenlik, sağlık vb..

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ