Ordu iline özgü yaprakları ve ince dalları sebze olarak kullanılan dikenli bir ot...

Melocan,  

Ordu'da yol kenarlarında yetişen dikenlerin ucundaki sürgünlerin frengi hastalığını tedavi ettiği ve kanı temizlediği belirtildi. Zambakgiller familyasından olan, yol kenarlarında ve çalılıklarda yetişen, yörede 'melocan' diye bilinen ve yöre insanlarının kavurmasını yaparak yediği bitkinin insan sağlığına olumlu etkisi olduğu belirlendi. Uzmanlar, melocan kavurmasının yörede sevilerek yendiğini belirterek, "Sarmaşık dikenlerin ucundaki sürgünün insan sağlığına birçok olumlu etkisi olduğu ortaya çıktı. Melocan sürgünü insanı terletiyor, kanı temizliyor. Cilt hastalıklarına faydalı olduğu belirlenen melocan, frengi hastalığının tedavisinde kullanılıyor. Bitkinin en küçük bir toksik etkisinin bulunmadığı araştırmacılar tarafından belirtilmiştir.

Böğürtlene benzeyen yabani bir bitkinin yumuşak kiremit renkli yumuşak dikenidir. Çocuklar tarafından çiğken bile yenilir. Olduğu gibi pişirilebileceği gibi turşusu yapılıp soğanlada kavrulabilir. Mıhlaması, soğan veya pırasayla kavurması yapılır. 
Trabzon'da "Zmilanç", Ordu civarında "merülcen" adı da verilmektedir.

Akdeniz' de yaşayan, beyaz etli bir balık...

Hani,

Japon müziğine özgü bir tür flüt...

Nokan,  
Noukan.

Ünlü Pers Kralı I.Hüsrev' in lakabı...

Nuşirevan, 

I. Hüsrev 
(Klasik kaynaklarda Chosroes I, Farsça Anuşiravan, Anuşirvan, Nuşirevan ),  

İran'da 531 ile 579 yılları arasında hükümdarlık etmiş, adaletiyle ün salmış Sasani Şahı. Sasani Hanedanının yirmincisidir. Asıl ismi Hüsrev' dir. On dokuzuncu Sasani hükümdarı ' ın Sasani imparatoru I. Kavad (Kavaz, Kubad)' ın (488–531) en sevdiği küçük oğluydu ve babasından sonra tahta çıktı. Sasanilerin en meşhur ve en çok övülen kralıdır. Onun döneminde, bir çok yeni şehrin ve muhteşem sarayın temeli atılmış, ticaret yolları tamir edilmiş, yeni köprüler ve barajlar inşa edilmiştir. I. Hüsrev'in hırslı döneminde, İran'da sanat ve bilim son derece ilerlemiş, Sasani Devleti de refahının ve ününün zirvesine ulaşmıştır. Kendinden önce gelen babasının hükümdarlık dönemi, kendi dönemi ve kendinden sonra gelen II. Hüsrev dönemi (590-628) beraber Sasani tarihinin İkinci altın çağını oluştururlar.

Pehlevi dilindeki “Anoşek-revan=Ölmez, ebedi ruh” manasına “Anuşirevan”, Adil Anuşiravan ( Anuşiravan-ı-ādil) veya “Nuşirevan” lakabıyla ünlü olmuştur. Adının Arapça karşılığı olan “Kisra” ünvanı daha sonraki Sasani hükümdarları için kullanılmıştır.

"Sığla yağı" da denilen ve günlük ağacından elde edilen balsam...

Tıgala, Sığla yağı (Styrax Liquidus-Liquidambar orientalis), Haricen antiseptik, yara iyi edici ve anti paraziter olarak kullanılır.Ağacın gövdesinden çıkarılan balzam kozmetik ve eczacılıkta kullanılır.

Altingiaceae familyasından günümüzde sadece Anadolu, Amerika ve Çin'de doğal olarak yetişen, 15-20 metre yüksekliğinde, çınar görünümlü bir ağaç olan Sığla Ağacı ve bu ağaçtan elde edilen Sığla Yağı haricen ve dahilen kullanılır. Sığla Ağacı, Günlük ve Buhur olarak da bilinir. Yaşlandıkça, kabuğu koyulaşır ve derin çatlaklı bir görünüm alır. Halk arasında ''Günnük'' ağacı olarak bilinen ve yoğun olarak sadece Anadolu, Amerika kıtası ve Çin Halk Cumhuriyeti'nde bulunan sığla ağaçlarından yağ çıkartılması sırasında yapılan kazıma işlemi uzman kişilerce yapılmalıdır. 

Sığla ağacının kabukları günlük ya da buhur olarak adlandırılır ve tütsü olarak kullanılır. Sığla Yağı ise ilaç olarak ve parfüm yapımında kullanılır. Kuru üzümle birlikte yenirse, zihni açar, öksürüğü keser ve kusmayı önler. Ter kokularını gidermekte etkilidir. Sığla yağı parfüm kokusunun uçmasını engellediği için parfümlerde, cildi yumuşattığı için sabunlarda kullanılır.Sığla Yağı yatıştırıcı özelliği nedeniyle özellikle romatizma ağrılarını azaltmakta etkilidir. Mikrop öldürücü etkisi ile özellikle uyuz ve mantar gibi deri hastalıklarında faydalıdır. Cildi yumuşatır ve rahatlatır. Yaraların iyileşmesini hızlandırır. Dahilen kullanıldığında ise göğsü yumuşatır, balgamı söktürür ve nefes darlığını giderir. Adet söktürücüdür. Çiğnenirse dişetlerini güçlendirir. Başta mide ülseri olmak üzere, mide hastalıklarında faydalıdır.

İpekten üç, dört tel bükülmüş ip...

Put,

İpekten, sarımtırak dallı nakışlarla işlenmiş bir tür beyaz kumaş...

Abani,
Genellikle sarık, bohça, kundak ve yorgan yüzü yapımında kullanılan, zemini beyaz, üzerinde safran renginde nakışlar bulunan ipek kumaş.
Bursa abanisi. 

Kâğıdın yazı yazılacak orta bölümüyle çevresini ayrı renklerde boyamaya ve bu tür tezhipli yazma kitaplara verilen ad. ..

Akkase,

Sürülmemiş tarla, sürülmeden kendi halina bırakılmış tarla...

Kele, Keleme,
Malaz,
Sürülmemiş, ot bürümüş toprak.

Yelek bölümü iki karış uzunluğunda, enlice bir tür ok...

Puta,


''Göğüsle ilgili'' anlamında kullanılan tıp terimi...

Pektoral, (pectoral; pectoralis) İtalyanca, pettorale.
Göğse ait , göğüs ile ilgili/ait.

Rektum ve makat hastalıkları ile bunların tedavisini içeren cerrahi tıp dalı...

Proktoloji, (Makat hastalıkları).

Rektum ve anüs hastalıkları ve tedavilerini konu alan tıp dalıdır. Proktoloji kelime olarak Yunanca Proktos' tan türemiş olup, anlamı Anüs ve Arka kısımlar ve Logos'un anlamıda bilgi ve inceleme anlamı taşır. Tıbbın bu sahasında uzmanlaşanlara daha çok colorectal cerrah denir. 

Proktolojist, eski terim olarak geleneksel tıb dilinde daha çok kullanılır. Bir proktolojist olabilmek için cerrahlık eğitimi gerekir. Proktolojistler, ürologlarla birlikte çalışırlar.

Konunun uzmanlık alanı;
  • Anüs ve Rektum'da (kılcal) damarların yanması,ve şişmesi.(Hemoroid),
  • Anüsteki anormal çatlaklarda veya yırtılmalarda (Anal çatlaklar),
  • Anal kanaldan anüs çevresindeki doku içine uzanan patolojik geçit (Fistüller),
  • Sert kabızlık durumlarında,
  • Anal Sfinkterdeki yetersizlik nedeniyle dışkıyı tutamama, istem dışı abdest kaçırma.(Fecal incontinence),
  • Rektum mukozasının anüs'ten dışarıya sarkması(Rektum prolapsusu),
  • Anüsün doğuştan kapalı oluşu.,
  • Kolon ve Rektum kanseri,
  • Anal Kanser (nadir görülür),
  • Anüse herhangi bir zarar geldiğinde,

Sokağa atılmış kız çocuk. ..

Lakite,

Anlaşma, uyuşma...

Anlaşma (İng.agreement Alm.Vertrag Fr.accord ), 
İtilaf, İttifak, İnikat,
Muahede, Antant, Konvansiyon

Uyuşma, uzlaşma.
Bağlaşma, Oy birliği.
Sözleşme.

Devletler arası siyasal, ekonomik, kültürel vb. alanlarda yapılan uzlaşma ve bu uzlaşmanın tespit edildiği belge, uyuşma, itilaf, antant, konvansiyon.

İstanbul Boğazı’nın Anadolu yakasından Karadeniz’e açıldığı yerde, Bizans döneminden kalma bir kale. ..

Yoros ( Ceneviz) Kalesi. 

İstanbul Boğazının Karadeniz girişinde, Anadolu Kavağına hakim bir tepenin üzerinde bulunan bu kale, karşısındaki Rumeli kavağının üzerindeki kale ile birlikte boğazın kontrolünü sağlamak amacıyla yapılmış kalelerden biridir.

Kalenin Yoros adı grekçe dağ anlamına gelen oros kelimesinden veya uygun rüzgarlar anlamındaki ourios kelimesinden geldiği söylenmektedir. Anadolu kavağı Kalesi veya Ceneviz Kalesi olarak da bilinen bu kalenin adı, kutsal yer anlamına gelen Hieron’dan geliyor görüşü oldukça yaygın.
 
Beykoz sırtlarında Anadolu Kavağı’nda Karadeniz’e paralel bir şekilde 500 metre uzanan kalenin genişliği de 60 ila 130 metre arasında değişiyor. Kale 14. yüzyılın başlarında 1305 yılında Şile Kalesi ile birlikte Türklerin eline geçiyor. Bu tarihten sonra birkaç defa el değiştiren kale, İstanbul’un fethinden sonra artık tamamen Türk hakimiyetine giriyor.
 
 
Boğazın, Karadeniz’e açıldığı bu bölgede, belki de kalenin olduğu yerde, on iki Tanrı adına yapılmış bir mabet vardı. Geçen yüzyılda burada bulunan bazı antik mimari parçaların bu mabedin kalıntıları olduklarına ihtimal verilir. Buradaki 12 tanrı adına yapılmış yapılar, Kale’nin tarihini tek tanrılı dinlerden öncesine götürmemizi olanaklı kılar.
 
Asya´dan gelen ve Karadeniz üzerinden Akdeniz´e ve Batı Avrupa kıyılarına ulaşan ticaret yolunu, 13. yy.´dan 15.yy.´ın ortalarına kadar ellerinde tutmaya çalışan Cenovalıların birkaç yerde gemilerine sığınak olmak üzere koloniler kurdukları bilinir. Bunlardan bir tanesi Kırım´da, Kefe´de, bir diğeri Anadolu kıyısında Amasra´da, en büyük ve önemlisi ise İstanbul´un karşısında Haliç girişinde, Galata’da idi. Ancak Cenovalılar veya halk dilinde söylendiği gibi Cenevizler, ticaretten başka bir şey düşünmeyen ve yapıcı olmayan bir topluluktu. Bizans’ın en zayıfladığı son yıllarda çok kısa bir süre için bu kaleyi de ele geçirmiş olabilirler. Fakat kalenin esas yapımı Bizans işidir.
 
Kalenin en yukarı kısmında, heybetli yarım yuvarlak iki burcun arasında, arkadaki araziye açılan bir kapısı vardır. Bu burçların dışarı bakan yüzlerinde işlenmiş salip ve bunun kolları arasında grek yazısı ile Hz. İsa´nın sıfatını ve adını belirten harfler görülür. Aynı girişin iç tarafında ise, yine mermer üzerine işlenmiş bir levha üzerinde takım grek harfleri vardır ki, bunlar ´´despot Manuel´in unvan ve adını monogram halindeki harflerle belirtmektedir.

Asya’da yaşayan ve kafes kuşu olarak da beslenen küçük ve güzel bir kuş...

Avadavat, (Çilek İspinozu).

Çilek ispinozu asya kökenli oldukça çekici bir mum gagadır. Yaklaşık 10 cm. uzunluğunda olan bu kuşun erkeğinin temiz, net, flüt sesi gibi güzel ötüşü onu türlerinin arasında yegane yapmaktadır. Ancak birkaç ispinoz diğer türlere nazaran bu güzel ötüşü sunabilir.

Anavatanı Asya olan çilekler Hindistan,Tayland, Java (Büyük Sunda Adaları), Kamboçya, Burma, Vietnam ve Lesser Sunda adalarında yaşamaktadır. Genel olarak şeker kamışı tarlalarında,uzun çayırlık alanlarda,  kırlık açık alanlarda ve su kenarlarında bulunurlar. Bu kuşla ilgili diğer ilgi çekici bir özellikle erkeğin üreme zamanı ve üreme zamanı dışında iki tür tüy görünümüne sahip olmasıdır. Çilek ispinozları iklime kolay alışabilen dayanıklı kuşlardır. Diğer türlerle karışabilen pasif yapıları vardır ancak üreme zamanı yuvalarının etrafındaki özellikle kırmızı renkli kuşları istemezler. Üreme sezonunda erkek göz alıcı kırmızı tüyler üzerinde beyaz noktalı bir görünüme bürünür ki çilek adını buradan almıştır. Dişilerde bu beyaz noktalardan yoktur. Üreme sezonu dışında ise erkeğin tüyleri sanki sönüp matlaşır kahverengi bir görünüm alır. Nisandan ekime ayına kadar süren bu dönemde ise üremeye hazır olan dişilerin kuyrukları daha siyahlaşır ve göğüslerinde bir sarılık belirmekedir. (Erkek kuşların tamamen kırmızı olması üremeye hazır oldukları anlamına gelmez kısmı renk değişiklikleri olan kuşlarda üreyebilmektedir. ) Ömürleri ortalama 8 sene olan bu kuşlar genellikle 2 ve 4 yıllar arası çok iyi ürerler. 

Bu kuşlar halen yabanıl doğadan yakalanıp satışa sunulmaktadır ve öncelikle kuşunuza geniş bir alan vermeniz gerekmektedir. Oldukça seri hareketleri olan bu kuşlara en az 60-70 cm lik bir kafes yada bir salma,kuşhane sunmalısınız. Geniş alanlardan hoşlandıklarını göreceksiniz. Kuşlarınızın daha iyi hissetmesini sağlamak ve üremeye teşvik etmek için bulundukları ortama biraz yeşil bitki ekleyin. Genellikle bu kuşların bitkilerin ve otların arkasına tüneyerek uyudukları gözlemlenmiştir buradan anlaşılabilir ki mahremiyet ve saklanacak ortamlar yaratılırsa kuşlar daha verimli olacaklardır. Tırnakları uzamaya meyilli olan bu kuşların bulunduğu ortama eklenen doğal daldan tünekler sizi tırnak kesinimden kurtaracaktır hem de bu kuşların hoşuna gidecektir. Ancak kuşların tırnaklarının uzadığını gözlemlerseniz kazaları önlemek için tırnakları kesmelisiniz.

Üreme zamanında canlı yem mutlak gereklidir. Bunun yanında mineral ve kalamar kemiği eksik edilmemelidir. Üremeyi teşvik etmek istiyorsanız kuşlara mutlaka canlı yem sunun, ayrıca salmalarına koyacağınız ot,sap, hindistan cevizi lifi gibi maddelerle yuvalarına taşırlar. Yuva zeminin en üst kısmına tüyleri iliştirirler.
Bu ispinozlar aslında iyi üreyicilerdir,sadece biraz cesarete ihtiyaç duyarlar,bir kere üremeye başladılar mı bu aynı şekilde başarıyla sürüp gider. Hatta kafeste bile üredikler görülmüştür yeter ki uygun ortam sağlayın.  Çiftlerin üreme zamanı geldiğinde sakin ve stresten uzak bir ortam sağlamak gereklidir. Her iki cinste kuluçkaya yatmaktadır. Dişi genel de 4 –5 yumurta yapar ve yavrular 12 günde yumurtadan çıkar. Yumurtalar çımadan önce canlı gıdayı ve yeşillikleri vermeye başlamak gereklidir.

Yavruların yuvada tüylenmeye başladığı zamanların sonunda ise ıslatılmış yem verilebilir. Yavrular genelde 3 hafta sonra yuvadan ayrılmaya hazır hale gelirler. Koyu renkli gagaları,donuk kahverengi görünümleri vardır. İyi bir gözlemle ebeveynlerin yavruları ile ötüşerek iletişim kurduklarını anlayabilirsiniz. 

Dar sokak, dar yol...

İrim, 
Sokak, Dar sokak, dar yol, patika.
Çıkmaz sokak. 
Dolambaçlı yol. 
Sokak başı, köşe başı. 
Üç yol ağzı.

Bir Afrika ülkesi olan Fildişi sahili Cumhuriyeti' nin resmi başkenti...

Yamusukro,

Fildişi Sahili Cumhuriyeti-Fildişi Kıyısı Cumhuriyeti-Fildişi Sahili-Fildişi Kıyısı (Fransızca: Côte d'Ivoire), 
Batı Afrika'da yer alan, Güneybatıda Liberya, kuzeybatıda Gine, kuzeyde Mali ile Burkina Faso ve Cezayir , doğuda Gana, güneyde Gine Körfeziyle çevrili bağımsız bir ülkedir. Yönetim Şekli Cumhuriyet' tir. Yüzölçümü : 322.462 km2, Nüfusu : 16,9 Milyon (2004), Nüfus Yoğunluğu : 52 kişi / km2. 

Fildişi Sahili, 1960 yılında bağımsızlığına kavuşmuştur. Ülkeye bağımsızlığını kazandıran Félix Houphouët-Boigny 1983 yılında, doğum yeri olan Yamoussoukro'yu başkent ilan etmiştir. Félix Houphouët-Boigny buraya dünyanın en büyük bazilikasını inşa ettirdi (the Basilica of Our Lady of Peace of Yamoussoukro). Bu bazilika Vatikan'daki bazilikadan yedi kat daha büyüktür.

Başkent : Abidjan
Önemli Şehirleri : 
Yamaossokro-Yamusukro (Resmi Başkenti), Daloa, Korhogo, San-Pedro, Bouake, Man, 

İklimi : Kıyı bölgeleri tropikal, kuzey bölgeleri yarı kara ikliminin etkisi altındadır. Üç mevsim yaşanmaktadır. Resmi Dil : Fransızca, Din : Hıristiyan %34, Müslüman %27, dini olmayan %21, animist %15, diğer %3 ' dür.
Fildişi Sahili kakao üretiminde dünya lideridir. Diğer önemli ürünleri kahve, kauçuk, petrol, ton balığı ve ananastır.

İçine mendil, gecelik gibi şeyleri koymaya yarayan, kumaştan koruncak...

Şase,
Bohça.

Çin’e özgü, pirinçten elde edilen bir tür bira...

Samşu,

“Tepedeki Oda”, “Çılgınlar Gemisi”, “Onca Yoksulluk Varken” gibi filmleriyle tanınmış Fransız sinema oyuncu ...

Simone Signoret,

Simone Henriette Charlotte Kaminker (d. 25 Mart, 1921 - ö. 30 Eylül, 1985), İsrail kökenli Fransız oyuncu ve yazardır.

II. Dünya Savaşı sürecinde İngilizce öğretmenliği yaparken, 1942 yılında Jean Boyer'in kendisine Le Prince Charmant filminde küçük bir rol vermesiyle beyazperdede yerini aldı. Ancak sinema dünyasında adını duyurması 1946'da oynadığı Macadam filmindeki "Gisele" rolüyle oldu. 1959 yılında En İyi Kadın Oyuncu Oscarı'nı alarak, yerini perçinleyen Signoret, 1944 yılında yönetmen Yves Allegret ile evlenerek bir kız çocuğu sahibi oldu. Bu evliliğini 1949 yılına kadar sürdüren sanatçı 50 civarında filmde rol alarak birçok ödül kazandı. 1951 yılında tanıştığı oyuncu Yves Montand ile evlenerek ölünceye kadar birlikte oldu. 40 yıllık oyunculuk kariyerinin yanında, yazarlık da yapan Signoret, sinema alanındaki birikim ve deneyimlerini üç kitabında edebiyat alanına taşıdı. İlk iki kitabı anılarını içeriyordu; Özlemin Eski Tadı Yok ve Yarın Gülümsüyordu. Elveda Volodia adlı yazınsal nitelikli üçüncü kitabını da yazan oyuncu, Caz
sanatçısı Nina Simone'un sahne isminin kaynağı olmuştur.

Aldığı ödüller; 
Akademi Ödülü 1959 Room at the Top (Oscar)
BAFTA Ödülü 1952 Casque d'or 
1957 The Crucible 
1959 Room at the Top 
César Ödülü 1977 Madame Rosa 
Emmy Ödülü 1966 A Small Rebellion 
Best Actress Award (Cannes Film Festival) 1959 Room at the Top 
National Board of Review Award for Best Actress 
1959 Room at the Top 
Gümüş Ayı Ödülü.

Kar ve pekmezle, bazen de şerbet ile yapılan kar helvası. . ..

Basmaca,
Karsambaç,

Bir yarışma ya da rekabet sonucunda kazanılan ödül...

Nefel,

Yaprak ve dallarında su biriktiren bitkilere verilen ad...

Sukkulent,

"Kalpaklılar", Doludizgin" gibi yapıtlarıyla tanınmış roman ve öykü yazarımız ...

Samim Kocagöz (1916 Söke - 1993 İzmir ).

Aydın′ın Söke ilçesinde 13 Şubat 1916′da doğan Samim Kocagöz, İzmir Erkek Lisesi′ni ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü′nü bitirdi. 1942′de İsviçre′ye giderek Lozan Üniversitesinde Sanat Tarihi öğrenimi gördü. Yurda döndükten sonra bir yandan çiftçilik yaptı bir yandan da İzmir Devlet Konservatuarı′nda ders verdi. 1939-1950 arasında Servet-i Fünun, Ses, Hep Bu Topraktan, Vatan, Fikirler, Demokrat İzmir, Yenilikler ve Yeditepe dergilerinde çıkan hikayeleriyle tanındı. 1950 yılında Yeni İstanbul gazetesinin New York Herald Tribune gazetesiyle ortaklaşa düzenlediği Dünya Hikaye Yarışması′nda ′Sam Amca′ adlı kitabıyla Türkiye birinciliği kazandı.

Toplumcu gerçekçi sanat anlayışı doğrultusunda ürünler veren Samim Kocagöz, hikayelerinde genellikle Ege bölgesinde yaşayan insanların sorunlarını anlatır. Hikayelerin konularını yaşadığı Söke çevresinden ve Menderes vadisinin toprak sorunlarından alan yazar, alışılmış teknik ve anlatıma bağlı kalarak sınıflararası çıkar çatışmalarını, ekonomik nedenlerle değişen düzen ve dünya görüşlerini inceler. Yazara 1967′de Türk Dil Kurumu′nun Hikaye Ödülü′nü kazandıran Yağmurdaki Kız da değişen insan ilişkilerine eleştirel bir dille kaleme alınması sonucu doğmuştur. Kurtuluş Savaşı′nı belgesel roman tarzında, destansı bir anlatımla işleyen Kocagöz, romanlarında hikayelerinde olduğu gibi toprak sorununu dile getirmiştir. Topraksız ya da az topraklı kesimin ilerleyen teknoloji karşısında içine düştüğü sıkıntıyı ′Bir Karış Toprak′ta anlatan yazar, ′İzmir′in İçinde′ adlı romanında ise 1960 Hareketi öncesi oluşan toplumsal karışıklığı feodalizmin tasviyesiyle birlikte ve çeşitli kesimlerden seçtiği karakterler aracılığıyla verir.

′Alandaki Delikanlı′ romanıyla 1979 yılında Lions Kulübü Hikaye Ödülü′nü, ′Mor Ötesi′ ile 1987 Ferid Oğuz Bayır Sanat Ödülü′nü ve Eski Toprak ile 1989 Orhan Kemal Roman Armağanı′nı kazanan Samim Karagöz′ün eserlerinden bazıları Almanca, Rusça, Fransızca ve Bulgarca′ya çevrilmiştir.

Son dönem Türk hikayeciliğinin verimli ve usta kalemleri arasında adından sıkça söz ettiren Samim Kocagöz, 5 Eylül 1993′te yaşamını yitirmiştir.

Başlıca yapıtları şunlardır:
 
Öykü kitapları; 
Telli Kavak, Sığınak, Sam Amcanın Evinde, Cihan Şoförü, Ahmet’in Kuzuları, Yolun Üstündeki Kaya, Yağmurdaki Kız, Bütün Öyküleri ,

Romanları; 
İkinci Dünya (1938), Bir Şehrin İki Kapısı (1948), Yılan Hikayesi (1954), Onbinlerin Dönüşü (1957), Kalpaklılar (1962), Doludizgin (1963), Bir Karış Toprak (1964), Bir Çift Öküz (1970), İzmir′in İçinde (1973), Tartışma (1974), Mor Ötesi (1986), Eski Toprak (1988), Bütün Öyküleri (1991)
Oyun: Islak Ekmek.

Hikaye Kitapları: Telli Kavak (1941), Sığınak (1946), Sam Amca (1952), Cihan Şoförü (1954), Ahmet′in Kuzuları (1958), Yolun Üstündeki Kaya (1964), Yağmurdaki Kız (1967), Alandaki Delikanlı (1978), Koca Tülü (1982), Gecenin Soluğu (1985)

Günce/Anı/Gezi: Bu da Geçti Yahu (1990)

Samanlık...

Merek,

Devinen bir nesnenin hızının birim zamandaki değişimi ...

İvme(Hız değişimi), 

Cisimlerin hareketleri her zaman sabit hızlı hareket biçiminde olmaz. Gidilen yolun durumuna göre bazen hızlanma bazen de yavaşlama olur. Eğer cisim gittikçe hızlanıyorsa, hızın değeri zamanla büyürken, yavaşlayan cisimlerde hız küçülür. Buna göre, hızlanan cisim bir an öncesinden daha çok yol almaya, yavaşlayan cisim de daha az yol almaya başlar.  İvme, hızın birim zamandaki değişim miktarı olarak tanımlanır. t1 anındaki hız V1 iken, t2 anındaki hız V2 olan bir cismin ivmesi DV = V2 - V1 ve bu hız değişimi içen geçen süre Dt = t2 - t1'dir. Hızın birim zamandaki değişimi yani ivme ise şu şekilde formülleştirilir.
a = DV / Dt. (m/s2 ) dir.

Daha çok çocuklarda görülen tırnak kemirme alışkankığı...

Onikofaloji,Tırnak yeme alışkanlığı. Tırnaklarını kemirme kompulsiyonu.

Tırnak(İngilizce nail, Osmanlıca zıfr ), 
Parmakların ucunda bulunan ve boynuz (keratin) maddesinden yapılmış olan bir üst-deri salgısı.Tırnak yeme bir ” tik ” olup , tırnak çevresindeki epitel’in koparılmasını , tırnak yeme takip eder .Özellikle ergenlik döneminde başlayan bu iştah 30 lu yaşlara kadar miras kalabilir. Tırnak yeme alışkanlığı tıp dilinde “onikofaji” olarak isimlendirilir. Tırnak yemek insan sağlığını olumsuz etkiler. İstemsiz tırnak aralarına biriken birçok bakteri direk ağız yolu ile vücuda nüfuz eder. Birçok uzman tırnak yemenin psikolojik de olabileceğini vurguluyor. Özellikle tırnakların bakımlı ve temiz olmasına dikkat edilip, eczanelerde satılan caydırıcı krem yada ilaçları kullanabilirsiniz.

Mantar enzim karışımı...

Sama,

Sarma tekniğiyle yapılan bir tür işleme...

Anavata,

Mantar katmanı çok gelişen bir tür meşe...

Sezü,

Bakır, nikel ve çinko' dan oluşan gümüş görünüşünde bir alaşım...

Fakfon,(Almanca Packfong, Fransızca Packfung, Paktong, Packfong.)

Bakır, nikel ve çinkodan oluşan gümüş görünüşünde bir alaşım, halitadır. Gümüş taklidi bir maden.

Ünlü Türk bilgini El Biruni' ynin Batı dillerindeki adı...

Alberuni,
Aliboron,

Abu'l-Reyhan Muhammed Bin Ahmet El-Biruni, (4 Eylül 973 - 13 Aralık 1048, 1061) El-Harizmi 937 yılında Kas (bugünkü Şah Abbas Veli) de doğan El-Biruni Fars kökenli İslam bilginidir. Türk kökenli olduğunu iddia edenler de olmuştur. Tam adı Ebu Reyhan Muhammed bin Ahmed el-Birûnî'dir. Batı dillerinde adı Alberuni veya Aliboron olarak geçer. Biruni Gökbilim-astronomi,  matematik, doğa bilimleri, etnograf, coğrafya ve tarih alanındaki çalışmalarıyla tanınan filozofu olarak tanınır.
Birûnî, Harezm sarayında astronomi ve matematik öğrendi. Harezm’deki karışıklıklar yüzünden bir süre İran'da kaldı. Ardından Ziyariler hükümdarı Kabus bin Vaşmgir’in sarayına girdi. Bir tür tarih yapıtı olan El-Asaru’l-Bakiye ani’l-Kuruni’l-Haliye'yi orada yazarak sultana sundu.  

El Birûni, astronomi üzerine yaptığı en iyi çalışmayı Gazneli Mahmut'un oğlu Mesut'a sundu. Sultan Mesut da bunun üzerine kendisine bir fil yükü gümüşü hediye edince, "Bu armağan beni baştan çıkarır, bilimden uzaklaştırır." diyerek bu hediyeyi geri çevirdi. Aslında Birûni eczacılıkta uygulamalı eğitime, kitaplardan çok daha fazla önem vermiştir. Birûni, elle tutarak ve gözlemleyerek veri toplamanın insana, kitaptan okumaktan çok daha fazla yarar sağladığına inanmış ve bunu uygulamıştır. Gerçek bir bilim anlayışına sahip olan Birûni, ırk kavramına da önem vermezdi. Başka bir halkın ileri kültüründen derin bir saygıyla söz ederdi. Aynı şekilde dinler ve düşünceler konusundaki anlatımı sırasında o dinler hakkında itiraz veya eleştiride bulunmadığı gibi, o dindeki deyimleri aynen kullanmasıyla da dikkat çekmektedir. Sanskrit dilinden Arapça'ya çevirdiği Potancali adlı kitabının önsözünde "İnsanların düşünceleri türlü türlüdür, dünyadaki gelişmişlik ve esenlik de bu farklılığa dayanır." şeklinde yazmıştır.

Eserleri;

Asar-ül-Bakiye(İlk eseri),
Mesudî fi'l Heyeti ve'n-Nücum,
EI-Asâr'il-Bâkiye an'il-Kurûni'I-Hâli-ye(Geride Kalan Yüzyıllar),
EI-Kanûn'ül-Mes'ûdî(Sultan Mesut'a sunduğu astronomi alanındaki en önemli yapıtıdır.),
Kitab'üt-Tahkîk Mâ li'I-Hind,
Nihâyâtü'l-Emâkin" (Mekânların Sonları),
Tahdîd'ü Nihâyeti'l-Emâkin li Tas-hîh-i Mesâfet'il-Mesâkin
Kitabü'I-Cemâhir fî Ma'rifet-i Cevâ-hir(Cevherlerin Özellikleri Üstüne) adlı yapıtında, yirmi üç katı maddenin ve altı sıvının özgül ağırlıklarını bugünkü değerlerine çok yakın olarak saptamıştır.
Kitabü't-Tefhim fî Evâili Sıbaâti't-Tencim
Kitâbü's-Saydele fî Tıp,
Zîci'nin Temelleri,

Büyük Okyanus' ta bir ada devleti ...

Tuvalu,
Vanuatu,
Kiribati,
Samoa,
Avustralya,
Fuji(Fiji),
Gaum,
Nauru,
Tonga,
Endonezya,
Filipinler,
Yeni Kaledonya,
Soloman Adaları,
Fransız Polinezyası,
Papau Yeni Gine,
Mikronezya,

Daha çok çocuklarda görülen tırnak kemirme alışkankığı...

Onikofaloji,Tırnak yeme alışkanlığı. Tırnaklarını kemirme kompulsiyonu.

Tırnak(İngilizce nail, Osmanlıca zıfr ), 
Parmakların ucunda bulunan ve boynuz (keratin) maddesinden yapılmış olan bir üst-deri salgısı.Tırnak yeme bir ” tik ” olup , tırnak çevresindeki epitel’in koparılmasını , tırnak yeme takip eder .Özellikle ergenlik döneminde başlayan bu iştah 30 lu yaşlara kadar miras kalabilir. Tırnak yeme alışkanlığı tıp dilinde “onikofaji” olarak isimlendirilir. Tırnak yemek insan sağlığını olumsuz etkiler. İstemsiz tırnak aralarına biriken birçok bakteri direk ağız yolu ile vücuda nüfuz eder. Birçok uzman tırnak yemenin psikolojik de olabileceğini vurguluyor. Özellikle tırnakların bakımlı ve temiz olmasına dikkat edilip, eczanelerde satılan caydırıcı krem yada ilaçları kullanabilirsiniz.
 
Aşırı derecede tırnaklarınızı yiyorsanız, buna engel olamıyorsanız tıbbi tedavi görmenizin zamanı gelmiş demektir. Asabi alışkanlıkların, endişe, stres ve sıkıntı anında ortaya çıkan bilinçdışı davranışlardır. Tırnak yeme alışkanlığı ya da hastalığı, obsesif kompulsif bozukluk (obsesyon ve kompulsiyonlarla seyreden anksiyete bozuklukları içinde sınıflandırılan bir psikiyatrik bozukluk) sorununa dahil bir davranıştır.  Önlemek için tedavi metodları;
  • Tırnaklarınızın temiz ve bakımlı olmasına özen gösterin,
  • Caydırıcı kullanın(Eczanelerde tırnak bakımı ürünlerinden tırnak yemeyi bıraktıran kremler, yağlar ya da tırnak cilaları),
  • Kendinize oyalanacak alışkanlık bulun,
  • Tırnaklarınızı neden yediğinizi bularak bu nedeni gidermeye çalışın,
  • Psikolojik nedenlerin giderilmesi için tedavi için doktora danışın.

Tırnak kökünde oluşan yara...

Bıcılgan,
Kadınların meme uçlarında, çocukların ayaklarında, hayvanların ayak parmaklarıyla bileklerinde ter, pislik, çamur v.s. sebeplerden ileri gelen sulu yara.

Halk arasında azmış, yayılmış yaraya denir. Ama Ter, pislik, çamur yüzünden tırnak kökünde oluşan yaradır. Ayakta ve yeryüzünde olan yarıklıklara da aynı ad verilir. Atların ve sığırların topuk bölgesinde iltihapla birlikte görülen deri çatlağı için de aynı kelime kullanılır.

Köy muhtarının yardımcısı...

Kizir,
Köy muhtarı yardımcısı.
Köy kâhyası. 
Köy bekçisi.
Çığırtmaç.

Hayvanların kışlık yemi...

Alaf,

Mantar kadar yumuşak bir ağaç...

Balza,

Mantar özü...

Süberin,

Endodermis ve mantar hücrelerinin çeperlerinde biriken, su geçirmeyen ve suda erimeyen mumsu bir maddedir.
Suberin, yüksek yapılı yağ asitleri ve gliserinden oluşan bir polimerdir. Kimyasal yapısı yağ moleküllerine benzer ve hücre çeperinde mantarlaşmayı sağlar. Sülfürik asitte erimez. Sudan-III boyasıyla kırmızı, klor-çinko-iyot çözeltisiyle de kahverengi renk verir.

Mantar...

Guguvak,
Galabağ,
Fütr,
Mikoz,
Sezü,
Kukuvak,





Mantar Çeşitleri;
Domalan,
Yumurta Mantarı (Cantharellus cibrius),  
İmparator Mantarı,   
Altın Yumurta (Amanita caesarea),  
Koçak Mantarı ,  
Geyik Sırası Mantarı,  
Bal Kadın Mantarı,  
Ağaç Mantarı,  
Kavak Mantarı,  
Çayır Mantarları,  
Kum Mantarı,  
Keçi Mantarı ,  
Mıh Tepesi,  
Kuzu Kulağı Mantarı,  
Dilburan Mantarı,  
Ayı Mantarı,  
Halı Saçağı Mantarı,  
Höbelen Mantarı (Kuzu Göbeği), 

Domalan Mantarı ,
(Tuber melanosporum), 
Türüf Mantarı, 
Trüf,
Yermantarı (Trüffel),



Keme, 
Tombalak,
Topalak,
Geme,
Kumi,
Karakeme,
Dobelan.








Mantarlarda şapkayı taşıyan sapa verilen ad...

Spita,

Bildiğiniz gibi bizim mantar olarak topladıklarımız mantarın meyveleridir. Mantar esas olarak yer altında yada kütük veya benzerlerinin içinde yaşayan ince iplikçiklerden oluşur (miselyum). Miselyum çoğu kez bir yıldan uzun ömürlüdür. Ancak meyvelerinin çoğu birkaç gün/hafta ömürlü olurlar.

Mantar çeşitleri...

Mantarlar
(Fungi),
Latince Fungi mantarlar,
Fungus ise mantar anlamındadır.
Çok hücreli ve tek hücreli olabilen ökaryotik canlıları kapsayan bir canlılar alemi ve şapkalı mantarların tümüne halk arasında verilen genel addır. 

Halk arasında Küf mantarı, Pas mantarı, Rastık mantarı, Maya mantarı, Mildiyö mantarı, Şapkalı mantarlar, Kav mantarı, Puf mantarı gibi çeşitli isimlerle anılır. 


Mikoroz,
Keme,
Reishi,
Ak Mantar,
Borazan  Mantarı, Bal mantarı,
Çıntar (Göbelek) Mantarı, Çam Mantarı,
Dedesakalı Mantarı, Domalan Mantarı,
Ebekarı (Sümüklüce) Mantarı,
İstiridye Mantarı, İmparator,
Geyik sütü Mantarı,

Kanlıca Mantarı, Kayın Mantarı,
Karakız, Çayır,
Kuzu göbeği (Kümah), Kuzu,
Karçanı, Kaypak, Kabara,
Öküz Mantarı,
Posteki Mantarı,
Şemsiye Mantarı,
Sığırdili Mantarı,
Tirmit Mantarı, Trüf,

Mürekkepbalığının ilmi adı...

Sepia,

Mürekkep balığının bir çeşididir. Etine gömülü olan kalkerli kabuğu, kafes kuşlarına kireç kaynağı olarak verilir. Kafes kuşları bu kabuğu zevkle gagalarlar. Mürekkep kesesindeki zengin kahverenkli pigmentli mürekkebi, sanatkarlar tarafından tercihen kullanılır. 

İşyerinde uygulanan duygusal taciz ya da yıldırma, zorbalık, psikolojik şiddet ve duygusal taciz' e verilen ad....

Mobbing, (Latince Mobile vulgus).

Başka bir deyişle iş yerinde duygusal/psikolojik taciz/zorbalık, günümüzde iş yaşamında hiç de az rastlanmayan ancak çeşitli nedenlerle su yüzüne çıkmayan bir konudur. Türkçe'de işyerinde uygulanan "zorbalık, duygusal taciz ya da yıldırma" sözcükleriyle adlandırılan "mobbing", özellikle hiyerarşik yapılanmış gruplarda ve kontrolün zayıf olduğu örgütlerde, gücü elinde bulunduran kişinin ya da grubun, diğerlerine ruhsal yollar kullanılarak, uzun süreli sistemli baskı uygulaması, duygusal saldırı ve yıpratma yaratması olarak tanımlanmaktadır.   Bir araştırmaya göre mobbing, kâr amacı gütmeyen kuruluşlarda, okullarda ve sağlık sektöründe daha yaygındır. Son yıllarda, özellikle gelişmiş ülkelerde çok yaygınlaşan mobbing, iş yerinde ruhsal taciz veya iş yerinde psikolojik terör olarak tanımlanıyor.

İngilizce "yıldırma" (mobbing) kavramı, "mob" kökünden gelmektedir. "Mob" sözcüğü, İngilizce'de yasal olmayan biçimde şiddet uygulayan kalabalık veya "çete" anlamındadır. Bir eylem biçimi olarak mobbing sözcüğü ise, psikolojik şiddet, kuşatma, topluca saldırma, rahatsız etme veya sıkıntı verme anlamına gelmektedir.  

Afrika' da yaşayan, sığırcığa benzeyen bir kuş...

Öküzkakan (oxpecker ).

Afrika düzlüklerinde hemen her hayvanın üzerinde bulmak mümkün bu kuşları. Kondukları hayvanın üzerindeki keneler, parazitleri ayıklayıp temizliğine yardımcı oluyorlar.  Genellikle Afrika bufalosu, gergedanlar ve diğer büyük av hayvanlarının derilerinin üzerindeki kenelerle beslenen bir kuş türüdür.

 

Eski dilde düğün yemeği...

Usr, Uras.
toy, kün, tüyün.

Eski dilde sofa...

Besare,
Sofa, Salon,  Divanhâne
Yerel dilde çardak.

Eski dilde orak...

Das,

Korent düzeni sütun başlıklarında ve Bizans oymalarında kullanılan ve kenger bitkisinin yapraklarını andıran süs motifi...

Akant,

İzmir' in Tire ilçesine özgü, ısırgan otu ve peynirle yapılan zeytinyağlı bir yemek ...

Okma,

Ana maddesi ısırgan otu. Hani yol kenarlarında görüp de beğenmediğimiz, genellikle eşeklerin çiçeklerini yediği o ısırgan otu, Ege’de bir başka şekilde, yemek olarak bizlerin karşısına çıkıyor. Isırgan otu, domates, yeşil biber, kuru soğanla kavruluyor. Daha sonra, çökelek ve tulum peyniri ile karıştırılıyor. Üstüne saf zeytinyağı gezdiriliyor.

Yörede Okma diye bilinen ve domatesin, kuru soğanın iri iri doğrandığı, çökelek, zeytinyağı konarak zenginleştirilen bu salata gibi yemek, Kısa zamanda yapılışı ve taze tüketilmesi ile Tire mutfağının bir diğer vazgeçilmezidir. Okma, tam bir yaz yiyeceğidir. Tire'nin eskileri ısrarla Okma'ya konulacak domatesin elde ovkularak suyunun çıkarıldığını, çökeleğin de kaşıkla ezilmesi gerektiğini söylemektedirler. Bu karışıma zeytinyağı, kuru soğan, nane, kekik, limon suyu, maydanoz, salatalık ve tuz ilavesiyle, banılarak yenilecek bir yemek karşımıza çıkmaktadır. Tire'de bu yemeğe gariban pilavı da denmektedir. 

Trabzon yöresine özgü karalahana ile yapılan bir yemek...

Lahana Guliya,

Lahanalar önce ayıklanıp bol su ile yıkanır. Saplarıyla birlikte büyük parçalara ayrılarak bol tuzlu suda, bir kazanda haşlanır. Pileki ya da bir tepsinin dibi yağlanır ve üzerine bayatlamış mısır ekmek artıkları dökülür. Lahananın haşlama suyuyla mısır ekmekleri ıslatılır. Üzerlerine lahana yaprakları serildikten sonra üzerine kızdırılmış yağ gezdirilip saçayağın üzerinde hafif odun ateşinde pişirilir.

Kara Lahana Çorbası,
Kara Lahana Yığması,
Lahana Dolması,
Lahana Diblesi,
Harhaşi (haşlama) - Dudeyi(karalahana sapı),
Lahana Ezme-Vurma,

Eski dilde cehennem...

Niran,
Tamu.

Eski dilde fener...

Menar,
Deniz feneri kulesi.

Dağ sırtı, tepe, bayır...

Kıran,
Yura.

Eski dilde dağ eteği, çayırlık, çimenlik ...

Rağ,

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ