Halk ozanlarımız...

Aşık Veysel (1894-1973 Sivas-Şarkışla-Sivrialan), 
Aşık Mahzuni (1940-2002 Afşin-Berçenek Köyü), 
Aşık Feymani, Aşık Hüdai, Aşık Ali İzzet, Aşık Kerem, Aşık Dursun Cevlani,
Aşık Sabit Müdami, Aşık Reyhani,
Aşık Gevheri (Asıl adı Mehmet),  Aşık Şahturna, Aşık Davut Sulari (Reyhani Ağbaba),
Aşık Daimi (1932 yılında İstanbul' da doğdu, aslen Erzincan' ın Tercan ilçesindendir.),
Dadaloğlu, Deliboran,
Erzurumlu Emrah, Erçişli Emrah,
Karacaoğlan (17'nci yüzyılda, Göçebe Türkmen obalarında yaşamıştır. Asıl adının İsmail, Halil ya da Hasan olduğu sanılıyor.), 
Kazak Abdal,  Köroğlu, Kul Nesimi,
Kul Himmet (17'nci yüzyılda Anadolu'da yaşamış tekke şairi.),
Muhlis Akarsu,
Neşet Ertaş,
Pir Sultan Abdal,
Şemsi Yastıman (1923-1994, Asıl adı Mehmet Galip Şemsettin),
Yunus Emre,

Osmanlı Rus savaşı...

Prut savaşı, (1710-1711) 
Osmanlı devletinin Rusya' yla yapılmış bir savaştır.
Rusya, Osmanlı Devleti ile mücadelesinde kendi lehine bir zemin yaratmak istiyordu. Osmanlı Devleti içinde yaşayan Ortodoks toplumları kışkırtarak Osmanlı Devleti'ni zayıflatacak ve yapacağı savaşlarda daha önce kaybettiği toprakları geri alacaktı. Eflak ve Boğdan Beylerini Osmanlılara karşı kışkırtan Rus Çarı Deli Petro, Poltova Savaşı'nda İsveç Kralı XII. Karl' ı (Demirbaş Şarl) yenince, Demirbaş Şarl Osmanlılara sığındı. İsveç Kralını kovalayan Rus birliklerinin Osmanlı topraklarına akınlar düzenlemesi üzerine, Osmanlı Devleti Rusya'ya karşı savaş ilan etti (1711). Sadrazamlığa getirilen Baltacı Mehmet Paşa, 100.000 kişilik bir orduyla Tuna' yı geçerek Eflak' a girerken, Osmanlı donanması da Karadeniz' e açıldı. Osmanlı kuvvetleri, Kırım Ordusunun da desteği ile Rus birliklerini Prut Nehri kıyısında Stanileşti kasabası yakınında çember içine aldılar. O an için kurtuluş imkanı bulunmayan Rus Çarı Deli Petro, Moskova' ya bir mektup yazarak durumun zorluğunu ve ümitsizliğini anlattı. Çariçe Birinci Katarina araya girerek Osmanlı Devletine barış teklifinde bulundu. Hem Kırım Hanı, hem de İsveç Kralı saldırıya geçilip Rus ordusunun yok edilmesini savunuyorlardı. Ancak Baltacı Mehmet Paşa, yeniçerilere güvenmiyordu.

Kuşatma sırasında yeni bir kutsal ittifakın oluşturulabileceği düşüncesine sahip olan ve Osmanlı ordusunun çok yıpranacağı endişesini taşıyan Baltacı Mehmet Paşa barış yapılmasını kabul etti (21 Temmuz 1711). İmzalanan Prut Antlaşması ile Azak kalesi Osmanlılara geri verildi. Ruslar, İstanbul'da devamlı bir elçi bulundurmayacak ve İsveç Kralı Şarl' ın serbestçe ülkesine dönmesine izin vereceklerdi. 

Antlaşmanın imzalanmasından Sultan III. Ahmed de memnun olmuştu. Ancak ordusunu muhasaradan kurtaran Çar I. Petro' nun, vaatlerini yerine getirmemesi, sadrazama karşı İstanbul' da bir muhalefet grubunun oluşmasına yol açtı. Baltacı ile Katerina arasında ne tür bir ilişki kurulduğuna dair zaman içinde geniş kapsamlı söylentiler, tartışmalar ve literatür oluşmuştur ?

Osmanlı Devleti kazandığı bu başarıdan sonra, daha önce kaybedilen Mora yarımadasını da geri almak istiyordu. Venedikli korsanların Osmanlı ticaret gemilerine saldırmaları ve Mora halkının Osmanlı Devleti'nin yönetimi altına girmeyi istemesi Venediklilere savaş açılmasına neden oldu ( 8 Aralık 1714). Silahtar Ali Paşa, Modon, Koron ve Navarin'i alarak Mora'yı fethetti ( 22 Ağustos 1715).

Osmanlı paraları...

Akçe-Akça, 
Beşlik,
Cihadiye,
Fındıki,
Groş,
Karabeşlik, Kuruş,
Mağşuş, Mangır, Mecidiye (20 kuruş), Medini,
Osmani-Usmani,
Para, Pul
Sandıklı (Hayriye Altını), Sikke, Sultani,
Şahi,


Zolta-Zolota (Polonya parasına benzer, 30 para), Züyüf,

Saz ya da kamıştan örülmüş büyük sepet...

Kazevi,
Sepet, Zenbil,

Osmanlı devletinde paşaların mahiyetindeki başı bozuk asker...

Sarıca,

Osmanlı devletinin kuruluşunda yararlılık göstermiş din bilginleri...

Şeyh Edebali, (1206-1326) Osmanlı Devleti' nin kuruluş yıllarında yaşamış bir İslam ilahiyatçısı-din bilgini, Ahi şeyhi, Osman Gazi'nin kayınbabası ve hocası, Orhan Gazi' nin dedesi bir anlamda da sonradan imparatorluk olacak Osmanlı Devleti' nin fikir babasıdır. Aslen Karamanlı’ dır. İlk tahsilini memleketinde yapan Edebali, tahsilini Şam’da tamamladı. Tefsir, hadis, tasavvuf ve özellikle İslam Hukuku’da ihtisas sahibidir. Hz. Mevlana gibi, zamanının büyüklerinin sohbetinde bulundu. Osmanlı Devleti’nin kurucusu Sultan Osman Gazi’nin kayınpederidir. Zamanının büyük alim ve velilerindendir. Doğum tarihi kesin olmamakla beraber, Hicri 603 Miladi 1206 yıllarında doğduğu tahmin edilmektedir.

Dursun Fakih (Tursun Fakih),
Şeyh Edebali’nin damadı, Osman Bey’in bacanağı olan Dursun Fakıh’ın doğum ve ölüm tarihleri kesin olarak bilinmemektedir. Sultan Orhan devrinde vefat etti. Karamanlı olduğu bilinen Dursun Fakıh, Şeyh Edebali’den Tefsir, Hadis, Fıkıh ve Usul ilimlerini öğrenmiştir. Osman Bey ile birlikte savaş ve fetihlere katılmıştır. Katıldığı bu seferlerde askerlerin imam hatipliğini ve vaizliğini yapmıştır. Devletin bağımsızlığının bir nişanesi olan Osman Bey adına ilk hutbeyi Karacahisar’ da okuyan ve Osmanlı Devleti’nin ilk kadısıdır.

Osmanlı devletinde divanı hümayin kalemlerinden biri...

Amedi,

Osmanlı sarayının dış birimlerine ve saray dışındaki yönetim örgütüne verilen ad...

Birun, (Farsça bîrôn).
Osmanlı sarayında harem dairesinin ve enderunun, yani sarayın iç dairesinin dışında kalan bölüm.

Mersin ilinde bir mağara...

Çaltı,  
Bozyazı ilçesi Lenger Köyündedir. Lenger Köyü 3 ayrı mahalleden oluşup, Bozyazı ilçesine 40 km uzaklıktadır. Çevresi dağlarla çevrili yemyeşil ormanlık alan içerisinde bulunan Çaltı Mağarası 1200 mt. rakımlıdır. Uzunluğu ve genişliği çok büyüktür. Çok derin olan ve uzunluğunun tespit edilmesi güç olan mağaranın yanlarında, tavanında dikitler, sarkıtlar ve çok yönlü resimler mevcut olup, içerisinde insanı dinlendiren hoş bir hava vardır. 

Ekizin Düdeni Mağarası,
Silifke İlçesi Narlıkuyu Kasabası, Kızılisalı Mah. Gökören Mevkiindedir. Mersin-Antalya karayolunun Kızılisalı Mah.'ne ayrılan asfalt tali yolun 8. Km.sinden itibaren 2 km. Batıya gidilerek ulaşılır. 5-6 metre çapında, 135 metre derinliğinde dik bir düdendir.

Sumaklı Mağarası
(
Düden);
Silifke İlçesi Narlıkuyu Kasabası, Hasanaliler Mah. Sumaklı Mevkiinde yer alır.Mersin-Antalya karayolunun Hasanaliler Mah.ne ayrılan asfalt tali yolun 5. Km.sinde ulaşılan Hasanaliler Köyü'nün 1.5 Km. batı-güneybatı yönündedir.125 metre derinliğinde bir düdendir.


Çukurpınar Mağarası (Düden);
Anamur ilçesi, Sugözü Köyü hudutlarında yer alır. İlçe merkezine 46 km. uzaklıkta olup, 1880 m. yükseklikte Taşeli Platosundadır. Mağaraya giden yol stabilizedir. 1990 yılında bulunan ve Türkiye'nin en büyük mağarası olduğu söylenen bu mağaranın tahmin edilenden de büyük olabileceği söylenmektedir. Son araştırmalara göre 1450 m.'ye kadar inilmiştir.Şimdiki araştırmalara göre dünyanın ikinci büyük mağarasıdır. Henüz ziyaretçilere açılmamıştır.
 

Üğü Mağarası;
Anamur ilçesi, Güneybahşiş Köyündedir. İlçe Merkezine 12 km. uzaklıkta olup, Toros Dağlarındadır. Ulaşım karayolu ile sağlanmaktadır.Yaklaşık 5 km.lik kısmı stabilize kaplıdır.
Mağara 3.zamanın miyosen devri kalkerlerinden oluştuğu ve mağaraya 3 m. çapında dairesel formda bir delikten girilmektedir. Mağara içi,birbirine geçit veren beş ayrı bölümlü olup, toplam 450 m. uzunluğundadır. Tavan yüksekliği 10-20 m.dir. Altı adet göl vardır. Henüz ziyaretçilere açık değildir.


Bicikli Mağarası;
Anamur ilçesi, Abanoz Yaylasındadır. İlçe merkezine 60 km. uzaklıkta olup, 1500 m yüksekliktedir. Yolu asfalt kaplıdır. Mağara 700 m. uzunluğunda ve yedi bölümden oluşmaktadır. İçindeki sarkıtların memeye benzemesi ve uçlarından su damladığı için Bicikli adı verilmiştir.


Mehribakan Mağarası;
Çamlıyayla ilçesi, Sebil Beldesi Yukarı Suçatı mevkiindedir. Sebil Kasabasına 45-50 km. uzaklıkta olup, 45 km. orman yolu sonunda 3-4 km. patika keçi yolu ile ulaşılır. Dağlık ve sarp kayalıklardadır. Tabii,doğal bir mağaradır. Uzunluğu 50-60 m. olup, genişliği 35-40 m.yi bulmaktadır. Tarihi bir mağaradır.

Hacı  Sarının Mağarası,
Çamlıyayla ilçesi, Sebil Beldesi, Çandık Kalesi mevkiindedir. Sebil Kasabasına uzaklığı 55 km. olup,yaklaşık 50 km. orman yolu sonunda 4-5 km. patika keçi yolu ile ulaşılan mağara dağlık bir alandadır.Tabii ve doğal bir mağara olup, 3-4 m. genişliğindedir. 150-200 m. uzunluğundaki mağaranın sonu görünmez.


Saydibi Mağarası,
Çamlıyayla ilçesi, Sebil Beldesinde Cehennem Deresi çayının doğduğu yer olan Gövbürlek Mevkiindedir. Sebil kasabasına 80 km. uzaklıkta olup, 50 km. orman yolu, 30 km. ırmak boyu yaya keçi yolu ile ulaşılır. Tabii,doğal mağara olup,uzunluğu yaklaşık 200-250 m. dir.  4-5 m. genişliğindeki mağaranın içerisi su ile Irmak suyunun en aza indiği dönemlerde mağaraya girilebilir.


Karain Mağarası,  
Çamlıyayla ilçesi,Sebil Beldesi, Zevzekdibi Mevkiindedir. Sebil Kasabası-Çamlıyayla anayolunun 400 m. yukarısında ulaşımı kolay bir yerdir.Tabii,doğal bir mağara olup,tahmini uzunluğu 200-250 m., genişliği 10-15 m. kadardır.(Aynı mevkide aynı özellikleri taşıyan 2 adet mağara daha bulunmaktadır.)    Dereköyü Kuzeyi Mağarası, Mut İlçesi, Dereköyünde bulunmaktadır.Mut'a 40 km., Dereköyüne 2 km. uzaklıkta olup,yolu ham topraktır.Araştırma yapılmamıştır.

Köşekbükü Mağarası;
Anamur ilçesi Ovabaşı Köyündedir. İlçe Merkezine 9 km. uzaklıktadır. 20.000 yıllık bir geçmişe sahip olan mağara 500 m2.lik bir alana oturmuştur. Çevrede oturanların inanışına ve tecrübelerine dayanılarak elde edilen bilgiler bu mağaranın astım hastalarına iyi geldiği söylenmektedir. Bu konuda belli bir program içinde ve her defasında 4'er saatlik süreler içinde kalmak şartıyla astımlı hastaların şifa bulduğu bilinir. Mağarada nem oranı % 80, hava basıncı 762 milibar ve sıcaklık 18 derecedir. Mağara 3 bölümden meydana gelmiştir. Birinci bölümün adı Huzur, ikinci bölümün adı Şifa, üçüncü bölümün adı ise Dilek'tir.

Yedi Uyurlar(Eshab-ı kefh) Mağarası;
Tarsus ilçesinin kuzey-batısında,14 km. uzaklıkta yer alan Dedeler Köyündedir. Eshabı Kehf mağarası, Hıristiyan ve Müslümanlarca kutsal bir ziyaret yeri olarak kabul edilir. Mağara dört köşe olarak kayadan oyulmuştur ve 1520 basamakla girilir. Mağaranın üstünde 1873 yılında Sultan Abdülaziz tarafından yaptırılan camiye sonradan üç şerefeli bir de minare eklenmiştir. Kuran-ı Kerim'de Kehf Suresinde sözü edilen mağara Müslüman ve Hıristiyanlarca kutsal sayılmaktadır.

Cennet Çöküğü;
Silifke İlçesi Narlıkuyu Kasabası, Hasanaliler Mahallesinde yer almaktadır. Bir yeraltı deresinin yol açtığı kimyasal erozyonla tavanın çökmesi sonucu meydana gelmiş büyük bir çukurdur. Elips biçimindeki ağız kısmı çapları 250 m ve 110 m olup derinliği 70 metredir. Çökük tabanının güney ucunda 200 m uzunluğunda ve en derin noktası 135 m olan büyük bir mağara girişi ve bu mağaranın ağzında küçük bir kilise vardır. Kilisenin giriş kapısı üzerindeki 4 satırlık kitabede, bu kilisenin V.yy'da Paulus adında dindar bir kişi tarafından Meryem Ana'ya ithaf en yaptırılmış olduğu yazılmaktadır.
Cennet çöküğünün içine her biri oldukça geniş 452 basamaklı taş bir merdivenle inilir. Kiliseye 300. basamakta varılır. Kiliseden sonraki mağaranın bitim noktasında mitolojik bir yeraltı deresinin sesi duyulur.

Cehennem Çukuru;
Silifke İlçesi Narlıkuyu Kasabası, Hasanaliler Mahallesinde Cennet Çöküğü ile yan yana bulunmaktadır. Cennet çöküğünün 75 m kuzeyindeki Cehennem çukuru da Cennet çöküğü gibi oluşmuştur. Ağız çember çapları 50 m ve 75 m, derinliği 128 metredir. Kenarları içbükey olduğu için içerisine inmek mümkün olmamaktadır.
Mitolojiye göre Zeus, alevler kusan yüz başlı ejderha Typhon'u buradaki bir kavgada yendikten sonra, onu Etna Yanardağı'nın altına sonsuza dek kapatmadan önce bir süre Cehennem çukurunda hapsetmiştir. 

Astım Mağarası;
Silifke İlçesi Narlıkuyu Kasabası, Hasanaliler Mahallesinde Cennet çöküğünün 300 m güneybatısındadır. İçine helezonik demir bir merdivenle inilir. Birbirine bağlantılı, toplam uzunluğu 200 metreyi bulan galeriler çok ilginç şekilli dev sarkıt ve dikitlerle süslüdür. İçi ışıklandırılmış olup, mağaranın astımlılara iyi geldiğine inanıldığı ve içinde dilek tutulduğu için Astım - Dilek Mağarası denmiştir. Mağarada sıcaklık ortalaması 15 derece santigrat olup, nem oranı yazın %85, kışın %95'e ulaşır. Cennet ve Cehennem çökükleri ile Astım Mağarası çevresindeki ağaç ve çalı dallarına burayı ziyarete gelenler dilek dileyip bez parçası bağlarlar.

Mersin ili yemekleri...

Batırık, (Mersin/ Silifke yöresine ait) , Babukannus (Patlıcan gömmesi),
Cezerye(Havuç Tatlısı), Cızlama,
Çileme,
Dolaz,
Etli Dövme pilavı,
Heleş, Humus (Nohut, tahin, limon, sarımsak, maydanoz, ile yapılır.)
Gaygana, 
Kavut(Türkmen yemeği), Kerebiç, Kulak çorbası,
Lepe,
Maş çorbası, Mollaç, Mahluta,
Övelemeç, 
Palize,
Samsıra,(pekmez ve susamla  yapılır), Sarı kabak kompostosu, Susamlı köfte,

Tantuni;
Malzemeler;  500 gram kıyma, 1 paket un,  3 adet soğan,  3 adet orta boy domates, 3 dilim bayat ekmek,  3 adet yeşilbiber, 1 çorba kaşığı ayçiçek yağı,  tuz
Salatası için; 1 demet taze soğan, 1 adet limon,  1 demet maydanoz,  bir miktar sumak
Yapılışı; Tencereye kıymayı koyun. Bir miktar su ilave edin. Kıyma suyunu çekene kadar pişirin. Yemeklik doğradığınız 3 adet soğanı ve daha sonra 1 çorba kaşığı ayçiçek yağını ekleyin. Birkaç dakika kavurun. 3 adet yeşil biberi küçük küçük doğrayın onu da tencereye ilave edin. Tenceredeki malzemeleri bir sacın üzerine ya da teflon tavaya dökün. Birkaç dakika daha kavurun. Malzemeleri yeniden tencereye boşaltın küp şeklinde doğradığınız 3 adet domatesi içine atın. Tencerenin kapağını kapatın. Başka bir kabın içine 1 paket unu dökün. Ortasını havuz gibi açın. Tuz ve ufaladığınız bayat ekmek dilimlerini ekleyin. Daha sonra bir miktar su ekleyin. Yoğurarak hamur elde edin. Küçük bezeler koparıp, oklavayla tabak büyüklüğünde açın. Teflon tavada veya sacda pişirin. Yufkalar pişerken, bir yandan salatayı hazırlayın. Bunun için, soğanları yarım ay şeklinde doğrayın. Tuz, yaprakları ayrılmış maydanoz, sumak ve limon suyuyla karıştırın. Pişirdiğiniz yufkaların içine kıymalı harcı ve salatayı doldurun. Rulo biçiminde sarın. Soğutmadan servis yapın.


Topalak çorbası (Mersin-Mut yöresine özgü); Malzemeler: 250 gr kıyma, 2 su bardağı ince bulgur, 1 yemek kaşığı biber salçası(domates salçasıda olabilir), 1 su bardağı su, 1/2 çay bardağı un, Tuz, kimyon, kuru nane, karabiber (domates salçası kullanıyorsanız biraz pul biber), 1 adet kuru soğan, 2-3 diş sarımsak, 1 su bardağı nohut     1 su bardağı kuru fasulye, 1 su bardağı yeşil mercimek, 3 yemek kaşığı tereyağı, 1 yemek kaşığı salça.
Yapılışı: Nohut,fasulye,mercimek ayrı ayrı haşlanıp süzülür. Kıyma,rendelenmiş soğan ve sarımsak, ince bulgur,un,salça,tuz ve baharatlar yoğrulur. Yoğrulurken azar azar su ilave edilerek yoğrulmaya devam edilir. Fındık büyüklüğünde köfteler yuvarlanır. Un serpilmiş bir tepsiye konur. Köfteler 2-3 saat bekletilir. Bir tencereye su konur. Biraz tuz eklenir. Su kaynayınca köfteler içine atılıp pişirilir. Yaklaşık 20-30 dakika sonra haşlanmış nohut, fasulye, mercimek eklenir. Bir tavada tereyağ eritilir. İçerisine salça konup karıştırılır. İçine biraz kaynamış su ekleyip tekrar karıştırılır. Tencereye aktarılır. Biraz pişince ateşten alınır. Afiyet olsun.

Tatar Çorbası,
Yüzük çorbası (bulgur, nohut, et, karabiber ve kimyon, salça, ile yapılır.)

Mersin Sillifke yolu üzerinde antik bir kent...

Akkale (Tırtar), 
Mersin - Silifke Karayolu'nun 49. km'sinde, Tırtar Köyü'nün deniz kıyısı tarafındadır. Geç Roma Dönemi'nde kurulmuştur. Kalıntılar arasında saray olabilecek bir yapı, hamam, sarnıç vs. bulunmaktadır. 15.000 ton zeytinyağı alabilecek kapasitedeki yapı halen ayaktadır.Mersin - Silifke Karayolu'nun 49. km'sinde, Tırtar Köyü'nün deniz kıyısı tarafındadır. Geç Roma Dönemi'nde kurulmuştur. Kalıntılar arasında saray olabilecek bir yapı, hamam, sarnıç vs. bulunmaktadır. 15.000 ton zeytinyağı alabilecek kapasitedeki yapı halen ayaktadır.

Kelenderis, Kilindere (Aydıncık), 
Kelenderis, Anamur, Silifke ana yolu üzerindeAydıncık’ın yayıldığı yerde, küçük bir koyun batı yanındaki yarımadacıktır. ilçesinde,Kent, Senir dağlarının Akdeniz’e iyice uzantı yaparak oluşturduğu Karabıyık burnu ile doğuda, Susuz Dağın uzantısı olan Davulcu tepelerin uç noktası olan Sancak burnu arasında kalan koyun güneybatısında, doğuya doğru uzanan bir yarımadanın batısına, denizden çok az bir eğimle yükselen alana kurulmuştur.
Yarımadanın güneyi denizden 20 m. kadar yükselir ve sarp yamaçlarıyla doğal bir koruma oluşturur. Buradaki kent, İ.Ö. 600 dolaylarında yöreye gelen Samos/Sisam’lı göçmenlerce Hellenleştirilmiştir. Roma egemenliği döneminde, üzerinde “Kelenderiton” (Kelenderislilerin) yazısı bulunan paralar basılmıştır. İ.Ö. 6.yüzyıldan dan itibaren Kelenderisin tarihi aydınlanmaya baslar. Bu yüzyılda Kelenderis’i Yeni Babil kaynaklarında sözü edilen Pirindu bölgesinin sınırları içerisinde görürüz. İ.Ö.5 ve 4. yüzyıllarda Pers egemenliğine ragmen, Kelenderis tarihinin bildiğimiz en parlak ve aktif dönemi başlar. 5.yüzyıl başlarında, Aegina standartlarında basılan ilk drachmilerin ardından 450 den itibaren Pers standartlarında ancak Grek karakterinde basılmış gümüş straterler, tetroboller ve oboller bilinmektedir.

Korykos, Korykion-Antron (Cennet-Cehennem), 
Silifke-Mersin karayolunda, Silifke’den 21 km. ileride, Narlıkuyu Köyü’nün ve oradaki körfezin yanındadır. Körfezin yanında İ.S.4.yüzyıldan kalma bir Roma hamamının mozaikli tabanını koruyup, sergileyen “Narlıkuyu Mozaik Müzesi” bulunmaktadır.Kuzeyde yer alan Cennet-Cehennem obrukları yöredeki diğer bir çok obruk gibi antik dönemde kutsal konumdadır. Obruklar, doğal çöküntülerle oluşmuş, dik yamaçlı, çok büyük ve derin çukurlardır.
 
 Kanlı Divan, Kanytella, Canytelis (Kanlıdivane),
Antik Olba Krallığı’nın kutsal yerleşim yeri olan kentin tarihi MÖ 3. yy.a kadar gitmektedir. MS 4. yy.da adı Neapolis olarak değişen kent en parlak dönemini yaşamıştır. Bizans İmparatoru II. Theodosius (408-450), bu alanda kutsal bir Hristiyanlık merkezi kurmuştur.
Kent, 60 metre derinliğinde geniş bir obruk etrafında kurulmuştur. Doğal bir çöküntü alanı olan bu çukura efsaneye göre Roma çağında suçlular atılıp vahşi hayvanlara yem edildiği için kente Kanlıdivane denilmiştir. Obruğun içinde divan üzerinde oturan bir kadın ve iki erkek kabartması yer alır. Yağmur sularıyla toprak rengine bulanan bu kabartmalar nedeniyle kente Kanlı Divan denildiği ve zamanla Kanlıdivane’ye dönüştüğü de anlatılır. Merdivenlerle inilen çukurun, büyüklüğünden ötürü tanrısal olduğu düşünülmüş ve kent tarih boyunca dinsel bir merkez olmuştur.

Nagidos, 
Kelenderis gibi, bölgenin en eski kentlerinden biri olan Nagidos'un kalıntıları Bozyazı İlçesi'nde, kıyıya yakın bir tepe üzerindedir. Hakkında çok az bilgiye sahip olduğumuz kentten günümüze ulaşan yalnızca sur kalıntılarıdır. Bozyazı Çayı üzerindeki köprü Roma Çağına ait özellikler ortaya koymaktadır. Roma ve Bizans Döneminden kalma tarihi mekânların arasında su yolu kalıntısı ile bir hamamın temelleri de vardır. Antik kaynaklar Nagidos'un da Kelenderis gibi, Samoslular tarafından kolonileştirildiğini belirtmektedir.

Nagidos'un M.Ö. 5. ve 4. yüzyıllarda Pers egemenliği altında olduğu, bu dönemde basılan satraplık sikkelerinden anlaşılmaktadır. Kent, ilkin Hellenistik Çağda Mısır'daki Ptolemaiosların etkisi altına girmişse de daha sonra yoğun korsan saldırıları sonucunda tüm gücünü yitirmiştir. Bu gün müzede sergilenen eserler, kentin batısında rastlantı sonucu bulunan mezarlardan çıkarılmıştır. M.Ö. 4. ve 3. yüzyıldan kalma bu eserler pişmiş topraktan yapılmış lahit mezarların yanına ve içine konan oldukça zengin ölü armağanlarını içermektedir.

Mersin ilinde bir kale...

Akkale(Tırtar),
Kırshu,
Limankale,
Sinekkale, Softa,
Mavga, Meydancık, Mezgitkale, Mut,
Tokmar,

Mersin ilinin, Silifke ilçesinde antik bir kent...

Olba, Uğra, Ura,  

Günümüzde Ura olarak tanınan Olba kenti, Diokaisareia (Uzuncaburç)’nın 4 km. doğusundaki bir tapınak kentidir. Romalılar yöreye egemen olduktan sonra İ.S. I. yüzyılın sonlarına doğru Zeus Tapınağı'nın bulunduğu yere özel önem vererek, burasını Olba'dan ayırıp Diakaiseria adıyla bağımsız bir site haline getirmişlerdir. Nitekim burada Zeus Tapınağı ile kent burcu dışında kalan bütün mimari yapılar, Roma dönemine aittir. Bizans döneminde de burası yerleşim yeri olarak kullanılmıştır.

Antik çağda etrafı surlarla çevrilmiş Olba üzerinde taş döşemeli bir yolla Kızkalesi'ne (Korykos) bağlı olan Diokaiseria tapınak ve diğer kalıntıları ile yörenin en önemli yapılarındandır. Bugün de kalıntıları bulunmaktadır. Bu tapınakta saygı gören tanrı Zeus çeşitlemesi, Olbios (Olbalı) diye anılıyor, dolayısı ile tapınak Xeus Olbois Tapınağı olarak biliniyordu. Asıl olba kenti sönükleştikten sonra, tapınağın bulunduğu yerdeki Prakana, Diokaisareia’nın Olba diye anılması büyük olasılıkla bundan kaynaklanmaktadır.

Rahip hanedanlık sülalesi Teukridler yöreyi İ. Ö.III. ve II. yüzyılda yönetmişler ve Eliaiussa ve Korykos antik kentleri civarında da denizle bağlantı oluşturmuşlardır. İ. Ö. II. yüzyıldan itibaren zaman zaman tiranlar tarafından sıkışırılan Teukrid hanedanlığı M. Antonius ve Augustus dönemlerinde de hükmünü sürdürmüştür. Zeus tapınağı, kule ve piramidal mezar buradaki Hellenistik dönem yapılarıdır.

Olba antik kentinden günümüze kadar gelebilmiş kalıntılar arsında çeşme binası, su kemeri, evler, tiyatro ve nekropol bulunmaktadır. Buradaki en önemli yapıtlardan biri olan çeşme binası Septimus Severus (İ.S. 193 - 211) zamanında yaptırılmıştır. Lamus Deresi'nden alınan su kanal, tünel ve akuadüklerle bu çeşmeye akıtılıyordu. Çeşmenin yanında bulunan tiyatro binasından bazı oturma basamakları ile sahnenin bir bölümü günümüze gelebilmiştir. Ayrıca oldukça geniş olan nekropol sahasında kaya mezarları ve lahitler görülebilir.

Diğer bir önemli eser ise nekropolün bulunduğu vadi üzerine kurulmuş, 150 m uzunluğunda, 25 m yüksekliğinde dört kemerli akuadüktür. Bu su kemerinin korunması ve çevrenin gözetlenmesi için kuleler inşa edilmiş olması yapının önemini göstermektedir. Antik çeşme ile aynı dönemde yapılmış olan su kemeri, Bizans İmparatoru II. Justin yönetimi sırasında, 566 yılında onarım görmüştür.

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ