Bazı kaynaklarda yanlış olarak Oktay Rıfat'a yakıştırılan soyadı ...

Horozcu,
Bazı kaynaklarda yanlış olarak Oktay Rıfat'a yakıştırılan soyadı.
Tam adı Ali Oktay Rifat olmasına rağmen, kendisi almadığı ve kullanmadığı halde bazı kaynaklarda soyadı Horozcu olarak geçer. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğünde şu bilgi paylaşılmıştır; 
"Trabzon’da doğdu. Babası, Trabzon valisi ve daha sonra Türk Dil Kurumu’nun ilk kurucu başkanlığını yapacak olan ünlü şair Samih Rifat’tır. Annesi, Hasan Enver Paşa'nın kızı ve Nazım Hikmet’in annesi Ayşe Celile’nin kız kardeşi Münevver Hanım’dır. Ailesi Manastır'da "Horozcu" adıyla anılır. "

Oktay Rifat:
Ali Oktay Rifat,
(D. 10 Haziran 1914 - Ö. 18 Nisan 1988) 
Türk Şair, Oyun Yazarı ve Romancı.
Türk şiirinin en büyük isimlerinden birisi kabul edilir.
Orhan Veli ve Melih Cevdet ile birlikte Garip Akımı' nın kurucularından olup 1955 yılından itibaren İkinci Yeni adlı şiir akımına yönlenmiş. Şiir dışında roman ve oyun türlerinde de çok başarılı eserler vermiştir.

10 Haziran 1914 yılında Trabzon'da doğdu. Ortaöğrenimini 1932 yılında Ankara Erkek Lisesi'nde bitirdi. Bu okulda ünlü şair Ahmet Hamdi Tanpınar'ın öğrencisi oldu, ilk şiirlerini kaleme aldı ve ileride birlikte Garip Akımını kuracağı arkadaşları Melih Cevdet ve Orhan Veli ile tanıştı. Üç arkadaş, okul bünyesinde 'Sesimiz' adlı dergiyi çıkararak şiirlerini yayımladılar.

1936 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde yüksek öğrenim gördü. 1937 yılında Devlet sınavını kazanarak Maliye Bakanlığı hesabına Siyasal Bilgiler öğrenimi görmek üzere Paris'e gönderildi. Üç yıl sonra II. Dünya Savaşı nedeniyle, orada yaptığı doktora çalışmasını bitiremeden 1940 yılında Türkiye'ye döndü. Ankara' da serbest avukatlık yaptı. 1955 yılında İstanbul'a yerleşti. 1961 yılından itibaren avukatlık mesleğini Devlet Demir Yolları'nda sürdürdü ve 1973 yılında emekli oldu. Horozcu adı sanki soyadı gibi kullanıldı.
Fransızca çevirmeni Sabiha Rıfat ile evlendi.

Aldığı ödüller:
1954 Karga ve Tilki adlı şiir kitabıyla, Yeditepe Şiir Armağanı'nı kazandı.
1969 Şiirler adlı kitabıyla Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü'nü aldı.
1980 Danaburnu kitabıyla Madaralı Roman Ödülü'nü kazandı
1980 Bir Cigara İçimi adlı şiiri ile Sedat Simavi Vakfı Ödülü'nü kazandı.
1984 Dilsiz ve Çıplak kitabıyla Behçet Necatigil Şiir Ödülü'nü aldı.

1988 yılında İstanbul' da öldü. Karacaahmet Mezarlığı' na defnedildi.

Eserleri;
Aile, Atlar ve Filler, Aşağı Yukarı, Aşık Merdiveni, Avarelik Üstüne Şiirler,
Bay Lear, Bayraklarımı Çektim, Bir Aşka Vuran Güneş,
Bir Cigara İçimi, Bir Kadının Penceresinden, Birtakım İnsanlar,
Bu Dünya Herkese Güzel,
Çil Horoz, Çobanıl Şiirler,
Dana Burnu, Denize Doğru Konuşma, Dilsiz Ve Çıplak,
Elleri Var Özgürlüğün,
Güzelleme,
Kadınlar Arasında, Kanaldaki Ev, Kıskançlar, Koca Bir Yaz,
Mutlak Peşinde,
Nara Benzerdin.
Perçemli Sokak,
Şanlı Aşıklar, Şevket Rado'ya Mektuplar, Şiir Konuşması,
Yağmur Sıkıntısı, Yunan Antologyası,
Yaşayıp Ölmek Aşk,
Zabit Fatma'nın Kuzusu.

Hafif olduğu halde kalın veya hacimli...

Kaba,
Hafif olduğu halde kalın veya hacmi büyük olan.
Hafif olduğu halde kalın veya hacimli.
Şişkin, sıkleti az hacmi büyük.
Toplu ve güçsüz kimse.
Büyük, iri, kocaman.

Kaba sözcüğünün halk dilinde başka anlamları:
Mağara.
Kaplıca.
Yoz, anif.
Ebegümeci.
Taneleri iri.
Ruba, kaftan.
Kaftan, cübbe.
Kaftan, libas, ruba.
Galiz, edebe mugayir.
Görgüsü eksik, nezaketsiz (kimse).
Koyunlara takılan büyük, yuvarlak çan.
Terbiyesiz, görgüsü kıt, nezaketsiz (kimse).
Terbiyeye, inceliğe aykırı, çirkin, kötü olan.
Terbiyesiz, muamelesi dürüşt, yontulmamış.
Kuyruk sokumunun her iki yanındaki şişkin yer.
İncelikten mahrum, terbiyeye aykırı, terbiye dışı.
Özenilmeden yapılmış, gerektiği gibi ince işlenmemiş.
Özensiz, gelişigüzel yapılmış, zevksiz olan, ince karşıtı.
Üste giyilen elbise, önü daima açık duran kaftan, cüppe.
Dövülmek için harman yerinde koni biçiminde yığılan tahıl.
Kuyruk sokumunun her iki yanındaki şişkin etli kısım (kalça/kaba et).
Yontulmamış, özensiz, görgüsüz, nezaketsiz, idraksiz, zarif olmayan, terbiyesiz. 
Türk musikisinde bazı perdelerin bir sekizli aşağısını belirtmek için kullanılan sıfat, pest.
Söz ve davranışları nazik olmayan, insanlarla olan ilişkilerinde görgü kurallarının gerektirdiği incelik ve nezâket bulunmayan (kimse).

Yumurta sarısı katılarak belli kıvamda özel olarak hazırlanan az katı haldeki pekmez...

Çalma,
Maya, ferment.
Pekmezin koyusu.
Koyulaştırılmış pekmez, bulama.
Altın sarısı renginde ve bulamadan daha az kıvamlı olan pekmez.
Yumurta sarısı katılarak belli kıvamda özel olarak hazırlanan az katı haldeki pekmez.

Pekmez çalması (veya çalma pekmez):
Akışkan normal üzüm pekmezinin çırpılarak, dövülerek veya maya eklenerek katı, kremsi ve açık renkli (hardal sarısı ya da beyaz) bir kıvama getirilmesi işlemine ve bu yöntemle üretilen katı pekmeze denir.

Normal sıvı pekmez yapıldıktan sonra, içine yöreye göre yumurta akı, çöven otu suyu, nişasta veya özel bir pekmez mayası (eski katı pekmez) eklenir. Bu karışım ahşap gereçlerle ya da büyük kaplarda saatlerce dövülerek (vurularak) hızlıca çırpılır. Çırpıldıkça içine hava dolar, rengi beyazlaşır/açılır ve kaşıkla yenebilecek katı, macunsu bir köpük kıvamına gelir. Tokat’ın meşhur Zile Pekmezi bu yöntemin en bilinen örneğidir.

Çalma sözcüğünün halk dilinde başka anlamları:
Kibrit,
Başörtüsü.
Çalmak işi.
Yayla çorbası.
Başa sarılan sarık.
Başa takılan altınlı süs.
Azmış yara veya sivilce.
Fes üzerindeki altın dizisi.
Çiğ sütten yapılan yoğurt.
Kabartma işli kilim, çuval.
Kakmalı olmayan, kalemle işlenmiş.
Yazma; çember de denilen başörtüsü.
Maden üzerine yapılmış oyma, işleme.
Başkasına ait olan bir şeyi gizlice almak.
Orman ve çalılık içindeki otu bol sulak yer.
Kadınların alınlarına bağladıkları ince eşarp.
Yazma, çember de denilen baş örtüsü ve sarık.
Bir müziği dinlemeyi sağlayan aleti çalıştırmak.
Keçi ve koyunların ayaklarının tutulup aksaması.
Üzerinde serpme çiçekler bulunan sarıklık bez, yazma.
Yoğurt yapmak için sütü mayalamak, katıp karıştırmak.
Çeltik tarlalarında su çıkmayan yere, çevresine çamur atarak su çıkarma.

Periyodik tabloyu sıralamak için Periyodik Kanun'u bulmuş, Rus kimyager ve mucit...

Mendeleyev,

Dimitri İvanoviç Mendeleyev,
Dmitriy İvanoviç Mendeleyev,
(D. 8 Şubat 1834, Tobolsk – Ö. 2 Şubat 1907, St. Petersburg), 
Rus kimyager ve mucittir. 
Periyodik Kanun'u bulmuş ve Periyodik tabloyu 1869 yılında Rus kimyager Dimitri Mendeleyev oluşturmuştur. Periyodik tablo, Periyodik cetvel ya da Mendeleyev cetveli olarak bilinir. Daha sonra Henry Moseley elementlerin atom numarasına (proton sayısı) göre sıralanması gerektiğini kanıtlamış, Glenn Seaborg ise lantanitler ve aktinitleri ekleyerek tablodaki son büyük yapısal değişikliği yapmıştır.

Mendeleyev, ilköğretimini sürgünde yaptı; babası ölünce annesi ona daha iyi öğrenim koşulları sağlamak amacıyla batıya göçtü. Mendeleyev, St. Petersburg (Leningrad) Üniversitesi'nde kendini tanıttı ve doktorasını ilginç bir konu olan "alkol ve suyun birleşmesi" tezi üzerinde yaptı. Fransa ve Almanya'daki incelemeleri, ona, 1858 Karlsruhe Kimya Konferansına katılma olanağını sağladı. Bu konferansta Avogadro Hipotezi üzerinde ateşli tartışmalar yapılmıştı. Daha sonra, ilk petrol kuyusunu görmek için Pennsylvania'daki petrol bölgelerini gezdi. Rusya'ya döndükten sonra yeni bir ticari damıtma yöntemi geliştirdi. 

Daha 32 yaşında iken St. Petersburg Üniversitesi'nde kimya profesörü oldu. Düzenlilikleri araştırmak için, elementleri özeliklerine göre sıraladı. Böylece kimyacıların sessiz bilgisayarı olan periyodik cetveli elde etti. Bu cetvelden yola çıkarak o zaman henüz bilinmeyen bazı elementlerin bulunacağını ve onların bazı özelliklerini öngördü.


Modern periyodik tablo toplam 118 elementten oluşmaktadır. Tabloda 7 yatay sıra (periyot) ve 18 dikey kolon (grup) bulunmaktadır.

1955 yılında Glenn Seaborg başkanlığındaki ABD'li fizikçiler tarafından sentezlenen 101 atom numaralı elemente, Dimitri Mendeleyev onuruna "mendelevyum" adı verilmiştir.

Nesih ve talik yazım şeklinin karışımı ile türetilmiş olan ünlü bir yazı türü...

Nestalik,
Farsça: نستعلیق ,
Arapça: nasta liq,
Arap abecesiyle yazılan bir yazı türü.
Nesih ve talik yazım şeklinin karışımı ile türetilmiş olan ünlü bir yazı türü.
Talik denen yazı türünün değişikliğe uğramış şekline Îranlılar’ın verdiği isim.
Talikin neshi, incesi anlamını taşıyan ve genel olarak İran'da kullanılan bir yazı türüdür.
Genellikle Farsça şiir kitaplarının, edebi eserlerin, el yazmalarının ve levhaların yazımında tercih edilmiştir.

Adından da anlaşılacağı gibi, nesih ve talik yazım şeklinin karışımı ile türetilmiş olan ünlü bir yazı türüdür. İslam hat sanatında nesih ve talik yazı türlerinin birleşiminden türetilmiş, narin, akıcı ve hafif eğimli hat türüdür. Bu yazı türü, İran'dan doğuya doğru yayılmış Peştuca, Uygurca, Urduca ve Keşmirce yazmak için de kullanılmıştır. İran'da, nestalik, batı ve doğu olmak üzere iki yazma biçeme ayrılır.

Osmanlıda, 18. yüzyılda Mehmet Esad Yesari ve oğlu Yesarizade Mustafa İzzet önderliğinde kendine has bir Türk talik/nestalik ekolü kazanmıştır.

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ