Diyezli ya da bemollü bir sesin eski durumuna getirilmesini gösteren müzik işareti...

Bekar,
Belirli bir yerde nota doğal haline çevrilecekse bekar(natürel) işareti kullanılması gerekir.


Naturel (Bekar),
Naturel işareti, diyez ya da bemol alarak, doğal hali değiştirilmiş bir notayı,  tekrar doğal haline döndürmek için kullanılır.

Kaptanın ya da tayfaların gemi sahibine, armatörlere ya da sigorta ortaklığına bilerek verdikleri zarar...

Baratarya, (fr. baraterie, esk. fr. barater). 
Aldatmak, hile yapmak.

Kaptanın ve diğer gemi adamlarının donatıma ve yüke, mal sahibi veya sigor­tacılar zararına her türlü güvenlik kırıcı hareketleri. 
Kaptan barataryası. Esk. Yal­nız kaptanın kasıt ve hileyle yaptığı zarar ve hasar. (İngiliz hukukunda bu görüş be­nimsenmiştir.

Fransız hukukunda, cürüm­den en hafif kusura kadar, bir kaptandan beklenen ihtimam göreviyle bağdaşmayan her hali ifade eder. Türk hukukunda kap­tan ve gemi adamlarının donatım ve yükle ilgili olanlara karşı her türlü kasıt, hileyle karışık hareketleridir. Kaptan, baratarya­sından şahsen sorumludur.

Yassı çakıl...

Gale, (Fr.galet).
Yassı çakıl, kaydırak taşı.

Antalya' nın Finike ilçesinde, bugün Bodrum Sualtı Müzesi' nde sergilenen, dünyanın en eski batıklarından birinin çıkarıldığı burun...

Gelidonya burnu,  
Kalkan.


Antalya’dan Kaş’a doğru giderken, güneye uzanan son noktada “Gelidonya Burnu” yer alıyor.  Gelidonya Burnu’nun iki özelliği var, birincisi; Taşlık burnun yanıbaşında  sıralanan Beş Adalar’ın güneydoğusunda 3300 yıl önce batan Gelidonya, bugünkü adıyla Fenike Batığı. İkinci özelliği ise, tam aksi yöndeki Suluada, Sazak, Porto Ceneviz koyları. Düzenlenen turlara katılarak koy ve adaları gezebilirsiniz.İlk durak Suluada. Suluada, yaz kış çıkan şifalı soğuk bir suya sahip. Suluada aynı zamanda Akdeniz foklarının barınaklarından biridir. 

Diğer bir koy ise Kelleci koyu.

Bir düğmeyi ya da agrafı tutmaya yarayan küçük halkacık...

Brit, (fr. Bride).  

Bir düğmeyi ya da agrafı tutmaya yarayan küçük halkacık. (Fisto işiyle ya da boncuk işiyle kaplanmış iplikten, yuvarlak kaytandan ya da yuvarlaklaştırılmış biyeden yapılır.) 

Bir fermuarın altına ya da iliklerin kenarına yapılan bir dizi fisto dikişi. (Fermuarın ve iliklerin kenarlarını sağlamlaştırmak ve ayrılmalarını önlemek için yapılır.) 

Bazı şapkaları tutturmak için çenenin altında bağlanan bağ.

Arap abecesinde büyük yazı...

Celi,

(Arap harfleriyle) Uzaktan okunacak biçimde istif edilmiş iri sülüs levha yazısı .( Arap harfleriyle) uzaktan okunacak biçimde istif edilmiş iri sülüs levha,

Hat sanatında da yazının temel aracı kalemdir. Hat sanatında kalem olarak daha çok kamış kullanılırdı. Kamışın ucu yazılacak yazının kalınlığına göre makta denilen sert maddelerden yapılmış altlığın üstünde eğik olarak tutulur ve kalemtıraş olarak adlandırılan özel bir bıçakla yontulurdu. Celi yazılar ise ağaçtan yapılmış kalın uçlu kalemlerle yazılırdı. Çok ince yazılar için madeni uçlar da kullanılmıştır. Hat sanatında kullanılan mürekkep de özel olarak hazırlanırdı. Yağlı isin çeşitli katkı maddeleriyle karıştırılmasıyla elde edilen bu mürekkep akıcı biçimde yazı yazmayı sağlar, yanlış yazma durumunda da kolayca silinirdi. Hat sanatında kullanılan kâğıtlar da özeldi. Mürekkebi emip dağıtmaması, kaleme akıcılık sağlaması için kâğıtlar âhar denilen bir maddeyle saydamlaştırılırdı
 

Arap abecesiyle yazılan bir yazı türü...

Cari,
Hilali,
Nestalik,
Siyaka, Sülüs,
Talik,



Osmanlı devletinin Müslüman olmayan uyruklarına verilen ad...

Reaya,

Avın ya da kendisine gösterilen şeyin üzerine atılıp getirmesi için köpeğe verilen komut...

Aport,

Hititlere ait yapı tipi...

Hilani,

Denizli ilinde bir yayla...


Karagöz Yaylası,
Kapuz Mağarasının da yer aldığı bu yayla, Çameli ılçesindedir.Çam ağaçlarıyla kuşatılmış bu yaylada bol su bulunmaktadır. 

Topuklu Yaylası,
On beş hektar civarında kısmen dalgalı bir düzlüğü bulunmaktadır. Etrafındaki heybetli ağaçları, havası, soğuk ve kaliteli içme suyu kaynakları ile ünlüdür. Günübirlik piknik ve çadırlı kamp için uygundur. İlçe merkezine 20 km. uzaklıkta yaklaşık 1700 rakımlıdır. 

Yatağan Kefe Yaylası,
Serinhisar ilçesine 12 km. uzaklıkta, yolu asfalttır. Çadır kurularak konaklama yapılabilmektedir. Yatağan Bıçakçılık Festivali’nin bir bölümü bu yaylada yapılmaktadır. Suyu bol olup, ormanlarla kaplıdır.

Tasdelen Yaylası,
Babadağ ilçesine 5,  Sarayköy ilçesine 20 km.lik mesafede olup, stabilize yol ile bağlıdır. Hisarköy’de “Attuda” antik kenti vardır. Yayla üzerinden 23 km.lik yol ile Aphrodisias’a ulaşılmaktadır. Yayla engebeli arazide olup, çam-kestane-ceviz,vb. ağaçlarla kaplıdır.

Lala Bağlar Yaylası,
Honaz ilcesine 3 km. uzaklıktadır. Yolu topraktır. Konaklama ve altyapı tesisleri yoktur. Etrafı çam ormanı ile kaplıdır. 

Süleymanlı Yaylası,
Buldan ilçesine asfalt yol ile bağlı 8 km.lik bir mesafededir. Geniş düzlük bir alandadır. ıçi tamamen sazlarla kaplı, büyük bir göle sahiptir. Göl kenarında yaklaşık 30 yıllık ve halen çalışır durumda 8 odalı otel vardır. Çam ağaçlarıyla kaplı, fazla yüksek olmayan dağlar vardır.

Erikli Yaylası,
Honaz’a 10 km. mesafededir. Etrafı tamamen çam ağaçları ile kaplı geniş düz bir arazidir. Lala Bağlar Yaylası: Honaz ilçesine 3 km.’lik mesafede, etrafı çam ormanları ile kaplı, fazla büyük olmayan düz arazidir.

Denizli kentinde bir höyük...

Beycesultan,

Denizli’nin Çivril ilçesinin 4 km. uzaklığındaki Menteş Köyü yakınlarındaki Beyce Sultan Höyüğü yer alır. 4 hektarlık bir alanı kaplayan Beycesultan Höyüğünün yüksekliği 35 metreye ulaşır. Arzava Krallığının başşehrini aramak için gelen ve 1954 yılına Beycesultan Höyüğü kazı çalışmalarına başlayan İngiliz Arkeoloji Enstitüsü Kazı Ekibinden Selon Lloyd ve James Mellaart bu çalışmaları 1959 yılına kadar sürdürmüşlerdir. Yaptıkları çalışmalar sonucunda höyükte Son Kalkolitik dönemleri ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca bu höyükte yerleşmedeki kültürel gelişmeyi değişik evreleri ile gösteren 40 kat saptandı.

1954-1959 yıllarında İngiliz Arkeoloji Enstitüsünün yapmış olduğu kazılarda Geç Kalkolitik, İlk ve Orta Tunç Çağlarına ait mermer, bronz, kemik ve çanak çömlekler ortaya çıkarılmıştır. Kazılarda MÖ.3000 yıllarına kadar inen Arzava Beyliğine ait de kalıntılar da bulunmuştur. Bu kazı çalışmalarına dayanılarak yörenin Geç kalkolitik Çağdan itibaren yerleşime sahne olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca Antik çağlarda burada Eumenia isimli bir kentin varlığından da söz edilmektedir. C.Texier buraya, Pergamon Kralı Eumenes’in kurdurduğu bir kent olarak değinir. Ancak bu kentle ilgili yeterli bilgi ve kalıntı bulunmamaktadır. Yöre sonraki yıllarda Frig, Lydia, Seleukoslar, Pergamon Krallığı ve Romalıların egemenliği altında kalmıştır. Anadolu Selçukluları, Bizanslılar ve Beylikler de buraya hakim olmuştur. Osmanlı döneminde burası önemini kaybetmiştir. XIX.yüzyılın sonlarında küçük bir köy durumunda olup, II.Meşrutiyet döneminde Afyonkarahisar sancağına bağlı bir kaza olmuştur. Cumhuriyetin ilanından sonra 1925 yılında da Denizli iline bağlı ilçe durumuna getirilmiştir. 

Denizli ili Çivril İlçesine bağlı Menteş köyünde bulunan Beycesultan Höyüğün'de 48 yıl sonra Ege Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç Dr. Eşref Abay tarafından tekrar kazı çalışmalarına başlandı. İlk kez 1954-1959 yılları arasında James Meelart tarafından kazılan höyükte Geç Kalkolitik ve Tunç Çağlara tarihlenen 40 kültür tabakası tesbit edilmişti.

Çivril ilçesindeki Beycesultan Höyüğü'nde yapılan kazılarda elde edilen buluntular, yöredeki ilk yerleşim yerinin Bakır Çağı'nda (İÖ 5500-3500) kurulduğunu gösterir. İlkçağda Milyas adıyla anılan yöre Hititler'in batı komşusu olan Arzava Krallığı'nın yönetimindeydi. İÖ 12. yüzyılda Lidya egemenliğine giren bu topraklarda yaşayan halk Anadolu' yu ele geçiren Persler'e karşı uzun süre direndi. Daha sonra Makedonya Krallığı'na bağlanan yöre, Büyük İskender'in ölümünden sonra Selevkoslar'ın yönetimine girdi. Selevkos Kralı II. Antiokhos İÖ 3. yüzyılda karısı Laodike'nin adını vererek Laodikeia kentini kurdurdu. Bölge daha sonra Bergama Krallığı'nın egemenliğine girdi. İÖ 190'da Kral II. Eumenes de burada Hierapolis kentini kurdurdu. Kısa bir süre Rodoslular'a bağlanan yöre, sonraki yüzyıllarda Araplar'ın, Bizanslıların, Haçlılar'ın ve Selçuklular'ın eline geçti. Germiyanoğulları ve İnançoğullan yönetiminden sonra Osmanlı Devleti'nin topraklarına katılan Denizli yöresi, 1402'de Ankara Savaşı'nda Yıldırım Bayezid'i yenen Timur tarafından gene Germiyanoğulları'na verildi. 1429'da Osmanlı topraklarına katılan Denizli, 19. yüzyıl sonlarında Aydın vilayetine bağlı bir sancak olarak yönetiliyordu.

Yağ, şeker, ve nişastayla yapılan, pelte türü bir tatlı...

Sabuniye,

Malzemeler:
1,5 su bardağı toz şeker
2/5 paket tereyağı (150 gr)
1 su bardağı buğday nişastası
1,5 su bardağı su

Yapılışı:  
Tencereye yağ ile şeker konup şeker eriyip kaynamaya başlayınca bir kapta nişasta 1,5 su bardağı su ile iyice karıştırılıp tencereye ilave edilir. Tahta kaşıkla ezip karıştırarak uzun müddet kısık ateşte kavrulur. Güzel bir kıvama gelince ateşten alınıp servis tabağına alınır. Arzu edilirse üzerine kavrulmuş badem veya findik parçaları ile süslenir.

Kimi yiyeceklere tat ve koku vermekte kullanılan küçük hindistancevizi...

Muskat,
Misk Cevizi, Küçük Hindistan Cevizi, Moluklar Cevizi, Myristica fragans.

Küçük hindistancevizi (myristica) : Myristicaceae familyasından; Anavatanı Molük olan, diğer sıcak bölgelerde de yetiştirilen, 16 - 18 m yüksekliğinde bir ağaç ve onun meyvesidir. Görünüş itibariyle Portakal ağacına benzer. Tohumları beyazımsı kül halinde ve yuvarlaktır. Kabuğu soyulmuş halde satılır. İçeriğinde uçucu bir yağ vardır.
 

Faydası : Vücudu kuvvetlendirir. Hazmı kolaylaştırır. İştah açar. Kalp ve sindirim ilaçları yapmakta kullanılır.

Merdiven...

Merdiven (Fransızca nerduban) (Far. nerdüban)
Bir yere çıkmaya veya bir yerden inmeye yarayan basamaklar dizisi.

Nerduvan, Nerbdan (Osmanlıca),
Ayakçak,
Mirkat,
Nerbdan,

Neverdi bâm' dan alınmıştır. Neverd; kıvrım, büküm; neverdiden; tayyetmek, dürmek; bam, ban; tavan mânalarına gelirler. Üst kata merdivenle çıkıldığından, neverdibâm yerine hafifletilmişi olan nerdbân denilmiştir.

Merdivenin altından geçmek neden uğursuzluktur. Çünkü;
Duvara dayanan bir merdiven, duvar ile arasında bir üçgen oluşturur. Bu, bir çok kültürde tanrıların kutsal üçgeni olarak bilinir. Örneğin piramitlerin kenarlarının üçgen olması da bu inanca dayanır. Bir üçgenin içinden geçmek de, bir kutsal yere meydan okumak anlamına gelebilir.

Eski Mısırlılar için zaten merdivenin kendisi iyi şansın sembolü idi. Merdiven olmasaydı, Güneş Tanrısı Osiris' i karanlıkların ruhundaki hapis hayatından kurtarmak mümkün olamayacaktı. Ayrıca merdiven, tanrıların katına tırmanmak için de şekilsel bir semboldü.

Asırlar sonra Hıristiyanlık bu inancı da Hz. İsa' nın ölüm şekline adapte etti. Çarmıha dayalı merdiven kötülüğün, hıyanetin ve ölümün sembolü oldu. İnsanlar, merdivenin altından geçmekle bütün bu kötü geleceklerle karşılaşabileceklerine inandırıldılar.

17. yüzyılda İngiltere ve Fransa'da suçlular darağacına götürülmeden önce bir merdivenin altından geçirildiklerin dolayı uğursuzluk olarak görüyorlardı.

Değişik kültürler bu uğursuzluğa karşı bazı panzehirler geliştirdiler. Mesela Romalıların panzehiri yumruktu. O kişiler orta yani en uzun parmaklarını gerip diğer parmaklarını yumruk gibi yaparlar ve geçtikten sonra merdivene doğru sallayarak uğursuzluğu defedeceklerine inanırlardı.

Tanrı' nın lütfu, cömertliği...

Naim,

Ham ipeği iplik ve ibrişim durumuna getiren kimse...

Kazaz,

Başkalarının siyasal ve dinsel düşüncelerine karşı katı ve hoşgörüşsüz davranan...

Sekter ( Fr. sectaire),

Başkalarının siyasi, dini vb. düşüncelerine, inançlarına karşı çıkan, katı ve hoşgörüsüz davranan (kimse). 
Katı, hoşgörüsüz (düşünce, tutum).

Cezayir sahrası' nda vahalar dizisi...

Rir,
Cezayir Sahrası’nda (Vahalar idare bölgesi) vahalar dizisi,

Mersin yöresine özgü bir halk oyunu...

Gasavet, 

Çaya vardım ,
Danışman,
Gerali, Gökkarga zeybeği ,
Ham çökelek,
İnce çayır, İrfani,
Keklik,
Kıbrıs zeybeği ,
Leblebici,
Mengi ,
Portakal zeybeği ,
Sallama , Silifkenin yoğurdu , Sünne ,

Tımbıllı , Türkmen kızı ,
Yayla yolları ,

Baoben de denilen ve odunu ince, marangozlukta kullanılan Amerikan kökenli bir ağaç...

Yayamadu,
Virola,
Baoben, (Baboen).

Tropikal Amerika'da yetişen ağaç.
Amerika’da, çeşitli virola tür­lerinden elde Edilen kereste,

Taş topluluğu,...

Ayuk,

Döl verme yetkinliğine erişmiş kimse...

Erin,
Baliğ, Ergen,

Baliğ ya da Buluğ (Arapça) İslam hukuku terminolojisine göre kişilerin olgunluk ve ergenliğe ulaşması durumudur. Hukuk kuramcıları, erkek veya kadının bu duruma gelmesi için farklı yaş ve kriterler belirlemişlerdir.

Boğanotundan elde edilen bir alkoloit...

Akonin,
Akonitin,
Atizin,

Akonit (fr. aconite). Bot. Bk. boğanotu. 
Akonin , Eczacılıkta, Kurtboğanotu’ nun (akonit napel) bir alkoidi.

Kim. Kurtboğanotu’ nun özsuyunda bulunan ve sitrik asidin pirogenosyonunda oluşan HOCO-CH=C(C02H)-CH2 —COOH formülündeki etilenik triasit (191 °C’de erir). 

Boğanotu (Aconitum napellus),

1,5 metreye kadar boylanabilen, mavi çiçekler açan, çok yıllık, güzel görünüşlü bir bitkidir. Kurtboğan otu olarak da bilinir. Napellin, nişasta, akonitin ve benzeri alkaloitler içerir. İçeriğindeki akonitin çok zehirlidir.

Ağrı kesici, idrar söktürücü ve terletici etkisi vardır. Soğuk algınlığı ve öksürüğe karşı faydalıdır. Romatizma şikayetlerini azaltıcı etkileri vardır. Kas kramplarını çözmeye yardımcı olur.

Boğa güreşinde matadorun kullandığı kırmızı kumaş parçası...

Muleta,
 
Boğa güreşcisi' nin (Torero, Matador) boğayı şaşırtmak, hırslandırmak ve yormak için kullandığı kırmızı kumaş parçası, şal.

Bir köleyi azat etme...

İtak,
Esir, köle veya cariyeyi serbest bırakma.

İki yaprak ya da dört sayfa oluşturacak şekilde bir kez katlanmış baskı kağıdı...

İnfolyo,

Ton ve makam temeline bağlı kalmadan oluşturulan beste...

Atonal,

“Atonal” kelime anlamı olarak, sesi/notası olmayan anlamındadır. Ancak müziğin notasız ya da sessiz olması beklenemez. Atonal, yani bir diğer deyişle “On İki Nota Müziği”, tüm zamanlarda uygulanan müzik sistemlerinin alt üst olduğu bir durumdur. Bilindiği üzere yapıtlar, özellikle batı müziğinde, sesler ve notalar yardımıyla “gam” (yedi ana notadan seçilen bir notayla başlayıp sırayla devam etmek) adı verilen kalıplar içerisinde ifade edilirdi. Gamlar başladıkları notalara göre farklı isimler alırdı. Bu sayede müzik içerisinde uyum, dinginlik ve denge sağlanması hedeflenirdi. Gamlarda notalar, gama adını veren baskın notanın daha fazla duyulması suretiyle, notaların armonikleri de çalınarak belirli bir düzen içerisine konulurdu.
A. Schönberg, Atonal Müzik’in adını ilk kez zikreder. Majör ve minör gamları da ortadan kalkmış, ikisi birarada kullanılmış, gam sistemlerine uymayan bemol, diyez ve diğer sesler müziği ele geçirmiştir. Schönberg bunun için “İki tür birleşip daha üstün bir nesil yaratmıştır.” der.

Damarları yan kesilmiş akik cinsi...


Babakuru,
Babakoru,
Öküzgözü,
Damarları yan kesilmiş akik.

Akik,(Fransızca agat).
Kalseduan kuvarsının bir türü olan, yüzük taşı, mühür vb. yapmakta kullanılan, türlü renklerde, yarı saydam, parlak ve değerli bir taştır. Kimyasal bileşimi SiO2, sertliği 7 olan , çeşitli renklere sahip değerli bu taşın özgül ağırlığı   2,57 - 2,64 dür.  Tabakalarının dizilişine göre özel isimler alır.

Müzikte bir parçanın canlı ve coşkun çalınacağını anlatan müzik terimi...

Acitato,

Çok ince İran ipeği ...

Vurin,
Huset,

Seres,

Rivayete göre, ipekçilik ilk kez Çin’in kuzey doğusundaki Şantuk çevresinde başladığı yorumlanıyor. Hatta Romalılarca ipeğe uzak doğu anlamına gelen seres denilmesi bunun bir kanıtıdır. Başka bir rivayet ise Şehname adlı destanda bir İran hükümdarına ibrişimden kaftan yapılması konu edilmesi nedeniyle ilk ipek kumaş üretimi İranlılar tarafından yapıldığıdır. 


M.Ö. 2600 yıllarında Çin imparatoru Hoang-Ti zamanında, saray bahçesinde bir tırtılın dut yaprağı yediği ve sonra koza ördüğü görülür. Bunun üzerine imparator, bu kurdu eşi She-Ling-She tarafından tetkik edilmesi sonunda bu kozadan ipek çekilebileceği ve bunun da dokumacılıkta kullanılabileceği keşfediliyor. İpekçilik tarihinde She-Ling-She adı ayrı bir yer tutar. Çin’de bu sanatın gelişmesi ülkeye hem ün hem de yıllarca kazanç sağlıyor. Çin bu serveti kaybetmemek için ipek böcekçiliğini kutsal sayıp, ipek böceğinin ve sanatının ülkeden dışarı çıkmasına mani olmak için katı kurallar hatta ölüm cezaları uyguluyor. Bu nedenle ipek böcekçiliğinin Çin’de uzun zaman gizli bir sanat halinde kaldığı biliniyor.

M.S. 149 yılında Türkistan’da bulunan Hotan eyaleti hakanının bir Çin prensesi ile evlendirilir. Prenses eşine düğün hediyesi olarak saçlarının arasına ipek böceği tohumu saklayarak Hotan’a getirir. İpek böceğinin Çin’den ilk çıkışı bu şekilde olmuş. 

Bizans Kralı Justinianus döneminde ipek sanayisinde yaşanmakta olan kriz nedeniyle M.S. 500 yıllarında Bizans Kralı Justinianus ile Theodora, ipeğin hakiki mahiyetini anlamak ve sırrını çözmeleri amacıyla iki rahibi misyoner kılığında doğuya gönderiyorlar. Bu iki rahip İran’a ve sonra Orta Asya’nın içlerine kadar giderek, ipek böcekçiliğinin oralarda oldukça yayıldığını görüyorlar. İki yıl kalarak ipek böceğinin yetiştirilmesi ve kozadan ipek çekilmesi metodlarını öğreniyorlar. M.S. 552 yılında İstanbul’a dönerken kamış bastonlarının içine ipek böceği tohumu koyarak dönüyorlar. Bu şekilde Bizans’ta ipek böcekçiliği ile ipekli dokumacılık hızla gelişiyor. 



İstanbul’un fethinden sonra ipek böcekçiliği Osmanlı döneminde ipek sanayi 1845 yılında Bursa’da kurulan fabrika ile başlamıştır. 
İpek uzmanı Kevork Torkomyan Bursa'ya gelerek Şehreküstü Mahallesinde Harir Darüttalimi (İnstitut Sericole), İpek böcekçiliği Enstitüsünü kurmuştur. Bursa’da koza, ipek böceği tohumu ve ipek ticaretinin önemli bir yer tuttuğu; el mancınık ve tezgahlarında çeşitli ipek kumaşlar ile kadifelerin dokunduğu, Avrupa’ya koza ihraç edildiği biliniyor. O günden sonra ülkemizde yerli ipek böceği üretimine başlandı.

Bir parçanın canlı okunacağını anlatan müzik terimi...

Animato,

Su kıyılarında yaşayan çok iri bir kuş...

Pelikan ( Fr. pélican, İng. pelican  ),

Pelikangillerden, pembeye çalan beyaz tüylü, kanatları gri renkli, alt gagasında deriden bir kesesi olan iri kuş, kaşıkçı kuşu (Pelecanus onocrotalus). Leyleksiler(Ciconiiformes) takımının pelikangiller (Pelecanidae) familyasından(bk.) bir kuş türü.Uzunluğu 70-73 cm. Beyaz ve hafif pembedir. Alt gagadaki kese sarıdır. 

Göçeder.Güney, Doğu, Avrupa, Kuzey Afrika ve Asya da toplu halde yaşar.

"Yüzüm şen hatıram şen meclisim şen mevkiim şen,", "Yıllar ne çabuk geçti o günler arasından, " gibi şarkılarıyla tanınmış Ermeni asıllı Türk Besteci...

Bimen Şen (1873-1943),

Bimen Şen'in asıl adı Bimen Dergazaryan'dır ve Ermeni asıllıdır;1873 yılında Bursa'da doğdu. Bir din adamı olan Gaspar Dergazaryan'ın dördüncü çocuğudur. Müsikişinas bir aileden geldiği için sesinin güzelliği dikkatleri çekmiş, çocukluğunda kilisede ilâhi okumaya başlamıştı. Kazandığı başarı kısa sürede çevresine yayıldı. Daha on bir yaşında iken, bir münasebetle Bursa'ya gelen Hacı Arif Bey'e takdim edildi. Ona birkaç şarkı meşk ettiren ve sesini çok beğenen üstad, bu sanatta ilerlemesi için İstanbul'a gönderilmesini tavsiye etti. Ailesinin şiddetle karşı çıkmasına rağmen, on dört yaşında iken ve bir kış günü İstanbul'un yolunu tuttu. Yanında bulunan para kısa sürede bitince açlık ve sefaletle karşı karşıya geldi. Kendi ifadesine göre onu bu durumdan yine açlık kurtardı. İş bulamayınca son bir çare olarak kiliseye başvurmuş ve ilâhi okumuştu. Orada bulunan dindar bir Ermeni, sesini çok beğenerek himayesine aldı. Burada bir yandan bir Ermeni bankerin yanında çalışırken, bir yandan da Hagopos Kıllıyan ve Lem'i Atlı'dan müzik dersleri aldı; Hacı Arif Bey, Aziz Dede, Tamburi Cemil Bey gibi dönemin ünlü Türk müziği bestecilerinden yararlandı. Hanendelik etti, plaklar doldurdu. “Yüzüm şen, hahram şen” sözleriyle başlayan şarkısı çok tutulunca “Şen” soyadını aldı. Çok verimli bir besteci olmasına karşın, nota bilmeyen Bimen Şen'in 500'ü aşkın bestesinden, başkalarınca notaya geçirildiği için, ancak 250'si günümüze ulaşabildi.
Çok tanınmış bir ses sanatkârı olduğu halde gazinolarda çalışmadı. Özel mûsikî toplantılarında okurdu. Akşamları "Eldorado" gibi gazinolara gider ancak, hatırından geçemediği dostlarının ısrarı ile oturduğu yerden bazen bu fasıllara katılırdı. Konserler vermiş ve plâklar da doldurmuştur. 

Bimen Efendi, 26 Ağustos 1943 tarihinde öldü. Cenazesi Lemi Atlı, Neyzen Rıza Bey, Tanburî Dürrü Turan, Sâdeddin Kaynak, Artaki Candan gibi tanınmış mûsikîşinasların katıldığı kalabalık bir toplulukla kaldırılarak, Feriköy Ermeni Mezarlığı'nda toprağa verilmiştir. 
  
Bimen Şen'in Eserlerinden bazıları ;  

Yüzüm şen hatıram şen meclisim şen mevkiim şen,
Aşkın bana her safhası bin hüzne bedeldi,
Bağlandı siyeh zülfüne divane mi gönlüm,
Yol verin ey karlı dağlar aşayım,
Sahilde bu şeb yar ile bir zevkini sürdüm,
Gülşende ne hoş neşeli Cem meclisi kurdum,
Yıllar ne çabuk geçti o günler arasından,      
Derdimi ummana döktüm asmana ağladım,
Bir kimseye açılmaz idim damenin olsam,
Mızrabı bırak zülfünü sinemde gezindir,
Gözlerim gözlerinin üstüne düşsün yansın,
Mehtabın ufuktan süzülüp battığı andı,
Birinin çeşmi siyah birisinin zülfü zerin,
Gülüşerek o yollardan geçerdin kışın,
Ömrüm artar sana baktıkça perestişle benim,
Perişan bir güzellik var yine çeşm–ı siyahında,
Yandım o senin gül gibi ruhsarına yandım,
Söyle niçin benden kaçtın yüreğime yare açtı,
Kurban olam endamına yarimin,
Gözlerini birgün görsem o gün kalbim şenle,
Dök dök yüzüme saçlarını gözyaşı bitsin,
Gül olsam sızsam inbiklerinden,
Keklik gibi sekerek oynatarak belini,
Lal oldu tenim kalmadı vallahi mecalim,

Etrüsklerde savaş tanrısı...

Savaş tanrısı Laran,

Roma tarihinin en gizemli halklı hiç kuşkusuz Etrüsklerdir.Etrüsklerin kendilerine “Rasena ” demelerine rağmen Romalılar onları “ Tusci “ ya da “Etrusci” , Grekler de “ Tyrhennes “ diye adlandırıyorlar.Etrüsklerin yaşadığı ve Etruria adı verilen bölge Orta İtalya’da kuzeyden güneye 250 km. , Doğuda batıya da 150 km tutan bir yerdir.

Etrüsklerin Tanrı ve Tanrıçaları;
Etrüsk Tanrılarının baş Tanrısı, Tinia (Tin, Tins, Uni' nin kocası ve Hercle' nin babasıdır.),
Ana tanrıça Cel ati (Etrüsk mitolojisindeki önemli ve güçlü arz tanrıçası Cel ati'nin ismini oluşturan iki sözcük "dünya" ve "ana"dırlar; yani onun ana tanrıça karakteri ismiyle barizdir )
Akıl, bilgelik, savaş, sanat, okul, ve ticaret tanrıçası Menerva(Menarva,  Menvra),
Aşk tanrıçası Turan, 
Ay tanrısı Losna(Lusna),
Bereket, orman, doğa, gece, ay ve ölüm tanrıçası Artume(Aritimi, Artumes veya Artames.),
Doğum tanrıçası Thalna,
Güneş tanrısı Usil, 
Gök gürültüsü ve şimşek tanrısı Aplu-Apulu,
İntikam tanrısı Veive,
Kapıların ve eşiklerin tanrısı Culsans,
Kehanet tanrıçası Lasa Vecu,
Kişisel ölümsüzlük tanrısı Evan,
Orman tanrısı Selvans, 
Sevgi ve yaşam tanrıçası Turan,
Su tanrısı Nethuns, 
Şans ve kader tanrıçası Nortia, 
Tarım ve bereket tanrısı Maris,
Ticaret ve mal tanrısı Turms,
Yer altı tanrısı Mantus,
Yer altı tanrıçası Culsu,
Yer altı dünyası tanrısı ve ölülerin hükümdarı Aita(Eita),
Yıkım ve ölümün yer altı (ahiret) tanrısı Vetis,
Zaman ve gereklilik tanrısı Satre(Satres),
Ziraat tanrıçası Horta,

Halk ozanlarımız...

Aşık Veysel (1894-1973 Sivas-Şarkışla-Sivrialan), 
Aşık Mahzuni (1940-2002 Afşin-Berçenek Köyü), 
Aşık Feymani, Aşık Hüdai, Aşık Ali İzzet, Aşık Kerem, Aşık Dursun Cevlani,
Aşık Sabit Müdami, Aşık Reyhani,
Aşık Gevheri (Asıl adı Mehmet),  Aşık Şahturna, Aşık Davut Sulari (Reyhani Ağbaba),
Aşık Daimi (1932 yılında İstanbul' da doğdu, aslen Erzincan' ın Tercan ilçesindendir.),
Dadaloğlu, Deliboran,
Erzurumlu Emrah, Erçişli Emrah,
Karacaoğlan (17'nci yüzyılda, Göçebe Türkmen obalarında yaşamıştır. Asıl adının İsmail, Halil ya da Hasan olduğu sanılıyor.), 
Kazak Abdal,  Köroğlu, Kul Nesimi,
Kul Himmet (17'nci yüzyılda Anadolu'da yaşamış tekke şairi.),
Muhlis Akarsu,
Neşet Ertaş,
Pir Sultan Abdal,
Şemsi Yastıman (1923-1994, Asıl adı Mehmet Galip Şemsettin),
Yunus Emre,

Osmanlı Rus savaşı...

Prut savaşı, (1710-1711) 
Osmanlı devletinin Rusya' yla yapılmış bir savaştır.
Rusya, Osmanlı Devleti ile mücadelesinde kendi lehine bir zemin yaratmak istiyordu. Osmanlı Devleti içinde yaşayan Ortodoks toplumları kışkırtarak Osmanlı Devleti'ni zayıflatacak ve yapacağı savaşlarda daha önce kaybettiği toprakları geri alacaktı. Eflak ve Boğdan Beylerini Osmanlılara karşı kışkırtan Rus Çarı Deli Petro, Poltova Savaşı'nda İsveç Kralı XII. Karl' ı (Demirbaş Şarl) yenince, Demirbaş Şarl Osmanlılara sığındı. İsveç Kralını kovalayan Rus birliklerinin Osmanlı topraklarına akınlar düzenlemesi üzerine, Osmanlı Devleti Rusya'ya karşı savaş ilan etti (1711). Sadrazamlığa getirilen Baltacı Mehmet Paşa, 100.000 kişilik bir orduyla Tuna' yı geçerek Eflak' a girerken, Osmanlı donanması da Karadeniz' e açıldı. Osmanlı kuvvetleri, Kırım Ordusunun da desteği ile Rus birliklerini Prut Nehri kıyısında Stanileşti kasabası yakınında çember içine aldılar. O an için kurtuluş imkanı bulunmayan Rus Çarı Deli Petro, Moskova' ya bir mektup yazarak durumun zorluğunu ve ümitsizliğini anlattı. Çariçe Birinci Katarina araya girerek Osmanlı Devletine barış teklifinde bulundu. Hem Kırım Hanı, hem de İsveç Kralı saldırıya geçilip Rus ordusunun yok edilmesini savunuyorlardı. Ancak Baltacı Mehmet Paşa, yeniçerilere güvenmiyordu.

Kuşatma sırasında yeni bir kutsal ittifakın oluşturulabileceği düşüncesine sahip olan ve Osmanlı ordusunun çok yıpranacağı endişesini taşıyan Baltacı Mehmet Paşa barış yapılmasını kabul etti (21 Temmuz 1711). İmzalanan Prut Antlaşması ile Azak kalesi Osmanlılara geri verildi. Ruslar, İstanbul'da devamlı bir elçi bulundurmayacak ve İsveç Kralı Şarl' ın serbestçe ülkesine dönmesine izin vereceklerdi. 

Antlaşmanın imzalanmasından Sultan III. Ahmed de memnun olmuştu. Ancak ordusunu muhasaradan kurtaran Çar I. Petro' nun, vaatlerini yerine getirmemesi, sadrazama karşı İstanbul' da bir muhalefet grubunun oluşmasına yol açtı. Baltacı ile Katerina arasında ne tür bir ilişki kurulduğuna dair zaman içinde geniş kapsamlı söylentiler, tartışmalar ve literatür oluşmuştur ?

Osmanlı Devleti kazandığı bu başarıdan sonra, daha önce kaybedilen Mora yarımadasını da geri almak istiyordu. Venedikli korsanların Osmanlı ticaret gemilerine saldırmaları ve Mora halkının Osmanlı Devleti'nin yönetimi altına girmeyi istemesi Venediklilere savaş açılmasına neden oldu ( 8 Aralık 1714). Silahtar Ali Paşa, Modon, Koron ve Navarin'i alarak Mora'yı fethetti ( 22 Ağustos 1715).

Osmanlı paraları...

Akçe-Akça, 
Beşlik,
Cihadiye,
Fındıki,
Groş,
Karabeşlik, Kuruş,
Mağşuş, Mangır, Mecidiye (20 kuruş), Medini,
Osmani-Usmani,
Para, Pul
Sandıklı (Hayriye Altını), Sikke, Sultani,
Şahi,


Zolta-Zolota (Polonya parasına benzer, 30 para), Züyüf,

Saz ya da kamıştan örülmüş büyük sepet...

Kazevi,
Sepet, Zenbil,

Osmanlı devletinde paşaların mahiyetindeki başı bozuk asker...

Sarıca,

Osmanlı devletinin kuruluşunda yararlılık göstermiş din bilginleri...

Şeyh Edebali, (1206-1326) Osmanlı Devleti' nin kuruluş yıllarında yaşamış bir İslam ilahiyatçısı-din bilgini, Ahi şeyhi, Osman Gazi'nin kayınbabası ve hocası, Orhan Gazi' nin dedesi bir anlamda da sonradan imparatorluk olacak Osmanlı Devleti' nin fikir babasıdır. Aslen Karamanlı’ dır. İlk tahsilini memleketinde yapan Edebali, tahsilini Şam’da tamamladı. Tefsir, hadis, tasavvuf ve özellikle İslam Hukuku’da ihtisas sahibidir. Hz. Mevlana gibi, zamanının büyüklerinin sohbetinde bulundu. Osmanlı Devleti’nin kurucusu Sultan Osman Gazi’nin kayınpederidir. Zamanının büyük alim ve velilerindendir. Doğum tarihi kesin olmamakla beraber, Hicri 603 Miladi 1206 yıllarında doğduğu tahmin edilmektedir.

Dursun Fakih (Tursun Fakih),
Şeyh Edebali’nin damadı, Osman Bey’in bacanağı olan Dursun Fakıh’ın doğum ve ölüm tarihleri kesin olarak bilinmemektedir. Sultan Orhan devrinde vefat etti. Karamanlı olduğu bilinen Dursun Fakıh, Şeyh Edebali’den Tefsir, Hadis, Fıkıh ve Usul ilimlerini öğrenmiştir. Osman Bey ile birlikte savaş ve fetihlere katılmıştır. Katıldığı bu seferlerde askerlerin imam hatipliğini ve vaizliğini yapmıştır. Devletin bağımsızlığının bir nişanesi olan Osman Bey adına ilk hutbeyi Karacahisar’ da okuyan ve Osmanlı Devleti’nin ilk kadısıdır.

Osmanlı devletinde divanı hümayin kalemlerinden biri...

Amedi,

Osmanlı sarayının dış birimlerine ve saray dışındaki yönetim örgütüne verilen ad...

Birun, (Farsça bîrôn).
Osmanlı sarayında harem dairesinin ve enderunun, yani sarayın iç dairesinin dışında kalan bölüm.

Mersin ilinde bir mağara...

Çaltı,  
Bozyazı ilçesi Lenger Köyündedir. Lenger Köyü 3 ayrı mahalleden oluşup, Bozyazı ilçesine 40 km uzaklıktadır. Çevresi dağlarla çevrili yemyeşil ormanlık alan içerisinde bulunan Çaltı Mağarası 1200 mt. rakımlıdır. Uzunluğu ve genişliği çok büyüktür. Çok derin olan ve uzunluğunun tespit edilmesi güç olan mağaranın yanlarında, tavanında dikitler, sarkıtlar ve çok yönlü resimler mevcut olup, içerisinde insanı dinlendiren hoş bir hava vardır. 

Ekizin Düdeni Mağarası,
Silifke İlçesi Narlıkuyu Kasabası, Kızılisalı Mah. Gökören Mevkiindedir. Mersin-Antalya karayolunun Kızılisalı Mah.'ne ayrılan asfalt tali yolun 8. Km.sinden itibaren 2 km. Batıya gidilerek ulaşılır. 5-6 metre çapında, 135 metre derinliğinde dik bir düdendir.

Sumaklı Mağarası
(
Düden);
Silifke İlçesi Narlıkuyu Kasabası, Hasanaliler Mah. Sumaklı Mevkiinde yer alır.Mersin-Antalya karayolunun Hasanaliler Mah.ne ayrılan asfalt tali yolun 5. Km.sinde ulaşılan Hasanaliler Köyü'nün 1.5 Km. batı-güneybatı yönündedir.125 metre derinliğinde bir düdendir.


Çukurpınar Mağarası (Düden);
Anamur ilçesi, Sugözü Köyü hudutlarında yer alır. İlçe merkezine 46 km. uzaklıkta olup, 1880 m. yükseklikte Taşeli Platosundadır. Mağaraya giden yol stabilizedir. 1990 yılında bulunan ve Türkiye'nin en büyük mağarası olduğu söylenen bu mağaranın tahmin edilenden de büyük olabileceği söylenmektedir. Son araştırmalara göre 1450 m.'ye kadar inilmiştir.Şimdiki araştırmalara göre dünyanın ikinci büyük mağarasıdır. Henüz ziyaretçilere açılmamıştır.
 

Üğü Mağarası;
Anamur ilçesi, Güneybahşiş Köyündedir. İlçe Merkezine 12 km. uzaklıkta olup, Toros Dağlarındadır. Ulaşım karayolu ile sağlanmaktadır.Yaklaşık 5 km.lik kısmı stabilize kaplıdır.
Mağara 3.zamanın miyosen devri kalkerlerinden oluştuğu ve mağaraya 3 m. çapında dairesel formda bir delikten girilmektedir. Mağara içi,birbirine geçit veren beş ayrı bölümlü olup, toplam 450 m. uzunluğundadır. Tavan yüksekliği 10-20 m.dir. Altı adet göl vardır. Henüz ziyaretçilere açık değildir.


Bicikli Mağarası;
Anamur ilçesi, Abanoz Yaylasındadır. İlçe merkezine 60 km. uzaklıkta olup, 1500 m yüksekliktedir. Yolu asfalt kaplıdır. Mağara 700 m. uzunluğunda ve yedi bölümden oluşmaktadır. İçindeki sarkıtların memeye benzemesi ve uçlarından su damladığı için Bicikli adı verilmiştir.


Mehribakan Mağarası;
Çamlıyayla ilçesi, Sebil Beldesi Yukarı Suçatı mevkiindedir. Sebil Kasabasına 45-50 km. uzaklıkta olup, 45 km. orman yolu sonunda 3-4 km. patika keçi yolu ile ulaşılır. Dağlık ve sarp kayalıklardadır. Tabii,doğal bir mağaradır. Uzunluğu 50-60 m. olup, genişliği 35-40 m.yi bulmaktadır. Tarihi bir mağaradır.

Hacı  Sarının Mağarası,
Çamlıyayla ilçesi, Sebil Beldesi, Çandık Kalesi mevkiindedir. Sebil Kasabasına uzaklığı 55 km. olup,yaklaşık 50 km. orman yolu sonunda 4-5 km. patika keçi yolu ile ulaşılan mağara dağlık bir alandadır.Tabii ve doğal bir mağara olup, 3-4 m. genişliğindedir. 150-200 m. uzunluğundaki mağaranın sonu görünmez.


Saydibi Mağarası,
Çamlıyayla ilçesi, Sebil Beldesinde Cehennem Deresi çayının doğduğu yer olan Gövbürlek Mevkiindedir. Sebil kasabasına 80 km. uzaklıkta olup, 50 km. orman yolu, 30 km. ırmak boyu yaya keçi yolu ile ulaşılır. Tabii,doğal mağara olup,uzunluğu yaklaşık 200-250 m. dir.  4-5 m. genişliğindeki mağaranın içerisi su ile Irmak suyunun en aza indiği dönemlerde mağaraya girilebilir.


Karain Mağarası,  
Çamlıyayla ilçesi,Sebil Beldesi, Zevzekdibi Mevkiindedir. Sebil Kasabası-Çamlıyayla anayolunun 400 m. yukarısında ulaşımı kolay bir yerdir.Tabii,doğal bir mağara olup,tahmini uzunluğu 200-250 m., genişliği 10-15 m. kadardır.(Aynı mevkide aynı özellikleri taşıyan 2 adet mağara daha bulunmaktadır.)    Dereköyü Kuzeyi Mağarası, Mut İlçesi, Dereköyünde bulunmaktadır.Mut'a 40 km., Dereköyüne 2 km. uzaklıkta olup,yolu ham topraktır.Araştırma yapılmamıştır.

Köşekbükü Mağarası;
Anamur ilçesi Ovabaşı Köyündedir. İlçe Merkezine 9 km. uzaklıktadır. 20.000 yıllık bir geçmişe sahip olan mağara 500 m2.lik bir alana oturmuştur. Çevrede oturanların inanışına ve tecrübelerine dayanılarak elde edilen bilgiler bu mağaranın astım hastalarına iyi geldiği söylenmektedir. Bu konuda belli bir program içinde ve her defasında 4'er saatlik süreler içinde kalmak şartıyla astımlı hastaların şifa bulduğu bilinir. Mağarada nem oranı % 80, hava basıncı 762 milibar ve sıcaklık 18 derecedir. Mağara 3 bölümden meydana gelmiştir. Birinci bölümün adı Huzur, ikinci bölümün adı Şifa, üçüncü bölümün adı ise Dilek'tir.

Yedi Uyurlar(Eshab-ı kefh) Mağarası;
Tarsus ilçesinin kuzey-batısında,14 km. uzaklıkta yer alan Dedeler Köyündedir. Eshabı Kehf mağarası, Hıristiyan ve Müslümanlarca kutsal bir ziyaret yeri olarak kabul edilir. Mağara dört köşe olarak kayadan oyulmuştur ve 1520 basamakla girilir. Mağaranın üstünde 1873 yılında Sultan Abdülaziz tarafından yaptırılan camiye sonradan üç şerefeli bir de minare eklenmiştir. Kuran-ı Kerim'de Kehf Suresinde sözü edilen mağara Müslüman ve Hıristiyanlarca kutsal sayılmaktadır.

Cennet Çöküğü;
Silifke İlçesi Narlıkuyu Kasabası, Hasanaliler Mahallesinde yer almaktadır. Bir yeraltı deresinin yol açtığı kimyasal erozyonla tavanın çökmesi sonucu meydana gelmiş büyük bir çukurdur. Elips biçimindeki ağız kısmı çapları 250 m ve 110 m olup derinliği 70 metredir. Çökük tabanının güney ucunda 200 m uzunluğunda ve en derin noktası 135 m olan büyük bir mağara girişi ve bu mağaranın ağzında küçük bir kilise vardır. Kilisenin giriş kapısı üzerindeki 4 satırlık kitabede, bu kilisenin V.yy'da Paulus adında dindar bir kişi tarafından Meryem Ana'ya ithaf en yaptırılmış olduğu yazılmaktadır.
Cennet çöküğünün içine her biri oldukça geniş 452 basamaklı taş bir merdivenle inilir. Kiliseye 300. basamakta varılır. Kiliseden sonraki mağaranın bitim noktasında mitolojik bir yeraltı deresinin sesi duyulur.

Cehennem Çukuru;
Silifke İlçesi Narlıkuyu Kasabası, Hasanaliler Mahallesinde Cennet Çöküğü ile yan yana bulunmaktadır. Cennet çöküğünün 75 m kuzeyindeki Cehennem çukuru da Cennet çöküğü gibi oluşmuştur. Ağız çember çapları 50 m ve 75 m, derinliği 128 metredir. Kenarları içbükey olduğu için içerisine inmek mümkün olmamaktadır.
Mitolojiye göre Zeus, alevler kusan yüz başlı ejderha Typhon'u buradaki bir kavgada yendikten sonra, onu Etna Yanardağı'nın altına sonsuza dek kapatmadan önce bir süre Cehennem çukurunda hapsetmiştir. 

Astım Mağarası;
Silifke İlçesi Narlıkuyu Kasabası, Hasanaliler Mahallesinde Cennet çöküğünün 300 m güneybatısındadır. İçine helezonik demir bir merdivenle inilir. Birbirine bağlantılı, toplam uzunluğu 200 metreyi bulan galeriler çok ilginç şekilli dev sarkıt ve dikitlerle süslüdür. İçi ışıklandırılmış olup, mağaranın astımlılara iyi geldiğine inanıldığı ve içinde dilek tutulduğu için Astım - Dilek Mağarası denmiştir. Mağarada sıcaklık ortalaması 15 derece santigrat olup, nem oranı yazın %85, kışın %95'e ulaşır. Cennet ve Cehennem çökükleri ile Astım Mağarası çevresindeki ağaç ve çalı dallarına burayı ziyarete gelenler dilek dileyip bez parçası bağlarlar.

Mersin ili yemekleri...

Batırık, (Mersin/ Silifke yöresine ait) , Babukannus (Patlıcan gömmesi),
Cezerye(Havuç Tatlısı), Cızlama,
Çileme,
Dolaz,
Etli Dövme pilavı,
Heleş, Humus (Nohut, tahin, limon, sarımsak, maydanoz, ile yapılır.)
Gaygana, 
Kavut(Türkmen yemeği), Kerebiç, Kulak çorbası,
Lepe,
Maş çorbası, Mollaç, Mahluta,
Övelemeç, 
Palize,
Samsıra,(pekmez ve susamla  yapılır), Sarı kabak kompostosu, Susamlı köfte,

Tantuni;
Malzemeler;  500 gram kıyma, 1 paket un,  3 adet soğan,  3 adet orta boy domates, 3 dilim bayat ekmek,  3 adet yeşilbiber, 1 çorba kaşığı ayçiçek yağı,  tuz
Salatası için; 1 demet taze soğan, 1 adet limon,  1 demet maydanoz,  bir miktar sumak
Yapılışı; Tencereye kıymayı koyun. Bir miktar su ilave edin. Kıyma suyunu çekene kadar pişirin. Yemeklik doğradığınız 3 adet soğanı ve daha sonra 1 çorba kaşığı ayçiçek yağını ekleyin. Birkaç dakika kavurun. 3 adet yeşil biberi küçük küçük doğrayın onu da tencereye ilave edin. Tenceredeki malzemeleri bir sacın üzerine ya da teflon tavaya dökün. Birkaç dakika daha kavurun. Malzemeleri yeniden tencereye boşaltın küp şeklinde doğradığınız 3 adet domatesi içine atın. Tencerenin kapağını kapatın. Başka bir kabın içine 1 paket unu dökün. Ortasını havuz gibi açın. Tuz ve ufaladığınız bayat ekmek dilimlerini ekleyin. Daha sonra bir miktar su ekleyin. Yoğurarak hamur elde edin. Küçük bezeler koparıp, oklavayla tabak büyüklüğünde açın. Teflon tavada veya sacda pişirin. Yufkalar pişerken, bir yandan salatayı hazırlayın. Bunun için, soğanları yarım ay şeklinde doğrayın. Tuz, yaprakları ayrılmış maydanoz, sumak ve limon suyuyla karıştırın. Pişirdiğiniz yufkaların içine kıymalı harcı ve salatayı doldurun. Rulo biçiminde sarın. Soğutmadan servis yapın.


Topalak çorbası (Mersin-Mut yöresine özgü); Malzemeler: 250 gr kıyma, 2 su bardağı ince bulgur, 1 yemek kaşığı biber salçası(domates salçasıda olabilir), 1 su bardağı su, 1/2 çay bardağı un, Tuz, kimyon, kuru nane, karabiber (domates salçası kullanıyorsanız biraz pul biber), 1 adet kuru soğan, 2-3 diş sarımsak, 1 su bardağı nohut     1 su bardağı kuru fasulye, 1 su bardağı yeşil mercimek, 3 yemek kaşığı tereyağı, 1 yemek kaşığı salça.
Yapılışı: Nohut,fasulye,mercimek ayrı ayrı haşlanıp süzülür. Kıyma,rendelenmiş soğan ve sarımsak, ince bulgur,un,salça,tuz ve baharatlar yoğrulur. Yoğrulurken azar azar su ilave edilerek yoğrulmaya devam edilir. Fındık büyüklüğünde köfteler yuvarlanır. Un serpilmiş bir tepsiye konur. Köfteler 2-3 saat bekletilir. Bir tencereye su konur. Biraz tuz eklenir. Su kaynayınca köfteler içine atılıp pişirilir. Yaklaşık 20-30 dakika sonra haşlanmış nohut, fasulye, mercimek eklenir. Bir tavada tereyağ eritilir. İçerisine salça konup karıştırılır. İçine biraz kaynamış su ekleyip tekrar karıştırılır. Tencereye aktarılır. Biraz pişince ateşten alınır. Afiyet olsun.

Tatar Çorbası,
Yüzük çorbası (bulgur, nohut, et, karabiber ve kimyon, salça, ile yapılır.)

Mersin Sillifke yolu üzerinde antik bir kent...

Akkale (Tırtar), 
Mersin - Silifke Karayolu'nun 49. km'sinde, Tırtar Köyü'nün deniz kıyısı tarafındadır. Geç Roma Dönemi'nde kurulmuştur. Kalıntılar arasında saray olabilecek bir yapı, hamam, sarnıç vs. bulunmaktadır. 15.000 ton zeytinyağı alabilecek kapasitedeki yapı halen ayaktadır.Mersin - Silifke Karayolu'nun 49. km'sinde, Tırtar Köyü'nün deniz kıyısı tarafındadır. Geç Roma Dönemi'nde kurulmuştur. Kalıntılar arasında saray olabilecek bir yapı, hamam, sarnıç vs. bulunmaktadır. 15.000 ton zeytinyağı alabilecek kapasitedeki yapı halen ayaktadır.

Kelenderis, Kilindere (Aydıncık), 
Kelenderis, Anamur, Silifke ana yolu üzerindeAydıncık’ın yayıldığı yerde, küçük bir koyun batı yanındaki yarımadacıktır. ilçesinde,Kent, Senir dağlarının Akdeniz’e iyice uzantı yaparak oluşturduğu Karabıyık burnu ile doğuda, Susuz Dağın uzantısı olan Davulcu tepelerin uç noktası olan Sancak burnu arasında kalan koyun güneybatısında, doğuya doğru uzanan bir yarımadanın batısına, denizden çok az bir eğimle yükselen alana kurulmuştur.
Yarımadanın güneyi denizden 20 m. kadar yükselir ve sarp yamaçlarıyla doğal bir koruma oluşturur. Buradaki kent, İ.Ö. 600 dolaylarında yöreye gelen Samos/Sisam’lı göçmenlerce Hellenleştirilmiştir. Roma egemenliği döneminde, üzerinde “Kelenderiton” (Kelenderislilerin) yazısı bulunan paralar basılmıştır. İ.Ö. 6.yüzyıldan dan itibaren Kelenderisin tarihi aydınlanmaya baslar. Bu yüzyılda Kelenderis’i Yeni Babil kaynaklarında sözü edilen Pirindu bölgesinin sınırları içerisinde görürüz. İ.Ö.5 ve 4. yüzyıllarda Pers egemenliğine ragmen, Kelenderis tarihinin bildiğimiz en parlak ve aktif dönemi başlar. 5.yüzyıl başlarında, Aegina standartlarında basılan ilk drachmilerin ardından 450 den itibaren Pers standartlarında ancak Grek karakterinde basılmış gümüş straterler, tetroboller ve oboller bilinmektedir.

Korykos, Korykion-Antron (Cennet-Cehennem), 
Silifke-Mersin karayolunda, Silifke’den 21 km. ileride, Narlıkuyu Köyü’nün ve oradaki körfezin yanındadır. Körfezin yanında İ.S.4.yüzyıldan kalma bir Roma hamamının mozaikli tabanını koruyup, sergileyen “Narlıkuyu Mozaik Müzesi” bulunmaktadır.Kuzeyde yer alan Cennet-Cehennem obrukları yöredeki diğer bir çok obruk gibi antik dönemde kutsal konumdadır. Obruklar, doğal çöküntülerle oluşmuş, dik yamaçlı, çok büyük ve derin çukurlardır.
 
 Kanlı Divan, Kanytella, Canytelis (Kanlıdivane),
Antik Olba Krallığı’nın kutsal yerleşim yeri olan kentin tarihi MÖ 3. yy.a kadar gitmektedir. MS 4. yy.da adı Neapolis olarak değişen kent en parlak dönemini yaşamıştır. Bizans İmparatoru II. Theodosius (408-450), bu alanda kutsal bir Hristiyanlık merkezi kurmuştur.
Kent, 60 metre derinliğinde geniş bir obruk etrafında kurulmuştur. Doğal bir çöküntü alanı olan bu çukura efsaneye göre Roma çağında suçlular atılıp vahşi hayvanlara yem edildiği için kente Kanlıdivane denilmiştir. Obruğun içinde divan üzerinde oturan bir kadın ve iki erkek kabartması yer alır. Yağmur sularıyla toprak rengine bulanan bu kabartmalar nedeniyle kente Kanlı Divan denildiği ve zamanla Kanlıdivane’ye dönüştüğü de anlatılır. Merdivenlerle inilen çukurun, büyüklüğünden ötürü tanrısal olduğu düşünülmüş ve kent tarih boyunca dinsel bir merkez olmuştur.

Nagidos, 
Kelenderis gibi, bölgenin en eski kentlerinden biri olan Nagidos'un kalıntıları Bozyazı İlçesi'nde, kıyıya yakın bir tepe üzerindedir. Hakkında çok az bilgiye sahip olduğumuz kentten günümüze ulaşan yalnızca sur kalıntılarıdır. Bozyazı Çayı üzerindeki köprü Roma Çağına ait özellikler ortaya koymaktadır. Roma ve Bizans Döneminden kalma tarihi mekânların arasında su yolu kalıntısı ile bir hamamın temelleri de vardır. Antik kaynaklar Nagidos'un da Kelenderis gibi, Samoslular tarafından kolonileştirildiğini belirtmektedir.

Nagidos'un M.Ö. 5. ve 4. yüzyıllarda Pers egemenliği altında olduğu, bu dönemde basılan satraplık sikkelerinden anlaşılmaktadır. Kent, ilkin Hellenistik Çağda Mısır'daki Ptolemaiosların etkisi altına girmişse de daha sonra yoğun korsan saldırıları sonucunda tüm gücünü yitirmiştir. Bu gün müzede sergilenen eserler, kentin batısında rastlantı sonucu bulunan mezarlardan çıkarılmıştır. M.Ö. 4. ve 3. yüzyıldan kalma bu eserler pişmiş topraktan yapılmış lahit mezarların yanına ve içine konan oldukça zengin ölü armağanlarını içermektedir.

Popüler Yayınlar

Yeni içerikler için takip edin!