Peşrev, nakış, şarkı, saz semaisi gibi parçaların belli bir sıraya göre çalınıp söylenmesi...

Fasıl,
Peşrev, nakış, şarkı, saz semaisi vb. parçaların belli bir sıraya göre çalınıp söylenmesi.

Orta oyununa başlamadan önce saz takımının çaldığı köçek havası ve curcuna.
Osmanlı ve Arap tiyatrosunda oyunun perde bölümü.

Fasıl, dindışı Türk musikisi geleneğinde aynı makamda ve çeşitli formadaki eserlerin sıralanmasıyla yapılan konser demektir. Her tabakadan Halkın musıki zevk ve kültürüne seslenebilen bir tür olarak yüzyıllardan beri etkinliğini sürdürmektedir. 

Klasik fasıl sıralaması; “taksim”, “peşrev”, “kâr”, “1.beste”,”2.beste”, “ ağır semai”, “yürük semai”, “saz semaisi” şeklindedir.Zamanla “şarkı” formunun önem kazanmasından sonra, bu geleneksel biçim yerini ağırdan başlayarak, gittikçe hızlanan çeşitli tempolardaki şarkılara bırakmıştır.

Fasıl musıkisi sarayda, enderun’un kurulduğu dönemden itibaren meşk sistemiyle öğretilmeye başlanmıştır. Saray dışından musıki ustalarınında katılımıyla padişah huzurunda icra edildiğinde “huzur faslı”, “harem faslı” diye adlandırılmıştır. Açık alanlarda ve sarayların divanhanelerinde kalabalık hanende ve sazendelerin katılımıyla icra edildiğinde ise “meydan faslı” , “küme faslı” diye de isimlendirilmiştir.

Fasıl musıkisini icrâ eden topluluk belirli sazende ve hanendeden oluşur. Fasıl topluluğunu tef ’le usul vurarak “serhanende” adı verilen kişi yönetir.

Tanzanya' nın baharat adası...

Zanzibar, (Unguja).
Zangibar
Eski ismiyle Zengibar,

Hint Okyanusu’nun Afrika’yla buluştuğu kıyılardaki Zanzibar Adası, tarçından karabibere, karanfilden Hint cevizine mutfağımızdaki birçok baharatın ana yurdudur. Zangibar, Şiraz'dan gelen İranlı göçmenler tarafından kurulmuştur. Adı "zencilerin sahili" anlamındaki Farsça "zangi bar"'dan gelir. Afrika kıtasının doğusunda Tanzanya' ya bağlı iki adadan oluşan (Zangibar ve Pemba Adası) özerk yönetilen bölgedir. Tropikal doğası, bitki örtüsü, balıkları, kuşları, taş ve ahşap ustalığının parladığı tarihi yerleşimleriyle göz kamaştırıcı bir ada. Yazın beş ay boyunca tropikal sıcaklarda kavrulan ada, kasım ayında yağmurlarla yıkanıyor, yenileniyor. Sıcaklık 28 - 30 derecearasında değişiyor. Başkenti Taş Şehir - Stone Town' dır.

18’nci yüzyıl boyunca Ummanlı Arapların dolaylı yönetimi altına girer. Bu dönemde, Doğu Afrika’daki köle ve karanfil ticareti sayesinde ekonomisi hızla gelişir. 19’ncu yüzyılda deniz ticareti ile büyüyen Zanzibar, 1830’lu yıllarda iç bölgelerde tarımın başlamasıyla yeni bir güç kazanır. Karanfil, hindistancevizi, susam ve reçine gibi ticari ürünler yetiştirilir ve şehrin limanlarından ihraç edilir.


Zanzibar asıl adı Farrokh Bulsara olan Queen grubunun solisti Freddie Mercury'nin doğum yeri olması ile de ünlüdür. Mercury, başkent Stone Town' da doğmuştur.

Büyük Okyanus’taki ada ülkesi Vanuatu’nun para birimi...

Vatu,
Para birimi: Vatu (VUV) ,


Yeni Hebridler,
Bislama dilinde, Vanuatu.

Güney Batı Büyük Okyanusta 83 adadan oluşan adalar topluluğudur. 30 Temmuz 1980' de bağımsızlığına kavuşmuştur.  Avusturalya' nın 1750 km doğusunda Yeni Kaledony' nın 500 km. kuzeydoğusunda Fiji' nin batısında ve Solomon Adalarının güneyinde Pasifik Okyanusu' nda yer alan adalar grubudur. Yüzölçümü 12200 km² olup, toplam Sahil şeridi 2528 km. dir. Tropikal iklime sahiptir. Adaların genelinde dağlar ve volkanik özellikli ovalar yer alır. Ülkenin en yüksek noktası Tabwemasana 1877 m dir. Ülke yeraltı kaynakları bakımından fakirdir Manganez çıkartılır ve işlenerek ihraç edilir.  Halk ve Sosyal Hayat   Vanuatunun Nüfusu 208869 (Temmuz 2006 verileri) kişidir. Ülkenin en büyük şehri başkent Port Viladır. Nüfusun büyük çoğunluğunu Ni-Vanuatu (%98.5) halkı oluşturmaktadır. Kalan %15 oranını ise Yeni Zellandalı ve Avustralyalılar oluşturur. Ülkenin %367si Presbyterian %15i Anglikan %15i Roma Katolikleri %76sı yerel dinlere %195i ise diğer dinlere inanıyorlar. Ülkede İngilizce ve Fransızca resmi dil olup halkın çoğunluğu yerel dilleri konuşur. Ülkedeki Okur yazar oranı (15 yaş ve üzeri için) nüfusun %74dür.  Yönetim   Ülkenin Resmi adı Vanuatu Cumhuriyeti eski adı Yeni Hebridler. Cumhuriyet ile yönetilmektedir. 30 Temmuz 1980 yılında ülke Büyük Britanyadan koparak bağımsızlığını ilan etmiş ve aynı tarihte parlementosu anayasasını kabul etmiştir. Başkan ve 40 üyeli Parlemento 5 yılda bir halk tarafından seçilir. 

Başkent, Port Vila,
İdari  Bölgeler; Malampa, Penama, Sanma, Shefa, Tafea, Torba,

Fovizm akımının öncülerinden olan ünlü Fransız ressam....

André Derain (1880-1954).

Klasik modernizme yönelmiş, kübizmin öncülerinden olmuş bir usta.
Çağdaş sanatın kurucularından André Derain, 10 Haziran 1880 de Paris in güney batısında, Seine kıyısında küçük bir kasaba olan Chatou da doğdu. Ekmek ve pasta yapımıyla uğraşan babası, onun mühendislik eğitimi görmesini istiyordu. Fakat küçük Derain in eğilimi ve merakı resim sanatınaydı. Bu nedenle daha ilk ve ortaöğrenimi sırasında Jacomin adlı bir ressamdan ilk derslerini aldı. Yirmi yaşına doğru bir trende, rastlantı sonucu tanıştığı Vlaminck in onu yüreklendirmesi üzerine, yoğun bir çabayla resme yöneldi ve Carri Akademisi ne öğrenci olarak yazıldı. Orada Matisse i tanıdı. Aynı yıl Chatou da Vlaminck in özel atölyesini bir süre paylaştı. Sonradan fauvisme in ocağı olarak ün yapacak olan bu atölye, Derain de katışıksız renklere ve yalın biçimlere karşı ilgi uyandırdı. Gene de bütünüyle içgüdüsel bir yol izleyen Vlaminck in aksine Derain, düşünceyi ve geleneğe dayanan resim kültürü ön planda tutuyordu. Müzelerdeki eski ve soylu yapıtları, kalıcı değerdeki tabloları yakından inceliyor, onlara bu kalıcılık niteliğini sağlayan gizleri, çözümü güç formülleri kendi yeteneğiyle çözümlemeye çalışıyordu. Erken yaşlarda müze sanatı" nı keşfetmişti.Genellikle dinsel konuları, yalın görünümlü natürmortları içeren 1910 sonrası resimleri, kimi kaynaklarda Derain in gotik dönemi olarak anılır. İsa nın Son Akşam Yemeği , İki Kızkardeş , Paul Poiret nin Portresi ve şimdi Moskova Müzesi nde bulunan Cumartesi , onun bu dönemine özgü yapıtları sayılabilir. 1910 sonbaharında gittiği İspanya da, Codaquez de buluştuğu Picasso da onu geniş ölçüde etkilemişti.

Fovizm, (Fauvisme).
1905 - 1907 yılları arasında meydana gelen, XX yüzyılın gerçekten değerli ve özgün bir sanat akımıdır. Belirli ve kesin kuralları olan bir sanat ekolü oluşturulmamıştır. Arı renklerin abartılarak kullanılması istemi bir grup sanatçıyı ilgilendirmiştir. Peyzaj, natürmort ve insan figürleri sanatçıların değerlendirdikleri tasvir konularıdır. Uygulamalarda empresyonizm ve puvantilizm iz ve etkileri görülür.

Resimde çiğ ve sert renkler kullanmak, bu akımın birinci özelliğidir. Bir resimde gerek ışık alan yerler, gerek mesafe bakımından uzaklıklar, sadece renk değiştirmekle gösterilir. Bu akımın sanatçılarına göre resim, düz bir yüzeye yapıldığı için derinlemesine bir arayıştan ibarettir.

Resim elden geldiğince sade ve temiz boyanmalıdır. Bu özellikleri ile fovizm pek çok kuralı yıkmış olur. Derinlik hissi, ışık, gölge, kabartma, belirli kenar çizgileri bir tarafa bırakılır. Resim iki ana özellik üzerinde yoğunlaşır. Renk şiddeti ve bunların yan yana konuluşudur. Fovizm'de hafiflik ve sevinç gözlenir.

İzlenimciliğin bir devamı sayılabilir. İzlenimcilerde pastel ve yumuşak olan renk tonları, Fovistlerde parlaklaşmış, birincilerde küçük fırça darbelerine ağırlık veren teknik ise, geniş ve tek defada oluşmuş renk lekeleri oluşturma anlayışına dönüşmüştür. Yine izlenimcilerin aksine, Fovistler resimlerinde nesneleri deformasyona uğratarak resmetmeyi amaçlamışlardır.

Fovizm'in ilk temsilcileri ;
Henri Matisse (1869 - 1954), 
Albert Marquet (1875 - 1947), 
André Derain (1884 - 1954), 
Maurice Vlaminck (1876 - 1958), 
Othon Friesz (1879 - 1949), 
Raoul Dufy (1877 - 1953),
Van Dongen (1877 - 1968),
Georges Roulaut (1871 - 1958).

Erkek çocuklara duyulan cinsel ilgi...

Pederasti,

Pedofili ile aynı şeydir. Genellikle yetişkin erkek ile erkek çocuk arasındaki homoseksüaliteyi ifade eder. Aktif bir olgu olarak nitelendirilen ve çocuk ve aile üzerinde en ağır travmayı yaratan istismar türü olarak kabul edilir. Cinsel istismarın tanımı konusunda tartışmalar sürmektedir. Ancak çok özetle daha yaşlı ya da otorite konumundaki, ya da güvenilen birisinin gerçekleştirmesi ve bundan doyum sağlaması ile karakterizedir. Cinsel istismar direkt ya da indirekt olabilir.

Cinsel istismar ve ensest için literatürde pek çok terime rastlanmakta ancak bunlar bazen birbirine karışmakta ve yeterli, spesifik bir tanımlama getirmemektedir. Hatta bazen iki çocuk arasındaki cinsel ilişki istismar sınıflamasına girmemekte, sadece cinsel deneyim olarak kabul edilmektedir.

Eskiçağ’da erkeklerde eş Cinsellik (homoseksüellik, yunanca homos, eşten türetilmiştir) çok yaygındı ve birçok Halk tarafından normal sayılıyordu. Eşcinsellik, genellikle çocukculuk (pederasti) ile karıştırılır; çocukculuk ya da pederasti (yunanca paidos = çocuk), bir erkeğin bir çocuğa, ya da bir yeni yetmeye duyduğu ilgiye verilen addır.

Erkek çocuk, oğlan... .

Oğlan,
Kulam,
Kızan,
Kulampara, Oğlancı demektir.
Erkek düşkünü erkek (aktif ),
Ancak günümüzde pek bilinmez, bilenlerce az kullanılır ya da hiç kullanılmaz.  
Arapca 'gulam' kökünden gelir. Gulam (Oğlan) , 

Kur'an'da da geçen 'gilman' (Oğlanlar) sözcügünün tekilidir, yani oğlan anlamını taşır. Bu gulam kelimesinin sonuna Farsca' da alınan -pare (Seven, sever) eki eklenerek, gulamları yani oğlanları seven kimse anlamını taşıyan 'gulampare' sözcüğü türetilmiştir. Bu sözcük de zamanla değişerek kulampara şekline dönüşmüştür. Ancak günümüzde pek bilinmez, bilenlerce az kullanılır ya da hiç kullanılmaz.

Bir dileği yerine getirme...

İsaf,
Birisinin arzusunu, istediğini kabul etmek ve yerine getirmek.
Asr-ı saadetten evvelki câhiliyet devrinde Mekke putlarından birinin adı.

Boş, ıssız...

Tenha,
Tekin,
Uzak,
Hali,
Tehi,

Ekin biçilirken sıralanan işçilerin tarlanın sonuna kadar açtıkları yer...

Hon,
Ekin biçerken sıralanan işçi takımı, işçi bölüğü.
Ekin biçilirken sıralanan işçilerin, tarlanın sonuna kadar açtıkları yer. 
Ekin biçilirken belirtilen bir kısım yer.
İşlenen tarladaki toprak kesiti, hendek.
Tırpanın bir vuruşta biçtiği ekin.
İşçilerin ekip biçerken uyguladıkları biçme düzeni.

Ekin biçilirken sıralanan işciler...

Hon,
Ekin biçerken sıralanan işçi takımı, işçi bölüğü.
Ekin biçilirken sıralanan işçilerin, tarlanın sonuna kadar açtıkları yer. 
Ekin biçilirken belirtilen bir kısım yer.
İşlenen tarladaki toprak kesiti, hendek.
Tırpanın bir vuruşta biçtiği ekin.
İşçilerin ekip biçerken uyguladıkları biçme düzeni.



Ekin biçilirken tarlaya dökülen tanelerden ertesi yıl kendiliğinden yetişen ekin...

Halaza,
Alavazda,
Ekinler biçilirken tarlaya dökülen tanelerden ertesi yıl kendiliğinden yetişen ekin.

''Sinema Sanatı'', ''Ansiklopedik Sinema Sözlüğü'', ''Türk Sineması Tarihi'' gibi yapıtlarıyla -Türkiye’de sinema kültürünün yerleşmesinde büyük katkıları olan sinema tarihçimiz...

Nijat Özön,(1927) 
Türk dilci, sinema tarihçisi ve çevirmen.  
25 Aralık 1927' de İstanbul'da yazın tarihçisi Mustafa Nihat Özön'ün oğlu olarak doğdu.  1956'da, Halit Refiğ ile birlikte yayınladıkları "Sinema", "Kim" isimli dergilerde sinema üzerine yazıları çıktı.  Vedat Türkali'nin sinema ile ilgilenmesinin arkasında yatan kişi olarak da bilinir. Bir süre aynı cezaevinde birlikte kalmaları Türkali'nin daha sonra ki dönemlerde sinemaya ilgi duymasını sağlamıştır.   

Eserleri,
Temel Yazım Kılavuzu 
Büyük Yazım Kılavuzu 
Büyük Dil Kılavuzu 
Türk Sineması Kronolojisi 1895-1966 
Söylenişli Fransızca-Türkçe Sözlük 
Sinema, Televizyon, Video, Bilgisayarlı Sinema Sözlüğü 
Karagözden Sinemaya Türk Sineması ve Sorunları Cilt: 1 Tarih, Sanat, Estetik, Endüstri, Ekonomi 
Karagözden Sinemaya Türk Sineması ve Sorunları Cilt: 2 Eleştirme, Eleştiri Yazıları, Sinema ve Toplum, Denetleme, Sinema ve TV Türk 
Sinema Tarihi ,1962 
Sinema El Kitabı ,1964 
Sinema Sanatı 100 Soruda Sinema Sanatı Nijat Özön, Mayıs 1972




Kaynak;  http://tr.wikipedia.org

Deniz yosunlarından çıkarılan, beslenme endüstrisinde, hekimlikte ve bakteriyolojide kullanılan bir tür jelatin...

Agaragar,
Jeloz,
Jelatin (Gelatine),

Malaya dilinde, Deniz yosunlarından çıkarılan, beslenme endüstrisinde, hekimlikte ve bakteriyolojide kullanılan bir tür jelatin, jeloz.



Kabartma bir figür oluşturacak biçimde yontulmuş değerli taş...


Kame, (Fr. camée). 
Değişik renkli üst üste iki katmandan oluşan ve üstteki katmanına kabartma bir desen yapılan değerli taş.

Hırvatistan’ın para birimi...

Kuna,
Para birimi, 1 Kuna=100 Lipa.
Başkent, Zagrep.
Önemli şehirleri, Split, Rijeka, Osijek
Hırvatistan Cumhuriyeti, Croatia, Hrvatska.
Güneydogu Avrupa, Adriyatik Denizi kıyısında, Bosna Hersek ve Slovenya arasında bulunan Hırvatistan, Slavonya, Dalmaçya, Hırvatya, Istria diye dört tarihi bölgeden oluşur. 

Yüzölçümü, 56,542 km², 
Nüfusu, 4.784.000. 
En yüksek dağı Dinara 1.830 m.  
Akdeniz iklimi ve karasal iklim hüküm sürer.
Etnik Dagılım,  Hırvat (%78); Sırp (%12); Boşnak (%1); Diğer (%9).
Diller, Hırvatça, diğer etnik azınlık dilleri
Dinler, Rumen Katolik (%77); Ortodoks (%11); Müslüman (%1)

Yaratılmış olan bütün canlılar...

Enam,
Yaratılmış bütün canlılar. 
Halk.
Bütün mahlukat.

“Topla birlikte koşma” anlamında spor terimi...

Dripling, İngilizce kökenli (dribbling)
Top Sürme,  Ayak içi veya ayak dışıyla küçük kısa vuruşlarla topu sürmek.

"Topu kısa aralıklarla sürükleyerek veya yere vurarak karşı tarafın kalesine veya potasına doğru götürme." anlamına gelmektedir. 
Sporda kullanılan bu yabancı söz yerine dilimizde top sürme karşılığı bulunmaktadır.

Frikik, Faule maruz kalan takım lehine serbest vuruşla oyuna başlama hakkıdır. Faul yapan takım oyuncuları atış sırasında toptan 9.15 metre uzakta olmalıdır.
Korner, Topun en son defans oyuncuları veya kaleci tarafından kale yan çizgilerinden çıkması sonucu atak yapan takım oyuncuları tarafından topun korner atma alanından ayakla oyuna sokulması.
Penaltı, Savunma oyuncuları veya kalecinin ceza alanı içinde kuraldışı hareket etmeleri veya atak yapan oyuncuya faullü hareket etmeleri sonucu verilen direk ceza atışı.
Vole, Topun yere değmeden önce havada vurulmasıdır.
Taç atışı, Topun yan saha çizgilerinden çıkması sonucu karşı takım oyuncusunun ellerini kullanarak topu oyuna sokması. Top iki elle tutulup baş arkası ve üstünden ayaklar yerden kesilmeden atış yapılır.
Aut, Topun hücum oyuncuları tarafından korner çizgileri veya kale üstünden dışarı vurulmasıdır. Top ceza alanı içinden kaleci veya savunma oyuncuları tarafından ayakla aut vuruşu yapılarak oyuna sokulur.

İnsanların toplandığı yer.

Mesab,
Rücu edecek, geri dönecek yer. Kuyu ağzında su çeken kimsenin durduğu yer.
Havuz ortası. 
Suyun biriktiği yer.

Ördek yavrusu...

Badik,
Şibi,
Paytak,
Ördek (Bati, Şibi, Bat, İhvi, Babat)
Kaz ve ördek yavrusu.

Ördek, (Anatinae) alt familyasından hemen hemen bütün dünyanın sulak bölgelerinde yaşayan, perde ayaklı su kuşlarına verilen ad. Göl ve bataklık kenarlarını çok severler. Evcil ördekler yuva yapmaz ve uçmazlar. Yabani türler içinde ağaç kovuklarında veya çalılıklar arasında yuva yapanlar vardır. Yeşilbaş, terk edilmiş tavşan çukurlarında yuva yaparak yumurtlar. Yaban ördekleri toplu yaşar ve kışın ılık bölgelere sürüler halinde çok göç ederler. Evcil ördekler, küçük gruplar halinde yaşarlar. Genellikle her erkeğe 6 dişi düşer. Göl ve dere kenarlarında veya bahçe havuzlarında kolayca yetiştirilebilen kümes hayvanlarıdır.

İklime bağlı olarak, genellikle şubat-mart aylarında yumurtlamaya başlarlar. Yumurtalar 15-20 adeti bulduğunda dişi kuluçka olur. Her dişi, bu süre içinde 50-60 yumurta yapar. Yavru ördekler çabuk geliştiği için, kısa zamanda yumurtlamaya başlarlar. Sağlıklı bir dişi, 7-8 yıl yumurtlayabilir. Kuluçka müddeti 28-29 gündür. Evcil ördekler 15 yıl kadar, yabaniler çoğunlukla 20-30 yıl yaşarlar.

Çuvaş Türkçesinin güney şivesine verilen ad...

Anatri,
Çuvaş Türkçesinin güney şivesi. 
Anatri şivesi, Çuvaş yazı diline esas olarak alınmıştır.
Kuzeyde konuşulan Viryal şivesine göre, bu şivenin başlıca farkı o yerine u kullanılması, yani o ünlüsünün daralmasıdır.

Rusya ve Tataristan'la komşu olan Çuvaşistan Cumhuriyeti, Orta Volga'nın sağ kıyısında ve onun kolları olan batıdaki Sura ve doğusundaki Svigiya arasındadır. Güney ve doğusunda Volga ve Çuvaş platosu uzanmaktadır. Batısı ormanlık ve bataklıktır. Ülkenin üçte biri ormanlarla kaplıdır. Güneydoğusunda ise bozkırlar vardır. Ülkede ılıman kara iklimi egemendir. Yazlar ılık, kışlar uzun ve soğuktur. Çuvaş Türkleri, 10. yüzyılda ayrı bir Türk boyu olarak ortaya çıkmıştır. 13. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar Altın Ordu, 1552'de Kazan Hanlığı'nın Ruslar tarafından yıkılmasına kadar da bu hanlığın idaresinde yaşamışlardır. Başkenti : Çeboksar

16. yüzyılda Korkunç İvan zamanında Çuvaşlar arasında Ortodoksluğun yayılması yolunda çalışmalar yapıldı. Bu maksatla misyonerler Çuvaş Türkçesi'ni öğrenmişler, gramer kitabı yazmışlar ve İncil'i Çuvaş Türkçesi'ne çevirmişlerdir. Bu çalışmalar sonunda ülkenin kuzeyinde yaşayan Çuvaşlardan az bir kısmı Hıristiyanlaştırılabilmiştir. Fakat daha sonra Hıristiyanlık resmi din ilan edilmiştir. Buna rağmen Çuvaşlar büyük ölçüde eski dinlerine bağlı kalmaya devam etmişlerdir. İlk hürriyet yılları olan 1905'te bazı Çuvaşlar Müslümanlığı seçmiştir.

Çuvaşlar, "Yüksek Çuvaşlar" (Viryal) ve "Aşağı Çuvaşlar" (Anatri) olmak üzere ikiye ayrılırlar. Finlilerle yakın ilişkiler kuran Çuvaş Türkleri bir müddet kendilerini Çeremisler'e yakın hissetmişlerdir.  Çuvaşlar, 24 Haziran 1920'de Çuvaşistan'ın dışında Tatar, Başkurt, Komi ve Mari özerk cumhuriyetlerinde Türk ve Fin toplulukları ile bir arada yaşamaktadırlar. Rus idaresinden kaçan az sayıda Çuvaş Türkü Türkiye'ye göçmüştür.
 

Hawaii takımadalarında, başkent Honolulu ve Pearl Harbor deniz üssünün de bulunduğu ada.

Oahu adası,

Hawaii adalarının üçüncü büyük ve en fazla nüfusa sahip adasıdır. Nüfusu 2000'de 876.165, yüzölçümü 1.574 km²' dir. Kauai ve Molokai adaları arasında bulunur. Ada, volkanik platonun  kökenli iki paralel dağ gurubu (Koolau ve Waianae) arasında yükselen merkezi bir üzerindedir. Hawaii'nin en popüler şehri olan Honolulu buradadır. Ünlü dizi Lost'un çekim yeridir.
Pearl Harbor Saldırısı, Japon İmparatorluk Donanmasının 7 Aralık 1941 sabahı (Hawaii saati ile) Pearl Harbor, Oahu, Hawaii’ye gerçekleştirdiği sürpriz saldırıdır. Saldırı, Birleşik Devletler Donanması’nın Pasifik Filosu ve onu koruyan Ordu Hava Kuvvetleri ile Deniz Piyadeleri’ni hedef almıştır. Operasyonun amacı, Pasifik’te kuvvetle muhtemel olan bir Amerikan askeri müdahalesini önlemektir. 

Saldırı 12 Amerikan savaş gemisini ciddi şekilde hasara uğratmış veya batırmış, 188 savaş uçağını imha etmiş, ve 2,403 Amerikan askeri ile 68 sivilin ölümüne neden olmuştur. Bununla beraber Pasifik Filosunun üç uçak gemisi, üssün önemli tankerleri, denizaltılar ve fabrika gemileri gibi unsurları limanda değildi ve zarar görmekten kurtuldu.


Pearl Harbor saldırısı Hawaii saati ile sabah 7:53’de Japon saati ile 3:23’de başladı. Japon uçakları iki kol halinde saldırdı ve 353 uçak Oahu’ya ulaştı. En geniş ve başlıca avcı uçağı üssü olan Hickam üssüne pike bombardıman uçakları saldırırken, korumasız torpido uçakları (uçak gemileri umuduyla) gemilere saldıran 183 uçaklık ilk kola liderlik ediyorlardı. 170 uçaklık ikinci kol Bellows üssü ve Ford Adasına (Pearl Harbor’un ortasındaki Donanma ve Donanma Hava gücü üssü) saldırmaktaydı. Kayda geçen tek direniş birkaç P-36Hawk ile P-40 Warhawk’ın 25 sortisi ve donanmanın uçaksavar ateşiydi.

Japon Budacılığında bir mezhep...

Ci,
Cişu,
Japon Budizmi'nde bir tarikat.
İppen (1239-1289), ünlü japon buddhacı üstat.
Cingtu mezheplerinden birini kurdu. Günde altı kez Buddha Amitabha'nm adını anmayı (kurduğu mezhebin adı buradan gelir: Ci ya da Cişu) öğütleyerek ülkesini bir uçtan bir uca dolaştı.

Bir sözü ya da davranışı görünür anlamından başka bir anlamda kabul etme...

Tevil, (Arapça).
Durum, biçim
Bir sözü veya davranışı görünür anlamından başka bir anlamda kabul etme, çevri.

Bir nesneye redd ve irca' etmek. Döndürmek. Te'vil kelimesi, bazı müfessirlere göre, rücu' mânasına olan "Evl: " den alınmıştır. Müfessirlerce: Bir âyet-i kerimenin mânasını bir nesneye irca' ile beyan etmektir. Bazılarınca da (Evvel: ) lâfzından alınmış olup kelâmı evveline sarf ve irca' eylemektir. Bazılarınca da hükümet ve siyaset mânasına olan (İyalet: ) den alınmıştır ki, te'vil eden kimse, zihin ve fikrini kelâmdaki sırrın tetebbuuna taslit etmekten ibarettir ki, kelimeden maksud olan mâna zâhir ve söyleyenin muradı aşikâr ola. Tefsir ve te'vil beynindeki fark ise: Tefsir: Nüzul-ü âyetin sebebinden bahs ve lügat cihetinden kelâmın mevzuuna müteallik maddeye mübâşerettir. Te'vil ise: Âyetlerin sırlarını ve istar-ı kelimatı (kelimeler perdesini ve zarını) inceden inceye araştırmak ve âyetin mâna ihtimâllerinin birini tâyin etmekten ibarettir ki, muhtelif vecihlere muhtemel olan âyetler olur. Kur'anın anlaşılmasında birinci mertebe tenzil, ikinci mertebe te'vildir.Te'vil, bundan başka "rüya tâbir etmek" mânasına gelir ve "hoş kokulu bir nebat" adıdır.


Büyük delikli kalbur...

Sarat,
Abara,  
Kalbur, 
Gözer,
 
İri delikli, büyük kalbur.
Sarrad, İri gözenekli kalbur, kalburun büyüğü.

Sümerler mitolojisinde ay tanrısı...

Mannar,
Manar, 
Sin,

Sümerler,  M.Ö. 3500 - M.Ö. 2000 yılları arasında Güney Irak'ta (Mezopotamya) yerleşik olan, medeniyetin beşiği olarak bilinen coğrafi bölge ve medeniyet. İ.Ö. IV. binyılda Aşağı Mezapotamya'da yaşayan halkların inançları. Sümer dünyası XIX. yüzyılda keşfedilinceye inanç alanının temel bilgilerinde bir hayli değişiklikler olmuştur. Türkistan bozkırlarından Dicle'yle Fırat deltasına inen bu çok becerikli ve bilgili ulus, bölgelerinin kuzeyinde yaşayan Akad'larıda etkileyerek, olağan üstü bir uygarlık geliştirmiştir. Gerek yazı, dil, tıp, astronomi, matematik, gerekse din, fal, büyü ve mitoloji gibi alanlarda ilk öne çıkan ve bilinen toplum Sümerlilerdir.

Sumer dini çoktanrılı bir dindi. Dünyada, evrende, doğada görülen, hissedilen her nesnenin bir Tanrısı vardı. Tanrılar insan görünümünde, fakat insanüstü güçleri olan ölümsüz varlıklardı. İnsanlar gibi, onlann da çocuklan ve eşlerinden oluşan aileleri bulunuyordu. Bu aileler kral gibi bir Baştanrı altında toplanmışlardı. Tanrılar da insanlar gibi sever, üzülür, kızar, kıskanır, kavga eder, kötülük yapar, hastalanır, hatta yaralanabilirlerdi. 

Yer, Gök, Hava, Su Tanrılan yaratıcı, diğerleri yönetici ve koruyucu Tanrılardı. Her şehrin bir koruyucu Tanrısı vardı. O Tanrı, şehrinin iyi yaşam sürmesinden sorumlu idi. Onun gücü, şehrinin iyi veya fena olduğuna göre değişirdi. Bunlara aym zamanda diğer şehirlerde de tapılırdı. Bu şehir Tanrıları, evrenin yönetimini aralannda bölüşmüşlerdi. Tanrılara ait listelerde 1500 kadar Tanrı adı bulunması, Sumerlilerin ne kadar çok Tanrı yarattığını göstermektedir.

Sümerlerin Tanrı ve Tanrıçaları;
Yeraltı tanrısı; Abzu, Apsu, Absu. 
Gök tanrısı; Anum, An.
Gökyüzü tanrısı; Anşar.
Ay Tanrısı; Mannar, Manar.
Ay-tanrı; Sin.
Sümer tanrıçası; Aruru.
Bolluk ve güçlülük simgesi; Boğa.
Su tanrısı; Enki .
Yeryüzü tanrısı; Enlil, Bel, Belum.
Yeraltı ülkesi tanrıçası; Ereşkigal.
Devler ve canavarlar ordusunun komutanı; Kingu.
Yeryüzü tanrı; Kişar.
Erkek-yılan; Lakmu.
Sonsuzuk tanrısı; Moummou.
Ana tanrıça; Kybele,Nina, Nana, İnnina. Savaş tanrısı; Ningirsu,Urningirsu.
Kış bölgesi tanrıçası; Ninhur Sag.
Tanrı Enlil'in karısı; Ninlil,
Fırtına ve kötü hava habercisi tanrıça; Şullat,
Tuzlu su-tanrıçası; Tiamat,
Tatlı su-tanrı;  Apsu, Apzu,
Güneş-tanrı; Utu, Ud, Ut.
Cehennem ülkesi; Arallu.

Terzinin belli bir ölçü ve modele göre kumaşa biçim vermek için yaptığı iş...

Fason, (Fr. façon). 
Kesim. 
Malzemesi marka sahibi tarafından karşılanarak başka bir firmaya yaptırılan mal, 
Fason mal.

Fason sözcüğü genelde her sektör tarafından kullanılır. Tekstil sektöründe fason kavramı bir çok çağrışımlar da dahi bulunsa bile genelde bir başka firmanın malını üreten yer, takipçisi de işletme adına üreten yerleri kontrol eden, işin takibini yapan kişidir. 

Fason kelimesi Fransızca kökenli bir sözcük olup dilimize yerleşmiştir. Ansiklopediler “fason” kelimesinin karşılığı olarak “bir yan firma tarafından irtibatta bulunduğu bir ana firmaya ait bir mal ya da hizmetin tümünün ya da bir bölümünün üretilmesidir.”  şeklinde belirtir. Fason firma denildiğinde bu tür yerleri anlarken küçük ya da büyük bir işletme konusunda belirli bir tarif yok. Yani, fason çalışan firma küçük ya da büyük bir yer olabilir. Fasonu takip eden , kontrolle yükümlü bulunan ve onun işletmeler arasında koordinesini sağlayan işgörene de “fason takipçisi” denilir.

Küçük kitap, broşür...

Risale, (Fr. Brochure). 
Birkaç yapraktan veya nihayet bir iki formadan ibaret küçük kitap.
Kitapçık,
Mektub. 
Bir ilme dair yazılmış küçük kitap. 
Haber göndermek. 
Elçinin götürdüğü mektub, name. 
Bir kimsenin sözünü veya emrini başka birisine tebliğ etmek.
Broşür, genellikle bir şeyi tanıtmayı amaçlayan, sayfa sayısı az, küçük kitap, risale her türlü ürün tanıtmında hem kısa ürün bilgisi,hem iletişim bilgileri,hemde çekici ekler barındırabilen, taşınması, maliyeti, cazibesi yönünden ilği çeken ayrıca reklam konusunda ilk sırada olan mükemmel bi araçtır.

“Hayriyye” ve “Hayrâbâd” adlı mesnevileriyle tanınmış XVII. yüzyıl divan şairi...

Nabi,
Nabi on yedinci ve on sekizinci yüzyıl Osmanlı dîvan şâirlerinden. Asıl adı Yusuf’ tur. 1642’de Urfa’da doğdu ve 1712’de İstanbul ’da vefât etti. Hacı Gaffarzâdeler isimli bir ulemâ âilesinden olup, iyi bir tahsil gördü. Arabîyi ve Fârisîyi bu dilde şiir yazacak kadar iyi öğrendi.

Urfa’da arzuhalcilik yaparken, vâlinin tavsiyesiyle, yirmi beş yaşında İstanbul’a gitti. Vezir, Muhasip Mustafa Paşanın dîvân kâtibi oldu. Bu sıralarda, şâir Nailî ile görüşmek sûretiyle şiir kâbiliyetini geliştirebilmek fırsatını buldu. Arapçada “yok” mânâsına gelen “nâ” ve “bî” eklerini birleştirerek “Nâbî”yi kendine mahlas yaptı.
Eserleri;
Türkçe Dîvân,
Farsça Divânçe 
Hayriyye 
Hayrabâd 
Tuhfetü'l Haremeyn 
Zeyl-i Siyer-i Veysi Münşeat
Fârisî Dîvançe-i Gazeliyât, 
Tercüme-i Hadîs-i Erbain, 
Sûrnâme, 
Fetihnâme-i Kameniçe (Kameniçe Târihi ismiyle 1903’te basıldı). 
Siyer-i Veysi ve Münşaat isimli eserleri de vardır.

Modern Yunanca...

Elenika,
Modern Yunanca,

Tavşan yavrusu...

Çişik, (Halk dilinde  Tavşan yavrusu).
Göcen,
Göçken,
Kaylak,

Yavru tavşanların beslenmesi olun tavşanlarınkine göre farklıdır ve bünyeleri daha hassastır. Fazla yeşillik verilmesi yavru tavşanların bağırsak floralarının bozulmasına, ishale ve ölüme yol açabilir. Tavşan sahiplerinin dengeyi tutturana kadar verdikleri mamaya dikkat ederek ve tavşanlarının dışkısını ishal riskine göre gözlemleyerek dengeli bir beslenme stratejisi uygulamaları gerekmektedir. 


Tavşan yavruları için besleme anne sütünü yeteri kadar alması ile başlar. Yavru bir tavşan annesinden 30 ila 45 gün süt emmesi gerekmektedir. Burada onların yeteri kadar süt emmeleri çok önemlidir. Çünkü anne sütü ile gerekli bağışıklık elemanlarını almaktadırlar. Yavrular bu bağışıklık elemanlarını anne sütü haricinde başka hiçbir besinden alamazlar. Burada süt sadece tavşan sütü olmalıdır. Yani yeni aldığınız yavrunuz erken sütten kesildi ise
yavrunun süt ihtiyacı var diye inek sütü verilmemelidir. Çünkü inek sütü ile tavşan sütü, kompozisyon açısından büyük farklılıklar içerir ve bu farklılıklar yavru tavşanlara zarar verir.
Tavşan yavruları 15 günlük olduktan sonra anne sütü ile beraber kuru yonca-kuru saman ve pelet yem tüketmeye başlarlar. Bu yüzden aldığınız yavru çok küçük ise ona bu tip gıdalar verilebilir. Kuru yonca - kuru saman bulunamadığı zaman yonca unlu pelet yemlerde aynı faydayı sağlayacaktır. Bu yemler olmadığında tavşan dışkısında yumuşamalar başlar.
Yavru bir tavşan 1 aylıkken sütten kesildiği zaman ortalama 400 - 600 gr canlı ağırlığa sahip olur. Onu aldığımızda ağırlığını kontrol ederek erken sütten kesilip kesilmediğini anlarız. Erken sütten kesilen bir yavruya daha itinalı yaklaşmamız gerekecektir.

Tavşanların beslenmesinde diğer bir nokta da onlara sebze ve meyva vermenin zamanıdır. Bu besinler sulu gıda olduklarından 3 aylık yaştan önce verilmeleri uygun olmaz. Çünkü sindirim sisteminin gelişimi tam olarak gerçekleşmemiştir. Tavşanımız 3 aylık olduktan sonrada ancak hafta 1-2 kez bu besinler verilebilir. Bunların her gün verilmesi de uygun değildir.

Büyük piliç...

Bulada, (Bulgarca). 
Yarka, (İng. pullet). 

Yumurtlamak için yeterli yaşta olan genç dişi tavuk.

Büyük piliç.

Tavuklaşmaya başlayan, yumurtlama çağına gelmiş piliç.


Asur Krallığı’nın başkenti...

Ninova, 
Asur Krallığının Başkenti,

Ticaret ile uğraştılar. Kolonicilik yapmışlardır.

Anadolu’nun en eski yazılı belgeleri Kayseri'de Kültepe tabletlerinde bulunan belgeler Asurlu tüccarlardan kalmadır.

Asurlular Asya’da ilk atlı birlikleri oluşturmuşlardır. İlk sömürge imparatorluğudur  ve en önemlisi Dünaynın ilk kütüphanesi Ninova’da kurulmuştur.




Asurlular,
Hareketli, güçlü, aynı zamanda da acımasız ve kan dökücü bir halk olan Asurlular, korkunç savaşlarla büyük zaferler kazandılar. Asur ordusu çok iyi örgütlenmişti. Mızraklı askerler ve okçular, örme zırhlar giyerlerdi; savaş arabaları çok çabuk yer değiştirebiliyordu; kuşatma gereçleri son derece gelişmişti. Ayrıca, gerçek bir süvari sınıfı da tarihte ilk olarak Asur ordusunda kurulmuştu. Ne var ki, bu yırtıcı insanlar, kazandıkları her zaferin ardından, ele geçirdikleri savaş tutsaklarına büyük işkenceler yapıyor, işgal ettikleri ülkelerdeki insanları ya öldürüyor ya da sürüyor, ülkeyi sistemli biçimde yakıp yıkıyorlardı.

Asurluların ilk büyük kralı, Tiglatpileser l (M.Ö.1112-M.Ö.1074) olmakla birlikte, Asur imparatorluğu özellikle Sargonlar sülalesi (M.Ö. 721-M.Ö.610) zamanında en parlak dönemini yaşadı. Başkent Ninova' da, Sargon II (M.Ö.727- M.Ö. 705) büyük bir saray yaptırdı ve önemli bir kitaplık kurdurdu. Sargon II'nin yeri ne geçen Sanherib (M.Ö.705-M.Ö.681),Basra körfezi kıyılarındakı halkları boyunduruk altına alabilmek için bir donanma yaptırarak, Fenike ve Filistin kıyılarını bütünüyle ele geçirdi. 

Asur Banipal döneminde (M.Ö.668-M.Ö.626), imparatorluk en geniş sınırlarına ulaştı. Avrupa'dan gelen İskitler tarafından istila edildi. Ninova M.Ö.612 yılında alındı ve yerle bir edildi. Babil kralları, Asur İmparatorluğu'nun büyük bölümünü elde ettiler ve Asurluların egemenliğinden kurtulabilmek için canla başla savaştılar. 

Asurlular, aşırı savaşçılıklarının yanında büyük bir medeniyet meydana getirmişlerdir. Kuvvetli bir hükümet teşkilatı kurmuşlar tek tanrı fikrini benimsemeye başlamışlar, çivi yazısını kullanmışlar, sanat, edebiyat, mimarlık ve hukuk alanlarında bir çok eserler yaratmışladır. Asurluların sanatlarında Sümer Hitit sanatlarının izleri açıkça görülür de, Asur sanatındaki doğruluk, gerçek bağlılık, nispetlerde ve çaptaki ululular, bu sanatı, öbür sanatlardan ayırır. 

Dağ oluşumu...

Orojenez, (Fr. orogénie). 
Dağ oluşumu.
Dağoluşu.


Dağ oluşumu (Orojeenz) Hareketleri,
Bu hareketler okyanus tabanlarında başlar. Dış kuvvetlerin etkisiyle aşındırılarak okyanus tabanlarında biriken tortul tabakalar birbirine doğru hareket eden levhalar arasında kalarak sıkışırlar. Sıkışma sonucunda kıvrılma ve yükselme olur. Böylece kıvrım dağları oluşur. Kıvrılma ile yükselen yere Antiklinal, çukurlaşan yere de Senklinal denir. 


Orojenezle kıvrılma özelliği taşımayan sert tabakalar da kırılır. Bu kırılma yerlerine Fay (kırık hattı) hattı denir. Fay hattı boyunca yükselen yerlere horst, çöken yere de graben denir. Dünyanın en uzun graben çukurluğu Doğu Afrika’da Mozambik sınırlarından başlar, Yurdumuzda Hatay çukurluğuna kadar uzanır (5000 km).  Türkiye’de Horst ve Graben oluşumu en fazla Ege Bölgesinde görülür.

Grabenler: 
Bakırçay , Gediz, B. Menderes, K. Menderes ve Amik ovasıdır.

Horstlar: 
Kaz dağı, Madra dağı, Yunt dağı Bozdağlar, Aydın dağları ve Menteşe dağlarıdır. Dünya üzerindeki başlıca kıvrım dağları III. Zamanda oluşmuş Alp-Himalaya kıvrımları ile Amerika kıtasının batısındaki Kayalık ve And dağlarıdır.

Türkiye’deki dağların büyük bir kısmı III. zamanda Alp-Himalaya kıvrımları ile oluşmuştur. Bunlar kuzeyde Kuzey Anadolu Dağları ve güneyde Toros Dağlarıdır. 
Kısacası Orojenez sonucunda; Kıvrım dağları , Horst-Grabenler ve fay hatları oluşmuştur.

Dağların oluşumunu inceleyen bilim dalı...

Orojeni, (Fr. orogénie). 
Dağ oluşumu.
Dağoluşu.
 Oro-Dağ, Jenez-Oluşum Orojenez, Dağ oluşum hareketleri. 
Sıra dağlar genellikle derin denizlerde biriken tortulların, yan basınç oluşturan kıta hareketleri sonucu, kıvrılarak yükselmesi ile oluşmuştur. Ya da kırılarak yükselmesi sonucu oluşmuştur.

Kıvrım Dağları:
Bu dağlar esnek tabakaların kıvrılarak yükselmesi sonucunda oluşmuşlardır. Türkiye’deki kıvrım dağlarını Apl-Himalaya kıvrım sistemi içinde düşünüyoruz.  Türkiye’nin bulunduğu yerde Tetis Jeosenklinali vardı. Bu deniz küçülerek 3. zaman ortalarına kadar varlığını devam ettirmiştir. Bu jeosanklinal, etraftan dış kuvvetlerin getirdiği materyallerle dolmuş ve kalın tortul tabakalar oluşturmuş,daha sonra bu tortul tabakalar kıvrılarak yükselmiş, böylece Alp-Himalaya kıvrım sistemi oluşmuştur.      

Ülkemizdeki Kuzey Anadolu Dağları ve Toroslarda, bu kuşak içerisinde olup, kalker tabakalarının kıvrılmasıyla oluşmuştur.     

Kuzey Anadolu Dağları ve Toroslar; Van gölünün kuzeyinde birleşirler. Bunlar oluşumlarını 3. zaman sonlarında, bugünkü şekillerini de 4. zaman başlarında Anadolu’nun toptan yükselmesiyle kazanmıştır.     

Kırık Dağları:          
Kıvrılma özelliğini kaybetmiş olan tabakalar kırılmaya uğrarlar. Böylece fay hatları oluşur. Fay hatları boyunca, bazı kısımlar çökerken, bazı kısımlarda, yüksekte kalırlar. Çöken kısımlara Graben, yükselen kısımlara Horst denir. 
Bunlara örnek Ege’deki Horst-Graben hattı verilebilir. Kazdağı, Kozak D. Yunt Bozdağlar, Aydın D., Menteşe D. horstlara örnektir.     

Volkanik Dağlar; 
Volkanik dağlar, yerin derinliklerinde bulunan kızgın, erimiş ve basınç altındaki magmanın yeryüzüne çıkmasıyla oluşur. Ülkemizdeki volkanik faaliyetler III. Zamanda yoğun olarak görülmüştür. Bu faaliyetler sonucu kırıklar boyunca magma yeryüzüne akmış ve volkanik araziyi oluşturmuştur.   
Volkanik dağları şu şekilde sıralayabiliriz.  

Doğu Anadolu Bölgesi Volkanları: Bu dağlar Van gölünün kuzeyinde bir fay hattı üzerinde yer almıştır. Türkiye’nin en yüksek dağı olan Ağrı dağı bu dağ sırasının kuzeydoğu ucunda yer alır.     
Ağrı Dağı: 1203km2’lik alan içersinde kuruludur. İki kütle halindedir.Küçük Ağrı 3896 m. yüksekliğe,Büyük Ağrı ise 5137m yüksekliğe sahiptir.     
Tendürek Dağı: Yüksekliği 3533 m’dir Çaldıran ilk Doğubeyazıt arasında bulunur.     Süphan dağı: Yüksekliği 4058 m’dir (Bitlis)     
Nemrut Dağı: Bitlis de yer alır. Van gölü varlığını bu dağa borçludur.Nemrut Dağı şimdiki görünümünü son volkanik patlama ve çökmeden sonra kazanmıştır.son patlama sonucunda dağın tepe noktası yok olmuş ve krater olmuştur. Birkaç kraterin birleşmesiyle kalderalar oluşmuştur.  
 Ayrıca Kargapazarı, Dumlu ve Bingöl dağları volkanik yapılı dağlardır.     

İç Anadolu bölgesi Volkan Dağları :  
Erciyes: 3917m dir. Bu dağ, İç Anadolu’nun en yüksek dağıdır. Erciyes dağının oluşumu birkaç aşamalıdır. Yamaçlardan merkezden çevreye doğru yayılan kırık hatları vardır. Doruk kesimlerinde sirkler ve buzullar vardır. Erciyes Kayseri ve Develi için su deposu görevini görür.Yurdumuzun başlıca kayak ve kış turizmi merkezleri arasındadır.     
Hasan Dağı:Aksaray da yer alan bu dağ bir volkan konisidir.      
 Ayrıca: yine Aksaray’da yer alan Melendiz Dağı, Karapınar yakınlarında Karacadağ ve Karadağ genç volkan konileridir.     
İç Anadolu’da Ürgüp-Nevşehir çevresinde tüfler ve tüflerin sıkışmasıyla oluşan kayaçların yer aldığı bir volkanik arazi yer alır. Bunların üzerinde Peribacaları bulunur. Karapınar (Konya) çevresinde volkanik arazi üzerinde oluşmuş göller vardır. Bunların en tanınmışı Meke Tuzlası dır.     

Ege Bölgesi Volkanları:  Kula çevresinde yoğunlaşmıştır. Genç Kula volkanlarının 70 kadar konisi vardır. Bunlar fazla yüksek değildirler. Koyu renkli volkanik materyallerin yaygın olmasından dolayı yöreye halk arasında yanık arazi de denir.    

Güneydoğu Anadolu Bölgesi Volkanları:  Bunlardan en tanınmışı 1957 m yüksekliğindeki Karacadağ’ dır. Karaca dağdan lavlar geniş bir alana yayıldığından yayvan biçimine sahip olan bu dağ halk arasında kalkan biçimli volkan olarak adlandırılıyor.

Dağ eteği...

Rag,
Dağ eteği.
Çimenlik, çayırlık, bahçelik, bağlık. 

Rize ilinin adı ile ilgili olarak değişik görüşler ileri sürülmüştür; Yunanca pirinç anlamına gelen Rhisos, Rumca'da "Rıza" olarak dağ eteği anlamında kullanılmıştır. 

Osmanlıca'da ise "Rize" ufak kırıntı, döküntü anlamındadır. Ayrıca Erzincan'ın Sakalar dönemindeki "Eriza" olan adının başındaki "e" sesinin düşmesi ile adaş olarak Rize için de kullanıldığı ifade edilmektedir.

Dağ...

Tur,
Kuh,
Cebel, (Osmanlıca).
Dağ, (İng. mountain ).

Yer kabuğunun çıkıntılı, yüksek, eğimli yamaçlarıyla çevresine hâkim ve oldukça geniş bir alana yayılan bölümü. Türkçe kökeni Çince'deki "tai" sözcüğüne dayanan sözcük "tağ" olarak Türkçe'ye girmiş zamanla da bugün kullanılan halini almıştır.

Ünlem...

Nida,
Çağırma, bağırma, seslenme,
Ünlem.
Seslenmek, çağırmak, haykırmak, bağırmak. 
Ses vermek.

Bataklık...

Aynaz,
Azmak,
Mırık,
Corma,
Coc,

Çok derin olmayan sularla örtülü batak bölge,
Daha çok göl kıyılarında, akıntısı yetersiz , alçak ve düz ovalarda görülen, belli bir çanağı olmayan durgun, sığ, üzeri yoğun sazlarla kaplı su birikintisi.
Yoğun ötrofikasyon sonucu sığ su alanlarının zengin organik maddelerle kaplanması, azmak.
İçinde çeşitli kimyasal maddeler üreyen, içine bir girdin mi çıkmanın çok zor olduğu, çırpınmanın fayda etmediği, her harekette insanı biraz daha içine çeken çamurumsu alan. 

Bataklık üstüne basıldığında ya da bir ağırlık geldiğinde içine batabilen, rutubetli ve çamurlaşmış toprak alanlara denir.  Bataklığın çevresinde kil vb. su geçirmez katmanlar bulunur. Genellikle bataklıklar sıtma vb. hastalık kaynağıdır. Yerel yönetimler bu nedenle bataklıkları kurutma çalışmaları yaparlar. Denizlerin çekilmesi veya ilerlemesi, delta oluşumu, volkanik olaylarla adaların ortaya çıkması gibi coğrafi olaylar, kara ve denizlerin kapladığı alanı sürekli olarak değiştirmektedir.

Hıristiyan mezhebi...

Paulusçuluk,  

Paulusçuluk 7. yüzyılda ortaya çıkan dualist Hıristiyan mezhebi. Hristiyanlığın ilk dönemlerinde doğan Markionculuğu dualist görüşlerininin ve 3. yüzyılda İran' da yayılan gnostik din Maniciliğin etkisinde kalmıştır. Mezhebe adını veren Paulus'un kim olduğu tartışmalıdır. 

Paulusçuluğun temelinde biri iyi öbürü kötü iki Tanrı olduğu öğretisi yatar. İyi Tanrı gelecekti dünyanın kötü Tanrı ise bu dünyanın yaratıcısı ve yönecisidir. İyi Tanrı etten ve kemikten bir insan olamayacağına göre İsa gerçekten Meryem Ana'nın oğlu olamaz. Paulusçuluğun kurucusu sayılan 'Konstantin' adlı Ermeni Paulus'un müritlerinden Silas'ın adını almıştı. Ortaya çıktıktan kısa süre sonra mezhep imparatorluk sınırları içinde siyasi ve askeri çalkantılara yol açtı. II. Konstantinos ve II. İustinianos mezhebi dağıtmak için seferler düzenlendiler. 9. yüzyıl başlarında Paulusçuluk yeniden canlandı. Klikya ve Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde etkili oldu. İmparator I. Mikhail ile İmparatoriçe Theodora'nın giriştiği kırımlara karşın varlığını koruyabildi. 9. yüzyıl üçüncü çeyreğinde en güçlü dönemini yaşadı. 872 yılında I. Basileios'un düzenlediği sefer mezhenin askeri gücünu kırdı. Ama Haçlı seferlerine kadar Paulusçuluk ortadan kalkmadıç 9 yüzyıldan sonra Bulgarlara karşı öncü güç olarak yerleştirildikleri Trakya dışında Paulusçuların etkisi kalmadı. Paulusçu öğreti Makedonya Bulgaristan ve Yunanistan'da özelikle köylüler arasında etkili oldu.

Hıristiyan inanışında insanın Tanrı' ya duyduğu doğa üstü aşk...


Karitas, (Latince caritas, Aşk), 
Kontrol, saygı, kendini sevme, tarafsız iyiniyet, merhamet, hayırseverlik. 

Hıristiyanlığın başından beri en yüksek erdemleri arasında yer alan saygı ve sevgi bir Hıristiyan işareti olarak tanıtılmaktadır. Daha geniş bir uygulama üzerinde aşk, merhamet misyonu her zaman Kilisenin temel bir tutumu olmuştur.

Heykel çalışmalarında taslak olarak kullanılan küçük model...

Bozetto,
İtalyanca Bozzetto, Taslak, Model.
Bedizci, Heykel yapan sanatçı, yontucu.

Herhangi bir partiye yada toplumsal felsefeye bağlı olmayan...

Degaje, (Fransızca dégage).
Serbest, geniş.
Açık.

Heykel, abide...

Abide,
Anak,
Yontu,
Heykel, Taş, tunç, bakır, kil, alçı vb. maddelerden yontularak, kalıba dökülerek veya yoğrulup pişirilerek biçimlendirilen eser, yontu, statü.

Herkesin huyuna ve keyfine göre davranan nabza göre şerbet verilmesini bilen...

Mizaçgir,(Arapça).
Herkesin huyuna ve keyfine göre davranan, nabza göre şerbet vermesini bilen (kimse).
Mizaç,  Huy, yaradılış, tabiat, karakter

Herhangi bir konuda çok ileri gitme ölçüyü aşma...

İfrat, (Arapça).
Herhangi bir konuda çok ileri gitme, ölçüyü aşma, aşırı davranma, taşkınlık,
Haddinden geçmek. 
Pek ileri gitmek. 
Takatinden ziyade iş vermek. 

Tefrit, Herhangi bir konuda geride kalma, yeterli ölçüde olmama durumu,
Tefrit karşıtı.

Mekanik enerjiyi elektrik enerjisine dönüştüren aygıt...

Jeneratör, (İng. generator, Fr. générateur).
Üreteç,
Müvellit (Osmanlıca).

Herhangi bir mekanik enerjiyi elektrik akımına çeviren aygıt, jeneratör, dinamo.
İşleysel erkeyi, elektriksel erkeye dönüştüren işlerge.
Kimyasal ya da fiziksel olaylar sonucu, sürekli olarak özdek ya da erke üreten aygıt.

Mekanik enerji kaynakları, rüzgar, güneş, güneş enerjisi, sıkıştırılmış hava vb.dir. Ya da ilk hareketi veren su türbini, buhar türbini, içten yanmalı motor veya gaz türbini gibi aletlerdir. Jeneratörün dönme hareketini gerçekleştirmesini bu kaynaklar sağlar. Bu sistemler günümüzde elektrik enerjisi üretmenin en etkili yolu haline gelmiştir.

Jeneratörler farklı boyutlarda, en küçükten en büyük kapasiteli olana göre imal edilirler. Doğru akım ve alternative akım olmak üzere ikiye ayrılırlar. Doğru akım üretenler dinamolardır, alternatif (dalgalı) akım üretenler de alternatörlerdir. Her ikisinin de çalışması için ve jeneratörlerin yapısı nda gerekli olan elektrik kaynağı aynıdır.

Günümüzde üretilen jeneratörlerin çoğu alternatif akım jeneratörleridir. Bu jeneratörlere senkron jeneratörler de denir. Buhar ve su enerjisi sağlayan santrallerde kullanılırlar.

Popüler Yayınlar

Yeni içerikler için takip edin!