Sebze olarak kullanılan arapsaçına verilen bir başka ad ...

Marata,
Mayana,
Rezene, 
Rezdane,
Sincilip,
Arap saçı, Arapsaçı,
Rezene, Ege'de Arap saçı namıyla anılır. Diyarbakır'da Mayana diye biliniyor. Adanalılar ise rezeneyi, Rezdane ve Sincilip olarak biliyor.

Sebze olarak kullanılan arapsaçına verilen bir başka ad.
Raziyane,
Farsça raziyane.
(Foeniculum dulce).
Rezene,
Sincibil, Sincilip, Rezdane - Adana yöresindeki adı
Mayana - Diyarbakır yöresinde,
Arapsaçı, Arap saçı -Ege bölgesinde,
İrziyan,
Bokluk otu - İneboluda verilen ad.

Maydanozgiller familyasından, Ege ve Akdeniz bölgesinde yetiştirilen 2 veya çok yıllık otsu bir bitkidir. Boyu 1-1,5 metre kadardır. Yaprakları saplı, almaşık dizilişli ve tüysüzdür. Gövdesi dik, silindir şekilli ve tüysüzdür. Sarı renkli çiçekleri şemsiye görünümündedir. Meyveleri silindirik, 11 milimetre kadar boyunda ve 4 milimetre kadar kalınlıktadır. Renkleri yeşilimsi esmerdir. Meyveleri, müsilaj, şeker, nişasta, tanen sabit ve uçucu yağ taşır. İlaçlarda tohumları ve kökü kullanılır.Mide ve bağırsak gazlarını giderir. Sinirleri ve ağrıları yatıştırır. İştahi açar. İdrar söktürür. Anne sütünü artırır. Boğmaca, dalak hastalıkları ve idrar zorluğunda faydalıdır. Kansızlığı giderir. Kan çıbanı ve göz zafiyetinde de kullanılır. Kalp hastalıkları, romatizma ve üremide faydalıdır. Bronşları boşaltır.Anasonla tat benzerliği çok kuvvetli olan rezene, hamilelere ve yeni doğmuş bebeklere şifa dağıtmayı kendine bir görev biliyor adeta... Hamileliğinin son günlerinde rezene çayı içen annenin sütü artarken, bu şifalı ot bebeğin gaz çıkarmasına da yardımcı oluyor.Rezene, öksürükte balgam söktürücü, özellikle bebekleri ve küçük çocukları yatıştırıcı ve mide şişkinliklerini giderici olarak geliştirilmiş pek çok ilaçta etken madde olarak kullanılır. Rezene-anason-frenk kimyonu eşit oranda karıştırıldığında, hem daha etkili, hem de daha lezzetli bir çay hazırlanabilir.

Çok ender olarak deri alerjileri görülebilir.

"Hezaren” de denen ve birçok eşyanın yapımında kullanılan kamış cinsi. ..

Bambu,
Farsça bambu.
Bambo,
Bamboo,
(Bambusa arundinacea)
Hezaren,
(Bambusa vulgaris)
Hint kamışı,
Kamışın sağlam bir cinsidir ki, ondan kargı yaparlar.
"Hezaren” de denen ve birçok eşyanın yapımında kullanılan kamış cinsi.

Buğdaygillerden, sıcak ülkelerde yetişen, boyu 25 metre kadar olabilen, mobilya, merdiven, baston vb. birçok eşyanın yapımında kullanılan bir tür kamış, Hint kamışı, hezaren (Bambusa vulgaris).
Mobilya, merdiven, baston vb. birçok eşyanın yapımında kullanılan bir tür kamış.
Hezaren denilen bir cins sıcak iklim kamışı ki, sandalye vs. yapımında kullanılır.




Karabük'ün Safranbolu ilçesinde, bir adı da “Mencilis” olan mağara...

Bulak,
Bulak Mağarası,
Mencilis Mağarası,
Karabük ili Safranbolu ilçesi Bulak Köyündedir. Safranbolu'ya 8 kilometre uzaklıkta bulunan Gayüzü Dağındadır. Mağara bir vadinin içinde yer aldığından ana girişe girebilmek için 150 basamak tırmanmak gerekiyor.

Türkiye'nin 4. büyük mağarasıdır. Mencilis Mağarası 6 km. uzunluğunda olup, nefes darlığı, astım ve bronşit gibi hastalıklara iyi geldiğine inanılıyor. Mağarada sarkıt, dikit, sütun, küçük yer altı nehri, şelale ve 2 göl bulunuyor. Mağaraya rehber eşliğinde gruplar halinde turlar yapılıyor.


Birinin yapmakla yükümlü olduğu iş, görev. ..

Uhde,
Arapça uhde ( عهده)
Eski dilde sorumluluk.
Bir işi üzerine alma. 
Söz verme.
Ahidname. 
Bir kimsenin üstünde olan iş veya şey.
Mesuliyet hududu.
Ricat ve taalluk dairesi.
Becerme, yapma.
Mesuliyet, sorumluluk.

İçe dert olan şey...

Ukde,
İçe dert olan şey.
Arapça uḳde, (ﻋﻘﺪﻩ) 
Düğüm,
Eski dilde, Düğüm, yumru. 
Halli güç iş, çözülmesi zor mesele
Elde edilemediği veya yapılamadığı için insanın içinde düğüm gibi kalan, içine dert olan şey.
Arzu edip de ulaşamadığından dolayı içe dert olan şey.
Bez, yumru
Bazı bitkilerin saplarında oluşan boğumlara verilen isim.
Bir gezegenin yörüngesinin zodyak üstündeki iki ucundan her biri.
Pelteklik, kekemelik. 
Ağaçlık yer.

Eskiden mecaz anlamda içe dert olan şey anlamında kullanılırmış.


Hasta bakılan yer...

Klinik,
Yunanca, klinik.
Fransızca clinique,
Hastanın bakıldığı, muayene edildiği yer
Hasta bakılan ve tedavi edilen yer.
Ders gösterilen hastahane koğuşu
Hekim olacak öğrencilerin hasta başında uygulamalı olarak ders gördükleri hasta koğuşu.  
Vücut muayenesinde görülen (hastalık belirtisi)
Revir,
Hasta bakılan yer.

Başkasının yönetimi altında bulunan kişi...

Raiye,
Başkasının yönetimi altında bulunan kişi.
Eski dilde raiye, pastoral demektir.

Arapça, Raiye ( ﺭﻋﻴّﻪ– ﺭﻋﻴّﺖ), otlatmak, yönetmek, gözetmek anlamındaki, ray, riaye kelimesinden türetilmiştir.
Raiyye,
Raiyyet,
Bir hükümdarın yönetimi altında olan, vergi veren ve devlet tarafından korunan halk.
Otlatılan hayvan sürüsü.

Ocak, soba gibi ısınma aracı...

Isınak,
Isınma cihazı,
Ocak, soba gibi ısınma aracı.

Bir Avrupa ülkesinin başkenti ...

Berlin,
Almanya

Avrupa Başkentleri;
Almanya - Berlin 
Andorra - Andorra la Vella
Arnavutluk - Tiran
Avusturya - Viyana 
Belarus (Beyaz Rusya) - Minsk
Belçika - Brüksel
Birleşik Krallık - Londra 
Bosna Hersek - Saraybosna
Bulgaristan - Sofya
Cebelitarık - 
Cebelitarık
Çek Cumhuriyeti - Prag 
Danimarka - Kopenhag
Estonya - Tallinn 
Faroe Adaları - Torshavn
Finlandiya - Helsinki 
Fransa - Paris
Hırvatistan - Zagreb 
Hollanda - Amsterdam 
Dublin - İrlanda
Madrid - İspanya
Stockholm - 
İsveç
İsviçre - Bern 
İtalya - Roma 
İzlanda - Reykjavík 
Karadağ - Podgorica 
Kıbrıs - Lefkoşa 
Kosova - Pristina 
Letonya - Riga 
Liechtenstein - Vaduz 
Litvanya - Vilnüs 
Lüksemburg - Luxembourg 
Macaristan - Budapeşte 
Makedonya - Üsküp 
Malta - Valletta 
Moldova - Kişinev 
Monako - Monaco 
Norveç -Oslo 
Polonya - Varşova 
Portekiz - Lizbon 
Romanya - Bükreş
Rusya - Moskova
San Marino - San Marino
Sırbistan -Belgrad 
Slovakya - Bratislava 
Slovenya - Ljubljana
Ukrayna - Kiev
Yunanistan-Atina

İzlemek eylemi, takip...

İzlem,
Strateji, 
İngilizce: strategy, 
Almanca: Strategie 
İzlemek eylemi, takip.
İzleme işi, izleme, takip.  
Önceden belirlenen bir amaca ulaşmak için tutulan yol, strateji.

Salepotu ...

İletir,
Sahlep,
Çayırotu,
Çamçiçeği,
Orchis,
Salepotu,
Adi salep (Orchis maculata) 
Salepgiller familyasındandır.

Kökünde 2 tane yumru olan tel köklü otsu bir bitkidir. Gövdesi, dik ve silindirimsidir. Çiçekleri salkım veya başak şeklindedir. Yumruları kullanılır. Adi salep ormanlarda ve nemli çayırlarda yetişir. Anadolu salepotu (Orchis anatoiica) kırmızı veya mor çiçeklidir. 

Salep halk tababetinde;
Öksürük, bronşit, solunum yolu iltihabı, zatürre, mide, bağırsak iltihabı ve ülseri, mide ve bağırsak ağrıları, çocuk ishali, panzehir olarak bazı zehirlenmelere karşı kullanılır. Haricen yara, çıban, eziklere karşı lapa halinde sürülerek kullanılır. Cinsel gücü artırır.

Bacağın kalça ile dizkapağı arasında kalan bölümü...

Uyluk,
Uyluk kemiği,
Azmı fahız,
Femur, Os Femoris,


İngilizce, thigh-bone, femur.
Fransızca: femur, 
Almanca, Oberschenkelbein, 

Bacağın kalça ile dizkapağı arasında kalan bölümü.
Uyluğun iskeletini oluşturan kemik. 
Latince femur, kasık demektir.

Omurgalı hayvanlarda arka bacakların kalça kemeri ile diz kapağı arasında bulunan uzun bir kemik. 
Böcek ve örümceklerde bacak eklemlerinin dipten itibaren üçüncüsü. Femur. 
İskelet kemiklerinin en büyüğü ve arka ayakta, kalça kemiğiyle kaval kemiği arasında bulunan kemik, os femoris, femur. 

Sürekli kitap satın alıp asla okumama hastalığı ...

Tsundoku,
Japonca bir kelime olup, kitapları alıp istiflemek anlamına gelmektedir.
Sürekli kitap satın alıp asla okumama hastalığı.

Basit anlamda insanlarda sürekli olarak kitap satın alma isteği olması ancak alınan kitapların hiç okunmadan biriktirilmesi durumu tsundoku hastalığıdır.  Kelimenin kökeni bir malzemeyi istiflemek ancak sonrasında kullanmamak anlamına gelen tsunde-oku kelimesi ve kitap okumak anlamına gelen dokushu kelimelerinin birleşiminden geliyor. Japoncada argo bir sözcük olan tsun-doku kelimesinden geliyor. Ülkemizdeki çoğu kişide yer alan ancak bilinmeyen tsundoku sendromu, hem psikolojik hem de maddi açıdan insanları zorlayan bir hastalıktır. Bu kişiler, kesinlikle kitapları istiflemek için aldıklarını düşünmezler. Sürekli olarak bu kitapları günü geldiğinde okuyacaklarını ancak şu an uygun vakit olmadığını söylerler.

Maden suyu ...

Acısu,
Maden suyu.
Mineral su.
Miyah-i madeniye. 
Fransızca, eau minerale,
Almanca, Mineralwasser.
İngilizce, mineral water,
İçinde erimiş mineraller bulunan ve bazı hastalıkların tedavisinde kullanılan kaynak suyu. 
İçinde erimiş durumda mineral tuzları ya da gazlar bulunan ve bir kaynaktan çıkan içme suyu. 
İçinde çözünmüş olarak, değişik nitelik ve nicelikteki mineral tuzlarını ya da kimi gazları içeren ve bu nedenle kendine özgü tadı olan su. 

Şanlıurfa yöresine özgü, kıyma ve bulgurla yapılan bir tür köfte ...

Masluka,
Arapça, Mesluke,
Yahudi Köftesi,
Aya Köftesi,
Arapça suda kaynamış et anlamına gelen mesluke sözcüğünden gelmektedir.
Şanlıurfa yöresine özgü, kıyma ve bulgurla yapılan bir tür köfte.
Şanlıurfa yöresine ait çekilmiş buğday, bulgur ve kıyma ile yapılan bir tür köfte.

Masluka yapımı el becerisine dayanan içli köfte olarak bildiğimiz yemeğin sosla sulandırılmış halidir.

Malzemeler;
½ kg yağsız kıyma 
½ kg  kadar ıslatılmış bulgur
1 büyük kuru soğan
1 yemek kaşığı domates salçası 
1 çay kaşığı tuz
1 çay kaşığı karabiber
1 yemek kaşığı pul biber 
1 tutam kimyon
2 yemek kaşığı tereyağ
Maydanoz.

Hazırlanışı;
Soğanlar ve maydanozlar oldukça ince kıyılır. Yarım kg kıyma, maydanoz, soğan, kimyon, karabiber, tuz geniş bir kaba alınır ve el sürekli ıslatılarak yoğrulur. Bir kaşık kadar salça eklenir. Yoğrulmaya devam edilir. Kıyma dinlendirilirken, suyla ıslatılmış bulgur iyice yoğrulur. İçli köfte gibi yuvarlanır. Köftelerin daha kolay şekil alabilmesi için el ıslatılarak yuvarlanır. İçine hazırlanmış kıyma harcı konur. Yuvarlanmış ve harcı konmuş köfteler kapatılır. Köftenin suyu kaynatılır. Salça kavrulur, tuzu atılır. Köfteler tencereye yavaşça bırakılır. Tencerenin kapağı kapatılır. Kaynadıktan 10 dakika sonra ocaktan alınır. Sıcak olarak servis yapılır.

Eski Türkçede "Spor" anlamında kullanılan sözcük ...

Çeynik,
Jimnastik,
Cimnastik,
Fr gymnastique
Spor sözcüğü anlamında kullanılmaktadır. Ancak jimnastik sözcüğünü kapsar. 
Çeynikmek,  Beden eğitimi yapmak, beden eğitimi yaparak çevikleşmek için kullanılır.
Eski Türkçede "Spor" anlamında kullanılan sözcük.
Eski Fransızca‘daki desporter fiilinden çıkıp İngilizce‘ye girmiş, sonra sports olarak yayılmış.
Desporter sözcüğü, Latince kökenli Eski Fransızca kelimeden türemiştir. 
Ünlü İspanyol futbol takımının ismi, deportivo kelimesi de spor, sportif anlamında kullanılmıştır.

Çin'e özgü, bedenin enerji dengesini düzenleyen bir tür egzersiz ...

Çigong,
Qigong, 
Chi kung,
Çin'e özgü, bedenin enerji dengesini düzenleyen bir tür egzersiz.
Yaşam gücü enerjisi. 
Çigong öğretisi dört bin yıldır insanlara fiziksel ve ruhsal sağlık kazandırmak için yapılıyor.
Yaşlanmayı geciktiriyor, enerjiyi arttırıyor, esnek ve dengeli olmayı sağlıyor. 

Geçmişi 4000 yıl öncesine dayanan, Çin kökenli bir egzersiz sistemi. Fiziksel bir egzersiz olan çigong sanatının anlamı çi kelimesi, nefes, hava, yaşam enerjisi, can gibi anlamlara, gong kelimesi ise hüner, beceri, başarı, emek demektir. 

Vaziyet, pozisyon...

Konum,
Vaziyet, pozisyon.
Vaziyet, eski dilde, (وضعيت )
Durum,
Durum, hal, duruş.
Bir kimsenin veya bir şeyin bir yerdeki durumu veya duruş biçimi, pozisyon.

Eski Türkçe’de yerleşilen yer, yurt anlamındadır.
Konma biçimi, konma şekli, yerleştirilme
Bir kimsenin mevkii, içinde bulunduğu şartlar, pozisyon
Bir şehir, bölge veya ülkenin başkalarına nispetle bulunduğu yer, yerleşim durumu
Bir memleketin, bir şehrin sahip olduğu ve gelişmesine tesir eden coğrafi şartların bütünü.

Boşa gitme, ziyan olma. ..

Heba,
Eski dilde, eskimiş, heba.
Arapça heba, ( ﻫﺒﺎ– ﻫﺒﺎﺀ)
Hiçbir işe yaramadan yok olma, boşa gitme.
Boşa gitme, ziyan olma.
Arapça heba, toz anlamındadır. 
Boşa gitme, ziyan olma. 
İçinde alemdeki bütün suretlerin, şekillerin meydana geldiği, fakat aslı itibariyle kendisi yok olan şey, madde, cevher.
İnce toz.  
Beyhude. 
Faydasız. 
İsraf. 
Ziyan.  
Aklı az olan.  
Toz, zerre.  
Boş, nafile.  
Faydasız, boş.  
Boşa gitme.  
Heba etmek, yitirmek, yazık etmek, elden kaçırmak.
Heba, Hibe, bağış.

Tez canlı, ivecen...

Acul,
Arapça acul, (ﻋﺠﻮﻝ)
Arapça, acele, çabuk olmak anlamındaki acul kelimesinden türetilmiş.
Aceleci,
Hızlı, çabuk.
Çok aceleci, tez canlı, telaşçı, sabırsız (kimse).
Tez canlı, ivecen.

Güvenlik ...

Emniyet,
Güvenlik.
Güven, inanma, itimat.
Tehlikeden uzak bulunma, emin olma durumu, güven, emniyet, asayiş.

Arapça, emniyet, (ﺍﻣﻨﻴّﺖ) 
Arapça, emniyyet sözcüğü, korkusuzluk, eminlik anlamına gelen emn kelimesi ve  mastar eki (-iyyet)  ile türetilmiştir.
Polis teşkilatı.
Teşkilat.

İnanma, güvenme, güven, itimat
Tehlikeden uzak bulunma, korkusuzluk, güvenlik
Millet güvenliğini sağlayan teşkilat, polis işleri.
Güvenlik işlerinin yürütüldüğü resmi yer
Bir ateşli silahın kazara ateş almasını önleyen düzenek.
Bir cihazda güveni sağlayan parça.

Güvence akçesi. ..

Depozit,
Deposito,
İng. deposit,
Frn. dépôt,
İtal. deposito,
Taahhüt edilen bir iş için sonradan geri alınmak üzere yatırılan teminat parası.  
Güvence akçesi.

Antik çağda, uyumak, dinlenmek ve yemek yemek için üzerine uzanılan uzun kanepe. ..

Kline, 
 
Antik Yunan’da, mezar içerisinde üzerine ölülerin yatırıldığı, genellikle taştan yapılmış sedir.  
Antik çağda, uyumak, dinlenmek ve yemek yemek için üzerine uzanılan uzun kanepe.


Klinai,
Latince'de lectus triclinaris olarak bilinen ve eski Yunanlılar tarafından sempozyumlarında ve eski Romalılar tarafından kullanılan bir tür antik mobilya.

Lectia,
Antik Yunan ve Roma'da kullanılan bir tür koltuk.

Arkeoloji...

Atikiyat,
Atikiyyat,
Arapça, atikiyyat, atikiyyat, ( عتيقيات)
Arkeoloji. 
Eski eserler. 
Eski devirlerden kalma eserleri, tetkik eden ilim. 


Arkeoloji.
Kazı bilimi.
Fransızca archéologie.
İngilizce archeology.
Tarih öncesi ve eski çağlardan kalma eserleri tarih ve sanat bakımından inceleyen bilim, kazı bilimi.
Eski çağlardan kalan, kazılarla ortaya çıkarılan eşya ve eserleri ve bunlara dayanarak geçmiş medeniyetleri inceleyen ilim kolu, kazı bilimi.
 

En az beş yıl profesörlük yapmış, bilimsel çalışmalarıyla kendini tanıtmış öğretim üyeleri arasından seçilerek bir kürsünün yönetimiyle görevlendirilen kimselere verilen paye ...

Ordinaryüs,
Odinaryüs Profesör,
Ordinarius sıfatı Latince nizami, usule uygun anlamına gelir. 
Günümüzde Profesörlerin Hocası anlamına da gelmektedir.

Türk üniversitelerinde 1933 yılında yapılan reform ile en az beş yıl profesörlük yapmış, bilimsel çalışmalarıyla kendini tanıtmış öğretim üyeleri arasından seçilerek bir kürsünün yönetimiyle görevlendirilen kimselere verilen payedir. Ancak 1981 yılında çıkarılan 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu ile bu akademik ünvan lağvedilmiştir.  
Alman akademik kariyerinden Türk akademik sistemine uyarlanmıştır. Alman sisteminde ordinaryus profesör, normal profesör olarak yani dışarıdan atanmış profesör anlamına gelen professor extraordinarius manasınından farklı olarak kullanılmıştır. Türkiye'de professor extraordinarius unvanı kullanılmamıştır. 

Türkiye Cumhuriyeti'nde bu unvanın son sahibi Ord. Prof. Dr. Reşat Kaynar'dır.

Erişilmek istenen sonuç...

Amaç,
İngilizce, aim, objective, goal, target, purpose.
Ulaşılmak istenen sonuç veya son.
Ulaşmak istenilen sonuç, maksat, meram.
Erişilmek istenen sonuç.
Gaye, 
Hedef, 
Erek,
Bir kimseye veya bir kurula verilen özel amaçlı görev, misyon.

“Çingene yengeci” de denen ve eti için avlanan kabuklu bir hayvan ...

Çağanoz,
Çingene yengeci,
Zigeuner Yengeci,
Çingene yengeci  de denen ve eti için avlanan kabuklu bir hayvan.
Çingene yengeci de denilen ve Türkiye'nin bütün kıyılarında yaşayan pavurya.
Çingene yengeci veya Çingene Pavia veya Çağanoz Akdeniz'de yaygın bir kanserdir. 

Çingene yengeci, 
Pavurya,  
Alm. Krabben, 
Fr. Crapes, décapodes, 
İng. Crabs, Brachyura. 

Yengeçler etçil olup, balık, karides ve yiyebildikleri her çeşit hayvanları kıskaçlarıyla avlayarak yerler. Kokuşmuş et yiyenleri de vardır. Pavurya çingene yengeci, kıllı yengeç, kara yengeçleri, dev yengeç (örümcek) gibi çeşitleri vardır.

Afyonkarahisar'ın Sandıklı ilçesinde arkeolojik bir buluntu alanı...

Kusura,

Kusura Höyüğü,
Afyonkarahisar'ın Sandıklı ilçesinde arkeolojik bir buluntu alanı.
Kusura Höyük, Afyon İl merkezinin 55 km. güneybatısında, Sandıklı İlçesi'nin 12 km. güneyinde, Kusura Köyü'nün hemen batısında yer alır. Höyüğün tepesi 400 m. çapı, 14 m. yüksekliğindedir.


Kusura Höyüğü, Sandıklı ilçesinin 13 km güneyindeki Kusura köyü içindedir. Yerleşim alanı yaklaşık 400 m çapında, 14 m yüksekliktedir. Kusura Höyük, Anadolu’da, Cumhuriyet döneminde, kazısı yapılan ilk örneklerden biridir. Kusura kazısı,1935-1937 yılları arasında, Cambridge Üniversitesi adına arkeolog Winifred Lamb tarafından yapılmıştır. Kazı sonucunda, M.Ö. 3000-1500 yılları arasına tarihlenen üç kültür katı (A.B.C) ortaya çıkarılmıştır.

Kusura’nın her üç yerleşim evresinde de ölüler yerleşim alanı dışına gömülmüştür. En sağlam, en güzel buluntular mezarlardan ele geçmiştir. Buluntular Afyon Müzesi’nde sergilenmektedir.

Afyonkarahisar ilinde bir kaplıca...

Ömerli,
Afyonkarahisar İl merkezine 15 km. uzaklıktadır. Kaplıcaya  Afyonkarahisar-Kütahya karayolu üzerindedir. Afyon’a 16 km mesafededir. Suyun sıcaklığ 54 derecedir. Kaplıcada bulunan kabir taşında Ömer Dede isimli ermiş bir çobanın asası ile yeri kazarak bu kaynağın bulunduğu yazılıdır. 


Kaplıcası’nın su sıcaklığı 46-71°C olup,  kaplıca suyunun kimyasal özelliği sodyum klorür, bikarbonat ve hipertermal içermektedir. Su ayrıca litrede 1 gr.dan fazla CO2 ihtiva etmesi nedeniyle gazlı sular grubunda yer alır. Kaplıca suyundan solunum yolu hastalıkları, romatizmal hastalıklar,   kemik ve kireçlenme rahatsızlıkları,kadın hastalıkları, beslenme bozuklukları ve sinir kas yorgunluklarını tedavisinde yararlanılmaktadır. Banyo tedavisi kadın hastalıkları, nevralji, romatizma, kırıklar ve metabolizma bozukluğuna iyi gelmektedir.

Gazlıgöl,
Afyonkarahisar  Merkezine 22 km. uzaklıkta Eskişehir karayolu üzerinde yer alan  İhsaniye ilçesine bağlı Gazlıgöl kasabası içerisindedir. Gazlıgöl kaplıcası su sıcaklığı 45-68 °C dir. Kimyasal olarak  hiperterm, hipotenik, alketihir karbonatlı ve hafif radyoaktif bileşimi ihtiva eder.

Afyonkarahisar ilindeki kaplıcalar;
Ömer, Ömerli,
Gecek kaplıcaları, 
Sandıklı Hüdai kaplıcası, 
İhsaniye Gazlıgöl kaplıcası 
Bolvadin Heybeli kaplıcaları.
Heybeli Kaplıcası,

Suçüstü. ..

Cürmümeşhut,
Arapça, cürmümeşhut, (ﺟﺮﻡ ﻣﺸﻬﻮﺩ) 
Arapça, curm ve meşhud sözlerinden oluşmuç.
İşlenirken başkaları tarafından görülen suç, şahit olunan cürüm, suç üstü.
Meşhut suç.
Suçüstü.
Birini suç işlerken yakalama, cürmümeşhut, meşhut suç.

Açgözlülük ...

Tamah,
Tımah, 
Tumuh.
Tama,
Bir şeye göz dikip bakma.
Hırs,
Açgözlülük.
İng. Greed
Frn. Avidité
Açgözlü olma durumu.
Doymazlık, gözü doymazlık, harislik, tamahkarlık, tamah.
Arapça tamah, Tama kelimesinden türetilmiş.
Doymazlık, aç gözlülük, tama.
Oburluk.

Tarla sınırı ...

An,
Kili,
Tonç,
Tumt,


Yemek sofrası...

Han,
Trabez,
Simat,
Sofra,
Yemek sofrası.

Engel ...

Ket,
Engel,
Bariyer,
Hail, Handikap.
Mani, Mania, Mahzur, Müşkül, 
Pürüz, 
Set,
Bir işin yapılmasını önleyen sebep, mani.
Bir şeyin gerçekleşmesini önleyen sebep, mani, mahzur, müşkül, pürüz, mania, handikap, ket.
Hemzemin geçitlerde kara yolu güvenliğini sağlamak için kullanılan açılır kapanır düzenek, bariyer.
Herhangi bir yolu kapamak için konulan nesne, bariyer. 
Kara yollarının kenarlarına yapılan korkuluk, bariyer. 
Engelli koşularda, her yarışçının üzerinden atlaması gereken tahta düzenek, bariyer.

Göz yuvarının pigment kan damarlarını içeren katmanın iltihaplanması ...

Uveit,
Gözyuvarının pigment kan damarlarını içeren katmanın iltihaplanması. Göz yuvarlağının ortasında bulunan jel benzeri maddenin çevresini 3 tabakadan oluşan bir kılıf sarar. Ortadaki tabaka, uvea'dır. Uveanın iltihabına üveit denir. Gözün iris, koroid ve kirpiksi cisimden oluşur. 

Uvea ile ilgili hastalıkların tanı ve tedavisi, immunoloji (bağışıklık bilimi) ve genetik dallarındaki giderek artan gelişmelerle desteklenmektedir. Üveit, gözün içindeki damar tabakanın (uvea) iltihabı sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Uvea gözün damarsal dokusu olduğundan tüm gözün damarsal beslenmesinden sorumludur. Uveadaki bir iltihap, korneadan görme sinirine kadar etkilediği gibi, görmeyi ciddi şekilde tehdit eder. Üveit erişkinlerde daha çok görülen bir hastalıktır. Üveit, gözün içindeki damar tabakanın (uvea) iltihabı sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Uvea gözün damarsal dokusu olduğundan tüm gözün damarsal beslenmesinden sorumludur. Uveadaki bir iltihab korneadan görme sinirine kadar tüm yapıları etkilediği gibi, görmeyi de ciddi şekilde tehdit eder. Üveit erişkinlerde daha çok görülen bir hastalıktır. 

Çanakkale yöresine özgü sacda pişirilen bir tür bazlama ...

Kartala,
Çanakkale yöresine özgü sacda pişirilen bir tür bazlama.
Çanakkale yöresine özgü sacda pişirilen bir tür gözleme.

Taplama,
Bazlamaya benzer bir çeşit tandır ekmeği.

Güneydoğu Asya ve Hindistan'da meyve yarasalarının bulaştırdığı öldürücü bir virüs...

Nipah,
Nipah virüsü (NiV)
Güneydoğu Asya ve Hindistan'da meyve yarasalarının bulaştırdığı öldürücü bir virüs.
Hindistan'da nipah virüsü hastalığı.
19 Mayıs 2018 tarihinde Hindistan'ın Kerala Eyaleti, Kozhikode Bölgesi'nde Nipah virüsü enfeksiyonu nedeniyle ölümler olmuştur. 
Kerala Eyaleti, Kozhikode ve Malappuram bölgelerinde NiV için yapılan testler pozitif çıkmış ve 3.kez salgın yaşanmıştır.

Minakop balığına verilen bir başka ad...

Kötek,

Götek,
Karakulak,
Gölge balığı.
Minekop,
Minakop,
Minakop balığına verilen bir başka ad.


Büyük, beyaz pullu bir çeşit balık.
Türkiye'de bütün sularda bulunan minakop balığına, Karadeniz'de kötek ya da götek denir. Akdeniz'de ise genel olarak karakulak olarak bilinir. Ortalama boyu 40 cm'dir. Minakop, kumlu ve kayalık zeminlerde yaşar. Çok lezzetli bir balık olan minakopun eti beyazdır.

Minekop (Umbrina cirrosa), vücut hafif basık, sırtı kamburca olan bir balık türü. Alt çenede küçük bir bıyık olup, pulları iridir. Burun küttür, çenede derin bir çıkıntı bulunur. Karın açık renklidir. Kafasının içinde ve her iki yanında gözlerin arkasına doğru iki küçük beyaz taş bulunur. Denizin dip bölgelerinde bulunur. Karadeniz, Akdeniz ve Marmara Denizinde yaşar.

Fincanın dibine çöken kahve tortusu. ..

Telve,
Fransızca telhe,
Fincanın dibine çöken kahve tortusu.
Kahvenin fincanın dibine çöken tortusu.
Ankara yöresinde telve kelimesi, et asılan çengel için kullanılıyor.


Sulu yiyecekleri koymaya yarar derince çanak...

Kase,
Farsça kase, (ﻛﺎﺳﻪ)
Farsça kase.
Arapça, kes.
Rusça, peçat.
Tas,
Çanak.
Kase-i ser, Kafatası.
Sulu yiyecekleri koymaya yarar derince çanak.
Çini, toprak veya camdan yapılmış çukur çanak.
Cam, çini, toprak vb.nden yapılmış derince çanak.

Kase kelimesinin diğer anlamları;
Yağmurdan sonra toprak üzerinde oluşan sert tabaka (Isparta yöresi)
Dişilik organı (kız çocukları için), Niğde yöresi
Darbukaya benzer elle vurulan bir ritim sazına da kase denmektedir.
Sürahi, Su bardağı (Ordu ve Ankara yöresi)

Kutup ...

Polar,
Fransızca, polaire.
İngilizce, polar.
Kutup,
Kutupla ilgili. 
Kutupları olan. 
Kutup çevresinde. 
Su gibi üzerinde pozitif veya negatif yük taşıyan suda çözünen moleküller veya gruplar. 
Bir kimyasal bağı oluşturan elektronların eşit olmayan bir biçimde atomlar arasında paylaşılması ile molekülde dipol oluşması, bazı durumlarda da bileşiğin tümüyle iyonlaşması özelliği


Mayasız hamurdan yapılan bir tür pide...

Kartalaç,
Bir tür gözleme ya da pide.
Mayasız hamurdan yapılan bir tür pide.
Ankara yöresine özgü bir gözleme veya pide türüdür.
Mayasız hamurdan yapılan peynirli ya da peynirsiz pide, yufka, gözleme.
Yağda kızarmış ince hamur.
Yağsız börek.
Mısır unundan yapılan saç ekmeği.
Saç üzerinde yapılan yufka gibi yiyecek

Ankara'nın ünlü yemekleri;
Ankara Tavası, alabörtme, calla, bici, ilişkik, sızgıç, siyel, pıtpıt pilavı, tohma, altüst böreği, entekke böreği, hamman, papaç, yalkı, carcıran, köremez, tamtak tiridi, öllüğün körü, bırtlak, bezdirme, gizleme, kartalaç, saçkıran.

“Emeller, istekler” anlamında eski sözcük...

Amal,
Eski dilde, (ﺁﻣﺎﻝ) amal, işler, işlemler.
“Emeller, istekler” anlamında eski sözcük.
Arapça emel’in çoğul şeklidir. 
Emeller, istekler; 
Arapça, (ﺍﻋﻤﺎﻝ) Ameller, işler.

Amal kelimesinin diğer anlamları;
Baş belası, usanç verici, yaramaz, inatçı. (Denizli, İzmir -Manisa yörelerinde)
Eziyet, öfke, hırs.
Engel, yük, ayak bağı (Kütahya yöresinde)
Zührevi bir hastalık (Denizli)

Kastamonu’nun bir ilçesi ...

İnebolu,
İl merkezine 97 km uzaklıktadır. Abeş Tepesi ve Geriş Tepesi Arkeolojik Sit Alanı olarak ilan edilmiştir. Merkez bucağına bağlı 74 köyü vardır. İlçe toprakları dar kıyı ovasının ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Dağlar gür ormanlarla kaplıdır. Kıyılarında birçok doğal kumsal vardır. Ekonomisi ormancılığa dayalıdır. Kıyıdaki düzlüklerde tarım yapılır. 

Başlıca tarım ürünleri patates, buğday, elma ve armut olup, ayrıca az miktarda arpa, soğan, erik, fındık ve zeytin yetiştirilir. Hayvancılık ve balıkçılık küçük çapta yapılır. İlçe merkezi, dik yamaçların kıyıya yakın kesiminde kurulmuştur. Kastamonu’nun tek limanı olan ilçesidir.  Belediyesi, 1886’da kurulmuştur.

Kastamonu’nun bir ilçeleri;
Abana, Ağlı, Araç, Azdavay
Bozkurt,
Cide
Çatalzeytin,
Daday, Devrekani, Doğanyurt 
Hanönü
İhsangazi, İnebolu
Küre 
Pınarbaşı
Seydiler,
Şenpazar
Taşköprü, Tosya

Ordu yöresinde soğan ve sarımsak ile kavurması yapılan bir ot ...

Melevcen,
Melocan,
Kırçan,
(Dikenucu)
Melocan (Diken ucu) Kavurması ;
Melevcen Kavurması ( Ordu Yöresi )
1 kg. melocan
2 baş kuru soğan
3-4 baş yeşil soğan
Sıvıyağ
1-2 diş sarımsak
Ayıklanıp yıkanan melocanlar soğuk suya konulup, suda yumuşayıncaya kadar haşlanır. Süzgeç ile süzülür. 


Küçük küçük doğranarak suyu sıkılır. Kızgın yağda soğanlar iyice kavrulur. Bir iki diş sarımsak doğranır. Melocanlar içine konulur ve soğanlarla özlenmesi için kısık ateşte biraz daha pişmesi sağlanır. Afiyet olsun.
Not: Mıhlama gibi üzerine yumurta da kırılabilir.

“Atatürkçiçeği” de denen bir süs bitkisi. ..

Ponsetya,
Atatürkçiçeği,
Atatürk Çiçeği,
(Poinsettia).
Bir süs bitkisi.
Atatürkçiçeği de denilen ve yeşil yaprakları sonbaharda kızaran süs bitkisi, Ponsetya.
Ponsetya, Atatürk’ün çabalarıyla ülkemizde yetiştirilmeye başlanmıştır.


Kırmızı ya da sarı renkleri ile doğanın en güzel çiçeklerinden kabul edilen ponsetya bitkisinin çiçekleri birer harikadır. Doğrudan güneş ışığı isteyen bu bitkiyi güneş ışığına maruz bırakmak yaprakları için çok yararlıdır. 


 

Bir mandalina türü ...

Klemantin,
King,

Bir mandalina türü .
Ankor,
Dancy,
Encore,
Fremont - Fremond,  Fortune, Fairchild ,
Kara, Klausellina, King, Kinnow, 
Klemantin - Clemantin,
Lee,
Marisol, Monreal,
Mineola - Minneola
(Tangelo türü Greyfurt-mandalina melezi), 

Nova, 
Ovari - Owari, Okitsu, Ortanik - Ortanique (Tangor familyasından),
Orlando,
Robinson,
Satsuma (Rize Mandalinası), Suntina, Sunburst,
Topaz,
Vinola,
Yerli.

“King” de denen bir cins mandalina...

Klemantin,
King,

Mandalina cinsleri;
Ankor,
Dancy,
Encore,
Fremont - Fremond,  Fortune, Fairchild ,
Kara, Klausellina, 
King, Kinnow, 
Klemantin - Clemantin,
Lee,

Marisol, Monreal,
Mineola - Minneola
(Tangelo türü Greyfurt-mandalina melezi), 

Nova, 
Ovari - Owari, Okitsu, Ortanik - Ortanique (Tangor familyasından),
Orlando,
Robinson,
Satsuma (Rize Mandalinası), Suntina, Sunburst,
Topaz,
Vinola,
Yerli.

Eylül ayı başında olgunlaşan bir mandalina cinsi...

Okitsu,
Eylül ayı başında olgunlaşan bir mandalina cinsi.
Mandalina cinsleri;
Ankor,
Dancy,
Encore,
Fremont - Fremond,  Fortune, Fairchild ,
Kara, Klausellina, 
King, Kinnow, 
Klemantin - Clemantin,
Lee,

Marisol, Monreal,
Mineola - Minneola
(Tangelo türü Greyfurt-mandalina melezi), 

Nova, 
Ovari - Owari, Okitsu, Ortanik - Ortanique (Tangor familyasından),
Orlando,
Robinson,
Satsuma (Rize Mandalinası), Suntina, Sunburst,
Topaz,
Vinola,
Yerli.

Değişken ...

Parametre,
Değişken,
Boyut, gösterge,
İngilizce, parameter,
Fransızca parametre,
Almanca: Parameter,
Değişken,
Muadil, 
Mütehavvili mutavassıt, 
İncelenen değişkenin toplumdaki tipik değeri.
Özel bir durum için tanımlanmış değişebilir nicelik.
Cebirde bir denklemin katsayılarına giren değişken nicelik. 
Bir etki ya da ilişki göstermek için kullanılan değişken. 
Ana kitle hakkında ortalama, varyans gibi tahmini yapılan karakteristik değerler. 
Bir olayın veya hastalığın gidişini veya niteliklerini belirleyen özellik veya özellikler dizisi.

Eski dilde, yemek masası, sofra ...

Simat,
Arapça, simat, (ﺳﻤﺎﺕ). 
Sofra (Arapça). 
Yemek masası.
Ziyafet.
Yemek,
İşaretler, nişanlar, alametler, damgalar.
Sofra, somat,
Damga, iz. 
Nişan, alamet.


Kuyumculukta, altın ve gümüş eritilen kalıbın içine konmuş çerçeve ...

İlice,
Şide,
Kuyumculukta, altın ve gümüş eritilen kalıbın içine konmuş çerçeve.
Kuyumculukta, altın ve gümüş eritilen kaıbın içine konan çerçeve. 

Metali ya da kaynak karışımını dökmek için kullanılan kalıp, kab.
Altın ve gümüş eritilen kabın içine konulan çerçeve.
Kuyumcuların kullandığı külçe kalıbı.

Eski Mısır'da kutsal sayılan boğa...

Apis,
(Hapi),
Eski Mısır'da kutsal sayılan boğa.
Eski Mısır' da tapılan canlı hayvanlar olmuş. Apis Öküzü en ünlüsüdür. Başında üçgen şeklinde beyaz bir alameti olan, beyaz lekelere sahip siyah renkli bir öküz. 
Eski Mısır’da güneş diski ve kıvrılmış kobra suretlerini taşıyan bir boğa şeklinde tasavvur edilirdi. 
Alnındaki siyah üçgenden başka sırtında akbabaya benzeyen bir şekil, sağ yanında bir hilal, dili üzerinde ise skarabe işareti bulunması gerekti. 
Bu hayvan Memfis'in ilahı Ptah’in bir canlı numunesi sayılır ve onun bu hayvanda yaşadığına inanılırdı. Apis Öküzleri, tanrının yeryüzündeki temsilcisi olarak görülürdü.

Bir şeyi eski biçimine çevirme...

İrca,
Arapça, (ﺍﺭﺟﺎﻉ)
Bir şeyi eski biçimine çevirme.
Arapça, dönmek anlamındaki rücu kelimesinden türetilmiş.
Eski haline, Çevirme.
Döndürme, geriye doğru çevirme
İndirgeme.
Geri döndürme, bağlama.
Yönenme (iltifat), öze yönenme (tecrit) ve onarma (rücu) yanaçlarının ortak adı.

Fransız devriminin ideologlarından ve terör döneminin önderlerinden olup 1794 yılında Robespierre ile birlikte idam edilen Fransız siyasetçi ...

Saint Just,
Louis Antoine de Saint-Just,
Fransız Devrimi'nin en önemli devrimcilerinden biri, askeri ve siyasi lider.
Louise (Antoine Leon) Saint Just Fransız ihtilalinin en önemli devrimcilerinden biridir.
Fransız devriminin ideologlarından ve terör döneminin önderlerinden olup 1794 yılında Robespierre ile birlikte idam edilen Fransız siyasetçi.


1792 yılında geçici meclise giren bir ulusal muhafız kıtası yarbayı olan Saint Just, Jakobenlerin en sol kanadı olan Montagnard grubundandı.  Yakışıklı olduğu ve rüşvet yemediği için devrim meleği adını almıştı. Jakoben diktatörlüğü döneminde Robespierre’in sağ kolu ve icra komitesi müdürü oldu. 


1793-1794 arası iktidarı elinde bulunduran Robespierre grubunun en ateşli mensubu olmuş.  Jirondenlerin devrilmesinde, Hebert’in ve Danton’un yargılanıp idam edilmelerinde büyük rol oynadı. Daha sonra geçici meclis başkanı oldu. Jakobenlerin son günlerinde Robespierre ile bazı konularda anlaşmazlığa düştü. Ancak ondan ayrılmadı. 

28 Temmuz 1794 tarihinde Robespierre ile birlikte giyotine yollanarak idam edildi.

İstanbul'da Lale devrinin ünlü bir eğlence yeri ...

Sadabad,

İstanbul'da Lale devrinin ünlü bir eğlence yeri. İstanbul'da, Lale Devri'nin ünlü eğlence alanı. 
Lale Devri, Osmanlı’nın Batı’ya açılmaya başladığı dönemdir.

Birçok reformun yapıldığı; ancak devlet ricalinin zevk ve sefa içinde yaşadığı bir devirdir. Osmanlı İmparatorluğunun, 18. yüzyılda Lale Devri'nde, Kağıthane deresi kıyısında Haliç'e doğru uzanan düzlük mesire ve eğlence yerine verilen ad.

 Ahmed III (1703-1730) ve sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa (1717-1730) devrinde eğlenceler düzenlenirmiş. İstanbul halkının ileri gelenleri bu eğlencelere katılırmış. Kağıthane deresi ve etrafı eğlencelere uygun olarak düzenlenmiş. Derenin kenarlarına mermer rıhtımlar ve göz alıcı bir kasır inşa edilmiş. Kasrın büyük bir havuzu, çevresinde çeşitli çağlayanları ve ağızlarından su fışkıran ejderha heykelleri varmış. Sadabad kasrından başka çevreye çeşitli köşkler, bahçeler hamamlar yapılmış. Eğlenceler, özellikle mehtaplı gecelerde sabahlara kadar devam edermiş. Gel zaman git zaman bu debdebenin sonuna gelinmiş. Osmanlı imparatorluğu Lale devri ile sona hızla yaklaşmış. Sadabad çöküşün simgesi olmuş. 

Gün geçtikçe bu eğlencelere çeşitli sebeplerle karşı olanlar artmış ve Patrona Halil isyanı çıkmış. Ayaklanma sonunda Damat İbrahim Paşa öldürülmüş ve Ahmed III tahtından indirilmiş. Sadabad eğlencelerinin yapıldığı yerler, başta kasır olmak üzere tahrip edilerek yıkılmış tabi Osmanlının da yıkılışı, Lale devrinin bitişi hızlanmış.

Uğraştırıcı, pürüzlü iş...

Gaile,
Dert,
Üzüntü,
Sıkıntı,
Uğraştırıcı, pürüzlü iş.

İşi gücü olmayan, serserilik eden erkek..

Kopuk,
İşi gücü olmayan, serserilik eden erkek.
İşsiz güçsüz, parasız pulsuz, serseri kimse.
Kopmuş,
Toplum kurallarına aldırmayan erkek, işsiz güçsüz, serseri.

İsviçre'nin Almanca konuşulan kesimi için kullanılan sözcük ...

Alemanik,
İsviçre'nin dört adet resmi dili vardır.;
Almanca, Fransızca, İtalyanca ve Romanşça.
Ana dili olarak  %64 Almanca , %20 Fransızca, %7 İtalyanca, %1 Romanşça ve %8 diğerleridir. Almanca konuşulan bölgeler doğu, kuzey ve merkezdedir. Almanca konuşan, Dialekt, Mundart (Dütsch) olarak adlandırıyor. Yüksek Almanca (Hochdeutsch).  Nüfusun üçte ikisi Fransızca, geri kalanı Almanca'nın Alemannik lehçelerini konuşuyor. 

Fransızca konuşulan bölgeler kantonun batısında, Alemanik konuşulan bölgeler ise doğuda yer alır. İki dilli şehirlerin sayısı ve dolayısıyla hem Fransızca hem de Almanca'yı akıcı bir şekilde konuşabiliyor. Fribourg Kantonunun nüfusu (31 Aralık 2019 itibariyle) 325.000.

Bolu ve Düzce yöresine özgü, mısır unu, yumurta ve peynirle yapılan bir hamur işi...

Mamursa,
Bolu ve Düzce yöresine özgü, mısır unu, yumurta ve peynirle yapılan bir hamur işi.
Mamursa, Çerkes Mutfağına özgü bir yemek.
Malzemeler;
1 kg mısır unu,
2 çay kaşığı tuz, 2 litre su
100 g tereyağı,
İsli Çerkez Peyniri, 10 parça.


10 parça İsli Çerkez Peyniri ile 2 litre su ve tuz tencereye konularak mısır unu ilave edilir ve kısık ateşte haşlanır. Belağa adı verilen ahşap mutfak gereci ya da ahşap bir kaşık yardımıyla ekmek kıvamına gelene kadar karıştırılır. Bu işleme, karışım ahşap kaşığa yapışmayacak kıvama gelinceye kadar devam edilir. Bir servis tepsisine ters çevrilerek boşaltılır ve ortasına geniş bir çukur açılır. Bu çukura tereyağı konulur. Mamursa’nın üzerine isli çerkez peyniri batırılır. Mamursa genelde et yemeğinin yanında tercih edilir. 

Diğer yöre yemekleri;
Haluj (Abhaz Mutfağı)
Seku (Çerkez Mutfağı)
Metaz, (Çerkez Mutfağı)
Oturtma Tatlısı (Balkan Türkleri Mutfağı)
Melengücceği Tatlısı (Manav Mutfağı)
Roman Kavurma (Roman Mutfağı)

Pelemurşi - Tatana,  (Gürcü Mutfağı)
Yapılışı; 
1 litre kokulu üzüm suyu, 
8 yemek kaşığı buğday unu, 
2 kahve fincanı toz şeker, 
10-12 adet bütün iç ceviz.

Yapılışı;
Bir tencereye üzüm suyu, toz şeker ve buğday unu ocağa konur. Katılaşıncaya kadar karıştırılarak pişirilir. Bu işlemden sonra kaselere doldurulur. Üzerine birkaç tane bütün iç ceviz konulur. Soğuyunca servis edilir.

Dünyaca ünlü Bulgar opera sopranosu ...

Sonya Yoncheva,
(D. 25 Aralık 1981) 
Bulgar opera sopranosu.
Sonya, Bulgaristan'ın Plovdiv şehrinde 25 Aralık 1981 tarihinde doğdu. Plovdiv Ulusal Müzik ve Dans Okulu'nda piyano ve şan eğitimi aldı. Gençlik yıllarında müzikle ilgili bir Bulgar televizyon programında çalıştı. Bulgaristan'da 2001 yılında Bulgaristan Ulusal Televizyonu tarafından düzenlenen birçok müzik yarışmasını kazandı. Conservatoire de Musique de Geneve'de Danielle Borst'ten dersler aldı. 2009 yılında yüksek lisans derecesi aldı. 

Aldığı Ödüller;
(2017 ) Yılın Sanatçısı seçildi. 
(2019) Uluslararası Opera Ödülleri Okurları Ödülü'nü aldı.
(2015) Echo Klassik'te Yılın Genç Sanatçısı ödülünü kazandı. (2016) yılında, sanat alanına katkılarından ötürü Aziz Kiril ve Metodiy Nişanı ile ödüllendirildi. 

Yoncheva, Temmuz 2014 yılında Venezuelalı şef Domingo Hindoyan ile evlendi. Vaud, İsviçre Kantonunda yaşıyorlar ve bir oğulları ve kızları var. (15.05.2021)

Eski Mısır ve Eski Yunan’da, sürekli kendisini yutup yine kendisinden doğan simgesel yılan...

Uroboros,
Ouroboros,
Eski Mısır ve Eski Yunan’da, sürekli kendisini yutup yine kendisinden doğan simgesel yılan. 
Ouroboros, kendi kuyruğunu ısıran bir yılan ya da ejderha şeklinde resmedilen semboldür.
Kendini yaratmayı sembolize eden kuyruğunu yutmuş bir yılan şeklidir. Latince'deki uroborus kelimesinden gelir. Sözlük anlamı kuyruğunu öldüren'dir. Yanar, döner gökkuşağı mitleri ile benzerlik gösteren sembol doğanın ebedi döngüsünü ifade etmektedir. Ouroboros sıklıkla öz düşünümlülüğü ya da döngüselliği, özellikle de kendini sürekli yeniden yaratan anlamını simgeler. 


Başlangıçtan beri şeyin içinde var olan ya da kendini yok edilemez kudreti veya tabiatıyla sürdüren ilkel birlik ve bütünlük ideasıdır. Ouroboros mitolojik ve dinsel sembolizmde önemli olmuş, aynı zamanda simya ile ilgili illüstrasyonlarda simyacının yapıtının döngüsel doğasını simgelediği şekilde de kullanılmıştır. Gnostisizm ve hermetisizm ile de ilişkilendirilmiştir. Yılanlar, hem yaşayan hem de dönemsel olarak kayboluşlarıyla ölümle ilişkilendirilen canlılar olup doğanın ebedi döngüsünü ifade etmektedir.

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ