İzmaritgillerden, boz renkli, beyaz etli bir balık...

Karagöz, (Diplodus Vulgaris) Karakulak.

İzmaritgillerden, beyaz etli bir balık (Diplodus sargus ya da Sargus sargus). Atlas Okyanusu, Akdeniz ve Karadeniz'de çok bulunur. 25-30 cm. uzunluğunda, enli ve kır renklidir. İri, kısa kafalı ve kuyruk yüzgeci çatallıdır. Çeneleri bir dizi kesicidişle kaplıdır. Eti çok beğenilir. Eti son derece lezzetli olan karagözün tavası, ızgarası ve buğulaması makbuldür. Kiremitte fırını da yapılır. Ekim ve kasım en lezzetli olduğu aylardır.

Sularımızın ılık sahil bölgelerinde yaşayan karagözler Sparidae familyasındandır. Karagöz (Diplodus vulgaris), baltabaş karagöz (Diplodus sargus), sivri burun karagöz (Diplodus puntazzo) diye adlandırılan üç türü yaşar.

Son derece lezzetli ve makbul olan karagöz balığının gövdesi yuvarlağa yakin derecede elips şeklinde ve yassıdır. Ağzı küçük olmasına rağmen kuvvetli çeneleri ve dişleri vardır. Ön dişleri kesici, arka ve yanlardaki azi dişleri ezici, öğütücü olarak işlev görürler. Dişlerinin yapısı sayesinde karagözler sert deniz kabuklarını, midyeleri kolaylıkla kırarak yerler. Takımda kullanılan iğneleri de kolaylıkla açıp, kırabilirler.

Gelişmiş sırt, kuyruk, karın ve anüs yüzgeçleri sayesinde fevkalade manevra yeteneğine sahip olan karagözlerin gövdeleri sert pullarla kaplıdır. Bu pullar gövdeye gayet iyi intibak etmiştir. Solungaç kapağından kuyruğuna kadar uzanan yanal çizgisi vardır. Sırtı koyu gri olan karagözün yan taraflarında karnına dikey olarak inen koyu çizgiler bulunur. Yanları gümüşi gri, göğsü kısmen beyaz, karnı beyazdır. Kuyruk yüzgecinin dibinde isparozda olduğu gibi nokta şeklinde koyu bir leke bulunur. Yüzgeçleri siyaha yakın koyu renktedir.


Dibi taşlık, midyelik, ilişkenlerin bulunduğu sahillerde av veren karagözler, kışın aynı karakteristikleri taşıyan derin sulara çekilirler. Karagöz avında başta midye olmak üzere, deniz solucanı, çağanoz, hamur, karides, sülina ve akyemler kullanılır.

Karagözlerin üremeleri mayıs başından ağustos ortasına kadar devam eder.

 

İzmaritgillerden, altın sarısı, Atlantik Okyanusu'nda ve Akdeniz'de yaşayan bir balık...

Sarıgöz, (Spondyliosoma cantharus) Sargoz,

Kemikli balıklar (Teleostei) takımının, izmaritgiller (Sparidae) familyasından, 40-60 cm kadar uzunlukta, altın sarısı renginde, Atlantik Okyanusu ve Akdeniz'de yaşayan bir tür. Boyları 50 santimetre olabilir. Anatomisi karagöze benzer. Ilık sahil bölgelerinde ve bunların uzantısı ılıman denizlerde yaşar. Karadeniz'de az bulunur. Yaşam çevresi kayalık ve kuytu yerlerdir. Başlıca besinleri küçük kabuklular deniz soluncanları ve özellikle karidestir. Etleri de karagöz ve mercan gibi beyaz gevrek ve lezzetlidir. Üremeleri erken ilkbahar aylarından başlayarak yaz sonuna kadar devam eder.

İzmarit balığı ...

Sırtar,

İzmarit (Maena smans),
Denizlerimizin yerli balıklarındandır. Küçüklerine kancur, büyüklerine kanal izmariti, papuç  denir. Boyu ortalama 15 santimetre, dişileri daha küçük olur. Hareketli ve kurnazdır. Yaz aylarıda sahillere kadar sokulur. Üst, ön dikenleri tehlikelidir. Batar ve yara yapar. 10-12 yıl yaşayabilir. Erkekleri 3, dişileri 2 yaşırıda olgunlaşıp, 60-70,000 yumurta verir. Balık yumurtaları, yavruları ve yosunlarla beslenir. Eti beyaz ve lezzetlidir. Bol tüketilir. İzmarit balıkları, genellikle kayalık ve yosunluk yerlerde bulunurlar. Kışın denizin derinliklerini severler, 120 m. derinliğe kadar inebilirler. Yazın kıyılara yayılırlar. Bazen sığ suda gözle görülüp, takip edilebilirler. Tüm denizlerimizde bulunurlar. Hem kurnaz, hem de çok kıskanç bir balıktır. Kurnazlığını, yemleri aşırmasından anlamak mümkündür. Ama büyük balıklar için iyi bir yemdir. Aç gözlü bir balık olmamasına rağmen, kıskanç bir balık olduğundan, genellikle bu nedenle, yemi almış bir başka izmaritin yanında oltaya takılırlar.


İzmarit en iyi ilkbahar ve sonbahar aylarında avlanır. Sabah saatlerinden başlayarak geç vakte kadar oltaya gelir. İzmarit en çok midyeyi sever. Bunun hemen arkasından kaya kurdu gelir. Ancak bunları bulamadığınız zamanlarda, karides, teke, tavukgöğsü ve akyem ile yakalamanız da mümkündür.

Kadınların arkasına astıkları ek saç...

Postiş,  

Tanrı kadını , göze hoş görünebilmesi için bulunmaz bir şans vermiştir. O da Saç' tır. O saç ki, kullanmasını bilen kadını yerine göre muzip, masum, ağırbaşlı, gösterişli, çarpıcı ya da muhteşem gösterebilecek paha biçilmez bir araçtır.  Peruk, Postiş, Çıtçıt ve diğer saç aksesuarları veya birkaç toka ve biraz takma saç kullanımı, bir kadını tanınmayacak kadar değiştirmeye yetebilir.   Takma saç ile saç renginde yapılacak değişiklik, bir kadına bambaşka bir kişilik kazandırabilir. Bu değişiklik kadını, kendine olan güveninin artması, insanlarla ilişkilerinde kendinden emin ve rahat olması, normal bir psikolojik sonuçtur.  

Postiş Saçlar : Postişler, hareketli bir hayata sahip olan kadınların saçlarını arkadan topuz şeklinde toplamaları veya atkuyruğu şeklinde tutturmaları da dahil olmak üzere, kadınlar için göz alıcı ve fevkalade saç modelleri yaratmanın en çabuk, en kolay ve en ucuz yoludur. Bu göz alıcı saçlar, düğün törenleri ve özel davetlerden dans partileri ve eğlencelere kadar, görünüşünüzün birkaç dakika içerisinde göz kamaştırıcı hal almasını sağlarlar.

Yorulup bitkin düşmekten duyulan aşırı korku...

Kopofobi,(ing. kopophobia).

Yorgunluktan, bitkinlikten, halsiz kalmaktan aşırı korkma, yorulup bitkin düşmekten aşırı ürkme korkusu.

Özellikle ilik örmekte kullanılan ince ipek kordon...

Milanez,

Tropikal Afrika' da yetişen bir ağaç...

Dabema,  

Fildişi kıyısında bulunan Tropikal Piptadenia türünde bir ağaçtır.  Bahçe yolları, verandalar, teraslar ve havuzlar için tasarlanan, açık hava yer kaplamalarında uygulanabilecek olan ve su geçirmez, çürümeye karşı dayanıklı en mükemmel kereste Ipe, Iroko, Dabema gibi dış hava şartlarına uygun ağaçlardan elde edilir. Bu kerestelere Fildişi Kıyısında dabema, Gana’da dahoma, Nijerya’da agbuvan, Kamerun’da atüvi, Gabon’da tum, Kongo’­da singa veya bokungu adı verilir.

Kanser çeşitleri...

Hücrelerin anormal bir şekilde çoğalması sonucu urlar meydana gelmektedir. Urlar iki türlüdür. Bir kısmı iyi huylu (selim urlar), bir kısmı kötü huylu (habis) urlardır. Vücudun değişik yerlerinden, dokularından kökenini alan habis karakterli urların bir kısmına Kanser bir kısmına da Sarkom denir.

İyi huylu urlar, normal doku yapısına büyük benzerlik gösterirler ve kökenini aldıkları dokunun karakterini benimserler. Genellikle yavaş büyürler. Oluştukları yerin veya organın çalışma düzenini bozarlar ve çevresinde yer almış dokulara baskı yapara ağrı verirler ve zararlı olurlar. Ancak, bunların etki dereceleri urların büyüklüğüne göre ve oluştukları yere göre çok değişiklik gösterirler. Sonuç olarak, iyi huylu urlar yavaş büyürler, tedavilerinde her zaman ameliyat gerekmez. Çok defa tıbbi tedaviler iyi sonuçlar verir.

Kötü huylu urlar, hücreler iyi huylu urlara göre daha çok çoğalır. Bunlar bölünme çoğalmalarında hiçbir yasa ve kural dinlemezler. Yere dökülen bir kova suyun dağılması gibi çeşitli yönlere yayılırlar. Önlerine gelen organ ve dokuyu tahrip ederler. Habis urların diğer bir benzerlik gösterirler özelliği yavrulamaktır. Buna Yavrulamak veya Metastaz yapmak denir. Bulunduğu yerlerden uzak vücudun diğer kısımlarına atlayabilirler. 

Kanser Çeşitleri; 

Deri Kanseri;  Cilt kanseri sık görülen kanserlendendir. Uzun süre kuvvetli güneş ve ulturavıole ışınlarının etkisi başlıca sebepleridir. Cilt kanserleri gerekli tedaviye iyi cevap verir. 
Göz Kanseri;  Görme duyusunun alıcı organı gözbebeğidir. Göz kapakları, gözyaşı bezi ve kaşı kanserleri de vardır. En önemlisi gözbebeğidir. Teşhis ve tedavi yöntemleri aynıdır.  Erken teşhiste başarı yüksektir. 

Gırtlak Kanseri ; Gırtlak kanserinin ilk belirtisi ses kısıklığıdır. Gırtlak kanseri sigara kullananlarda daha fazla görülmektedir. Erken teşhis edilen vakalarda ameliyat gerekmeden radioterapi ve ilaçla çok iyi sonuçlar elde edilmektedir. 

Akciğer Kanseri; Akciğer kanserinin belirtileri üşüme, bronşit, ve diğer solunum hastalıklarından rahatsız bir insanın şikayetleri ile aynıdır. Sosyoekonomik yaşantıları düşük gruplarda akciğer kanseri daha sık görülmektedir. Akciğer kanserinin diğer hastalıklara göre ölüm oranı daha fazladır. Tedavisinde üç yöntem vardır. Ameliyatla hasta kısmı çıkartmak, ameliyat sahasının radioterapi ile tedavi, ilaçla tedavi (kemoterapi). Henüz başlangıç safhasında olan vakalarda kemoterapi başarılı sonuçlar vermektedir. 

Mide Kanseri; Mide kanseri genellikle 45-60 yaşlarında görülmektedir. Erkeklerde kadınlara nazaran bir kat daha fazla görülmektedir. Mide kanserinin en önemli sebebi beslenmedir. Mide kanserinin belirtileri; hazım güçlüğü, şişkinlik, dalgınlık hissi, bulantı, kusma, mide kanamasıdır. Mide kanserin tedavisinde en kesin metod ameliyatla hasta kısmın çıkartılmasıdır. Kanserin eksikliğine ve yayılma derecesine göre ameliyattan sonra radioterapi ve kemoterapi uygulanır. 

Karaciğer Kanseri; Karaciğer kanseri iki türdür. Birincisi primer dediğimiz ana kanserdir. Yani kanser esas ve ilk olarak karaciğerde başlamıştır. İkincisi ise, kanser vücudun başka bir yerinde başlamış sonradan o kanserin hücresi kan yoluyla gelerek karaciğerde yavrulaşması sonucu ortaya çıkmasıdır. Buna da seconder veya metastatik  karaciğer kanseri denir. Karaciğer sirozu, karaciğer iltihaplanmaları, beslenme bozuklukları, alkol alışkanlıkları karaciğer kanserine sebep olmaktadır. Karaciğer kanserlerinde karaciğer ve mide bölgelerinde ağrı ve karaciğerde büyüme en sık görülen belirtilerdendir. Karaciğer kanserinin tedavisi ameliyattır. Kemoterapi ve radioterapi fazla yararlı olmamaktadır. 

Kan Kanseri (Lösemi) ; Lökositlerin anormal bir şekilde çoğalması, gerek bulunduğu gerekse çevresindeki hücreleri parçalaması sonucu oluşur. Ayrıca radyasyon ve röntgen ışınları da insanlarda lösemiye sebep olmaktadır. Löseminin tedavisi lökositlerin anormal bir şekilde çoğalmasını önlemektir. Bu da ilaçla tedavidir.

Anal Kanal Kanseri, Anüs Kanserleri,
Böbrek Kanseri,
İnce Barsak Tümörü,
Kalın Barsak Kanseri,
Malin Melanoma, Meme Kanseri,
Non-Hodgkin Lenfoma,
Over Kanseri,
Özefagus Kanseri,
Pankreas Kanseri, Prostat Kanseri,
Rahim Kanseri,
Tiroid kanseri,
Safra Kesesi Kanseri, Safra yolu Kanseri, Serviks Kanseri .

Kadın şapkasında ince tül...

Vualet,  Fr. vualet .
Yüz tülü, tül şapka,

Kadınların şapkalarına taktıkları ve yüzü kapatan tüle verilen isim. Kadın şapkalarına konulan ve yüzü örten ince tül.

İzmarite benzer bir balık...

Çopurina, 
Çipura, Çipra,

Çipura balığı (Sparus aurata), Sparidae familyasına ait, antik çağdan beri sevilerek tüketilen bir Akdeniz balığıdır. Akdeniz ve Ege denizinde yaygındır ama Marmara denizinde seyrek rastlanır. Boyları ortalama 25–35 cm. ağırlıkları 0,5–3 kg'yi bulur. 60 cm. ve 6 kg. olanlarıda seyrek olarak görülebilir. Kuvvetli çenesiyle küçük kabukluları, balıkları ve diğer hayvanları kolayca yiyen etçil bir balıktır. 

Yaz aylarında sığlarda, kış aylarında da 30–40 m. derinliklerde yaşar. İki yaşın üzerindekiler daha da derinlere iner. Üreme zamanları Ekim – Aralık aylarında olur ve 100–150.000 yumurta dökerler. Eti az kılçıklı, sert, beyaz ve çok lezzetlidir. Ayrıca üretim kültürüne uygunluğu nedeniyle ekonomik değeri çok yüksektir. Çipura balığı günümüzde Türkiye'de, Yunanistan'da, İsrail'de ve İspanya'da başarılı olarak üretilir.Çipura balıkları protandrik hermafrotizm gösterirler. Diğer bir deyişle balıkların tümü erkek olarak doğar, 3-4 yaşına erişen çipura balıkları dişileşir.


Üç tarafından sokağı gören pencereli çıkma...

Cumba,

Eski Türk evlerinde zemin katın üzerindeki birinci ya da müteakip katlarda dışa taşan kafesli oda bölmesine denir. Dışa taştığı için alttan desteksiz kalan cumba, çökmelere karşı binanın ön cephesine yaslanan desteklenirdi. Ağırlıklı olarak ahşaba dayandığı dönemlerde yoğun olarak kullanılan ve şehirlerdeki türk mahallelerine damgasını vuran bu üslup, taş ve betonarme yapılar yaygınlaştıkça terkedilmeye başlanmıştır.

Antalya' nın Akseki ilçesinde bir mağara...

Asar,

Kartallı Mağara (Bağarcık),
Kuyucak,
Bucakalan Mağarası, 

Altınbeşik MağarasıAntalya Akseki/Akseki Altınbeşik Mağarası/Akseki Altınbeşik Mağrası Hakkında Bilgiler Akseki ilçesine bağlı Ürünlü köyünün doğusunda derin ve sarp Manavgat Vadisi'nin batı yamacında bulunur. Köydeki mağaraya ancak bir saatlik yürüyüşle gidilebilir. Toplam uzunluğu 2500 m. olan mağaranın girişe göre en yüksek noktası 101 m'dir. Yatay ve kısmen aktif mağaradır. Mağaranın alt ve orta seviyesinin zaman zaman aktif olması nedeniyle kurak mevsimlerde de büyük ölçüde göletler oluşmaktadır. Üst seviye devamlı kurudur. Mağara havası çok rutubetli ve ısısı 16-18°C civarındadır. İçeride dikkati çekecek hayvan topluluklarına rastlanmamıştır. 

Kembos Ovası Mağaraları (Büyük Düden ve Feyzullah'ın Düdeni):
Kembos Ovası'nın sonunda, iki düden bulunur. Büyük Düden ve Feyzullah'ın Düdeni adlarındaki bu mağaralar, ovadan geçen akarsuyu çekerler. Bu düdenlerden yeraltına giren akarsu, Altmbeşik Düdensuyu Mağarası'ndan geçerek Manavgat Çayı'na karışır.

Çatdere Düden Mağarası: Akseki-Cevizli arasında bulunan Arapkırıldı Köprüsü yakınlarında, doğudaki Karakışla ve Ceceler köy yoluna 1800 m uzaklıktadır. Yatay olarak 100 m uzunluktaki Çatdere düdeni, birçok küçük derenin suyunu çeker.

Çayırönü Düden Mağarası: Akseki ilçe merkezinin 4 km güneydoğusunda, Küçük Akseki Ovası'nın kalker yapılı yamacında yer alır.

Oruç Düdeni Mağarası: İbradı ilçesindeki Ürünlü Köyü ile İbradı-Ardıçpınar yol kavşağında bulunan Oruç Mağarası, Altınbeşik-Düdensuyu Mağarasına yeraltından gelen suların yolu üzerindedir. Mağara, altından geçen yeraltı suyunun yarattığı erozyon sonucu oluşan çökmeyle ortaya çıkmıştır. Derinliği 52 metredir.

Düdencik (Düden) Mağarası, (Çınardibi),: Akseki-Beyşehir yolu üzerindeki Cevizli bucağı yakınında bulunan Düdencik Mağarası, Türkiye'de saptanmış en derin mağaradır.

Sakaltutan Mağaraları: Cevizli bucağı ile Beyşehir yolundan ayrılan ve Süleymaniye Köyü'nden geçerek Mortaş Alüminyum Madeni'ne giden yolun kıyısında, dikey bir uçurum olarak açılmış 300'er metrelik iki kuyudan oluşmaktadır. Düdencik mağarasından sonra Türkiye'nin en derin mağaralarıdır.

Handos Mağarası: Akseki-İbradı yolunda, Manavgat Çayı'nın üzerindeki Irmak Köprüsü'nün birkaç yüz metre kuzeyinde, Üzümdere Köyü'ne giden yolun kıyısındadır. Mağara'nın 40-50 m derinliğindeki suyu, yağışlı mevsimlerde yükselerek taşar ve bir dere halinde Manavgat Çayı'na dökülür.

Akpınar Mağarası: Eynif Ovası'nın 2 km kadar kuzeyindeki Akpınar Mağarası'nda bulunan yeraltı deresi, 35 km güneyde Oymapınar Baraj yerindeki kaynaklara ulaşır. Akpınar Mağarası, içindeki yeraltı deresinin en uzun mesafe kat ettiği mağara olması yönünden önemlidir.

Koyun Göbedi Mağarası: Sadıklar Köyü'nün 3 km kadar güneydoğusunda bulunan mağara, Düdencik Mağarası'ndan sonra Türkiye'nin en derin mağaralarından biridir.

Cavurini Mağarası: Mahmutlu Köyü'nün 2 km kadar güneydoğusunda, Tuzaklıdağ'daki Gavurini Mağarası, 80 m uzunlukta küçük bir mağaradır. Yakınında, derinden gelen bir yeraltı deresinin sesi duyulan Ayıini Mağarası vardır. Bu yörede ayrıca çok sayıda mağara oluşuğuna rastlanır.

Karadağ Mağarası: Akseki-Beyşehir yolunun, Bademli-Süleymaniye köyleri arasındaki Orman Bakımevi'nden güneye ayrılan Kuyucak yolu üzerinde ve yaklaşık 1335 m yüksekliktedir. Mağaranın 1 km kuzeyinde Sözler Kalesi kalıntıları vardır. 350 m uzunluğundaki mağarada, tarih öncesi insanlarının yaşadığı sanılmaktadır.

Bolu ili yemekleri .....


Bolu Mutfağı
Bolu ili yemek yapmaya meslek edinmiş kişiler ile ünlüdür. Mengen'den yetişen aşçıların tarihi, padişah mutfağına kadar dayanmaktadır. Atatürk'ün aşçısı da Mengenlidir. Mengenli ustalar günümüzde bizim memleketimizde olduğu kadar diğer ülkelerde de tanınmaktadır. Her yıl yapılan Mengen Aşçılar Festivali İlin Kültür ve Turizme katkısı açısından büyük önem taşır. Yörede genellikle mutfak, yemek ve oturmak amacıyla kullanılmaktadır. Evlerin yapımında mutfağın geniş olmasına ayrıca özen gösterilmektedir. Köylerde hemen hemen her evin bahçesinde toprak veya tuğladan yapılmış fırın bulunmaktadır. Odun ateşinde fırında pişen hamurun veya yemeğin lezzeti oldukça farklıdır. Yöremizde düğünler “ekmek atımı” denilen gözleme dağıtımıyla başlamaktadır. Okuyucu düğün için gezerken her eve gözleme bırakır. Bu gelenek kız istemeye giderken de uygulanmaktadır. Ancak zamanla bu kaybolmaya yüz tutmuş geleneklerimiz arasına girmiştir. Düğün yemekleri komşuların bir araya gelmesi suretiyle yapılır. Yayla Çorbası, yaprak dolması, et yemeği, hoşaf, börek, baklava düğün yemekleri arasında yer alır. Ayrıca kedi batmazı, paşa pilavı, cevizli çörek, yoğurtlu bakla çorbası, kabaklı gözleme, katık keş yöreye özgün yiyeceklerdir. Mudurnu'nun saray helvası yurt çapında ün yapmış bir kuru tatlı çeşididir. 

Üzümlü Kabak Hoşafı,  Tatlı kabak soyulur, kare kare doğranır. Kuru üzüm bir başka kapta yıkanıp pişirilir. Kabaklar kaynar suya atılır, üstüne şeker ekilir. Kaynayınca kapatılır. 

Müşür Hoşafı, İlkbaharda bahçelerde yetişen gavur mancarı denilen bir otla pişirilir. Her derde devadır. 

Coş, Pancarlar temizlenir kabukları ile iyice pişirilir. 3-4 saat kaynadıktan sonra kabukları soyulur, çok küçük parçalara ayrılır, ekşi olsun diye içine pestil veya erik kurusu (buruş) katılarak su ilave edilir. 1-2 saat pişirilir. Soğuyunca kış günlerinde özellikle makarna, pilavla servis yapılır. 

Katık - Keş, Kaynamış yağlı sütten yoğurt çalınır. Yoğurt bir bez torbaya konulup ağaca asılır bir süre süzdürülür. Daha sonra tuzla yoğrularak özleştirilir. Biraz çörek otu koyulur, yuvarlak şekil verilerek yaylada gölgede kurutulur. 

Su Böreği, Unun içine 3-4 yumurta kırılır, tuz ve su ile yoğrulur. Ufak ufak pazıları kalınca yazılır. Kare kare kesip kaynamış tuzlu suyun içine atılır. Hemen sonra soğuk suya batırılır. Tepsiye döşeyip arasına yağ sürülür, yarıya geldiğinde katık - keş maydanozla yapılan iç dökülür. Ocakta pişirilir. 

Gırma Börek, Yufkanın içine kaymak, patates, soğan, nane, maydanoz konulup yuvarlanır üzeri yağlanıp pişirilir.  

Kabaklı Gözleme,  Kat kat açılan gözlemelerin arasına kabak ve şeker kavrulup sürülür ve üstüne döşenir, üzeri yağlanıp kalbura bastırılır. Şekil verdikten sonra pişirilir, kaymakla yenir. 
Küllü Çörek ( Kömme ), Un, tuz, karbonat yoğrulur. Ekmek gibi yapılıp külün içine gömülür. Kabarınca piştiği anlaşılır. Özelliği ocakta az ateşli külde pişirilmesidir. 

Sakız Bakla Çorbası,  Bir tencerede kaynayan suyun içine ufak bir soğan çırpılır. Baklalar kırılıp yıkandıktan sonra tencereye atılır, pişirilir. İçine un, yoğurt, bir yumurta, tuz karıştırılır. İyice piştikten sonra yağ kızdırılıp dökülür. 

Ovmaç Çorbası, Yağ, soğan, kıyma, salça kavrulur üzerine su koyulur kaynatılır. İçine diğer tarafta hazırlanan yumurta ve un karışımı avuç içinde parçalanıp tencereye atılır. Pişmesine yakın maydanoz koyulur.
Yayla Çorbası
Bir tencerede tuzlu su kaynatılır. Ayıklanmış pirinç suyun içine atılır. Başka bir tencerede pişirilmiş nohut ilave edilir. Ayrıca tabakta bir bardak un, iki kaşık yoğurt, bir yumurta karıştırılıp çorbanın içine katılır. Piştikten sonra tereyağı kızartılıp üzerine dökülür. 

Bolu MutfağıKaşık Sapı, Un, tuz, su, bir yumurta hamur yapılır. Büyükçe bir yufka açılır. Küçük kareler şeklinde kesilir ve iki ucu birbirine yapıştırılır. Kaynamış suyun içine bir tencereye pişirildikten sonra süzülür. Tepsiye alınır. Üzerine keş ceviz tereyağı kızdırılıp dökülür. 

Palize, Nişasta suyun içine karıştırılır. Şeker ile birlikte kısa bir süre pişirilir. Muhallebiden farkı sütsüz olmasıdır.

Mantar Yemeği
Yörenin tespit edilen mantar türleri oldukça fazladır. Mantarlar soğan, maydanoz ve tereyağ'la pişirilir. Yöremizde en çok görülen çeşitler Akkulak, Karakulak, Et kulağı, Malgadun, Cincile, Gövenek, Sütliyen, Gelincik, Kedi tırnağı, Obalan, Kanlıca, Söbelen, Saçaklı dır. 

Paşa Pilavı, Haşlanmış patatesin kabukları soyulup doğranır. İçine bir iki tane haşlanmış yumurta, soğan, maydanoz, baharat, yağ, limon koyulup karıştırılır. 

Mengen Pilavı, Haşlanmış pirinçler tuzlu suda bekletildikten sonra tencerede yağ, soğan ve et kızdırılır. Biraz su ile pişirildikten sonra pirinç, şeker, tuz, biber ilave edilir. Piştikten sonra üzerine tekrar yağ gezdirilip, kekik , dereotu ve ceviz ile tatlandırılır. 

Kedi Batmaz, Yemek niyetine yenilen tatlılardandır. Tencerede tuzlu su kaynatılır. İçine küçük hamur parçaları atılıp pişirilir, suyu süzülünce üzerine tereyağı eritilir, ceviz ve pekmez dökülerek yenilir.

Kadınlarda adet görmeme...

Amenoro, Amenero,  (Adet görememe),  

Adet kanamasının olmaması, yani adet görmemeye tıp dilinde "amenore" denir. Bir kadının en az 3-6 ay süreyle adet görmemesi veya normal adet gören kadında 3 siklus boyunca adet olmaması  amenore olarak kabul edilir. Daha kısa süre adet görememe ise "adet rötarı" "adet gecikmesi" olarak adlandırılır.
 
14 yaşına kadar ikincil seks karakterlerinin (meme büyümesi, koltuk altı ve kastıkta tüylenme) gelişmemesi veya ikincil seks karakterleri gelişmesine rağmen 16 yaşına rağmen ilk adetin görülmemesi veya normal adet gören kadında 3 siklus boyunca adet olmaması amenore olarak adlandırılır.  
Adet görememe (amenore), primer (birincil) ve sekonder (ikincil) amenore olarak 2 şekilde olabilir. Hayatında hiç adet görmemiş ise buna primer amenore, daha önceden düzenli adet gören kadında adetin kesilmesine de sekonder amenore adı verilir.  Çeşitli nedenlerle (vajinada perde, kapalı kızlık zarı, vajinanın gelişmemiş olması, rahmin küçük olması ve yumurtalık sorunları nedeniyle) beklenen adet kanamasının gerçekleşememesi, yani adet kanaması olmaz.

İzmarit balığının büyüğü...

Pabuç,
Pabuç, Kanal İzmariti, İri izmarit
Kancur :Ufak izmarit,
Menekşe izmarit 


İzmarit Balığı (Macna smaris).
Papuç, Kancur, Papya ,
Denizlerimizin yerli balıklarındandır. Küçüklerine Kancur, büyüklerine Kanal İzmariti veya Papuç denir.Vücut yanlamasına yassı ve genişçedir, iki sırt yüzgeci birleşmiştir. Vücudun her iki yanında kare şeklinde siyah leke mevcuttur. Renk sırtta dalgalı kahverengi yanlarda ve karında beyazdır. Üreme devresinde yanlarında şerit halinde lacivert ve mavi lekeler belirir. Boyu ortalama 15 cm, dişileri daha küçük olur. Hareketli ve kurnazdır. Yaz aylarında sahillere kadar sokulur. Üst, ön dikenleri tehlikelidir. Batar ve yara yapar. 10 - 12 yıl yaşayabilir. Erkekleri 3, dişileri 2 yaşında olgunlaşıp 60.000 - 70.000 yumurta verir. Balık yumurtaları, yavruları ve yosunlarla beslenir. Yaz aylarında sahillerde ve rıhtım kenarlarında avlamak mümkündür. Derisi kalın, eti tatlımsıdır.

İzmaritgillerden kılçıklı bir balık...

Çitari, 
Sarpa,  Sarpan,
(Perciformes Sparidae, Boops Salpa).

Sparidae familyasından olan çitarinin bilimsel adı Boops salpa’dır. Okyanuslar ve bunların uzantısı olan denizlerin ılıman ve sıcak sahil bölgelerinde yaşarlar. Ülkemizde en çok Marmara, Çanakkale, Ege ve Akdeniz’de irili ufaklı sürüler halinde, sığ sularda bulunan çitariler, bu bölgelerde “sarpa” ve “sarpan” adıyla da anılır. Kışın derin sulara çekilirler.  Azami büyüklüğü 45 cm. olan çitarinin gövdesi yanlardan biraz basık ve elips şeklindedir. İri pulları gövdesine iyice intibak etmiştir. Kafası gövdesine oranla küçük ve gözlerinin üstünden aşağı doğru basıktır. Kuvvetli bir çeneye sahip olmasına rağmen dişleri keskin olmayıp ağzı ve gözleri küçüktür.  Çitarinin tek olan sırt yüzgeci balığın ensesinden kuyruğuna doğru uzanır. Kıç yüzgeci ise anüsten başlayıp kuyruk yüzgecine doğru uzanır. Göğüs ve karın yüzgeçleri normal yapıdadır. Yanal çizgisi operculumun üstünden kuyruğa doğru hafifçe yay biçiminde bir hat çizer. Çitarinin sırtı esmer olup iki yanında ensesinden kuyruk yüzgecine doğru uzayan altın rengi çizgiler mevcuttur. Balığın yanlan ve karnı gümüşi beyazdır.  

Görünüşü güzel bir balık olan çitarinin eti lezzetli değildir. Tavası, haşlaması yapılır.  Fanyalı ve manyat ağlarıyla avlanan çitarilerin üreme mevsimleri ilkbahardır. Başlıca besinlerini deniz kurtları, balık yavruları, yumurtaları, karides ve küçük kabuklular teşkil eder. Oldukça obur olan bu balıklar küçük sürüler halinde yaşarlar. Kıyılara çok yaklaşan bir balık olduğu için çitarinin avı kıyıdan çıplak iğneli takımla veya çift köstekli, hafif iskandilli, küçük mercan avlamaya mahsus takımla yapılır. Yem olarak küçük kabuklular, karides, deniz solucanı ve ekmek içi kullanılır. Küçük çelik bir iğneye yarım kulaç uzunluğunda O.25’lik misina bağlanıp diğer ucuna da bir fırdöndü takılır. Fırdöndünün diğer gözüne de oltayı teşkil eden misinanın ucu bağlanır. Kıyıdan kullanılan bu takımda kıstırma veya iskandil kullanılmaz. Yemin yüzmesini sağlamak amacıyla iğnenin dibine küçük bir şişe mantarı da takılabilir. Kıyıdan atıldığında çıplak iğne ve yemin ağırlığıyla sığ sularda dibe doğru yavaşça inen oltaya balık atlar. Hafifçe çalınıp balık kıyıya çekilir.

İzmarit balığının küçüğü...

Kancur,  
Menekşe İzmarit, İzmarit balığının küçüğü.
İzmarit Balığı (Macna smaris).
Papuç, Kancur, Papya ,

Denizlerimizin yerli balıklarındandır. Küçüklerine Kancur, büyüklerine Kanal İzmariti veya Papuç denir.Vücut yanlamasına yassı ve genişçedir, iki sırt yüzgeci birleşmiştir. Vücudun her iki yanında kare şeklinde siyah leke mevcuttur. Renk sırtta dalgalı kahverengi yanlarda ve karında beyazdır. Üreme devresinde yanlarında şerit halinde lacivert ve mavi lekeler belirir. Boyu ortalama 15 cm, dişileri daha küçük olur. Hareketli ve kurnazdır. Yaz aylarında sahillere kadar sokulur. Üst, ön dikenleri tehlikelidir. Batar ve yara yapar. 10 - 12 yıl yaşayabilir. Erkekleri 3, dişileri 2 yaşında olgunlaşıp 60.000 - 70.000 yumurta verir. Balık yumurtaları, yavruları ve yosunlarla beslenir. Yaz aylarında sahillerde ve rıhtım kenarlarında avlamak mümkündür. İrilerine kanal veya pabuç istavriti, küçüklerine kancur ismi verilir. Derisi kalın, eti tatlımsıdır.

Balık çorbası ...

Terbiyeli balık çorbası,

Malzemeler;
1 Kilo Has Kefal , 
3 litre su
1 orta boy patates
1 orta boy havuç
1 orta boy soğan
1 orta boy kereviz
1 orta boy domates
1 orta boy kabak
1 diş sarmısak
1 tutam maydonoz
2 adet defne yaprağı
1 çay kaşığı karabiber
1 çay kaşığı tuz

Terbiyesi için;
2 Yumurta sarısı,
1 Limonun suyu,
1 çorba kaşığı un,
İyi temizlenmiş bir kiloluk Has Kefal,

Yapılışı;
Üç litre su ve bir çorba kaşığı tereyağ konmuş kapaksız bir tencerede yirmi dakika haşlanır. Pişen balık kevgirle ayrı bir kaba alınır ve haşlama suyu süzgeçle başka bir tencereye aktarılır. Defne ve maydanoz yaprakları bütün olarak, diğer tüm sebzeler zar büyüklüğünde doğranarak tencereye alınıp, kapağı kapatılarak orta ısıda haşlamaya bırakılır.

Bu sırada soğumuş olan balığın derisi ve kılçıkları itinayla temizlenerek lop etleri kuş başı iriliğinde ayrılır. Sebzeler yumuşadıktan sonra tencere içindeki defne ve maydonoz yaprakları atılır, balık etleri tencereye alınarak ocak kısılır.
Çelik veya porselen bir kapta iki yumurta sarısı, bir fiske tuz, bir limonun suyu ve bir çorba kaşığı un çırpma teliyle çırpılır. Homojen hale gelen karışıma, kaynamakta olan çorba suyundan bir kepçe ile azar azar ilave edilerek karıştırmaya devam edilir.

Daha sonra ocağın ısısı yükseltilir ve bu karışım bir süzgeç ile tencereye ilave edilerek ocak derhal kapatılır. Küçük bir cezve içinde bir kahve fincanı zeytinyağı kızdırılır, içine bir tatlı kaşığı kekik ve bir tatlı kaşığı arzuya göre acı veya tatlı kırmızı toz biber ilave edilerek yakmadan ocak kapatılır. Kaselere dağıtılan çorbanın üzerine bu sostan birer tatlı kaşığı konularak, ızgara edilmiş çavdar ekmeği ilr servis yapılır. Afiyet Olsun.

İzmaritgillerden, Akdeniz'de yaşayan, pullu, eti beğenilen bir balık...

Sinagrit, Sinarit, Sinağrit ( Dentex dentex ) (Linnaeus, 1758) Common dentex.

Bilimsel adı Dentex dentex'dir. Dilimizde sinarit olarak bilinirken yabancı kaynaklarda common dentex (USA, İng.), Porgy (USA), Dentice (İtl), Dentol, Denton (İsp) gibi isimlerle de rastlanır. Doğu Atlantik'te Kanarya adaları,İspanya,Senegal,Moritanya kıyıları kadar olan kısımlarda, Kuzey Afrika kıyılarında ve Akdeniz'de bulunur.  

Sinarit balığı. Tava, ızgara (şiş, fileto), buğulama, kâğıt kebabı, haşlama, pilaki. Balık hakkında bilgiler Karagöz ailesinden olan Sinarit Ege ve Akdeniz'in sert, hareketli ve kuvvetli bir balığıdır. 1–1,5 m. boy ve 10 – 15 kg. ağırlığa büyüyebilir. Kabuklular, yumuşakçalar ve özellikle Mürekkep Balığı ile beslenir. Kuvvetli çenesiyle bir Istakozu rahatça kırıp, yiyebilir. Yazın kıyıların "taşlık, kayalık bölümlerinde; kışın da 300 m ye" varan derinlerde küçük sürüler halinde yaşar. İlkbahar aylarında üreme yapar. Etinin lezzeti ve ender avlanmasıyla çok kıymetli bir balıktır. Olta avcılığı da amatörler için değerlidir.

Karagöz familyasından büyük ve pullu bir balık olan sinarit mercana benzese de, dikkatle bakıldığında arada ciddi farkların olduğu görülür. Sinaritin başı daha küçük ve uzun’ ensesi basık ve daha uzundur. Pulları büyuk ve kalındır. Sırt rengi mavi - mor arası dalgalıdır. Yanları gümüş gibi parlak, karnıbeyazdır.
Başı ve vücudu sarımtırak erguvan yeşil zemin rengi üzerine metalik mavi, koyu lacivert-siyah çillidir. Yanaklarda ve galsamada hafif pembemsi bir renklenme görülebilir. Vücudun yanlarında yanal çizgiye koşut olarak solungaç bitiminden kuyruk kaidesine kadar devam eden silik kına rengi birçok şerit vardır. Yüzgeçler açık sarı yeşilimsi bir tonda olup kuyruk yüzgecinin dış kenarları koyu renkte bir hat ile çevrili olabilir. İki gözün arasında yanar dönerli sarı bir kuşak ve gözlerin üzerinde koyu turkuvaz yarım bir bant görülebilir.

Akdeniz ve Ege’ye has bir balıktır. Marmara’ da da bulunur. Karadeniz ve istanbul Boğazında yoktur. Çanakkale Boğazı’nda çok tutulur. Marmara’da tutulanlar daha lezzetlidir. Bir metre boyunda ve 15 kilo ağırlığında olanları sık yakalanır. Sinarit avcılığı, yemli olta, kaşık, yapma balık ve canlı yem sünitmesi ile yapılır. Parakete de geçerlidir. Sinaritler deniz tabanına yakın olmayı seven ve tabana yakın derinliklerde sürekli merasını kolaçan eden (bentopelajik) balıklardandır. Oltada en azından Ø 0,35-0,40 mm olmasını salık verdiğim beden misinasıyla kullanılacak yemin 10 cm.den küçük olmamasına dikkat etmeniz önemlidir. Bu boya eşdeğer sasileri donanım yeterliliklerinizi göz önünde bulundurmak kaydıyla 25-100 gr aralığındaki ağır zokalarla donatarak at-çek tarzıyla derin ve kayalık meralarda kıyıdan kullanmanızı tavsiye ederim.

İzmaritgillerden, ılıman denizlerde yaşayan bir balık...

Kupes  (Boops boops), Altınkuşak da denir. 

Ege, Akdeniz ve Marmara bölgelerinde Kupa, Lopa,, Gopez diye adlandırılıan kupes balığı Sparidae familyasından ticari açıdan önemli bir balık türüdür. Kupesin çoğu levreksilerde olduğu gibi iki sırt yüzgeci vardır. Kafasından kuyruğuna kadar uzanan 3 - 5 soluk altın renginde çizgileri ve göğüs yüzgecinin kökünde siyah bir lekesi vardır. 


Diğer balıklar gibi elips şeklinde değil silindirik bir biçime sahip olan sırtı koyu gümüşi, yanları gümüş ve sarı renkte olup karnı beyazdır. Pulları ise gövdesine iyice intibak etmiştir. 

Görünen en büyükleri 36 cm uzunluğundadır. Ilıman ve sıcak denizlerde yaşar. Eti lezzetlidir. Atlas Okyanusunun doğusunda Norveç'ten Angola'ya kadar, ve Akdeniz ile Karadeniz'de yaygındır. Üremeleri ilkbahar sonralarına rastlar.  Beyaz eti olan kupes balığının tavası ve ızgarası yapılır.

Kadınların sokakta giydiği manto gibi üstlük...

Ferace, 
Kadınların sokakta giydikleri, mantoya benzer, arkası bol, yakasız, çoğu kez eteklere kadar uzayan üst giysisi.

Eskiden kadınların örtünme için giydikleri elbisenin adı. Sonraları ferace yerine çarşaf kullanılmaya başlandı. Feraceler fantazi kumaştan, çuhadan, softan yapılırdı. Genellikle düz, sade olanların yaygın olduğu gibi, cepleri ve yakaları işlemeli olanları da vardı. Modaya göre daha koyu renkli, arka yakası uzun, bedeni bol ve dar olanları da giyilirdi. Feracenin al renkli olanı gençler arasında daha yaygındı. Ferace günümüzdeki kadınların giydiği mantonun çok benzeri olup, mantodan farklı özelliği geniş yakalarının olmayışı ve daha uzun oluşudur. Ferace boyun kısmını tam olarak kapatmadığı için, kadının baş ve yüz kısmı yaşmakla kapatılırdı. Ayakkabının, çantanın ve şemsiyenin renginin feraceninkine uygun olmasına günümüz kadınları gibi, eskiler de çok dikkat ederlerdi.  İlmiye sınıfından olan kimselerin resmi günlerde giymiş olduğu sırma işlemeli elbiseye de ferace ismi verilirdi. Çuhadan yapılan bu feracenin kolları oldukça boldu. Bu feraceler Osmanlı Devletinin sonuna kadar devam etmişti. 

Tanzimat devrinden önce sarayın üst makamında olanlar da ferace giyerlerdi. Böyle feracelerden bazılarının içi kürkle kaplı olurdu. Ulemaya ait olanlarınkine, ulema, kadınlarınkine kadın, erkeklerinkine de erkek feracesi denirdi. Yapılış olarak kadın ve erkeklerin çuhası farklı biçimlerde idi. Ferace 20. yüzyılın başlarına kadar giyilmiştir. Bazı bölgelerde halen giyilmektedir.

"Bundan böyle kadınlar bir karıştan ziyade büyük yakalı ferace ve üç değirmiden fazla baş yemenisi  ile sokağa çıkamayacaklardır. Feracelerde  süs olarak bir parmaktan enli şerit kullanılmayacaktır.  Bu yasakları dinlemeyecek olan kadınların sokakta yakaları kesileceği ve esvaplarının yırtılacağı ilan olunsun. Dinlememekte ısrar edenler yakalanıp başka şehirlere sürüleceklerdir."


Otsu bitkilerle kaplı olan ve zamanla önce makiliğe sonra ormana dönüşen ekolojik alanlara verilen ad...

Garig,

Garig formasyonu, Akdeniz ikliminin hakim olduğu alanlarda ancak toprak şartlarının daha elverişsiz eğimlerin daha fazla ve yağışların daha az olduğu kesimlerde ayrıca makilerin tahrip olduğu sahalarda görülür.. Bunlar son derece kurakçıl bitki topluluklarıdır. Başlıca türleri kermez meşesi, akçakesme, kekik, adaçayı,laden, katran ardıçı ve gevendir. 

Bitkilerin bir bölgede oluşturdukları örtüye bitki örtüsü denir. Flora, bir bölgede yetişen bütün bitki türlerinin hepsine denir. Herhangi bir bölgenin yaşam koşullarında gelişen, benzer ekolojik yapı içeren bitki topluluğuna vejetasyon denir. 

Bunlar 4 sınıftır: Ormanlar (her zaman yeşil tropikal yağmur, subtropikal, orta kuşak, sert yapraklı, iğne yapraklı, kışın yaprak dökenler, muson ormanları, tropikal kuru, mangrov, galeri, bataklık), Çalılar (maki, garig, psödomaki), otlar (savan, step, çöl), tundra.

Bitkilerin yetişmesini etkileyen birçok faktör vardır. Bunlar; ekvatora uzaklık, denizden yükseklik(rakım), arazi eğimi, ışık, sıcaklık, nem, yıllık yağış miktarı, toprak içeriği, canlı faktörler(insan, hayvan, diğer bitkiler, mikroorganizmalar)'dir Bitkiler, fotosentezle ekolojik dengeyi sağlamada temel rol oynadıklarından, canlılar dünyasında çok önemli yere sahiptirler.

İsveç' te Dünyanın en kaliteli mavi buzlarının çıkarıldığı nehir...

Torne Nehri, 

İsveç (İsveççe: Sverige ya da resmî adıyla İsveç Krallığı (Konungariket Sverige), Baltık Denizi kıyısında, Finlandiya ile Norveç arasında yer alan Kuzey Avrupa ülkesidir. Yaklaşık 9 milyonluk bir nüfusa sahiptir. Yüzölçümü: 449,964 km²'dir. Para Birimi İsveç Kronu'dur. Resmi dili İsveççe'dir. Fransızca, Almanca ve Fince de konuşulmaktadır. Ancak küreselleşmenin etkisiyle İngilizce çok yaygın bir biçimde konuşulmaktadır. Başkenti Stockholm'dür. Avrupa Birliği (AB) üyesidir.     

İsveç idari olarak 21 ilden meydana gelir.; Blekinge, Dalarna, Gävleborg, Gotland, Halland, Jämtland, Jönkoping, Kalmar, Kronoberg, Norrbotten, Örebro, Östergotland, Skåne, Sodermanland, Stockholm, Uppsala, Värmland, Västerbotten, Västernorrland, Västmanland, Västra Gotaland.  Başlıca şehirleri Stokholm, Göteborg ve Malmö'dür.  Uluslararası tanınan şirketleri arasinda şunları sıralamak mümkün: Volvo, Saab, Atlas Copco, Ericsson, Sony Ericsson, Ikea, Absolut, Scania. Ayrıca gelişmiş bir müzik endüstrisi bulunmaktadır. Uluslararası arenada tanınanları Arch Enemy, ABBA, Roxette, The Cardigans, Opeth.      

1916’dan 1983’e değin İsveç Bayrağı’nın Günü “Svenska flaggans dag” adı altında bir ulusal gün olarak kutlanan 6 Haziran günü 1983 yılından bu yana İsveç’in Ulusal Bayramı olarak resmen kutlanmaktadır. Finlandiya' dan sonra en çok göl bulunan ülkedir. Toplamda 96.000 gölü bulunmaktadır.     

Buz Otel, her yıl sonbaharda kar ve buz ile tesis edilen ve kışın turistik etkinliklere hizmet eden bir oteldir. İskandinavya (Finlandiya, İsveç, Norveç) ve Kuzey Amerika'da (Alaska, Kanada) bulunur. Otelde dış ortam sıcaklığı –30 °C civarındayken iç sıcaklık –5°C kadardır. Misafirler normalde otelde sadece 1 gece geçirirler. Akşam barda vodka, buz bardaklarda servis edilir. Yine buz blokların üzerine serilen postekilerin üzerinde, uyku tulumlarında uyunur.     İsveç’in Jukkasjarvi bölgesindeki Torne nehrinden mavi renkli buz çıkarılmaktadır. Norveç' te doğup, saf ve duru suyu 600 kilometre boyunca Lapland`i baştan sona gezen Torne nehrinin yolculuğu İsveç' in kuzeydoğusunda denize dökülerek son bulur.   

İstanbul' da Magic Ice adlı müze yapımında kullanılan mavi renkli buz bu nehirden temin edilmiştir. Dünyada benzerleri sadece mevsimsel olarak, Norveç, İsveç gibi soğuk iklimli ülkelerde bulunan Magic Ice (Sihirli Buz Müzesi ) İstanbul’da yapılıyor.



Samsun ilinde , önemli bir kuş alanı olan göl...

Çernek gölü, 
Ramsar alanı olarak tanımlanmıştır.   

Kızılırmak Deltasında, altısı doğu, birisi ise batı yakasında olmak üzere yedi adet göl bulunmaktadır. Deltanın batısında yer alan Karaboğaz gölü' nün çevresindeki sazlık ve bataklık alanlarla birlikte toplam alanı 1.400 hektardır. Deltanın doğusunda yer alan göller ise Balık gölü, Ulu göl, Uzun göl, Çernek gölü, Liman gölü, Gıcı gölü ve Tatlı göl' dür. Kışın uzun göl ile çernek gölü bitişik gibidir. Çünkü kumlu boğaz ve kazak yarması (Burada Kazak yarması olarak adlandırılan boğaz Bursa’daki Apollon gölü kenarındaki Rus Kazaklarının balık tutmak için Bafra’ya geldiklerinde kayıklarını gölden göle geçirmek için kazma, kürek elle yapmış oldukları kanalın ismidir.) boğazları bu iki göl arasında geçişi sağlar. 

Bu iki boğaz kuruyunca göllerin birbiri ile irtibatı kesilir. Bunlardan Balık gölünün denizle bağlantısı vardır. Göllerin suları tatlı denebilecek kadar az tuzludur. Sadece, denizle bağlantısı olan Balık Gölü'nde denizden su girişinin olduğu dönemlerde tuzluluk artmaktadır. Çernek gölü ile gıcı gölü arasında Ayan adası vardır. Gıcı gölü ile tatlı göl arasında Ay bedri adası vardır. Çernek gölünün ayakları olan Balçık gölü ve Çanlı göl' dür.Çernek gölü ve çevresini kapsayan 4000 hektarlık alan 1979 yılında Orman Bakanlığınca Yaban Hayatı Koruma Sahası ilan edilerek deltanın bu bölümünde avcılık tamamen yasaklanmıştır. Ancak, yeterli denetim yapılamadığı için yasa dışı avcılık yapılmaktadır.

Kalabalık yerlerde sürtünerek doyum sağlamayı amaçlayan ve argoda "fortculuk" denilen cinsel sapıklık...

Frotorizm, 
Argoda kertme, fortculuk ya da fordculuk,

Genellikle toplu taşıma araçlarında, çoğunlukla tren, asansör veya demiryolu platformu gibi kalabalık yerlerde erkeklerin gözüne kestirdikleri bayanların arkasına veya önüne birazcık fazla yanaşarak vücut uzvunu bayanların genital bölgesine sürtmesine karşılık verilmiş isimdir.  Çeşitli şekilleri vardır. Genelde arkadan yaklaşma şeklinde gerçekleştirilir. Gerek otobüs gerekse de minibüs gibi toplu taşıma araçlarında sıkça karşılaşılan bir olgudur. Kısaca öndeki bayana "arkadan itiyorlar" diyerek değdirme sanatı olarak tanımlanır. Fordçuluk, dikkat ve yüzsüzlük gerektiren bir eylemdir. Bunu yapan kişiler hasta olabilecekleri gibi pragmatik abazanlar olarak da tanımlanabilir. Yine kalabalık yerlerde, bir kadınla erkek dirseklerini yahut bacaklarını birbirlerine sürterek karşılıklı erotik uyarım yaratabilirler. Bunun çevreden anlaşılması korkusu, yaratılan cinsel heyecanda büyük bir rol oynar.

Kadınların ferace ile kullandıkları yüz örtüsü...

Yaşmak,

Kadınların ferace ile birlikte kullandıkları, gözleri açıkta bırakan, ince yüz örtüsüdür. Eski Türkçede yaşmak, "örtmek, gizlemek" anlamındadır. Osmanlı İmparatorluğu zamanında Müslüman kadınların ferace ile birlikte giydikleri yalnızca gözleri açıkta bırakan ince kumaştan iki parçalı yüz ve baş örtüsüne denir. Osmanlı zamanında uzun bir dönem için ferace ile birlikte kullanılan yaşmak, 19. yüzyılda çarşafın (kara) yayılmasıyla beraber kullanımdan kalktı.

Kadınların sokağa çıkarken örtündükleri büyük ve dört köşe sınır...

Car, Zar,
Kadınların örtündükleri çarşaf, zar,
Çarşaf, siyah üstlük.

Halk dilinde nezleye verilen ad...

Engi,  ingin, tumağı, dumağı, çaputlama, zükam, nevazil. 

Soğuk almaktan ileri gelen, burun akması, aksırma ile beliren hastalık. Burun içindeki ince zarın, üst solunum yollarının virütik iltihaplanmasıdır. nezle bulaşıcıdır. Hastada burun akıntısı, hapşırma, boğaz ağrısı, baş ağrısı, öksürük bazen de ateş görülür. 1-15 gün devam eder. İyi tedavi edilmezse müzminleşir. Tedavinin ilk şartı istirahat etmek ve kalabalık yerlerden uzak kalmaktır.  Nezle, virüslerin sebep olduğu ve acil tedavi gerektirmeyen bir enfeksiyon hastalığıdır. Genellikle "rhinovirüsler" adı verilen bir virüs türü nezle yapmaktadır. Havadan solunarak alınan rhinovirüsler burun mukozasına tutunurlar. Bağışıklık sistemi devreye girerek virüsü vücuttan uzaklaştırmaya çalışır. Virüsleri atma çabasıyla burun akması, hapşırma ve ateş gibi tepkilere neden olur. Vücut virüsten kurtulunca bu reaksiyonlar sona erer.   Toplumda grip ile nezle tabirleri eşanlamlıymış gibi kullanılmaktadır. Oysa bunlar farklı hastalıklardır. Nezle virüslerle meydana gelen bir hastalıktır ve hafif seyreder. Grip ise daha ani başlayan ve sıklıkla ateşin daha yüksek seyrettiği bir hastalıktır. Salgınlar yapar ve yatağa düşürür. Nezle veya grip için hiçbir bir antibiyotiği kullanmaya gerek yoktur.

Deneysel ruhbilimin öncülerinden biri olan Fransız filozof ruhbilimci...

Theodule Armand Ribot (1839 - 1916), 
Fransız psikolog, ruhbilimcisi.

Sorbonne'da, sonra da Collège de France'da profesörlük yaptı. İlk Fransız deneysel psikoloji kuramcısıdır. Çalışmaları kişiliğin psikofizyolojik öğretisi doğrultusundadır. Araştırmaları sonucu belleğin çözülme yasalarını ortaya koymuştur. En az durağan anılar, en son, en karmaşık ve en az duygusal anlama sahip anılar olup kolayca kaybolmakta, heyecanla yüklü en eski anılar ise çok büyük bir dayanıklılığa sahip bulunmaktadır.


Ruhbilim dilinde başta hayvansal içgüdüler ve insansal içtepkiler olmak üzere bütün istekler, gereksinmeler ve heyecanlar, tutkular, zevkler ve etkinlikler (faaliyetler) birer eğilimdir ya da bir eğilimin ürünüdür.  Ribot' a göre canlıda ilk oluşan eğilim beslenme içgüdüsüdür. Ona göre beslenme içgüdüsü de üç bölüm olup birinci, açlık ve susuzluk, ikinci, alınan besinleri dönüştürmek için solumak, üçüncü, dışarıya atmak için terlemek, dışkılamak ve işemektir.

Psikolojik (Ruhsal) eğilimlerse bireyin bilinçli bir varlık olarak gelişmesine hizmet eden eğilimlerdir ki hoş ve hoş olmayan ya da bu ikisinin karması olan davranışların kaynağı olarak heyecanlardır. 

Fransız ruhbilimcisi Theodule Ribot'ya göre unutma belleğin yararlı bir işlevidir. Çünkü bellek bütün anıları her an bilince yansıtsaydı yeni öğrenmeler olanaksızlaşırdı. Hatırlamak için unutmak gerekir unutulmayan bir şeyde hatırlama söz konusu olmaz.
Eserleri;
Psychologie des Sentitnents (Duygular Ruhbilimi),

II. Dünya Savaşında, savaş esiri subayların konulduğu kamp...

Oflag,

Almanya'da, II.Dünya Savaşında, savaş esiri subayların konulduğu kamp.

Savaş gemilerinde tören için mürettebatın küpeşte boyunca dizilmesi...

Çamariva (Tören).

Mürettebatın küpeşte boyunca dizilerek tören yapar. Bu esnada kutlama, selamlama yapılır. Yani üç defa " yaşa " diyerek bağırarak kutlama yapılır.

Çimariva; personelin gemi boyunca düzenli bir şekilde selamlama için yanyana dizilmesidir. Personelin aynı hizada nizami olarak durabilmesi için fiziki olarak aynı yapıda seçilmesi ve aynı tip giyinmesi gerekmektedir. 

Çimariva seremonisinin Türk donanmasına hangi tarihte ve ne şekilde girdiğine dair somut bir bilgiye ulaşılamamıştır. gemilerde mevcut personelin güverte üzerinde dizilerek gemilerinin ve tüm personelin silahtan arındırıldığını simgelemek, yani bir nevi barış göstergesi olarak kullanıldığı bilinmektedir (tarihte şövalyelerin, karşısındaki savaşçıya barış simgesi olarak başlıklarının siperliğini kaldırmaları gibi). Günümüzde ise selamlama seremonisi olarak kullanılmaktadır.

Denizciliğin başladığı ilk yıllardan beri kullanılan bir ritüel olan gemiye gelen seçkin bir misafir veya çok üst rütbeli bir personele saygı göstermek, onu onurlandırmak amacıyla; seren direklerinin belli aralıklarla personel ile donatılarak, verilen komutla üç defa tezahürat yapılmasına denir. 





Yurdumuzun denizlerinde yaşayan eti makbul bir balık...

Bakalarya, Bakalyaro, (Merluccius merluccius)

Bakalorya, Berlam, Tavuk
Mezgit ve Gelincikle aynı türdendir. Denizlerimizde, Karadeniz'de seyrek olarak bulunan ve bilhassa, Marmara, Ege ve Akdeniz'de yaygın olarak avlanan, 350 kulaca kadar derinliklerde yaşayabildiği gibi, denizlerin ılık bölgelerindeki orta sularında da yaşayabilen derin deniz balıklarındandır. Kışın ve ilkbahar aylarında büyük miktardaki berlam balıkları derin sularda yaşarlar.

Vücut uzundur, birinci sırt yüzgeci kısa ve diğerinden yüksektir. İkinci sırt yüzgeci uzun ve kuyruk yüzgecine kadar yaklaşır, ortasında girinti bulunur.  Anüs yüzgecinde de aynı girinti mevcuttur. Sırtı gri, yanlar ve karın açık renklidir.

Çaça, Hamsi, istavrit, uskumru ve benzeri küçük balıklarla beslenirler. En çok 90 cm. boy uzunluğuna ve 8 - 10 kilo ağırlığa erişebilmektedirler. Üremelerini, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos aylarında kıyılara yakın yerlerde yaparlar. Bir dişi mevsim boyunca 400.000 ile 1.500.000 arasında yumurta bırakabilir. Etinin Mezgit gibi lezzetli, beyaz ve kaliteli olması nedeniyle yüksek ekonomik değeri vardır. Taze olarak her mevsimde avlanmaktadırlar. Tavası, haşlaması ve buğulaması yapılmasına rağmen , en lezzetli olan şekli bol domates ve soğanlı yapılan buğulamasıdır. En lezzetli zamanı Aralık, Ocak ve Şubat aylarıdır.

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ