Çok iri ve kaba ...

Lenduha,
Lend-i har,
Kallavi, 
Zebellah, İri ve korkunç görünümlü insan.
Çok iri, kocaman.
Çok iri ve kaba (şey).
Çok iri ve acayip (kadın)  
Çok iri ve kaba .
Çok büyük ve garip cüsseli,
Pek iri ve kocaman, dev gibi.
İri ve kaba anlamlarında kullanılan, söyleyişi zevkli eski bir kelime.  
Ayrıca Kallavi' nin bir başka anlamı;
Vezir ve sadrazamların giydikleri bir çeşit kavuk.
Sadrazam ve vezirlere özgü, üstü koni biçimine yakın telli kavuk.
Lenduha kelimesinin aslı lend-i har olan sözcüktür ki Farsça' da eşeğin penisi anlamına gelir.

Yadırganacak yönü olma, gariplik, tuhaflık ...

Garabet,
Yadırganacak yönü olma, gariplik, tuhaflık,
Dargınlık, düşmanlık.
İftira,
Yabancılık. Gariblik.
Tuhaflık.
Âcizlik, beceriksizlik.
Gizli olmak. 
Hilaf-ı adet olmak.
Iraklık.
Ne demek olduğu herkesçe anlaşılmayacak kelime ve tabirlerin söz arasında kullanılması.

Roma' da Rönesans dönemi mimarlığının önemli örneklerinden biri olan ünlü saray ...

Farnese,
Farnese Sarayı,
Roma'da, Tevere ırmağının sol yakasında, Rönesans'ın en ünlü yapıtlarından biri.

Yapımına, 1514 yılında kardinal Alessandro Farnese için Genç Sangallo tarafından başlandı. Michelangelo ve Della Porta tarafından tamamlandı. Sarayda 1600 yılında Annibale Carracci' nin aşk her şeyi alt eder (Amor omnia vincit) teması resmedilmiş.

Roma’ daki Farnese Sarayı pencerelerinin süslemelerine büyük önem verilmiştir. Ortadaki pence­re, Farnese ailesinin arması oyulu bir kalkan ile belirtilmiş, sonradan papalık arması ile çevrelenmiştir. Farnese sarayı 1874 yılından bu yana Qui-rinale yakınında Fransa büyükelçiliği binasi olarak kullanılmaktadır. Roma'daki Fransız okulu da 1875 yılında oraya yerleşmiş. 
Farnese Sarayı’nın mimari, Antonio da Sangallo' dır. 
Antonio Sangallo (1485-1546) 
Uzun yıllar Bramante’nin asistanı olarak Roma’da çalışan sanatçının, Roma’daki Farnese Sarayı, Rönesans’ın son, Barok ‘un ilk eseri olarak gösterilmektedir. Bu büyük saray, dikdörtgen planlıdır. Cephede anıtsal büyüklükte bir taç kapı vardır. Buradan, etrafı sütunlarla çevrili, üstü tonozlu geniş bir geçitten esas binaya girilir. Binanın cephesi ve taç kapı rustika türün en başarılı örneğidir.

Kolonlu geçit, geniş sütunlarla çevrili üstü açık, kare şeklinde geniş bir avluya açılmaktadır. Batı avluda, erken Barok stilinin getirdiği yeni anlayış görülmektedir. 15. Yüzyıl Rönesans’ının avlu duvarlarını taşıyan ışıklı yuvarlak sütunlarının yerini, burada dikdörtgen pilpayeler (sütun demetleri) üzerine oturmuş Roma tipi sütunlar almıştır. Sütunları kemerler birleştirmektedir. Sütunlar ve kemerler zengin gölgeler meydana getirmiştir.
 

Bir dinin öğrenilmesi gereken temel inançları ...

Akait, (Arapça).
Bir dinin öğrenilmesi gereken inançlarının ve tapınma kurallarının tümü. 
Bu kuralları toplayan kitap.
Osmanlıca, Akideler.
İtikad olunan hakikatlar.
İtikada dâir kaziye ve hükümler, esaslar.

Akait,
Akaidî ve imanî hükümleri kavi ve sabit kılmakla meleke haline getiren, ancak ibadettir. Evet, Allah'ın emirlerini yapmaktan ve nehiylerinden sakınmaktan ibaret olan ibadetle vicdanî ve aklî olan imani hükümler terbiye ve takviye edilmezse, eserleri ve te'sirleri zayıf kalır. Bu hale, Alem-i İslâmın hâl-i hazırdaki vaziyeti şahittir.

Dante' nin "İlahi Komedya" adlı yapıtında da kullandığı, üç dizeli kıtalardan oluşan İtalyan nazım biçimi ...

Terzarima,
Terza-Rima,
Örüşük Uyak.
Üç dizelik bendlerle kurulu İtalyan nazım biçimi. 
Dize kümelenişi ve kafiye düzeni şöyle olup örüşük kafiyedir. aba bcb cçc ded... Son bent genellikle tek dizeden meydana gelir. Bent sayısında herhangi bir sınırlama yoktur. Bent sayısı az olan terza-rimalarda son dizenin şiirin en güçlü ve etkili dizesi olmasına dikkat edilir.

İlkin İtalyan nazmında kullanılan bu biçim, daha sonra başka edebiyatlarda da kullanılmıştır. Dante'nin "İlahi Komedya"sının bu biçimle yazılmış olması, terza - rima'nın yaygınlık kazanmasını sağlamıştır.

Terza-rima, Türk edebiyatında ilkin Servet-i Fünun döneminde Tevfik Fikret'in, Şehrâyîn şiirinde 1899 yılında denenmiştir. 
İkinci Meşrutiyetten (1908) sonra zaman zaman kullanılmışsa da, yaygınlık kazanmamıştır. En güzel örneklerini Ali Canip Yöntem vermiştir.

İnsanların çoğunun sadece bir kitap olarak baktığı İlahi Komedya, aslında görmeyi bilen gözler için içerisinde yoğun bilgiler barındırmaktadır. 

İlahi Komedya, Dante' nin Cehennem, Araf ve Cennet'e yaptığı hayali bir seyahatin öyküsüdür ve burada sunduğu Evren Dizgesi tamamen Batlamyus Dizgesi' ne dayanmaktadır. Dante' ye göre, Yer Evren' in merkezindedir ve hareketsizdir. Yer' in etrafında sırasıyla, Ay, Merkür, Venüs, Güneş, Mars, Jüpiter ve Satürn küreleri bulunur. Satürn küresinden sonra, sabit yıldızlar küresi ve ondan sonra da ilk hareket ettirici küre gelir. Onuncu küre ise, En Yüksek Küre, yani Tanrının Evi' dir. Küreler, Meleklerin yardımı ile hareket eder. Dante, Aristoteles' in etkisi ile Ortakmerkezli Küreler Dizgesini benimsemiş, dışmerkezli kürelerin olmadığını savunmuştur.
Terzarima örnekleri;

İLAHİ KOMEDYA
Hayat yolu ortasında kendimi
Karanlık bir orman içinde buldum.
Anladım yolumu kaybettiğimi.
Aklıma geldikçe hâlâ korktuğum
Bir yabani, haşin, büyük ormanı
Anlatırken bile ürperiyorum.
Ölümden daha korkunç buldum onu,
Ama başka iyi şeyler de vardı,
Söyleyim onların ne olduğunu.
GİZ
Bu kadar uzak mıydı
Git git bitmiyor yol
Görünmüyor dağın ardı
Oysa bilmem kaç yıl
Bu yollardan yürünmüş
Şimdi sanki bir masal

Bu dilsiz dağ ve taş
Nerde saklar kuşları
Hangi gizle sarmaş dolaş
Anlamak zor susuşları.













Kaynak: Edebiyat Terimleri Sözlüğü



Dikenli çalı yığını ...

Palatır,
Çalı yığını,
Dikenli çalı yığını,
Halk dilinde çalı, geven yığını. 
Çöğül: Çalı dikeni.
Çalı: Viça,
Dikenli, vahşi, meyve veren ya da vermeyen bitki yığını.
Çakır dikeni, Belemun,
Çalı süpürgesi, Cakhavel, Sakağo.

Palatır' ın diğer anlamları;
Sararmış tahılın tarlaya dökülen yaprakları.
Budanmış omcaların dibinden çıkan sürgünler.
Omcaların dipten çıkan sürgünlerini, piçlerini kırma işlemi.
Penecere,
Sersem, beceriksiz.

"Dağreyhanı" da denilen ve koku vermesi için yemeklere katılan otsu bir bitki ...


Anık,
Dağ Reyhanı, (Ziziphora).
Kekik otu.

Ballıbabagillerden, tek yıllık, mavi çiçekli, yemeklere koku vermek için kullanılan bir bitki, dağ reyhanı , 
Nane, dağ nanesi. 
Yemeklere konulan bir çeşit kokulu ot. 
Trabzon yaylalarında yetişen ve çay yerine kullanılan, sarı çiçekli bir çeşit ot. 
Karınağrısı otu, Morkız çayı, Nane ruhu, Fare otu (Balıkesir), Anık (Malatya-Arguvan) adlarıyla anılır ve gaz söktürücü olarak kullanılır.

Küçük yağ tavası.
Yemeğe sonradan dökülen kızdırılmış yağ ve soğan. 
Mayasız ve az tuzlu ekmek.
Yemek için biriktirilen, saklanan öteberi, yiyecek içecek. 

Ballıbabagiller familyasındandır. Dik, dört köşe gövdeli, hoş kokulu, bir ya da çok yıllık, otsu bitkilerdir, ikişerli ve karşılıklı dizilmiş yapraklar kısa saplı, dar uzun, derimsi ve tüylüdür, güçlü kokuları vardır. Çiçekler iki dudaklı, morumsu pembe ya da mavimsi renklidir. Kuru meyvesi 4 boğumludur ve her birinde bir tohum bulunur. Kurak yerlerde, kayalıklarda, genellikle çam ve ardıçlarla birlikte görülür. Bileşiminde uçucu yağ, boyar maddeler, C vitamini, azot ve glikozitler bulunur. 

Bitkinin toprak üstü kısımları, özellikle çiçekli dallar kalp ve damar hastalıklarına, kanla ilgili rahatsızlıklara karşı çok etkilidir. Ayrıca hazmı kolaylaştırır, mide rahatsızlıklarına iyi gelir; dışardansa yara, bere vb ağrılı yerlere uygulanır. Dağ reyhanı çayından yapılan ve “Galen” adıyla anılan çay kalbin çalışmasını düzenler, yüksek tansiyonu düşürür, idrar söktürür, bağırsak kurtlarını düşürür.



































Kaynak: 
Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü
http://web.ogm.gov.tr/birimler/bolgemudurlukleri/kahramanmaras/BiyolojikCesitlilik/Forms/DispForm.aspx?ID=332 

Osmanlı Devletinde başbakanlığa verilen ad ...

Sadaret,  (Arapça Vekil).
Başbakanlık,
Sadrazamlık,
Vezirlik, Başvezirlik. 
Osmanlı ımparatorluğu'nda başbakanlığa verilen ad. 
Osmanlı Devleti zamanında Başvekillik makamına verilen isim.
Öne geçme, başta bulunma.

Sadrazam, Vezir, Veziriazam,
Osmanlı devlet teşkilatında padişahtan sonra devletin en yüksek rütbeli idarecisi. 
Padişahın mutlak vekili olarak devlet işlerini idare ederdi. Sadrazamlara ayrıca "sadr-ı ali, vekil-i mutlak, sahib-i devlet, zat-ı asafi" gibi ünvanlar ile de bilinirdi.  

Sadrazam; Osmanlılarda padişahtan sonra gelen ikinci adam,en yetkili devlet görevlisi. Günümüz Başbakanı.  

Sadaret kaymakamı; Sadrazam,Serdarı ekrem ünvanı ile ordunun başında sefere çıktığı zaman onun yerine istanbulda kalıp vekaleten sadrazamın işlerini yapan vezir düzeyindeki görevli.  
Sadaret kethüdası; Sadrazamın birinci derecede yardımcısı.

Arapça vekil demek olan sadaret kelimesi, Osmanlılarda, Başbakan, Sadrazam anlamında kullanılmıştır. Sadaret kaymakamı, sadrazam hükümet merkezinden ayrıldığı zaman kendisine kubbe vezirlerinden vezir-i sani vekâlet eder. Bu vekaleti müddetince ona sadaret kaymakamı, kaymakam paşa, kaymakam, kaymakam-ı rıkab-ı hümayun, kaymakam-ı asitane-i seadet gibi isimler verilir.

Orta Asya Türklerinde "put" anlamında kullanılan sözcük ...

Burkat, (Osmanlıca).
Balman,
Sanem, 
Heykel, 
Put.
Orta Asya Türklerinde "put" anlamında kullanılan sözcük,
Orta Asya Türklerinde putlara, Çin’ de ise içinde put bulunan tapınaklara verilen ad.
Orta Asya Türklerinde, put ve heykellere verilen ad. 
Balman, Eski Türklerde heykel, put, anıt anlamında kullanılan sözcük .

Rüyaların görüldüğü uyku evresine verilen ad...

Rem,
Hızlı Göz Hareketleri
(İng. Rapid Eye Movements),
Paradoksal uyku,

Rüya, uykunun genel ve karakteristik özelliklerinden biri olup, uykunun hızlı göz hareketi (REM) adlı evreleriyle yakından ilişkili bulunan, görsel ve işitsel algı ve duygulardır. Uykunun rüya görülen evresidir. Bu evre uykunun diğer evrelerinin arasına serpiştirilmiştir. 

Çok sayıda farklı özellik ile bağlantılıdır. Aynı zamanda paradoksal uyku olarak da bilinmektedir;  Çünkü önceleri, hızlı göz hareketleri ve huzursuzluğun eşlik etmesi araştırmacılara bu uyku evresinin hafif uyku olduğunu düşündürmüşse de, kas paralizisinin de olaya eşlik etmesiyle aynı zamanda paradoksal olarak da ağır bir uyku olduğu saptanmıştır. 

Hayatımızın 60 senelik ömrünün, yaklaşık üçte birini uykuda geçirmektedir. Uyku günlük çalışmalardan yorgun düşen insan bedeninin ve sinirlerinin dinlenme zamanıdır. Ünlü Ruhbilimci Sigmund Freud' un da araştırmalarının büyük bölümünü oluşturan uyku sırasında kişinin bilinç altında düşüncelerinin özlemlerinin ya da isteklerinin bir film şeridi gibi göz önünden geçtigi varsayılır. İşte bu olguya Rüya adı verilmektedir.

Freud ve Jung 'un görüşleri bilim adamlarınca tartışıldıktan sonra 953 yılında uykudayken belli zaman aralıklarıyla görülen hızlı göz hareketlerinin (rapid eye movements-REM) rüya görmeyle ilişkili olduğunun anlaşılmasıyla rüya araştırmalarında yeni bir dönem başlamıştır.

Rüyaların biyolojik içeriği, işleyişi ve maksatları tümüyle anlaşılmış değildir. Rüyalara “duyusuz algı”nın bir türü veya nesnesiz algı olarak da bakılabilir. Çeşitli inanışlara ve tahminlere de neden olan rüyalar, her zaman için ilginç ve yoruma açık bir konu oluşturmuşlardır.

"Bundan sonra", "Bundan böyle" anlamında kullanılan eski sözcük ... ...

Üzüm suyu ve nişastayla yapılan bir tatlı ...

Şire,
Şıra,
Üzüm, dut vb. meyvelerin suyu, şıra.
Şıra, üzüm ve öteki meyvelerin suyu, şekerli su. 
Üzüm suyu ve nişasta kaynatılarak yapılan kuru tatlıların genel adı. 
Her çeşit tatlı. 
Bal.
Şire, (Farsça Şire,  Şıra, Pekmez),
Üzüm ve dutun ezilerek elde edilen suyu ,
Mayalanmamış üzüm suyu,

Orta Karadeniz kesiminde yaşayan ve Hititler için sürekli bir tehdit oluşturan eskiçağ Anadolu halkı ....

Övülen veya teşekkür edilen bir kimsenin söylediği incelik ve alçak gönüllülük sözü. ..


Estağfurullah, 
(Arapça estağfirullah),
İncelik ve alçak gönüllülük göstermek üzere teşekkür edilen veya övülen bir kimsenin söylediği bir söz.


Estağfurullah, (Osmanlıca).
Estağfurullah Arapça bir ünlem. 
Sözlük anlamıyla "Tanrı'dan mağfiret, bağışlama dilerim" demek.

Rica ederim,
Hiçbir zaman, mahcup ediyorsunuz, 
Haşa (kesinlikle kabul etmem),
Bir şey değil.

Teşekkür edilen veya övülen bir kimsenin söylediği bir incelik ve alçakgönüllülük sözü,
Övülen veya teşekkür edilen bir kimsenin söylediği incelik ve alçakgönüllülük sözü. 
Kendine olumsuz bir nitelik yakıştıran bir kimseye "Hiç de değil!" anlamında söylenen nezaket veya alay sözü.
Karşısındakinin, kendisinden beklediği işi, kendisi için yük saymayan kimsece söylenen nezaket sözü.
Teşekkür edilen veya övülen bir kimsenin söylediği bir incelik ve alçak gönüllülük sözü,
Kendini yeren bir kimseye söylenilen bir incelik ve alçak gönüllülük sözü.

İslamda geçici evlilik...

Muta,
Nikahu'l-müt'a .
Acem nikahı,
Muvakkat Nikah,
Geçici nikah.
Geçici olarak evlenme,
Müta nikahında, tıpkı daimi nikahta olduğu gibi, tarafların rızası şarttır.
Nikahın sıhhati için şahit bulundurmak şart değildir.

İslamdan önce zina ve geçici bir zaman için evlenme yaygın idi. İlk müslümanları tedricen bu adetten uzaklaştırmak ve evlenme imkanına kavuşuncaya kadar kolaylık sağlamak üzere, Hz. Peygamber izin vermiş, sonra yasaklamıştır. Bu izin ve yasaklamanın tekrarlandığı ve fetih yılında tamamen men edildiği anlaşılmaktadır. 

Sahabenin cumhuru son yasaklamanın müebbet olduğu görüşündedir. İbn Abbas bunun, domuz eti gibi zarurete bağlı olduğunu ifade etmiştir. Kötüye kullanıldığını anlayınca bu fetvasından rucu ettiği de nakledilmiştir.

Buna göre İslami evlilik birkaç günlüğüne gönül eğlendirmek ve tatmin olmak için değil, bir yastıkta kocamak, çoluk, çocuk sahibi olmak içindir. Geçici evlilik ancak zaruret hallerinde, zinaya düşmemek için uygulanmıştır.
 
Erkek, rızası olan bir kadınla belirli bir ücret karşılığında anlaşarak, belirli bir süreliğine evlenir. Muta nikahı, Sünnilikte ve Anadolu Aleviliğinde uygulanmaz. Muta nikahında erkek ve kadın belirli bir süre ve ücret karşılığında anlaşırlar. Bu evliliğin süresi en az bir cinsel birleşme kadar, en çok 99 sene olabilir. Erkek, rızası olan kadına Mut’a duası okur ve süre bittikten sonra kadına mehrini verir . Muta nikahı ile evlenen kadın, nikahın süresi ne kadar olursa olsun mirastan hak iddia edemez. Muta nikahı kıyan erkek, sonradan normal nikahın şartlarını yerine getirip bu kadını sürekli eş olarak olarak alabilir.

Teaddud-i zevcat,
Birden fazla kadınla evlenme,

Beğendiğiniz iki, üç, dört kadar kadınlarla evlenebilirsiniz. Şayet aralarında adaletsizlik yapmaktan korkarsanız bir tane almalısınız. Kurandaki bir ayet dörde kadar kadınla evlenmeye izin vermektedir. Ancak bu izin mutlak değildir.  Adalet şartına bağlanmıştır. Adaletten maksad "sevgi ve gönül bağında eşitlik" manasında subjektif adalet olmayıp, "yiyecek, içecek, giyecek, mesken ve beraber kalma süresinde eşitlik" manasında objektif adalettir. Gönül ferman dinlemeyeceği için sevgide eşitlik şart koşulmamıştır.

Diğer evlilik çeşiti;
Berdel
Sırada pagan dinlerine ait bir evlilik türü var. Dinleri değişti ama Nikahları sürüyor.
Berdel, değiş-tokuş denilen evlilik türü.  Güneydoğu Anadolu’da Kürtler arasında oldukça yaygın.  Yaygın olmasının en önemli nedeni ise başlık parasından, mehirden kurtulmak.
Daha ziyade amcaoğulları ve kızlarının evliliği şeklinde gerçekleşiyor.

Sössüz oynanan köy seyirlik oyunlarına verilen genel ad ...

Lal,
Sössüz oynanan köy seyirlik oyunlarına verilen genel ad.
Samit'de denilen ve sözsüz oynanan köy seyirlik oyunlarının genel adı, dilsiz.

Samit,
Lal oyunları da denilen ve sözsüz oynanan köy seyirlik oyunlarının genel adı.
Mim, Temeli taklide dayanan sözsüz oyun.

Düşmanlık ...

Adavet, (Arapça).
Düşmanlık, (İng. hostility).
Husumet, düşmanlık. 
Kin. buğz. 
Garaz.
Antagonizm,
 
Düşmanca duygu veya davranış, yağılık, hasımlık, adavet, muhasamat, husumet, antagonizm.
Adavet ve muhabbet, nur ve zulmet gibi zıttırlar. İkisi, mana olarak hakikisinde olarak beraber cem olmazlar. Eğer muhabbet, kendi esbabının rüçhaniyetine göre bir kalbde hakiki bulunsa, o vakit adavet mecazi olur; acımak suretine inkılab eder. 
Canlının, engellenme karşısında başka birine karşı kırıcı ya da yok edici duygular beslemesi durumu.

Teşhis...

Tanı, 
(İng. diagnosis).
Diyagnoz.
Teşhis, 
Bir organizmanın bütün ayırıcı karakterlerinin kısaca belirtilmesi.
Hastalığın ne olduğunu araştırıp ortaya koyma, tanılama, Teşhis,
Belirtilere ve bulgulara göre hastalığın belirlenmesi, diyagnoz, teşhis. 
Bir organizmanın bütün ayırıcı karakterlerinin kısaca belirtilmesi.
Hastalık belirtilerine ve hastalıkla ilgili her türlü muayene bulgularına dayandırılarak hastalığın niteliğinin ortaya konması, diagnoz, diyagnoz, diyagnozis, teşhis.
Bir veri yığını ya da bilgi gerecinin taranarak incelenen konu çevresinde örgütlenmesi.

Kanuna benzer bir çalgı ...

Nüzhe,
Mugni,
Zihter,

30 veya 40 telli kanuna benzer bir çalgı.
Kanuna benzer bir çalgı.

Bögürtlen....

Bük,
Böğürtlen, 
(İng. blackberry, Fr. ronce, Alm. Brombeerstrauch ).
İt üzümü,
Diken dutu, 
Ahududu,
Bubumka,
Mora, 
Doğu Karadeniz yöresinde böğürtlene mora adı verilir,
Gülgillerden, bahçe çitlerinde, yol kenarlarında kendiliğinden yetişen dikenli ve çok yıllık bir çalı, diken dutu, it üzümü (Rubus caesus).
Böğürtlen bitkisinin önce kırmızı, olgunlaştığında kararan mayhoş yemişi.
Bük,
Böğürtlen. 
Yabani çilek.
Dağ üzümü. 

Ayrıca aşağıdaki anlamları da taşır.
Dönemeç. 
Akarsu kıyılarındaki verimli tarlalar, büklük.
Ovada veya dere kıyısında çalı ve diken topluluğu.
Irmak ve göl kenarındaki sazlık. 
Dere kıyılarındaki söğütlük. 
Ağaca bağlanmamış üzüm kütüğü.
Çalı, böğürtlen gibi bodur ağaçlardan oluşan alan
Sık çalılık, fundalık.
Akarsularda kıvrıntı, dönemeç. 
Akarsuların en derin ve durgun akan yeri.
Sarmaşık. 
Yem, lokma, nasip.

Doğu Karadeniz yöresinde böğürtlene verilen ad ...

Mora,
Bük,
Böğürtlen, (İng. blackberry, Fr. ronce, Alm. Brombeerstrauch ).
İt üzümü,
Diken dutu, 
Ahududu,
Halk dilinde, Karadeniz' de böğürtlene verilen ad, Mora.

Gülgillerden, bahçe çitlerinde, yol kenarlarında kendiliğinden yetişen dikenli ve çok yıllık bir çalı, diken dutu, it üzümü (Rubus caesus).
Böğürtlen bitkisinin önce kırmızı, olgunlaştığında kararan mayhoş yemişi. 

"Çamurcun, Çakırkanat" gibi adlar da verilen ve yurdumuzun sulak alanlarında da yaşayan ördek cinsi ...

Eğrikoca,
Çakırkanat, Çamurcun, Eğrikoca, 

Kirik, (Çamurcun).
Budan, Çimen, Behri,
Avyaban,
Aynak,
Boz Dalağan (Elmabaş),
Cılıbıt, 
Çıkrıkçın,
Fiyu (Islıkçın),
Kamışcın, Karameke, Kılkuyruk (Kıkırlık),
Sakarya,
Yağmurcun,

Eğrikoca, Çakırkanat, Çamurcun, Kirik, Behri; Ördekgiller familyasından, göl ve bataklıklarda yaşayan bir ördek türü.
 
Ördek,
Ördekgiller (Anatidae) familyasından iri bir ördek türü, Erkek büyük tarakdişler koyu yeşil bir başa sahiplerken, dişiler kırmızımsı-kahve başa sahiplertirler Bu kuşlar 70 cm uzunuğnda ve 78-94 cm kanat genişliğin dedirler. Gagalarının tırtıkları sayesinde balıkları sıkıca tutabilen beslenen büyük kuşlardır. Midyeler, karidesler de besinlerini oluşturur. Genç kuşlar genellikle sucul böcekleri yerler.
 
 

Din, yasa ya da töre açısından yapılmasında sakınca olmayan ...

Caiz,
Din, yasa, töre vb. bakımdan işlenmesinde, yapılmasında sakınca olmayan, yapılıp işlenmesine izin verilen. 
Uygun, yerinde sayılan, yakışık alan.
Mümkün, olur, olabilir.
Yapılması sahih ve mübah olan herhangi bir fiil veya akit.
Yapılması dinen yasak olmayan şeydir. Bu kelime, bazen sahih, bazan da mübah yerine kullanılır. Bazı muameleler vardır ki, dünyevi hükümler bakımından sahih olduğu halde, uhrevi hükümler bakımından caiz olmaz. Cuma ezanı okunurken yapılan alış-veriş muamelesi gibi. Böyle bir muamele dünyevi bakımdan sahihtir; fakat manevi mesuliyeti de gerektirdiği için, dinen caiz değildir.

Vacip,
Vâcip, 
Efâl-i mükellefin' dendir. 
Arapça kökenli bir sözcük olan vacip, İslam' da yapılması gereken eylemleri tanımlamak için kullanılır. Türkçe'de dini bir mana içermeden sadece "yapılması gereken" manasında kullanılmaktadır.

Mehter müziğinde kullanılan ve iki değnekle vurularak çalınan bir tür davul ...

Nakkare,
Nakare, (Farsça).
Davul, kös. 
Dümbelek.

Mehterhanede yer alan, birbirine bağlı iki yarım küre benzeri ve iki değnekle vurularak çalınan bir tür davul.

Kudüm, Nakkare vurmalı bir çalgıdır.


Yarım küre biçiminde bir çift küçük davuldan oluşan ve din müziğinin önemli çalgılarından kudüm, din dışı ve mehter müziğinde nakkare adıyla anılıyordu.

Tambur, Kemençe, Kanun gibi çalgılarla zenginleştirilmeden önce Mevlevi müziğinin dört temel çalgısından biridir. Diğerleri ney, rebap ve halile olan kudümün, çapları yaklaşık 28-30 cm civarındaki davulları, dövme bakırdan yapılmış olup biri büyük diğeri küçük iki tasa benzer. İki çanağın büyüklüğünün birbirinden farkli olmasının sebebi, uygulama sırasında farklı tını elde etmek içindir. Yüksekliği ise yaklaşık 16 cm. olan taslar, dibe doğru daralırlar. Büyüğünün ağzına iki, küçüğünün ağzına bir milim kalınlığında deri gerilir. Tiz ses veren davul (tek) sola, öbürü (düm) sağa konur. Daha ince bir derinin gerildiği (tek), boyut olarak da (düm) den biraz küçüktür. Devrilip sallanmalarını önlemek için, simit denen, içi pamuk doldurulmuş bir çift meşin halka üstüne oturtulan davullar, zahme denilen bir çift ahşap çubukla çalınır. 

Kudüm' ün bakır gövdesi, metalik tınıyı gidermek amacıyla çoğunlukla dıştan meşinle kaplanır.

Güldürü türünde kısa oyun ...

Skeç,
(İng. sketch).
Güldürü niteliğinde kısa oyun,

İşleyeceği konuyu genişletmeden, en can alıcı çizgiler içinde veren, çoğu kez güncel olaylara ve aile sorunlarına değinen ve bir nükte ile biten kısa güldürü. Vodvil, burlesk, revü gibi, kurgu dizgesine göre ortaya çıkarılan gösterilerde yerini alır. Bugün televizyon reklamlarında da çok kullanılır.

Genellikle günlük yaşamdan alınmış bir konuyu en can alıcı çizgileriyle, dikkati çekici tiplerle, oldukça abartılmış olarak kısa bir süre içinde sunan, hızlı dizemli, espirili bir güldürü çeşidi.

Olayları uzun uzadıya geliştirmeden, en can alıcı çizgiler içinde veren, çoğu kez günlük olaylara değinen, bir nükte ile biten, kısa süreli, espirili güldürü türü. Bugün revülerde, kabarelerde, radyo ve televizyon programlarında raslanmaktadır.

Eskiden "Arkeoloji" anlamında kullanılan sözcük ....

Atikiyat, (Arapça),
Atikıyyat, (Osmanlıca),
Eskiden "arkeoloji" anlamında kullanılan sözcük.
Arkeoloji, (Fr. archéologie).
Eski bilim, 
Kazı bilimi,
Eski eserler. 
Eski devirlerden kalma eserleri, 
Daha ziyade tarih ve san'at bakımından tetkik eden ilim. 
Arkeoloji.
Arapça  atikiyye' nin çoğul catikıyât
Eski dilde,  Arkeoloji,
Eski eserler.

Günlük ağacının gövdesi çizilerek elde edilen ve eczacılıkta kullanılan kokulu bir balsam ...

Aselbent,  
Asilbent,
Benzoin,
Styrax tonkinensis türü günlük ağacının gövdesi çizilerek elde edilir.

Vanilya kokulu balsam. 
Eczacılıkta kullanılan çeşidi.  
Hekimlikte ve koku yapımında kullanılan aselbent ağacının gövdesi çizilerek elde edilen bir tür reçine. 


Tropikal bölgelerde yetişen bir ağaçtır. Boyu 20 m. ye kadar ulaşabilir. Bu ağacın gövdesi çizildiği zaman bir tür süt salgılar. Bu süt güneş ve havanın etkisi ile sertleşip sakız haline gelir. Bu sakızdan infüzyon ve lapa yolu ile faydalanılır.

Aselbendin kendine özgü zengin, sıcak, hafif odunsu, kremsi, vanilyaya benzeyen bir aroması var. Çatlamış deriye çok iyi gelir. aisha, aselbenti vücut yağlarında ve banyo ürünlerinde kullanıyor. Hekimlikte ve koku yapımında kullanılan, aselbent ağacının kabukları çizilerek elde edilen bir reçine ve bu reçinenin elde edildiği ağaç (Styrax officinalis).
 
Kolloidal aselbent tepkimesi, kolloidal bir aselbent süspansiyonunun beyin omurilik sıvısı tarafından çökeltilme tepkimesi. Sulandırma oranı giderek artırılan 16 tüp içinde gerçekleştirilir; sinirlerde ve beyin zarlarında frengiden ileri gelme iltihapların teşhisinde kullanılır.

Aselbendin antiseptik ve balgam söktürücü özellikleri vardır. Tentürü dıştan sürülerek ve antiseptik buğu yapmak için kullanılır. Ayrıca parfümeride koku bağlayıcı olarak kullanılır. Ticarette siyam aselbendi ve Sumatra aselbendi olmak üzere iki cinsi vardır. Sumatra aselbendi istanbul aktarlarında "cavi" adıyla satılır. 
Hekimlikte ve koku yapımında kullanılan aselbent ağacından gövdesi çizilerek elde edilen bir tür reçine.
Tıbda ve kokuculukta kullanılan bir reçinedir ve aynı adla anılan ağacın kabuklarının çizilmesiyle elde edilir.

















Kaynak: http://www.bulmacabul.com/

Ezgiyle okunan okunan şiir, türkü ...

Küğ,
Ayrıca,
Bağ ve bahçe kulübesi.
Bir koşma, bir semai, bir destan ya da herhangi bir halk şiiri türlü ezgisiyle söylendiğinde türkü olur.
Türlü ezgilerle söylenen anonim halk şiiri nazım biçimine türkü denir.

Rüzğar ...


Rüzgâr, (Farsça), (İng. wind).
Fök,
Bad,
Yel.
Esinti,

Yüksek Basınç alanlarından alçak basınç alanlarına doğru olan, yatay yönlü hava hareketlerine rüzgar denir. 
Rüzgarların hızı anemometre adı verilen aletlerle ölçülür. Rüzgarların oluşmasının nedeni komşu iki yer arasındaki basınç farkıdır. 


İki yer arasındaki basınç eşitlenince rüzgar durur.

Zaman, devir, hengâm, vakit.
Dünya, âlem. 

Havanın yer değiştirmesiyle oluşan esinti, yel, bad. 
Rüzgâr çizelgesinde hızı 17-21 deniz mili olan ve kuvveti 5 ile gösterilen esinti.
 

"Muinar", "Sevgili Arsız Ölüm" ve "Yüzyıllık Yalnızlık" gibi romanlarıyla tanınmış Türk edebiyatı yazarı ...

Latife Tekin,
Türk edebiyat yazarı.

1957'de Kayseri' nin Bünyan ilçesine bağlı Karacahevenk köyünde doğdu. 1966' da 9 yaşındayken ailesiyle birlikte İstanbul'a geldi. Ortaöğrenimini Beşiktaş Kız Lisesi' nde tamamladı. İstanbul Telefon Başmüdürlüğü' nde kısa bir süre çalıştı. İlk kitabı "Sevgili Arsız Ölüm" 1983' te yayınlandı. Anadolu' daki köy yaşamı ve insanlarını masalımsı bir atmosferde ve "Yüzyıllık Yalnızlık" (Gabriel Garcia Marquez) tadında anlattığı bu ilk romanıyla büyük ün kazandı. Büyülü gerçekçilik akımına da yakıştırılan bu romanının ardından peş peşe diğer romanları geldi. Eserleri İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca, Farsça ve Hollandacaya çevrildi. Değişik üslubu ve yaklaşımıyla kuşağındaki edebiyatçıların önde gelen isimlerinden biri oldu.


Latife Tekin Bodrum Gümüşlük'te bir "Ebediyat Evi" projesi başlatmıştır. Garanti Bankası tarafından desteklenen proje, mimar  Hüsmen Ersöz' ün 1998 yılında hazırladığı mimari proje ile inşaatına başlamıştır (1999).  Ressam Hale Arpacıoğlu' nun, Koç Grubu şirketlerinden aldığı destekle, aynı mimari projenin bir parçası olarak Sanat Evi'nin yapımına başlanmıştır. Latife Tekin, Bodrum Gümüşlük'te, herkesin yazabileceği, tartışabileceği, sanatçıların büyük şehrin dağdağasından uzak eser üretebileceği bir mekanın tamamlanması için çalışmaktadır. Son olarak 2010'da "rüyalar ve uyanışlar" kitabı yayımlandı.

28 Aralık 2011 akşamı Sabit Fikir ve İstanbul Modern işbirliğiyle düzenlenen Sözünü Sakınmadan etkinliğinde usta eleştirmenler Ömer Türkeş ve Semih Gümüş'ün konuğu olmuştur. 

Eserleri; 
Roman,
Sevgili Arsız Ölüm (1983)
Berci Kristin Çöp Masalları (1984)
Gece Dersleri (1986)
Buzdan Kılıçlar (1989)
Aşk İşaretleri (1995)
Ormanda Ölüm Yokmuş (2001)
Unutma Bahçesi (2004) 
Muinar (2006)
Rüyalar ve uyanışlar (2010)

Senaryo,  Bir Yudum Sevgi (1984)
Anı, Gümüşlük Akademisi (1977)
























Kaynak; Vikipedi, özgür ansiklopedisi

1926-2005 yılları arasında yaşayan ve birçok önemli Türk filminin çekimini gerçekleştiren görüntü yönetmeni ...

Gani Turanlı,
(d. 1926, İstanbul - ö. 6 Mayıs 2005, İstanbul), 
Türk görüntü yönetmeni. 1926' da doğan Turanlı, 1960'lı yıllarda sinema dünyasına girmiş, aralarında Lütfi Akad, Atıf Yılmaz, Halit Refiğ, Memduh Ün ve Yılmaz Güney'in de olduğu birçok yönetmenle çalışarak yüze yakın filmin görüntüsüne imza atmıştı. 

Aşk ve Kin, Ağrı Dağı Efsanesi ve Ölüm Tarlası 'yla Altın Portakal 'ı, Seyyit Han ve Acı 'yla da Altın Koza'yı kazanan Turanlı'ya SİYAD 'ın düzenlediği 2004 Türk Sineması Ödülleri 'nde Onur Ödülü verilmişti. 6 Mayıs 2005 tarihinde vefat eden Gani Turanlı'nın cenazesi Eyüp Sultan Camii'nde kılınan öğle namazını müteakip Eyüp Sultan Mezarlığı 'nda toprağa verildi.

Görüntü yönetmeni filmografisi;

1.Çekiç ve titreşim (1979) (TV)
2.Emekli başkan (1979) (TV)
3.Isi (1979) (TV)
4.Kuma (1979) (TV)
5.Yorgun savaşcı (1979)
6.Ağrı dağı efsanesi (1975)
7.Diyet (1975) (TV)
8.Ferman (1975) (TV)
9.Pembe incili kaftan (1975) (TV)
10.Topuz (1975) (TV)
11.Zavallilar (1975)
12.Düğün (1973)
13.Gelin (1973)
14.Ağıt (1972)
15.Alın yazısı (1972)
16.Gökçe çiçek (1972)
17.Yaralı kurt (1972)
18.Baba (1971)
19.İbret (1971)
20.Kerem ile Aslı (1971)
21.Rüzğar Murat (1971)
22.Umutsuzlar (1971)
23.Vurguncular (1971)
24.Daglarin kartali (1970)
25.Meçhul kadın (1970)
26.Yedi belalılar (1970)
27.Ayrı dünyalar (1969)
28.Bir çirkin adam (1969)
29.Fato - Ya istiklal ya ölüm (1969)
30.Günahını ödeyen adam (1969)
31.Insanlar yaşadıkça (1969)
32.Seninle ölmek istiyorum (1969)
33.Cemile (1968)
34.Kafkas kartalı (1968)
35.Köroğlu (1968)
36.Pire Nuri (1968)
37.Seyyit Han (1968)
38.Vahşi bir erkek sevdim (1968)
39.Yaseminin tatlı aşkı (1968)
40.501 numaralı hücre (1967)
41.Bir dağ masalı (1967)
42.Harun Reşid'in gözdesi (1967)
43.Kozanoğlu (1967)
44.Geceler yarim oldu (1966)
45.Ah güzel Istanbul (1966)
46.Sevgilim artist olunca (1966)
47.Kadın avcıları (1966)
48.Ölüm tarlası (1966)
49.Pembe kadın (1966)
50.Toprağın kanı (1966)
51.Hep o sarki (1965)
52.65 Hüsnü (1965)
53.Canim sana feda (1965)
54.Cumartesi senin pazar benim (1965)
55.Kocamın nişanlısı (1965)
56.Korkunç intikam (1965)
57.Lafini balla kestim (1965)
58.Posta güvercini (1965)
59.Yalancının mumu (1965)
60.Yıldız tepe (1965)
61.Ağaçlar ayakta ölür (1964)
62.Aşk ve kin (1964)
63.Çanakkale aslanlari (1964)
64.Erkek Ali (1964)
65.Hayat kavgasi (1964)
66.Kara Memed (1964)
67.Zoraki milyoner (1963)
68.Genç kizlar (1963)
69.İki kocalı kadın (1963)
70.Kamil Abi (1963)
71.Kızlar büyüdü (1963)
72.Kötü tohum (1963)
73.Rüzğarlı tepe (1963)
74.Yabancı kız (1963)
75.Zorla evlendik (1963)
76.Sahte nikah (1962)
77.Seytanin kilici (1962)
78.Aşk merdiveni (1962)
79.Genç Osman (1962)
80.Arzu (1961)
81.Dikenli gül (1961)
82.Kolsuz bebek (1961)
83.Sepetçioğlu (1961)
84.Sokaktan gelen kadın (1961)
85.Ve Allah aptalları yarattı (1960)

"Seyran", "Sevda Kalıcıdır", "Sessiz Arka Bahçeler" gibi kitaplarıyla tanınmış şairimiz ...

Gülten Akın,
Türk şair ve yazar.
1933 yılında Yozgat’ ta doğmuştur. Ankara Kız Lisesi’ ni bitirdikten sonra,  Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ ne devam ettti.  Kaymakam Yaşar Cankoçak ile evli olup görevleri gereği Anadolu’ nun çeşitli yerlerinde yaşamıştır. Beş çocuk sahibi olan şair muhtelif ilçelerde öğretmenlik, avukatlık, yardımcı avukatlık görevleri yapmıştır. Türk Dil Kurumu’ nda Derleme ve Tarama görevinde çalışmıştır.

İnsan Hakları Derneği, Dil Derneği, Halkevleri gibi demokratik kitle örgütlerinde kurucu ve yönetici olarak görev almıştır. Şairin eserleri Yeditepe, Son Haber, Varlık, Mülkiye, Hisar, Türk Dili gibi dergilerde yayımlanmıştır. 

Bestenelen şiirleri;
Grup Yorum-Büyü, 
Sezen Aksu-Deli Kızın Türküsü 
Erdan Güney-Kışi

Eserleri,
 Rüzgar Saati (1956)
 Kestim Kara Saçlarımı (1960)
 Sığda (1964)
 Kırmızı Karanfil (1971)
 Maraş'ın ve Ökkeş'in Destanı (1972)
 Ağıtlar ve Türküler (1976)
 Seyran Destanı (1979)
 İlahiler (1983)
 Sevda Kalıcıdır (1991)
 Sonra İşte Yaşlandım (1995)
 Sessiz Arka Bahçeler (1998)
 Uzak Bir Kıyıda (2003).


Aldığı ödüller;
1955 Varlık Şiir Ödülü
1965 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü
1970 TRT Sanat Ödülleri Yarışması Başarı Ödülü
1977 Yeditepe Şiir Armağanı
1991 Halil Kocagöz Ödülü
1992 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü
1998 6.Truva Folklor Araştırmaları Derneği Şiir Ödülü
1999 Akdeniz Altın Portakal Şiir Ödülü

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ