Su geçirmez muşambadan yapılan yağmurluk. ..

Gamsele, 
(Rumca.)
İngilizce, Oilskin, oilskins,  
Pek ince muşamba. 
Bu muşambadan yapılmış elbiseler, Yağmurluk,
Anorak, Raincoat, Rainproof, Slicker, Trench coat, Waterproof.
Kauçuktan yapılmış, su geçirmeyen yağmurluk.
Su geçirmez muşambadan yapılan yağmurluk. 
Kauçuklu yağmurluk,

Yağmurdan korunmak için üste giyilen giysi, trençkot.
Kauçuktan yapılmış, su geçirmeyen yağmurluk.

Fransız Ginesi’nde, Cayenne’de François Fresnau tarafından yapıldı. Fresnau, 1747 yılında, Aprouage’de, kauçuk ağaçlarını gördü. Eski bir pardösünün dış yüzeyini, bu ağaçların salgısıyla tamamen sıvayarak su geçirmez hale getirdi.

1821 yılında Covent Garden’da G.Fox tarafından ilk yağmurluk pazarlandı. 

Aynı günlerde, Charles Macintosh adlı bir İskoçyalı, Glascow’ da kumaşları kauçuk nafta eriyiğine batırarak su geçirmez hale getirmeyi başardı. Bir süre sonra, Edinburgh Üniversitesi’nden genç bir kimya öğrencisi, James Syme, katrandan elde edilen bir maddenin yardımıyla kauçuğu daha iyi eritebilmeyi başardı.

Charles Macintosh, derhal bu yöntemin haklarını satın aldı ve 1823 yılında patentini tescil ettirdi. Hemen arkasından da su geçirmez kumaş üretimini başlatarak, dünya çapında bir isim oldu.

1830 yılında kauçuk eşya üreticisi Thomas Hancock ile karşılaştı ve ikisi bir arada seri olarak yağmurluk üretimine geçtiler. Macintosh-Hancock işbirliğiyle hazır yağmurluklar piyasaya sürüldü. Ancak bunlar zamanla koku yaptığı için başarılı olamadı. 1850 yılında Lancashire’den Joseph Mandelberg ilk kez kokusuz yağmurluk yapmayı başardı.

Myanmar (Birmanya) halk dininde, yaygın olarak tapınılan kutsal ruh ...


Nat,
Myanmar (Birmanya) halk dininde yaygın olarak tapınılan bir grup ruha verilen ad. Güneydoğu Asya ülkelerinde tapınılan kutsal ruh.
Myanmar-Birmanya-Burma (Eski Burma Sultanlığı).
Çin, Hindistan, Tayland, Laos, Bangladeş, ülkelerikomşularını oluşturur. Birmanya  Bengal ve Andaman Denizi Körfezi boyunca uzun ve kesintisiz sahili vardır. 261.227 km ² yüzölçümü ile, dünyanın 40. büyük ülkesidir. Güneydoğu Asya'daki en büyük ikinci ülkesinde Budizm dini hakimdir. Budizm'de hedef nirvanaya ulaşmaktır. Birmanya'da animistik inançlar (cansız nesnelerinin ruhlarının olduğu) ile Budist inançlar karışıktır.  Birmanya'da kişilere zarar vermek isteyen kötü ruhlardan korunmak için nats denilen, kutsal ruhlara inanırlar.  Birmanya'da evlerde bu ruhlar için buda heykeli ve sunaklar vardır.





















 

Memelilerde protein metabolizmasının son ürünü olan ve idrarla dışarı atılan azotlu madde. ..

Üre,
(Yunanca Oyria, Alm. harnstoff, Fr. urée, İng. urea ).
Azotlu besinlerin vücutta yanmasıyla oluşan, erimiş bir durumda idrarla dışarı atılan azotlu madde. Üre, vücudumuz için son derece zararlıdır. Memelilerde ve diğer hayvanlarda amino asitlerin yıkımı ile oluşan boşaltım maddesi; idrarın esas organik maddesi. Yediğimiz ve içtiğimiz tüm besinlerle vücudumuza giren azotlu maddenin yanması ile üre meydana gelir. Üre, böbrekler tarafından idrar yoluyla atılır. Ancak böbreklerin işlevini yerine getirmemesi durumunda kanda birikir ve ciddi sağlık problemlerinin görülmesine neden olur. Nasıl ki atıklar çevreye zarar veriyorsa, üre de vücuttan uzaklaştırılmadığı taktirde bizim vücudumuza zarar vermektedir.

Organik bir bileşik. Karbonik asidin diamidi olan üre aynı zamanda karbamik asidin de amidi olduğundan karbamid adı ile de bilinir. Ürenin ilk defa 1773 yılında keşfedildiği bilinir. Ancak şüpheden uzak kesin sentezi 1828’de Wöhler tarafından başarılmıştır. Keşfinden bu yana 50’den fazla reaksiyonda üre bir ürün olarak elde edilmiştir.

En çok gübre ve hayvan yemi olarak kullanılan üreden ilaç ve plastik yapımında da faydalanılır. Üre asit ve tuzlarla bir takım katılma bileşikleri, bazı asitlerle de kondensasyon ürünleri veya üreidleri verir. Naftalinin türevleriyle verdiği bileşikleri terapide kullanılır. Boya üretiminde de kullanılan üre aynı zamanda bitkiler için bir besin kaynağıdır.

Üre, fizyolojik önemi bulunan bir bileşiktir. Memelilerin vücudunda protein maddelerinin yakılması sonucu meydana gelen amonyak, karaciğerde karbondioksitle üreye dönüşür. Kana geçen üre, idrarla dışarıya atılır. Üre ayrıca az miktarda ter, süt ve gözyaşında da bulunur. Yetişkin bir insan günde 25-30 gram üreyi idrarla atar. İnsan kanındaki üre miktarı normalde % 50 mg civarındadır. % 50 mg’ın üstü anormaldir. Fakat vücut yaşlandıkça, böbreklerin üreyi vücuttan atma kabiliyeti de her geçen yıl bir parça daha azalacaktır. 40 yaşından itibaren, her yıl böbreklerin süzme kabiliyeti % 1 oranında azalmaktadır. Bu yüzden 75-80 yaşındaki bir kişide kandaki üre miktarının % 65-75 mg bulunmasını normal olarak kabul etmek gerekir.
Kandaki üre miktarının beklenen normal değerin üzerinde olması haline üremi adı verilir.

Böbreğin kandan ayırdığı azotlu besinlerin vücutta yanmasıyla oluşan, erimiş bir durumda sidikle dışarı atılan azotlu madde artığı.
Yapay reçine verniği ve tutkalı üretiminde kullanılan temel gereçlerden beyaz, billursu toz.






















Kaynak: http://ure.nedir.com

Sosyolojide boy...

Klan, (Fr. clan, İng. clan ).
Boy,
Fratri,

Ortak bir atadan geldiklerine inanan, kendi aralarında evlenmeyen, hem ana, hem de baba çizgisine göre düzenlenmiş, birbirleriyle akraba, birden çok büyük ailenin bir araya gelmesi sonucu oluşan toplumsal birlik. 

İlkel toplumlar (klan, boy), Üretmesini bilmeyen, dogada hazır bulduklarını tüketen göçebe toplumlar klan, klanların birleşmesinden oluşan boylar (fratri) ilkel toplumları oluşturur.
En küçük bir toplum.
İlkellerde küçük cemiyet,
Basit yapılı toplum,
Aralarında kan bağı bulunan ailelerin oluşturduğu toplum.

Antik Roma'da gens (çoğul gentes) klan, kast, ya da ortak bir atadan geldiklerine inanılan ve aynı adı (nomen) paylaşan bir aile topluluğunu tanımlamak için kullanılırdı. Romalı şahıs isimlerinde bulunan ikinci ad kişinin ait olduğu gens'i ifade ederdi. Terim aynı zamanda klan sistemi içerisinde yer alan aileleri tanımlamak için de kullanılmıştır. Gensler, Romalıların ataları kabul edilen Remus ve Remulus'un bır kurt tarafından emzirilmesi sonucunda ortaya çıkmışlardır. "
 
Cemiyet, 
İş bölümünün geliştiği, akılcılığın egemen olduğu, daha çok organik dayanışmanın görüldüğü toplumdur. Irk, etnik köken, sosyo ekonomik statü ve kültürce farklılaşmış topluluklardır. Cemiyetler kişisel olmayan, soğuk, rasyonel ve özgür ilişkiler üzerine kuruludur. Sanayi ve ticaret işletmeleri, baskı grupları, şehirler gibi örnekler.

Cemaat, 
Kan bağlılığının, benzerliğin, geleneklerin bulunduğu, iş bölümünün görülmediği insan topluluğudur. Zaman içerisinde yavaş yavaş meydana gelen, bireyleri arasında duygu ve düşünce birliği olan insan topluluğudur. Irk, etnik köken ve kültür bakımından farklılaşmış kişilerden meydana gelirler. Cemaat üyeleri arasında sıcak, samimi, yürekten, duygusal ilişkiler vardır. Aile, akrabalık, klan gibi kana bağlı; komşuluğa dayanan köy gibi yere bağlı, düşünce ve duygu benzerliğine dayalı topluluklar cemaate örnek verilebilir.


Panama'da yaşayan kızılderili bir halk. ..

Kunalar,
Guaymiler,
Çokolar, 
Panama'nın gerçek halkı Kunalar, Guaymiler, Çokolar ve başka Yerli kabilelerden oluşuyor. Bölgeye Avrupalı kaşifler XVI. yüzyılın başında geldi. İspanyol Vasco Nunez de Balboa 1513 yılında Panama Kıstağını geçerek Büyük Okyanusu ilk gören Avrupalı oldu. 


İspanyollar Panama kentini kurdular ve kıstağı boydan boya aşan yolu açtılar. Bu yoldan, yük hay­vanları ve kölelerden oluşan kervanlarla Gü­ney Amerika ve Filipinler'deki İspanyol kolo­nilerinde ele geçirdikleri altın ve gümüş hazineleri taşıdılar. Karayib Denizi kıyıların­dan yola çıkan İspanyol kalyonları bu hazine­leri Avrupa'ya götürdü. Bu dönemde sık sık korsan saldırılan olurdu.  

Bugün Ekvador, Kolombiya, Panama ve Venezuela topraklarında yaşayan halkın Simon Bolivar'ın önderliğinde İspanyollar'ı ül­kelerinden çıkarmasından sonra, 1821 yılında Pa­nama bağımsızlığını ilan etti ve birkaç ay sonra bir eyalet olarak Kolombiya ile birleşti. 1879 yılında Panama'da kanal açılması ciddi ola­rak gündeme geldi. 



Fransa, İngiltere ve ABD bu konuyla yakından ilgilendiler. Panama 1903 yılında ABD desteği ile Kolombiya'dan ayrıl­dı. 1903 yılında kanalın açılma ve işletilmesini ABD' ne bırakan bir antlaşma imzaladı. 

Ayrıca, ülkede karışıklık çıkarsa ABD' ne müda­hale hakkı da tanıdı. ABD bu hakka dayana­rak birçok kez Panama'ya askeri müdahalede bulundu. Panama'nın siyasal yaşamında hu­zur ve denge sağlanamadı. Askeri darbeler, hileli seçimler sürdü. 1982 yılında Ulusal Savunma Güçlerinin başına geçen General Manuel Antonio Noriega, seçimle gelmiş ülke yöneti­cilerini hiçe sayarak Panama'yı fiilen yönet­meye başladı. 



Adı uyuşturucu kaçakçılığına, adam öldürme olaylarına ve çeşitli yolsuzluk­lara karışan Noriega, ABD'nin uyguladığı mali ambargoya karşın, gücünü baskıyla ko­rudu. 1989 yılının Mayıs ayında genel seçimleri geçer­siz sayarak kendi adayını başkan ilan etti. 1989 yılının Aralık ayında Noriega yönetimi, ABD güçle­rinin Panama'yı işgal etmesiyle son buldu.

İddiaya tutuşma, bahse girme, iddia ...

Rihan,
Bahse girmek, bahis tutuşmak;
İddia etmek .
Görüşünde veya iddiasında haklı çıkacak tarafa bir şey verilmesini kabul eden sözlü anlaşma.
Üzerinde konuşulan şey, konu.
Kendinde olmayan bir yeteneği, bir durumu varmış gibi gösterme.
Sav,
İddia,(Arapça).

İki zıt anlamlı kelimenin bir arada kullanılması...

Oksimoron, 
(İng. oxymoron).
Tezat söz sanatı. 
İki zıt anlamlı kelimenin bir arada kullanılması.
Birbiriyle çelişen ya da zıt iki kavramın, anlamı kuvvetlendirmek için bir arada kullanılmasıdır.
Tezat sözler ile yapılan bu sanat, cümle bazında olursa paradoks adını alır.
"Yaşayan ölü, Öldürücü Şevkat" örneklerinde olduğu gibi birleşemeyecek ters kavramların bir araya getirilmesine verilen ad. 


Birbiriyle çelişen iki unsuru, fikri bir arada bulunduran önermeler bir oksimoron oluşturur. 
Karanlık ışık,
Orijinal kopya gibi.
Korkunç güzel,
Bilim-kurgu, 
Yaşayan ölü,
Kötü şans, 
Sıcak buz,
Bakar kör,
Sessiz çığlık,


Tabanca atışıyla bir yarışı başlatan çıkış hakemi ...

Starter,

Yarışa başlama işaretini veren görevli.  
Yarışlarda çıkış işaretini veren hakem.
Tabanca atışıyla bir yarışı başlatan çıkış hakemi.
Çıkışçı, 

Başlama hakemi. 
Start veren hakem.
Başlayan veya başlatan kimse; 




Mesela, Kano yarışlarını başlatma;
Kanoların çıkış yerleri kura ile belirlenir. Kanolar, burunları çıkış çizgisinin üzerinde olacak biçimde sıralanırlar. Çıkış hakeminin-Starter “hazır” komutu vermesinden 2 sn sonra ateşlenen tabanca “çık” komutu anlamını taşı ve yarış başlar. 2 sn’lik süre içinde (hazır komutu) küreği suya değdiren yarışmacı hatalı çıkış yapmış olur. Bu durumda yarış tekrar başlatılır. İkinci kez de aynı hata yapılırsa, kim olduğuna bakılmaksızın yarıştan diskalifiye edilir. Çıkıştan sonra ilk 15 m. içinde küreği kırılan yarışmacı olursa, bütün kanocular geri çağrılarak, kürek değiştirilir ve yarış tekrar başlatılır.

Dinleti ...

Konser, (Fr. concert). 
Sanatçıların müzik eserlerini bir topluluk önünde çalması veya söylemesi. 
Sürekli gürültü.

Kaplarda su nedeniyle oluşan tortu...

Bar,
Kaplarda su nedeniyle oluşan tortu. 
Beyaz küf,
Pas,



Çökelti,
Kalıntı,
 

Deniz sularının ve içsuların diplerinde, kapalı çukurlarda ya da çatalağız ve koyak tabanlarında dışgüçlerin etkisiyle aşınıp taşınan her tür kırıntılardan oluşma yığıntı.
Tortulaşma.

Bar kelimesinin diğer anlamları;
Anadolu'nun doğu ve kuzey bölgelerinde en çok erzurum yöresinde el ele tutuşarak oynanan bir halk oyunu.
Halter sporunda ağırlığı oluşturan kiloları birbirine bağlayan metal çubuk.
Sayrılık-Hastalık sırasında dil üzerinde görülen beyaz renkli tabaka, pas. 
Danslı, içkili eğlence yeri.
Yağmurdan sonra toprağın yüzünde görülen beyaz tabaka.
Ayaküstü içki içilen meyhane.
Atıştırmalık, snack.Hava basınç birimi.
Barınacak yer, barınak.
Cam bilye.
Halterde kaldırılması gereken alet.
Kale, duvar.
Sirke, pekmez gibi sulu yiyeceklerin üzerinde oluşan köpük.
Yemiş.
Yük,
Çubuk.

Durgun sularda ve havuzlarda yetişen geniş yapraklı bir su bitkisi ...

Nilüfer,
(Nymphaea).
Nilüfer, 
Nenuphar, 
Water lily, 
Weisse Teichrose, 
Nymphaea alba, 

Nymphaea, nilüfergiller (Nymphaeaceae) familyasına bağlı bir su bitkisi cinsidir.  Nilüfergiller familyasından nymphaea ve nuphar cinsinden su bitkilerine Nilüfer çiçeği denir.

Su Zambağı, 
Sugülü.
Su zambağı da denilen geniş yapraklı bir su bitkisidir.

Beyaz Nilüfer (Nymphaea alba),
Sari Nilüfer (Nuphar luteum),

Kuzey Amerika, Asya, Avrupa'da genelikle yavaş akan ırmak kenarları, göl, gölet ve bataklıklarda yetişir. Kökleri suyun altındaki toprağa yerleşmiş, yuvarlak tepsi şeklinde yaprak ve çiçekleri su üzerindedir. 

Yaprakların alt kısmı kahverengimsi veya kırmızımsı esmer, üst yüzeyi koyu yeşil renktedir. Yaprakların su altındaki sapı bazen 2-3 m. dir. Su üstünde bulunan çiçekleri taç yaprakları  2-3 sıra dizilmiş olup, oval, beyaz ve göbek kısmında sarı döllenme tozlukları vardır. Meyveleri şişe şeklinde ve içi tohum doludur.
 
Eskiden Selçuklu ve Osmanlılar zamanında havuzlar, göletler ve şadırvanlarda bu tür bitkiler yetiştirilirmiş. 

Sonrada, Avrupalılar bu kültürü ülkelerine taşıyarak özellikle de Almanlar tarafından bahçede bir gölette balıklarla beraber yetiştirmişler.

Sulak alanlarda Nilüfer çiçeklerinin yaprakları 3 metreye kadar büyüyebildikleri biliniyor. Bu bitkilerin üremesi için polenlerinin bir böcek vasıtasıyla nakledilmesi gerekir. Bunun için bünyesindeki şekeri gece vakti yakarak ısı yaymaktadır.  Bu ısı için çevredeki bok böcekleri ni çekmektedir. Böylece polenler bok böcekleri sayesinde üreme için dağılmaktadır. Böylelikle nilüfer çiçekleri üremesini devam ettirmektedir.

Bol, sık, gür ...

Gümrah, (Farsça).
Aşırı derecede büyümüş,
Deli dolu, gür akan (su). 
Yüksek, kuvvetli (ses). 
Uzun, sık ve dalgalı (saç).
 Yolunu şaşırmış. 
Doğru yoldan sapmış.
Bol, gür.

Dizgin, gem ...

Ligam, (Farsça),
Dizgin,
Gem,
Yular,
Kayış,
Gemin uçlarına bağlanarak hayvanı yöneltmeye yarayan kayış.
Gem,
Atı yönlendirmek için ağzına takılan demir araç.
Atın ağzına takılan alet,
Gem kelimesi için anlamlar;


İnsan ve hayvanda alt ve üst dudağın birleştiği yerde meydana gelen çatlak, yara.
Yokuş aşağı inen kağnı arabalarının hızını azaltmak için tekerinin önüne konan ağaç.

Ekin demetlerini bağlamaya yarayan uzun buğday sapı.
Harman yeri,
Döven,
Bayat,
Kuvvet,

Kaynak: http://www.bulmacabil.com/

Onama ...

Tasdik,
Uygun bulma,
Tasvip, Tasvib (Osmanlıca).
Münasib görmek. 
Uygun ve doğru bulmak.
Aşağı indirmek.
Onamak işi, uygun bulma, tasvip.
Tasdik etme, beğenme, doğru bulma, uygun bulma, onama, 
Tasvip etmek uy­gun bulmak, doğru bulmak.  
Benzer, uygun, lâyık, yakışır, yaraşır. 
Razı olma, resmi izi,
Kabul,
İzin,

Popüler Yayınlar

Yeni içerikler için takip edin!