Doruk, Zirve ...

Şahika,
Şahika (Arapça,  شاهقه ).
İng. Summit, 
Frn. Sommet.


Doruk.
Zirve,
Uç,
En üst derece.
Dağ tepesi,
Dağ doruğu,
En yüksek yer,

Hırs, ihtiras, insanı kötü yola sevkeden servet ve mal ...

Mamnon,
İng. Mammon, Frn. Mammon.
İnsanı kötü yola sevkeden servet ve mal .
Hırs, ihtiras
Hırs, ihtiras, kötü yola sevkeden servet,
Servet tanrısı .

Para hırsı, 
Haksız dünyevi kazanaç sağlama.


Mamon kelimesi Aramice’de zenginlik anlamına geliyor. Para ya da para kazanma hırsı demektir. Aramiceden Grekçe’ye aynı şekilde değişmeden geçmiş. Aynı kökten batı dillerine küçük değişiklerle yayılmıştır. İngilizce (money), Almanca (mammon), Fransızca (monnaie), İspanyolca (moneta) gibi. 

Boğa, her zaman parayı, gücü, kazancı, serveti, hırsı, kavgayı, çfkeyi,  ihtirası ifade etmiştir.

Latin Amerika' da İspanyol sömürgelerindeki maden ocaklarında yerli halkın zorla çalıştırılmasına verilen ad...

Mita,
Latin Amerika'da İspanyol sömürgelerindeki maden ocaklarında yerli halkın zorla çalıştırılmasına verilen ad.
Kızılderililerin tabi tutuldukları zorunlu çalışma. 
Latin Amerika'da İspanyol sömürgelerinde yaşayan yerli halkın, maden ocaklarında zorla çalıştırılması. 

Potosi Valisi Francisco de Toledo'nun getirdiği düzenlemelerle uygulanan sistem. Madenlerde zorla çalıştırma yetkisidir. 

Mita Latin Amerika ülkelerinin büyük gerçeğidir.

Büyük gerçek, Büyük lanet;
1545 yılında, İspanyolların Peru'yu ele geçirmesinden sonra,  dağda sürüsünü otlatan bir lama çobanı Diego Huallpa'nın öyküsüyle başlar. Lamalarından biri dağın öteki ucuna kaçar. Onu yakalamaya çalışırken vakit çok geç olur. Geceyi dağda geçirmek zorunda kalır. Soğuktan korunmak için gece ateş yakar. Sabah uyandığında görür ki yaktığı ateş dağın yüzeyinde bir madeni eritmiştir. Bu gümüştür. Erimiş gümüş şeritlerini gören Diego olayı kardeşine anlatır. Bu keşiften sonra bir süre birlikte dağın yüzeyindeki kayaları eriterek gizli gizli gümüş elde ederler. İki kardeş bir süre sonra bu sırlarını çok az bir para karşılığında İspanyollara satar.  Böylece artık Dünyanın kaderi değişmiştir. Allah yürü ya kulum demiş. And Dağlarının ve İspanyanın gidişatını değiştirecek büyük yağma dönemi başlamıştır. 

İşte Yüzeydeki gümüş bitince, dağın içine girmeye başlayan maden sahipleri, İspanya Kraliyeti adına tam üç yüzyıl boyunca durmak bilmeden gümüş çıkartırlar. Çıkan gümüş, bu madenin bulunduğu Potosi'ye akın eden İspanyollara büyük zenginlik getirir.  Zenginleşen İspanyollar işçi bulma zorluğu, güçlüğü çekmeye başlarlar. Yüzeydeki damarlar tükendiğinden derinlere gitme gerekliği ortaya çıkar. Çıkan madenin verimli işlememesi gibi nedenlerle üretim de düşer. 

O dönemin valisi Francisco de Toledo'nun getirdiği düzenlemelerle tekrar herşey yeniden hayat bulur. Üretim ve kalite yükselir. Ancak valinin düzenlediği yeni yasalarda İnka İmparatorluğunun işçi bulma yöntemine mita denir. Bu sistem dahilinde Cusco'dan Kuzey Arjantin'e kadar olan coğrafya 16 bölgeye bölünür. Her bölge her sene çalışabilir durumdaki erkek nüfusunun yedide birini madenlere işçi olarak göndermek zorundadır. Tam bir sömürge uygulaması olarak devam eder. 

İşte bu madenlerde yerli halkın sömürge yasaları ile zorla çalıştırılmasına mita denmiştir. Çalışma şartlarının zorluğu koka yaprağını çiğneyerek yer altına inen yerli halk için ise insan öğüten bir değirmen olur maden. Sonuçta madene çalışamaya giden her 10 erkekten 7'si memleketine geri dönemez. Tarihçiler tarafından zengin damarların tükendiği 19. yüzyıla kadar yaklaşık 9 milyon madencinin burada öldüğü rivayet edilir. 















Hikayeyi bu kadar güzel anlatan gezgin Barış Pala'nın yazısından alıntı yapılmıştır.

Eski dilde faraziye ...

Varsayım,
Faraziye, (Arapça ).
Faraziyye ( فرضيه ) .
Farziyye ( فرضيه )
Fransızca, Hipotez. - İng. Hypothese.
Kuram, 
Var sayma, Kabul.
Kaziye, 
Önerme,  Nazariye.
Deneylerle henüz yeter derecede doğrulanmamış, ancak doğrulanacağı sanılan teorik düşünce.

Latince Suppositio kelimesiyle eşanlamlıdır. Yunanca hypothesis kelimesi, alta konan, altlık, temel, ilke, koşul,varsayım demektir. Mantıksal sonuçlar çıkarmak üzere öndayanak olarak öne sürülen önerme ya da önermeler birliğine varsayım denmektedir. Belli bilgilere olanak sağlamak, bağlantıları anlaşılır kılmak, olayları açıklamak üzere geçici olarak konmuş bilimsel öneri, koşul. Düşünmenin altlığıdır. Düşünmenin, herhangi bir konuda ileri sürdüğü bir kabuldür. İlimde tahkik edilmemiş faraziyeler doğru hüküm değildir. Sadece zannetmektir.  Ancak sonuçlarının doğruluğu ile kanıtlanan varsayımlar hüküm olur. Bir olayı açıklamak, bir düşünceyi ispat etmek için doğruluğu kanıtlanmamış başka düşünceleri dayanak olarak göstermek sadece bir iddiadır. Doğruluğunun gözlem ve deneylerle ispatlanması gerekir.

Sır saklayan, ağzı sıkı ...


Ketum,
Arapça, [ کتوم ]  
İng. discreet, Frn, discret, Alm. diskret,
Ağzı sıkı. 
Sır saklayan, ağzı sıkı.

Sır saklayan. 

Ağzı pek.
Her şeyi gizleyen.
Çok konuşmayan,  
Herkese her şeyi konuşmayıp sırrını belli etmiyen. 

Sır saklamaya ketumluk denir. Ketumiyet de kendi nefsine hakim olmaktır.  Atilla İlhan'ın dediği gibi; Ne kadar da ketumdur, katlandığı acıları sergilemeyi hiç sevmez. Yine ünlü düşünür Sır saklamaya ketumluk denir. Ketumiyet de kendi nefsine hakim olmaktır.  Atilla İlhan'ın dediği gibi; Ne kadar da ketumdur, katlandığı acıları sergilemeyi hiç sevmez. Yine ünlü düşünür Nietzsche, Sıradan insanın farklıya nefretidir, farklıyı ketum olmaya iten, diyerek sır saklamaya dair, çok konuşmaya dair sözü ile ifade etmiştir ketum olmayı. Esastır konuşmamak, düşünmek için de gereklidir. Bu yüzden eskiden önce susmayı ifade eden parmakla ağızı kapatarak yapılan sus işareti her yerde kullanılmaktadır. Bu işaretin bir diğer anlamı ise ketumiyettir. Ahlaki bir değerdir. Saygıdır. Sevgidir. Kişinin kendi onurudur. Diğer affetmek ve boş zamanı değerlendirmek kadar zor olandır. Kısaca güvendir.   Sıradan insanın farklıya nefretidir, farklıyı ketum olmaya iten, diyerek sır saklamaya dair, çok konuşmaya dair sözü ile ifade etmiştir ketum olmayı. Esastır konuşmamak, düşünmek için de gereklidir. Bu yüzden eskiden önce susmayı ifade eden parmakla ağızı kapatarak yapılan sus işareti her yerde kullanılmaktadır. Bu işaretin bir diğer anlamı ise ketumiyettir. Ahlaki bir değerdir. Saygıdır. Sevgidir. Kişinin kendi onurudur. Diğer affetmek ve boş zamanı değerlendirmek kadar zor olandır. Kısaca güvendir.  

"İngiliz Kemal" de denilen ünlü Türk casus ...

Ahmet Esat Tomruk,
İstanbul (1887-1966).
Türk Casusu,
İngiliz Kemal,
İngiliz Kemal olarak bilinen ünlü Türk casusu.

1887 yılında İstanbul'da dünyaya gelir. Babası öldükten sonra dayısı tarafından büyütülür. Sultani lisesine devam ederken 1904 yılında Abdülhamit'in hafiyeleri tarafından polise casus olarak ihbar edilir ve polis tarafından tutuklanır. Hapisten kurtulan Ahmet Esat, bir İngiliz gemisi ile kaçar ve İngiltereye yerleşir. 

Fransızca ve İngilizce bilen Ahmet Esat İtalyanca ve Rumcada bilmektedir. Ayrıca boksördür. Tabi yakışıklı olan ajanımız bu kadar beceri yanısıra dans ve adab konusunda da görgülüdür.  Koçaki adlı bir Rumdan yankesicilik öğrenmiş olup komple bir adamdır. 

Birinci dünya savaşı esnasında ülkesine döner. Kemal Begof'un boks salonunda çalışır. Bu esnada Kara Kemal ile tanışarak Teşkilat-ı Mahsusa ile çalışmaya başlar. Boks hayatı devam etmektedir. 1917 yılında, Irak'ta esir olan bir İngiliz generali ile beraber hapsiste sanki bir İngiliz subayıymış gibi kalır ve değerli istihbaratlar alır.  Biga yarımadasındaki Kuvayı Milliyecilere katılan Ahmet Esat'a İngiliz Kemal adını takmışlar ve
artık İngiliz Kemal olarak anılır. 

Mütareke sonrası İzmir'de, Atina'da Trakya'da görev alır. Cumhuriyet kurulunca, 1924 yılında istihbarat teşkilatından ayrılır. İstiklal madalyası ile ödüllendirilir. Soyadı kanunu ile Tomruk soyadını alır. Mevhibe hanım ile evlenir ve bir kızı olur. 14 Şubat 1966 yılında hayata veda eder.

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ