Ekvatoru dik olarak kestiği ve iki kutup noktasından geçerek dünyayı çevrelediği varsayılan daire ...

Meridyen, (Fr. méridien).
Boylam,
Ekvator dairesi, birer derece aralıkla 360 eşit parçaya bölündükten sonra her dereceden bir meridyen yayı geçirilir.
Nısf-ın-nehâr dâiresi, tûl dâiresi  (Osmanlıca),

Ekvator üzerinde birer derece aralıklarla geçirilen, ekvator ve paralelleri dik kesen kutuplarda birleşen yarım çemberlere meridyen denir.  Kutupları birleştiren yarım dairelere meridyen denir. Meridyenlerin tümü kutupları birleştirdiğinden eşit uzunluktadır ve yarım daireler şeklindedir. Paralelleri ise dik keserler. Kısaca birbirlerinden doğal yollarla ayırt edilemezler. Bu yüzden başlangıç meridyeni ancak anlaşma ile belirlenebilmiştir. Genel kabul gören bu anlaşmaya göre İngiltere' nin başkenti Londra' da yer alan Greenwich gözlemevinden geçen meridyen başlangıç meridyenidir.

Londra Greenwich Gözlem Evi’ nden geçen meridyen başlangıç meridyenidir. Yerküreyi doğu ve batı olmak üzere ikiye böler. 180’ i doğuda (doğu meridyenleri) 180’ i batıda (batı meridyenleri) olmak üzere 360 meridyen yayı vardır. Boyları birbirine eşit olup (20 000 km), ekvatordan kutuplara gidildikçe aralıkları daralır. İki meridyen arasındaki zaman farkı 4 dakikadır.
 
Dünyanın en şişkin olduğu noktaları birleştirdiğimizde elde edeceğimiz daireye Ekvator denir. Ekvator dünya çevresinde çizilebilecek en uzun dairedir ve dünyayı iki eşit yarım küreye ayırır.  Herhangi bir yerin Ekvator' a açısal uzaklığına enlem, Başlangıç Meridyeni' ne uzaklığına boylam denir. Enlemi aynı noktaları birleştirdiğimizde ekvator' a paralel bir daire elde ederiz. Bu daireye paralel adı verilir. 90’ı kuzeyde (kuzey paralelleri), 90’ı güneyde (güney paralelleri) olmak üzere 180 tanedir. Ekvator başlangıç paraleli olup, en uzun olanıdır. Uzunlukları ekvatordan kutuplara doğru gidildikçe küçülür. Kutuplarda birere nokta halini alır. Aralıkları eşit olup 111 km’dir.

Ekvatora en uzak yerin enlemi 900 dir. Burası kutuptur. Tek noktadan ibaret kutuplardan paralel dairesi oluşturulamaz.
Türkiye'nin matematik konumu: 
360-420 kuzey paralelleri,260-450 doğu meridyenleri ile tanımlanır.  Dünyanın küreselliği belirlenmelerinde ana etkendir. 

Bir pasta cinsi ...

Rokoko,
Bir pasta cinsi,
Rokoko, tarifi;
Malzemeler;
5 yumurta beyazı
100 gr.toz şeker (1 çay bardağı)

1 paket toz krem şanti
200 cc. süt (1 su bardağı)
200 gr. beze
100 gr. savoy büsküvisi kedi dili
100 gr.kırılmış badem veya fındık
3 yemek kaşığı kakao
Yeterince hindistan cevizi tozu hazır karamel veya kakao sosu

Hazırlanışı;
Toz krem şantiyi bir bardak sütle mikser yardımı ile iyice çırparak koyu bir kıvama getirerek buzdolabına koyun. Yumurta beyazlarını sarılarından ayırıp, içine toz şekeri de katıp, yine mikser yardımı ile çırparak kar beyaz hale getirin.(Kalan yumurta sarıları ne olacak demeyin; sarıları içine 2 tane daha, beyazı ile birlikte yumurta kırıp, 1 kahve fincanı süt de katarak çırpınız ve omlet yapın.) Bu aşamada krem şantiyi tahta kaşıkla yumurtalı şekere karıştırıp, iyice yedirin. Dikdörtgen, derin bir kabın içine, kenardan taşacak şekilde ince folio döşeyin. Bu kap pasta kalıbı olabileceği gibi, borcam da olabilir. Folio döşenmiş kabın dibine rende badem veya fındığı döşeyin.Üzerine hazırlanmış rokokonun yarısını koyarak düzeltin. Bezeleri kırarak üstüne yayın. Kalan krema içine kakaoyu ilave edip, yine mikserle karıştırdıktan sonra, bunu da kırık bezeler üzerine dökün. En üstede çevrilerek forma kabından çıktıktan sonra taban olması için savoy büsküvilerini yerleştirin. Forma kabındaki rokokoyu bu şekli ile derin dondurucuya koyun ve 24 saat bekletin. Bir gün sonra buzdolabından çıkarılan rokokoyu, ters olarak servis tabağına yerleştirip, kabdan ayrılarak servis tabağına düşmesini bekleyin. Kabı üzerinden alıp rokokoyu tekrar derin dondurucuya koyun. Servisten önce buzluktan çıkarılan rokokonun üzerine, bolca hazır karamel veya kakao sosu dökün 2-3 çorba kaşığı hindistan cevizi serpdikten sonra, servis yapın.

Rokoko kelimesinin diğer anlamları;
(Fr. rococo),
XVIII. yüzyılın başında Fransa'da çok geçerli olan, kavisli çizgileri bol, gösterişli bir bezeme üslubu. Fransa’da 18. yüzyılın başında çok geçerli olan, kavisli çizgileri bol, gös ve ya Akılcı, aynı zamanda kıvrak, alımlı bir salon edebiyatı türü ve ya 18. Yüzyılda ortaya çıkan süslemeci sanat akımı ve ya 18.yy başında Fransa’da çok geçerli olan, kavisli çizgileri bol, gösterişli bezeme üslubu. 

Akıl, zihin, idrak, anlak.

Batı Hindistan'da eski bir Hindu devleti...

Kaç,
Hindistan;
Hindistan ismi Eski Farsça'da Indus adından türetilmiştir. Bu isim eskiden İndus Nehri ve çevresi için kullanılan bir isimdi. Eski Yunanlılar, Hindistanlıları Indoi olarak adlandırmıştır. Hindistan adı Hindistan anayasasında ve Hindistan' daki birçok yerel dilde Bharat olarak geçer. Bharat adı Hinduların efsanevî kutsal kralları olan Kral Bharata isminden türetilmiştir. Farsçada bir kelime olan Hindistan adı ilk zamanlarda Kuzey Hindistan için kullanılmış olsa da zamanla bütün Hindistan için kullanılan bir terim olmuştur.

Hamamlarda, duvar içinde sıcak hava ve dumanın dolaşımı için yapılmış özel künk düzeni ...


Tüteklik,
Ocaktan çıkan alev ve dumanlar döşeme altında dolaştıktan sonra yanlardaki duvar içinde bırakılan tüteklik denilen bacalardan dışarıya çıkar. Hamam döşemeleri 0,70 - 1,50 mt yükseklikte ve 0,40 -0,50 m² genişlikte ayaklar üzerine oturtulmuştur. Mermer levhalar bu ayaklar üzerine oturan kemerlere istinat ederler ve bu suretle sıcak hava mermerle doğrudan doğruya temas etmez. Hamamların harareti genellikle termometresiz olarak tanzim edilir. Sıcaklık kısmı harareti 30-40 derece arasındadır. Külhan yanındaki halvetlerin harareti ise 40 dereceyi geçer. Soğukluğun harareti 20-30 derece arasındadır.
Türk hamamları Soyunma, yıkanma ve külhan adlı üç kısımdan oluşur.

Soyunma Yerleri, geniş bir sofa ve bunun çevresinde bölmeli sekiler bulunur. Yıkanan kimseler, bu sekilerde uzanıp dinlenirler.
Yıkanma Yerleri, soğukluktan geçirilerek girilen hamam kısmına denir. Burası da bazı; bölümlere ayrılır. "Kurna başı denilen herkesin teker teker yıkandığı yer, Halvet adı verilen kapalı ve yalnız başına yıkanma hücreleri. Bir de üzerine uzanıp ter dökülen göbek taşı' ından oluşur. Burası, hamamın mermer kaplı zemininden daha yüksek yapılmış ve çeşitli geometrik şekillerde olabilen yerdir.

Külhan, Eski roma hamamlarında Haypocausten denilen kısımdır. Binanın arka ucunda teshin merkezini teşkil eder. Külhan kısmı su tesisatının da tevzi merkezidir. Burada hamamın soğuk su tevziatı için bir soğuk su deposu ve sıcak su için ayrı bir depo bulunur. Külhan tesisatında  ağzı odunluğa açılan ocak denilen bölüme Ateşlik denir. Soyunmalık hariç hamamın diğer mekanlarının döşemesi altında yer alan içinde sıcak havanın dolaştığı cehennemlik kolonlarından oluşan bölüme Cehennemlik denir. Ocağın üzerinde yer alan metal kazana Su Haznesi denir. Suyun içinde bulunan bu kazanın iki yanında alçak birer duvar yer almaktadır. Isınan su yükselirken bu duvarlarda bırakılan menfezlerden soğuk su aşağıya akar.  Ocaktan çıkan alev ve dumanlar döşeme altında dolaştıktan sonra yanlardaki duvar içinde bırakılan tüteklik denilen bacalardan dışarıya çıkar.

Bayağı, adi kimse ...

Kaba,
Vasi,
Bayağı,
(Fr. banal ).
Aşağılık, pespaye,
Basit, adi, amiyane, 
Banal,
Herhangi bir özelliği olmayan, sıradan, alelade.
Hemen hemen, adeta,


Bir kişi, bir işletme ya da bir iş için ilgili yerlerden bilgi isteme ...

Ranseyman,

İstihbarat (Arapça),
Yeni öğrenilen bilgiler, haberler, duyumlar. 
Bilgi toplama, haber alma.
Bir kişi veya işletme ya da bir iş hakkında ilgili yerlerden bilgi istenmesi ve toplanması.
 
Ticari terim olarak ranseyman; bir kişi veya işletme ya da bir iş hakkında ilgili yerlerden bilgi istenmesi ve toplanması anlamını ifade eder. En geniş uygulama alanı bankalarca kredi açılması sözkonusu olan bir firmanın; mali durumu, karakteri, kendisiyle çalışma imkan ve oranını saptamağa yarayan diğer esaslı bilgilerin güvenilen kaynaklardan da toplanmasıdır. Buna daha çok piyasa istihbaratı veya piyasa araştırması demek yerinde olur.

Aynı şekilde büyük ticarethaneler veya imalatçı işletmeler tarafından acentelik, bayilik için bilgi toplanılması da ranseyman konusuna girer.  Bir takım piyasalarda satıcıların diğer satıcılardan veya mevcut müşterilerinden vadeli işlem gerçekleştirecek müşteri adaylarının mali durumları hakkında yaptığı araştırmadır.

Kimi bitkilerden sızan ve katılaşarak sarımtırak bir cisim durumuna gelen şekerli özsu ...

Çis,
Çisi,
Kudret,
Kudret helvası,
Şekerli öz su.
Bazı bitkilerden sızan ve katılaşarak sarımtırak bir cisim durumuna gelen bir çeşit şekerli öz su.

Bazıbitkilerden sızan ve katılaşarak sarımtırak bir cisim durumuna gelen bir çeşit şekerli öz su, kudret.

İnce yağmur.

Konya' nın Akşehir ilçesine özgü, küçük ve yassı hamur parçaları, sarımsaklı yoğurt ve kıymayla yapılan bir yemek ...

Parapara,
Akşehir Mantısı,
Konya' nın Akşehir ilçesine özgü, küçük ve yassı hamur parçaları, sarımsaklı yoğurt ve kıymayla yapılan bir yemek.
Malzemeler,
Önceden hazırlanmış Parapara,
2 Kase Su
1 Kase Ezilmiş Süzme Yoğurt

250 Gr. Kıyma
2 Yemek Kaşığı Salça
Tuz, Karabiber, Kırmızıbiber, Nane

Yapılışı;
1 yumurta, 3 su bardağı un, 1 kahve fincanı su ve tuz ile hamur hazırlanır. Bir kaba unu koyalım. Unun ortasına yumurta, su ve tuz koyarak hamur kulak memesi yumuşaklığında olacak şekilde yoğrulur. Bu hamur küçük parçalar halinde bezeler yapılarak nemli bir bez altında bir süre dinlendirilir. Bu hamur topaklarından hamur tahtası üzerinde unla yufkalar açılır. Yufkalar alt üst edilerek hafifçe kurutulur. Yufkalar (1 x 1 cm.) kareler şeklinde kesilirek kurutulur ve saklanır.
İki kase su içine tuz atılarak kaynatılır. Kaynayan suya paraparalar atılır. Piştikleri anlaşılınca ocaktan indirilir. Diğer tarafta yağ eritilir. İçine salça ve kıyma atılarak kavrulur. Kavrulan kıymalara karabiber ve kırmızı biber ilave edilir. Pişen paraparalar tabaklara servis yapılır. Üzerine yoğurt dökülür. Daha sonra da kıymalı sos en son nane ve maydanozlarla tabaklardaki paraparalara güzel bir görünüm verilir. Bu yemekte paraparaların sululuğu zevke göre değişir. Daha sulu sevenler 2 kase suyu arttırabilirler. Para paraların ve yağın sıcak olması ayrı bir lezzet verir.  

Akşehir yemekleri; 
Akşehir Yahnisi, Akşehir Tarhanası,
Bulamaç,
Düğün Çorbası,
Etli Topalak,
Güveç,
Herse, Höşmerim,
Lahana Kuzu Kapama,
Kaymak Baklavası, Katmer, Kış Çorbası, 
Oklavadan çekme,
Papara, Peynir Baklavası,
Salçalı Sazan, Su Böreği, Sülbiye,
Şekerleme,
Tirit, Topalak,
Yağlı ekmek,

Kireçli ve taşlı toprak ...

Pur,
Kireçli, taşlı toprak.
Taş, Kil.
Alçı taşı, alçı, Kireçli, taşlı toprak.
Killi taş. Kireçli, taşlı toprak.

Vurulunca çabuk parçalanan yumuşak taş.
Nehir yataklarında, kum ve taşların birlikte taşlaşmasından oluşan yumuşak taşlar.
Alçı taşı, alçı.

Kiremit.
Kayalıklarla kaplı uçurum.

Tarıma elverişli olmayan killi toprak.
Kiremit.
Kayalıklarla kaplı uçurum.
Kil. 
Tarıma elverişli olmayan killi toprak.

Eskişehir' in tanınmış bir içme suyu ...


Kalabak suyu,
Eskişehir ile özdeşleşmiş bir içme suyudur. Atatürk' ün bir seyati esnasında ikram edilen suyun tadını beğenmeyerek, şehre su araştırma talimatı vermesi üzerine Türkmen Dağı eteklerinden bulunarak şehre getirilen sudur. 
Daha önceleri tankerlerde satılan su, son yıllarda damacana sistemi ile dağıtılmaktadır.

Ayrıca; 
Eskişehir ilinin Günyüzü ilçesine bağlı bir köy olan Gecek kendi adıyla bilinen meşhur Gecek üzümü, meşhur içme suyu Gecek Kaynak Suyu ve geçmişten bu güne hoş görüsü ve zekasıyla nam salmış insanlarıyla ünlüdür. Köy içme suyu bakımından çok zengindir. Doğal kaynak suyu (Gecek suyu) çok meşhurdur. Bu kaynak suyu böbrek taşlarını düşürücü etkiye sahip olduğu klinik deneylerle sabittir. Hemen hemen her ev ve bahçede bir kuyu bulunur. Fakat sulama suyu bakımından fakirdir.


Kalabak Suyu;
Sıcak termal suyunu testilerde soğutarak içmeye çalışırken 1900 yılında Asarcıklı Ali Efendi tarafından şehre 15 km. uzaklıktaki Sarısungur Suyu, Odunpazarı semtine pişmiş toprak künklerle getirilmiş, kapalı dağıtım yerlerinden, dirhem hesabıyla evlere ve mahalle çeşmelerine dağıtılmıştır. 

1930'lu yıllara kadar nüfusu 15 bini geçmeyen şehrin içme suyu ihtiyacı bu şekilde karşılanmıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra, Eskişehir'den sık sık geçen Mustafa Kemal Atatürk yine bir seyahatinde, aşağı mahallede bulunan tren garında mola verir. İşte bu mola, Eskişehir'in içme suyu ihtiyacında yeni bir dönemin başlamasına sebep olur. Bir bardak su isteyen Atatürk'e testide soğutulmuş termal suyu sunulur. Değişik bir tadı olan su, Atatürk'ün hoşuna gitmez, Eskişehir'in içme suyu ile ilgili bilgi ister. En kısa süre de içme suyu ihtiyacının karşılanması için orada bulunan dönemin Belediye Başkanı Kâmil Kaplanlı'dan (Kara Kâmil lakaplı) sorunun halledilmesini ister.  Türkmen Dağının kuzey yamacında Kalabak Köyü yakınlarındaki kaynaklardan Kalabak Suyu olarak bildiğimiz memba suyu bulunur. Şehre giren tahıl ürünleri, kesim hayvanları üzerinden alınan rüsum ile şehrin zenginlerinden toplanan bağışlarla İsale hattı ve deponun finansmanı sağlanır. 

İngilizler'lerle yapılan anlaşma sonucu, İngiliz mühendisler, hattın geçtiği bölgede yaşayan köy halkı ile birlikte çalışırlar. Kazılar elle yapılır, tamamen insan gücüyle orman geçilir, 45 kilometreye yakın bir hat inşa edilir. Uzun bir çaba ve zorlu bir çalışma sonucu 1936 yılında Kalabak Suyu 12 cm. çapında pik döküm borularla Eskişehir'e ulaştırılır. Bademlik'te de 500 tonluk Kalabak Suyu deposu yapılır. Muhtelif bölgelere halkın içme suyu temini için çeşmeler konulur. 1970'li yıllarda Bademlik deposundan çekilen bir hatla Akarbaşı semtinde basit bir dağıtım istasyonu da kurulur. 1936 - 1980'li yılların sonlarına kadar su dağıtımı sakalar vasıtasıyla yapılır.

Sürülmemiş, ot bürümüş toprak ...

Malaz,
Sulak yer.
Sulak toprak parçası.
Gen,
Bor, Borak
Sürülmemiş, ot bürümüş toprak. 
Su altında kalan, su basmış tarla.
Bataklık ve sazlık yer. 
Bataklık, sazlık yer; otlu tarla,

Çoraklığı nedeniyle ekilemeyen boş tarla.
Killi toprak.

Liköre benzer bir içki ...

Orujo,

Orujo,

Likörler; 
Aromatik tatlandırıcılarla tatlandırılmış, şeker, bal, yumurta, meyve, meyve suları, çeşitli esanslar ya da türlü bitkilerin (baharatların) veya bunların viski, cin, rom, votka, brandy gibi içkilerle harmanlamasıyla yapılan içkilerin genel adıdır. 
Gıda Maddeleri Tüzüğüne göre ise “Likörler meyve veya drogların saf ispirto ile meserasyon ve damıtılmasından elde edilen ve muhtelif oranlarda şeker şurubu katılmasıyla hazırlanan içkilere denir.”

Eskiden kadınların çarşaf yerine başörtüsünün üstünden örtündükleri örtü ...

Telik,
Bez başlık.
Eskiden kadınların çarşaf yerine başörtüsünün üstünden örtündükleri örtü.
Dokuma başlık,

Algılananı kavrama yeteneğinin yitirilmesi...

Agnosi, (Fr. agnosie),
Tanısızlık.
Tanınan, bilinen varlıkları duyu organları yoluyla ayırt edememe durumu. 
Tanısızlık, ruh biliminde "tanınan, bilinen varlıkları, görme, işitme vb. duyu organları yoluyla algılayamama durumu." için kullanılır.

Mate, Yaprakları çay gibi haşlanarak içilen bir Güney Amerika bitkisi...

Mate, 
Ilex Paraguariensis L. .
Paraguay çayı,
Mate Çayı, Ilex paraguayensis adlı tropikal bir bitkiden elde edildiği için Paraguay Çayı olarak da biliniyor. 
Mate, Güney Amerika’ da yetişen Ilex Paraguayensis isimli bitkinin yeşil yapraklarıdır. Mate yaprağı Brezilya ve Paraguay da yetiştirilip bu bölgelerden tüm dünyaya ihraç edilen bir bitkidir.
İlk kullanıcıları Güney Amerika yerlileri olup, sonraları Cizvit rahipleri tarafından düzenli olarak üretilmiş ve uyarıcı etkisi nedeni ile çay ve kahve yerine tüketilen günlük bir içecek olarak kullanılmaya devam edilmiştir. 


Asırlardır Güney Amerika yerlileri tarafından güç ve şifa kaynağı olarak tüketilen Mate çayı, bu özellikleri ile kıtanın milli içeceği. 
  • Mate Çayı tüm dünyada obezite tedavisinde kullanılmaktadır. Vücutta yağ emilimini engelliyor, yağların hızlı yakılmasını sağlıyor ve vücuttan su atılımını kolaylaştırmaktadır. 

  • Aynı zamanda kafein benzeri özelliklere sahip fakat kafeinin kötü etkisine sahip değildir. Her yaştan grubu tarafından kullanılabilir.
  • Metabolizması yavaş işleyen kişiler için son derece sağlıklı bir içecektir.
  • Tam etki için günde üç fincan tüketilmelidir. 
Mate çayının faydaları;
Vücuttan su atımını kolaylaştırır, böylece ödem giderici etki sağlar. 
Yağların hızlı yakılmasını sağlar. Bu nedenle rejimlerde ve obezite tedavisinde sıkça kullanılır. 
Yüksek orandaki vitamin ve mineral içeriği ile vücuda enerji verir. 
Dokuları zararlı dış etkenlere karşı koruyarak, yaşlanma etkilerini geciktirir, vücudun direncini artırır. 

Ölünün portresini taşıyan mezar sütunu ya da levha...



Stel,
Stela, Stele,

Dikilmiş, yüksekliği eninden uzun yekpare bir taştan oluşan bir yapıttır. Sözcük Yunanca stele yani "dikili duran blok"tan gelir. Ahşap olanlarına da rastlanmıştır. Stelin farklı şekillerde kullanılan farklı tipleri vardır. 

Örneğin özellikle Antik Yunan'da rastlanan mezar taşı mahiyetinde steller vardır. Bunlara mezar steli de denir. Amarna' da ise sınırı işaretleyen Akhenaten steli bulunur; steller sınır işaretleri olarak da kullanışmılardır. Bunların dışında askeri zaferleri anan steller de mevcuttur. Mezopotamya' da da salt anıt mahiyetinde, çoğunlukla kral buyruklarının yazılı olduğu steller bulunmuştur.



Steller Antik Yakın Doğu, Yunanistan ve Mısır ve bunlardan bağımsız olarak Çin, bazı Budist kültürleri ve Mezoamerikan uygarlıklarda bulunmuştur. Antik Mısır ve Orta Amerika'dan kalan büyük sayılarda steller bu uygarlıklar hakkındaki en büyük ve önemli bilgi kaynaklarından biridir. Stellerin üzerindeki yazı ve çizimler o zamana ve uygarlığa dair önemli bilgiler verir.

Mezar stelleri (mezar taşı), 
Geçmişten günümüze gelen belgelerdir. Her çağda ve her bölgede ayrı tip özellikler gösterirler. Stel kabartmaları ölüyü tanıtan figür, motif ya da ölen şahısın portresinden oluşur. Çoğunlukla üzerinde yazıt vardır. Bunların yardımıyla geçmişte yaşamış insanları, onların kültür ve gelenekleri, ekonomik yaşamları hakkında gerçek ve ilginç bilgiler edinebiliyoruz.
















Kaynak; 
http://tr.wikipedia.org/
http://www.zeugmaweb.com/

Çok eser veren, üretken.

Velut, (Arapça).
Velud,
Doğurgan. 
Verimli.
Üretken ( İng. productive ),
Çok eser ortaya koyan, verimli. 
Çok doğuran kadın.
Çok eser veren kimse.

Kuyudan su çekmekte kullanılan kaldıraça benzer aygıt. ..

Seren,
Kuyudan su çekmekte kullanılan kaldıraca benzer bir aygıt.
Kuyu zincirinin bağlı olduğu uzun sırık, direk.
Kuyudan kaldıraç düzeni ile su çekerken kaldıraç görevini gören uzun sırık.
Tuzak kurmakta kullanılan 1.5 cm. çapında l m. boyunda yaş, esnek ağaç. 
Süt kovası asılan çatal ağaç.
Kuyu zincirinin bağlı olduğu uzun sırık, direk.



Kemiklerin, hafif bir baskıyla bile kırılabilir duruma gelmesiyle tanımlanan hastalık...





Osteoporoz, (Fr. ostéoporose).
Kemik erimesi.
Kemiklerin sert dolgu dokusunun incelmesi sonucunda hafif bir baskıyla bile kırılabilir duruma gelmesiyle tanımlanan hastalığa verilen ad.
Kemiklerin, hafif bir baskıyla bile kırılabilir duruma gelmesiyle tanımlanan hastalık.

Osteoporoza neden olabilecek diğer hastalıkların varlığı (tiroid hastalıkları, inflamatuar eklem romatizmaları, astım, ilaç kullanımı v.b), kırık bulunması, beslenme, genel sağlığınız, ailede özellikle annede kırık öyküsü gibi bilgiler doktorunuza riski belirlemede yardımcı olacaktır.

Doktor fiziksel muayene, kan ve idrar tetkikleri ve radyografi ile tanıya ve ayırıcı tanıya gidebilir.  Risk mevcudiyetinde kemik mineral yoğunluğu ölçümü tanıyı kesinleştirir. Bu testler kırık riskini belirlemede en güvenilir yöntemlerdir. Hastalığın erken tesbit edilmesine de yardımcıdır.

Azalan kemik yoğunluğunun giderilmesi için, hormonal yetersizliği olan kadınlara östrojen tedavisi, erkeklere testesteron tedavisi başlanmalıdır. D vitamini ya da kalsiyum eksikliğinde bunlar giderilmelidir. Kemik yıkımını durdurmak veya kemik yapımını artırmak için osteoporoz tedavisine başlanmalıdır. Daha önce osteoporotik kırığı, kemik yoğunluğu çok düşük olanlar ile tedaviden yararlanamayan çok ileri yaştaki hastalar takip edilmelidir. Osteoporozun, kırık olmadığı sürece ağrı yapmadığı için sinsice ve sessizce ilerleyen bir hastalıktır.

Kraliçe, prenses ...

Banu, (Farsça).
Kadın, hatun, hanım. 
Prenses. (Fr. princesse),
Hükümdar ailesinden olan kadın veya kızlara verilen unvan
Hanımefendi.
Hükümdar karısı.
Gelin, 
Ece,
Kraliçe, (Sırpça),
Kral karısı veya krallığı yöneten kadın, ece


"Lahos" da denilen, eti lezzetli bir balık ...

Girida, Grida , (Yunanca Stira) 
Epinephelus aeneus,
Lahoz, Lahos, 
Lağos Balığı, 
Lagos Balığı,

Beyaz etli lezzetli ve şöhretli bir balıktır. Hani balıkları familyasına ait olup Ege ve Akdeniz'de boldur. Grida adı da verilir. Orfoz balığı Lahoz balığının yakın bir akrabasıdır. Şeytan-Züber-Çakal diye bilinen balıklarla karıştırılmamalıdır.

Ege ve özellikle Akdeniz'de yaygın bulunan, boyları 1 m. uzunluğa ve 25 kilo ağırlığa kadar ulaşabilen bir Hani türüdür. Fazla derinlere gitmeden kayalık, taşlık veya çakıllı alanlarda yaşar. Çok yırtıcı, etçil bir balıktır. İrili ufaklı her türlü kabuklular, omurgasızlar ve küçük balıklarla beslenir. Pulsuz ve dip balığıdır. Mayıs - Haziran arasında üreme yapar. Ağustos, Eylül aylarındaavlanır ancak Amatör Amaçlı Su Ürünleri Avcılığınca zıpkınla avcılığı yasaktır. Akdeniz' in eti çok lezzetli, şöhretli balıklarındandır. Ancak ekonomik değeri bölgeseldir. Buğlama, yahni, ızgara (şiş, fleto), çorba, haşlama mayonezli, plaki, salatası güzel olur. Lahos ızgara veya tava yapılmış balık yanında roka yaprağı, kırmızı soğan, limon, zeytinyağı, sarımsak karışımı ile hazırlanmış sos ayrı bir tat katacaktır.

Bunlardan birisi de Deniz Restaurant tarafından  yapılan bir Lahos yemeği;

Malzemeler; 
150 g. Lagos Fileto,
2 Adet Domates, soyulmuş ve altı parçaya bölünmüş,
½ Kahve fincanı zeytinyağı,
1 Tatalı kaşığı tereyağı,
50 gr. mantar,
1 Çay kaşığı kekik,
1 Çay kaşığı fesleğen,
1 Çay kaşığı pul biber,
3 Diş ince kıyılmış sarımsak
1 Tatlı kaşığı krema, 
Az tuz.

Yapılışı;
Balık fletoyu kuşbaşı kesip tuzlayınız. Sonra una batırıp çiçekyağından geçiriniz. Başka bir tavaya tereyağı ve zeytinyağı koyup kızdırdıktan sonra sırasıyla yeşil biber, domates marine edilip balıkları ilave ediniz. Diğer malzemeleri ilave edip 8 dakika pişirin. En son krema ve baharatları ilave edip servis yapınız. Üzerine maydanoz koymayı unutmayınız. Afiyet olsun.


Domatese kırmızı rengini veren pigment ...

Likopen,

Lycopene,
Kırmızı renk veren kromoplasttır.
Domates içeriğinde bulunan likopen, antioksidan özelliğe sahip bir maddedir. Likopen, parlak kırmızı bir karotenoid pigmenttir. Domates ve diğer kırmızı meyvelerde bulunur. Likopen insan vücudunda bulunan en yaygın karotenoid ve en güçlü antioksidandır. Domates ve elma gibi meyvelerde bulunur.
Havuca turuncu renk veren karoten, domatese kırmızı renk veren likopin, limona sarı renk veren ksantofildir. 

Kısaca kromoplast bitkiye sarı, kırmızı, turuncu gibi renkleri verir.
Domateste de yer alan likopin strese karşı iyi bir savaşçıdır. Bu yüzden sıkıntılı zamanlarda domates içeren yiyecekler yemenin kısa zamanda moralinizi düzeltmeye yardımcı olacağı söylenmektedir.

Likopin sıcağa dayanıklıdır, domates püresi ve salçada da bulunur. Likopin maddesinin kalp hastalıklarını önlediği ve kanser riskini azalttığı bilimsel deneylerle ortaya konulmuştur.

Plastitler alg ve bitki hücrelerinde bulunan çeşitli görevleri olan temel organellerdir. Genç hücrelerde renksiz olan plastitler (lökoplast), hücre ile birlikte gelişerek, hücrenin görevine uygun şekil ve renk kazanır. Bulundurdukları pigment (renk maddesi) ve görevlerine göre birbirine dönüşebilen üç çeşit plastit vardır: Bunlar,
Lökoplast,
Kromoplast,
Kloroplast.

Bakır, çinko ve kalay alaşımı...

Tunç,( İng. bronze ).
Bronz,
Bakır ve kalay alaşımlarının genel adı.
Koyu kızıl renkte olan, bakır, çinko ve kalay alaşımı, bronz.
Genellikle %1-10 kalay ve %90-99 bakırdan oluşan bir alaşım. Bronz da denilir.

Göveç ...

Caba,
Güveç, Göveç,
Toprak tencere.
İçinde yemek pişirilen toprak kap. 
Toprak tencerede pişirilen yemek. 
Toprak kapta pişirilen ekmek.
Yemek pişirmeye mahsus toprak kap.
Özel killi topraktan imal edilen yemek pişirme kabıdır. 

Yemekler; Fırında Tavuklu Güveç, Karides Güveç, Hamsi Güveç, Elmalı kuzu güveç, Güveçte etli yaprak sarma, Güveçte pastırmalı kurufasulye, Patlıcan Güveç, Domates Göveci,

Güveç Hakkında Önemli Bilgi;
Yeni alınan bir güveç kulanılmadan önce yağ konularak, hafif ısıtılmış fırın içerisine sürülür. Katı yağ veya sıvı yağ kullanılarak fırça veya bez yardımı ile erimiş yağ, güveç iç yüzeyine sürülerek emdirilir. Bir kaç saat beklenir. Daha sonra güveç, sıcak su ile yıkanır ve ters çevrilerek kuruması sağlanır. Bu işlem hiç kullanılmamış güveçler için ilk kullanılmadan önce bir kez uygulanır.

Göveç Tarifi;
Patlıcanlı Güveç,
1 kg kuzu eti
2 kg patlıcan
3-4 iri domates
3-4 yeşil biber
1 iri soğan, 1 baş sarımsak ,Maydanoz.
Zeytinyağ, tuz, Karabiber, Birkaç parça defne yaprağı,

Et yağda güvecin içinde hafifçe pişirilir. Yemeklik doğranan soğan ve sarımsak etin üzerine eklenip 2-3 dk pişirilir. Yeşil biber katılarak tahta kaşıkla 1,2 defa çevrilir. 

Alaca soyulup yemeklik doğranan ve tuzlu suda bekletilen patlıcanlar yıkanıp güvece konur, üzerine kabukları soyulup iri doğranan domates eklenir.  Kapağı sıkıca kapatılır, kısık ateşte pişirilir.








Ataraksiya, Mutluluğun temeli sayılan mutlak ruh dinginliği ...

Ataraksiya,
Latince,
Hiçbir heyecan veya zihin etkisiyle uyarılmayan ruh dinginliği, acıya olduğu kadar kıvanca karşı da ilgisizlik.
Hiçbir heyecan veya zihin etkisiyle uyarılmayan ruh dinginliği, acıya olduğu kadar kıvanca karşı da ilgisizlik.
Mutluluğun temeli sayılan mutlak ruh dinginliği.
Kişide tepki yokluğu, bu nedenle oluşan durgunluk durumu, hiçbir etkiyle uyarılamayan ruh dinginliği, acıya ve sevince ilgisizlik.

Türk boylarından Terekemeler arasında söylenen türkülü büyük halk hikayesi ...

Alıyar,
Kars dolaylarında Terekemeler arasında söylenen türkülü büyük halk hikâyesi,
Türk boylarından Terekemeler arasında söylenen türkülü büyük halk hikayesi,

Yaşlı koyun ...

Fosa,
Fr. cryptoprocte féroce, fosa.
Yaşlı koyun.
Döküntü, çürük, işe yaramaz.

Divan edebiyatında birbirini izleyen iki dizedeki ya da tümcedeki sözcüklerin birbirine denk düşürülmesi...

Tarsi,
Paralellik,
Dizelerdeki sözcükleri ölçü ve uyak bakımından birbirine denk getirme (mütevazin ve mukaffa) sanatıdır.  Dizelerdeki sözcükler, sayı bakımından da birbirine eşit olmak zorundadır. Dizeleri yapı bakımından böyle simetrik ve paralel olan beyit ve şiirlere murassa denmektedir. Matla beyitleri, tarsi sanatının yapılmasına daha uygundur.

İade, tekrir ve tarsi sanatlarında ses tekrarlarını aşan bir ahenk mevcuttur. Bu sanatlarda kelime ve ibarelerin tekrarları ifadeyi güçlendirmektedir.

"Tombil" de denilen bir balık ...

Gobene, (Auxis thazard).
Ton balığı, 
Gobene, Gobone, 
Gobene Palamutu,
Tombik, Tombil,
Uskumru orkinosu
Vücut füze şeklindedir. İki sırt yüzgeci olup, aralarında büyük mesafe bulunur, yüzgeçlerin birbirine birleşmemesi karakteristik özelliğidir. Pinnul (yalancı yüzgeç) sayısı 7-8 adettir. Vücut pulsuz olup sırt tarafı koyu, yan ve alt tarafları açık renklidir. Yan çizgi gayri muntazamdır. Eti siyah ve kanlıdır.

Ordu' nun Perşembe ilçesinde bir burun ve yarımada ...

Yason
Jasonum-Yason, 
İsmini Yason'dan alan bu yarım ada Orduya yaklaşık 35km. mesafededir. Ordu ili, Perşembe ilçesinin 22 km batısındadır. Yason adı, Argonotlar'la beraber burada karaya çıkan Yason’dan kalmıştır. Burunun alt tarafında 'Panaya' adında eski manastır/kilise vardır. Çaytepe-Çaka sınırları içinde olan yarımada üzerindeki kilisenin adı Jason's Church diye de bilinir. Bu günkü kalıntılardan zamanında büyük bir kasabanın kurulduğu anlaşılmaktadır. 

Yason Fenerinin bulunduğu burunda bulunan kilise yıkıntısı Yason kasabasının en büyük dini ayin yerlerindendir. Bu kilisenin, akın, yağma ve yakıp yıkmalar sonunda yok olduğu, yıkıntıları üzerinde Rumlar tararından yeniden bir kilisenin yapıldığı anlaşılmaktadır. Yason burnu üzerindeki bu Rum kilisesi, Karadeniz bölgesinde deniz kenarında olan tek kilise olup, Kilisenin kapısında 1866 tarihi görülmektedir. Yason Burnu 4 bin yıllık taşlardan oluşan balık havuzlarıyla da görülmesi gereken yerlerin başındadır.

Bu antik yerleşim Truvalı kabul edilen bir kahramandan yola çıkan efsanesiyle ve çevresinin doğal görünümüyle yerli ve yabancı turist akınına uğramaktadır. Aronauts'ların İason önderliğinde Altın Post'u arama hikâyeleriyle ünlüdür. Argonautica Efsanesinin kahramanları Truvalı olarak kabul edilirler. 

Bilinen bir diğer olay ise Hıristiyanların M.S. 3. Yüzyılda buraya gelerek 'Işıklar Bayramı " adını verdikleri bir töreni kutlamalarıdır.

Yason Burnu ve Yarımada`nın hemen 300 metre batısında bir de Yalancı Yason denilen yer Sülü burnu denilen yer vardır.

Japoncada "sigara dumanı" anlamına gelen ve beyin damarlarının tıkanmasına neden olan hastalık ...

Moyamoya,
En çok Japonya' da görülen ve beyin damarlarının tıkanmasına neden olan bir hastalık.
Moyamoya kronik, tıkayıcı ve beyin damarlarını tutan bir hastalıktır. Moya moya hastalığı her iki internal karotid arterlerin distal dallarında, wills poligonu ve çevresinde küçük anostomatik damarların segmental stenotik ve oklüzif olması ile şekillenen ender bir hastalıktır. 

Moya moya hastalığı ilk olarak Takeuchi ve Shimizu tarafından 1957 yılında tanımlanmıştır. Hastalık geçici veya tekrarlayıcı hemiparezi, başağrısı, konvulzyon, nistagmus, mental retardasyon, afazi, ataksi ve subaraknoid kanama gibi semptomlar verebilir. Klinik ilerleyicidir. Etyolojisi tam olarark açıklanamamakla birlikte genetik faktörlere bağlı olduğu düşünülmektedir.

Batılı ülkelerde görülen, Müslümanlardan korkma ya da nefret etme duygusu ...


İslamofobi,
İslamofobi kelimesi anlam olarak "İslam korkusu (fobisi)" demektir. 

Terim olarak İslam'dan ve Müslümanlardan korkma, çekinme iç güdüsünü ifade eder.   

Kelime ilk kez 1991 yılında kullanılmış olup 11 Eylül saldırılarıyla gündeme getirilmiştir. Bugün İslamofobi dendiğinde hem İslam dinini tanımamaktan kaynaklanan bir korku, hem de bu korkuya dayanarak müslümanlara karşı ayrımcılık yapılmasının meşru görülmesi akla gelmektedir.  

Tarihi kökleri İspanya'da Endülüs'ün İslam tarafından fethedilmesine kadar iner. Haçlı seferlerine asker devşirmek isteyen kilise mensuplarının yaptığı propagandalar ile fikir zemini Hristiyanlığa karşı tehditler ve tehlikeler üzerinde oluşturulmuş olan islamofobi, İslam ile Hrıstiyanlar arasındaki ilişkilerin, tanışıklığın yaygınlık kazanması ile yüzyıllar içerisinde azalmış iken yaklaşık son 10 yıldır yeniden popülarite kazanmıştır. 

Bu popülaritesinde Huntington'un ünlü "Medeniyetler Çatışması" makalesinde İslam'ı Batı için bir potansiyel düşmanlık odağı olarak lanse etmesinin önemli bir etkisi olmuştur.   Özellikle 11 Eylül 2001 tarihinde New York'taki "İkiz Kuleler" saldırılarından sonra Hıristiyan dünyasında daha önceki yabancı düşmanı ırkçı eğilimlerden kaynaklanan yeni bir durumdur. Avrupa ülkelerinde işsizlik, nüfusun yaşlanması gibi yeni durumların beslediği yabancı düşmanlıklarının en önemli öznesi olarak Müslümanlardan korku giderek bir paranoyaya dönüşmüştür. Bu paranoyanın bazı güç odakları tarafından manipüle edildiği de düşünülmektedir. İslam'ı ve Müslümanları Avrupa kültürü ve materyalist hayat tarzı için "potansiyel düşman" olarak gören Batı intelijansiyası içindeki ırkçı eğilimler politika belirleyici odakları etkilemeye çalışıp "Avrupa'dan, başta Türkler olmak üzere, tüm Müslümanların "tehcir"i; sürülmesi gibi bir aşırı noktaya kadar gelindiği belirtilmektedir.   

İlgili deyim: Xenophobia (Xenophobe) (ingilizce) "yabancı korkusu/düşmanlığı" anlamında olup "yaban"cılara karşı duyulan korku ya da düşmanlığı ifade eder.































Kaynak: http://tr.wikipedia.org/

Kuzey Afrika' da şeyhlere ve dervişlere verilen unvan ...

Murabut,
Arapça Murabıt.
Savaşçı derviş,
Kalbini Allah'a bağlayan,
Kuzey Afrika'da dervişlere verilen ad.
Kuzey Afrikada Allahın adamı sayılan derviş;
Derviş türbesi;
Derviş inzivagahı.
Düşmanla karşılaşılacak yerlerde gözetip nöbet bekleyen.



Biber, patlıcan gibi sebzeleri ateşte közlemek ...


Börtlemek,  
Terlemek, bunalmak. 

Kıpkırmızı olmak, morarmak. 
Güneşte, ateşte yanmak.

Kızgın bir şeyin deride bıraktığı sulu kabartı.



Terlemek, bunalmak. 


Kıpkırmızı olmak, morarmak. 
Güneşte, ateşte yanmak. 

Su birden fışkırmak. 

İstanbul limanı içersisinde Sarayburnu ile Beşiktaş arasından geçen hattın Haliç tarafında kalan balık alanına verilen ad ...

Dike,
İstanbul Limanı içerisinde, Sarayburnu ile Beşiktaş arasından geçen hattın Haliç tarafında kalan balık alanına verilen ad. 

Voltaire olarak tanınan Fransız devrimi ve Aydınlanma hareketine büyük katkısı olan yazar ve filozof...

François Marie Arouet
(21 Kasım 1694 - 30 Mayıs 1778), 
Fransız yazar ve filozof. 
Voltaire
Daha çok mahlası Voltaire olarak tanınmıştır. Fransız devrimi ve Aydınlanma hareketine büyük katkısı olmuştur.
Din ve ifade özgürlüklerinin yanı sıra, insan hakları konusundaki düşünceleri ve felsefi yazınları ile ünlenmiştir. 


Eserlerinde Kilise dogmaları ve döneminin Fransız müesseselerini yoğun olarak hicvetmiştir. Zamanın en etkili isimlerinden biri olarak tanınır.

Voltaire' in Başlıca eserleri şunlardır:  
Oedipe (1718) 
Zaire (1732) 
Lettres philosophiques sur les Anglais (1733)
Le Mondain (1736) 
Sept Discours en Vers sur l'Homme (1738)  
Zadig (1747) 
Micromegas (1752)
Candide (1759) 
Dictionnaire philosophique (1764) 











http://tr.wikipedia.org/wiki/Voltaire

Ege Bölgesi'nde Lavanta bitkisine verilen ad ... .

Gargan, 
Kargan Otu, (Halk arasında). 
Karabaş Otu. 
Lavanta,
Latince ismi : Lavandula angustifolia, 
İng. Lavender, 
Alm. Lavander. 
Botanikte Lavandula angustifolia.
Ballıbabagiller familyasındandır.
Özellikle Akdeniz bölgesinde yetişir.  


Mavi veya mor renkli çiçekleri koku sanayinde kullanılan bir bitki.  

Keşişotu, Ege Bölgesinde yetişen ve çiçekleri halk hekimliğinde kullanılan bir tür lavanta.
Bilimsel adı Latince yıkanmakdan gelen lavanta, Eski Yunan ve Romalılar döneminde sıklıkla kullanılırdı. Özellikle banyo sularına kattıkları lavanta, saflık olarak kabul ediliyordu. Güzel ve kalıcı kokusunun yanı sıra, lavanta uzun yıllardır iyileştirici etkisiyle de bilinir. Lavantanın çiçek , yaprak ve gövdesinden damıtılarak alınan lavanta yağı tıpta halen kullanılır.

Lavantanın afrodizyak etkisi de uzun yıllardır bilinir. Salata ve yemek soslarına katacağınız bir kaç damla lavanta cinsel hayatınızı renklendirecektir. Lavanta yatıştırıcı etkiye sahiptir ve uykusuzluğa iyi gelir. Çamaşırlarınızın arasına koyacağınız lavanta kesecekleri güzel ve saf kokusunun yanı sıra, rahatlamanıza da yardımcı olur. Mide ve bağırsak rahatsızlıklarında etkili olmasının yanı sıra, baş ağrılarına da iyi gelir. İştah açar, sindirim sistemini olumlu etkiler.

İzmir'in Seferihisar ilçesine özgü bir tür lor peyniri ...

Armola,
Rumca peynir suyu demek.

Armola, keçi sütünden beyaz peynir, süzme yoğurt ve az tuzlu lor ile yapılan peynir.
Seferihisar’a özgü bir peynir türü olan armola, ilçede az sayıda mandırada ve evlerde; keçi sütünden elde edilen süzme yoğurt, keçi sütü loru ve beyaz peynirden yapılıyor. 
Peynir ve yoğurt karışımı olan armola, farklı ve hafif bir tada sahiptir. Armola, hafif bir peynir türüdür. İstendiğinde domates salatasına sos olarak kullanılmaktadır. 


Keçi sütünden yapılması ve peynir-yoğurt karışımı olması nedeniyle farklı bir lezzeti var.  Genelde ekmeğe sürülerek üzerine zeytinyağı, kırmızı biber, sarımsak ilave edilerek yeniliyor.

Hızla dönen rüzğarların oluşturduğu şiddetli siklon fırtınası ...

Tornado,
İsp. Tornado, 
Fr. Tornade, tournade.
Batı Afrika kıyılarında esen çok kuvvetli siklon. Tornado, Dünyadaki en şiddetli fırtınalardandır. Tornadolar rüzğar hızları 32 m/s. - 150 m/s. dir. Tornadolar en çok ABD görülmektedir. Tornadolar zayıf, kuvvetli ve şiddetli diye sınıflandırılır. 

Meteoroloji sözlüğüne göre tornado bir kümülünimbüs tipi buluttan yere doğru sarkan şiddetle dönen hava kolonu ya da hava kolonlarıdır. Tornadolar, çok şiddetli ve hızı saatte 500 km. yi bulan hava akımlarının dönerek hareket etmesiyle oluşan baca şeklindeki koyu renkli bulutlardır. 

Tornadolar, organizasyon, olgunlaşma, zayıflama ve bozulma aşamalarından oluşur. Tornadolar, havanın çok güçlü konveksiyonel yükselmesi sonucunda doğan girdaplardan birisidir. Bunlar tropikal siklonlara oranla çok daha küçük ve yerel olmakla birlikte dünyada bilinen en güçlü ve yıkıcı fırtınalardır.
Tornadoların ılık sular üzerinde daha zayıf şiddette olanlarına da waterspout adı verilir.

Dadı ...

Taya, (Farsça),
Daye.
Dadı. 
Mürebbi.  
Eğitici erkek.
Çocuk hizmetçisi. 
Çocuğa süt veren.
Evlerde çocuğa bakan kimse,

Namlusu yivsiz bir tüfek cinsi ...

Kaval, (Smoothbore).
Kaval Tüfek.
Namlusu yivsiz tüfek,
Namlusu yivsiz, kaval (tüfek veya top).
Yivsiz av  tüfeklerinde namlular kullanım alanlarına göre değişik çap, namlu boyları ve şoklarda veya bunların değişik kombinasyonlarında imal edilirler. 
Kaval bir namlu çeşididir. Kaval namludan çıkan saçma gurubu, namlu çıkış ağzından itibaren genişler.

Davranışları kaba, sert ve gönül kırıcı olan ...

Nobran,(Farsça),
Nadan,
Davranışı kaba, sert ve gönül kırıcı olan, nadan,
Bilgisiz, cahil.
Nobran, kaba, kötü.

Yapay tatlandıcı olarak kullanılan bir madde ...

Aspartam,
Sakkarin,
Asesulfam K,
Sukraloz,
Günümüzde en çok bilinen 4 çeşit tatlandırıcı vardır. 
Bunlar ; aspartam, sakkarin, asesulfamK ve sükraloz' dur.  

Aspartam; 
Kimyasal adı;  N-(L-α-Aspartyl)-L-fenilalanine, 1-metil ester. Kimyasal formülü aspartil-fenilalanin-1-metil ester olan bir tatlandırıcıdır. Kimyasal olarak aspartat ve fenil alanin aminoasitlerinden oluşmuş bir dipeptidin metil esteridir.  Çay şekerinden 180 kat daha tatlıdır. İlk kez James M. Schlatter tarafından 1965 yılında keşfedilmiş, ABD'de 1974'te kullanımının onaylanmasından sonra uzun süre güvenilirliği tartışma konusu olmuştur. Aspartam kullanım güvenliği açısından ciddi tartışmalara neden olmuş, yapılan araştırmalarda bir zararlı olduğuna dair bir kanıt bulunamamıştır. Avrupa Birliği'nde gıda katkı maddesi olarak E951 kod adını almıştır.

Sakkarin;   
1879 da bulunmuş olup, yaklaşık 100 yıldır kalorisiz tatlandırıcı olarak kullanılmaktadır. Üzümde doğal olarak bulunan bir maddeden üretilmiştir.   Sofra şekerinden 300 kez daha tatlıdır. 20 mg sakkarin 1 tatlı kaşığı sofra şekeri ile aynı tatlılığı verir. Vücut parçalayamadığı için, sakkarin enerji sağlamaz, idrarala atılır.   Sakkarin ısıtıldığı zaman tatlı tadını muhafaza eder. 

Asesulfam K;   
1967'de bulunmuş asesulfam K beyaz renkte, kokusuz, kristal yapıda bir tatlandırıcıdır. Kalori sağlamaz. Sakkarin gibi asesulfam K' da vücut tarafından parçalanamaz ve idrarda değişikliğe uğramadan atılır. Şekerden 200 kez daha tatlıdır. Bazı besinlerde yüksek konsantrasyonlarda kullanıldığında ağızda hafif bir tad bırakabilir. Bu yüzden diğer tatlandırıcılar ile, enerji vermeyen ve enerji veren tatlandırıcılar sıklıkla birlikte kullanılır.   Asesulfam K ısıtıldığında yapısı değişmediğinden pişirme gerektirecek besinlerde kullanılabilir. Şeker gibi hacim oluşturmadığından bazı yemek tariflerinde kullanılmaz.   

Sukraloz:   
1991 yılında Kanada tarafından kullanım izni verilen sukraloz en son çıkan tatlandırıcı olarak bilinir. Klorlama yoluyla şeker(sukroz)'den elde edilir. Şekerden 600 kat daha tatlıdır. Isıya dayanıklıdır. Metalik tat içermez. Her türlü ısıl işleme uğrayabilir yapısı bozulmaz. Tadı şekere en yakın tatlandırıcı olarak bilinir.   

Yeniçerilere verilen üç aylık maaşların dördüncü bölümü ...

Lezez,
Yeniçerilere üç ayda ödenen maaşlara Ulufe denilmektedir.  
Ödenen ulufe dönemleri aşağıda gösterilmiş ve ödendiği ayların sembolleriyle ifade edilmiştir.


Ulufe dönemleri;
  1. Masar [ Muharrem, Safer, Rebiül-evvel ],
  2. Recec [ Rebiül ahır, Cemadül evvel, Cemdül ahır ] , 
  3. Reşen [ Recep, Şaban, Ramazan ],
  4. Lezez [ Şevval, Zilkade, Zilhicce ].

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ