"Vanya Dayı", "Martı", "Vişne Bahçesi", gibi oyunlarıyla da tanınmış Rus Yazar ...


Antov Çehov. (1860-1904 ),
Anton Pavloviç Çehov,

Öyküleri ve oyunlarıyla dünya edebiyatında çok özgün bir yeri olan Rus yazarlarından Anton Pavloviç Çehov, Azak Denizi kıyısındaki Taganrog' da doğdu. Özgürlüğe kavuşmuş bir kölenin torunu ve bir taşra bakkalının oğludur. İlk ve orta öğrenimini doğduğu kentte tamamladı. 1879' da tıp öğrenimi görmek üzere Moskova'ya gitti. Öğrenim yıllarında ailesine destek olmak amacıyla gazete ve dergilere yazılar ve kısa mizah öyküleri yazdı. Çehov tıp öğrenimini bitirdiğinde yazılarıyla yaygın bir ün kazanmıştı. O yıllarda dönemin önde gelen dergilerinden Yeni Zamanın yönetmeniyle tanıştı ve takma ad kullanmaktan vazgeçerek, öykülerini kendi imzasıyla yayımlamaya başladı. 

Oyun yazarlığına tek perdelik oyunlarla başlayan Çehov'un sahnelenen ilk başarılı oyunu Ivanov' dur. Çehov 1890da bir tutuklu ve sürgün yeri olan Sahalin Adasına gitti. Oradan döndükten sonra izlenimlerini Sahalin Adası adlı kitapta yayımladı. Çehov, insanların içinde bulunduğu kötü koşulların değişmesi için herkesin sorumluluk duyması ve bir şeyler yapması gerektiğine inanıyordu. 

Bir araştırma tezi niteliğini taşıyan Sahalin Adası, hapishane koşullarında bazı iyileştirmeler yapılmasına yol açtı. 1891'de Avrupa gezisine çıkan yazar, Rusya'ya döndükten sonra, en güçlü yapıtlarından 6 Numaralı Koğuşta özgürlükçü düşünceleri savundu. Bu dönemde yazdığı oyunlar arasında başyapıtlarından Martı ise, ilk kez 1896'da St. Petesburg'da sahnelendi. İzleyicinin alışık olmadığı türden bir oyun olduğu için başarısızlığa uğradı. Çehov 1894 Martında bir akciğer kanaması geçirdi. Sağlığının düzelmesi için Karadeniz kıyısındaki Yalta'ya yerleşti. Burada onu görmeye gelen Tolstoy, Gorki ve Bunin gibi yazarlarla sık sık görüşme ve tartışma olanağı buldu. 1898'de ünlü oyun yönetmeni Konstantin Stanislavski, Martı'yı Moskova Sanat Tiyatrosunda yepyeni bir anlayışla sahneye koydu. Oyun bu kez büyük bir başarı kazandı. Bu oyunu Vanya Dayı, Üç Kız Kardeş ve yazarın ölümünden az önce tamamladığı Vişne Bahçesi izledi. Bu yapıtlarının tümü de, insan doğasının iç gerçekliğini dile getiren, bu nedenle de tiyatro sanatında yeni bir çığır açan yapıtlardı. 

Ünü çar tarafından da kabul edilen Çehov, Akademi üyeliğine seçilmiştir. Ne var ki, 1900' de Tolstoy' un bu Akademiye girmesini çar onaylamayınca Akademi' den ayrıldı. Martı' nın ünlü oyuncusu Olga Knipper ile evlenen Çehov, sağlığının giderek kötüleşmesine karşın, Vişne Bahçesi' nin 1904' teki ilk sahneye konuşunda bulunduğu ve aynı yıl Almanya' daki sağlık merkezlerinden biri olan Badenweiler' da veremden öldü. 





























Kaynakça;
http://www.tiyatrotarihi.com/

Eski dilde Kürekkemiği ...

Ketif, 
(Kitf-Ketef) 
(C.: Ektâf) Omuz.
Kürek kemiği, omuz küreği.
Skapula,
Kebze,
Omuzda iki eklem vardır. Ana omuz eklemi 2 kemikten oluşur. 
Kol kemiği (humerus) ve kürek kemiği (skapula). 


Omuzdaki diğer eklem köprücük kemiği ile kürek kemiği arasındadır ve akromioklaviküler eklem olarak adlandırılır.

Bu eklemlerin kemik uçları kıkırdak ile kaplıdır. Omuz eklemini oluşturan kol kemiğinin yuvarlak başı ile kürek kemiğinin glenoid denilen eklem yüzeyleri geniş hareket açıklığı boyunca eklem kıkırdağı kaplıdır. Bu eklem bir top-yuva eklemidir. Büyük bir top küçük yuva arasındaki uyumsuzluk labrum denilen halka biçiminde bir esnek kıkırdak ile giderilerek sabitlik bağlanır. Kürek kemiğinin omuz ekleminin üstünü örten ve köprücük kemiği ile eklem yapan çıkıntısına denilir. Akromioklaviküler eklem hareketi çok az, küçük yüzeyli bir eklemdir.
Kürek kemiğinden kaynaklanan 4 kısa adelenin tendonları birleşerek omuz eklemini üst-ön-arkadan çevrelerler. Omuz fonksiyonlarından önemli kısmını gerçekleştiren bu tendon yapıya rotator manşet (rotator cuff) adı verilir. Rotator manşet kürek kemiğinin acromion adı verilen çıkıntısı ile omuz başı arasındaki 1-1.5 cm lik aralıkta uzanır. Rotator manşet üzerinde acromionla arasında bursa (subacromial bursa) denilen bir kesecik bulunur. Bu kesecik son derece yumuşak çeperlidir ve içinde ürettiği kayganlaştırıcı sıvı ile rotator manşetin direkt kemikle ilişkisini keser ve kaygan-yumuşak-güvenli bir yatak sağlar.

Mehter müziğinde kullanılan çalgılar ...


Nefir, 
Mehter müziğinde kullanılan üflemeli bir çalgı.
Derviş düdüğü,
Mehter takımında kullanılan çalgılar.
Mehter, dünyanın en eski askeri bandosudur.

 Yeniçeri ocağının bir parçasıydı. Bu ocak kaldırılınca kapatıldı sonra yeniden açıldı. Günümüzde en ünlüleri fatih ve eyüp mehteran bölükleridir.




Davul,
Nakkare,
Kös,
Halile,
Çevgan,
Nefir,
Boru,
Zil, Zurna.

Suda eritilerek içilen ilaçlar için kullanılan sözcük ...


Efervesan, (Effervescence).
Suda eritilerek içilen ilaçlar için kullanılan sözcük.
Gaz kabarcıkları kapalı vererek (bir sıvı);  Köpüren 
Yüksek ruhlu, neşeli.
Köpüren Tablet,
Basit bir ifadeyle, meydana gelen kimyasal reaksiyon sonucu  sıvı içinde bir gaz üreten ürün.

İtalyan mutfağına özgü bir cins pasta ...

Tiramisu,
Mascarpone ile yapılan bir İtalyan tatlısı. 
Kelime anlamı "kaldır beni".

Tiramisu için gereken malzemeler:
 2 katlı kakaolu pasta tabanı
1 paket labne peyniri
1.5 su bardağı süt
2 yumurta
1 çay bardağı toz şeker
2 yemek kaşığı un
1 paket vanilya
1 yemek kaşığı granül kahve
1 su bardağı su
 
Tiramisu üzeri için,
Kakao,
Rendelenmiş çikolata.

Yapılışı:
Sütü, unu, yumurtayı, şeker ve vanilyayı karıştırmak suretiyle orta ateşte muhallebi kıvamında pişiririz. Soğumaya bırakırız. Labne peynirini içine ekleyerek mikserle çırparız. Kek tabanından 8 cm’lik çember ile 4 yuvarlak parça keseriz. Granül kahveyi sıcak su içinde eritiriz. Kalıpların tabanına bir kek parçası yerleştirip kahveli su ile ıslatırız. Üzerine krema ekleriz. Tekrar kek yerleştirip işlemi tekrarlayıp, 1 gece buzdolabında bekletiriz.  

Pasta üzerine kakao serpiştirip kalıptan çıkartırız. Rendelenmiş çikolata ile Tiramisu üzerini süsleyip servis yapınız.

Ege Denizi' nde, Midilli adası ile Biga Yarımadası arasındaki boğaz ...

Müsellim,
Müsellim Boğazı,
Edremit Körfezi, Anadolu'nun Ege Denizindeki en kuzey körfezi ve aynı zamanda körfez kıyısını oluşturan Kaz Dağı ve Madra Dağları arasında kalan bölgeye verilen isim. Papalina avcılığı ve zeytinyağı üretimiyle bilinir. 


Körfez, Biga Yarımadasında yer alan
Kazdağı, Midilli Adası ve Madra Dağları arasındadır. 

Ege Denizine batıda Müsellim Boğazı ve güneyde Dikili Boğazı (Midilli Boğazı) ile bağlıdır. Karada sınırları Baba Burnu ile başlar, güneyde Ayvalık, Sarımsaklı ile biter.

Abdülhak Hamit Tarhan' ın bir tiyatro oyunu ...

Finten,
Finten, Mis Kros adlı Kanadalı zengin bir kadındır. Kendisi evli olduğundan sevdiği bir lorda evlenmek kocasını ortadan kaldırmak üzere Davalaciro’yu kullanır. Davalaciro, Finten’i derin bir hırsla sevmektedir. 

Davalaciro, zaten bu sevda yüzünden Finten’in kocasını öldürdüğü gibi bir kıskançlık buhranıyla Finten‘den olan çocuğunu da öldürür. Bunun üzerine Fitnen de onu öldürür. Hamit, içinde manzum kısımlar bulunan bu piyesi Londra’da yazmış. Bu eser Abdülhak Hamit Tarhan tarafından Servet-i Fünun’da neşrettirebilmiş ise de eserin tamamı ancak 1917 yılında çıkmıştır.

Diğer eserleri;
Sahra, Ölü, Hacle (şiir), Duhter-i Hin­du, Sabr-ü Sebat, içli Kız, Tezer, Eşber, Finten, Nesteren .

On iki top taşıyan yelkenli ve küçük bir savaş gemisi ...

Şalopa, 
(İng. sloop, longboat, shallop - İtalyanca scialuppa),

On iki top taşıyan yelkenli ve küçük bir savaş gemisi,

18 m. boyunda, iki direkli, armasız küçük sübye yelkenli, daha çok savaş amaçlı kullanılan ve 12 top taşıyabilen küçük bir gemi tipi. Küçük bir gemi gibi kullanılabilen büyük sandal.
Korsanların en sevdiği, genelde tek direkli, hızlı (11 knot), kolay manevra yapabilen bir savaş gemisidir.

Farklı bir halkı ya da kültürel grubu belirtmekte kullanılan sözcük ...


Etnisite, (ethnicity),
Etnik grup,
Etniklik,
Etnik köken,
Kimlik, 
Halk,
Irkçılık,
Etnisite, günümüzde etnisite olarak kullanılan kelimenin kökleri Antik Yunanca ve Latinceye uzandığı görülmektedir. Kavram “ethnos” iken karşıladığı anlamlara gelince ise “doğum yeri, kavimler, yaşanılan bölge”dir. Etnisiteyi kendine konu alan bilimlerden bir kaçı felsefe, psikoloji, biyoloji, antropoloji, sosyoloji, siyaset, arkeoloji, tarih ve teolojidir. Genel anlamda bir sosyal gurubun ırk, dil veya milli kimliğidir.


Etnik grup  mensuplarının birbirlerini gerçek veya farazi bir ortak geçmişe dayanarak ötekileştirdikleri insan topluluğu. Etnik gruplar her türlü kültür farklılıkları ile diğerlerinden ayrılan sosyal gruplardır. Bazı ülkelerde onlarca, bazılarında ise yüzlerce etnik grup bulunabilmektedir.  

Etnisite, yurttaşlık, ayrımcılık, ırkçılık, ayrılıkçılık, eşitlik, soykırım, toplulukçuluk, çokkültürlülük, çoktürcülük, öteki, kültür, ulus, uyrukluk, dil, soy, akrabalık, din, sömürgecilik, kölelik, azınlıklar gibi kavramlarla yakından ilgilidir. Sosyologlar arasında bazen asimilasyonun yerini alan etnisite giderek, çoğulculuk, asimilasyona karşı siyasal isyan, eşitsizlik ve ayrımckılığa karşı dayanışmayı anlatır oldu.  Etnisite, sosyolojide belirsiz bir kavramdır.





























Kaynak;  
Vikipedi, özgür ansiklopedi,
http://www.tuicakademi.org/

Bir tür tafta ...

Luizin,
İpek tafta,
Bir tür ipek tafta.
Bir tür sert, ipekli kumaş. 

İki yüzü de birbirinin aynı olan bez armür üzerine dokunmuş perdahlı bir kumaştır. 
Biraz sert tuşeli, metalik bir parlaklığı ve ince, çapraz görünümü olan iplik sıklığı fazla ipek türü kumaş.


Bez ayağı dokumadır ve yalnızca doğal ipektendir. Şemsiye üretiminde kullanılır. Kara çarşaf da bu kumaştan yapılır. 

Diğer tafta çeşitleri;
Luizin,
Kamelyon, 
Fay, 
Muare, 
Luizin, 
Payet, 
Ponje, 
Fular, 
Florans.

Çeşit, cins ...

Tür,
Cins,
Çeşit, Farsça çeşîden, gelir.
Çeşit, (Far. Çeş),
Nev,
Aynı türden olan şeylerin bazı özelliklerle ayrılan öbeklerinden her biri, tür, nev,
Canlıların bölümlenmesinde, bireylerden oluşan, türden daha küçük birlik. 
Türlü,

Buğday çeşitleri ...

Buğday, (Triticum), 
Buğdaygiller (Poaceae) ailesinden bütün dünyada ıslahı yapılmış tek yıllık otsu bir bitkidir. 

Karasal iklimi tercih eder. Mısır ile birlikte dünya çapında ikinci en fazla ekimi yapılan tahıldır. Bunları pirinç takip eder. 

Buğday; un, yem üretilmesinde kullanılan temel bir besin maddesidir. Kabuğu ayrılabileceği gibi kabuğu ile de öğütülebilir. 
 



Buğday Çeşitleri;
Adana, (Beyaz sık kılçıklı, Beyaz, renkli oval yapıda sert bir taneli).
Aksel, Altıntaş, 
Akbaşak: (Beyaz bir buğday cinsi.) 
Akova, (Yumuşak bir buğday cinsi).
Altay, (Kışlık ekmeklik buğday çeşididir).
Atilla, 
Aytın,
Akekin,(Beyaz, iri taneli, kırmızı başaklı bir çeşit kılçıklı buğday, Beyaz, iri taneli ve kırmızı başaklı bir buğday cinsi),
Akkermaz (Niğde yöresinde bir çeşit beyaz buğday).
Aksarhan - Aksarkan( Beyaz buğday çeşidi.)
Bağcı, 
Basri Bey , (Başaklar dik duruşlu ve sık yapıda, Kılçıklı olup kılçık rengi beyazdır.)
Bezosteja, (Rusya'dan getirilmiş, Sap kısa boylu, sağlam yapılı ve gri yeşil renkli olup yaprakları tüysüzdür. Kılçıksız, beyaz kavuzlu, orta uzun, orta sık ve dik başaklıdır. Kışlık ekmeklik buğday çeşididir.
Bolal,
 

Bayraktar,(Kuraklığa dayanıklı, ekmeklik bir buğday cinsi).
Anadolu beyaz (Başaklar kılçıksız, kırmızı başaklı, Tanesi uzunca ve az çok karınlıdır. Beyaz renklidir),
Ceyhan , (Beyaz kılçıklı başak yapısına sahip, başak uzunluğu orta olup başaklar dik duruşludur.)
Cumhuriyet,
Çakmak, Çetinel, Çeşit 1252,
Çalıbasan (İri ve sert taneli,uzun saplı ve kılçıklı bir buğday cinsi),


Dağtaş, Dariel (Beyaz renkli, iri taneli ve sert yapıda bir çeşittir. )., 
Doğu,
Ege, Esperia,
Fırat, Flamura, (Başakları kılçıklıdır, kırmızı-sert ve iridir).
Golia, (Başak yapısı fuziform'dur. Orta kısımları şişkin, uç kısmı incelmiş, orta uzunlukta, yoğunluğu yüksektir. Beyaz renkte orta uzunlukta kılcıklara sahiptir.Kırmızı yarı sert buğday cinsidir).
Gerek (Kışlık ekmeklik buğday çeşididir)., (Kılçıklı, başak ve kavuzları kahverengidir. Başak orta uzun, orta sıklıkta ve dik duruşludur.).
Gönen, (Başağı tepeden itibaren yan kılçıklı, beyaz kavuzlu, uzun (8-9 cm.) seyrek yapıda ve dik duruşludur.)
Gün, (Başaklan orta uzunlukta, orta-sik, dış kavuzları beyaz-sarı ve tüysüzdür. Beyaz kılçıklı olup olgunluk döneminde kilci klan dökülmez. Hasatı zamanında yapılmalıdır. Bazı yıllar kavuzlar açılarak tane dökme ihtimali vardır.).
Galil, Gediz,
İkizce,
Kavılca, (Kırmızı buğday, Sert bir buğday türü).
Katea, (Kılçıksız, orta uzunlukta, başak yoğunluğu orta sıktır. Başaklar hafif eğimli vaziyette dururlar.Kırmızı buğday cinsidir.)
Kaplıca(Taneleri ufak bir buğday cinsi).
Karasu, (Kırmızı sert buğday cinsi), 
Karabaş.(Kışa dayanıklı bir buğday cinsi).  
Kıraç, (Kılçıklı, beyaz krem kavuzlu, orta uzun, yoğunluğu orta sık ve hafif eğik duruşludur.Beyaz sert taneli, )
Kırkpınar (Başakları kılçıklı, sarımsı beyaz kavuzlu, orta uzunlukta, orta sıklıkta ve dik duruşludur.) 



Kaşifbey(Dik saplıdır. Başakları kılçıklı ve olgunlukta başak rengi beyazdır. Beyaz sert tanelidir)., 
Kızıltan, Kınacı, Konya, Kırgız, 
Kızıl buğday (Yumuşak bir buğday cinsi).
Kunduru,(Sert ve sarı renkli bir buğday cinsi).
Kutluk,
Menceki,
Mızrak, Meksika,
Momtchill, (Beyaz renkli ve kılçıksız başaklıdır. Başaklar orta boyda, orta sıklıkta ve dik duruşludur.)
Odeskaya,
Orso-Durlu, (Başağı orta uzunlukta ve sıklıkta, kirli beyaz renkli ve kılçıklıdır.)
Panda,
Pamukova-97, (Tane oval şekilde olup, orta irilikte, kırmızı renkte, yarı sert yapıdadır.)
Pandas, (İtalyan orjinlidir, Başaklar beyaz kılçıklı ve yoğunluğu sıktır. )
Prostor, (Başaklar kısa kılçıklı ve dik duruşludur. Başak sıklığı normal olup uzunluğu 8-10 cm.dir. Kavuzlar açık sarı ve tüysüzdür.Kırmızı buğday cinsidir.)
Pehlivan, (Başaklar kılçıksız, beyaz kavuzlu ve başakçıların dizilişi paraleldir. Başaklar dik duruşludur.Kırmızı yarı sert buğday cinsidir. Kışlık ekmeklik buğday çeşididir. )
Sagittario (Kırmızı sert buğday cinsi), Salihli, 
Saraybosna,(Kırmızı yarı sert buğday cinsidir.), Selçuklu,
Sadova, (Beyaz kılçıksız, orta boylu ve orta sıklıktadır.)
Sana,(Kırmızı buğday cinsidir.).
Seyhan, (Başakları beyaz renkli ve sık kılçıklı olup başak yoğunluğu ortadır. )
Seval,
Sultan, Süzen,
Türkmen,
Tahirova (Bitki boyu orta uzunluktadır. Bitki gelişimi diktir. Başaklar beyaz renkte, kılçıklı ve paralel kenarlıdır.). 
Tosunbey,(Ekmeklik çeşidi).
Yüreğir, (Başakları yarı yatık, yoğunluğu seyrek ve beyaz renkli, kılçıklıdır.)
Zenit.
Zencirci, (Ekmeklik bir buğday çeşididir.).

Muğla' nın Ula ilçesinin antik dönemlerdeki adı ...

Ola,
Kentin, Antik dönemlerdeki adı  "Ola" dır. Antikçağda Karia diye bilinen bölgede yer alan M.Ö. 440' ta Anita’ da dikili bir taş üzerinde bu isim aynen mevcut olduğu gibi, gösterdiği mevki de bugünkü Ula ilçesinin bulunduğu yerdir. Evliya Çelebiye göre, Ola kenti Menteşe beyliği zamanında Ulama bey tarafından topraklarına katılmıştır. Beyin adından ötürü de Ula adını almıştır. Muğla’ya 15 km. uzaklıktadır. Ula 1954 yılında ilçe olmuştur. Muğla ilçesinin güneyinde yer alan Ula'nın doğusunda Köyceğiz, batısında Gökova Körfezi bulunurken kuzeyinde Muğla merkez ilçesi, güneyinde Marmaris yer almaktadır.

Önemli yerler;
Akyaka,

Yedi Delik, İlçenin doğusunda, Alicin dağının yükseldiği yerde Halk arasında yedi delik adıyla bilinen bir mağara vardır.

Sedir Adası, Kadrai, Gökova körfezinde olup, tiyatro kalıntıları, tapınağı ve kilisesi vardır. Sedir adası önemli bir antik yerleşim yeri olup, Helenistik ve Roma devrine ait yapıtlar vardır. Kleopatra ve Sezar’ın bu adada büyük bir aşk yaşadığına inanılır. Sedir adasında bulunan çok farklı bir kum sahili doldurur. Bu kumun özelliği, sodalı suda çoğalması, ateşe tutulduğu zaman yanması ve büyüteç altında incelendiğinde hareket etmesidir. Kleopatranın bu kumu Kızıldeniz’den birçok yük gemisiyle getirdiği söylentiler arasındadır.


Ula Türk Evi,
Kyllandos (Okkataş),
Ula Kanyonu 
Gölet, Ula ilçe merkezine 2 km. uzaklıkta bulunan Suni Gölet, Ula Ovasının su ihtiyacının büyük ölçüde karşılamaktadır.

Kapuz, Ula’nın kuzeyinde bulunan ve halk arasında kırk urganlık denilen bu yer şelale görünümündedir.

Hüsamettin Efendi Türbesi,

"Gizlice Söyleme, ihbar etme" anlamında argo sözcük ...

Akoz,
Akoz (Argo).
Argoda, ihbar, gizlice söyleme, haber verme.
Gizlice Söyleme, ihbar etme anlamında argo sözcük.
Haber veren. Haberci. Haber toplayan.
Birisinin fenâlığını alâkadar makama haber veren. 
Jurnalcı.
Gammaz,
İspiyon, 
İspiyon, (Fr. espion).
Birinin sırlarını, davranışlarını, düşüncelerini gözleyip başkalarına bildirerek çıkar sağlama, ispiyonlama, gammazlama.
 Gammaz,  
Münafık,
Fitneci,
Birisine iftira ederek zarar veren. Münafık, fitneci.
Adamın ayıplarını arayıp gizli şikâyet eden.
Tersane kethüdalarına mahsus altı çifte kayık.

Çok iri ve kaba ...

Lenduha,
Lend-i har,
Kallavi, 
Zebellah, İri ve korkunç görünümlü insan.
Çok iri, kocaman.
Çok iri ve kaba (şey).
Çok iri ve acayip (kadın)  
Çok iri ve kaba .
Çok büyük ve garip cüsseli,
Pek iri ve kocaman, dev gibi.
İri ve kaba anlamlarında kullanılan, söyleyişi zevkli eski bir kelime.  
Ayrıca Kallavi' nin bir başka anlamı;
Vezir ve sadrazamların giydikleri bir çeşit kavuk.
Sadrazam ve vezirlere özgü, üstü koni biçimine yakın telli kavuk.
Lenduha kelimesinin aslı lend-i har olan sözcüktür ki Farsça' da eşeğin penisi anlamına gelir.

Yadırganacak yönü olma, gariplik, tuhaflık ...

Garabet,
Yadırganacak yönü olma, gariplik, tuhaflık,
Dargınlık, düşmanlık.
İftira,
Yabancılık. Gariblik.
Tuhaflık.
Âcizlik, beceriksizlik.
Gizli olmak. 
Hilaf-ı adet olmak.
Iraklık.
Ne demek olduğu herkesçe anlaşılmayacak kelime ve tabirlerin söz arasında kullanılması.

Roma' da Rönesans dönemi mimarlığının önemli örneklerinden biri olan ünlü saray ...

Farnese,
Farnese Sarayı,
Roma'da, Tevere ırmağının sol yakasında, Rönesans'ın en ünlü yapıtlarından biri.

Yapımına, 1514 yılında kardinal Alessandro Farnese için Genç Sangallo tarafından başlandı. Michelangelo ve Della Porta tarafından tamamlandı. Sarayda 1600 yılında Annibale Carracci' nin aşk her şeyi alt eder (Amor omnia vincit) teması resmedilmiş.

Roma’ daki Farnese Sarayı pencerelerinin süslemelerine büyük önem verilmiştir. Ortadaki pence­re, Farnese ailesinin arması oyulu bir kalkan ile belirtilmiş, sonradan papalık arması ile çevrelenmiştir. Farnese sarayı 1874 yılından bu yana Qui-rinale yakınında Fransa büyükelçiliği binasi olarak kullanılmaktadır. Roma'daki Fransız okulu da 1875 yılında oraya yerleşmiş. 
Farnese Sarayı’nın mimari, Antonio da Sangallo' dır. 
Antonio Sangallo (1485-1546) 
Uzun yıllar Bramante’nin asistanı olarak Roma’da çalışan sanatçının, Roma’daki Farnese Sarayı, Rönesans’ın son, Barok ‘un ilk eseri olarak gösterilmektedir. Bu büyük saray, dikdörtgen planlıdır. Cephede anıtsal büyüklükte bir taç kapı vardır. Buradan, etrafı sütunlarla çevrili, üstü tonozlu geniş bir geçitten esas binaya girilir. Binanın cephesi ve taç kapı rustika türün en başarılı örneğidir.

Kolonlu geçit, geniş sütunlarla çevrili üstü açık, kare şeklinde geniş bir avluya açılmaktadır. Batı avluda, erken Barok stilinin getirdiği yeni anlayış görülmektedir. 15. Yüzyıl Rönesans’ının avlu duvarlarını taşıyan ışıklı yuvarlak sütunlarının yerini, burada dikdörtgen pilpayeler (sütun demetleri) üzerine oturmuş Roma tipi sütunlar almıştır. Sütunları kemerler birleştirmektedir. Sütunlar ve kemerler zengin gölgeler meydana getirmiştir.
 

Bir dinin öğrenilmesi gereken temel inançları ...

Akait, (Arapça).
Bir dinin öğrenilmesi gereken inançlarının ve tapınma kurallarının tümü. 
Bu kuralları toplayan kitap.
Osmanlıca, Akideler.
İtikad olunan hakikatlar.
İtikada dâir kaziye ve hükümler, esaslar.

Akait,
Akaidî ve imanî hükümleri kavi ve sabit kılmakla meleke haline getiren, ancak ibadettir. Evet, Allah'ın emirlerini yapmaktan ve nehiylerinden sakınmaktan ibaret olan ibadetle vicdanî ve aklî olan imani hükümler terbiye ve takviye edilmezse, eserleri ve te'sirleri zayıf kalır. Bu hale, Alem-i İslâmın hâl-i hazırdaki vaziyeti şahittir.

Dante' nin "İlahi Komedya" adlı yapıtında da kullandığı, üç dizeli kıtalardan oluşan İtalyan nazım biçimi ...

Terzarima,
Terza-Rima,
Örüşük Uyak.
Üç dizelik bendlerle kurulu İtalyan nazım biçimi. 
Dize kümelenişi ve kafiye düzeni şöyle olup örüşük kafiyedir. aba bcb cçc ded... Son bent genellikle tek dizeden meydana gelir. Bent sayısında herhangi bir sınırlama yoktur. Bent sayısı az olan terza-rimalarda son dizenin şiirin en güçlü ve etkili dizesi olmasına dikkat edilir.

İlkin İtalyan nazmında kullanılan bu biçim, daha sonra başka edebiyatlarda da kullanılmıştır. Dante'nin "İlahi Komedya"sının bu biçimle yazılmış olması, terza - rima'nın yaygınlık kazanmasını sağlamıştır.

Terza-rima, Türk edebiyatında ilkin Servet-i Fünun döneminde Tevfik Fikret'in, Şehrâyîn şiirinde 1899 yılında denenmiştir. 
İkinci Meşrutiyetten (1908) sonra zaman zaman kullanılmışsa da, yaygınlık kazanmamıştır. En güzel örneklerini Ali Canip Yöntem vermiştir.

İnsanların çoğunun sadece bir kitap olarak baktığı İlahi Komedya, aslında görmeyi bilen gözler için içerisinde yoğun bilgiler barındırmaktadır. 

İlahi Komedya, Dante' nin Cehennem, Araf ve Cennet'e yaptığı hayali bir seyahatin öyküsüdür ve burada sunduğu Evren Dizgesi tamamen Batlamyus Dizgesi' ne dayanmaktadır. Dante' ye göre, Yer Evren' in merkezindedir ve hareketsizdir. Yer' in etrafında sırasıyla, Ay, Merkür, Venüs, Güneş, Mars, Jüpiter ve Satürn küreleri bulunur. Satürn küresinden sonra, sabit yıldızlar küresi ve ondan sonra da ilk hareket ettirici küre gelir. Onuncu küre ise, En Yüksek Küre, yani Tanrının Evi' dir. Küreler, Meleklerin yardımı ile hareket eder. Dante, Aristoteles' in etkisi ile Ortakmerkezli Küreler Dizgesini benimsemiş, dışmerkezli kürelerin olmadığını savunmuştur.
Terzarima örnekleri;

İLAHİ KOMEDYA
Hayat yolu ortasında kendimi
Karanlık bir orman içinde buldum.
Anladım yolumu kaybettiğimi.
Aklıma geldikçe hâlâ korktuğum
Bir yabani, haşin, büyük ormanı
Anlatırken bile ürperiyorum.
Ölümden daha korkunç buldum onu,
Ama başka iyi şeyler de vardı,
Söyleyim onların ne olduğunu.
GİZ
Bu kadar uzak mıydı
Git git bitmiyor yol
Görünmüyor dağın ardı
Oysa bilmem kaç yıl
Bu yollardan yürünmüş
Şimdi sanki bir masal

Bu dilsiz dağ ve taş
Nerde saklar kuşları
Hangi gizle sarmaş dolaş
Anlamak zor susuşları.













Kaynak: Edebiyat Terimleri Sözlüğü



Dikenli çalı yığını ...

Palatır,
Çalı yığını,
Dikenli çalı yığını,
Halk dilinde çalı, geven yığını. 
Çöğül: Çalı dikeni.
Çalı: Viça,
Dikenli, vahşi, meyve veren ya da vermeyen bitki yığını.
Çakır dikeni, Belemun,
Çalı süpürgesi, Cakhavel, Sakağo.

Palatır' ın diğer anlamları;
Sararmış tahılın tarlaya dökülen yaprakları.
Budanmış omcaların dibinden çıkan sürgünler.
Omcaların dipten çıkan sürgünlerini, piçlerini kırma işlemi.
Penecere,
Sersem, beceriksiz.

"Dağreyhanı" da denilen ve koku vermesi için yemeklere katılan otsu bir bitki ...


Anık,
Dağ Reyhanı, (Ziziphora).
Kekik otu.

Ballıbabagillerden, tek yıllık, mavi çiçekli, yemeklere koku vermek için kullanılan bir bitki, dağ reyhanı , 
Nane, dağ nanesi. 
Yemeklere konulan bir çeşit kokulu ot. 
Trabzon yaylalarında yetişen ve çay yerine kullanılan, sarı çiçekli bir çeşit ot. 
Karınağrısı otu, Morkız çayı, Nane ruhu, Fare otu (Balıkesir), Anık (Malatya-Arguvan) adlarıyla anılır ve gaz söktürücü olarak kullanılır.

Küçük yağ tavası.
Yemeğe sonradan dökülen kızdırılmış yağ ve soğan. 
Mayasız ve az tuzlu ekmek.
Yemek için biriktirilen, saklanan öteberi, yiyecek içecek. 

Ballıbabagiller familyasındandır. Dik, dört köşe gövdeli, hoş kokulu, bir ya da çok yıllık, otsu bitkilerdir, ikişerli ve karşılıklı dizilmiş yapraklar kısa saplı, dar uzun, derimsi ve tüylüdür, güçlü kokuları vardır. Çiçekler iki dudaklı, morumsu pembe ya da mavimsi renklidir. Kuru meyvesi 4 boğumludur ve her birinde bir tohum bulunur. Kurak yerlerde, kayalıklarda, genellikle çam ve ardıçlarla birlikte görülür. Bileşiminde uçucu yağ, boyar maddeler, C vitamini, azot ve glikozitler bulunur. 

Bitkinin toprak üstü kısımları, özellikle çiçekli dallar kalp ve damar hastalıklarına, kanla ilgili rahatsızlıklara karşı çok etkilidir. Ayrıca hazmı kolaylaştırır, mide rahatsızlıklarına iyi gelir; dışardansa yara, bere vb ağrılı yerlere uygulanır. Dağ reyhanı çayından yapılan ve “Galen” adıyla anılan çay kalbin çalışmasını düzenler, yüksek tansiyonu düşürür, idrar söktürür, bağırsak kurtlarını düşürür.



































Kaynak: 
Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü
http://web.ogm.gov.tr/birimler/bolgemudurlukleri/kahramanmaras/BiyolojikCesitlilik/Forms/DispForm.aspx?ID=332 

Osmanlı Devletinde başbakanlığa verilen ad ...

Sadaret,  (Arapça Vekil).
Başbakanlık,
Sadrazamlık,
Vezirlik, Başvezirlik. 
Osmanlı ımparatorluğu'nda başbakanlığa verilen ad. 
Osmanlı Devleti zamanında Başvekillik makamına verilen isim.
Öne geçme, başta bulunma.

Sadrazam, Vezir, Veziriazam,
Osmanlı devlet teşkilatında padişahtan sonra devletin en yüksek rütbeli idarecisi. 
Padişahın mutlak vekili olarak devlet işlerini idare ederdi. Sadrazamlara ayrıca "sadr-ı ali, vekil-i mutlak, sahib-i devlet, zat-ı asafi" gibi ünvanlar ile de bilinirdi.  

Sadrazam; Osmanlılarda padişahtan sonra gelen ikinci adam,en yetkili devlet görevlisi. Günümüz Başbakanı.  

Sadaret kaymakamı; Sadrazam,Serdarı ekrem ünvanı ile ordunun başında sefere çıktığı zaman onun yerine istanbulda kalıp vekaleten sadrazamın işlerini yapan vezir düzeyindeki görevli.  
Sadaret kethüdası; Sadrazamın birinci derecede yardımcısı.

Arapça vekil demek olan sadaret kelimesi, Osmanlılarda, Başbakan, Sadrazam anlamında kullanılmıştır. Sadaret kaymakamı, sadrazam hükümet merkezinden ayrıldığı zaman kendisine kubbe vezirlerinden vezir-i sani vekâlet eder. Bu vekaleti müddetince ona sadaret kaymakamı, kaymakam paşa, kaymakam, kaymakam-ı rıkab-ı hümayun, kaymakam-ı asitane-i seadet gibi isimler verilir.

Orta Asya Türklerinde "put" anlamında kullanılan sözcük ...

Burkat, (Osmanlıca).
Balman,
Sanem, 
Heykel, 
Put.
Orta Asya Türklerinde "put" anlamında kullanılan sözcük,
Orta Asya Türklerinde putlara, Çin’ de ise içinde put bulunan tapınaklara verilen ad.
Orta Asya Türklerinde, put ve heykellere verilen ad. 
Balman, Eski Türklerde heykel, put, anıt anlamında kullanılan sözcük .

Rüyaların görüldüğü uyku evresine verilen ad...

Rem,
Hızlı Göz Hareketleri
(İng. Rapid Eye Movements),
Paradoksal uyku,

Rüya, uykunun genel ve karakteristik özelliklerinden biri olup, uykunun hızlı göz hareketi (REM) adlı evreleriyle yakından ilişkili bulunan, görsel ve işitsel algı ve duygulardır. Uykunun rüya görülen evresidir. Bu evre uykunun diğer evrelerinin arasına serpiştirilmiştir. 

Çok sayıda farklı özellik ile bağlantılıdır. Aynı zamanda paradoksal uyku olarak da bilinmektedir;  Çünkü önceleri, hızlı göz hareketleri ve huzursuzluğun eşlik etmesi araştırmacılara bu uyku evresinin hafif uyku olduğunu düşündürmüşse de, kas paralizisinin de olaya eşlik etmesiyle aynı zamanda paradoksal olarak da ağır bir uyku olduğu saptanmıştır. 

Hayatımızın 60 senelik ömrünün, yaklaşık üçte birini uykuda geçirmektedir. Uyku günlük çalışmalardan yorgun düşen insan bedeninin ve sinirlerinin dinlenme zamanıdır. Ünlü Ruhbilimci Sigmund Freud' un da araştırmalarının büyük bölümünü oluşturan uyku sırasında kişinin bilinç altında düşüncelerinin özlemlerinin ya da isteklerinin bir film şeridi gibi göz önünden geçtigi varsayılır. İşte bu olguya Rüya adı verilmektedir.

Freud ve Jung 'un görüşleri bilim adamlarınca tartışıldıktan sonra 953 yılında uykudayken belli zaman aralıklarıyla görülen hızlı göz hareketlerinin (rapid eye movements-REM) rüya görmeyle ilişkili olduğunun anlaşılmasıyla rüya araştırmalarında yeni bir dönem başlamıştır.

Rüyaların biyolojik içeriği, işleyişi ve maksatları tümüyle anlaşılmış değildir. Rüyalara “duyusuz algı”nın bir türü veya nesnesiz algı olarak da bakılabilir. Çeşitli inanışlara ve tahminlere de neden olan rüyalar, her zaman için ilginç ve yoruma açık bir konu oluşturmuşlardır.

"Bundan sonra", "Bundan böyle" anlamında kullanılan eski sözcük ... ...

Üzüm suyu ve nişastayla yapılan bir tatlı ...

Şire,
Şıra,
Üzüm, dut vb. meyvelerin suyu, şıra.
Şıra, üzüm ve öteki meyvelerin suyu, şekerli su. 
Üzüm suyu ve nişasta kaynatılarak yapılan kuru tatlıların genel adı. 
Her çeşit tatlı. 
Bal.
Şire, (Farsça Şire,  Şıra, Pekmez),
Üzüm ve dutun ezilerek elde edilen suyu ,
Mayalanmamış üzüm suyu,

Orta Karadeniz kesiminde yaşayan ve Hititler için sürekli bir tehdit oluşturan eskiçağ Anadolu halkı ....

Övülen veya teşekkür edilen bir kimsenin söylediği incelik ve alçak gönüllülük sözü. ..


Estağfurullah, 
(Arapça estağfirullah),
İncelik ve alçak gönüllülük göstermek üzere teşekkür edilen veya övülen bir kimsenin söylediği bir söz.


Estağfurullah, (Osmanlıca).
Estağfurullah Arapça bir ünlem. 
Sözlük anlamıyla "Tanrı'dan mağfiret, bağışlama dilerim" demek.

Rica ederim,
Hiçbir zaman, mahcup ediyorsunuz, 
Haşa (kesinlikle kabul etmem),
Bir şey değil.

Teşekkür edilen veya övülen bir kimsenin söylediği bir incelik ve alçakgönüllülük sözü,
Övülen veya teşekkür edilen bir kimsenin söylediği incelik ve alçakgönüllülük sözü. 
Kendine olumsuz bir nitelik yakıştıran bir kimseye "Hiç de değil!" anlamında söylenen nezaket veya alay sözü.
Karşısındakinin, kendisinden beklediği işi, kendisi için yük saymayan kimsece söylenen nezaket sözü.
Teşekkür edilen veya övülen bir kimsenin söylediği bir incelik ve alçak gönüllülük sözü,
Kendini yeren bir kimseye söylenilen bir incelik ve alçak gönüllülük sözü.

İslamda geçici evlilik...

Muta,
Nikahu'l-müt'a .
Acem nikahı,
Muvakkat Nikah,
Geçici nikah.
Geçici olarak evlenme,
Müta nikahında, tıpkı daimi nikahta olduğu gibi, tarafların rızası şarttır.
Nikahın sıhhati için şahit bulundurmak şart değildir.

İslamdan önce zina ve geçici bir zaman için evlenme yaygın idi. İlk müslümanları tedricen bu adetten uzaklaştırmak ve evlenme imkanına kavuşuncaya kadar kolaylık sağlamak üzere, Hz. Peygamber izin vermiş, sonra yasaklamıştır. Bu izin ve yasaklamanın tekrarlandığı ve fetih yılında tamamen men edildiği anlaşılmaktadır. 

Sahabenin cumhuru son yasaklamanın müebbet olduğu görüşündedir. İbn Abbas bunun, domuz eti gibi zarurete bağlı olduğunu ifade etmiştir. Kötüye kullanıldığını anlayınca bu fetvasından rucu ettiği de nakledilmiştir.

Buna göre İslami evlilik birkaç günlüğüne gönül eğlendirmek ve tatmin olmak için değil, bir yastıkta kocamak, çoluk, çocuk sahibi olmak içindir. Geçici evlilik ancak zaruret hallerinde, zinaya düşmemek için uygulanmıştır.
 
Erkek, rızası olan bir kadınla belirli bir ücret karşılığında anlaşarak, belirli bir süreliğine evlenir. Muta nikahı, Sünnilikte ve Anadolu Aleviliğinde uygulanmaz. Muta nikahında erkek ve kadın belirli bir süre ve ücret karşılığında anlaşırlar. Bu evliliğin süresi en az bir cinsel birleşme kadar, en çok 99 sene olabilir. Erkek, rızası olan kadına Mut’a duası okur ve süre bittikten sonra kadına mehrini verir . Muta nikahı ile evlenen kadın, nikahın süresi ne kadar olursa olsun mirastan hak iddia edemez. Muta nikahı kıyan erkek, sonradan normal nikahın şartlarını yerine getirip bu kadını sürekli eş olarak olarak alabilir.

Teaddud-i zevcat,
Birden fazla kadınla evlenme,

Beğendiğiniz iki, üç, dört kadar kadınlarla evlenebilirsiniz. Şayet aralarında adaletsizlik yapmaktan korkarsanız bir tane almalısınız. Kurandaki bir ayet dörde kadar kadınla evlenmeye izin vermektedir. Ancak bu izin mutlak değildir.  Adalet şartına bağlanmıştır. Adaletten maksad "sevgi ve gönül bağında eşitlik" manasında subjektif adalet olmayıp, "yiyecek, içecek, giyecek, mesken ve beraber kalma süresinde eşitlik" manasında objektif adalettir. Gönül ferman dinlemeyeceği için sevgide eşitlik şart koşulmamıştır.

Diğer evlilik çeşiti;
Berdel
Sırada pagan dinlerine ait bir evlilik türü var. Dinleri değişti ama Nikahları sürüyor.
Berdel, değiş-tokuş denilen evlilik türü.  Güneydoğu Anadolu’da Kürtler arasında oldukça yaygın.  Yaygın olmasının en önemli nedeni ise başlık parasından, mehirden kurtulmak.
Daha ziyade amcaoğulları ve kızlarının evliliği şeklinde gerçekleşiyor.

Sössüz oynanan köy seyirlik oyunlarına verilen genel ad ...

Lal,
Sössüz oynanan köy seyirlik oyunlarına verilen genel ad.
Samit'de denilen ve sözsüz oynanan köy seyirlik oyunlarının genel adı, dilsiz.

Samit,
Lal oyunları da denilen ve sözsüz oynanan köy seyirlik oyunlarının genel adı.
Mim, Temeli taklide dayanan sözsüz oyun.

Düşmanlık ...

Adavet, (Arapça).
Düşmanlık, (İng. hostility).
Husumet, düşmanlık. 
Kin. buğz. 
Garaz.
Antagonizm,
 
Düşmanca duygu veya davranış, yağılık, hasımlık, adavet, muhasamat, husumet, antagonizm.
Adavet ve muhabbet, nur ve zulmet gibi zıttırlar. İkisi, mana olarak hakikisinde olarak beraber cem olmazlar. Eğer muhabbet, kendi esbabının rüçhaniyetine göre bir kalbde hakiki bulunsa, o vakit adavet mecazi olur; acımak suretine inkılab eder. 
Canlının, engellenme karşısında başka birine karşı kırıcı ya da yok edici duygular beslemesi durumu.

Teşhis...

Tanı, 
(İng. diagnosis).
Diyagnoz.
Teşhis, 
Bir organizmanın bütün ayırıcı karakterlerinin kısaca belirtilmesi.
Hastalığın ne olduğunu araştırıp ortaya koyma, tanılama, Teşhis,
Belirtilere ve bulgulara göre hastalığın belirlenmesi, diyagnoz, teşhis. 
Bir organizmanın bütün ayırıcı karakterlerinin kısaca belirtilmesi.
Hastalık belirtilerine ve hastalıkla ilgili her türlü muayene bulgularına dayandırılarak hastalığın niteliğinin ortaya konması, diagnoz, diyagnoz, diyagnozis, teşhis.
Bir veri yığını ya da bilgi gerecinin taranarak incelenen konu çevresinde örgütlenmesi.

Kanuna benzer bir çalgı ...

Nüzhe,
Mugni,
Zihter,

30 veya 40 telli kanuna benzer bir çalgı.
Kanuna benzer bir çalgı.

Bögürtlen....

Bük,
Böğürtlen, 
(İng. blackberry, Fr. ronce, Alm. Brombeerstrauch ).
İt üzümü,
Diken dutu, 
Ahududu,
Mora, (Doğu Karadeniz yöresinde böğürtlene verilen ad),
Gülgillerden, bahçe çitlerinde, yol kenarlarında kendiliğinden yetişen dikenli ve çok yıllık bir çalı, diken dutu, it üzümü (Rubus caesus).
Böğürtlen bitkisinin önce kırmızı, olgunlaştığında kararan mayhoş yemişi.



Bük,
Böğürtlen. 
Yabani çilek.
Dağ üzümü. 
Ahududu.

Ayrıca aşağıdaki anlamları da taşır.
Dönemeç. 
Akarsu kıyılarındaki verimli tarlalar, büklük.
Ovada veya dere kıyısında çalı ve diken topluluğu.
Irmak ve göl kenarındaki sazlık. 
Dere kıyılarındaki söğütlük. 
Ağaca bağlanmamış üzüm kütüğü.
Çalı, böğürtlen gibi bodur ağaçlardan oluşan alan
Sık çalılık, fundalık.
Akarsularda kıvrıntı, dönemeç. 
Akarsuların en derin ve durgun akan yeri.
Sarmaşık. 
Yem, lokma, nasip.

Popüler Yayınlar

Yeni içerikler için takip edin!