"Deliliğe Övgü" adlı yapıtıyla tanınmış Hollanda' lı yazar ...

Erasmus, (1469-1536)
Deliliğe Övgü  
(özgün adıyla: Morias enkomion seu laus stultitiae), 

Rönesans hümanizminin en büyük temsilcilerindendir. İlk olarak 1511' de yayımlanan Deliliğe Övgü, güncelliğini zamanımıza değin koruyabilmiş başyapıtıdır. Erasmus, dostu Thomas More' u eğlendirmek için bir yolculuk sırasında bir haftada yazdığını söylediği Deliliğe Övgü' de şu soruyu sorar: 

İnsanoğlunun tüm zincirlerinden kurtulmasını ve salt özgürlüğe ulaşmasını sağlayan delilik değil midir? Gülmece bu çerçevede gelişir ve söz kendisini övmesi için deliliğe bırakır. Delilik, yaratıcısının savunduğu her şeyi eleştirerek gençliği, hayattan zevk ve neşe almayı, baş döndüren cinselliği över. 

Çocuklukta, yaşlılıkta, dostlukta, aşkta ve evlilikte, savaşta ve barışta, kendisinin insanlara nasıl egemen olduğunu ve onları nasıl mutlu kıldığını gösterir. Deliliğe Övgü, yazılışından günümüze felsefe ile gülmecenin birleştiği en yetkin ürünlerden biri olma özelliğini sürekli korumuş bir kitaptır.


Erasmus eserini iki tema üzerine kurmuştur.
1) Gerçek bilgelik, deliliktir. 
2) Kendini bilge sanmak deliliktir. 

Birinci temaya baktığımızda, akla fazla prim vermiş insanlığa yeni bir pencere açılır gibidir. Rasyonel davranış aşırı yüceltildiği için insan kendi doğasından uzaklaşmıştır. Yeniden doğasının gerektirdiği “çocuksuluğu” bulması, tam da Rönesans felsefesinin temelindeki düşüncelerden beslenir. 
İkinci tema ise, ortaçağda okuma yazma bilenlerin sadece soylular ve din adamları olduğunu düşünür. Bu kitlenin, nüfusun geri kalanı üzerinde baskı ve zorbalık yapma hakkı olduğuna inanları eleştirmektir.

Osmanlılarda savaş zamanı ordunun ve yüksek komutanların atlarına bakan, barışta da has ahır ve çayır hizmetlerinde çalışan ve özellikle Bulgarlardan oluşturulan bir sınıf asker ...


Voynuk,
Voynuk Teşkilatı,
Voynuk teşkilatı Sultan Birinci Murad Han (1359-1389) zamânında Rumeli beylerbeyi olan Timurtaş Paşa tarafından ilk defa Bosna’da kuruldu. Mensupları Bulgarlar arasından seçilerek, yaygınlaştırıldı. Hassa, amme veya seferli ve Çayır Voynukları hâlinde teşkilâtlanırdı.  Hassa voynukları, Istabl-ı âmire (saray ahırı) hizmetlileriydi. Amme voynukları, seferlerde askerî hizmetlerde bulunurlardı.
 

Muharebeye gitmek için davet edilenlere Sefer Voynukları denirdi. Istabl-ı âmire’ye çayır biçmek ve hayvanları çayırlatmak için gelmeleri emir olunan voynuklara da Çayır Voynukları denilirdi. Hassa Voynuklarının başına Voynuk Beyi, Amme Voynuklarının bulunduğu timar sâhiplerinin başına da Voynuk Seraskeri denirdi. Has Ahır hayvanlarıyla, Istabl-ı âmire çayırlarına bakan voynukların kayıtlarını tutup, bunlarla ilgili muâmelelerle Voynuk Kâtibi meşgul olurdu. Mıntıkalardaki birlik kumandanlarına Çeribaşı denirdi.Voynuk Beyi, Seraskeri ve Çeribaşı Müslümandı. Diğer küçük âmirlerden Primkür ve Likatör Hıristiyandı. Voynuklar “Gönder” adıyla üçer dörder kişilik müfrezelere ayrılmışlardı. Her gönderden bir tânesi nöbetleşe her sene hizmete girerdi. Voynuklar nöbet hizmetine kendi beygirleriyle gelirlerdi. Hizmete gelen nöbetçi voynukların yoklamaları defterdarlara âitti. Mevcutları binin altındaydı. Voynukların kaynağı Rumeli olup, bilhassa Bulgaristan idi. Açık kadrolara, ölen veya sakatlanan voynuğun oğlu, kardeşi veya akrabâlarından biri tâyin edilirdi. Voynukların oğullarına ve Voynukluğa aday olan akrabâlarına “Zevâit Voynuk” denilirdi. 

Ölüm ve sakatlanmalar hâlinde Zevâit Voynuklarıyla kadro tamamlanırdı. Zevâitle kadro tamamlanmazsa dışardan Voynuk yazılırdı. Voynuklara hizmeti karşılığı verilen arâziye “Baştına” adı verilirdi. Voynuk, hizmeti karşılığında Baştına’yı (belirli ve sınırlı bir alan) kullanırdı. Bu arâzi için hiçbir tarafa vergi ve rüsum vermezdi. Voynuk belirli arâzisinden başka yer tuttuğu zaman bu arâzinin aşar ve sâir rüsûmunu dirlik sâhibine vermeye mecbur olduğu gibi kendi dirliğini teşkil eden arâziden başkasının istifâdesi hâlinde de bunun vergi ve rüsûmunu kullanandan almak hakkına sâhipti. 

Voynuk Teşkilâtı 1691’de kaldırıldıysa da, 1693’te tekrar kuruldu. 1878 târihinde ise tamâmen kaldırıldı.

Osmanlılar döneminde Savaş zamanı ordunun ve yüksek komutanların atlarına bakan, barışta da has ahır ve çayır hizmetlerinde çalıştırılan, Hıristiyanlardan, özellikle Bulgarlardan oluşturulan asker sınıfına voynuk örgütü ve bu örgüt içindeki subaylara Likator denmektedir.

Yırtma ...

Çak,

Yırtık, yarık ...

Yirik,
Şak (Osmanlıca), 
Yırtılma sonucu oluşmuş yarık,
Çatlak, delik.
Yarılarak açılmış yer, geniş çatlak,
Deride, Yırtılmış, yırtık.

Yırtılmış, yırtık ...

Deride, (Farsça),
Yırtık, 
Yırtılmış,
Yırtık,(Déchirure).
Eskimiş, parçalanmış.
Yirik,
Şak (Osmanlıca), 
Yırtılma sonucu oluşmuş yarık,
Çatlak, delik.
Yarılarak açılmış yer, geniş çatlak,


"Baston" da denilen bir tür ince ve uzun ekmek ...


Baget,
Baston,
İnce ve uzun ekmek cinsi,
Düşük gramajlı ince, uzun ekmek.

Malzemeler:
4 su bardağı beyaz un
1,5 su bardağı ılık süt, 125 ml ılık su.
30 gr oda sıcaklığında küçük doğranmış tereyağ
1 yemek kaşığı şeker
1 tatlı kaşığı tuz
1 silme yemek kaşığı kuru maya


Yapılışı:
Eğer ekmek makinanız varsa bu malzemelerle hamur mayalama düğmesinde hamurunuzu mayalayın. Yoksa unu büyükçe bir kaba alın. Ortasını havuz gibi açın. Ortasına kuru maya ve şekeri koyun. Ilık sütü ekleyin. 10 dakika o şekilde mayanın erimesini bekleyin. 10 dakika sonra yağı ve tuzu ekleyip yoğurmaya başlayın. Kulak memesi yumşaklığında bir hamur elde edin. Mayalanması için üstünü örtün. 1-2 saat bekleyin. Hamur iki katına çıkmalı. Hamura parmağınızla dokunduğunuzda hafif esnek olmalıdır.

Mayalanmış hamuru un yardımıyla üç eşit parçaya bölün. Baget şekli verin. Tepsiye dizin. Üstüne keskin bir bıçakla üç kesik atın. Derin kesikler olsun. 20 dakika mayalanmasını bekleyin. Üstüne su sürün, susam serpin. 180 derece önceden ısıtılmış fırında üstleri kızarana kadar pişirin. Süre sonunda koyu renkli kabuğa sahip olan bagetler, fırının kapağı açık şekilde 30 dakika bekletilir. 

Hazır olan bagetler dilimlenir ve servise alınır.
Afiyet olsun.










































Kaynak: http://www.bulmacabul.com/




Çek Cumhuriyetinin ilk Cumhurbaşkanı olan "Buruk Ezgi", "Bildirim", "Şeytan Çelmesi" gibi oyunlarıyla da tanınan ve 75 yaşında ölen yazar ve devlet adamı ...

Vaclav Havel, (d. 5 Ekim 1936, ö. 18 Aralık 2011),
Çek tiyatro yazarı, düşünce adamı, siyasetçi.

1936' da Prag'da doğdu. Prag Sanat Akademisi' nde drama üzerine eğitim gören Havel, en bilinen tiyatro eseri The Garden Party' yi 1963 yılında yayımladı. 1968' deki Prag Baharı' ndan sonra politik aktiviteye katılması ve yazı yazması yasaklandı. Ancak çalışmalarını ve fikirlerini açıklamayı sürdüren Havel, 1989' daki Kadife devrim' in öncüsü oldu. 29 Aralık 1989' da devrimi gerçekleştiren Civic Forum tarafından Çekoslovakya Devlet Başkanlığına getirildi. 1990' da yapılan serbest seçimlerde Cumhurbaşkanı oldu.

1992' nin Aralık ayında ülkenin Çek Cumhuriyeti ve Slovakya olarak barışçıl ikiye bölünmesinde de başrol oynadı. Yeni Çek Cumhuriyeti' nin de ilk başkanı olarak seçildi.

1998' de yeniden Cumhurbaşkanı seçilen Havel, Şubat 2003' te eski siyasi rakiplerinden Vaclav Klaus tarafından yenilgiye uğratıldı ve Cumhurbaşkanlık dönemi sona erdi.
Eserleri;
Letters to Olga (1988) 
Open Letters (1991) 
Disturbing the Peace (1991) 
Summer Meditations (1992-1993) 
The Power of the Powerless (1985) 
The Art of the Impossible (1998) 
Buruk Ezgi (Largo Desolato), (oyun, 1984), Can Yayınları 
Bildirim (Vyrozumeni), oyun, Can Yayınları. 
Görüşme Kutlama Çağrı, oyun, Remzi Kitabevi. 
Şeytan Çelmesi, oyun, Can Yayınları. 
Uzaktan Soruşturma, Afa yayınları.























Kaynak: Vikipedi, özgür ansiklopedisi

Yetişkinlerde, heyecan ve doyumun yalnızca çocuklarla yaşanması biçiminde görülen cinsel sapma ...


Pedofili,
Sübyancılık,
Çocukculuk,

Bebeklere ve çocuklara cinsel yönden ilgi duyma durumu.
Yetişkin bir kimsenin ergenlik öncesi 4-11 yaş arası çocuklara cinsel arzu ve istek duyması anlamına gelen pedofili, tüm dünyada ve özellikle Batılı devletlerde en önemli cinsel suç olarak kabul ediliyor.

Türkçeye, İngilizce ''paedophilia'' kelimesinden geçen pedofili sözcüğünün kökeni Yunanca paid (çocuk) ve philia (sapma, düşkünlük) sözcüklerinden oluşur.  Daha çok erkek erişkinlerde görülen bu sapkınlık kadınlarda çok az rastlanır. Pedofililerde cinsiyet ayrımı yoktur. Bu kişilerin her iki cinse de yönelebilir. En çok 6–12 yaşlarındaki kızlar ve 12–15 yaşlarındaki oğlanlar istismar edilir. Heteroseksüel veya hemcinssel alt tipleri vardır. Vakaların üçte ikisinde aynı yetişkin tarafından mükerrer taciz veya tecavüz söz konusudur. Kurban durumundaki çocuklar hemen daima utanç ve korku saikiyle susarlar, ifşaattan kaçınırlar. Etiyolojisi net olarak bilinmemektedir; pedofilik erkeklerin genellikle yetişkin kadınlarla veya hemcinsleriyle cinsellik yaşamaktan kaçınan tipler olduğu bilinir. Grup veya bireysel psikoterapilerin etkililiği çok tartışmalıdır.


Çocukculuk ya da küçük çocuklara cinsel ilgi duyma, çoğunlukla erkeklerde rastlanan bir sapkınlıktır; bu tür kişiler genellikle, cinayetle sonlanabileceği için bu tehlikeli eğilimine karşı bütün gücüyle savaşan zararlılardır. Küçük çocukları baştan çıkarma, onlarla sevişme ve cinsel birleşme yapma olayları gibi eğilim ve eylemler, çeşitli kılıklarda karşımıza çıkar.

Pedofili için en azından 6 aylık bir süre içerisinde 13 yaşında veya daha küçük çocuklara karşı tekrarlayıcı şiddetli cinsel istekler veya uyarılmalar olması gerekir. Pedofilili kişi en azından 16 yaşındadır ve en az kurbandan 5 yaş daha büyüktür. Çocuklarda sarkıntılıkların büyük bölümünü cinsel organların okşanması veya oral seks içermektedir. Kimi ülkelerde ya da yörelerde genç erkekler, gözü dönmüş psikopatlar, kadın bulamamaktan ya da aşağılık komplekslerinden dolayı, küçük çocukları kendilerine hedef seçerler. Kimi büyükler de, çocukları sevip okşarken fırsatını bulunca, okşama sınırlarını zorlayarak, bu tür zevklerini tatmine çalışırlar. Cinsel organlarını tutturanlar, çocukların mahrem yerlerine dokunanlar, öpenler de pedofilinin kapsamına girer.Pedofililerin %95’i heteroseksüeldir ve %50’si olay sırasında aşırı alkollüdürler.

Pedofili DSM-IV-TR Tanı Ölçütleri;
1-En az 6 aylık bir süre boyunca, kişinin ergenlik dönemine girmemiş bir çocukla ya da çocuklarla (genellikle 13 yaşlarında ya da altında olanlarla) cinsel etkinlikte bulunma ile ilgili yoğun, cinsel yönden uyarıcı fantezilerinin, cinsel dürtülerinin ya da davranışlarının yineleyici bir biçimde ortaya çıkmasıdır.

2-Kişi, bu cinsel dürtülere göre davranmaktadır ya da bu kişinin cinsel dürtüleri ya da düşlemleri (fantezileri) belirgin bir sıkıntıya ya da kişilerarası sorunlara neden olmaktadır.
















Kaynaklar;
http://www.cised.org.tr
http://www.habersarayi.com

"Gösteriş, çalım" anlamında argo sözcük ...

Caka, (İt. giacca).
Fiyaka,
Alayiş,
Gösteriş,
Çalım,
Kabadayılık,
Afi, (Rumca).
Argoda, Gösteriş, çalım, caka.
(Argo) Gösteriş, çalım. Caka, 
Mal mülk, giyim, kuşam, yahut hareket davranış yoluyla olabilir. İslâm'da gösterişin her şekli haram ve günahtır. Bugün bazı kimseler ve aileler gösteriş belâsı yüzünden maddî sıkıntılara düşmektedir.

"July' nin İnsanları", "Oğlumun Öyküsü", "Başka Dünyalar", gibi yapıtları dilimize çevrilen ve 1991 Nobel Edebiyat Ödülü' nü kazanan Güney Afrikalı yazar ...


Nadine Gordimer, (d. 20 Kasım 1923), 

Nadine Gordimer, 20 Kasım 1923'te Güney Afrika'da, Johannesburg yakınlarında küçük bir madenci kasabasında dünyaya geldi. Anne ve babası Yahudi'ydi; kuyumculuk yapan babası Rusya'dan, annesi İngiltere'den göç etmişti. Aldığı manastır eğitiminden sonra Johannesburg'da Witwatersrand Üniversitesi'ni bitirdi. Nadine Gordimer, yazmaya dokuz yaşında başladı ve on beş yaşındayken yazdığı ilk kısa öyküsü Güney Afrika'da bir dergide basıldı. On yıl sonra 1949'da ilk öykü kitabı, Face to Face yayınlandı. İlk romanı The Lying Days, 1953 yılında çıktı. Afrika, Avrupa ve Kuzey Amerika'nın birçok yerini gezdi, ancak Johannesburg'da yaşamayı sürdürdü. Nadine Gordimer, bugüne kadar yazdığı on roman ve yedi öykü kitabının yanında edebiyat eleştirileri ve değişik konularda pek çok makale yazdı, konferanslar verdi. 1974 yılında The Conservationist adlı kitabıyla Booker Ödülü'nü, 1991 yılında da Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.

Eserleri; 
Çırılçıplak(1972)
A World of Strangers (1958)
Occasion for Loving (1963)
The Late Bourgeois World (1966)
A Guest of Honour (1970)
The Conservationist (1974)
Burger's Daughter (1979)
July's People-July' nin İnsanları  (1982)
A Sport of Nature (1987)
My Son's Story - Oğlumun Öyküsü (1990)
None to Accompany Me (1994)
The House Gun (1998)
Yaşama Durmak (2001)
Get a Life (2005)
300 Spartalı(1949)

Başka Dünyalar,

















Kaynak; http://tr.wikipedia.org



Yahudi inancında çöl şeytanı ...

Azazel,
Azazil , 
Arapça: عزازل, Aze'ezel,
Yahudilikte çölde yaşadığına inanılan şeytan, 
Yahudi inancında çöl şeytanı, 
Yahudi inanışında bütün günahların nedeni olan şeytan.

Azazil kelimesi, Arapça kökenli bir sözcüktür. 

Şeytanın Adem'e secde etme emrinin verilmesinden önceki ismidir. Yahudi geleneğinde de Azazil'den bu şekilde bahsedilmektedir.

Türkçe Şeytan anlamına gelmektedir. 



Şeytan;
Muhalif, bozucu ve bozguncu gibi anlamlara gelen İbranice Satan kelimesinden gelir. Komplo kurmak anlamına gelir.
Arapça'da "şetane" sözcüğü "rahmetten uzaklaştı, hak' dan uzak oldu" anlamlarına gelir.



















Kaynak; http://tr.wikipedia.org
 



Piyade, atsız asker ...

Yayak, (Yayağ).
Atsız asker,
Yaya, Yayan,
Yaya, binitsiz.
Yürüyerek giden, yaya, piyade, binitsiz.
Piyade, (Farsça piyade, peyede, pıyade).
Yaya askeri.
Yaya olarak savaşan askerlerin oluşturduğu sınıf.
Orduda tüfekle teçhiz edilmiş olan ve muharip sınıfların asli unsuru bulunan efrada da bu ad verilir. 
Yaya askeri.
Yaya.


















Kaynak:
http://tdkterim.gov.tr
http://harptarihi.wordpress.com


Japon mutfağında sıkça kullanılan kurutulmuş deniz yosunu ...


Nori,
Japon mutfağında sıkça kullanılan kurutulmuş deniz yosunu.
Yenebilir çiğ nori yosunu ezilip ince kağıt haline getirilerek makizushi, temaki sushi gibi yemeklerde kulalnılmaktadır. Suşi yapımı esnasında sarma için yaprak olarak bu yosun kullanılmaktadır. 

Asakusanori, (Japonca).
Porphyra tenera.
Başlıca malzemesi deniz yosunu olan japon yemeği. 

Porphyra yenebilir bir bitkidir, çoğunlukla nori olarak bilinir, dünyada en geniş çapta tüketilen denizsel üründür.
Çoğunlukla Asya yiyeceği, özellikle Japon yiyeceği, olarak bilinir ve Japonya da dev bir nori endüstrisi olarak başı çeker. Porphyra çok ilginç heteromorfik yaşam döngüsünün yanı sıra bir algden isteyebileceğiniz her şeye sahiptir.

Eyer altına konulan belleme ..


Haşa,
Yuna,
Belleme,

Çultar,
Çaprak,
Eyerin veya palanın üzerine örtülen kilim, halı vb. örtü.
At örtüsü, eyer örtüsü. 

Teğelti, Teğeltü, (Halk dilinde).
Eyerin altına konulan keçe.
Binek hayvanlarında eyerin altına konulan keçe.


Eyer örtüsü...

Çultar,
Çaprak,
Eyerin veya palanın üzerine örtülen kilim, halı vb. örtü.
At örtüsü, eyer örtüsü.
Bir çeşit kilim.
Çok eskimiş elbise.


Teğelti,
Teğeltü, (Halk dilinde).
Eyerin altına konulan keçe.
Binek hayvanlarında eyerin altına konulan keçe.


Haşa,
Yuna,
Eyerin altına konulan belleme,

Eyerin altına konulan keçe ...

Teğelti,
Teğeltü, (Halk dilinde).
Eyerin altına konulan keçe.
Binek hayvanlarında eyerin altına konulan keçe.

Haşa,
Yuna,
Eyerin altına konulan belleme,

Çultar, Çaprak, Eyer örtüsü.

Uzaklaştıran, kovan, savuşturan ...

Uzaklaştıran, 
Kovan, 
Savuşturan,
Dafi,
Defeden,
Def'eden, menedici. 
Ortadan engeli kaldıran.
 

Zorluk, güçlük ...

Usr,
Zorluk, 
Güçlük,
Güçlük, zorluk. 
Zor iş.
Sıkıntı. 
Darlık.
Kıtlık.
 

Menkul kıymetler borsalarında etkinlik gösteren borsa komisyoncularının müşterilerinden aldıkları aldıkları ücret ...

Kurtaj, (Brokerage Fee).
Yüzdelik,
Aracı kuruluşların, aracı olarak Borsada gerçekleştirdikleri işlemler karşılığında menkul kıymetlerin işlem fiyatlarıyla hesaplanan tutarı üzerinden müşterilerinden aldıkları komisyondur.

Borsada aracı olarak yaptıkları her işlem için müşterilerinden "Kurtaj" adı   altında bir komisyon alırlar. Üyeler, müşterileri adına gerçekleştirdikleri tüm işlemler için işlem tutarı    üzerinden kurtaj alırlar.

Borsalar zaman içerisinde işlem gören malların cinsine göre “emtia”, “menkul kıymetler”, “döviz”  ve “türev ürünler” borsaları olmak üzere dört ana gruba ayrılmıştır. İMKB hisse senedi, tahvil ve benzeri finansal sermaye piyasası araçlarının alınıp satıldığı borsalara, “menkul kıymetler borsaları” denir. Borsa üyelerinin, aracı olarak borsa’ da gerçekleştirdikleri işlemler karşılığında menkul kıymetlerin işlem gördüğü fiyatlarla hesaplanan tutarı üzerinden, müşterilerinden aldıkları komisyona “kurtaj” denir. Kurtaj tarifesi, İMKB Yönetim Kurulu’ nun önerisi üzerine SPK tarafından belirlenir ve İMKB tarafından ilan edilir. Gerçekleştirilmeyen emirler için kurtaj alınmaz; varsa gider karşılığı alınır.

Borsa; (İt. borsa, İng. exchange market, stock Exchange ). 
Piyasa .
Bazı tüccarların ve özellikle sarraflarla değerli kâğıt ve tahvil alışverişiyle uğraşanların alım satım ve değişim amacıyla devlet denetimi altında iş yaptıkları yer:
Mal, altın, döviz ve taşınır değerlerin belirli kurallar çerçevesinde alım ve satım işlemlerinin yapıldığı ortamlar.
Tecim ve yapım işleriyle uğraşan kişilerin alım, satım ve değişim amacıyla devlet denetimi altında iş yaptıkları yer.

"Fakat, ama, ancak" anlamında eski sözcük ...

Lik,
Ancak, 
Ama, 
Lakin,
Yalnız.

Lik eski bir sözcük olarak fakat, ama, ancak anlamında olmasına karşı diğer anlamları aşağıdaki gibidir.;
İplik eğirmekte kullanılan iğin eğri demir ucu.
Tokmak.
Kırağının sıcaklık nedeniyle su damlasına dönüşmesi.
Az ıslaklık, nem.

Moldova' nın para birimi ...


Lei,
Leyi,
Moldova Lei, 
Moldova Leyi
(MDL); 
Moldova' nın resmi para birimidir.
1 ABD Doları = 12,60 MDL,
1, 5, 10, 20, 50, 100, 200, 500 ve 1000 
Lei olarak  basılmıştır.

Moldova, 
Moldova Cumhuriyeti .
Güneydoğu Avrupada bulunan Moldava, batıda Prut nehri ile Romanya’ya sınır komşuluğu yapar. Kuzeyi, doğusu ve güneyi ise Ukrayna ile çevrilidir.
Güneydoğu Avrupa’da yer alan Moldova' nın yüzölçümü, alansal büyüklüğü;  33.700 km²  olup, içinden Prut ve Dniester nehirleri geçen Kişinev(780.000 Kişi) başkenttir. 

Ülkenin denize sınırı yoktur. Moldova' nın nüfusu: 4,2 Milyondur. %65 Moldovalı, %14 Ukraynalı, %13 Rus, %2 Bulgar, %3,5 Gagavuz (Gagoğuz -Türk), Yahudi ve Alman asıllı azınlıklardan oluşmaktadır. Doğu Ortodoks %98, Musevi %1,5, Baptist ve diğer %0,5. Mutedil karasal bir iklim hakimdir.

Eski adıyla can halk vilayeti dir. Cumhuriyet'in esası Prut ve Dinyester nehirlerinin arasında tarihi adı Besarabya olan bölgedir. 1538 den itibaren üç asır Osmanlı hakimiyetinde kaldıktan sonra 1812’de Rusların işgaline uğrayan Moldova 1918 yılında bağımsızlığını kazanmış ve iki ay sonra  Romanya’ya bağlanmıştır. 1944 yılında Sovyetler Birliği tarafından tamamen işgale uğrayan ülke 1991 yılında tekrar bağımsızlığına kavuşmuştur.  

Slav azınlık (Ruslar ve Ukraynalılar), Transnistirya (Transdinyester) bölgesinde bağımsız “Moldav Sosyalist Cumhuriyeti”ni ilan etmiştir. 


1994 yılında Rusya ve Moldova arasında Rus ordusunun Moldava’dan çekilmesini öngören anlaşma imzalanmıştır. 

"Alay, İstahza" anlamında argo sözcük ...

Saraka, (Argo).

Alay, (Rumca).
Tehekküm, (Osmanlıca).  
İstihza.
Alay, eğlence ,
Ciddi gibi görünen acı alay.
Bir kimsenin, bir şeyin, bir durumun, gülünç, kusurlu, eksik vb. yönlerini küçümseyerek eğlence konusu yapma.
Acı ve batıcı alay.
Tevbih. 
Şiddetle azarlama. 
Görünüşte ciddi, hakikatta alaydan ibaret olan eğlenme.
Tarizin tesirli olan kısmı.

Boyutlar...

Ebat,
Boyut,

Ebad, 
Mesafeler, uzaklıklar.

Kötü, bozuk ...

Fasit, (Arapça).
Bet,
Şeni,
Kötü, çok fena, çirkin, günahlı iş.
Kötü, bozuk: 
Fasit fikir. 
Ara bozucu, fesat çıkaran, müfsit .

Kötü, çirkin, alçakça ...

Şeni, (Arapça).
Fasit,
Bet,
Kötü, çirkin, alçakça, utanç verici.

Bilgisiz, cahil ...

Nadan, (Farsça).
Bilgisiz, cahil.
Nobran, kaba, kötü.
Bilgi sahibi olmayan, bilisiz, malumatsız, cahil.
Aymaz.
Belli bir konuda yeterli bilgisi olmayan.
Cehl,
Genç, Toy.

Ödenmesi gereken bir paranın, alacağa sayılarak bir bölümünün ödenmesi ...

Akont, (Farsça, Fr. àcompte). 
Bir borca karşılık, hesabı daha sonra görülmek üzere yapılan kısmi ödeme.
Sonradan hesaplaşmak üzere bir borç veya kazanç hissesinden alacaklıya yapılan ödeme.

Taş üzerine işlenen kıvrık uçlu bir yaprak biçimindeki motif ...


Büte, (Farsça bute). 
Taş üzerine işlenen kıvrık uçlu bir yaprak biçimindeki motif.
Mermer yada taş üzerine oyulan ucu kıvrık yaprak motifi.
Çeşme, sebil gibi mermer ya da değerli taştan yapılma eserler üzerine oyulan ucu kıvrık yaprak motifi.

Süsleme sanatında, rüzgârla tepesi eğilmiş servi ya da ucu kıvrık bir yaprak biçimindeki motifin içi de yaprak ve çiçeklerle doldurulur. Özellikle Hint ve iran kumaşlarında, şallarda yaygın olarak kullanılır. Türkistan'da bu motiflerle süslü halılara büteli halı denir. Türk halı, kumaş ve seramiklerinin yanı sıra çeşme, sebil vb. üzerinde de kullanılan bir motiftir.

Ayrıca Büte; Pota, kuyumcu kalıbı olarak bilinir.
Yaprakları yerlere yayılan gövdesiz, kısa saplı bitkiler için de aynı sözcük kullanılır.

"Karatavuk" da denilen ötücü bir kuş...

Karatavuk, (Turdus merula),
Bakal,
Bozbakal, Karabakal (Bursa),
Ardıç kuşu-Paslı bakal,

Karatavukgiller (Turdidae) familyasından tüyleri kara, meyve ve böceklerle, solucan, salyangoz ve darı, kanarya yemi ve kendir tohumu ile beslenen ötücü bir kuş türüdür. Erkek karatavukların gagası parlak sarı, tüyleri siyah; dişilerin ise gagası soluk, tüyleri siyahtır. Karatavuklar kış mevsimi güneşi en çok alan kuytu alanları secer. Özellikle sık çalılıklar arasında fark edilmeden gün boyu saklanır. Çok hareketli ve hızlı uçan bir kuştur. Sık yapraklı ağaçlarda yaz mevsimi geceler. Sabahları erken saatlerde alışık olduğu yerlerde gezinir.

Gömülen ölülerin mezarlarını açarak kefenlerini çalan kimse ...

Nebbaş,
Gömülen ölülerin mezarlarını açarak kefenlerini  çalan kimse.
Mezar soyguncusu.
Kefen soyucu, 
Mezar hırsızı,

Ölüyle birlikte gömülen değerli eşyaları çalan kimse, ölü soyucu, kefen soyucu, nebbaş.

Boğa güreşlerinde hayvana mızrakla saldıran atlı ...

Pikador,
Boğa güreşlerinde, mızrakla dürterek boğayı kızdıran kimse.
Boğa güreşlerinde hayvana mızrakla saldıran atlı.
Matador sahne alıp boğayı öldürmeden önce boğayı yoran kimseler.

Boğa güreşi, (İspanyolca: corrida de toros, tauromaquia, toreo, Alm. Stierkamf , Fr. Course, de taureaux, İng. Bulfight).

İki boğanın çeşitli amaçlarla güreştirilmesini ya da matador adı verilen bir insanın boğayı yorup esas alan eğlence ve yarışma biçimidir. 

İspanya'da yoğun olarak düzenlenen boğa güreşlerinde matador olarak adlandırılan kişi önceden yorulmuş ve kan kaybetmesine yol açacak şekilde yaralanmış boğayı öldürür.

güreşinin başladığı yerin Girit olduğu tahmin edilmektedir. Buradan Etrüsklere ve Romalılara geçti.Sekizinci yüzyıla kadar önemini kaybeden boğa güreşi Faslılar tarafından bu yüzyılda İspanya'ya sokuldu. On beşinci yüzyılda İspanya'da milli spor olarak kabul edildi. Halen İspanyoların çok sevdikleri bir spor gösterisidir. Günümüzde, Portekiz, Kolombiya, Peru, Ekvator, Venezüella ve Fransa'da büyük rağbet gören bir spordur. Türkiye'de boğa güreşleri Artvin ve yakın çevresinde her yıl haziran ayında yapılan Kültür ve Sanat Şenliklerinde olmaktadır. Yurdumuzdaki boğa güreşleri İspanya ve diğer ülkelerde olduğu gibi, matador ile boğa arasında geçmeyip, boğa ile boğa karşılaştırılarak yapılır.

Boğa güreşleri üç sahfada yapılır. Birinci safhada pikador denilen süvariler boğanın ilk saldırısını önlerler. İkinci safhada boğa saldırıya geçmesi için kışkırtılır. Boğanın iki omuzuna rengarenk kağıtlarla süslü üç dört çift sivri uçlu şişler saplanır. Böylece hayvan iyice öfkelenmiş olur. Son safhada artık tamamen matadorun maharetine bırakılır. Matador çeşitli oyunlar sergileyerek boğayı saf dışı etmeye çalışır. Değneğe tutturulmuş kırmızı renkli kumaşı kullanarak boğanın başını aşağıya doğru eğmesini temine uğraşır. Çeşitli artistik gösterilerin sonunda, kılıcı, boğayı öldürecek şekilde batırması ile güreş son bulur.





































Kaynak: http://www.msxlabs.org

Eski Yunan' da masrafları ortaklaşa karşılanan dostlar arası yemek...

Eranos,
Homeros döneminden başlayarak, giderleri ortaklaşa karşılanan dostlar arası yemek .

Eski Yunan'da masrafları ortaklaşa karşılanan dostlar arası yemeğe verilen ad .
Aralarında para toplayan bir grup insanın bir dosta verdikleri faizsiz ödünç para.

Dengesini ustalıkla korurken top, bıçak, tabak gibi nesneleri havaya atıp tutarak gösteri yapan sanatçı ...


Jönkler,
Jonglör, 

Belirli bir sayıdaki nesneyi havaya atıp tutan, bu esnada en az bir adet nesnenin seyahat halinde (havada) olmasını sağlayan sirk veya sahne sanatçısı. Türkçe' ye Fransızca Jongleur sözcüğünden geçmiştir.
 
Top, lobut, halka, kumaş, sopa, ateş, ip gibi bir ya da daha çok objeyi havaya atıp tutarak, çeşitli beceriler sergilemek bir jonglörün işidir. 

Açılışlar, fuarlar, festivaller, şenlikler, düğünler, şirket organizasyonları gibi oluşumlarda gösteriler yapan jonglörler, "gösteri sanatları/sanatçıları" kavramı içinde yer alırlar. 

Tarihte (örneğin Mısır) jonglörlük bir spor dalı olarak görülmekteydi. Geçmiş dönemler sürecinde tiyatro sanatı içinde yer almıştır. Tarihten gelen anlamla jonglörlük tüm bu aktiviteleri içerse de ; zaman içinde hobi olarak amatör alanda farkli gruplara ilerlemişmiştir. 

Top çevirme "ball juggling", lobut çevirme "club juggling", ipe bagli agirlik çevirme "poi" ,bir ipte makara yonlendirme "devil stick" başlıkları altında gelişmişlerdir; internet ve video paylaşım sitelerinin kullanımının artması ve forum alanlarında evrensel kullanım sağlaması nedeniyle Türkçede de bu hobiler bu isimlerle tanımlanmaya başlamıştır.

































http://tr.wikipedia.org/

Selçuklularda şehzadeleri eğitmekle görevli vezirlere verilen ad...

Atabey,
Atabek,
Şehzade eğitmeni,
Selçuklularda şehzadeleri eğitmekle görevli kişilere verilen san.
Eski Türk devletlerinde özellikle Selçuklularda şehzadelerin eğitimi ya da bağımsız bir eyaletin  yönetimi ile görevli vezirlere Atabek denir.

Müslüman Türk devletlerinde, özellikle Selçuklular' da yüksek düzeyde görev ve unvan.
Atabeylik kurumu bir hükümdarın oğullarını yetiştirilmek üzere güvendiği bir askeri şefe emanet etmesine dayanır. 

İlk kez Selçuklular' da görülen bu unvan bazı varsayımlara göre Orta Asya Türk geleneklerinden kaynaklanmaktadır. Selçuklu sultanları bir eyaletin yönetimini verdikleri küçük yaştaki şehzadelerin yanına, onların eğiticisi olarak bir atabey atıyorlardı. Atabey unvanını ilk taşıyan kişi, genç yaşta tahta çıkan Melikşah' ın bazı unvanlarla birlikte atabey unvanını da verdiği ünlü vezir Nizamülmülk'tür. 

Melikşah' ın ölümünden sonra atabeylik kurumu giderek yaygınlaştı ve önemi arttı. Bu göreve özellikle köle kökenli Türk komutanlar atandı . 

Atabeyler, şehzade adına eyaleti yönetir, onun tüm iktidarını yönlendirme yetkisine sahip olurlardı. Şehzade ergen olunca güçlerini büyük ölçüde yitirerek, gerektiğinde öğüt vermesi beklenen biri durumuna gelirlerdi. 

Atabeyler kendi ihtirasları doğrultusunda kukla şehzadeler adına taht kavgalarına giriştiler; eğittikleri şehzadelerin saltanatı süresince de devlet yönetiminde etkili oldular. Küçük yaşta tahta çıkan şehzadeler döneminde ise devlet yönetimi hemen hemen tümüyle atabeylerin elindeydi. Onlar bazen şehzadelerin dul anneleriyle evlenerek yönetimdeki etkilerini daha da artırdılar. Selçuklu yönetimi iyice zayıfladıktan sonra da vasisi bulundukları şehzade adına kullandıkları iktidarı, kendi adlarına kullanmaya başladılar. Böylece islam tarihinde atabeyler adı verilen hanedanlar ortaya çıktı. Şam atabeyleri (Böriler), Musul atabeyleri (Zengiler), Azerbaycan atabeyleri (ildenizliler), Fars atabeyleri (Salgurlular) bu yolla oluştu Selçuklu devletinin yıkılışından sonra da atabeylik kurumu kimi devletlerde sürdü. Harizmşahlar'da bu kuruma yaygın biçimde rastlanır. Anadolu Selçuklularında atabeylik Kılıç Arslan I' den başlayarak kurumsallaştı. Ama, buradaki atabeylerin yetkileri daha kısıtlıydı. Kurum bazı değişikliklerle Eyyubiler ve Memluklarda da varlığını sürdürdü. 

Osmanlı devletinde şehzadelerin yanında eyaletlere gönderilen "lala"lar, hiçbir zaman Selçuklu atabeyleri gibi güç kazanamadılar.













Kaynak: Büyük Larousse Ansiklopedisi.

Anton Çehov' un oyunları ...

İvanov 
Ayı 
Bir Evlenme Teklifi 
Düğün 
Martı 
Orman Cini 
Öksüzlük 
Tütünün Zararları 
Üç Kızkardeş 
Vanya Dayı 
Vişne Bahçesi ,

Anton Pavloviç Çehov .
(29 Ocak 1860, Taganrog Rusya - 15 Temmuz 1904, Badenweiler, Almanya), 
Rus tiyatro yazarı ve modern kısa öykülerin kurucularındandır. Çehov, üniversiteyi bitirir bitirmez hekimliğe başladı. "Cerrahlık", "Cansız Ceset", "Kaçak" adlı hikâyelerini bu dönemde yazdı.

Türkçe yayımlanan başlıca yapıtları:
Besleme (1994)
Korkulu Gece (1995)
Seçme Öyküler (1997)
Kara Keşiş (1999)
Toplu Eserler (2000)
Bütün oyunları (2000)
Maran­gozun Köpeği Kaştanka (2001)
Oyunlar (Martı, Vanya Dayı, Vişne Bahçesi,
Üç Kızkardeş, Teklif, Jübile, Düğün; 2001)
Bir Taşralının Öyküsü (2002)
Bütün Oyunları (2 cilt, 2002)
Bütün Öyküleri (8 cilt, 2002)
Asma Katlı Ev (2003)
Hikâyeler (2005)
Belalı Misafir (2008).

Bir yerde öteden beri olagelen davranış ...

Teamül, (Arapça).
Bir yerde öteden beri olagelen davranış.
Yapılageliş (Übung, coutume).
Tepkime. 
İş, davranış.
Olagelen iş.
Birbiriyle alıp vermek.
Yapılagelen muamele ve münasebet.
Usul.
Reaksiyon, tepki.

Hiç, sıfır, boş ...

Nül,(İng. Null).
Hiç, 
Yok,
Sıfır,
Boş,
Geçersiz, hükümsüz, önemsiz, boş, işe yaramaz.
Sıfır, hiç,
Değersiz, önemsiz.
Hükümsüz, battal, geçersiz; değersiz; 
Var olmayan; olumsuz.
Kukla,
 


Üzerinde çubuklu çizgileri bulunan kumaşlar için kullanılan sözcük ...

Reye, (Fr. rayé). 
Çizgili çubuklu çizgileri olan (kumaş).
Çubuklu çizgileri olan kumaş .

Başlıca, temel niteliğinde olan ...

Asal, (Farsça, Temel, kök).
Esas,
Esasla ilgili, asıl ve temel olanla ilgili, esasi.
Asal, Bilmece.
Bir şeyin özünü oluşturan ana öge, temel.
Esas, asıl.
Rükün,
Hakikat ve mahiyetler.

Sinirli ...

Asabi, (Arapça),
Hırçın,
Sinirli, (Fr. Nerveux, euse).
Sinirle ilgili, sinirsel. 
Kolayca ve çabuk sinirlenen, asabi.
Sinirli. Öfkeli.

İskambilin atası sayılan ve fal bakmakta kullanılan, 78' lik deste ...

Tarot,
Tarot,
İtalyanca Tarocchi, Fransızca Taraux, köken olarak Arapça Tarh-çıkarma, koyma, bırakma,

Tarot falı çok eski bir kehanet yöntemidir. Gerçek tarihi tam olarak bilinmeyen tarot'un destesindeki sembollerin anlamları da yorumcudan yorumcuya  göre değişmektedir. Tarot 78 karttan oluşmaktadır. Destesini 22 karttan oluşan büyük sırlar (major arcana) ve 56 karttan oluşan küçük sırlar serisi (minor arcana) oluşturur.

Ortaçağda kullanılmış bir oyun kartı destesidir. Zaman içinde fal amaçlı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Klasik iskambil kağıdı destesinin atası sayılmaktadır. Günümüzde halen Fal ve gelecek hakkında bir araç olarak kullanılmaktadır. Tarot'un gerçek tarihçesi, tıpkı kartların anlamları gibi hemen hemen gizlidir. 

Kartların çizimine M.S. 618 tarihinde Çin'de egemen olan Tang hanedanı zamanındaki paraların örnek alındığı zannedilmektedir. Kartlar yüzyıllar boyu değişik kültürlerde pek çok şekle bürünmüşsede, sembolik figürleri değişmemiştir.

Tarot destesi bugünkü haliyle 22 Büyük Arkana, 16 Saray Kartı ve 40 Küçük Arkana, toplam 78 karttan oluşmaktadır.

Üstü kapalı olarak anlatma ...

İma, (Arapça).
İşaret etmek. İşaretle anlatmak. İşaret.
Dolaylı olarak anlatma, üstü kapalı olarak belirtme, işaretleme, anıştırma, ihsas.
Açıkça belirtilmeyen, dolaylı olarak anlatılan şey.
İhsas,
Hissetmek. Hissettirmek.
Açık anlatmadan kapalıca bahsetmek.
Zannetmek. İdrak etmek. Duyurmak.
Zimni,
Anıştırma,


Elli şiniklik tahıl ölçeği ...

Mut, (Arapça mudd).
Elli şiniklik tahıl ölçeği  

Eski zamanda kullanılmış bir ölçek.
Mut (50 şinik),
1 Şinik (rumca sekiz kiloluk tahıl ölçeği),
Bir teneke miktarındaki tahılın dörtte biri.
Sekiz kiloluk buğday, arpa ya da nohut ölçeğine şinik denir. Bundan 50 şinik miktarına isa mudd-mut denir.

Büyük erkek kardeş ...

Ede,
Büyük birader.
Ağabey, (Kadirli, Düziçi, Osmaniye bölgesinde)
Büyük erkek kardeş,
Abi,
Büyük erkek kardeş, (Kahramanmaraş yöresi),
Abla, büyük kız kardeş.
Kendisine saygı gösterilen (kimse).

İstenç bozukluğu, yitimi ...

Abuli, (Fr. aboulie).
İrade yitimi.
Zaaf, İstenç zayıflığı,
İstenç bozukluğu.

Aşırılık, taşkınlık ...

Fart, (Farsça),
İfrat, çok aşırı olmak. 
Aşırılık.
Acele etmek ve ansızın gelmek.
Yollara alamet olarak konulan işâret.

Ağır yükleri kaldırmaya yarayan araç ...

Vinç,
(İng. winch, Fr. grue).
Kriko,  

Ağır yük kaldırmaya ve bir yere taşımaya yarayan araç
Ağır bir yükü kaldırmak için kullanılan aygıt.
Palanga,
Ceraskal.

Vinç, İng. crane, camera crane (boom), boom,  (ABD) whirley

Ağır yükleri kaldırmakta kullanılan vinç ...

Palanga,
İt. palanco,
İng. pulley,
Alm. Flaschenzug .
Bir halatla makaralardan oluşturulan, ağır cisimleri kaldırmaya, sağa sola döndürmeye yarayan düzenek.
Ceraskal.
Vinç,
Kriko,  
Ağır bir yükü kaldırmak için kullanılan aygıt.

İnce yapılı ...

Narin,
Yepelek,
Nazenin,
Zarif,
İnce yapılı, yepelek, nazenin

Bir ile üç yaş arasında bulunan burulmuş erkek sığır ...

Tosun,
Danalıktan yeni çıkmış genç boğa.
İki-Üç yaşında öküz.
Erkek sığır

Kanuni Sultan Süleyman' ın şiirlerinde kullandığı mahlas ...

Muhibbi,
Sevgi duyan, dost anlamındadır.

Kanuni Sultan Süleyman' ın eserlerinde kullandiığı takma ad, mahlas. 


Yavuz Sultan Selim'in oğlu Kanuni Sultan Süleyman, batı kaynaklarında Magnificent, Magnifique, Grand Turc, Der Prachtige unvanlarıyla geçer, ilk öğrenimini Trabzon’da tamamlayan Sultan Süleyman, on beş yaşında sancakbeyi olmuş, 1520 yılında babasının ölümü üzerine tahta geçmiştir.Kanuni' nin idareciliği, hükümdarlığı, her biri başlı başına bir büyük olay değerindeki çok sayıda seferleri ve zaferleri hakkında tarih kaynaklan yeterli bilgiler vermektedir. Burada kırk altı yıllık saltanatının on yılı aşkın bir zamanının seferde geçtiğini, büyük zaferlere imza attığını, yapılan seferlerin siyasi ve askerî hazırlıkları ile fethedilen yerlerin maddi ve manevi imanının padişahın bütün hayatını kapladığını belirtmek yeterli olacaktır.

Yaşadığı asrın ve Osmanlı Devleti' nin son büyük padişahı olan Kanuni Sultan Süleyman; Muhibbi mahlasıyla kaleme aldığı şiirleri, bu şiirlerde gösterdiği şairlik kudreti bakımından da muhteşem bir şahsiyet olarak karşımıza çıkıyor. Kırk altı yıl süren saltanatı döneminde; at sırtından inme fırsatı bulamayan, seferlerle, zaferlerle, bitmez tükenmez devlet işleriyle uğraşıp didinen Muhteşem Süleyman' ın şiire de zaman ayırabilmesi, sayısız şiirler kaleme alması, divanlar düzenlemesi, dilden dile asırlarca dolaşacak mısralar yazabilmesi, onun bu alanda da muhteşem oluşunu ortaya koyuyor.

Büyük şair, büyük padişah Kanuni, babası Yavuz Sultan Selim gibi her tür şiirden anlayan; alim ve şairlere büyük önem veren, onları himayesine almaktan, onlarla dost, arkadaş olmaktan büyük bir zevk alan yüce bir yaratılışa sahipti. Şairler sultanı Baki gibi dönemin önde gelen şairleriyle karşılıklı şiir sohbetlerinde bulunmak, beğendiği şiirlere nazireler yazmak, şiirlerinin diğer şairlerce özellikle Baki tarafından beğenilmesi, onu son derece mutlu ediyordu.

Padişah şairlerin ve diğer divan şairlerinin en çok şiir yazanları içerisinde ilk sırayı verebileceğimiz Kanuni Sultan Süleyman' ın 3000 civarında şiiri bulunmaktadır.

Bu şiirler içerisinde dil, duygu ve içerik açısından henüz gelişmemiş ilk şiirleri yanında; padişah olup büyük şairlere yakınlaşması sonucunda ortaya çıkan olgun ve sanat zevkini ortaya koyan şiirlerine bakınca, Kanuni' nin ne derece ince duygu ve düşünceler şairi olduğunu görüyoruz.Yazdığı aşk, heyecan, kahramanlık ve tefekkür şiirleri ve yıllarca gönüllerden silinmeyen, atasözü gibi dilden dile dolaşan şiirleri yanında, şairlik gücünü ortaya koyan ve divan şiirinin bütün incelikleriyle söylenmiş şiirleri Muhibbi divanının büyük bir bölümünü kapsamaktadır. 


Bunlar arasında;
Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi
beytiyle başlayan muhteşem gazeli hala güncelliğini koruyan eşsiz şiirleri arasındadır.

Duygusal yönünün ağır bastığını gözlemlediğimiz Kanunî Sultan Süleyman, bir o kadar da talihsiz bir baba idi. Kuvvetli bir dil ve edebiyat kültürü ile yetiştirdiği oğulları Mustafa, Bâyezid, Selim, Cihangir aynı zamanda şiirle uğraşan şehzadelerdi. Küçük yaşlarda ölen oğlu Şehzade Mehmed için söylediği, 'Şehzadeler güzidesi Sultan Muhammed’üm' (H.950) tarih mısraı ünlüdür. Bu tarihten on yıl sonra da oğlu Mustafa'yı idam ettirmek zorunda kalan talihsiz baba, oğulları Bayezid ve Selim arasındaki taht kavgalarından da huzursuz olmuştu.

3000 civarında şiire imzasını atan büyük padişah yıllar boyu etkisini günümüze kadar taşıdığı gibi; eşsiz beyitlerini ortaya koyarken divan şiirinin bilinen ustalarının etkilerini de şiirine yansıtmış, onlardan aldığı ilhamla bu büyük divanını oluşturmuştur. Kanunî'yi etkileyen şairler arasında hemen hiç yanından eksik etmek istemediği şairler sultanı Bakî ile klasik şiirin büyük ustası Fuzûli başta gelmektedir. Ahmet Paşa, Necati, Hayali gibi usta şairlerin izlerini de Muhibbi' de görmek mümkündür.

Kanûni'nin bazı şiirlerinden İran şairlerinden de  etkilenmiştir. Hafız, Cami, Selman, Nevâyi, Nizami, Şeyh Attar gibi şairleri sevip okuduğunu, yer yer onlardan söz ettiğini, hatta Farsça şiirler yazabilecek kadar onları benimsediğini, dillerini öğrendiğini biliyoruz.
Muhibbi' nin etkilediği şairler arasında Mesihi, Sevdâyi, Ulvi gi¬bi şairler başta gelmektedir.


























Kaynak: Ak, Çoşkun, “Şair Padişahlar”, Kültür Bakanlığı

Popüler Yayınlar

Yeni içerikler için takip edin!