Mavera...

Öte. 
Mavera (Arapça).
Görülen alemin ötesi.
Bir şeyin gerisinde, arkasında veya ötesinde bulunanlar.

Rum asıllı Osmanlı Tarihçisi...

Stefanos, 

Prof. Dr. Stefanos Yerasimos (1942-2005) Rum asıllı Türk tarihçisi. Tarihçi, yazar, mimar, şehircilik uzmanıdır.  

1942' de İstanbul'da doğan Stefanos Yerasimos, 1960' ta Zoğrafyon Lisesi' ni, 1966' da Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Mimarlık Bölümü'nü, 1968' de de Paris Sorbonne Üniversitesi Şehircilik Enstitüsü'nü bitirmiş. 1972' den beri Paris VIII Üniversitesi ' nde, şehircilik ve jeopolitik profesörü. Uzun yıllar Türkiye' de yaşadı. 1994-1999 arasında İstanbul Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü' nün müdürlüğünü yaptı. 1989'da profesör olan Yerasimos, 1994'ten beri de İstanbul' daki Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü'nün müdürlüğünü yapmıştır. Son olarak Paris VIII Üniversitesi' nde ders vermeye devam eden Yerasimos' un jeopolitik ve şehirler tarihi başta olmak üzere çeşitli konularda yayımlanmış birçok makalesi vardır.

Osmanlı tarihçisi Stefanos Yerasimos, yakalandığı kanser hastalığına yenik düşerek 20 Temmuz 2005 sabahı Paris' te vefat etti.

Eserleri;
Azgelişmişlik Sürecinde Türkiye; 
Ekim Devrimi'nden Milli Mücadele'ye Türk-Sovyet İlişkileri 1917-1923; 
Türk Metinlerinde Konstantiniye ve Ayasofya Efsaneleri; 
Milliyetler ve Sınırlar - Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu; 
İstanbul 1914-1923 Akdeniz Dünyası Şehirleri; 
Osmanlı İmparatorluğu'nda Seyyahlar (XIV-XVI. yüzyıllar); 
İstanbul-Voyage intime (İstanbul - İç Yolculuk); 
La Turquie vue du ciel (Havadan Türkiye); 
İmparatorluklar Başkenti İstanbul; 
Türkiye'de Sivil Toplum ve Milliyetçilik, 
Sultan Sofraları / 15. ve 16. yüzyılda Osmanlı Saray mutfağı, 
Süleymaniye.

Osmanlı ordusunda bir askeri sınıf...

Osmanlı Devleti Ordusu, Ordu-yi Hümayun Osmanlı Devleti' nin ordusudur.  Osmanlı ülkesi eyalet ve sancaklara bölünmüş ve eyalet bugünkü deyimle il demektir. Eyaletlere Vezirler, Beylerbeyi, Mirmiranlar, sancaklara da Mirliva ve Beyler memur edilirdi. Vezirlerden gayrısına Ümera denirdi. Osmanlı devleti salt bir askeri hükümet olarak kurulduğundan, vüzera ve ümera sivil devlet işlerine bakmak ve düzenlemekle beraber askeri görevleri de yerine getirirlerdi.

Askeri Teşkilat,
Yaya ve müsellemlerin temelini attığı ordu teşkilatı zamanla kuvvet ve sınıflara ayrılmıştır. Osmanlı ordusu başlıca 4 ana kuvvetten oluşmaktadır. Kapıkulu Ocağı,  Eyalet askerleri, Akıncılar ve Donanma' dır.

Kapıkulu Ocağı; Kapıkulu Piyadeleri ve süvarilerinden oluşmuştur.
Kapıkulu Piyadeleri;
Acemi Ocağı, Yeniçeri Ocağı, Cebeci Ocağı, Topçu Ocağı, Top Arabacılar Ocağı, Humbaracı Ocağı, Lağımcılar, Sakalar,

Kapıkulu Süvarileri: Silahtar, Sipahi, Sağ Ulufeciler, Sol Ulufeciler, Sağ Gureba bölüğü, Sol Gureba bölüklerinden oluşmakta idi.
Ana madde: Kapıkulu Ocağı

Eyalet askerleri;
Yerli Kulu; Azab(Azepler), Sekban , Tüfenkçi(Tüfekçiler), İcareliler(Yerli topçular), Lağımcılar, Müsellemler,
Serhat Kulu: Deliler (Deli), Gönüllüler, Beslilerden, Topraklı Süvari, Tımarlı Sipahiler.

Akıncılar;
Müslüman Türklerden meydana getirilen hafif süvari kuvvetlerine verilen bu isim, 500 sene sonra Avrupa' da "komando" olarak ortaya çıkacaktır. Akıncılardan bin kişinin komutanına binbaşı, yüz askerin komutanına yüzbaşı ve on neferinkine de onbaşı denilirdi. Bunların hepsinin üstünde de akıncı beyi denilen akıncı kumandanı vardı buna Akınal ve akıncı sancak beyi de denilirdi. Ayrıca akıncılar, savaşlarda keşif amaçlı en önden de giderdi ve Osmanlı Devleti tarihinde önemli bir yere sahiptirler.

Donanma; Donanma-yı Hümayun, Osmanlı Devleti' nin denizcilikle ilgilenmeye başlaması İzmit ve Gemlik taraflarının, daha sonra da Karesi ilinin alınması ile başlamaktadır. Karesi Beyliği gemilerinden faydalanılarak, Rumeli' ye geçen Osmanlı, 1390 yılında Gelibolu' da önemli bir tersane yapmıştır.

Osmanlı ordusunda rütbeler...

Osmanlı ordusunda Rütbeler;
Müşir (Mareşal),
1.Ferik (Orgeneral),
Ferik (Tümgeneral ile Korgeneral arası),
Mirliva (Tuğgeneral ile Tümgeneral arası),
Miralay (Albay),
Kaymakam (Yarbay),
Binbaşı,
Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı),
Yüzbaşı,
Mülazımı sani (Üstteğmen),
Mülazımı evvel (Teğmen),
Çavuş,
Onbaşı,
Nefer

Osmanlı devletinde savaşta düzenli bir ordunun yanında hizmete alınan paralı asker...

Mirilu,
Osmanlı imparatorluğu'nun, uzayan savaşlarında dışarıdan aylıkla toplanan askerlere verdiği ad.
Uzayan harblerde ve askerin kifayetsizliği zamanlarında aylıkla toplanan askerler. Bunlar talimsiz, intizamsız oldukları için "Nefer-i âm: Bütün halkın cenge sürülmesi" hükmünde kalıyor, bir istifade te'min olunamıyordu. Yeniçeri Ocağı' nın ilgasıyla muntazam askeri teşkilat yapılınca bu türlü asker istihdamından vaz geçilmiştir.  Hükümete ait gelir menbaları yerinde de mirilu tabiri kullanılırdı.

Osmanlılar zamanında vergi ve harç vermeyen müslüman halk...

Beraya, 
Beriye (Halk).  Bütün mahlûkat. 
Osmanlılarda halkın kılıç kullanabilenleri ve vergi hârici tutulan müslüman kısmına beraya denmektedir.

Haraç, Osmanlı Devleti' nde Müslüman olmayanların devlete ödemekle yükümlü oldukları vergi. Osmanlı Türklerinde genellikle toprak sahiplerinden devletçe alınan vergi. Vergi ve haraç vermeyen müslüman ahaliye Beraya denir. Bütün halkı kapsaması açısından genelde birlikte kullanılan Reaya ve Beraya ikilisinden Reaya olmayan,vergi vermeyen, yönetici sınıfı için kullanılılan kelimedir. Bunlar ilmiye, kalemiye, seyfiye sınıflarıdır.

Haraç, Osmanlılarda daha ziyade gayr-i Müslim tebeayi ilgilendiren vergilerden biridir. 
Harçlar, Osmanlı örfî vergilerinden bir kalem de "Harçlar" adi altında zikredilmektedir. Bu vergi, daha ziyade resmî dairelere işi düşenlerden alınmaktaydı. Değişik isimlerle alınan bu harçlar, mahkemelerde hakim, kadı ve naillerin verdikleri hüccetlerden, sicillere geçirilen hükümlerden, meşihat makamından yazılı olarak çıkan fetvalardan, ölen bir kimsenin mirasçıları arasında yapılan miras taksiminden, nikah vs. gibi muamelelerin karşılığı olarak alınmaktaydı.

Osmanlı bilginlerinden Katip Çelebi' nin bir eseri..

Kâtip Çelebi (1608-1656) Osmanlı, bilgini.
Hacı Halife,
Kalfa,

Tarih, coğrafya ve bibliyografya alanında önemli yapıtlar vermiş, medrese düşüncesini eleştirmiştir. Şubat 1609' da İstanbul'da doğdu, 6 Ekim 1657' de aynı yerde öldü. Asıl adı Mustafa' dır. Doğu' da Hacı Halife, Batı'da ise Hacı Kalfa adıyla da tanınır. Babası Abdullah Enderun'da yetişmiş, silahdarlık göreviyle saraydan ayrılmıştı. IV. Murad döneminde (1624-1640) girişilen Doğu seferlerinde kâtib olarak katıldı. 1635'te İstanbul'a dönerek kendisini tümüyle okuyup yazmaya verdi. Tarihten tıbba, coğrafyadan astronomiye kadar geniş bir ilgi alanı olan Kâtib Çelebi'nin aynı zamanda zengin bir kitaplığı da vardı. Telif ve çeviri olarak yirmiyi aşkın kitap yazdı. En önemlileri tarih, coğrafya ve bibliyografya alanındadır. 
Tarih alanındaki yapıtlarının ilki 1642' de tamamladığı Arapça Fezleke'dir. (Fezleketi Akvâlü'l-Ahyâr fi İlmi't-Tarih ve'l-Ahbar). Olayların kronolojik sıralamasının ardından her yılın sonunda o yıl içerisinde ölen devlet adamları ve bilginlerin yaşam öykülerinden ve yapıtlarından da kısaca söz eder. Takvimü't-Tevarih ise, Adem Peygamber'den 1648' e kadar geçen tarihsel olayların bir kronolojisidir.

En tanınmış yapıtlarından olan Tuhfetü'l-Kibar fi Esfari'l-Bihar' da kuruluş döneminden 1656' ya kadar Osmanlı denizciliğinin bir tarihçesi yanında Osmanlı donanmasının, tersane ve bahriye örgütünün işleyişini anlatır, kaptan-ı deryaların yaşam öykülerini verir. Coğrafi yapıtların en önemlisi olan Cihannüma Osmanlı coğrafyacılığında yeni bir çığır açmıştır. Bunların yanı sıra Batılı coğrafyacılardan Ortelius, Cluverius ve Lorenz'in yapıtlarından da yararlandı. Doğal olarak eski Arap, İran ve Osmanlı coğrafyacıların yapıtlarını da kullandı. İkinci Cihannüma, dünyanın yuvarlak olduğunu da kanıtlamaya çalışan fiziki coğrafya ağırlıklı bir giriş bölümünden sonra Kristof Kolomb ve Macellan'ın keşif gezilerinden söz eder.Japonya' dan başlayarak Asya ülkelerini tanıtır. Bunların tarihleri, yönetim biçemleri, ekonomileri, inançları konusunda bilgiler verir. Bu arada İslam coğrafyacılarının bilgi yanlışlarını gösterir, bunların harita kullanmamaktan ileri geldiğini açıklar. Bu ikinci Cihannüma'da anlatılan son yer Van'dır. Birinci Cihannüma'da ise Osmanlı Avrupa'sı ve Anadolu ile İspanya ve Kuzey Afrika'yı kapsamaktadır. Her iki biçimde de ek olarak birçok harita vardır. 


Kâtib Çelebi'nin Batı' da tanınan en ünlü yapıtı Keşfü'z-Zünun an Esamü'l-Kütübi ve'l- Fünun' dur. Arapça bir bibliyografya sözlüğü olan yapıtta 14.500 kitap ve risalenin adı ve yazarı verilir. İslam dünyasında da genel kabul gören Aristoteles'in bilim tasnifine görev ve alfabetik olarak düzenlenmiş olan yapıt, yirmi yılda tamamlanmıştır. 
Kâtib Çelebi'nin tarih felsefesini ve toplum görünüşünü açıklaması bakımından önemli olan yapıtı Düsturü'l-Amel li-Islahi'l-Halel'dir. Risalede Osmanlı toplumunun ömrünün uzaması için de reaya, asker ve hazine konularında alınması gerekli önlemleri sıralar, öğütler verir.
Arapça olan bu yapıtında yanıtlamaya çalıştığı bu soruları daha önce şeyhülislama ve bilginlere sorduğunu, ama doyurucu bir karşılık alamadığını da belirtir. 
 
Son yapıtı olan Mizanü'l-Hakk fi İhtiyari'l -Ahakk' da da dönemin din bilgilerinin tartıştıkları çeşitli konular hakkında düşüncelerini açıklar. Pozitif bilimlerin gerekliliğini ve bunların ortaya koyduklarının dinsel bilgilerle çatıştığını açıklayarak söze başladığı yapıtında düşünce ve kanaat farklılıklarının insanlık tarihi kadar eski olduğunu da söyler. Yapıtın sonunda kendi özyaşam öyküsüne yer verir.

Eserleri;

Tuhfetü'l-Kibar fi Esfari'l-Bihar, (ö.s), 1729;
Cihannüma, (ö.s), 1732; 
Takvimü't-Teravih, (ö.s), 1733; 
Düsturü'l-Amelli-İslahi'l-Halel, (ö.s), 1863, (yeni harflerle, 1982); 
Nizanü'l-Hakk fi İhtiyari'l-Ahakk, (ö.s), 1864, (yeni harflerle, 1972); Türkçe 
Fezleke, (ö.s), 2 cilt, 1869-1870; 
Keşfü'z-Zünun an Esamii'l-Kütübi ve'l-Fünun, (ö.s), 1941-1943; 
İlhamü'l-Mukaddes fi Feyzi'l-Akdas, (ö.s), M. Hamidullah (yay.), 
İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, IV, (3-4), 1971.

Osmanlılarda resmi ya da özel tören ve gösterilere verilen ad...

Alay,
Herhangi bir törende veya gösteride yer alan topluluk.

Paraşütle atlarken ölen ilk kadın pilot...


Eribe,
Eribe Hürkuş. 

Ünlü Türk havacılarından Vecihi Hürkuş' un kardeşinin kızı olan Eribe, 29 Ekim 1936' da Cumhuriyet Bayramı gösterileri için prova atlayışı sırasında paraşütünün tam açılmaması nedeniyle ağır yaralandı. Kazadan birkaç gün sonra Eribe Hürkuş iç kanama nedeniyle hayatını kaybetti. 

İlk uçan kadın, Göklerle tanışan ilk Türk kadını, Belkıs Şevket Hanım oldu. Kadın Haklarını Koruma Cemiyeti kurucu üyelerinden Belkis Şevket Hanım 30 Kasım 1913'de Fethi Bey'in kullandığı Döperdüsin tipi uçakla uçtu. 

Uçak kazasında ölen ilk Kadın Trakya'daki tatbikata gelen Junkers A20'ye yolcu olarak binen Mefharet Hakkı Hanım 27 Ekim 1927 günü Üsteğmen Asım komutasındaki uçağın iniş sırasında kırım geçirmesi sonucu beyin kanamasından hayatını kaybetti.

İlk pilot Bedriye Tahir Gökmen. Vecihi Sivil Uçak Okulu'nda eğitim alan Bedriye Tahir Gökmen 1934 yılında mezun oldu. Lisans kontrolü eğitim verilen eğitim uçağı kırım geçirdiği için yapılamadı.

İlk askeri pilot Sabiha Gökçen. Atatürk'ün manevi kızı olan Sabiha Gökçen, 1935 yılında uçuşlara başladı. 1936'da Askeri pilot olarak mezun oldu. Dünyanın ve Türkiye'nin ilk kadın askeri pilotu oldu. Tek başına yaptığı uçakla Balkan turu büyük ilgi çekti. 1955 yılına kadar Hava Kuvvetleri ve Türk Hava Kurumu'nda (THK) pilot olarak görev yaptı.

İlk paraşütçü Yıldız Uçman. Eylül 1935'de Rus R-5 uçağından yaptığı atlayış ile Türkiye'nin ilk kadın paraşütçüsü oldu.

Parmaklara takılıp çalınan zil ya da buna benzer ses çıkarıcı araç...

Çalpara, (Farsça).
Şakrak (Halk arasında),

Parmaklara takılıp çalınan zil veya buna benzer ses çıkarıcı araçtır.

Çalpara, parmaklara takılan, dört veya iki parça ağaçtan yapılmış zil gibi müzik aleti. Çengi Çubuğu' da denir. Çengilerin, dansın tartımını tutmak için, ellerinde birbirine çarptıkları abanoz sopalar. Çalpara genellikle abanozdan yapılır. Uzunlukları 8-10 cm' dir. Vurdukça tok ses çıkarır. Uçları ufak menteşelerle bağlanır, bazen dize konularak, bazen elde şaklatılarak çalınır.

Osmanlı İmparatorluğunda 17. yüzyıl sonlarına doğru Rumeli’ deki Yörüklerden oluşturulan askeri örgüte verilen ad ...

Evladı Fatihan, (İng. Conqueror).
Osmanlı devletinde Rumelideki yörüklerden oluşan askeri örgüt. Osmanlı İmparatorluğunda Balkanlarda Rumeli’ de kurulan ve buraların fethine katılan Beylerin evlatlarına dayanan teşkilata fatihlerin (fethedenlerin) evlatları manasında Evladı Fatihan denmiştir.

Osmanlılar'ın Balkan Yarımadası' ndaki fetihleri neticesinde orada yerleşmeleriyle, buradaki yörük cemaati gruplarının sayıları artmış ve çok ehemmiyet kazanmıştı. Rumeli’ nin iskanı ve Türkleştirilip, İslam dininin yayılması maksadıyla yörük ve Tatar Türklerinin bu bölgeye ilk defa ayak basmaları, Sultan Yıldırım Bayezid zamanında oldu. Önceleri yörüklerin bulundukları kazalar; Manastır, Filorina, Cuma, Tikveş, İştip, Doyran, Yenice, Vadina, Serez, Demirhisar, Drama, Longaza idi.  Fetihlerden sonra Rumeli’ de yerleşen yörük teşkilatı, zamanla dağılmaya yüz tuttu. Dağınıklık ve disiplinsizlik, İkinci Viyana Kuşatması'nda iyice kendini gösterdi. Böylece halkın daha sıkı bir disiplin altına alınmasının gerekli olduğu ortaya çıktı. 1691 senesinde sultanın hatt-ı hümâyûnu ile yörük Türkleri, Evlad-ı Fatihan adı altında ve Rumeli’ nin sağ, sol ve orta kolunda olmak üzere yeniden yazıldı ve zamanın ihtiyaçlarına göre, teşkilâtın askeri ve iktisadi bünyesi az çok değiştirildi. Kanunname’de; Yörük taifesi öteden beri Devlet-i Aliyyenin güzide ve cengaver, itaatli, ferman dinleyen askerlerinden olup, eski seferlerde küffâr ile yapılan harplerde, kendilerinden iyice yararlık ve yüz aklıkları görüldüğünden, bu tâifeye Evlad-ı Fatihan adı verilmiştir” denilmektedir. Altı sene sonra nüfus sayımı yapılarak, her altı kişiden birinin seferber asker olması ve bu şekilde her türlü vergiden muaf tutulacakları ve harplere iştirakleri kayda bağlanmıştı. Böylece Yörükler, yerleşik hayata geçmiş olsalar dahi, yeni bir kuruluş hâlinde, yine askerî bir hizmet için teşkilatlandırılmış oldular. 

1826 senesinde Evlad-ı Fatihan teşkilatı yeniden düzenlendi ve yirmi dört grupta toplanarak dört tabur haline getirildi. Çeribaşıların yanına kolağası, mülazım ve yüzbaşı rütbesinde subaylar verildi. Bir süre sonra bu taburlar alay yapıldı. Rumeli ve Selanik eyaletlerinde oturan Evlad-ı Fatihanın diğer halktan farklı bazı imtiyazları vardı. Bunlar, Tanzimat' tan sonra çıkarılan kanunla kaldırıldı ve diğer halk gibi vergi ve askerlik mükellefiyetine tabi tutuldular (1846). Böylece, yaklaşık iki asırdan beri devam eden Evlâd-ı Fâtihân teşkilatı, ortadan kaldırılmış oldu.
 

Osmanlı mutfağına özgü çam sakızlı muhallebi...

Helatiye,
Haytalya,
Helatiye,
Halitalya.

Malzemeler;
1 1/2 su bardağı süt,
1/2 su bardağı su,
2 yemek kaşığı toz şeker ,
3 yemek kaşığı nişasta,
1/2 çay kaşığı dövülmüş damla sakızı 
1 tutam tuz,  

Sos için;
4 su bardağı su,
3 1/2 su bardağı toz şeker,
1/2 su bardağı gül suyu (arzu edilirse) 
Doğranmış mevsim meyveleri (çilek-muz-kivi-elma-armut-portakal) 
File şam fıstığı ve file badem,

Yapılışı;
Şurup için- Şeker-su ve istenirse gülsuyu bir tencerede karıştırılır, şurup kıvamına gelene kadar orta ısıda kaynatılır ardından soğumaya bırakılır. 
Muhallebi için- Süt-şeker -tuz ve damla sakızı tencerede karıştırılarak kaynatılır. Küçük bir kasede nişasta ile su iyice ezildikten sonra, karıştırılarak kaynamakta olan karışıma sicim gibi akıtılarak ilave edilir. Muhallebi kıvamına gelene kadar karıştırılarak pişirilir. Muhallebi, su ile çalkalanmış pyrex kalıba 1 cm kalınlığında yayılır,soğuduktan sonra 1-2 saat buzdolabında bekletilir ve ardından küp küp dilimlenir. 

Servis yapılacak kaselere, soğutulan şurup-doğranan meyveler-küp şeklinde kesilen muhallebi konur ve nazikçe karıştırılır. Karışımın üzerine file badem ve file şam fıstığı serpilerek sunuma hazır hale getirilir. 

Osmanlı devletinde 1843’ten sonra askeri ferik rütbesine karşılık olarak sivil yöneticilere verilen unvan....

Mirimiran, (Farsça).
Osmanlıda beylerbeyi anlamında kullanılan bir tür ünvandır.
Osmanlı devletinde 1843’ ten sonra askeri ferik rütbesine karşılık olarak sivil yöneticilere verilen unvan. Mİr-i miran, farsça birleşik isim mir "bey" , miran "beyler",  beylerbeyi anlamındadır. Eyalet beyi, mülkiyede paşa ünvanını kazanan rütbelerin ikincisi.
 
Osmanlı devlet teşkilatında eyalet idaresinden mesul askeri ve mülki yetkiler taşıyan en yüksek görevli. On dördüncü yüzyıl boyunca beylerbeyi, osmanlı devletinde taşra kuvvetlerinin kumandanı ve çeşitli sancaklara dağılmış beylerin topluca amiri durumundaydı. Osmanlının son dönemlerinde sivil paşalık unvanıdır. 

Pancar, lahana ve et ile yapılan sebze çorbası...

Borş Çorbası, (Borsch, Bortsch, Borstch, Borsh, Barszcz, Borshch).
Rus borş çorbası (Russian borscht soup).
Rus geleneksel yemeği ‘Borş Çorbası’ denilmesine rağmen esas olarak Ukrayna' ya hastır.  Kaynama sıcaklığında servis edilen bu yemeğin bulunduğu soğuk coğrafyaya çok uygun bir yemektir.
 
Malzemeler;
Yarım kg et,(Yağsız)
1 pancar,
Yarım kg lahana,
2 diş sarımsak,
1 demet maydonoz,
1 patates,
1  havuç,
2  boy kuru soğan,
2  defne yaprağı,
1  domates,
1lt et suyu.

Yapılışı,
Tencereye ilk olarak doğranmış soğan ve rendelenmiş havuç alınır. Biraz kavrulduktan sonra üzerine doğranmış domates, patates, sarımsak eklenir.  Pancarın kök ve sap kısmını keserek iyice yıkayın. Kabuğunu soymadan, üzerini kaplayacak kadar su, tuz ve 1/4 bardak sirkeyi ilave ederek 30 dakika boyunca haşlayarak pişirin. Daha sonra sürenin sonunda pancarı çıkartıp soğutun, kabuklarını soyarak tavla zarı büyüklüğünde doğrayın. Daha sonra kalın damarları çıkartılıp 2-3 mm inceliğinde doğranmış doğranmış ve sirkede bekletilmiş lahana  da ilave edilir.  Diğer taraftan doğranmış veya rendelenmiş sirke ve limonda bekletilir. Lahanalar biraz piştikten sonra pancar ve haşlanmış didiklenmiş et eklenir. Et suyu ilave edilerek pişmeye bırakılır. En son pişmesine yakın, ince kıyılmış dereotu ve maydanoz eklenerek ocaktan alınır. Pişmeye yakın 3 yemek kaşığı sirke, tuz ve taze çekilmiş karabiber ekleyin. Çorba sıcak servis yapılır. Rusya-Ukrayna' da bu çorba servis edilirken üzerine smetana denen ekşi bir krema, konulur. Çorba içine kereviz, havuç gibi sebzeler de konulmaktadır.

Teşhircilik...

Egzibisyonizm,

Kişinin bedenini, özellikle de cinsel organlarını göstermek için önüne geçemediği bir gereksinim duyması ile karakterize bir cinsel bozukluk. Normal kabul edilenin dışında vuku bulan cinsel davranış şekillerinden biri olan Egzibisyonizm erkek genital organlarının, genellikle ereksiyon halindeki penisin, kasten bir kadına gösterilmesidir. Genellikle pencerelerde, ıssız yollarda veya genel tuvaletlerin yakınında olur. Bu eylemin erkekte tam bir cinsel heyecan yaratması için, kadının şaşkınlık, hattâ korku göstermesi gerekir. Egzibisyonist ender olarak fizik veya cinsel saldırıyı amaçlar. Hastalık adolesans döneminde, zayıf cinsel dürtünün arttırılması için bir yöntem olarak başlar ve hastanın eşinin gebeliği sırasında, yahut birikmiş saldırganlık duyguları, ya da eşi tarafından cinsel bakımdan aşağılanması üzerine bir alışkanlık haline gelir. Fantazi durumlarında aversiyon (engelleme) terapisi ve grup psikoterapisi en yararlı tedavilerdir. Nüksetme gösteren vakalarda, östroienlerle kimyasal kastrasyon yararlı olabilir.

Metal üzerine altın kakma tekniğiyle yapılan süsleme...

Zernişan,
Kılıç, kalemtıraş gibi şeylerin üzerine kakma altınla yapılan işleme süs.

Merminin arkasından namluya sürülen bez barut kesesi...

Hartuç, (Fr.cartouche).
Merminin arkasından namluya sürülen bezden veya kartondan barut kesesi.

Mersin ağacı...

As,
Mersin ağacı, Sazak, Bahar ağacı, Murt ağacı (Latince Adı, Myrtus communis). 

Mersingillerden, Güney ve Batı Anadolu dağlarında yetişen, yaprakları yaz kış yeşil kalan, gıda ve parfüm sanayisinde ham madde olarak kullanılan, meyvesi murt adıyla bilinen, esansı çıkarılan, beyaz çiçekli, güzel kokulu bir ağaç.  Mersin ağacı, boyu üç metreye kadar yiikselebilen, kışın yapraklarını dökmeyen, beyaz çiçekler açan, defne meyvesi büyüklüğünde meyveleri olan bir ağaçtır. Yeşilimşi kahverengi renkte olan yaprakları tüysüz ve derimsidir, keskin kokuludur. Çok tohumludur. Ağacın kurutulmuş yaprakları şjfa verici olarak kullanılır. Taze yapraklarından su buharı distilasyonu ile elde edilen esansı da şifalıdır. Koku ve baharat olarak da kullanılır.

Mersin Ağacı, keskin kokulu, derimsi yapraklar taşıyan mersinler yaz kış yeşil kalabilen çalı ya da ağaççıklardır. Bu ağaçlardan bir yaprak koparıp ışığa tutacak olursanız yaprağın yüze­yinin saydam noktacıklarla kaplı olduğunu görürsünüz. İşte bu noktacıklar yapraklara keskin koku veren uçucu yağın toplandığı yağ kesecikleridir.

Mersingiller (Myrtaceae) familyasında yer alan bu bitkilerin özellikle tropik yörelerde yetişen 16 kadar türü vardır. Bunların içinde adi mersin (Myrtus communis) Akdeniz Bölgesi'ne özgü tek türdür. Adi mersin 3-4,5 metre arasında boylanabilen bol yapraklı bir çalıdır; yazın açan hoş kokulu çiçekleri daha sonra morumsu siyah, etli meyvelere dönüşür. Halk arasında meyvelerinden ishal kesici, antiseptik ve iştah açıcı ilaç olarak yararlanı­lır; yapraklarından çıkarılan uçucu yağ (mer­sin esansı) ise gıda ve parfüm sanayisinde koku verici olarak kullanılır. Türkiye'de de Akdeniz ve Ege bölgelerindeki dağlarda ya­bani olarak yetişen bu bitki, Avrupa'ya çok eskiçağlarda yayılmıştır. Eski Roma'da, aşk tanrıçası Venüs'ün simgesi olarak kabul edildiğinden kentin her yerinde, özellikle de tapınakların çevresinde yaygın olarak mersin ağacı yetiştiriliyordu. Gene aynı dönemlerde Romalı kadınlar mersin esansı katılmış sularla yıkanıyorlardı. Mersinlerin içinde değişik ik­lim koşullarına karşı en dayanıklı tür olan adi mersin bugün de dünyanın pek çok yerinde süs bitkisi olarak yetiştirilmektedir."Guava" denen Şili kökenli bir mersin türünün (Myrtus ugni) beyaz çiçekleri ise döllendikten sonra kırmızı meyvelere döner; bu meyveler yetiştiği yörelerde yemiş olarak tüketilir.

Yaprak ve meyveleri ishal kesici, mikrop öldürücü, iştah açıcı, kan dindiricidir. İdrar yolları ve göğüs hastalıklarında antiseptik özelliğinden istifade edilir. 

Paris havaalanının adı...

Orly,  
Paris Orly Havaalanı (ORY) (Paris, France, Fransa).
Güney Paris' in 14 kilometreuzağındadır. Orly Havaalanı iki terminali vardır.  Charles de Gaulle Uluslararası Havaalanı inşaatı, Paris Orly ana havalimanı olarak değiştirilmiştir.

Medrese öğrencisi...

Softa,(Farsça).
Molla,

Sahn medreseleri dışında kalan medreselerin öğrencisi. 
İlmiye sınıfından olanlara, aşağılamak için verilen ad. 
Yobaz, kaba sofu.

Berber balığı...

Cerrah balığı,
Berber Balığı ( Anthias anthias ) . 


Hanigillerden, kuyruğunun çatalı çok uzun olan, Akdeniz' de yaşayan, eti yenilen bir balık. Hani ailesinden bir balıktır. Sıcak ve ılıman denizlerin kayalık, çakıl ve bazen çamurlu bölgelerinde ve 50-300 metre derinliklerde yaşayan berber balığı, 25 santimetre uzunluğa erişebilir. Az bulunduğu için fazla ekonomik değeri yoktur. Denizlere renk güzelliği verir. Üremeleri diğer hani cinsi balıklar gibidir. Sırtında madeni bir pembe, karnında gümüş renklidir.  Göğsü  ve  yanları  altın sarısı yollarla süslüdür. Karın yüzgeçlerinin ve kuyruk yüzgeci loblarının uzamış olması, görünüşünün zarafetini artırır.  Bu balıklar Akdeniz' in kayalık   kıyılarında   yaygın olark görülür.

Abdest alırken ağzı çalkalama...

Mazmaz, (Farsça).
Müslümanların, belli ibadetleri yapabilmek için bir düzen içerisinde bazı organları yıkayıp bazılarını mesh etme yoluyla yaptıkları arınma. Gusül veya abdest alırken, elleri yıkadıktan sonra üç kere ağız dolusu su alıp ağızda çalkalamak.

Mazmaz, (İbranice) Hz. Muhammed' in (A.S.M.) Suhuf-u İbrahim ve Tevrat'taki ismi.

Mert, kalender ve babacan kimse...

Aga,
Mert, Sözünün eri, güvenilir (kimse), erkek.
Ağabey, büyük erkek kardeş. 
Baba.
Abe, Age.
Gösterişsiz, sade yaşamaktan yana olan, alçak gönüllü kimse, ehlidil, rint. 
Özensiz giyinmiş, kılıksız kimse.

Mert olmayan...

Kalleş,
Namert (Farsça).
Korkak, alçak, mert olmayan.
Sözünde durmayıp bir işin yüzüstü kalmasına yol açan.

Mertebeler, rütbeler...

Meratip,  Meratib (Osmanlıca).
Mertebeler. 
Basamaklar. 
Kademeler. 
Dereceler.

Meryem Ana' ya verilen bir başka ad...

Azra,
Hz. Meryem’e verilen ad.
El değmemiş bakire kız.
Delinmemiş inci.

Meryem' i üzüntülü gösteren kompozisyonlara verilen ad...

Pieta,
Meryem'i dizinde ölmüş isa'yı taşırken gösteren resim ya da heykel.
Hıristiyan sanatında ölü isa' nın vücudunu kollarında tutan Meryem betimlemesi.
Merhamet, anlamında italyanca bir kelime. Meryem’ i üzüntülü, kimi zaman yalnız, ki­mi zaman Aziz Yuhanna ile birlikte ve di­zinde çarmıha gerilmiş oğlunun cesediyle temsil eden kompozisyon.  Pieta heykellerinden ilki Naumburg katedralindeki heykeldir (1320′ ye doğr.).  XVI. yy.a kadar Almanya’ da pek çok pieta vardı. Pieta aynı zamanda da Avrupa halk sanatının en sık rastlanan, enleridir.

Mesaj...

İleti, (Fr. message). 
Bir devlet büyüğünün, bir sorumlunun belirli bir olay veya durum dolayısıyla ilgililere gönderdiği bildiri.

Mesleğinde uzun süre başarılı olmuş kişiler için düzenlenen tören...

Jübile, (Fr. jubilé). 
Evliliğin ellinci yılında düzenlenen kutlama şenliği. 
Bir sanat veya spor dalında uzun süre çalışanların onuruna düzenlenen kutlama töreni.

Mersiye...

Ağıt,
Sagu,
Mersiye, (Fr. complainte).
Ölen bir kimsenin gençliğini, güzelliğini, iyiliklerini, değerlerini, arkada bıraktıklarının acılarını, büyük felaketlerin acılı etkilerini dile getiren söz veya okunan ezgi, yazılan yazı, sagu, mersiye denir.
 
Bir ölünün, gençliğini, güzelliğini, iyiliklerini, değerlerini; arkada bıraktıklarının acılarını ya da büyük yıkımlarının acıklı etkilerini dile getiren halk şiir türü. Birçok Türk boylarında pek eski bir gelenektir: Birisi ölünce kadınlar toplanır, "ağıtçı" çağrılır. O, yanık bir sesle şiirlerini söyler, saatlerce ağlanır. İstif ve uyak bakımından "koşma"ya benzer. Divan yazınında bu tür koşuklara "mersiye" denir.

Kalın bağırsağın alt bölümünde ve anüste toplardamarların genişlemesi sonucu oluşan hastalık, varis ...

Basur, 
Hemoroid, Hemoroit. (Fr. hémorroïde )
Kalın bağırsağın alt bölümünde ve anüste toplardamarların genişlemesiyle oluşan varis, hemoroit.

Halk arasında basur olarak bilinen hemoroid hastalığı, makat civarındaki toplar damarların genişlemesi sonucu meydana gelen hastalıktır. Toplar damarlardaki bu genişleme şişlik, kaşıntı, ağrı ve kanamaya neden olabilir.

Basur gelişimi normal olmamakla birlikte, insanların çoğunda zaman zaman basur gelişmektedir. Uzun süreli oturmak zorunda olma, kabızlık, besinlerimizdeki bazı maddeler basur gelişimine neden olabilmektedir. Yine gebelik sırasında basur gelişimi sıktır, ancak bunlar doğumdan sonra ortadan kalkar. Basura neden olabilecek yiyecekler arasında en sık rastlanılanları, güçlü baharatlar (özellikle kırmızı biber ve hardal), kafeinli ve kafeinsiz kahve ve alkoldür. Sık sık basur gelişenlerin bu yiyeceklerden ve sigaradan uzak durmaları gerekir.
Daha çok lifli besin yiyerek kabızlıktan uzak durabilirsiniz.  
Kabızlıktan sinameki çayı veya sinameki tabletleri ile kurtulabilirsiniz. Ayrıca uzun süreli oturmamaya özen gösterip makat çevresinin temizliğine dikkat etmelisiniz. Bol miktarda su içmek de faydalı olur (ihtiyacınız olduğunu düşündüğünüzden daima daha fazla su için).
Ancak denemiş ve kesin çözüm doktor tedavizi ile olmaktadır.
Pratikte birçok kişi tuvalatten sonra tahareti sirke ile yaparak tedavi bulmuştur. Ayrıca ilaç olarak da közlenmiş patlıcanın sapları toz halina getirilerek sirke ile taharet sonrasında sürülmesi yoluyla kesin iyileştiğini anlatmaktadır.

Yakıt olarak kullanılan kurutulmuş sığır tersi...

Tezek,
Yakıt olarak kullanılan kurutulmuş sığır boku, tersi, dışkısıdır.

Genelde büyükbaş hayvanların dışkısı henüz sıcakken, yani hayvan dışkıyı bırakır bırakmaz kolay tutuşsun diye içine biraz ot, saman karıştırılarak iki el kullanılarak hamur açar gibi düzleştirilip yuvarlaklaştırılır ve daha sonra kuruyunca kolayca kaldırılabilsin diye düz bir zemine çoğunlukla da bina duvarlarına yapıştırılırlar.

Büyük baş ve küçükbaş hayvanlarının mayısları (hayvan gübresi) kurutularak yakıt olarak kullanılan bir çeşit katı yakıttır. Büyükbaş ve küçükbaş hayvanların tezekleri yığın halinde yığılır ve uzun süren kurutmaya bırakılır. Kurutulan tezekler diğer tezeklerle birlikte kışın kullanılmak üzere kalak denilen depolama işlemine tabii tutulur ve daha sonra buradan tüketilir.

Hıristiyanlıkta, kilise temsilcilerinin çeşitli konuları tartışmak ya da karara bağlamak üzere toplandığı meclis...

Sinod,
Konsil,

Hıristiyanlıkta, kilise temsilcilerinin çeşitli konuları tartışmak ya da karara bağlamak üzere toplandığı meclis.

Hıristiyan öğretisi ve Kilise disiplini konularında karar vermek için toplanan episkoposlar kuruluna Konsil denir. Konsil ya belli bir yerin, bir bölgenin, bir memleketin episkoposlarından oluşturulur ki, o halde ona yerli Konsil veya sadece Sinod denilir ve onun kararları ancak bu bölge için geçerlidirler; ya da bir Konsil Kilise'nin bütün episkoposlarından oluşturulabilir; hiç istisnasız tüm episkoposlar katılmazlarsa da onların hepsi çağrılmışlardır; bu nevi Konsillere ya bizzat Papa, ya da kendisi tarafından tayin edilmiş olan temsilcisi başkanlık eder; bu nevi Konsillere Genel Konsil ya da Okümenik Konsil denilir. Bu nevi Konsil tarafından verilen kararlar bütün Kilise için geçerlidir; son Ökümenik Konsil 1962-1965 seneleri arasında Vatikan'da toplanmıştır.

Hindistan’da, üyelerinin hiç evlenmemesini öngören bir Sih mezhebi...

Udasi,

Üyelerinin çileci bir yaşam sürmesini öngören, Hindistan' da bir Sih mezhebidir. Sih dini,  1- Orsi, Hendali, Artenas, Namdari ve Akali diye ana beş mezhep vardır.

Sihizim 1500' lü yıllar civarında ortaya çıkmıştır. Dünya'daki büyük dinlerden sayılan Sihizm' in 23 milyondan fazla inananı vardır. Sankritçede talebe manasına gelen sih kelimesinden türemiştir. Sihizm Sih Dini olarak da anılır. Bu dine inananlara Sih denir.  

Udasi mezhebi  on altıncı yüzyılda Sihizm kurucusu Guru Nanak Dev (1469-1538) ' ın oğlu tarafından kurulmuştur. Sihizm dinine bağlı Sri Chand (1494-1643), tarafından kurulmuş olan Udasi veya Udasin mezhebidir. Udasi sözcüğü dünyevi değerleri umursamaz ve kayıtsız olduğu anlamına gelen Sanskritçe bir kelimedir. Keçeleşmiş saçlar dünyevi yaşamdan feragatı simgeliyor. Bu kapsamda pek çok çevrede ve çıplak bedenlerini lekelerdi. Aile ilişkileri, iş ve kast ve dünya için kendi ölümünün bir simgesidir. Udasilerin merkezleri Pencap ve civarı olmuştur. Genellikle Udasis Sih öğretilerinin ateşli vaizleri ile kanıtlanmış ve ülkenin her tarafına yayılmıştır. Özellikle bilinmezlik içine zamanın geçişi ile düşmüş Guru Sahibs tarafından yeniden keşfedilmiş.
  
En erken bu mezheplerin kuşkusuz ki Udasisin, önemi, tarihi yerine çağdaş olmasıdır. Modern Sihizm genellikle sofuluğa karşı çıkıyor ve Udasis sih dini içinde küçük bir yere sahiptir. Bu her zaman böyle değildir. Sofuluk Genel olarak ve özellikle Udasis tarafından tutulması Tat Khalsa ve inançlarını yansıtır.


Sih dininde olduğu gibi Beş Şeytan veya Beş Kötülük bulunur. Ankhar (ego - benlik), Krodh (öfke), Lob (hırs), Moh (maddi bağlılık) ve Kam (şehvet) bu konularda aynı inançları paylaşırlar.

Eskiden Hindistan’da yerli oda hizmetçisine verilen ad...

Aya,
Eskiden Hindistan da Yerli oda hizmetçisine verilen ad.

Fransa’ya özgü bir tür badem kurabiyesi...

Makaron,

Makaron ne diye soracak olursanız dışı çıtır, içi acıbadem kurabiyesine benzeyen, arasındaki çikolata, karamel, vanilya gibi çeşitli soslar sayesinde lezzetini katlayan bir çeşit Fransız kurabiyesi. 

Malzemeler;
2 adet oda ısısında yumurta akı,
1/4 su bardağı toz şeker,
1 tutam tuz,
1 su bardağı pudra şekeri,
1/2 su bardağı badem unu (çok ince çekilmiş badem, tercihen kahve öğütücüsü veya robottan pudra şekeri ile birlikte tekrar çekilmiş) ,
Büyük krema sıkma torbası ve düz uç kreması için: 
50gr. kıyılmış bitter çikolata ,
1/4 su bardağından biraz az çiğ krema (süt kreması, heavy cream) ,
1 yemek kaşığı tereyağı ,

Yapılışı;
Yumurta aklarını cam veya metal geniş bir kapta bir tutam tuz ile çırpın. Köpükler oluşmaya başlayınca toz şekeri kaşık kaşık yedirerek ilave edin ve yüksek hızda parlak, sert ve pürüzsüz olana kadar çırpmaya devam edin. Pudra Şekeri ile toz bademi ilave edip spatula ile havasını indirmeden yavaşça karıştırın. Krema sıkma torbasına karışımı aktarın. Fırın kağıdı serilmiş tepsiye yaklaşık 1 cm. lik yuvarlaklar şeklinde sıkın. Tepsiyi bir kere tezgaha vurup varsa kabarcıkların çıkmasını sağlayın. 1 saat kadar oda sıcaklığında üstünün kuruyup kabuk bağlaması için bekletin. Önceden ısıtılmış 160 santigrad dereceli fırında 10-12 dakika pişirin. Çıkarıp soğutun. Soğuduktan sonra fırın kağıdı ile tepsi arası biraz soğuk su döküp tepside yayılmasını sağlayın. Bu şekilde marakonlarınızı daha rahat kağıttan ayırabilirsiniz. Bir tane makaronun arasına krema sürüp ikinciyi birleştirin. Krema donduktan sonra makaronlarınız servise hazırdır. 

Krema;
Kremayı ufak bir tencere veya cevzede ısıtıp kıyılmış çikolata parçalarını ekleyin. Tereyağını da ekleyip karıştırarak eritin. Oda sıcaklığında bekletip katılaşmaya başladığında kremanızı makaronlarınızı birleştirmek için kullanabilirsiniz.

Yerbilimde, iki oluşum arasındaki bağlantıya verilen ad...

Dokanak,  
Kontakt ,
Jeolojide iki oluşum arasındaki bağlantıya verilen ad.

Bursa yöresine özgü bir peynir cinsi ...

Uyuşuk,
İsli Peynir, 
Bursa'nın örgü isli peyniri.  İsli peynir, sepette şekil verilen peynirlerin, ateşte islenmesi sonucunda elde edilir. Çerkez peyniri de denir.
Mihaliç,(mağlıç).
Çerkez Peyniri, 
Abaza Peyniri,

Bursa yöresine özgü bir peynir cinsi.
Uyuşuk, Bir çeşit peynir (M. Kemalpaşa, Bursa). 200 yıllık bir geçmişe sahip olan, Bursa’nın Karacabey ilçesindeki Mihaliç yöresine ait bu peynir, Arnavut göçmenler tarafından getirildi. Lezzetinin yanı sıra çok da besleyicidir. Rakı mezesi olarak daha çok tercih edilir.

Peynir

(Farsça panir, sütten yapılmış). 
Adını Bursa’nın Karacabey ilçesinin eski isminden alan mihaliç peyniri, yağı alınmamış koyun ya da inek sütünden üretiliyor.

Peynir Türleri

Ankara yöresine özgü bir tür un helvası....

Carcıran,
Kavrulmamış undan yapılan helva, tatlı.

Ankara' nın diğer yemek ve tatları;
Ankara Tavası, 
Alabörtme, 
Balla, 
Bici, 
İlişkik, 
Sızgıç, 
Siyel, 
Pıtpıt pilavı, 
Tohma, 
Altüst böreği, 
Entekke böreği, 
Hamman, 
Papaç, 
Yalkı, 
Carcıran, 
Köremez, 
Tamtak tiridi, 
Öllüğün körü, 
Bırtlak, 
Bezdirme, 
Gizleme, 
Kartalaç,
Saçkıran.

İran’da, Ortadoğu'nun en büyük gölü...

Urmiye (Deryaye Urmiye),
Şikast 

Rezaiye Gölü (Deryaye Rezaiye).


İran içindeki en büyük göldür. Dünya' nın en büyük ikinci tuz gölüdür. Göl 5,200 km² yüzölçümüne sahip olup en derin yeri yaklaşık 16 metredir. Farsça bugün Deryaye Urmiye olarak tanınan göl adının kentin isminden alıyor. Urmiye su şehri anlamına geliyor. 1930'lu yılların başında dönemin İran şahı Reza Pehlavi'nin adını alarak Rezaiye Gölü (Deryaye Rezaiye) şeklinde isimlendirilmişti. Ancak 1970'lerde yeniden Urmiye Gölü oldu. En eski ismi ise Şikast olarak biliniyor. Van ve Sevan gölleri ile birlikte antik dönemin üç büyük gölünden biri olan Urmiye Gölü, aynı zamanda üzerindeki adalardan dolayı göçmen kuş türlerinin duraklama yeri özelliğini taşıyor. Bunlar arasında flamenko, pelikan, spatula, ibis, leylek, cambaz ayaklığı ve martı gibi kuşlar bulunuyor.

Diğer gölleri;
Behtigan, Bahteran 
Cazmuryan,
Sistan,
Tuz gölü, 
Hamun Caz Moriyan,
Şah gölü, yeni adıyla Elin gölü,

Deniz taşıtlarının pervanesi...


Uskur, (İng. screw). 
Pervane.

 1850 yıllarından bu yana gemileri hareket ettirmede kullanılan bir aygıttır. Çeşitli biçimler verilen pervaneler, gemi makinalarının ürettiği gücü, gemiyi suyun içinde hareket ettirmek için itici güce dönüştürürler. Pervane, içinden geçen suyu hızlandırır ve bu hızlanmış akışın yarattığı hareket miktarı artışından doğan tepki, tekneyi ileri iter. Hareket miktarı artışı, ya büyük su kütlesinde az bir hız artışıyla (büyük, yavaş çalışan pervaneler) ya da küçük su kütlesinde büyük bir hız artışıyla (küçük, yüksek devirli pervaneler) sağlanır. Birinci sistemin verimi daha yüksektir. Jet tepkimesi diye de açıklanabilecek ikinci yöntemse, aynı ölçüde verimli değildir. Gemi gövdesinin biçimi, pervaneye yönelen su akışını önemli ölçüde etkiler. Gemi ilerlerken su kütlesinin bir bölümünü de birlikte sürüklediğinden, pervanenin su içindeki bağıl ilerleme hızı, geminin gerçek hızından daha düşüktür. Suyun eksensel hızı da, pervanenin değişik bölgelerinde farklıdır. Bu yüzden, dönen her pervane kanadı, hızı yüksek ve alçak olan su bölgelerinden geçer. Genel olarak, kanat en yüksek durumdayken (dikey durumda) bağıl su hızı en düşük, kanat en alt durumdayken de su hızı en yüksek değerine ulaşır. Bunun sonucunda, kanatların uyguladığı kuvvet, belirli bir değer çevresinde durmadan değişir ve titreşim, dayanıklılık, kavitasyon sorunları doğar.

Pervanelerin birçok tipi vardır. 
Geleneksel pervaneler,
Ayarlı hatveli pervaneler,
Kanallı pervaneler,

Pervanelerde çeşitli malzemeler kullanılabilir. Ama en çok kullanılan metaller, nikel alüminyum alaşımı ya da manganez bronzlarıdır. Pervane dökümü için, kumlu çimentoyla bir kalıp hazırlanır. Bunun içine metal dökülür ve denetim altında soğutulur.

Bugüne kadar yapılmış olan en büyük pervane, altı kanatlıdır. Çapı 9,4 metre, ağırlığı 72 ton olan bu pervanenin yapılması için, 100 ton metal eritilmiştir.  

Rusya’nın Avrupa kesiminin doğusunda, geçmişte ortak dinsel şenlikler ve kurban adama törenleri düzenleyen Mari ve Udmurt topluluklarının oturduğu yöre...

Mer,

Boru içindeki bir akışkanın akışını durdurmaya ya da serbest bırakmaya yarayan aygıt...

Vana, (İtalyanca vano, İng. valve),  
Valf.
Boru içindeki bir akışkanın akışını durdurmaya veya serbest bırakmaya yarayan alet, valf.

Kafkas müziğine özgü, ele vurularak çalınan, çıngırak benzeri bir çalgı...

Akapkap,  

Kuzey Kafkasya’daki tüm halklar için halk müziği, müzikal kültürün en önemli bölümünü oluşturur. Yerel halk müziği gelenekleri çeşitli önemli özelliklere bağlıdır. Vokal gelenekler ağırlıktadır. Sadece bazı Adige grupları hariç, her yerde çoksesli şarkı söylenir. 

Kafkas müziğine özgü çalgılar;     
Abhaz düdük flütü (açarpan), Çalgı adını bir dağ otundan alır ve bundan yapılır. 70-80 cm. uzunluğundadır. Usta icracılar genellikle kendilerine genizlerinden vokal demle eşlik ederler.   İki telli Abhaz yaylı sazı (apkhertsa), Svanlar’ ın çunuri’ sine benzemekte olup bazen vokal koroyla birlikte liderlik rolü oynar ve vokaller bas sesleri sağlarken, apkhertsa ezgiyi icra eder. Abhaz apandur ve açangur’ u üç ve dört telli, telleri çekilerek çalınan telli sazlar olup Gürcüler’ in panduri ve çonguri’ sine benzer. Abhaz aijuma’ sı 14  telli bir arp olup artık kullanılmıyor. Abhaz akhima’ sı 24 telli   bir ziterdi (kanun benzeri bir çalgı) ancak o da çalınmıyor.  Membranofonlar (üzerine deri gerilmiş olan vurmalı çalgılar), çift başlı bir davul olan adavul ile temsil edilir. İdiofonlar (kendi kendine ses çıkarabilen vurmalılar), akapkap ve ainkjaga adlı çıngırakları içerir. Tüm bu çalgılar geleneksel olarak erkekler tarafından çalınır. Kadınlar sadece amirzakan adı verilen akordiyonu çalarlar.

Türk müziğinde faslın başında ve ortasında, çalgıcının doğaçtan yaptığı gezinti...

Taksim,
Türk müziğinde fasıl yapan topluluğa da incesaz denir.

İpekten yapılmış bir cins işlemeli kumaş. ...

Perniyan, 
Farsca perniyan. 
Eskiden, İpekten yapılan bir çeşit işlemeli kumaş,
Nakışlı atlas. 
İpekten dokunmuş, bir cins işlemeli kumaş.

Farsça  nakışlı atlas anlamına gelir.  
Perniyan işlemeli nakışlı atlas kumaş ile dokunmuş, kumaş veya elbisedir. 
Perniyan, Çin’de dokunan ince ipekli kumaşların ortak adı olarak da kullanılır.  


Perniyan kelimesi Cem ile birlikte kullanıldığında  özel günlerde giyilen, altın sırmalarla işlenmiş düğmeleri mücevherlere dolu üzerine zümrütler yakutlar dizilmiş  elbise olarak  düşünmek daha doğru olacaktır. 

Doğu Karadeniz yöresine özgü ipek başörtüsü...

Şay,  Şar,  

Hemşin Yöresi kadın giysileri, zamanla içerisinde farklı çizgiler kazanmış olmakla birlikte temel özelliklerini yakın yıllara kadar korumuştur. Dizlik, gömlek (köynek), bellik (etek), yelek, önlük (koknoç), horosan kuşağı, puşi, ve gön (çarık)’den oluşan geleneksel giyim artık neredeyse terkedilmiş ve sadece “baş bağlama” değişmeden günümüze ulaşabilmiştir. Araştırma alanında aslında değişen zaman ve kent kültürünün yaygınlaşması yöresel giyimin yerini almıştır. 

Ancak Hemşin Halkında en özgün süs donanımı kadınların başlarında görülen “puşi” ya da “şay (şar)” adı verilen ipek şaldır. Bu şallar İran kökenli bir örtüdür ve siyah zemin üzerine sarı ya da kırmızı benekli bir deseni vardır. Bu baş donanımı Hemşin kökenli kadınların iş zamanı dışında kullandığı bir donanımdır.  Ayrıca gurbette olan Çamlıhemşinli bayanlar yöreye geldiklerinde genci yaşlısı modern giysilerinin üstüne hemen bu şaldan başlık bağlamakta ve eski geleneği yaşatmaktadırlar. Bu şallar ve bağlama şekli Çamlıhemşin’de turistlerin en fazla ilgi gösterdikleri hediyelik eşya konumundadır. Erkek giyiminde ise herhangi bir geleneksel yerel giysi bulunmamaktadır.

Yunan mitolojisinde, bilmeden babasını öldürüp annesiyle evlenen Thebai kralı...

Oidipus,
Oedipus,
Edipus, 
Oidipus, (şişik ayaklı)
Eski Yunan mitolojisinde Thebai kralı.

Thebes'in mitolojik kralı, Laios ve İokaste' nın oğlu olan Oedipus, babasını öldürüp, annesiyle evlenen kral. Efsaneye göre, Oidipus'un öz annesiyle evlendiğini öğrenen kızı Antigone, kendi gözlerini kör etmiştir. 


Oidipus Efsanesi;

Thebai krallığını Amphion ile Zethos, zorla ele geçirdikleri zaman Laios, şehrin kralı idi. İki kardeş krallığı ele alınca eski kralı sürgün ettiler. Fakat Amphion ile Zethos'un ölümünden sonra Laios Menfadan geldi, yine krallığı ele aldı. Tekrar tahtı ele geçiren kral; Kreon'un kızkardeşi İokaste ile evlendi. Bu evlenme sonunda hiç çocukları olmadığından Laios, karısını yanına alarak Apollon'a danışmak üzere Delphi'ye gittiler. Çocukları olması için yalvardılar, yakardılar. Tanrı krala bir erkek çocuğu olacağını, fakat çocuğun büyüyünce kendisini öldürerek anası ile evleneceğini ve aileyi mateme sokarak, kana boyayacağını haber verdi. Gerçekten de çok geçmeden kraliçe İokaste bir erkek çocuk doğurdu. Fakat kral, Tanrının uğursuz katil ve namussuz olacağını haber verdiği bu çocuğu, öldürtmek istedi. Annesi bu buyruğu yerine getirecek adama rica ederek, çocuğun öldürülmemesini, ancak kendi kendine ölmesi için ıssız bir yere bırakılmasını temin etti.

Bu vazifeyi alan adam, çocuğu Kithaeron dağına götürerek tek ayağından bir ağaca astı. Fakat Tanrılar öldürmek istemediklerini öldürmezler. Korinthos, kralının sürülerini güden çobanlar, bir ayağından asılmış bulunan bu yavrunun feryadını duyarak koştular. Onu kurtardılar. Ve krallarına götürdüler. Kraliçe, bulunan bu çocuğu görmek istedi. Kendisinin çocuğu olmadığından bu masumu evlat edindi. Ve ona Oidipus adını koydu.

Bu kelimenin Yunanca manası "Ayağı şişmiş, incinmiş" demektir. Gerçekten onu ağaca bağladıkları için ip yavrunun nazik topuğunu incitmiş, şişirmişti. Kral Polybos'un sarayında büyütülen bu çocuk kralı öz baba, kraliçeyi de öz ana sanıyordu. 

Thebai şehrini terkeden Oidipus, Phokis'e gitmek üzere yola çıktı, iki yolun kavuştuğu bir noktada bir araba ile karşılaştı, içinde öz babası Laios bulunuyordu. Araba o kadar hızla yanından geçti ki tekerleklerden biri onun ayağım ezdi. Bu dikkatsizliğe çok kızan ve canı yanan Oidipus, kral Laios'un arabacısına öldürücü bir darbe vurdu. Thebai kralı, adamın öcünü almaya hazırlanırken, kendi öz evladı tarafından öldürüldü. Laios'un katlinden sonra Kadmos'un tahtı Oidipus'un annesi olan İokaste’nin kardeşi Kreon’un eline geçti.

Oidipus; babasını kendisinin öldürdüğünü ve anasıyla zina ettiğini öğrenince dünyanın en bahtsız, en iğrenç adamı sayıldı. Anası ve karısı İokaste kendini astı. Oidipus, eliyle kendi gözlerini oyarak çıkardı ve bu uğursuz iğrenç mahluk Kreon tarafından bir uyuz köpek gibi kovuldu.

Yurdundan, tahtından kovulan ve kalbinde teselli bulmaz iç ağrıları, vicdan azapları bulunan Oidipus, kendi öz evlatlarının da hakaretine maruz kaldı. Evlatlarından teselli beklerken hakaret gördü. Bir baba için yalnız bu acı yetmez mi? Halbuki Oidipus, bütün Tanrıların ve insanların, iğrendikleri bir zavallı idi. Bilmeden işlediği günahların acısını çeken kral şimdi artık kör bir dilenci olmuştu. Bereket versin iyi kalpli kızı, Sadık Antigone, ihtiyar ve kör babasını bırakmadı. Elinden tuttu, onunla beraber dolaştı.

Bu yüzden Antigone, evlatların babalara karşı gösterdikleri muhabbet ve şefkatin timsali olarak kaldı. Nasıl kalmasın ki o fedakar kız bahtsız babasıyla tozlu yollarda dolaşmayı, dilenmeyi güzel bir delikanlı ile evlenmeye hatta krallık tacına bile tercih etti.

Nihayet kral Oidipus, kızı ile beraber Attika'ya geldi. Kolone kasabasına yakın, ölüm ve öç perileri olan huysuz Eumenid' ler ormanında sefil ve perişan bir halde can verdi. Fakat Oidipus 'un ölürken, lanet ettiği oğullarının başlarına felaket yağmakta gecikmedi. Çünkü bir baba ne kadar günahkar olursa olsun evlatları hakkındaki dileklerini Tanrılar daima dinlerler.

Kıbrıs’a özgü, ıspanağa benzer bir sebze yemeği...

Molohiya,(Corchorus capsularis ).
Ispanağa benzeyen, Akdeniz ikliminin hakim olduğu yerlerde yetişen bir bitki. Özellikle Kıbrıs’da bolca yetişir. Taze ve kuru olarak, et ve kıyma ile pişirilen molohiya, çorba yapılarak da değerlendirilir. Tadı ıspanağa göre biraz daha acımtıraktır. Mısır kökenli bir bitkidir. Mısırın milli yemeğidir.

Malzemeler;
1 kg kurutulmuş molohiya,
Yarım kg yağlı kuşbaşı kuzu eti,
Yarım su bardağı zeytinyağı, ya da 100 gram margarin.
2 – 3 adet domates,
3 adet soğan,
2 – 3 diş sarımsak,
Yeteri kazar su , Tuz,
1 su bardağı limon suyu.

Yapılışı;
Margarini eritip ince doğradığınız soğanı kavurun. Soğan sarardıktan sonra eti ilave edin. Et iyice kavrulduktan sonra rendelediğiniz domatesleri tencereye ekleyin, domatesin ekşisi gidene kadar kaynatın.Ayrı bir kapta kuru molohiyayı bol suda yıkayıp biraz beklettikten sonra süzün. Domatesin ekşisi gittikten sonra tencereye 4 su bardağı sıcak su ekleyin. Tenceredekileri iyice karıştırdıktan sonra süzülmüş molehiyayı ilave edin. Molohiya iyice yumuşadıktan sonra dört limonu sıkın, tuz ile birlikte tencereye ekleyin. Yarım saat kadar çok hafif ateşte kaynattıktan sonra ocağı söndürüp sıcak servis yapın. Zeytinyağlı yaparsanız soğuk servis yapın.

Yunan mitolojisinin ilk erkek tanrısı...

Uranos,
Yunan mitolojisinin ilk erkek tanrısı, Gökyüzü tanrısıdır. Gaia’ nın oğlu ve kocası.

Gaia, Toprak. Bütün tanrıların soylarının çıktığı en eski ve ilk tanrıça. Kocasız olarak Uranus' u doğurdu. Onun hem annesi hem de karısı oldu.

Evren oluştuktan sonra, onun üstünde yaşayacak ve ömür sürdürecekleri meydana getirmek gerekiyordu. Bunun için Gaia kendi oğlu Uranos ile birlikte Titanlar yarattı. Altısı dişi altısı erkek olmak üzere oniki tane olan Titanlar şunlardır; Okeanos, Koios, Hyperion, İapetos, Kronos, Theia, Rhea, Mnemosyne, Phebe, Tethys, Themis.

Uranos ile Gaia, bundan sonra Kylops'ları dünyaya getirdiler. Tanrılara benzeyen ancak alınlarının ortasında tek gözleri bulunan Kylops'lar şunlardır; Brontes, Steropes, Arges.
Bunlardan başka omuzlarından bükülmez yüzer kolları sallanan ve sırtlarına ellişer baş dizilmiş olan; Kottos, Briareos, Gyges adındaki devler dünyaya geldi. Bunlara Hekatonehires yada Centimanes derler.  

Uranos tuhaf bir biçimde çocuklarından korkuyor, doğdukça onları yerin derinliklerine atıyor, oraya hapsediyordu. Bu harekete Gaia çok kızdı ve ondan yaptıklarının öcünü almaya karar verdi. Göğsünden parlak çeliği çıkararak onunla keskin bir tırpan yaptı, sonra çocuklarına planlarını anlattı.  Ama çocukları bu plandan korktular, yalnız en son doğan oğlu Kronos annesine yardım edeceğini söyledi. Akşam olunca Uranos, Gaia'yı görmeye geldi. Konuştular biraz vakit geçirdiler; sonra yattılar. Hiç bir şeyden şüphelenmeyen Uranos, derin bir uykuya dalınca, Kronos geldi ve tırpanla babasını hiç acımadan biçip, vücudunun kanlı parçalarını denize attı. Babasına ilk tırpanı attığı zaman açılan büyük yaralardan sızan siyah kan damlaları yere damlayınca yenilmez Erinyes "Hiddet"ler, korkunç Geants "Dev" ler ve Meliades perileri doğdular. Dalgaların üstünde çalkalanan et parçalarına gelince; onlarda beyaz köpüklere dönüştüler. Sonra kanlı et parçalarının meydana getirdiği bu beyaz köpükten genç ve güzel bir tanrıça olan Aphrodite doğdu. Onu dalgalar bir sedef kabuğu içersinde çiçeklerle süsleyerek Kıbrıs adasına götürdüler.    

Uranos öldükten sonra Kronos kainatın tek hakimi oldu. İlk iş olarak kardeşleri Titanları yer altındaki zindanlarından çıkardı. Onun hükümdarlığı zamanında yaratılış devam etti. Khaos ile Erebos'un kızı olan Nyks, Moros "Baht"ı, Siyah Kere"Moire"yi, Thnatos"Ölümü", Hypnos "Uyku" ve "Düş" leri doğurdu. Sonra Momos "Alay", Oizys'I "Acı ve Şikayet";Okean'ın arkasında altın elmaları bekleyen "Hesperides"leri; doğumdan ölüme kadar, iyi ve kötü ömrümüzün ipliğini eğiren "Parkae"leri, Moir'ları; Klotho, Lakhesis,Atropos'ı dünyaya getirdi. Daha sonra fanilere dehşet veren Nemesis (Öc, hile,kızgınlık), Eris (Nifak) doğdular. Nifak'tan da Ponos (Izdırap), Algos(Fenalık), Loimos (Açlık), Apathe (Hile), Savaşlar, Adam öldürme, Şüphe, Zulüm, Ant doğdu.

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ